<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel>
    <title>Bursa Görüş</title>
    <link>https://www.bursagorus.com.tr/</link>
    <description>Herkesin bir Görüş&amp;#039;ü olmalı</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bursagorus.com.tr/rss" type="application/rss+xml" rel="self"/>
    <language>tr_TR</language>
    <copyright>Copyright 2026, Bursa Görüş</copyright>
    <lastBuildDate>Sun, 09 Aug 2026 13:04:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <item>
      <title><![CDATA[Betonarme su depoları Lejyoner hastalığını tetikliyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/betonarme-su-depolari-lejyoner-hastaligini-tetikliyor-h6618.html</link>
      <description><![CDATA[Legionella bakterisi, suyun durgun olduğu betonarme su depolarında gelişiyor. Bu durum, zatürre hastalığını taklit eden Lejyoner hastalığına neden oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşam alanlarındaki su depoları, suyun kalitesini ve güvenliğini doğrudan etkiliyor. Betonarme su depoları, suyun durgun kalmasına ve Legionella bakterisinin gelişmesine neden oluyor. Legionella bakterisi bulunan suyun içilmesi veya su damlacıklarının teneffüs edilmesi ise Lejyoner hastalığına neden oluyor.</p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p>Lejyoner hastalığı, zatürre hastalığını taklit eden bir hastalıktır. Yüksek ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi’nin (CDC) verilerine göre, Lejyoner hastalığına yakalanan her on kişiden biri hayatını kaybediyor.</p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p>Ekomaxi Yönetim Kurulu Başkanı Osman Yağız, Lejyoner hastalığı ile mücadele kapsamında binalarda ki su depolarında muhafaza edilen suyun güvenliğine dikkat çeken açıklamalarda bulundu.</p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p><strong>Betonarme su depoları hastalık riskini artırıyor</strong></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p>Yağız, “Suyun durgun olduğu su depoları, Legionella bakterisinin gelişmesine neden oluyor. Özellikle zamanla mukavemeti zayıflayan ve çatlaklar oluşan betonarme su depolarında suyun sıcaklık değerleri, dış ortam şartlarına göre değişiyor. Bu durum ise suyun kimyasal yapısının bozulmasına ve depoda; pas, yosun ve bakteri oluşumuna neden oluyor. Bu nedenle Legionella bakterisi ile mücadelede mukavemeti ve yalıtım katsayısı oldukça yüksek olan yüksek GRP Su Deposu teknolojisi tercih etmek kritik önem taşıyor” dedi.</p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p><strong>GRP Su depoları, suyun kalitesini koruyor</strong></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p>Yüksek mühendislik malzemesi olarak bilinen SMC veya cam elyaf takviyeli kompozit malzeme ile üretilen GRP su depoları, aşırı sıcak ve aşırı soğuk dış ortam şartlarından etkilenmediği için depolanan suyun kalitesinde hiç bir değişiklik veya bozulma olmuyor. Ayrıca GRP depo panellerinin pürüzsüz yüzey yapısı ve cam elyaf içeriği nedeniyle UV ışınlarının geçirgenliği sıfıra yakın oluyor. Bu sayede depolanan su içerisinde; yosun, mantar ve bakteri oluşumunu önlüyor.</p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p><strong>Lejyoner hastalığı ile mücadele kapsamlı olmalı</strong></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph --></p>

<p>Yağız, “Ancak Lejyoner hastalığı ile mücadeleyi yalnızca betonarme su depolama sistemleri ile sınırlandırmamak ve konuyu daha kapsamlı olarak ele alıp, yapılardaki tesisat sistemlerinin tamamını gözden geçirmek gerekiyor. Ayrıca binalardaki içme suyu tesisatının uzman mühendisler tarafından tasarlanması da bu sorunla mücadelede büyük önem taşıyor” dedi.</p>

<p><!-- /wp:paragraph --></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/betonarme-su-depolari-lejyoner-hastaligini-tetikliyor-h6618.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Nov 2023 11:12:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2023/11/betonarme_su_depolari_lejyoner_hastaligini_tetikliyor_h6618_07f9c.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çakmak ailesi 100 yıl sonra ata topraklarına geri döndü]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/cakmak-ailesi-100-yil-sonra-ata-topraklarina-geri-dondu-h6283.html</link>
      <description><![CDATA[1923&#039;te mübadele ile Türkiye&#039;ye gelen Çakmak Ailesi, 100 yıl sonra ata topraklarına geri döndü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>ESRA CAN</em></strong></p>

<p><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Türkiye'nin tarihine damgasını vuran<strong> Lozan Anlaşması</strong>, 1923 yılında gerçekleşen <strong>mübadele </strong>süreciyle birçok aileyi etkiledi. Bu ailelerden biri de Çakmak Ailesi oldu. 16 Aralık 1923 tarihinde<strong> Yunanistan</strong>'ın <strong>Selanik</strong>, <strong>Drama</strong>, <strong>Osaniçe</strong>'den Türkiye'ye göç eden aile, 100 yıl sonra mübadele topraklarına geri dönmenin mutluluğunu yaşıyor.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-19.51.22_6cbe89d0.jpg" style="height: 489px; width: 637px;" /></p>

<p><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Dramatik bir yolculuğun ardından, ailenin büyükleri Büyükçekmece'ye inmiş, ardından <strong>İstanbul</strong>, Çatalca, Celepköy'e yerleşmişlerdi. Ancak asıl hikâye, ailenin mübadelenin 100. yılında bu topraklara geri dönme kararıyla başladı. Aile büyüklerinden <strong>Halil Çakma</strong>k'ın 1973 yılında yaptığı araştırma, ata topraklarının Sidironero olarak Yunanca'ya çevrildiğini ortaya çıkardı.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-19.51.22_31f9be2d.jpg" style="height: 398px; width: 637px;" /></p>

<p>Baba tarafından dede Murat Mehmet'ten, Parko lakaplı Sait Emin oğlu Süleyman Çavuş’un torunu olan,&nbsp;anne tarafından da Kamberoğlu Emin’in torunu Mehmet Kaan Çakmak’a&nbsp;Türkiye’den Yunanistan’a mübadele eden İraklis Eleftheriadis&nbsp;tarafından atalarının toprakları hediye edildi. Bu hediye, Selanik, Drama, Osaniçe'nin köklü ailelerinden olan Çakmak ailesi için yeni bir dönüm noktası oldu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-19.51.21_fcb06f51.jpg" style="height: 714.986px; width: 505.994px;" /></p>

<p><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bu anlamlı hediyenin hikayesini <strong>Bursa&nbsp;Uludağ Gazetesi</strong>’yle paylaşan Mehmet Kaan Çakmak, "Dedelerimiz 1923 yılında, bu toprakları bırakıp Türkiye'ye geldiler. Biz de 100 yıl sonra, dedelerimizin topraklarına geri döndük. Bu, bizim için çok anlamlı bir olay. Dedelerimizin topraklarında yaşayarak, onların hatırasını yaşatacağız" ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-19.51.21_f15c0346.jpg" style="width: 501.989px; height: 695px;" /></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/cakmak-ailesi-100-yil-sonra-ata-topraklarina-geri-dondu-h6283.html</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:00:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2023/10/cakmak_ailesi_100_yil_sonra_ata_topraklarina_geri_dondu_h6283_cfd15.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ULUDAĞ GAZETESİ&#039;NDEN DEPREMZEDE ÇOCUKLARA YARDIM]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/uludag-gazetesi-nden-depremzede-cocuklara-yardim-h5670.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Büyükşehir Belediyesi, Uludağ Gazetesi işbirliğiyle Kırklareli Ahi Evran Üniversitesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nin ortak yürüttüğü “TÜBİTAK-4007 Afet Bölgesi Bilim Her Yerde Özel Destek Çağrısı - Kahraman Çocuklar Bilimle Güçleniyor” projesine destek verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgede yaşamın normale dönmesi adına önemli çalışmalar yürüten, Hatay’da yardımların dağıtımı, seyyar tuvaletler kurulumu ve 2 bin konteynerden oluşan kentler kuran Bursa Büyükşehir Belediyesi, afetzede çocuklara moral vermeye devam ediyor. Çocukların moral motivasyonlarını yükseltmeyi amaçlayan Büyükşehir Belediyesi, Uludağ Gazetesi ortaklığında önemli bir projeye destek verdi. Kırklareli Ahi Evran Üniversitesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nin ortak yürüttüğü “TÜBİTAK-4007 Afet Bölgesi Bilim Her Yerde Özel Destek Çağrısı - Kahraman Çocuklar Bilimle Güçleniyor” projesine destek sağlandı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/33136_MTY0YjY0Nj_2.jpg" /></p>

<p>Proje kapsamında çocuklara resim defteri, boyama defteri ve boyama kalemi setleri deprem bölgesini kapsayan tüm il, ilçe ve köylerde 5000 takım olarak dağıtıldı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/uludag-gazetesi-nden-depremzede-cocuklara-yardim-h5670.html</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 11:42:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2023/07/uludag_gazetesi_nden_depremzede_cocuklara_yardim_h5670_47f80.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fanta Fest Turnesi Bursa İle Devam Ediyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/fanta-fest-turnesi-bursa-ile-devam-ediyor-h3799.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin en büyük gezici müzik festivali Fanta Fest, uzun bir aradan sonra müzik ve eğlenceyi Türkiye’nin dört bir yanına Edis ve Gazapizm ile taşımaya devam ediyor. Fanta Fest’in İstanbul’dan önceki son durağı 7 Eylül’de Bursa olacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlk olarak 2001 yılında gerçekleşen ve kesintisiz olarak 14 yıl boyunca devam eden Fanta Fest, uzun bir aradan sonra 18 Ağustos’ta tekrar başladı. Ünlü sanatçılar Edis ve Gazapizm’in sahne aldığı Fanta Fest’in dokuzuncu konseri 7 Eylül&nbsp; Çarşamba günü Bursa AS Outlet AVM’de gerçekleşecek.<br />
18 Ağustos-10 Eylül tarihleri arasında toplam 10 şehirde yüz binlerce müzikseverin katılımıyla gerçekleşecek olan Fanta Fest, müzik ve eğlenceyle dolu programı ile katılımcılarına eşsiz bir festival deneyimi vadediyor.&nbsp;<br />
Türkiye’nin sevilen sanatçıları Edis ve Gazapizm’in festival katılımcılarını şarkılarıyla müziğe doyuracağı Fanta Fest, Bursa’dan sonra 10 Eylül’de İstanbul’da gerçekleşecek</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/fanta-fest-turnesi-bursa-ile-devam-ediyor-h3799.html</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Sep 2022 20:07:24 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/09/fanta-fest-turnesi-bursa-ile-devam-ediyor_24348.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eyrice Dental Grubu Dünyaya Açılıyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/eyrice-dental-grubu-dunyaya-aciliyor-h3777.html</link>
      <description><![CDATA[Ağız ve diş sağlığı alanındaki 25 yıllık deneyimini 1 yıl önce hizmete giren Bursa’nın ilk ağız ve diş sağlığı merkezi ile taçlandıran Eyrice Dental Grubu, TEKNOSAB’da kuracağı akıllı fabrika ile dünyaya diş protezi ihraç etmeye hazırlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada sadece üç ülkede bulunan fabrikaların bir benzerini Bursa’da kurmak için fizibilite çalışmalarına başlayan Eyrice Dental Grubu, Türkiye’nin halen yıllık 100 milyon dolar olan diş protezi ihracatını ilk etapta iki katına çıkarmayı amaçlıyor.&nbsp;</p>

<p>Bünyesinde Bursa’nın ilk ve tek A grubu ağız ve diş sağlığı merkezi olan Özel Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’ni de bulunduran Eyrice Dental Grubu, ihracata odaklandı. Dünyada sadece ABD, Çin ve Hindistan’da bulunan diş protez fabrikalarının bir benzeri için kolları sıvayan Eyrice Dental Grubu, TEKNOSAB’da kuracağı akıllı fabrika ile Türkiye’yi dünya diş protez pazarının en büyük oyuncuları arasına sokmaya hazırlanıyor.</p>

<p>Eyrice Dental Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Türkay Eyrice, 25 yıllık sektörel deneyimi olan grubun son dönemde yatırım atağına kalktığını, bu kapsamda ilk olarak geçen yıl Bursa’nın ilk ve tek ağız ve diş sağlığı merkezini (ADSM) hizmete açtıklarını kaydetti. Ağız ve diş sağlığıyla ilgili 8 ana bilim dalının tümünün uzmanlarının görev yaptığı Eyrice Diş ADSM’nin Bursa’da büyük bir boşluğu doldurduğunu ifade eden Eyrice, “Bursa’ya yüksek standartlarda bir ADSM kazandırdık. Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki 6 katlı, 2 bin 400 m2’lik binamızda 20 diş kliniğinde uzman diş hekimleri ile hizmet veriyoruz. Restoratif diş tedavisi, oral diagnoz ve radyoloji, protetik diş tedavi ünitelerimizin yanı sıra pedodonti, periodontoloji, ortodonti, endodonti ve cerrahi kliniklerimiz, ameliyathanemiz, engellilere özel kliniğimiz ve protez laboratuvarımızla 7 gün 24 saat hizmetteyiz. Amacımız, sağlık turizmine ağırlık vermek. Çünkü Türkiye hem uygun fiyat politikası, hem de yüksek standartlardaki sağlık hizmeti ile dünyanın dikkatini çekiyor” dedi.</p>

<p>Grup olarak, en güçlü oldukları yönlerden birinin diş protez üretimi olduğunu vurgulayan Türkay Eyrice, “Üretim adedi olarak ülkemizin en büyük kapasitesine sahibiz. 20 şehirdeki yaklaşık 100 hastanenin protez ihtiyacını grup olarak biz karşılıyoruz” diye konuştu.</p>

<p>Dünya diş protez pazarının Çin, ABD ve Hindistan’ın elinde olduğunu, sadece Çin’in yıllık 6 milyar dolarlık diş protez ihracatı yaptığını kaydeden Eyrice, “Ülkemizin ihracatı ise sadece 100 milyon dolar seviyelerinde. Eyrice Dental Grubu olarak; Türkiye’nin, diş protez pazarına hakim olması için TEKNOSAB’da bir fabrika kuracağız” diye konuştu.</p>

<p>Eyrice, kuracakları akıllı fabrika ile tüm dünyaya diş protezi ihraç edeceklerini dile getirerek, şunları söyledi :</p>

<p>“Kuracağımız fabrikada yaklaşık 1.000 kişinin istihdam edilmesini planlıyoruz, zamanla bu sayı daha da artacak. Rakip ülkelerdeki fabrikaların daha ilerisinde bir teknoloji ile üretim yapacağız. Robot teknolojisinin kullanıldığı, enerjisini kendi üreten, tıbbi atıklarını bertaraf eden akıllı bir fabrika olacak. En son dijital teknolojileri kullanacağız. Pandemi sonrası maliyet avantajı Çin’den bize geçti, Konum olarak da pazarın tam merkezindeyiz. Tahmini yatırım maliyetimiz 15 milyon dolar olacak. Bu fabrika ile ülkemiz dünya diş protez pazarının hakim oyuncularından biri olacak”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/eyrice-dental-grubu-dunyaya-aciliyor-h3777.html</guid>
      <pubDate>Thu, 01 Sep 2022 15:23:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/09/eyrice_dental_grubu_dunyaya_aciliyor_h3777_d80b6.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilova Holding’den  ‘Ar-Ge ve Mühendislik Günü’ Toplantısı]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yesilova-holdingden-ar-ge-ve-muhendislik-gunu-toplantisi-h3751.html</link>
      <description><![CDATA[Yeşilova Grubu’nun Ar-Ge, Mühendislik ve Proje ekipleri, düzenlenen ‘Ar-Ge ve Mühendislik Günü’ toplantısında bir araya geldi. Grup şirketlerinin Ar-Ge ve mühendislik alanında gerçekleştirdiği çalışmaların ele alındığı toplantıda, Türkiye ve dünya gündeminde öne çıkan başlıklar, yenilik ve trendler ile ilgili değerlendirmeler de yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ar-Ge ve Mühendislik Günü toplantısı kapsamında Holding ve Grup şirketlerinin Ar-Ge, mühendislik ve proje ekipleri, Crowne Plaza Bursa Otel’de bir araya geldi. Grup şirketlerinden ekiplerin yüz yüze olma fırsatı yakaladığı etkinlikte, Ar-Ge ve mühendislik alanında yapılan çalışmalar ve şirketlerin son dönemde devreye aldığı projeler, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ile her şirket özelinde faaliyet gösterdiği sektördeki yenilik ve trendler ele alındı.</p>

<p><strong>AR-GE MERKEZİ’NDE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR</strong><br />
Toplantının açılış konuşması, Yeşilova Holding Ar-Ge Müdürü Emre Dolaylar tarafından yapıldı. Emre Dolaylar, “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanmış Ar-Ge Merkezimizde otomotiv endüstrisi için co-design çalışmaları, raylı sistemler sektörüne yönelik ürün geliştirme çalışmaları, geniş analiz metotları ve yazılımlar kullanılarak doğrulama çalışmaları, yetkin laboratuvarlarımızda malzeme doğrulama çalışmaları, gelişmiş test yetkinlikleri ile ürün doğrulama çalışmaları, özel malzeme geliştirme çalışmaları gibi birçok farklı alanda faaliyetlerimizi geniş bir yelpazede sürdürmekteyiz. Özellikle patent ve faydalı model alanında sektörümüzdeki lider kuruluşlar arasında yer alıyoruz. Geçtiğimiz yıl Ar-Ge Merkezimizde yürütülen 12 projeden 6’sı ulusal ve uluslararası fonlar tarafından desteklenmeye hak kazandı. Bu başarıları sürdürülebilir kılmak, Grubumuza ve ülkemize değer yaratan çalışmalarda bulunmak, nitelikli projelerin altına imza atmak adına odağımızı genişletmeye devam ediyoruz” dedi.</p>

<p><br />
<img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ArGeMuhendislikGunu-Emre_Dolaylar.png" style="height: 490px; width: 637px;" /></p>

<p></p>

<p><strong>“KABİLİYETLERİMİZİ ARTIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ”</strong><br />
Yeşilova Holding İcra Kurulu Başkanı A. Yalçın Yeşilova da toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Yeşilova Grubu olarak gerek dünya gerekse ülkemizde yaşanan tüm belirsizliklere ve zorlu piyasa koşullarına karşın faaliyette bulunduğumuz tüm sektörlerde hedeflerimize paralel başarılı sonuçlar alarak ilerliyoruz. Bu başarının ardında da yatan etmenlerden biri de araştırma-geliştirme çalışmalarına verdiğimiz önemdir. Şirketlerimizin gerek ülkemiz gerekse de global bazda rekabetçilik avantajlarını korumak ve bu alandaki kabiliyetlerimizi artırmak adına Ar-Ge, teknoloji ve inovasyona yaptığımız yatırımları sürdürüyoruz. Ar-Ge ve yenilikçilik konusundaki yetkinliklerimizi güçlendirerek Grubumuzu sağlam adımlarla geleceğe taşımaya devam ediyoruz.”</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ArGeMuhendislikGunu-Yalcin_Yesilova.jpg" style="height: 425px; width: 637px;" /></p>

