Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Genel Sekreteri Cemal Akkuş, şehit yakınları ve gazilerin haklarına ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Akkuş, “Şehit Yakınları ve Gazilerin Hakları: Vefa, Hukuk ve Haysiyet Meselesi” başlıklı köşe yazısında, mevcut hak sisteminin parçalı yapısına ve farklı statüler nedeniyle ortaya çıkan eşitsizliklere dikkat çekti.
Akkuş, Türkiye’de şehitlik ve gaziliğin dinî hafıza, millî aidiyet, askerî gelenek ve sosyal güvenlik hukukunun kesiştiği çok katmanlı bir alan olduğunu belirterek, fedakârlığın toplum tarafından ortak bir değer olarak görülmesine rağmen hak sahipliğinin farklı kanun ve kurumlara dağıldığını ifade etti.
“Vefa ile barış birbirinin rakibi değildir”Toplumsal barış tartışmalarında şehit ve gazilerin hatırasının iki farklı uç arasında sıkıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Akkuş, vefa ile barışın birbirine alternatif olmadığını belirtti.
Akkuş, şehit aileleri ve gazilerin güvenlik politikalarının sonuçlarını doğrudan yaşamış, kamu adına alınan riskin bedelini ödemiş önemli paydaşlar olduğunu ifade ederek, devletin bu kesimlerle kurduğu ilişkinin toplumsal barışın önemli göstergelerinden biri olduğunu kaydetti.
Akkuş, yalnızca törenlerde teşekkür edilmesinin yeterli olmadığını belirterek, “Aylığının hesabını anlayamayan, protezini yenilemek için kurumlar arasında dolaşan, yaralandığı hâlde hukukî eşik nedeniyle gazi haklarından yararlanamayan veya talebini anlatırken aşağılandığını hisseden” kişilerin yaşadığı sorunların da dikkate alınması gerektiğini savundu.
“Maddi hakların yanında moral ve haysiyet de korunmalı”Şehit yakınları ve gazilerin sorunlarının yalnızca maddi haklarla sınırlı olmadığını belirten Akkuş, kamu görevlilerinin kullandığı dilin, başvuru süreçlerinin, muayene işlemlerinin ve kamu kurumlarındaki yaklaşımın da önemli olduğunu söyledi.
Akkuş, sosyal politikaların merkezinde moral ve haysiyetin bulunması gerektiğini belirterek, devletin kendi adına fedakârlık yapan insanlara verdiği sözü tutacağına ilişkin güvenin toplumsal barış açısından kritik olduğunu ifade etti.
“Gazi” kavramındaki hukukî ayrımlara dikkat çektiYazısında “gazi” kavramının tarihî, dinî ve hukukî anlamları arasındaki farklılıklara da değinen Akkuş, muharip gazi, harp malulü ve vazife malulü kavramlarının aynı anlama gelmediğini belirtti.
Akkuş, bir kişinin çatışmaya katılmış olmasının tek başına hukukî anlamda maluliyet statüsü oluşturmayabileceğine dikkat çekerek, yaralanmasına rağmen mevzuattaki maluliyet şartlarını karşılamayan kişilerin de yaşadığı sorunların göz önünde bulundurulması gerektiğini savundu.
Özellikle travma sonrası stres, işitme kaybı, patlama basıncının etkileri ve yıllar içerisinde ortaya çıkabilen kas-iskelet sorunlarının ilk sağlık değerlendirmelerinde fark edilmeyebileceğini belirten Akkuş, hizmetle bağlantısı ortaya konulan gecikmiş sağlık sorunlarının da sistem tarafından dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
“Tek bir kesin şehit ve gazi sayısından söz etmek mümkün değil”Şehit ve gazilere ilişkin istatistiklerin farklı kurumlar tarafından farklı amaçlarla tutulduğunu belirten Akkuş, bu nedenle Cumhuriyet döneminin tamamına ilişkin tek bir kesin toplam üzerinden değerlendirme yapılmasının doğru olmayacağını söyledi.
Akkuş, MSB, İçişleri Bakanlığı, SGK, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve diğer kurumların kayıtlarının farklı kategorileri kapsadığını belirterek, şehit, gazi, vazife malulü, dul ve yetim gibi grupların aynı veri içerisinde değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Bu kapsamda yıllık ve anonim istatistik bültenleri yayımlanmasını öneren Akkuş, yaşayan gazilerin yaş, il, statü, maluliyet, bakım, protez, sağlık, istihdam ve eğitim ihtiyaçlarının daha sağlıklı şekilde takip edilmesi gerektiğini kaydetti.
Şehit yakınları için uzun vadeli destek önerisiŞehit yakınlarının ihtiyaçlarının yalnızca dul ve yetim aylığı ya da olayın hemen ardından sağlanan desteklerle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten Akkuş, ailelere uzun dönemli ve isteğe bağlı psikososyal danışmanlık verilmesini önerdi.
