Akademisyen ve yazar Göktuğ Halis’in konuk olduğu etkinlikte, insanlık tarihinin en eski anlatıları olan mitlerin kökenleri ve bu hikayelerin modern insanın zihin dünyasındaki izleri detaylı bir şekilde ele alındı. Nilüferli sanatseverlerin katılımıyla gerçekleşen buluşmada, mitsel sembollerin geçmişten bugüne toplumsal ve bireysel yapıları nasıl inşa ettiği tartışıldı.
Mitolojinin Evrensel ve Yerel KökleriSöyleşide dünya mitolojileri ve Anadolu’nun kadim inanışları üzerine yaptığı araştırmaları paylaşan Göktuğ Halis, mitolojiyi sadece Antik Yunan ile sınırlandırmanın büyük bir yanılgı olduğunu ifade etti. Mitolojik anlatıların insanlık tarihinin çok daha ilkel ve köklü dönemlerine uzandığını belirten Halis, bu alanın tam anlamıyla kavranabilmesi için arkeoloji, tarih ve karşılaştırmalı din çalışmaları gibi disiplinlerden beslenilmesi gerektiğini vurguladı. Anadolu’nun kırsal kesimlerinde bir ağaca veya bir kuşa yüklenen anlamların dahi aslında yaşayan birer mitolojik unsur olduğunu söyleyen Halis, bu anlatıların gündelik yaşamın içinde varlığını sürdürdüğüne dikkat çekti.
Ruh Bilimi ve Kültürel Belleğin Ortak PaydasıPsikoloji biliminin 19. yüzyıldan itibaren mitolojiyle kurduğu ilişkiye değinen Halis, Sigmund Freud ve Joseph Campbell gibi düşünürlerin teorileri üzerinden kapsamlı bir analiz sundu. Mitlerin sanılanın aksine sadece bireysel ruhsal süreçlerle sınırlı olmadığını savunan yazar, bu anlatıların aynı zamanda toplumsal krizleri çözme ve kültürel hafızayı nesiller boyu aktarma görevini üstlendiğini belirtti. Özellikle mitolojilerde sıkça rastlanan “tanrıların insanlığı terk etmesi” temasının psikolojik açıdan ebeveyn-çocuk bağının kopuşuyla bağdaştırılması, dinleyiciler için farklı bir bakış açısı oluşturdu. Kahramanlık mitlerinin dünya genelindeki benzerliğinin ise bireyin kendi kimliğini bulma ve toplumda yer edinme çabasının evrensel bir yansıması olduğu ifade edildi.