<p>Yeşilova Holding Ar-Ge Merkezi ve Grup şirketlerinden ekiplerin sunumlar gerçekleştirdiği toplantıda ayrıca, Kurumsal Eğitmen ve Yönetici Koçu Ruhan Maral, “Cesaret Yönetimi” başlıklı bir konuşma yaparak, Grup çalışanlarıyla paylaşımlarda bulundu.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yesilova-holdingden-ar-ge-ve-muhendislik-gunu-toplantisi-h3751.html</guid>
      <pubDate>Wed, 31 Aug 2022 13:23:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/08/yesilova_holdingden_ar_ge_ve_muhendislik_gunu_toplantisi_h3751_398be.png" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[1 Milyonuncu Traktöre  Bursa’da Büyük İlgi]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/1-milyonuncu-traktore-bursada-buyuk-ilgi-h3718.html</link>
      <description><![CDATA[Ünver Traktör, bayii olduğu Türk Traktör’ün üretim bandından inen 1 milyonuncu traktörünü Podyum Park ve Karacabey’deki görkemli lansmanlarda Bursalılarla buluşturdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ünver Grup bünyesinde hizmet veren, Bursa bölgesinin en büyük traktör tedarikçisi konumundaki Ünver Traktör, oldukça renkli bir organizasyona imza attı. Bayii olduğu Türk Traktör’ün 1 milyonuncu traktörünü Bursa'da önce Podyum Park’ta ardından da Karacabey’deki lansmanda sergileyen Ünver Traktör, Bursalılardan büyük ilgi gördü. Kadın-erkek, genç-yaşlı her jenerasyondan insanın merakla yakından incelediği traktör, adeta gurur sembolü oldu.</p>

<p><br />
<strong>HATIRA FOTOĞRAFI ÇEKTİRDİLER</strong></p>

<p>Özellikle Podyum Park’taki lansmana ailece katılan Bursalılar, büyük bir hayranlıkla 1 milyonuncu traktörün yanına gelen çocuklarını bol bol hatıra fotoğrafı çektiler. Kimilerinin direksiyonuna geçtiği kimilerinin ise büyük boyutlarını dikkatle incelediği 1 milyonuncu traktör, ziyaretçilerin hayranlığını kazandı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/1-milyonuncu-traktore-bursada-buyuk-ilgi-h3718.html</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Aug 2022 16:06:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/08/1_milyonuncu_traktore_bursada_buyuk_ilgi_h3718_d4804.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Neden Yanıyor Bu Fabrikalar?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/neden-yaniyor-bu-fabrikalar-h3392.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa’da son yıllarda çok sayıda endüstriyel yangın meydana geldi. Kentin farklı bölgelerinde irili ufaklı birçok sanayi tesisinde yaşanan yangın, yığınla soruyu da beraberinde getirdi. Yapısal şartlardan donanımsal imkânlara, iş kültüründen hukuksal boyuta çok yönlü bir araştırmayla ‘Neden yanıyor bu fabrikalar?’ sorusuna yanıt aradık. Yangınlardaki sabotaj şüphesi, ihmal ve insan faktörünü inceledik…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yaz mevsimiyle birlikte yangın, ülke kamuoyu gibi Bursa gündeminin de en önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bilhassa iklim değişikliği ve mevsimsel şartlarının etkisiyle yaygınlaşan orman yangınları, geniş yankı buluyor. Fakat milli servet niteliğinde olan, yılların birikimine dayanan; ihracat, istihdam ve ticari hacmiyle önemli bir yer tutan sanayi tesisleri yani fabrikalardaki yangın, çok çabuk unutuluyor, gündemden düşüyor. Endüstrideki yangının nedenselliği çıkış noktası ile sınırlı kalıyor, derinliği ve arka planı irdelenmiyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HABER BAĞLAMI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bu Haber, ilk tuğladan prosesin start aldığı ana kadar bir belgelendirme ve ruhsatlandırma silsilesi şeklinde işleyen fabrika kurma sürecinde ve sonrasında gerek mali şartlar gerekse iş kültürü bariyerleri nedeniyle göz ardı edilen güvenlik unsuru ve teknik zorunlulukların sonucu olarak fabrikalarda meydana gelen yangınların nedenselliğine ışık tutmaya çalışıyor. &nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>UZMAN TARAFLAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Bir sorudan hareketle çıkılan araştırma yolculuğunda <b>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği</b>’ne (TMMOB) &nbsp;bağlı <b>Makine Mühendisleri</b> Odası, <b>Elektrik Mühendisleri</b> Odası, <b>Kimya Mühendisleri</b> Odası, <b>İnşaat Mühendisleri</b> Odaları Bursa şube başkanlarının görüşlerine başvuruldu. Aynı zamanda <b>Bursa Barosu Sigorta Hukuku Komisyonu</b> Başkanı ve bir sigorta acentesinin de açıklamalarına yer verildi. Beraberinde <b>TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi</b>’nin 2021 yılına ilişkin hazırladığı ‘Endüstriyel yangınlar ve patlamalar’ başlıklı raporu da referans alındı. En fazla endüstriyel yanın meydana geldiği ilçe olarak öne çıkan İnegöl’e ilişkin ilçenin Belediye Başkanı Alper Taban’ın görüşüne başvuruldu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YANGIN İSTATİSTİKLERİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı verilerine göre Bursa’da 2019-2020 yılları ve 2021’in ilk yarısında sanayi bölgeleri, fabrikalar, ‘<b>atölyeler</b>’ ve benzeri işyerlerinde toplam 459 farklı yangın meydana geldi. <b>En fazla yangın İnegöl’de gerçekleşti</b>. Bu ilçede 3 yılda toplam 136 işyerinde yangın yaşandı. <b>Osmangazi’de 91</b>, Nilüfer’de 85, <b>Kestel’de 54</b>, Yıldırım’da 45, <b>Karacabey’de 9</b>, Mustafakemalpaşa’da 8, <b>Orhangazi’de 6</b>, Yenişehir’de 6, <b>Gemlik’te 5</b>, Gürsu’da 5, <b>Mudanya’da 4</b>, İznik’te 2, <b>Orhaneli’nde 1</b> işyeri yandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA DÖRDÜNCÜ SIRADA</b></p>

<p style="text-align:justify">TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin 2021 yılına ilişkin hazırladığı ‘<b>Endüstriyel yangınlar ve patlamalar</b>’ başlıklı raporuna göre Bursa’da geçen yıl toplam 33 endüstriyel yangın meydana geldi. Bu rakamla <b>Bursa, ülke genelinde en fazla endüstriyel yangının meydana geldiği 4’üncü il</b> konumunda bulunuyor. İlk sırada 78 yangın ile İstanbul yer alıyor. İzmir, 69 yangınla ikinci, 34 yangınla Kocaeli üçüncü sırada bulunuyor. Yangınlar nedeniyle meydana gelen maddi hasar, ölüm ve yaralanma istatistikleri paylaşılmadı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ENFORMASYON EKSİKLİĞİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Yangınlara ilişkin hem kamuoyundaki şüphe ve şaibelerin ortan kalması hem de teknik araştırma ve raporlarla sağlıklı sonuçlar elde edilmesi açısından basına yansıyan haberlerin niteliği büyük önem arz ediyor. Doğru, doğrulanmış ve doyurucu nitelikte bilgilerle hazırlanmış habercilik ihtiyacı, yukarda adı geçen raporun şu ifadesiyle de ortaya konulmuştur: “<i>Bu raporda yer alan endüstriyel yangın ve patlamalardan sadece yüzde 16‘lık kısmının tutuşturma kaynağı tespit edilmiştir. Bu durumun sebebi, yangın ve patlamalar hakkında basına ayrıntılı bilgi verilmemesidir.</i>”</p>

<p style="text-align:justify"><b>ELEKTRİK TESİSATI ETKİLİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Mezkûr raporda söz konusu yangınların çıkışına ilişkin şu değerlendirmede bulunuluyor: “<i>Tutuşturma kaynağı tespit edilen yangın ve patlamalarda elektriksel kıvılcım kaynaklı olanlar ön plana çıkmaktadır. Elektrik tesisatlarının periyodik bakım ve kontrollerinin yapılmaması, elektrikli çalışmalarda iş güvenliği kurallarının ihlal edilmesi, elektrik kaynaklı yangınların artmasına sebep olmaktadır. Elektriksel kıvılcım kaynaklı yangın ve patlamaları, mekanik kıvılcım kaynaklı olanlar takip etmektedir.</i>”</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/1-4_1.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>SABOTAJ ŞÜPHESİ</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB KMO İstanbul Şubesi</b>’nin söz konusu raporunda ülke genelindeki endüstriyel yangınlarda sabotaj şüphesine ilişkin şu değerlendirme yapılıyor: “<i>Basında sık sık sabotaj sonucu meydana gelen endüstriyel yangınların çok fazla olduğuna dair haberler görülmektedir. Özellikle ekonomik kriz koşullarında işverenlerin sigortadan para almak amacıyla kasıtlı olarak yangın çıkardığı iddiası yaygındır. Bu durumun zaman </i>zaman<i> gerçekleştiği doğrudur ancak kesin bilgiler olmadığı sürece yangınların sabotaj olduğunu söylemek gerçek dışı olacaktır. 2019 yılındaki endüstriyel yangınlar içinde sadece 5 tanesinin sabotaj olduğunu tespit edebildik. Bu sayı tespit edilemeyenler ile birkaç katına çıkacak da olsa yangınların çoğunluğunu oluşturmayacağı muhakkaktır. Endüstriyel yangın ve patlamalarda, yangın, patlama, proses ve iş güvenliği tedbirlerinin yetersiz olmasının açık ara en önemli sebep olması ve yine dış kaynaklardan gelecek olan sabotajların da tedbir alması gereken ve önemli oranda önlenebilecek ya da en azından zararları azaltılabilecek bir güvenlik sorunu olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.</i>”</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>MESUL MÜDÜRLÜK UYGULANMALI</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Vedat Sezer,</b> “1954 yılında çıkarılmış olan 6269 sayılı yasa kimyevi madde kullanılan işletmelerde mesul müdürlük kurumunu zorunlu tutuyor. Bu da kimya mühendisleri ve kimyagerlerden oluşuyor. Ancak bu yasa uygulanmıyor. Yangınlar ve patlamaların önüne geçmek için bu yasanın uygulanması gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/KİMYA-MUHENDİSLERİ-ODASI-BURSA-ŞUBESİ-YONETİM-KURULU-UYESİ-VEDAT-SEZER.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi 7’nci dönem Yönetim Kurulu adına endüstriyel yangınlar ve kimyevi maddelerin etkilerine ilişkin açıklama yapan Yönetim Kurulu Üyesi ve ikinci başkan Vedat Sezer</b>, “<i>Kimya Mühendisleri ve kimyagerleri kapsayan 6269 sayı bir yasamız var. 1954’te çıkmış ve gayet yerinde bir yasadır. Bu yasa, herhangi bir kimyasal maddenin kullanıldığı her türlü işletme için mesul müdürlük birimini zorunlu kılıyor. Bu müdürlüğün de kimya mühendisi veya kimyager olması gerekiyor. Ama bu uygulanmıyor. Çünkü son dönemde ÇED usulü ve bilirkişilik kurumu oluşturuldu. Bunlar yetkin olmayan organlar tarafından verilmeye başlandı. Bu tür olaylarda çok disiplinli bilirkişilik oluşturmak gerekiyor. Bir ÇED olayı veya mahkemelerde bize hiç danışılmıyor. Söz konusu yasa uygulansa ve gerekli personel istihdamı sağlansa bu yangınlar ve patlamalar azalır</i>” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BİR ÖRNEK ÜZERİNE</b></p>

<p style="text-align:justify">Yakın zamanda meydana gelen bir endüstriyel yangından örnek veren Vedat Sezer, “<i>En son Barakfakih’de bir yapı kimyasalları fabrikası yandı. Öncesinde bizim denetmen arkadaşlarımızdan biri, fizibilite incelemesinde bulunmuştu. Bizden önce de Çalışma Bakanlığı’nın bir müfettişi, eksiklere ilişkin bir yazılı rapor vermiş. Ama orada pilot üretim yapılmaya çalışılmış. O arada gaz kaçağı yaşanmış. Sensör ve bazı gerekli ekipman yokmuş. Büyük bir patlama ile o yangın yaşanmış. Bu tür olaylarda zamanlama ve sıralama önemlidir. Öyle bir yasal düzenleme olacak ki gerekli önlemler alınmadan çalışma yaptırılmayacak. Orada yarı bağımsız bir mesul müdür olsaydı bu yangın engellenebilirdi</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İNSAN FAKTÖRÜ</b></p>

<p style="text-align:justify">Hemen her sektörde kimyasal madde kullanıldığını, bu maddelerin yanıcı ve patlayıcı özelliğiyle yangın ve patlamalarda etkili olduğunu belirten Sezer, bu maddelerin bir kimya mühendisi veya kimyager sorumluluğunda depolanması ve planlanması gerektiğini vurgularken oda olarak işletmelere bu konuda hizmet verdiklerini de hatırlattı. Yangın ve patlamalarda insan faktörüne ilişkin ise Sezer, şunları söyledi: “<i>Yaz dönemlerinde çalışma saatlerinin uzaması da riskleri artırıyor. Yine bazı işletmeler sırf kar odaklı olduğu için emniyet faktörlerini göz ardı ediyor. Bazılarında personel sirkülasyonu fazla oluyor ve iş başı eğitim gerekli ölçüde verilemiyor. Yangınların birçoğu insan faktöründen kaynaklıyor.</i>”</p>

<p style="text-align:justify"><b>YETKİNLİK YOK</b></p>

<p style="text-align:justify">Kimyasal madde yönetimi, depolanması ve planlanmasına yönelik belgelendirme istendiğini ancak bunun serbest piyasa şartlarına bırakıldığını ve bir yetkinlik aranmaksızın bu belgelerin herkesçe verilebildiğini belirten Vedat Sezer, “<i>Bu belgelendirme süreci o kadar dağınık ki tamamına hâkim değiliz. Sanayi bölge müdürlükleri de kendi başın hareket etmeyi sever bir hale geldi. Bu konuda bizden destek almaları gerekiyor. Şuan bilirkişilik veya denetim uzmanlığı gibi mekanizmalar çok sayıda yerden sertifika edildiği için bu konuda bir enflasyon oluştu. Ve bir yetkinlik de aranmıyor. Dolayısıyla bizim gibi akademik ve bilimsel raporlama yapan kurumlar yadsınıyor. Bu hizmetleri işletmelere zor anlatıyoruz. Her işletme de maliyetleri nedeniyle bu hizmeti almak istemiyor. Oda olarak Bursa genelinin yüzde 10’unun altına işletmeye bu hizmeti verebiliyoruz. Çünkü bunu başkalarından da alabiliyor. Ama onlar ne kadar yetkin bilemiyoruz” </i>değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İNSAN KAYNAĞI VAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Mesul müdürlük birimi açısından sektörlerin ihtiyaç duyacağı nitelikli personelin hâlihazırda mevcut olduğunu savunan Sezer, “<i>Şuan odamız veri tabanına kayıtlı 24 bin üye var. Bunun yanında üye olmayan ve kamuda olanlar da var. Ülke genelinde 40-50 bin civarında kimya mühendisi ve kimyager var. Nitelikli eğitim almış bu insan kaynağı, sanayi kuruluşlarında gerekli pozisyonda istihdam edilirse yangın ve patlamaların yüzde 75’i hallolur. 6269 sayı yasa, bunu 1954’ten öngörmüş. Bu yasa uygulanmalı. Denetlenmeli ve yaptırımı olmalı</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>FİRMALARIN ÇOĞUNDA YANGIN PROJESİ YOK</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ahmet İhsan Taşkınsel</b>, “<i>Firmaların çoğunda yangın tesisat projeleri bulunmamaktadır. Yapmış olduğumuz kontrollerde direkt olarak uygun görülen hiçbir kontrolümüz olmamıştır” </i>dedi ve ekledi: <i>Firmaların çoğunun, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliği’ne dair bilgisinin ve ilgisinin olmaması olarak göze çarpıyor.</i></p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/MAKİNA-MUHENDİSLERİ-ODASI-BURSA-ŞUBE-BAŞKANI-AHMET-İHSAN-TAŞKINSEL.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ahmet İhsan Taşkınsel</b>, endüstriyel yangın ve patlamalara yönelik yaptığı açıklamada şunları söyledi: “<i>30 kişiyi aşan çalışanların bulunduğu tüm işyeri için hazırlanan, ‘İtfaiye Raporlarına’ göre düzenlendiği düşünülen ve Büyükşehir Belediyesine bağlı İtfaiye Daire Başkanlığınca yayınlanan Yangın Risk Haritasının yeni OSB’ler (TEKNOSAB vb.)&nbsp; ile Büyükşehir Belediyesi yetki ve sorumluluk alanının tamamını kapsayacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Oluşacak yeni haritaya göre ekip ve ekipman planlaması yapılmalı OSB idarelerince kurulan ekipler yardımcı olarak düşünülmeli.</i>”</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/MAKİNA-MUHENDİSLERİ-ACIKLAMASI-İCİNDE-YANGIN-RİSK-HARİTASI.png" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>BAŞAT SORUN EĞİTİMSİZLİK</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Taşkınsel, “<i>6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereği işyeri tehlike sınıfına göre belirlenen periyotta tüm çalışanların, yasanın çıktığı 2012 yılından itibaren yapılması gereken ‘Temel İş Sağlığı Güvenliği’ eğitimleri ile bilinçlenmesi ve önleyici öneriler sunar duruma gelmiş olması gerekirken halen eğitimsizlik başat sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bunun dışında, özellikle binanın işletme ruhsatı alması sonrasında mekânın ve/veya firmanın faaliyet dönüşümleri ancak İş Sağlığı ve Güvenliği kapsamında gerçekleştirilen denetimlerde ortaya konulabilmektedir. Bu nedenle bu denetimlerin A tipi (tarafsız ve bağımsız) TURKAK tarafından akredite edilmiş kuruluşlarca gerçekleştirilmesi ve raporlanması önemlidir. Ancak burada değerlendirme ve hesaplamalar işletmenin koşullarına göre yapılmalıdır. Özellikle kimyasal riskler ve zincirler değerlendirmeye alınmalı gerekli ise lokal çözümler geliştirilmelidir</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>UYGUN TESİSE RASTLAMADIK</b></p>