Akkuş, hak sahipliğinde iki nesille sınırlı bir modelin uygulanabileceğini savunarak, ilk halkada eş, çocuklar ve anne-babanın; ikinci halkada ise belirli şartlarla şehidin ölüm tarihinde fiilen bakmakla yükümlü olduğu torunların değerlendirilebileceğini ifade etti.
Parçalı mevzuata karşı ortak çerçeve önerisiTürkiye’de şehit yakınları ve gazilere yönelik hakların farklı kanunlara dağılmış olmasının vatandaş açısından karmaşık bir sistem ortaya çıkardığını belirten Akkuş, ortak ilkeleri içeren bir çerçeve kanun hazırlanması gerektiğini savundu.
Akkuş, ölüm, yaralanma, maluliyet ve hak sahipliği konusunda açık kriterler oluşturulmasını; benzer zararlar arasında nesnel bir gerekçe bulunmadan ortaya çıkan farklılıkların giderilmesini önerdi.
Başvuru yükünün tamamen hak sahibine bırakılmasının da eşitsizlik oluşturabileceğini belirten Akkuş, devletin hak sahibinin statüsü kesinleştiğinde yararlanabileceği bütün hakları açık şekilde bildirmesi ve mümkün olan ödemeleri başvuruya gerek kalmadan başlatması gerektiğini ifade etti.
Kamu istihdamında “vefa ve liyakat” dengesiAkkuş, şehit yakınlarına sağlanan doğrudan kamu istihdamı hakkını da değerlendirdi. Bu uygulamanın yalnızca bir yardım değil, kanunla belirlenmiş bir telafi hakkı olarak görülmesi gerektiğini belirten Akkuş, ancak kamu görevlerinde zorunlu mesleki yeterliliklerin de korunması gerektiğini vurguladı.
Şehit yakınlarının kamuya atanmasında eğitim ve beceriye uygun eşleştirme yapılmasını öneren Akkuş; işe hazırlık eğitimi, erişilebilir çalışma ortamı, eşit işe eşit ücret, objektif yükselme ve ortak disiplin kurallarının uygulanması gerektiğini kaydetti.
Ayrıca sağlık, bakım ve eğitim gibi zorunluluklar nedeniyle atama yeri değişikliği ihtiyacının değerlendirilmesi, bakım verenler için gerekçeli yaş istisnaları oluşturulması ve hak sahiplerinin kariyer süreçlerinin takip edilmesi yönünde önerilerde bulundu.
Gazilerin taleplerinin yalnızca maaş üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söylediAnkara’da eylem yapan er ve erbaş gaziler ile er şehit ailelerinin gündeme getirdiği taleplere de değinen Akkuş, tartışmanın yalnızca aylık miktarları üzerinden yürütülmemesi gerektiğini ifade etti.
Akkuş; rütbe ve görev statüsünden kaynaklanan farklılıkların azaltılması, sağlık ve protez hizmetlerinin kesintisiz sunulması, yaralandığı hâlde malul sayılmayan kişilerin sorunlarının görünür hâle getirilmesi ve ailelerin geleceğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.
Gazilerin eylemlerine yönelik kamu müdahalesinde de özel hassasiyet gösterilmesi gerektiğini ifade eden Akkuş, gazilerin beden bütünlüğü, yardımcı cihazları, madalyaları ve kişisel eşyalarına yönelik uygulamaların devletin vefa anlayışıyla uyumlu olması gerektiğini savundu.
“Vefa siyasî araç değil, kurumsal ölçü olmalı”Şehit ve gazi kavramlarının yüksek duygusal karşılığı nedeniyle siyasî araç hâline getirilebildiğine dikkat çeken Akkuş, hak temelli bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini söyledi.
Akkuş, şehit aileleri ve gazilerin yalnızca tek bir dernek veya temsil grubuyla sınırlandırılmaması gerektiğini belirterek; muharip gaziler, harp ve vazife malulleri, yaralanıp malul sayılmayanlar, şehit eşleri, anne-babalar, çocuklar, terör mağduru siviller, kadınlar ve engellilik uzmanlarının temsil mekanizmalarında yer almasını önerdi.
“Barış ile vefa arasında sahte bir tercih var”Yazısının sonunda şehit ve gazilere sahip çıkmanın yalnızca geçmişe dönük bir teşekkür olmadığını vurgulayan Akkuş, bunun devletin vatandaşlarına verdiği geleceğe dönük bir söz olduğunu ifade etti.
Akkuş, “Barış, yalnız silahların susması değildir. Toplumun devletin adaletine yeniden inanmasıdır” değerlendirmesinde bulunarak, şehit yakınlarının ve gazilerin makul taleplerinin karşılanmasının yanı sıra moral ve haysiyetlerinin korunmasının da toplumsal barış açısından vazgeçilmez olduğunu savundu.
Akkuş’un önerileri arasında; ortak zarar tabanı, iki nesille sınırlı aile desteği, beceriye uygun doğrudan istihdam, yaşam boyu sağlık ve rehabilitasyon, bağımsız denetim, tek kapı hizmet modeli ve çoğulcu temsil öne çıktı.