<p style="text-align:justify">“<i>Odamızın tarafında yapılan denetimlerde genel olarak bu dönüşümler ile literatürde işletme körlüğü diye nitelendirilen pek çok sorun ile karşılaşılmakta ve sonrasında düzeltilmek üzere işletmelere raporlanmaktadır</i>” diyen Taşkınsel, “<i>Odamızın, akredite olarak yapmış olduğumuz kontrollerde proje denetimi, hidrolik hesaplama denetimi, yangın pompa performans testleri, otomatik gazlı söndürme sistemleri, portatif yangın söndürücüleri ve mutfak davlumbaz söndürme sistemlerinin kontrollerini sağlamaktayız. Bu hususlarda başlıca görülen eksiklikler firmaların çoğunun Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliği’ne dair bilgisinin ve ilgisinin olmaması olarak göze çarpmaktadır. Firmaların çoğunda yangın tesisatlarının SMM (Serbest Mühendislik Müşavir) mühendisler tarafından çizilmesi ve onaylanması gereken; içeriğinde hidrolik hesaplamaları, kritik hatları ve yangın sınıflarını bulunduran projeleri bulunmamaktadır. Yangın tesisatlarının yeterlilikleri ile ilgili denetlemelerin yaptırılmadığı açıkça görülmüştür. Yapmış olduğumuz kontrollerde direkt olarak uygun görülen hiçbir kontrolümüz olmamıştır. Yangın tesisatı imalatını gerçekleştiren firmaların yetkinliklerinin de yetkili firmalar tarafından ciddi bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.</i> <i>Ayrıca kamuya açık hastane, eğitim kuruşları ile kamu binalarının anılan yönetmelik hükümlerince denetlemesi gerekliliği de geçmiş deneyimlerimiz doğrultusunda açıktır. Oluşan Kamu zararının en aza indirilmesi ancak, ilgili idareler ve sigorta şirketlerinin yetki ve sorumluluklarının bilinci olarak, tarafsız ve bağımsız kuruluşlarca yapılan denetimleri istemesi ile mümkündür</i>” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>YETKİLİ MÜHENDİSLİKLE YANGINLAR ÖNLENEBİLİR</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Burak Özgen, </b>ülke genelinde 2021 yılında meydana gelen endüstriyel yangınların yüzde 53’ünün elektriksel kıvılcım kaynaklı olduğunu hatırlatarak “<i>Elektrik kaynaklı yangınların önüne geçebilmek için tesisin iç tesisat kontrolleri ve topraklama ölçümleri periyodik olarak yetkili elektrik mühendisleri tarafından yapılmalı</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ELEKTRİK-MUHENDİSLERİ-ODASI-BURSA-ŞUBE-BAŞKANI-BURAK-OZGEN.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Burak Özgen,</b> konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu bilgileri verdi: “<i>Endüstriyel tesislerde yangın hem mal hem de can güveliği açısından büyük riskler barındırmaktadır. 2021 yılında, Türkiye’de en az 394 endüstriyel yangın ve patlama gerçekleşmiştir. Bu olayların 358’i endüstriyel yangın, 36 tanesi ise endüstriyel patlamadır. Bu endüstriyel yangın ve patlamalarda en az 8 işçi hayatını kaybetmiş, 103 işçi yaralanmıştır. Yüzlerce kişi ise yangından sonra ortaya çıkan boğucu ve zehirleyici gazlardan etkilenerek tedavi görmüştür. Değerlendirme yapılırken sadece hastanede tedavi altına alınan kişiler yaralı olarak kabul edilmiştir. Mesai saatleri dışında yaşanan olaylar bilançonun çok daha ağır olmasını yine engellemiştir. Yangınların 53’ü elektriksel kıvılcımlardan, yüzde 2’si yıldırımdan ve yüzde 2’si alevden meydana gelmiştir.</i>”</p>

<p style="text-align:justify"><b>YANGIN FAKTÖRLERİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Özgen, “<i>Elektrik yangınları diğer yangın kaynaklarından çok daha farklı bir yapıya sahiptir. Elektrik yangınları genellikle; yetersiz ve kötü topraklama, eski ve bakımsız elektrik tesisatı, sarkık kablolar, yırtılmış izolasyonlar, elektrik bağlantılarında meydana gelen gevşeklikler, düzensiz enerji tedariki, büyüyerek iletkenlere kadar uzanan ağaç ve bitkiler, tesisatlara dışarıdan uygunsuz müdahale, uygun güçte seçilmemiş kablo ve şalterler, elektrik tesisatının sertifikasız kişilerce yapılması, elektrik panolarına su, toz vb. yabancı cisim sirayeti gibi nedenlerle meydana gelmektedir. Elektrik yangınları; elektrik tesisatlarının yakın çevresine veya bitişik olarak kolayca alev alabilir malzemelerin depolanması, yangın algılama sistemlerinin bulunmaması, yanlış müdahale, binaların yapısal özellikleri ve kolayca alev alan izolasyon malzemesi kullanımı gibi nedenlerle büyüyerek kaybın artmasına neden olmaktadır</i>” açıklamasında bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YAPILMASI GEREKENLER</b></p>

<p style="text-align:justify">Özgen “<i>Elektrik kaynaklı yangınların önüne geçebilmek için tesisin iç tesisat kontrolleri ve topraklama ölçümleri periyodik olarak yetkili elektrik mühendisleri tarafından yapılmalıdır. Ayrıca tesiste trafo var ise, görevlendirilen yüksek gerilim işletme sorumlusu tarafından aylık kontrolleri düzenli olarak yapılmalıdır. Tesisteki arızlar veya değişiklikler yetkili elektrik mühendisi gözetiminde yapılmalı, kullanılan tüm malzemeler standartlara uygun olmalıdır. Yetkili elektrik mühendisleri tarafından yapılan bu kontroller olası bir yangının çıkmasına mani olacaktır. Endüstriyel tesislerde ayrıca yangın algıma sistemi de kurulmalıdır. Sistemin periyodik bakımları yapılmalı ve aktif olarak çalışması sağlanmalıdır. Aktif çalışan bir yangın algılama sistemi olası bir yangını erken algılayarak uyarıyı verecek, yangının büyümesini ve kayıpları en aza indirgeyecektir</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YASAL BİR ZORUNLULUK</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Burak Özgen, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “<i>Yukarıda bahsettiğim, yüksek gerilim işletme sorumluluğu, iç tesisat kontrolleri, topraklama ölçümleri ve yangın algılama sisteminin kurulması ve bakımının yasal bir zorunluluk olduğunu da hatırlatmak isterim. Geçmişte yaşanılan örnek olaylara bakacak olursak, özellikle can kayıplı yangınlarda, işletme sahibi adli açıdan ağır kusurlu sayılmaktadır. Mal kayıplı yangınlarda ise sigorta tarafından yüksek gerilim işletme sorumlusu, yetkili elektrik mühendisleri tarafından yapılan topraklama ve iç tesisat kontrol raporları, yangın algılama sisteminin aktif çalışması istenmektedir. Aksi halde sigorta ödemelerinde kesintiler yapılmaktadır.</i>”</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>MALZEME SEÇİMİ DOĞRU YAPILMIYOR</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ülkü Mercan Küçükkayalar</b>, yangınlar açısından doğru malzeme kullanımına vurgu yaparak “<i>Çatı ve cephe kaplamaları, yangın duvarları uygun vasıfta malzemeler ile yapılmıyor.</i> <i>Çoğu yerde yangın kaçış kapıları amacına uygun işlevde değil, hatta önleri üretim malzemeleri ya da ürünler ile kapatılabiliyor” </i>tespitini paylaştı.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/İNŞAAT-MUHENDİSLERİ-ODASI-BURSA-ŞUBE-BAŞKANI-ULKU-MERCAN-KUCUKKAYALAR.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ülkü Mercan Küçükkayalar</b>, endüstriyel yangın ve patlamalara yönelik şu görüşleri paylaştı: “<i>Fabrika binalarının inşaat ruhsatı alınması aşamasında ince eleyip sık dokudukları yangın projeleri- yangın kaçış projeleri, kullanma izni alınması aşamasında kısmen denetleniyor. Ancak daha sonra fabrika sahipleri söz konusu yangın kaçış koridorlarının işletmelerindeki güncel ihtiyaçları göz önüne alarak işlevsiz hale getiriyorlar ya da yıkıyorlar. Ayrıca fabrika içinde olması gereken yangın duvarlarını önemsemiyorlar hatta onları üretim süreçlerine bir engel olarak görüyorlar. Önemli bulduğumuz bir diğer tespit ise binanın yapımı aşamasında kullanılan malzemeler. Çatı ve cephe kaplamaları, yangın duvarları uygun vasıfta malzemeler ile yapılmıyor. Çoğu yerde yangın kaçış kapıları amacına uygun işlevde değiller, hatta önleri üretim malzemeleri ya da ürünler ile kapatılabiliyor. Tersine çalışan yangın kapıları dahi fabrikalarda görülebiliyor</i>.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>YANGIN DANIŞMANI</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Ülkü Mercan Küçükkayalar, “<i>Bahsettiğimiz ihmallerden kaçınılarak bu yangınların ve yangınlar sırasındaki hasarların önüne geçilebilir. Özellikle yangın, riski taşıyan işletmelerde ‘yangın danışmanı’ bulundurulması gerekmektedir. Yangın duvarlarının teknik gerekliliklere uygun yapılması ve işlevlerinin unutulmaması önemlidir. Yapım aşamasında yangının ruhuna uygun (tetiklenmesine, yayılmasına) detayların dikkatlice uygulanması gerekmektedir. Proseslerin riskleri doğru tanımlanırsa uygun teknolojiler kullanılabilir ama binanın da yangın üretecek ve yangını ilerletecek malzemelerden yapılmamış olması gerekmektedir. Yeni teknolojik ürünlerin kullanımı doğru yangın önleme ve söndürme projeleri ile bağlantılıdır</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>HUKUKİ BAĞLAM</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa Barosu Sigorta Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Mehmet Cangül</b>, endüstriyel yangın ve patlamaları sigorta hukuku bağlamında değerlendirdi. Avukat Cangül, “<i>En büyük ihmallerden biri Yangın Sigortası Genel Şartları’nın A.5 maddesinde yer alan Eksik Sigorta uygulamasının poliçe düzenlenirken göz ardı edilmesidir” </i>derken sigortalama sürecinde hukuki desteğin önemine vurgu yaptı.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BURSA-BAROSU-SİGORTA-HUKUKU-KOMİSYONU-BAŞKANI-AVUKAT-MEHMET-CANGUL.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa Barosu Sigorta Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Mehmet Cangül</b>, endüstriyel riskler ve sigorta hukukuna yönelik şu değerlendirmeyi yaptı: “<i>Büyük ya da küçük her işletme için yangın çok ciddi sonuçları olabilen bir risk faktörüdür. Zamanında müdahale edilen ve kontrol altına alınan yangınlar dahi çoğu zaman arkasında ticaret hayatının sonlanmasına kadar varabilen büyük maddi kayıplar bırakmaktadır. İşte bu noktada bir güvence sistemi olarak sigortacılık ve yangın sigortaları devreye girmektedir. Yangın sigortaları sadece ortaya çıkan zararı gidermeye yönelik olmayıp bir yönüyle sigortalıları da riski minimize edecek düzenlemeler yapmaya yönlendiren önleyici bir sistem olarak karşımıza çıkıyor. Zira usule ve mevzuata uygun yürütülen bir sigortalama sürecinde; sigorta şirketleri alanında uzman eksper veya bilirkişileri görevlendirerek sigortalanacak değerde keşif çalışması yaptırması, burada sigortalanacak taşınır ve taşınmazların değerini tespit ederken risk faktörlerini de göz önünde bulundurması ve buna göre bir prim ya da muafiyet uygulaması geliştirmesi gerekecektir. Bu durum da muafiyetli bir poliçe düzenlenmesinden ya da yüksek primler ödemekten çekinen sigortalıları riski azaltacak gerekli düzenlemeleri yapmaya yönlendirecektir. Ancak ülkemizde daha ziyade Resmi Gazete’de yayınlanan Yangın Sigortası Genel Şartları’ndan ibaret şablonlara sigorta ettirenlerin şifahi beyanlarının geçirilmesi ve bu beyanlar üzerine bir prim hesaplanması neticesinde poliçe düzenlenmesi şeklinde uygulama bulmaktadır. Bu tarz sigortalarda, sigorta bedeli çok yüksek olmadığı sürece, ev veya iş yerlerinde teftiş yapılmaz. Sigorta bedeli olarak beyan edilen rakam kullanılır.”</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>HUKUKİ DESTEK ÖNERİSİ</b></p>

<p style="text-align:justify">“Elbette ki böyle bir uygulama, riskin gerçekleşmesi durumunda sigorta ettirenler için son derece sakıncalı bazı sonuçlar doğurmaktadır. Senelerce düzenli olarak ödenen primler ve yenilenen sigorta poliçelerinin akabinde bir gün koruma altına alınan risk gerçekleştiğinde sigortalılar zararlarının karşılanmaması ya da en iyi ihtimalde eksik karşılanması durumuyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sebeple bilhassa yangın gibi oldukça yıkıcı sonuçlara yol açabilen bir afete karşı sigorta poliçesi tanzim ettirilirken muhakkak alanında uzman bir avukatın desteğinden faydalanılması ve poliçede yer alan tüm hususlar detaylıca incelendikten sonra ihtiyaca göre 3’üncü şahıs malları, iş durması, alternatif iş yeri gibi teminatların ek klozlar yoluyla ekletilmesi, poliçede eksik sigorta uygulamasının olup olmadığı, poliçede hangi muafiyetlerin yer aldığı ve tazmin kıymetlerinin hesabında hangi esasların uygulandığı hususunda ayrıntılı bilgi alınması elzemdir.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>EKSİK SİGORTA MAĞDURİYETİ</b></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bu noktada en büyük ihmallerden biri Yangın Sigortası Genel Şartları’nın A.5 maddesinde yer alan Eksik Sigorta uygulamasının poliçe düzenlenirken göz ardı edilmesidir. Bu madde hükmüne göre; poliçede belirtilen sigorta bedeli, sigorta edilen menfaatin, hasara uğradığı andaki değerinden düşük olduğu takdirde, menfaatin bir kısmının zarara uğraması halinde sigortacı aksine sözleşme bulunmadıkça sigorta bedelinin sigorta değerine olan oranı neden ibaretse zararın o kadarından sorumlu olacaktır. Bu hükmü bir örnekle somutlaştırmak gerekirse; sigortalının beyanı üzerine 10 milyon liralık değere sahip bir iş makinasının yangına karşı sigortalanması ancak riskin gerçekleştiği anda bu iş makinasının değerinin 20 milyon lira olarak tespit edilmesi durumunda yüzde 50 oranında bir eksik sigorta olduğu anlamına gelecektir. Bahsi geçen iş makinasında meydana gelen zararın giderilmesi için gereken masrafın ise 4 milyon lira olduğu kabul edildiğinde bu durumda 4 milyon liralık bu hasarın sadece 2 milyon lirası sigorta şirketi tarafından karşılanacaktır. Ülkemizde son dönemde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle 1 yıl içerisinde her türlü değerin fiyatı neredeyse 2 katına çıkarken, sigorta poliçelerinde eksik sigorta uygulaması var olduğu müddetçe riskin gerçekleşmesi neticesinde mağduriyet yaşanması kaçınılmaz görünmektedir.”</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>YENİ DEĞER ESAS ALINMALI</b></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ancak bu durumu ortadan kaldırabilmenin ve sigorta bedeliyle sınırlı olmak kaydıyla zararın tamamının sigorta şirketi tarafından tazminini talep edebilmenin de bir yolu bulunmaktadır. Zira aynı hükmün devam cümlesinde ‘Sigorta ettiren, sigorta sözleşmesini, yukarıdaki oran göz önüne alınmaksızın sigorta bedelini aşmayan zararın tamamının sigortacı tarafından ödeneceği şeklinde değiştirebilir’ hükmünü havidir. Ancak poliçede bu yönde bir değişiklik yapma konusunda sorumluluk sigortalıya aittir ve bu değişikliğin herhalde riskin meydana gelmesinden önce yapılması zorunludur. Ancak bu değişiklik de sigortalıyı en fazla poliçe tanzim tarihinde belirlenen değer kadar koruma altına alacaktır. Risk tarihinde sigortalanan değerin fiyatında artış meydana gelmesi durumunda sigorta şirketinin ödeyeceği tutar ile zayi olan ürünün yerine ikamesi her zaman konulamayacaktır. Bu nedenle poliçelerin Yangın Sigortası Genel Şartları B-5 maddesinde öngörülen rayiç bedel esasına değil yeni değer esasına göre tanzim ettirilmesi yani sigorta değeri olarak hâlihazırda mevcut olan değerin değil o değerin yenisini temin etmek için gereken bedelin belirlenmesi riskin gerçekleşmesi neticesinde zayi olan varlığın büyük ölçüde yerine konulmasını garanti edecektir.” </i></p>

<p style="text-align:justify"><b>UZMAN PERSONEL İSTİHDAMI</b></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Elbette ki bu derece ayrıntılı ve yüksek tutarlı sözleşmelerin gerek kuruluş gerek uygulama anında alanında uzman kişilerce desteklenmesi ve tarafların yönlendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu sözleşmelerin kurulması esnasında sigortalılar bir avukattan destek almayı genelde ihmal ettikleri gibi sigorta şirketlerince de düzenlenecek poliçe türüne özgü uzman personel istihdamı son derece kısıtlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Oysaki bir yangın neticesinde, çıkış noktasına bağlı olarak yangın alanında bir elektrik mühendisinin, kimya mühendisinin, inşaat mühendisinin, iş güvenliği uzmanının görev alması durumun aydınlatılabilmesi ve her iki tarafın da haklarının korunabilmesi açısından elzem olduğu gibi, poliçenin kurulmasından önce de yine bu uzmanlar tarafından bir keşif ve incelemede bulunulması oluşabilecek risklerin önüne geçebileceği gibi her türlü önleme rağmen riskin gerçekleşmesi durumunda da zararı minimize edecek önlemlerin alınmasını sağlayacak böylece bir kazan-kazan ilişkisi kurarak her iki taraf için de avantajlı sonuçlar doğuracaktır. Ülkemizde telefon ya da internet yoluyla uzaktan poliçe tanzimi yahut yerinde yüzeysel incelemelerle kalıp şablonlar üzerinden poliçe tanzim etme gibi usuller bilhassa yangın sigortaları gibi spesifik alanlarda acilen terkedilmelidir. Sigorta şirketleri nasıl ki riskin gerçekleşmesinden sonra oldukça titiz bir biçimde saha araştırması yaparak uzman kişilerden alınan raporlar doğrultusunda tazminat hesabı yapıyor ve riski teminat dışında bırakabilecek en ufak bir ihtimali dahi göz önünde bulunduruyorsa aynı titiz araştırmayı poliçenin tanzimi öncesinde de gerçekleştirmelidir. Ancak halen yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri sigorta şirketlerine bu yönde bir zorunluluk yüklememesi nedeniyle sigorta ettirenler her zaman kendi önlemlerini almalı, tanzim ettirdikleri poliçe şartlarını detaylıca irdelemeli ve gerekirse bir avukattan düzenleyecekleri poliçeler hakkında hukuki mütalaa almaları ileride yaşamaları muhtemel problemler ve hak kayıplarının önüne geçecektir.”</i></p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>SİGORTA ASLINDA İŞLETME GİDERİDİR</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa’da sigorta acenteliği yapan Engin Pak, </b>sanayi kuruluşlarda sigorta kültürü açısından işveren eğitim ve bilincine vurgu yaptı. Yangınların ihmal ve personel eğitimsizliğinden kaynaklandığını belirten Pak, “<i>Ayda 2,5 milyon lira elektrik faturası ödeyen bir işveren 100 bin avro sigorta priminden kaçıyor. Sigorta bir işletme gideridir ve öyle düşünülmelidir”</i> ifadeleriyle sigorta maliyetine ilişkin görüş bildirdi.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ENGİN-PAK.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify">Endüstriyel sigortalama sürecinde birçok kriterin değerlendirmeye alındığını vurgulayan Engin Pak, “<i>Teknik açıdan bakıldığında hepsi OSB. Ama yerleşim yeri bağlamında her bölge ayrı tutulur ve değerlendirilir. Çünkü ölçülebilir risk sigortalanır. Bazı işler tesadüfü olmaz. Aynı bölgede meydana gelmiş üst üste yangınlar sigorta şirketlerinin dikkatini çeker. Ve o bölgede sigortalama yapmaktan kaçınılır. Sigorta önemli bir iştir. Ve ciddi iş insanları, sigorta yapılamayan bölgelerde yatırım yapmaktan kaçınır. Mesela biz, Barakfakih bölgesinde tekstil sektörüne yönelik sigortalama yapmıyoruz. Otomotiv olsa bekli girilebilir</i>” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İŞVEREN BİLİNÇLİ OLMALI</b></p>

<p style="text-align:justify">İşverenlerin eğitim seviyesi yükseldikçe sigorta kültürünün de arttığını savunan Engin Pak, “<i>Dünyanın birçok ülkesine ihracat yapan ama sigortaya inanmayan yüzde 30-40’lık bir işveren kesimi var. Fakat ikinci veya üçüncü kuşak bu konuda daha bilinçli… İşverenin eğitimi bu konuda çok önemlidir. Sigortayı yük gören ya da idareten yapanlar var. Öte yandan elindeki kıymetin farkında olan ve kaybı halinde yaşanacakları öngörenler, yeni fabrika yapmaya başlamadan sigorta şirketini çağırır ve ‘nasıl yapayım?’ diye sorar. Bu konuda acenteliğini yaptığım şirketin bir teknik merkezi var ve çok büyük firmalara destek veriyor. Aslında herkes riskini satıyor. Bu bir alışveriştir. Sigorta şirketleri de satın aldığı bu riski uluslararası ölçekte satıyor. Ayda 2,5 milyon lira elektrik faturası ödeyen bir işveren 100 bin avro sigorta priminden kaçıyor. Sigorta bir işletme gideridir ve öyle düşünülmelidir</i>” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İHMAL VE EĞİTİMSİZLİK</b></p>

<p style="text-align:justify">Pak, “<i>Bursa’da otomotiv ve tekstil ağırlıklı bir tablo var. Tekstilde meydana gelen yangınlar nedeniyle bazı sigorta şirketleri uzak duruyor, bazıları sigorta yapıyor. Öte yandan yangınların ana kaynağı ihmal ve personel eğitimsizliğidir. Sabotaj konusu eskisi gidi değil. Artık sigorta firmaları, şirketlerin bilançolarına kadar istiyor ve geniş çaplı bir araştırma yapıyor</i>” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YEŞİL DÖNÜŞÜME TEŞVİK</b></p>

<p style="text-align:justify">Eksik sigorta konusunda yorumlama yapan Engin Pak, “<i>Enflasyon kaynaklı değer kayıplarının önüne geçmek için artık döviz bazlı poliçeler hazırlanıyor. Kriz dönemlerinde işverenlerin sigorta bilinci daha da artıyor. Çünkü olası bir riskin gerçekleşmesi durumunda uğrayacağı büyük kaybı görebiliyor. Yeşil dönüşüm bu konuda bir şans ki biz de prim teşviki veriyoruz. Çünkü temiz enerjiyle birlikte sistem de yenileniyor. Bu da primi etkiliyor” </i>dedi.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>TEDBİRİN GEREKLİLİĞİ İBRETLE ANLAŞILIYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da en fazla fabrika ve atölye yangının gerçekleştirildiği ilçelerin başında İnegöl geliyor. Bu konuda açıklama yapan <b>İnegöl</b> <b>Belediye Başkanı Alper Taban</b>, “<i>Üreticiler, ‘tesis yetmiyor’ diyerek yan bahçe mesafeleri depo veya tesis yapılarak kapatılıyor” </i>dedi ve bu durumun itfaiyenin olası bir yangına müdahalesini engellediğini belirterek ‘tedbirin gerekliliği, acı dersler veya ibretle anlaşılıyor’ dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/İNEGOL-BELEDİYE-BAŞKANI-ALPER-TABAN.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban</b>, şu açıklamada bulundu:<i> “Büyükşehir Kanunu ile birlikte 2014’ten itibaren itfaiye biriminin yönetimi Büyükşehir Belediyelerine geçti. Ancak ilçe belediyelerinin bu konuda bir sorumluluğu yoktur diyemeyiz. İnegöl bir sanayi şehridir. Ve mobilya sanayisi ağırlıklıdır ki şuan 650 milyon dolar seviyesinde bir mobilya ihracatı var. Mobilya üretiminde de sünger, kumaş, iplik, boya gibi birçok madde kullanılıyor. Bunların diğer sektörlere nazaran daha üst düzey bir güvenlik ve tedbire ihtiyacı var. Aslında her birinin yönetmeliği var. Fakat üreticiler, ‘tesis yetmiyor’ diyerek yan bahçe mesafeleri depo veya tesis yapılarak kapatılıyor. Oysa bir yangın durumunda itfaiye bu bahçe mesafelerinden girerek müdahale ediyor. Bu hatalar da acı derslerle neticeleniyor. Tedbirin önemi ve gerekliliği, bu dersler veya ibretle anlaşılıyor. İtfaiye teşkilatımız, yapı kullanma ruhsatı verirken kesinlikle ‘yangınla ilgili proje ve uygulamanızı görmem lazım’ diyor. Belediye olarak bu konuda eksikleri olan bir yere yapı ruhsatı kesinlikle vermiyoruz. Tarım arazileri üzerinde veya planlı alanlarda olup da projeye aykırı olanlara müdahale ediyoruz. Yıkım yapmaktan asla kaçınmıyoruz.”</i></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/neden-yaniyor-bu-fabrikalar-h3392.html</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 12:26:54 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/08/neden_yaniyor_bu_fabrikalar_h3392_04259.png" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kentsel diyalektik: Bursa, Bayburt ve Gümüşhane…]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kentsel-diyalektik-bursa-bayburt-ve-gumushane-h3391.html</link>
      <description><![CDATA[Bu üç kentin, ‘TOKİ’den gayrı ortak yanı yok’ desek abartmış olmayız. İnsanı başka, kültür farklı, tarih kopuk, ekonomi ise kıyas götürmez.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Kent kimliği</b></p>

<p>‘<i>Modern</i>’ şehirleşme illeti, Bayburt ve Gümüşhane’yi de istila etmiş.</p>

<p>Estetik değer arz etmeyen ve tek tipleşmiş yüksek yapılar, dağ bayır dememiş her yerde türemiş. <b>Kerpiç, taş ve ahşap unutulmuş</b> beton, demir ve plastik kader olmuş. Çok katlılar yerine 1-2 katlı taş ve ahşap binalar görmeyi tercih ederdim.</p>

<p>Bayburt, Gümüşhane’ye göre tarihi dokusu daha görünür bir kent. Bu görüşte belki kenti bir tepeden seyreden kalenin de etkisi vardır.</p>

<p>Evliya Çelebi, bugünkü Gümüşhane’yi ziyaret etse herhalde ‘<b><i>Velhasıl Gümüşhane, istinat duvarından ibaret</i></b>’ derdi.</p>

<p>İki dağ arasına sıkışmış kentte coğrafi yapı o kadar zor ki bırakın binayı, istinat duvarı olmadan yol yapmak mümkün değil.</p>

<p>İki kentin de ortasından su akıyor. Bayburt, Çoruh Nehri; Gümüşhane ise Harşit Çayı yatağında yükseliyor.</p>

<p>Gümüşhaneliler, Harşit Çayı’nı şehrin estetik kazanımına dönüştürebilmiş, Çoruh ise ıslah bekliyor.</p>

<p><b>Bayburt ne kadar sarı ise Gümüşhane o kadar yeşil…</b> Her ikisinin de kent merkezi, temiz ama Gümüşhane bir adım önde…</p>

<p>Bayburt’un köylerinde, birkaç taş ocağı kenarındaki hariç dereler cam gibi akıyor. Gümüşhane’de ise içme suyu sorunu yaşanıyor.</p>

<p>Her iki şehrin de sokaklarında kaybolmak mümkün değil… <b>Güvenlik açısından tekin… </b></p>

<p>***</p>

<p><img alt="Bayburt'un Kop köyü ziyaret edildi." class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Kop-Koyu-Hatırası.jpeg" /></p>

<p>Bayburt'un Kop köyü ziyaret edildi.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Veysel-Karanei-Kemeri.jpeg" /></p>

<p>Kop Köyü'nde Veysel Karani Hazretlerine ait olduğu söylenen 'Kemer' görüldü ve dualar eşliğinde geleneksel bir ritüel olarak yüz sürüldü.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Taşcılar-Koyu-şenlikleri.jpeg" /></p>

<p>Bayburt'un Taşçılar Köyü'nde Bursa Heyeti için organize edilen şenliğe katılım sağlandı. Yöre insanın katıldığı programda Başkan Alinur Aktaş, Bayburt ve Bayburtlular hakkındaki pozitif düşüncelerini paylaştı.</p>

<p>***</p>

<p><b>İnsan ve kültür</b></p>

<p><b>İklim, toplumsal karakterin tornası…</b></p>

<p>Bayburtlular, tıpkı kentlerinin sarılığı gibi naif ve sevecen.</p>

<p>Gümüşhaneliler, yeşilin en yaygın ve hâkim tonu gibi iddialı ve güler yüzlü.</p>

<p>Her iki kentin insanları da misafirperver, içten ve sıcak…</p>

<p>Yöresel ağız; Bayburt’ta Erzurum’a, Gümüşhane’de Trabzon’a yakın gibi.</p>

<p>Türküler ortak.</p>

<p>Bayburt’ta yerel gazeteye rastlamadım. <b>Gümüşhane’de 2-3 gazete ve sabah dükkânları önünde yerel gazete okuyan esnaf görmek mümkün.</b></p>

<p>Bayburt’ta Ermeni, Gümüşhane’de Rum izleri var… Bu, köylerin eski adlarında ve kalıntılarda görülüyor. Ermenilerin Bayburt’ta yaptığı mezalim, genç hafızalarda da yerini koruyor.</p>

<p>Öte yandan Bayburt’un Masat Yaylası’nda Dede Korkut 26. Uluslararası Kültür ve Sanat Şöleni gerçekleştirildi. 2022 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilen Bursa’nın oradaki temsili önemliydi.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Bayburt_1.jpeg" /></p>

<p>Ziyaret programına katılan Dernek Başkanları, Meclis Üyeleri, günün anısına Bayburt Kalesi manzarasında Belediye Başkanları ile fotoğraf çekindi.</p>

<p>***</p>

<p><b>Kopuk tarih</b></p>

<p>Bursa 14’üncü, Gümüşhane 15’inci, Bayburt ise 16’ncı yüzyılda Osmanlı oldu.</p>

<p>İlk başkent <b>Bursa ne kadar Osmanlı ise Bayburt o kadar Selçuklu</b>…</p>

<p>Gümüşhane’nin eski il merkezi olan ‘Süleymaniye Mahallesi’ndeki Sultan Süleyman Han Cami dışında bir Osmanlı eseri göremedim. Ancak Gümüşhane’de Bizans ve Roma kalıntısı çok…</p>

<p>Her iki şehirde de turistik açından zengin ögeler var ama yeterince değerlendirildiğini söylemek mümkün değil.</p>

<p><b>Bayburt Kalesi, Korgan Köprüsü, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Dede Korkut ve Kutlu Bey türbeleri, Kenan Yavuz Etnografya Müzesi ile Baksı Müzesi </b>mutlaka görülmeli…</p>

<p>Gümüşhane’de eski şehir merkezi olan <b>Süleymaniye Mahallesi, Karaca Mağarası, kaleler, Satala Antik Kenti, Santa Harabeleri ve manastırlar</b> görülmeye değer…</p>

<p>Gezi programının yoğunluğu ve planlama nedeniyle biz, bu ziyarette birçoğunu göremedik ne yazık ki…</p>

<p>***</p>

<p><b>Ekonomi</b></p>

<p>Bayburt ve Gümüşhane’de refahın genele yayıldığı söylenemez fakat ticaretle uğraşan bir orta sınıftan bahsetmek mümkün.</p>

<p>Her iki kentte de tarım ve hayvancılık eski günlerini arıyor.</p>

<p><b>Turizm, olgunlaşmadan dalından koparılmış bir meyve gibi</b>…</p>

<p>Sanayinin henüz hayali kurulamamış.</p>

<p><b>Esnafları, kelimenin tam anlamıyla esnaf: Fırsatçılığa neredeyse rastlamadım. Fiyatlar makul. Yaklaşım insani.</b></p>

<p>Gurbetçileri saymazsak yollarda ultra lüks araç yok denecek kadar az.</p>

<p>Bu yılın ilk 6 ayında Bayburt’un hiç ihracatı yok… Gümüşhane’nin ise 40 milyon dolar seviyesinde dış satımı var… (<b>Bu da tamamen madencilik kaynaklı</b>)</p>

<p>Gümüşhane bir öğrenci kenti olma yolunda ilerliyor: Kentte her üç kişiden 1’i üniversite öğrencisi…</p>

<p>Bayburt-Gümüşhane arasına bir havaalanı yapılacağı konuşuluyor. ‘Havaalanı ile bu illerde ne değişir?’ diye sorsanız; pozitif bir yanıt bulmanız zaman alır.</p>

<p>***</p>

<p><img alt="Bayburt'taki Dede Korkut Kümbeti ziyaret edildi ve Dede Korkut için dualar okundu." class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Dede-Korkut-Turbesinde-dua.jpeg" /></p>

<p>Bayburt'taki Dede Korkut Kümbeti ziyaret edildi ve Dede Korkut için dualar okundu.</p>

<p>****</p>

<p><b>Siyaset</b></p>

<p>Hem <b>Bayburt Belediyesi’nin MHP’li Başkanı Hükmü Pekmezci</b> hem de <b>Gümüşhane Belediyesi’nin AK Partili Başkanı Ercan Çimen</b>’in illerinde sevildiğini gördük.</p>

<p>Her iki ilde de Cumhur İttifakı’nın baskın güç ve partiler arası iş birliğinin yüksek olduğu söyleniyor.</p>

<p><b>Bayburt Milletvekili Fetani Battal</b>’ın tecrübeli ve ilinde etkin bir siyasetçi olduğunu söylemek gerek.</p>

<p>Bir parantez de Bayburt’a bağlı belde <b>Arpalı’nın Belediye Başkanı Abdurrahman Polattimur</b>’a açmalıyız ki Başkan Polattimur’un Bursa heyetine ilk andan itibaren gösterdiği ilgi ve alaka teşekkürü hak ediyordu.</p>

<p>Birçok kişi tarafından Başkan Polattimur’un Arpalı’ya önemli hizmetler yaptığı söylendi.</p>

<p>Bayburt’un aksine Gümüşhane programında milletvekillerinin olmaması dikkat çekti.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Gumuşhane-Belediye-Başkanı-Ercan-Cimen-Makamı.jpeg" /></p>

<p>***</p>

<p><b>Bursa Heyeti</b></p>

<p><b>Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş</b> öncülüğündeki bir heyet, 17-18-19 Temmuz tarihlerinde Bayburt ve Gümüşhane’yi ziyaret etti.</p>

<p>3 gün 2 gece olarak planlanan programda 2 gün 1 gece Bayburt’ta, 1 gün 1 gece Gümüşhane’de geçirildi.</p>

<p>Heyette Bursa’daki Bayburt ve Gümüşhane dernek başkanları, Bayburt ve Gümüşhaneli muhtarlar, Belediye Meclis Üyeleri, iş insanları ve basın mensupları yer aldı.</p>

<p>Ben de kendi adıma ilk defa Büyükşehir Belediyesi’nin bir şehir dışı gezi programına katıldım.</p>

<p>Zamanın iyi kullanıldığı yoğun ve keyifli bir programdı. Heyet uyumlu ve eğlenceliydi. Bu anlamda Bursa <b>Gümüşhaneliler Dernek Başkanı Süleyman Akçay</b> ile Bursa <b>Bayburtlular Derneği Başkanı Alpaslan Demirhan</b>’a da illerinde gösterdikleri ev sahipliği için teşekkür etmek gerekir.</p>

<p>Ayrıca geziye katılan Bayburtlu, <b>Kayra Yemek Genel Müdürü Tayfun Kurdal</b> da cömertliği ile takdir kazandı.</p>

<p>Bursa’nın tecrübeli siyasi isimlerinden <b>Tahsin Kara</b> da heyetteydi. Gümüşhaneli olan Kara, gezi programına ufak dokunuşlar yaptı ve bu sayede heyet, <b>Karaca Mağarası</b>’nı ziyaret etme fırsatı buldu.</p>

<p><b>Konat İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Konat</b> da programa katılan isimlerdendi. Kendisi ile Harşit Çayı kenarında kahve eşliğinde tarih, kültür, siyaset ve coğrafya üzerine yaptığımız sohbet, gezinin en kıymetli anlarından biriydi.</p>

<p>***</p>

<p><b>Aktaş ile gezi</b></p>

<p><b>Başkan Alinur Aktaş</b>’ı, Bursa’da birbirinden farklı çok sayıda programda takip ettim ve konuşmasına tanık oldum.</p>

<p>Aktaş’a, Bursa’dan bakınca önümüzde hep bir perde veya filtre ile değerlendiriyoruz.</p>

<p>‘<b>İnsan, yolculukta tanınır</b>’ derler ya ben de Aktaş’ın aslında Bursa’da da olduğu gibi davrandığını ve konuştuğunu, bu yolculukta fark ettim. Kendisine bakışımda net değişim olduğunu söylemeliyim.</p>

<p>Bayburt ve Gümüşhane’de Aktaş, sanki kendi seçim bölgesindeymişçesine vatandaşla samimi ve gerçek bir kucaklaşma gösterdi. Bu durumda belki o bölgede şaşılacak derecede tanınıyor ve seviliyor olması da etkili oldu.</p>

<p>Hem Bayburtlular hem de Gümüşhaneliler, Aktaş’ı yörelerinin bir bakanı gibi ilgiyle ağırladı desek abartmış olmayız.</p>

<p>Tabi ki bu ilginin kaynağında Bursa’da yaşayan çok sayıdaki Bayburtlu ve Gümüşhanelinin de etkisi vardır. Ama Aktaş’ın yaklaşımını da unutmamak gerekir.</p>

<p>Aktaş’ın katıldığı programlarda rahat ve akıcı konuşması, katılımcıların takdirini topladı. Aktaş’ın Arpalı Belediyesi programında kürsüden “<b>Bursa, bir Anadolu mozaiği. Bunun da en güzel renklerinden biri Bayburtlular</b>” sözleri büyük alkış aldı.</p>

<p>***</p>

<p><b>Türküler</b></p>

<p>Arpalı Belediyesi’nin 50’nci yılı için düzenlenen programda Bayburtlu sanatçı <b>Orhan Hakalmaz</b> sahne aldı.</p>

<p>Benim de ilgiyle takip ettiğim ve dinlediğim sanatçılar arasında yer alan Hakalmaz, konserinde türkülerin önemine değinirken ‘yeni neslin türkü dinlemediği ve söylemediği’ algısını eleştirdi: ‘<i>Bakın bu meydanda gençlerimiz türkülerimize eşlik ediyor. Türkülerimize daha fazla kıymet vermeliyiz.</i>’</p>

<p>Bayburt’ta ziyaret ettiğimiz <b>Taşçılar köyü</b> şenliklerinde de <b>Musa Küçük</b> adlı sanatçı da geniş repertuarı, enerjisi ve sempatikliğiyle herkesi mest etti.</p>

<p>Gümüşhane’de <b>Hüseyin Nihal Atsız Evi</b>’nde bir türkü gecesi düzenlendi. Gecede Başkan Alinur Aktaş da birkaç türkü yorumladı ve alkış aldı.</p>

<p>Atsız Evi’nde Atsız’ın kitaplarının satılmamasını garipsedim. Ben bir müze havasında Atsız’ın eşyalarına ve kitaplarına rastlamayı bekliyordum…</p>

<p>***</p>

<p><b>Erenler</b></p>

<p>Bayburt programında Kop Köyü’nü ziyaret ettik. Kop dağı eteklerindeki köyde cam gibi bir su ve tertemiz bir hava karşıladı bizi.</p>

<p>Eren evliya diyarı denen Bayburt’ta Kop köyünde bulunan Veysel Karani Hazretlerinin kemerine yüz sürdük.</p>

<p>Gümüşhane’de de <b>Ahmed Ziyaüddîn-i Gümüşhanevi</b> Hazretlerini işittik: “<b><i>Yol, hizmet yoludur. Hizmet edeceksin kurda, kuşa, leyleğe, kediye, kuzuya, köpeğe, insana, insan-ı kâmile. Her şeye hizmet edeceksin! Hizmet ederse, izzet bulur insan.</i></b>”</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Gumuşhane-de-esnaf-ziyareti.jpeg" /></p>

<p><b>Gastronomi</b></p>

<p>Bayburt’un Kop köyünde ‘Kokoç Çorbası’nı tattık. Coğrafi İşaret alınmış çorba, aşure tarzında ve kuşburnundan yapılıyor.</p>

<p>Bayburt’ta Çoruh kenarındaki çay ocaklarında içtiğim çayın, ‘Arzen’ markalı dondurmanın tadı hâlâ damağımda…</p>

<p>Gümüşhane denince akla pestil ve köme geliyor.</p>

<p>Her iki şehirde de etin çok lezzetli olduğunu yadsımamak gerekiyor.</p>

<p>Turizm açısından gastronomi alanının kat etmesi gereken mesafe olduğunu da söylemeliyiz.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-07-19-at-18.52.07.jpeg" /></p>

<p><b>Atışma</b></p>

<p>Eskiden Gümüşhane’nin ilçesi olan Bayburt’un il olması, üzerinden 30 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen halen sohbetlerde tartışılıyor. Bayburtlular ve Gümüşhaneliler arasında tatlı atışmaların konusu oluyor.</p>

<p>Bir esnaftan dinlediğim şu fıkraya çok güldüm:</p>

<p>“<i>Fi tarihinde Gümüşhaneli ile Bayburtlu, bir suçtan idam cezasına çarptırılır. İkisi de itiraz eder, yalvar yakar derken cezaları, ömür boyu hapse çevrilir. Ceza günü bayrama geldiği için de dönemin beyi, cezalarını 20 kırbaca çevirir. Cezalandırma Bayburtlu ile başlar. Bayburtlu, 5 kırbaç sonra bayılınca Bey, insafa gelir Bayburtluya cezayı hafifletecek bir istek hakkı tanır. Bayburtlu sırtına minder bağlanmasını ister ama nafile 5 kırbaç sonra minder parçalanır. Bayburtlu yarı baygın cezasını çeker. Sıra Gümüşhaneliye gelir. Gümüşhaneli ilk kırbaçta kendini yere atar. Bey, ‘bu hiç dayanamaz der’ ve Gümüşhaneliye iki istek hakkı verir. Gümüşhaneli, ‘Bana 20 değil 40 kırbaç vurun’ der. Bey şaşkın, ‘Ne dersin gafil daha 1 kırbaca dayanamadın’ demiş ki Gümüşhaneli araya girmiş ‘Beyim bir istek hakkım daha vardı ama’ demiş. Bey, ‘Nedir söyle bakalım?’ diye sormuş. Gümüşhaneli cevaplamış: Bayburtluyu sırtıma bağlayın…</i>”</p>

<p>Gezi boyunca bir de şu fıkra konuşuldu:</p>

<p><i>Bayburtlunun biri İstanbul’a gitmiş. Şehri gezerken Köprüye denk gelmiş ve şöyle demiş: <b>Ey İstanbul, büyükçe Bayburt’a benziyorsun. </b></i></p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-07-17-at-18.27.35.jpeg" /></p>

<p><b>Taşımalı eğitim</b></p>

<p>Gümüşhane’nin köylerini gezmedik. Ama Bayburt’un köylerinde okul yok artık. Taşımalı eğitime geçilmiş.</p>

<p>Gerçi köylerde de eski nüfus yok ama bu bir yumurta-tavuk paradoksu…</p>

<p>Eğitimde fırsat eşitliği sağlamak adına köylerde yeterli imkân ve kalitenin sağlanamadığı düşünülürse taşımalı da olsa çocukların daha iyi bir eğitime erişmesi kabul edilebilir. Fakat çocukların taşımalı sistemden kaynaklanan dezavantajlarının da göz önünde bulundurulması ve girdirilmesi gerekir.</p>

<p>Bölgede eğitim sorununu çözmeden hiçbir sorunun çözülemeyeceğini özellikle vurgulamalıyız.</p>

<p>***</p>

<p><b>Bursalı olmak</b></p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa’dan yola çıktığımızda heyetle birlikte İstanbul Hava Limanı’na doğru heyetle birlikte seyahat etti.</p>

<p>Aktaş’ın şu sözleri dikkat çekti:</p>

<p>“<i>Kime sorsak Bursa’nın birinci problemi ulaşım diyor. Bana göre Bursa’nın birinci problemi Bursalılık. Şehri içselleştirememişiz. Bursalı olmayı kabul etmemiz lazım.</i>”</p>

<p>***</p>

<p><b>100 İl Projesi</b></p>

<p><b>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz</b>, Bitlis Ahlat'ta “<b>Türkiye'nin şehir sayısının 100'e çıkacağı bir zamanda inşallah Ahlat'ımızı da bu şehirler arasına alacağız</b>” demişti.</p>

<p>Bu söz, yıllardır il olmayı hayal eden İnegöl’ü de heyecanlandırmıştı.</p>

<p>Seyahatte Başkan Aktaş bu konuya da değindi ve son 4 yılda Ankara’da bu konuyu hiç duymadığını vurgularken “<b>Bir kenti geliştirmenin yolu, il yapmak değil</b>” dedi.</p>

<p>Bu sözün sağlaması Bayburt oldu.</p>

<p>İnegöl, tek başına il olsa ne değişir? İlla il olacaksa Yenişehir, İznik, Orhangazi, Gemlik ve İnegöl tek bir ile dönüştürülebilir.</p>

<p>O zaman da merkezin İnegöl’den çok Yenişehir olacağını görmek gerekir.</p>

<p>***</p>

<p><b>Sığınmacılar</b></p>

<p>Resmi kayıtlara göre Bayburt’ta 200’e yakın sığınmacı bulunuyor.</p>

<p>Gümüşhane’de ise sığınmacı görünmüyor.</p>

<p>Bu kentlere yaptığımız ziyaretlerde Afgan ya da Suriyeli sığınmacı ile hiç karşılaşmadım.</p>

<p>Gümüşhane’deki Karaca Mağarası’nda birkaç Arap’a denk geldik ama onlar da sanırım turistti.</p>

<p>***</p>

<p><b>Göç ve kimlik</b></p>

<p>Seyahat boyunca düşündüğüm konuların başında göç olgusu geliyordu. Ki daha fazla söz söyleyebilmek adına en sona sakladım.</p>

<p>Bayburt ve Gümüşhane’ye bakınca zor bir coğrafya ve iklim görürsünüz. Amansız yamaçlar ve çetin kış şartları… ‘İnsanı, buralarda tutan nedir?’ diye sorsanız bulacağınız cevaplar izafi kalır.</p>

<p>Coğrafyamızda göçün nedenlerine baktığınızda yoksulluk, kan davaları, aile içi cinayetler, terör ve eğitimi görürsünüz.</p>

<p>Ne yazık ki göç veren bölgelerde bunlar, sanki bir devlet politikasıymışçasına çözümden uzaklaştırılmış ve sorunsala dönüştürülmüş konulardı.</p>

<p>Beyaz perdede, radyolarda ‘Taşı toprağı altın’ diyerek ülkenin geri bırakılmış bölgelerinden insanlar kamyon sırtında İstanbul ve Marmara Havzası’na tıkıldı.</p>

<p>Ne için? Yabancı sermayeli sanayinin iş gücü ihtiyacı için!</p>

<p>1960’lı yıllarda başlayan akın halen durmuş değil ama artık denizin bittiği söyleniyor.</p>

<p>İnsanları, kente akından vazgeçirmek ve köye dönüş başlatmak için yeni bir söylem ve yöntem işliyor.</p>

<p>Dün İstanbul’u pazarlayan kitle iletişim araçları bugün köyleri, kırsalı ve yeşili pazarlıyor. Şehre tıkılmış ve bir kuşak öncesi köylü olan gençleri, köyde yaşamaya ikna etmek için her yol deneniyor.</p>

<p>Geçmişte o bölgelerde olduğu gibi bugün büyük kentlerde yoksulluk, kan davası niteliğinde çatışmalar, kadın cinayetleri, güvenlik endişesi, iklim felaketleri ve piyasalaşmayla derinleşen eğitim sorunu yaygınlaşıyor.</p>

<p>Şimdi kaset geri sarılıyor, plan tersine işletiliyor.</p>

<p>Peki, bugün insanların dönecek bir köyü var mı? Birçoğunun köyünde toprağı yok. Toprağı olsa bile ekip biçme bilgisi yok. Ne yapacak köye dönünce?</p>

<p>Çok uluslu veya ulusal ölçekteki firmalar için çalışacak. Ya onların plantasyonlarında işçi olacak ya da tedarikçi…</p>

<p>İnsana göre değil kapitale göre kurulan çark, düz de dönse ters de ezilen yurdum insanı oluyor, olacak.</p>

<p>Dün işçi olsun diye Almanya’ya pazarlanan insanımız, bugün piyasa unsuru değil mi sanıyorsunuz? 60’larda Almanya ile o meşhur anlaşmaya imza atanları biliyor musunuz?</p>

<p>O tarih öncesi Almanlar ve Batı, Türkleri nasıl tanıyordu? Sonrasında nasıl tanıyor? Türk kimliğinde nasıl bir tahribat oluştu?</p>

<p>Daha sonra insanımız kendi yurdunda nasıl ve neden paryalaştırıldı? Hiç düşündünüz mü?</p>

<p>***</p>

<p>İnsanın yaşam pratiklerine şekil veren iki ana unsur vardır: Birincisi <b>sahip olma dürtüsü</b>. İkincisi <b>ait olma duygusu</b>.</p>

<p>Edilgen bir yapıdan kurtaramadığımız vatandaş, işte bu sahip olma dürtüsü ile ait olduğu yerlerden göçüyor veya göçe mecbur bırakılıyor.</p>

<p>‘Ait olduğu yerler’ diyorum çünkü büyükşehre gidip emeklilik sonrası memleket hayali kurmayanların sayısı azınlıkta kalıyor.</p>

<p>Sıla hasretine hâlâ türküler yakılıyor.</p>

<p>İnsanlar, Bursa gibi şehirlere de işte bu sahip olma dürtüsüyle geliyor. Bu dürtüyle geldiği için de Bursa’ya karşı çok acımasız ve umarsız olabiliyor. Bu yüzden Bursalı olamıyor.</p>

<p>Balkan Muhacirleri ile Anadolu Göçmenleri arasındaki temel fark da buradadır. Bu sebeple Balkanlılar, Anadolululara kıyasla daha fazla Bursalı görünür.</p>

<p>***</p>

<p>İnsan, ait olma bilinciyle yaşamalı. O bilinç, zenginliğin metada olmadığının farkındadır. O bilinç, insanı özgürleştirir. O bilinç, insanı kimlikli ve efsanevi kılar. O bilinçle insan temiz ve saf kalır.</p>

<p>Ait olma bilinciyle yaşayanlar idealisttir. Beklenti içinde değil hayata değer katma çabasındadır. Bu bilinçte olanlar ilerlemeci ve paylaşımcıdır. Bu bilinçte olanlar, aynı zamanda korumacıdır.</p>

<p>Sahip olma dürtüsüyle hareket edenlerin aksine ait olma bilincinde olanlar; vakar ve duruş sahibidir.</p>

<p>Ego, hırs ve alt etme bağımlılığı sahip olma dürtüsünün esiri olanların yaygın eylemleridir; onlar, bencil ve talepkârdırlar.</p>

<p>Bugün şehirlerimizi yaşanmaz hale getiren işte o göçe zorlayan politikalar ve insanımıza aşılanan sahip olma salgınıdır.&nbsp;</p>

<p>Vatandaşımızı, bu zehirli sahip olma virüsünden kurtarmalıyız. Sahipliği, ait olma duygusuna dönüştürmeli; toplumsal birliğin uyum ve ahenginin bu olduğunu görmeliyiz.</p>

<p>Bunun için de en güçlü anahtar eğitimdir. Eğitimde ‘vatan’ kavramının içselleştirilmesi adına tarihle barışmalı, günün politik şartları ve aktörlerine göre değişen müfredat yapısından kurtulmalıyız.</p>

<p>Yeniden bir kimlik inşasına ihtiyacımız var. Bu inşa, ancak ve ancak toplumsal aidiyetin, vatana bağlılığın tesisi ile mümkündür.</p>

<p>Bir kişiye, bir cemaate veya çıkar grubuna bağlı kitlelerin ne tür felaketlere neden olabileceğini 15 Temmuz’da bir kez daha gördük.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki 15 Temmuz, aynı zamanda bu göç sorununun da sonuçlarından biridir.</p>

<p>Yeni 15 Temmuzlar yaşamamak için devletimizin, insanımızı yerinde güçlü kılması gerekiyor.</p>

<p>Devletimizin, insanımızı çok uluslu sermayenin çıkarlarına ezdirmemesi gerekiyor.</p>

<p>Devletimizin, insanımıza eğitimde fırsat eşitliğini, hukuk önünde eşit yargılanma hakkını, sağlığa eşit erişimi sunması gerekiyor.</p>

<p>Ve artık insanımız güvenlik endişelerine maruz bırakılmamalıdır…</p>

<p>***</p>

<p><b>Teşekkür</b></p>

<p>Başkan Alinur Aktaş ve organizasyonda emeği geçen tüm Büyükşehir Belediyesi çalışanlarına teşekkür ederim.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kentsel-diyalektik-bursa-bayburt-ve-gumushane-h3391.html</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 12:10:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/08/kentsel_diyalektik_bursa_bayburt_ve_gumushane_h3391_84922.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Elinizi Taşın Altına Koyun]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/elinizi-tasin-altina-koyun-h2401.html</link>
      <description><![CDATA[Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun (TKDK) 2013’ten bugüne Bursa’da kırsal kalkınmaya yönelik 399 projeye toplamda 339,60 milyon liralık hibe sağladığını açıklayan İl Koordinatörü Bilal Tunç, Bursa’nın tarım kenti kimliğinin gelişmesi adına tüm paydaşlara seslendi: Ellerini taşın altına koyup sorumluluklarını bir kat daha artırmaya davet ediyoruz!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<ul>
	<li><b>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>TKDK; 5648 sayılı <i>‘Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’ </i>ile 18 Mayıs 2007 tarihinde <b>Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı</b>’nın ilgili kuruluşu olarak kuruldu. Kurumumuz; ulusal kalkınma plan, program ve stratejilerinde öngörülen ilke ve hedefler çerçevesinde, Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlardan sağlanan kaynakları da kapsayacak şekilde, kırsal kalkınma programlarının uygulanmasına yönelik faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla kuruldu. <b>Katılım Öncesi Yardım Aracı </b>(İngilizce: <b><i>Instrument for Pre-accession Assistance - IPA</i></b>) <b>Avrupa Birliği</b>'nin (<b>AB</b>) aday ve potansiyel aday ülkelere sağladığı mali yardımları, 2007 yılı itibarıyla tek çatı altında topladığı finansal yardım programıdır.&nbsp; IPA programı 5 bileşenden oluşur ve Kurumumuz bu 5 bileşenden biri olan <b>Katılım Öncesi Yardım Araçlarından Kırsal Kalkınma</b> (<b><i>İngilizce: Instrument for Pre-accession Assistance Rural Development – IPARD</i></b>) programını uygulamaktadır. Programın Toplam bütçesinin <b>yüzde 75’lik kısmı Avrupa Komisyonu</b>’ndan, <b>Yüzde 25’lik kısmı Türkiye Cumhuriyetinin Ulusal Bütçesi’</b>nden karşılanıyor.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>2012 yılı sonuna kadar 20 ilde devam eden uygulamalar, Avrupa Komisyonu’nun 25 Temmuz 2013 tarihli yetki devri kararı ile 42 ile yaygınlaştırıldı. 2012 yılında kurumumuzun 42 ile genişleme sürecinde; ilimiz Bursa’da dâhil edildi. 2013 yılından günümüze kadar Bursa’da desteklemelere devam ediyoruz. <b>2011 yılında başlayan IPARD I dönemini 2016 yılının ikinci çeyreğine</b> kadar sürdürdük. 2016 yılından itibaren devam eden <b>IPARD II </b>programımızı bu yılın ikinci yarısına kadar devam ettiriyoruz. 16 Mart 2022 tarihi itibariyle Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilen <b>IPARD III</b> önümüzde ki yeni dönem uygulanacak. <b>Önümüzdeki IPARD III dönemi ile birlik 555 Milyon Euro bütçemizi 2028 yılının sonuna kadar ilgili sektörlerde yatırımcılarımıza tahsis edilecek</b>. Kurumumuz Kırsal alanların ve Kırsal nüfusun kalkındırılması için çalışmalarına hız kaybetmeden devam edecek.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-18-at-13.09.51.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>TKDK’nın kadro yapısı hakkında bilgi paylaşır mısınız?</b></li>
</ul>

<p>TKDK, <i>5648 Sayılı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Hizmetleri Hakkında Kanun ve TKDK Teşkilatı Hakkında Kararname</i>’nin (<b>4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi – Otuz beşinci Bölüm</b>) belirttiği sınırlar ve kurallar içerisinde Personel Rejimi uyguluyor. Kurumumuzun özellikle diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarına göre daha sonra kurulması nedeniyle <b>Çalışan Yaş Ortalaması daha gençtir</b>. Kurumumuzun Üst Yönetimi olarak 1 Başkan, 3 Genel Koordinatör (Proje Hizmetleri, Finansman, Personel ve Destek Hizmetler), 1 İç Denetim Koordinatörlüğü, 1 Hukuk Müşavirliği, Genel Koordinatörlere Bağlı 7 Merkez Koordinatörü ve 42 İl’in Koordinatörü yer alıyor. Yönetim kadrolarının dışında, Türkiye’de Merkez ve Taşra (il koordinatörlüklerinde) görev yapan bin 289 Uzman, 57 İdari Uzman, 245 Destek Personeli, 168 Büro Personeli, 176 Güvenlik Görevlisi, 119 Şoför ve 151 Temizlik Kat görevlisi olmak üzere 2259 personel görev yapıyor. Ayrıca <b>Bursa İl Koordinatörlüğünde 1 Koordinatör, 4 Birim Amiri, 35 Uzman, 7 Destek Görevlisi, 14 Büro Personeli, 1 Güvenlik, 1 Temizlik Kat Görevlisi ve 4 Şoför</b> olarak görev yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da bugüne kadar kaç projeye finansman desteği sağlandı? Toplam hibe miktarı nedir?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da TKDK tarafından bugüne kadar toplam <b>399 projeye 339,60 Milyon lira hibe sağlandı. Bu hibenin 203,40 Milyon lirası ödendi, 136,20 Milyon lirasını ödeyeceğiz. Bu hibeler sayesinde 744 Milyon liralık yatırım yapıldı. </b>Bu yatırımlarla Bursa’ya şu tesisler kazandırıldı:</p>

<ul>
	<li><i>36 süt üretim hayvancılık tesisi</i></li>
	<li><i>27 besi hayvancılık çiftliği</i></li>
	<li><i>29 kanatlı et hayvancılık üretim tesisi</i></li>
	<li><i>1 yumurta tavukçuluğu hayvancılık çiftliği</i></li>
	<li><i>7 süt işleme tesisi</i></li>
	<li><i>6 süt toplama merkezi</i></li>
	<li><i>6 kırmızı et işleme tesisi</i></li>
	<li><i>1 kanatlı et işleme tesisi</i></li>
	<li><i>2 su ürünleri işleme tesisi</i></li>
	<li><i>44 meyve-sebze işleme soğuk hava deposu</i></li>
	<li><i>105 bitkisel üretim, işleme ve pazarlama projesi</i></li>
	<li><i>70 arıcılık projesi</i></li>
	<li><i>20 zanaatkârlık ve katma değerli ürünler projesi</i></li>
	<li><i>13 kırsal turizm tesisi</i></li>
	<li><i>1 su ürünleri üretim tesisi</i></li>
	<li><i>21 makine parkı</i></li>
	<li><i>10 yenilenebilir enerji tesisi</i></li>
</ul>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-18-at-13.12.18-1.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Proje sayısı ve finansman açısından Bursa, diğer illere göre hangi sırada yer alıyor?</b></li>
</ul>

<p><b><i>IPARD II</i></b> dönemi (2016-günümüz) 5 yıllık dönem kapsamında 42 il içerisinde <b>Bursa</b>;&nbsp; ‘<b>Sözleşmeye Bağlanan Yatırım Miktarı</b>’nda 537,4 Milyon lirayla 7’nci, ‘<b>Sözleşmeye Bağlanan Hibe Tutarı</b>’nda 248,8 Milyon lirayla 7’inci, ‘<b>Ödeme Tutarı</b>’ olarak 121,5 Milyon lirayla <b>15’inci sırada yer alıyor</b>.</p>

<p>Özellikle Çağrı bazlı olarak bazı yıllarda <b><i>Bursa İl Koordinatörlüğü</i></b> olarak büyük başarılar gösterdik. 2021 yılında ‘Başvuru Kabulü’ gerçekleşen <b>‘10’uncu Çağrı İlanı’ kapsamında başvuruya esas hem <i>Yatırım Tutarı </i>hem de <i>Hibe Tutarı</i> üzerinden Türkiye 2’ncisi olduk</b>. Genel olarak üretici örgütlerine verilen destek miktarları konusunda en başarılı il unvanını koruyoruz. <b>2021 Yılı içerisinde Bursa İl Koordinatörlüğü olarak; 95 yeni Proje ile sözleşme imzaladık. 85 Milyon TL hibe ödemesi gerçekleştirdik.</b></p>

<ul>
	<li><b>Destek sağlanacak projeler nasıl belirleniyor?</b></li>
</ul>

<p>TKDK olarak IPARD I Döneminde 15 Çağrı İlanı ve IPARD II Döneminde 12 Çağrı İlanı olmak üzere toplamda bu zamana kadar <b>27 kez Çağrı ilanına çıkmış bulunuyoruz</b>. Bu çağrı ilanları dönemlerinde sisteme uygun şekilde proje dosyalarını tamamlayan, bu dosyalar ve ilgili proje evraklarını imzalı ve sıralı şekilde dizilmiş halde kuruma sunun ‘<b>Uygun Başvuru Sahipleri</b>’, ilgili <b>Çağrı ve Tedbirde Kurumumuzun belirlediği ‘Sıralama Kriterlerine’ göre yüksek puanlı başvuru sahiplerinin öncül sıra olacak şekilde inceleme ve kontrol işlemleri başlıyor</b>. İnceleme ve varsa eksik evrak süreci tamamlanan proje başvuruları, sözleşme öncesi son kez yatırım adresinde yerinde kontrol işlemleri ile kontrol ediliyor. Uygun bulunan proje başvuruları <b>TKDK Merkez</b> tarafından gruplar halinde yayınlanan ‘<b>Sözleşmeye Hak Kazanan Proje Başvurular</b>’ listesinde açıklanıyor. Bu ilanın akabinde, başvuru sahibi il koordinatörlüğünde sözleşmesini imzalayabiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Hangi başlıklardaki projelere destek veriliyor?</b></li>
</ul>

<p>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu olarak 5 ana tedbir ve 16 alt tedbirde destek veriyoruz. Bu tedbirler:</p>

<ol>
	<li><b>Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yönelik Yatırımlar (101) </b></li>
</ol>

<ul>
	<li>Süt Hayvancılığı</li>
	<li>Besi Hayvancılığı</li>
	<li>Kanatlı Eti Hayvancılığı</li>
	<li>Yumurta Hayvancılığı</li>
</ul>

<ol start="2">
	<li><b>Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması ile İlgili Fiziki Varlıklara Yönelik Yatırımlar (103)</b></li>
</ol>

<ul>
	<li>Süt ve Süt Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması</li>
	<li>Kırmızı Et Ürünlerinin İşlenmesi, Kesimhane ve Parçalama Tesisleri</li>
	<li>Beyaz Et Ürünlerinin İşlenmesi, Kesimhane ve Parçalama Tesisleri</li>
	<li>Su Ürünleri İşleme ve Buzhane Tesisleri</li>
	<li>Meyve-Sebze Ürünlerinin İşlenmesi, Paketlenmesi ve Soğuk Hava Depoları</li>
</ul>

<ol start="3">
	<li><b>Tarım-Çevre İklim ve Organik Tarım Tedbiri (201)</b></li>
	<li><b>LEADER Yaklaşımı Yerel Kalkınma Stratejilerinin Uygulanması (202)</b></li>
	<li><b>Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme (302)</b></li>
</ol>

<ul>
	<li>Bitkisel Üretim (Tıbbi Aromatik, Mantar, Süs Bitkisi, Fide-Fidan)</li>
	<li>Arıcılık ve Arı Ürünlerinin İşlenmesi</li>
	<li>Zanaatkârlık ve Katma Değerli Ürünler</li>
	<li>Kırsal Turizm</li>
	<li>Su Ürünleri Yetiştiriciliği</li>
	<li>Makine Parkları (Sadece Üretici Örgütlerine)</li>
	<li>Yenilenebilir Enerji</li>
</ul>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-18-at-13.12.16.jpeg" /><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-18-at-13.12.17.jpeg" /><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-18-at-13.12.18.jpeg" /><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-18-at-13.12.19.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Proje yazım ve başvuru sürecinden bahseder misiniz? </b></li>
</ul>

<p>IPARD desteklerinden faydalanmak isteyen yatırımcıların, destek almak istedikleri yatırım konusu ile alakalı Tedbirin Başvuru Çağrı ilanı dönemini takip etmesi gerekli. Başvuru çağrı ilanı duyurulduğu tarihten itibaren Kurumumuza sunulmak üzere bir başvuru paketi hazırlaması gerekiyor.&nbsp; Bu başvuru paketi içerisinde şunlar yer almalı:</p>

<ul>
	<li>Başvuru Sahibi tarafından çevrimiçi sistemimizde yar alan başvuru formu,</li>
	<li>İlgili alanda talep ettiğimiz resmi evraklar,</li>
	<li>Projesinin ayrıntılı anlattığı internet sitemizde boş hali Word dosyası şeklinde matbu hazır olan iş planı,</li>
	<li>Makine ve inşaat işlerinin teknik rakam ve kapasitelerinin belirtildiği internet sitemizde boş hali Excel dosyası şeklinde matbu hazır olan teknik proje,</li>
	<li>Proje içerisinde destek talep ettiği Yapı İşleri, Makine-Ekipmanlar, Genel Hizmetler (Mühendislik ve Danışmanlık Faaliyetleri) ve Görünürlük Harcamalarına ait Teklif Dosyaları</li>
</ul>

<p>Başvuru paketi evrakları haricinde ayrı bir klasör içerisinde projesine ait resmi onaylı çizimler (Mimari, Statik, Elektrik Tesisat, Sıhhi Tesisat, Makine Oturum Yerleşim Planı vb.) hazırlanması gerekiyor.</p>

<p>Yukarıda belirtilen evrak ve dosyaların son başvuru tarihine kadar öncelikle ilgili olanları online sistem içerisine yüklenmeli ve sisteme yüklenen formların imza ve kaşeli çıktıları ile birlikte dosyalanıp Kurumumuza fiziki şekilde sunulması gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>TKDK proje yazma/hazırlama sürecine destek oluyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Kurum olarak yardım masamızda online mesaj, mail yoluyla, bilgi hattımız üzerinden mesai saatleri içerisinde telefona kanalıyla veya il koordinatörlüğü binamızda yüz yüze tüm soru ve sorunlara yardımcı olmaktayız. Ayrıca kurumumuzun merkezde ilgili birimler tarafından hazırlanmış bütün evrak ve dosyaların açıklandığı rehberler ve yardımcı dokümanlar www.tkdk.gov.tr internet sitemizde mevcut. Başvuru sahipleri için rehber olacak başvuru ve ödeme aşamalarını anlatan ayrıntılı animasyon filmlerimizde internet sitemizde yer alıyor. Kurumumuzun herhangi bir başvuru sahibi için özel olarak proje yazımı ve danışmanlık hizmeti gibi bir desteği kesinlikle söz konusu değildir.</p>

<ul>
	<li><b>Bürokratik işlem yükü yoğun diyebilir miyiz?</b></li>
</ul>

<p>Kurumumuza sunulacak proje başvuruları ile ilgili TKDK olarak bizim ekstra bir bürokratik yoğunluğumuz yok. Mümkün olduğunca vatandaşlarımız için projelere ait prosedürleri yalınlaştırıp, kendileri için kolaylaştırıyoruz. Takdir edersiniz ki <b>verdiğimiz destek üst limitleri ilgili başvuru alanlarında Türkiye’de Kamu Kurumları tarafından verilen miktar olarak en büyük proje bazlı mali destekler olduğu için, başvuru kabullerinde projeye ait resmi izin ve ilgili belgeler, yatırımcıya ait projenin sürdürülebilirliğini riske atmamasını sağlayacak başvuru sahibinin sunması gereken finansman kaynaklarına ait belgeler gibi evrak ve dokümantasyon taleplerimiz var</b>. Proje ile ilgili sunulması gereken evrakların diğer kurum ve kuruluşların yaşadığı yoğunluklar olabiliyor. Bu yüzden proje başvurusu gerçekleştirmeyi düşünen potansiyel başvuru sahibi olacak bütün vatandaşlarımıza yönelik tavsiyemiz, projeleri ile ilgili resmi işlemleri (<i>örneğin inşaat ruhsat izni alınması gibi</i>) proje başvurusunda önce halletmeleri, kendi yaşayacakları süreçler ilgili faydalı olur. <b>Özellikle Bursa’mızın Büyükşehir olması, ilimizin coğrafi koşulları </b>(<i>Dağlık sit alanlar, koruna ovalar, göl kenarları, tarihi sit bölgeler, Zeytinlikler gibi</i>)<b>, konumundan dolayı rantın yüksek olması gibi çok sayıda faktör nedeniyle inşaat ruhsat izinleri uzun bir süreç alıyor</b>. Vatandaşlarımızın bunun bilincinde hareket etmeleri gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Başından sonuna bir projenin kabulü ve sonuçlanması ne kadar sürüyor?</b></li>
</ul>

<p>TKDK proje başvuruları ve sonuçlanması ile ilgili süreç genel olarak 4 aşamadan oluşuyor:</p>

<ol>
	<li>Başvuru paketi ile kurumumuza müracaat edilir.</li>
	<li>Başvuru paketi yapılan incelemeler neticesinde uygun görülürse sözleşme imzalanır.</li>
	<li>Sözleşmeye uygun olarak yatırım gerçekleştirilir</li>
	<li>Sözleşmeye uygunluk sağlanmışsa faydalanıcının hesabına ilgili tutar aktarılır.</li>
</ol>

<p><b>Başvuru dönemi</b>; yaklaşık 2 ay sürüyor. (<i>Başvuru Sahibinin Projeyi hazırlaması ve başvurması</i>)</p>

<p><b>Sözleşme Dönemi</b>; 2-5 ay arasında değişiyor. (<i>Başvuru Sahibinin Sıralama Kriterlerinde ki puan, o dönem proje yoğunluğu ve dosyasının hazır olması eksik evrak olmamasına göre değişir</i>)&nbsp;</p>

<p><b>Uygulama Dönemi</b>; en az 2 ay en fazla 12 ay kadar değişebilir. (<i>Projenin içeriği, inşaat işleri ve mevsimsel koşullar</i>)</p>

<p><b>Ödeme Dönemi</b>; ortalama 1-3 ay içerisinde tamamlanır. (<i>Başvuru sahibinin ödeme evraklarını sunmasına göre değişmektedir.</i>)</p>

<p>Belirtilen süreler tahmini ve ortalama beklenti sürelerdir, her proje için içeriği ve başvuru sahibinin durumuna göre değişim gösterebilir.</p>

<ul>
	<li><b>Projelerde kadınlara yönelik pozitif bir ayrıcalık var mı?</b></li>
</ul>

<p>TKDK olarak 101 tedbiri (<i>Hayvancılık projeleri</i>) ve 302 Kırsalda İş Geliştirme tedbirlerinde Gerçek Kişiler için kadın başvuru sahipleri ve Tüzel Kişilerde Kadın Yetkili projelerde ‘Sıralama Kriterlerinde’ ek puan sağlıyoruz. Bu sayede kadın başvuru sahiplerinin projelerinin hayata geçmesi konusunda daha avantaj sağlanıyor. Bu avantajın sonucunda ülke genelinde sadece kadın başvuru sahibi olan 4 bin 742 adet proje hayata geçti. <b>Bursa’da ise bugüne kadar hayata geçen 103 projemizin yatırımcısı kadınlar oldu.</b></p>

<ul>
	<li><b>TKDK ile şehrin diğer kurumları arasındaki iletişim ve etkileşim hakkında değerlendirmede bulunur musunuz?</b></li>
</ul>

<p>İl Koordinatörlüğü olarak vatandaşlarımızın ve şehrimizin desteklerimizden daha çok yararlanması adına tüm ilgili kurum ve kuruluşlar ile iletişimimizi kuvvetli tutmaya çalışıyoruz. Desteklediğimiz sektörlerin paydaşı olan üretici örgütleri, akademik temsilciler (Üniversiteler ve Odalar), yerel yönetimler ve alakalı tüm kamu kurumlarının temsilcilerine düzenli olarak ziyaret ve etkinlikler ile bilgilendirmelerimizi gerçekleştiriyoruz. Vatandaşlarımızın yaşadığı sorunları sahadan gözlemleyip etkin raporlama yoluyla ilgili muhataplara aktarmakta ve reel çözüm önerilerimizi paylaşıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Geçen haftalarda düzenlenen ‘Bursa Tarımı Konuşuyor’ panelinde konuşmacı idiniz. Sizce o panel ne derece etkili oldu? Sizin için faydalı oldu mu?</b></li>
</ul>

<p>Öncelikle bu programın hayata geçmesinde emeği geçen başta <b>Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Alinur Aktaş ve diğer Büyükşehir Belediyesi’nin yetkilileri</b>, programda söz alan temsilcilere, emek harcayan aktif görevli arkadaşlara ve katılım gösteren vatandaşlarımıza teşekkür ederim. Bursa tarım sektörünün sorunlarının tespit ve çözüm önerilerinin paylaşılması takibinde uygulanması sonucunda tarım sektörünün gelişimi için bu ve benzeri programların artmasını temenni ediyorum.&nbsp; <b>Bursa’nın tarım sektöründe yaşanan veya yaşanabilecek olumsuzluklara karşı sektörün paydaşlarının daha fazla diyaloğa ihtiyacı olduğu kanısındayım. Burada da bizim tarım sektörü bürokratlarına daha fazla iş düşüyor. </b></p>

<ul>
	<li><b>Bursa’nın tarım kenti kimliğine ilişkin kişisel gözlem ve tespitlerinizi paylaşır mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Şehrimizin demografik ve coğrafi şartlarına bakacak olursak, Tarım sektörünün önemini anlatmak için çok daha fazla çaba göstermemiz gerekecektir. Öncelikle genel olarak Bursa’nın tarımsal verilerini incelemek gerekir. <b>Bursa’da 369 bin 727,86 hektar tarım alanı, 486 bin 304,00 hektar orman alanı, 23 bin 236,52 hektar çayır ve mera alanı, 55 bin 197,90 hektar su yüzeyi ve 154 bin 171,72 hektar da meskûn mahal ile sanayi alanı bulunuyor</b>. 1 milyon 88 bin 638,00 hektar içinde tarım alanının oranı yüzde 34’tür. Söz konusu tarım alanının ise 142 bin 414,10 hektarı tarla, 47 bin 831,10 hektarı meyve, 38 bin 536,60 hektarı sebze alanıdır. <b>Bu alanlarda,&nbsp; 2 milyon 661 bin 407 ton tarla bitkisi üretimi, 2 milyon 199 bin 431 ton sebze, 836 bin 158 ton da meyve üretimi gerçekleştiriliyor.</b></p>

<p>Bursa, tarla bitkilerinin üretiminde Türkiye’nin ortalamasının üstünde ve büyük potansiyele sahip bir nokta bulunuyor. Ayrıca sebze ve meyve üretiminde Türkiye’nin en önde gelen şehirleri arasında yer alan Bursa’mız bu konuda gün geçtikçe üretim kapasitelerini artırıyor. Tarım sektörünün diğer ana başlığı olan Hayvancılıkta 2021 yılı verilerine göre <b>Bursa; 265 bin 312 büyükbaş hayvan sayısı ile 22’nci, 590 bin 90 küçükbaş hayvan sayısı ile 34’üncü sırada bulunuyor.</b>&nbsp;</p>

<p><b>Bursa, 14 milyon 594 bin 465 tavuk sayısı ile Türkiye’de 9’uncu sırada yer alıyor.</b> Rakamlarda belirtiği üzere hayvancılık açısından ülkemizde en üst şehirlerden birisi olmasak da ortalamanın çok üstünde hayvancılık faaliyetleri gerçekleştiriliyor. İlimizde genel itibariyle dağ ilçeleri, Mustafakemalpaşa ve Karacabey bölgelerinde süt hayvancılığı; Yenişehir ve İnegöl’de besi hayvancılığı gelişmiştir. <b>Arıcılık sektöründe ise ilimizde kayıtlı kovan sayısı 88 bin 257 tane olup bu alanda ülke genelinde 26’ncı sırada yer alıyoruz.</b> Bu alanda da Türkiye ortalaması yakın bir sayıda faaliyet sürüyor.</p>

<p><b>Bursa’da tarım sektörü; 7,6 Milyar liralık Bitkisel Üretim, 3 Milyar liralık Canlı Hayvan ve yaklaşık 770 Milyon lira Hayvansal Ürün ile 11,5 Milyar liralık büyüklüğe sahip bulunuyor. </b></p>

<p><b>Tarımsal Üretim Değeri</b> açısından ülke sıralamasında 11’inci olan şehrimiz, ihracat ve ülkenin yoğun nüfus bölgesine yönelik tarıma dayalı sanayinin gelişmesiyle tarım sektörünün üretim ve istihdamı gün geçtikçe artıyor. Ayrıca ilimizin arazilerin kullanım oranı, ÇKS ve HKS kaydı olan üretici sayısı, kırsal nüfusa ait imkânlar gibi parametreler ölçeğinde<b> ‘Tarımsal Kent Kimliğini</b>’nin koruması büyük önem arz ediyor. Kurumumuzun kuruluş amaçlarının temelini oluşturan Kırsal Bölgeleri ve Kırsal Nüfusu kalkındırma temel hedefi doğrultusunda ilimizin tarımsal kent kimliğine katkı sunmayı devam ediyoruz. <b>Bu hususta sorumluluğu bulunan tüm kamu kurum temsilcilerini, yerel yönetimleri, üretici örgütlerinin temsilcilerini, akademik çevreleri, meslek örgütleri ve odaları elini taşın altına koyup sorumluluklarını bir kat daha artırmaya davet ediyoruz.</b></p>

<ul>
	<li><b>Bilal Tunç kimdir?</b></li>
</ul>

<p>1 Kasım 1981 Bingöl’de doğdum. Orta öğrenimimi Tarım Lisesinde, Lisans Eğitimimi 2004 yılında <b>Fırat Üniversitesi İnşaat Mühendisliği </b>Bölümünde tamamladım. Kamu ve iş hayatıma ilk defa 2001 yılında Tarım Teknisyeni olarak <b>Tarım ve Orman Bakanlığı</b>’nda göreve başladım. 2005 ve 2007 yılları arasında <b>Çevre ve Şehircilik Bakanlığı</b>’nda Planlama Mühendisi olarak görevime devam ettim. 2007-2011 yılları arasında <b>Sağlık Bakanlığı</b>’nda Kontrol Mühendisi olarak görev aldım. 15 Eylül 2011 tarihinde <b>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu</b>’nda ilk göreve başlayan kadrolar içerisinde Yerinde Kontrol Uzmanı olarak görevime Ankara’da başladım. 6 Kasım 2020 tarihinde Vekil olarak ve 18 Ocak 2021 tarihinde Asaleten atandığım <b>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Bursa İl Koordinatörlüğü</b> görevimi devam etmekteyim. Evliyim; büyük olanı kız ve küçük olan erkek olmak üzere 2 evladım var.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/elinizi-tasin-altina-koyun-h2401.html</guid>
      <pubDate>Tue, 10 May 2022 09:24:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/05/elinizi_tasin_altina_koyun_h2401_caebd.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nilüfer Osb Kabına Sığmıyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nilufer-osb-kabina-sigmiyor-h2322.html</link>
      <description><![CDATA[Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez, NOSAB’daki firmaların yurtdışıdan yönelen talebi karşılayabilmek için her yıl büyüdüğü ve NOSAB’ı da genişletme hedefinde olduklarını belirterek ‘Doğanköy’deki boş araziyi talep ettiklerini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa’da sanayi alanlarının kent içinde kalması ve yeni alanlar oluşturulması talebi tartışmalara konu oluyor. Kentin batısında 20 milyon metrekarelik bir sahada TEKNOSAB öncülüğünde kurulmaya çalışılan sanayi havzasına şehrin göbeğindeki bölgelerin taşınması konuşuluyor. Peki, sanayici ne düşünüyor? Bu ve benzer konuları, Nilüfer OSB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ile uzun uzadıya ele aldık. Açık ve net tavrı ile dikkat çeken Başkan Gülmez, çarpıcı açıklamalarda bulundu. &nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Son dönemde Bursa’da sanayi varlığı ve büyüme talepleri tartışmalara konu olur. Mevcut OSB’lerdeki boş yerler gündeme geliyor. NOSAB’da durum nedir?</b></li>
</ul>

<p>NOSAB dolu. Yüzde 97’si yapılaşmış durumda, hisseli olan boş parsellerde ise izale-i şuyu davaları devam ediyor. 4-5 parsel var ve NOSAB oralarda büyük hissedar. Yaklaşık 5-6 yıldır da bu durumun sonuçlanması için uğraşıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Ortalama kira fiyatı nedir?</b></li>
</ul>

<p>Bin metrekarelik bir yer için kira bedeli 50 ile 75 bin lira arasında değişiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sanayi parseli satış bedeli nedir?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’nin en yükseği diyebilirim. Metrekare fiyatı, 800-900 dolar civarında bulunuyor.</p>

<ul>
	<li><b>NOSAB’ın genişleme olasılığı var mı?</b></li>
</ul>

<p>Var tabi. Doğanköy tarafı boş. Orası imarsız bir bölge…</p>

<ul>
	<li><b>Siz de büyümeyi talep ediyorsunuz yani?</b></li>
</ul>

<p>Talep ediyoruz. Bu konuyla ilgili Büyükşehir ve Nilüfer belediyelerinden görüş almaya çalışıyoruz. Her iki başkanla da görüştük.</p>

<ul>
	<li><b>Başkanlardan ne yanıt aldınız?</b></li>
</ul>

<p>Merkezde sanayinin yeteri kadar büyüdüğü gerekçe gösteriliyor. Hâlbuki orası konut alanı olsa daha fazla yoğunluğa sebep olacak. Sanayi alanı olması daha doğru çünkü bize komşu bir bölge orası… Çok büyük bir yer de değil.</p>

<ul>
	<li><b>Bölge kamu arazisi mi yoksa şahıs mı?</b></li>
</ul>

<p>Şahıslarda.</p>

<ul>
	<li><b>Sizin bu alanı talebiniz sanayi alanları üzerinden çok konuşulan rant tartışmalarını alevlendirmez mi? Mesela sizin veya yönetiminizin orada arsası var mı?</b></li>
</ul>

<p>Olmaz. Benim yönetimimden kimsenin orada yeri yok, olmaz da.</p>

<ul>
	<li><b>Yani daha önceden o bölgeden arazi almadınız. NOSAB’dan da mı alan yok?</b></li>
</ul>

<p>NOSAB sanayicilerinden olabilir. Ama en az 20 yıl önceden alınmıştır. Öyle 1-2 yıl önceden değildir. Ben, 10 yıldır orada çok tapu sirkülasyonu olduğunu görmedim. NOSAB iki bölgeden oluşuyor. Birinci ilk kurulan bölge, ikincisi de Minareliçavuş’a doğru bir genişleme alanı oldu; oraya, ikinci bölge diyoruz. &nbsp;O bölge kurulurken karşısındaki Doğanköy tarafı da bu alana dâhil edilsin diye düşünülmüştü. O dönemde tapuda bir el değiştirme olduysa olmuştur. Ama bu 18-20 yıl öncesidir. Biz o günden bugüne ikinci bölgeyi anca ıslah ettik. Karşı tarafla ilgili de herhangi bir şey düşünmedik. Yıllardır orada birileri, mal sahiplerini gezip burası konuta açılacak diye rıza almaya çalışıyorlar. Parsel sahipleri de bize geliyor ve buraların sanayi alanına dâhil edilmesini talep ediyor. Çünkü konut olursa sanayinin dibinde tıpkı 23 Nisan Mahallesi gibi olacak.</p>

<ul>
	<li><b>Tarımsal üretim var mı orada?</b></li>
</ul>

<p>Yok hayır.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, arazi tarıma elverişli mi?</b></li>
</ul>

<p>Aslında 1’inci derece tarım alanı olarak geçiyor. Fakat ben orada 20 yıldır tarımla ilgili en ufak faaliyet görmedim.</p>

<ul>
	<li><b>Birinci derece tarım arazisini sanayi için istemek sizce doğru mu?</b></li>
</ul>

<p>Bence hangi alanların tarım alanı olduğuyla ilgili güncel bir çalışma yapılması gerekiyor. 20 yıldır hiç tarım yapılmayan şehrin merkezinde kalmış bir bölgenin tarım alanı statüsünü yitirmesi lazım. Mesela Şehreküstü’de tarım alanı görülen boş bir parselde tarım yapılabilir mi? Oranın fiili durumu tarımla ilgili değil. Tarım yapacak köylü de yok o çevrede. Bırakın buraları Akçalar’da Fadıllı’da kimse artık tarımla uğraşmıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Minareliçavuş’ta size sınır olan konut yerleşimi için de benzer bir düşünce ve talebiniz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Hayır. Biz, Doğanköy boş parsel olduğu için istiyoruz. Minareliçavuş’ta çarpık ve kaçak yapılaşma var. Yöneticiler kentin geleceğini planlayamazsa konutta da sanayide de kaçak oluyor. Yerel yöneticiler bu kaçak sorununun önlemini bilerek almıyorlar diye endişeleniyorum.</p>

<ul>
	<li><b>NOSAB’daki firmalarda büyüme trendi ve arzusu var mı?</b></li>
</ul>

<p>Var. Bölgemizdeki tüm firmaların büyüme arzusu var. Büyük bazı firmalar, TEKNOSAB’dan yer tahsisi aldı ve oraya gidecekler.</p>

<ul>
	<li><b>Ne kadarı taşınacak?</b></li>
</ul>

<p>2 yılın sonunda bölgenin yüzde 25-30’u gibi taşınmış olacak. Orada inşaata başlayan firmalar var.</p>

<ul>
	<li><b>Bu taşınma sonrası kira fiyatları nasıl etkilenir? Düşüş olur mu?</b></li>
</ul>

<p>O süre içinde bölgedeki sanayiciler yüzde 30-50 büyür. Örneğin biz, her yıl yüzde 50 büyüyoruz. O nedenle arz talep dengesi bozulmaz. Fiyatlarda düşme söz konusu olmaz.</p>

<ul>
	<li><b>Doğanköy’e doğru genişlediğinizde arıtma yeterli olacak mı?</b></li>
</ul>

<p>Yeni bir arıtma yapacağız. Çünkü mevcut arıtmamız yüzde 100 kapasiteyle çalışıyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-04-23-at-18.41.04.jpeg" /></p>

<p><b>“ÇİN FİRMALARI YOKLAMA YAPTI”</b></p>

<ul>
	<li><b>2018 sonrası kurdaki yükseliş, yabancılar için Türk şirketlerini satın almaya yönelik bir fırsat doğurdu. NOSAB’da böyle bir satış gerçekleşti mi? Yabancı ilgisi var mı?</b></li>
</ul>

<p>Var. Bir amortisör firması Almanlara satıldı. Şuan için 1-2 yılda 1 firma var. Ama yabancıların bölgedeki firmaları satın almaya yönelik bir ilgisi var. Özellikle salgın sonrası Çin firmaları, bölgede yoklama yaptı.</p>

<ul>
	<li><b>Salgın bölgenizi nasıl etkiledi?</b></li>
</ul>

<p>İlk yıl çok etkiledi. 1 yıl boyunca üretim kaybı yaşadık. Çünkü salgın kaynaklı olarak işgücü eksiğimiz vardı. Firmaların çoğu çalışacak eleman bulamadığı için vardiyalarını iptal etmek zorunda kaldı.</p>

<ul>
	<li><b>NOSAB’ın toplam istihdamı nedir?</b></li>
</ul>

<p>25 bin civarı bir istihdam var. Ama 1000-1.500 civarında bir sirkülasyon yaşanıyor. Bu nedenle rakam değişebiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bölgenin ihracatında bir artış var mı?</b></li>
</ul>

<p>Büyüyoruz. Yaklaşık 1 milyar dolar olan ihracatımız, şimdilerde 1,2 milyar dolar seviyesine ulaştı.</p>

<ul>
	<li><b>İhracatta hangi pazar ağırlıkta?</b></li>
</ul>

<p>Avrupa, ağırlıklı Almanya…</p>

<ul>
	<li><b>Sektörel olarak NOSAB’da nasıl bir dağılım var?</b></li>
</ul>

<p>Otomotiv sektörü ağırlıkta, yüzde 70 diyebiliriz. Aslında plastik de kalıp da yemek firmaları da var. Onlar da otomotive çalışıyor. Onlar da katıldığında otomotivin ağırlığı yüzde 85’leri bulur.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/nosab.jpg" /></p>

<p><b>“MÜŞTERİLERDE ÜLKEYE GÜVENSİZLİK OLUŞTU”</b></p>

<ul>
	<li><b>Geçen aylarda yaşanan elektrik ve doğal gaz kesintileri NOSAB’ı nasıl etkiledi?</b></li>
</ul>

<p>3 günlük kesinti yönetilebilir ve planlı oldu. Bize kesinti önceden bildirildi. Biz de kesinti öncesindeki hafta sonu mesai yaptık. Kesinti bittikten sonraki hafta içi ve sonları mesai yaptık. Ve 3 günlük üretim kaybımızı giderdik. Planlı olması halinde birkaç günlük üretim duruşları telafi edilebiliyor. Burada telafi edemeyeceğimiz imaj kabı oldu. Müşterilerimiz çok panikledi. Müşterilerimiz, şirketlerimize güveniyor ama onlarda ülkeye güvensizlik oluştu. Kesinti, ‘Türkiye de tedarikte güvenli değil mi?’ endişesine neden oldu. Çok şükür ki ikinciye tekrar yaşanmadı ama ufak bir soru işareti olarak müşteriler ile aramızda yönetilebilir şekilde geçiştirildi. Tekrarını yönetemeyiz. Tekrarı halinde müşterilerimiz yeni projelerinde bize yer vermeyebilir.</p>

<ul>
	<li><b>Salgın dönemiyle birlikte Türk sanayisinde talep artışı yaşandığına ilişkin yorumlar var. Sizce de talepte bir artış yaşandı mı?</b></li>
</ul>

<p>Çok. Kendimden örnek vereyim; ben, Almanya’da bir ana sanayi firmasının tedarikçisiyim. 8-10 yıldır orada iş hacmimi artırmaya çalışıyorum. Ve tek parça ile çalışıyorum. Bu süre zarfında ikinci bir parçayı üretime alamadık, vermediler. Herhalde bu yıl, 8-10 parçayı devreye alacaklar çünkü sürekli buradalar. Bu durum, bölgedeki tüm firmalar için böyledir. Ukrayna-Rusya savaşına kadar bütün firmalar, talepleri karşılayamama durumunu yaşıyordu. Fakat savaşla birlikte durgunluk yaşanmaya başlandı. Müşterilerden sipariş iptalleri yaşanmaya başlandı.</p>

<ul>
	<li><b>Geçen sene sizin de itiraz ettiğiniz ve gündemden düşen OSB yönetimlerinin valilere geçmesine yönelik özel bir düzenleme çalışması vardı. Ne oldu o konu?</b></li>
</ul>

<p>Aslında o tasarının içinde bizim de yıllardır talep ettiğimiz çok güzel değişiklikler vardı. Fakat nasıl olduysa Türkiye’de hiçbir OSB’nin kabul etmeyeceği hatta hiçbir aklıselim insanın aklına gelmeyecek değişiklikleri monte edilmeye çalışıldı. Bu tasarı, hem iktidar ve muhalefet milletvekilleri hem tüm OSB’ler hem de sanayi odalarının ortak görüşü ve tepkisi dolayısıyla donduruldu. Şuan hiç konuşulmuyor. Geçen yıl eylül ekim gibi Meclis’e gelmesi planlanan çalışma, komisyona bile gelmeden durduruldu. Sanırım hatalar görüldü.</p>

<p>---</p>

<p><b>“OSB’LER RES, GES, HES KURMALI”</b></p>

<ul>
	<li><b>Geçen hafta NOSAB olarak yenilenebilir enerji konusunda bir etkinlik düzenlediniz ve bazı talepleri gündeme getirdiniz. Bu konudaki görüşlerinizi bizimle de paylaşır mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Ülkenin cari açığı ve bunun kaynağı belli; enerji ithalatı. Bu olmasa cari fazla vereceğiz. Durum böyleyken ülkenin, tüm enerjisi ve birikimini yenilenebilir enerjiye odaklaması lazım. Ki dünyada bu konuda son 20 yılda ciddi bir gelişme var. Örneğin Almanya gibi su, yenilenebilir kaynaklar (güneş, rüzgâr, su) bakımından ülkemizin yarısının dahi altında kalan ülkeler, enerji ihtiyacının yarısını yenilenebilir kaynaklardan sağlıyor. 2030’larda da tüm ihtiyacını bu kaynaklardan karşılayacağını deklare ediliyor ve uygulamasını da yapıyor. Maalesef birçok şey gibi biz de bunlar da planlanmadı. Günlük politikalarla yönetiliyor. Enerji stratejik bir konudur. Bağımlılıktan kurtulmalıyız. Enerjiyi en çok sanayi kullanıyor. Biz, ‘Tükettiğimiz tüm enerjinin hatta daha fazlasını yenilenebilir enerjiden karşılayabiliriz’ diyoruz. Bunun için kimseden para da istemiyoruz. Yasal anlamda önümüz açılırsa bu sorun ortadan kalkar. Çok değil 10 yıl içinde tüm OSB’ler ihtiyaçlarının iki katı enerji üretir. Hatta bu zorunlu olmalı ve ‘ihtiyacının iki katı enerji üretimi için yatırım yapacaksın’ denilebilir. OSB dışında GES, RES ve HES kurulabilmeli. Şuan bir adım atıldı. Kurulu gücün iki katı kadar yatırım yapılabiliyor ama OSB olarak değil birey olarak. Fakat biz, bunun için müracaat ettiğimizde izin alamıyoruz. Cumhurbaşkanımız bu işin önünü açtı ama enerji dağıtım firmalarının bu izni vermesi gerekiyor. Maalesef onlar bu konuda direnç gösteriyorlar.</p>

<ul>
	<li><b>Firmalar hangi gerekçelerle bu direnci gösteriyor?</b></li>
</ul>

<p>Alt yönetmeliklerin çıkmamasını mazeret olarak kullanıyorlar. Bürokraside bu yönetmelik süreci ilerlemiyor. Bir de müracaat ediliyor ama 2-3 ay izin bekleniyor. Yasal prosedür, çok ağır işliyor. Yasal bir iş için neden 3 ay bekleniyor? Bu işlemlerin artık dijital yapılıyor olmalı. Her geçen gün ülkemiz kaybediyor. Çünkü enerji dövizle alıyoruz. Biz, şahıs firmalarının tek tek bu yatırımları yapacak gücü olmayabilir yetkinin OSB yönetimlerine verilmesi gerektiğini söylüyoruz. Çünkü asıl o zaman bu sorun çok hızlı çözülür. Bu işi yapabilecek asıl organizasyon ve mali güç bölge müdürlüklerindedir.</p>

<ul>
	<li><b>Salgın döneminde verilen destekleri yeterli miydi?</b></li>
</ul>

<p>Kesinlikle yeterli değildi.</p>

<ul>
	<li><b>Siz, aynı zamanda CHP’li kimliğiyle bilinen bir sanayicisiniz. Bu siyaseten söylemiyorsunuz öyle değil mi?</b></li>
</ul>

<p>Konuştuğum hiçbir şeyi siyaseten söylemiyorum. O kimliğim ayrı. Sorunun cevabına gelince salgında sanayiciler çok sıkıntı çekmedi. Yönetilebilir bir süreç oldu. Uzak Doğu kaynaklı tedarik zincirinde yaşanan kopuş nedeniyle müşteri ve talep artışı yaşandı. Salgın döneminde en çok küçük esnaf sıkıntı çekti. Sanayiciler, onlar kadar kötü etkilenmedi. Ama farklı ülkelerde çeşitli destek fonları devreye alındı. Bizde de sanayicilere Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Türk Eximbank aracılığıyla uygun krediler verildi. Fakat ülkemizin kaynakları çok sınırlı, bu nedenle hiçbir zaman yetmedi, yetmiyor.</p>

<ul>
	<li><b>KGF kredileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kredilerin de amacından uzaklaştığı tartışılıyor.</b></li>
</ul>

<p>Salgın öncesi seçim dönemi verilen KGF destekli teşviklerde biraz ölçü kaçtı. Bankalara çok kısa sürede çok büyük miktarda kaynak kullandırdılar. Böyle olunca da bankalar gerekli denetimi göstermeden hızla kredi kullandırdılar. Bu kaynaklarla çok sayıda ev ve araba alan işletmeler oldu. Kaynaklar amacına uygun kullanılmadı.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, bankalar bugün sanayiciye nasıl yaklaşıyor?</b></li>
</ul>

<p>Bankalar haklı olarak Türk Lirası (TL) cinsinden kredi vermek istemiyor. Biz, işletmeler de alabildiğimiz kadar TL kredi almak istiyoruz. Faizin yüzde 14’lerde ısrarla tutulduğu ama reel enflasyonun yüzde 100’ün üzerinde olduğu bir tabloda yüzde 20 faiz oranıyla bankalardan kredi almayı her işletme ister. Ama bankalar için paranın bir maliyeti var ve onlar da doğal olarak döviz kredisine yönlendiriyor.</p>

<ul>
	<li><b>Neden döviz kredisi almıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Korkuyoruz. Dolar, baskıyla 15 TL’nin altında tutulmaya çalışılıyor. Ve bir gün teknik olarak baskı yapacak güç yitirildiğinde dövizin nereye sıçrayacağını tahmin edemiyoruz. Bu dönemde finansa erişim çok zorlaşıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Finansal darboğaz döneminde firmalar neden halka arza yönelmiyor?</b></li>
</ul>

<p>Halka arz çok zor bir süreç ve kriterleri ağır. Zaten halka arz noktasına gelmiş firmalar arz olmuştur. Faiz vermektense halka giderek o kaynağı oluşturmuştur. Oluşturmayanlar da teknik olarak hazır olmayanlardır.</p>

<ul>
	<li><b>Tek sorun halka arz süreçlerinin zor oluşu mu?</b></li>
</ul>

<p>Bu, sadece sürecin zorluğu değil firmaların kurumsal altyapısıyla da ilgili bir konudur. Bizler hep aile şirketiyiz. Maalesef dönüşümü sağlayamazsa kurucusuyla birlikte şirkette vefat ediyor. Birçok şirket bunun farkında ve bu dönüşümü gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu tamamlanırsa belki halka arz ikinci bir adım olabilir.</p>

<ul>
	<li><b>NOSAB’daki firmalarda kurumsallaşma seviyesi ne düzeyde?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da kurumsallaşma açısından en iyi firmaların olduğu bölgelerden biriyiz. Çünkü bölgelerimiz gibi firmalarımız da köklü bir yapıdadır. Bir firma 20 yıl ve üzerinde yaşıyorsa kurumsallaşma altyapısı da yavaş yavaş oluşturuluyor. Bizim bölgemizde de böyle.</p>

<ul>
	<li><b>Bir de Ar-Ge merkezleri konusu var. Bursa’nın Ar-Ge merkezi sayısı ile patent veya faydalı model sayısına baktığınızda bir dengesizlik var. Sizce bu Ar-Ge merkezi konusunda bir istismar var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yüzde 80’i istismar…</p>

<ul>
	<li><b>Bu neden kaynaklanıyor?</b></li>
</ul>

<p>Yönetmelikten kaynaklanıyor. Tüm dünya, Ar-Ge merkezlerini sübvanse ediyor. Ama bunu doğru çıktılara bağlıyor. Ar-Ge Merkezi adı altında bir takım ihtiyaçlara yapılacak yatırım finanse ediliyor. Hem personel istihdamı hem de teknoloji temininde kullanılıyor. Yapılması gereken teknolojik bir yatırım, Ar-Ge Merkezi olarak hibe ve teşviklerle yapılıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Geçen yılın son aylarında sizin asgari ücrete ilişkin ‘5 bin lira olmalı’ şeklinde bir çıkışınız vardı. Bugün ne durumdasınız?</b></li>
</ul>

<p>Kendi firmamdan örnek vereyim. Biz, geçen yıl çalışanlarımıza yüzde 30 ara zam yapmıştık. 1 Ocak itibarıyla asgari ücretteki artış kaynaklı yeniden bir düzeltme yaptık. 1 Mayıs’tan itibaren de yeni bir iyileştirme zammı yapacağız.</p>

<ul>
	<li><b>NOSAB’da çalışanlara yönelik memnuniyet araştırması yapılıyor mu? En temel sorunları nedir?</b></li>
</ul>

<p>Genelde bölgemizde çalışanların memnuniyet oranı yüksek çıkıyor. Fakat çalışanların büyük çoğunluğunun, icra dosyası var. Maaşlarının 3’te birini icra dosyalarına yatırılıyor. İnsan kaynakları servislerinin en çok uğraştığı konulardan biri de budur.</p>

<ul>
	<li><b>Genelde de mi böyle?</b></li>
</ul>

<p>Bu tüm firmalar için böyle…</p>

<ul>
	<li><b>Toplam çalışanın ne kadarının icra dosyası vardır?</b></li>
</ul>

<p>Minimum yüzde 40’dır.</p>

<ul>
	<li><b>Personel bulma sıkıntısı yaşıyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Ciddi bir kaynakçı sorunu var. Bu meslek liseleri problemidir.</p>

<ul>
	<li><b>Artık sanayi bölgelerinde meslek lisesi kurulabiliyor. Sizin de böyle bir planınız var mı?</b></li>
</ul>

<p>Biz de yeni genişleme alanını yapabilirsek orada meslek lisesi ve mesleki eğitim merkezi kuracağız. Ben meslek lisesi mezunuyum ve teknik öğretmenim aynı zamanda, yani mesleki eğitimi bilirim. Eskiden meslek liselerine sınavla alıyorlardı. Şimdi öyle değil. Kontenjanlar boş ve meslek liseleri değersizleştirildi.</p>

<ul>
	<li><b>Sanayici meslek lisesi istiyor ama ne yazık ki kendi çocuklarını özel okullarda okutuyor. Dar gelirli ailelerin çocukları bu liselere mecbur bırakılıyor. Siz de çocuklarınızı özel okula mı gönderdiniz?</b></li>
</ul>

<p>Hayır, asla değil. İki çocuğum da devlet okullarında okudu, torunlarım da devlet okullarında okuyor. Bizim zamanımız da 2-3 tane özel okul vardı. Bu okullarda okuyanlar da üniversiteyi kazanamıyor ve özel üniversitelere gidiyordu. Üniversiteye geçişte başarı oranı devlet okullarında çok yüksekti. Bu kadar özel okul açılması velilerin veya öğrencilerin suçu değil. Devlet politikası olarak eğitimi ve sağlığı özelleştirdiniz.</p>

<ul>
	<li><b>Hukukta var. Arabuluculuk geldi!</b></li>
</ul>

<p>Doğru arabuluculuk geldi. Ama biraz faydalı…</p>

<ul>
	<li><b>Sizin için faydalı!</b></li>
</ul>

<p>Yok, bizim için değil. Davalar 10-15 yıl sürüyor. Bunun çözülmesi gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sanayicilerde işçinin sendikal hakkına ve sendikalara karşı bir önyargı olduğu düşünülüyor. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Bir önyargı yok aslında. Sendikal bir problem olduğunu düşünüyorum. Bunu patron olarak değil bir sosyal demokrat olarak söylüyorum. Sendikalaşma açısından 3 grup var: Birincisi ana sanayi, ikincisi yan sanayi üçüncüsü bir alt yan sanayi. İlk grupta yüzde 100 oranda sendikalaşma gerçekleşmiş durumdadır. Ana sanayideki hiçbir patron sendikaya karşı değil hatta yeni bir yer açıldığında kendileri çağırıyor. Sendikal faaliyet açısından sorun ikinci grupta. Yan sanayide örgütlenme oranı yüzde 10’un üzerinde değil. Bu grupta yüzde 10 civarında da iş barışının çok yüksek olduğu ve işçinin de boşuna sendika ağalığı oluşturmayayım diyerek sendika istemediği işletmeler var. Kalan yüzde 80 ise sendikadan korkuyor. Aslında sendika bir konfor ama doğru yönetilirse…</p>

<ul>
	<li><b>Sizin firmanızda sendika var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yok. Çünkü firmam üçüncü grupta… O segmentte sendikalı olunduğu an işletmeler çöker. Çünkü bizim gruptaki işletmeler, verebileceği en maksimum ücreti vererek işçi bulabiliyor zaten.</p>

<ul>
	<li><b>Enerji zamları hakkında da bir değerlendirme yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Doğal gaz yüzde 500 arttı. Elektrik zammı konutlara değil, sanayiciye yapıldı. Bu yüzden bölgemizden taşınmayı düşünen sanayiciler var. Çünkü OSB dışındaki yerlerde bulunan ve doğal gaz kullanan firmalarla aramızda yüzde 300 fiyat fark var. Yani Çalıköy’deki sanayici ile NOSAB’daki sanayicinin doğal gaza ödediği fiyat arasında yüzde 300 fark var. OSB’ler kümeste tavuk gibi görülüp tüyleri yolunuyor. &nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>İhracat gelirinin yüzde 40’nın Merkez Bankası’na verilmesine yönelik uygulamaya dair görüşünüz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Daha önce yüzde 25’ti. Üretilen ürünün yüzde 65’i hammadde ve bu döviz girdisidir. Artık diğer girdiler de döviz oluyor. Kira, enerji dövize endeksli… Böyle olunca üretimdeki döviz girdisi payı yüzde 80’leri buluyor. Böyle bir durumda devlet ‘bana döviz lazım, ihracat yap ama yüzde 40’ını peşin alırım’ diyor. Ama benim yüzde 80 dövize ihtiyacım var. Yüzde 25’i TL girdim. Biz yüzde 25’i yönetebiliyorduk. Ama yüzde 40 yönetilebilir bir durum değil.</p>

<p>***</p>

<p><b>“TURGAY ERDEM’İN İTİRAZI İLGİNÇTİ” </b></p>

<ul>
	<li><b>Geçen sene Nilüfer’den 5 mahalle muhtarı, vatandaşlar ve Belediye Başkanı Turgay Erdem bir eylem düzenlemiş ve sanayinin neden olduğu çevre kirliliğinden şikâyet etmişti. Bu itiraz konusunda ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>O eylemden sonra ben mahalle muhtarlarına ‘bir gün sizi misafir edeyim. Eğer NOSAB sınırları içinde herhangi bir firmadan hava veya ses kirliliğiyle ilgili bir tespitiniz olursa ben istifa edeceğim, siz de muhtarlıktan istifa edecek misiniz?’ diye çağrı yaptım. Kimseden bir dönüş olmadı. Çünkü maalesef şikâyetçi oldukları kurumları tanımıyorlar. Basın açıklaması yapıp popülarite artırma çabası yerine burayı ziyaret edip bilgi alabilirlerdi. Ve şikâyetçi oldukları firmaların NOSAB sınırlarında değil Bursa OSB sınırları içinde olduğunu da görürlerdi. Sonrasında da bilgilendirildiler sanırım gayri resmi olarak ‘pardon’ dediler. Bu konuda muhtarları eleştirecek bir şey yok ama Turgay Erdem Başkanın itirazı ilginçti.</p>

<ul>
	<li><b>Neden?</b></li>
</ul>

<p>Turgay başkan, 20 yıl belediye başkan yardımcılığı yaptı. Sanayiden şikâyetçi olan mahallelerin imara açılmasında başkan yardımcısı olarak onun imzası var. Yani sanayinin sıfır parseli imara açılır ve insanlar da oradan konut alırsa sanayiden şikâyet etme hakları yoktur. Biz, onlardan önce buradaydık. Biri şikâyetçi olacaksa bizim olmamız lazım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Var mı bir şikâyetiniz? </b></li>
</ul>

<p>Yok, çünkü orada oturanların çoğu da bölgemizde çalışan arkadaşlarımızdır.</p>

<ul>
	<li><b>Sizce belediye başkanları sanayiyi neden istemiyor?</b></li>
</ul>

<p>OSB’lerden gelirleri olmuyor, o yüzden istemiyorlar. Biz, emlak vergisi ödemiyoruz. Elektrik ve gaz dağıtımını kendimiz yapıyoruz. Çöpümüzü kendimiz topluyoruz. İmar ve yapı kullanma iznini biz veriyoruz. Biz, birer belediyeyiz aslında. Belediye başkanları, para kazanacağı konut alanı açmak varken sanayi alanı oluşturmak istemiyor. Fakat bilmeliler ki sanayi yoksa konut ihtiyacı da yok. Öte yandan belediye başkanlarının bize, ‘Bursa sanayiye doydu, yeter’ deyip arkadan sürekli kaçak sanayi bölgeleri oluşmasına göz yummaları da gariptir. Sanırım bu, başka bir gelir kapısı olarak görülüyor. Çalı’dan Kayapa’ya kadar o bölge tamamen kaçak sanayi bölgesidir. O bölgelerin yönetim sınırları içinde bulunan arkadaşların artık OSB’ler genişlemesin diye fikir beyan etmeleri abesle iştigaldir. Çünkü en büyük kaçak sanayi alanları kendi bölgelerinde ve engellemiyorlar.</p>

<ul>
	<li><b>Çevre kirliliği açısından haklılık payları yok mu?</b></li>
</ul>

<p>Örneğin Marmara’daki müsilaj probleminin kaynağı belediyelerdir. Yıllarca denizi derin deşarjla fosseptik çukur gibi kullandılar. Bir de OSB dışında faaliyet gösteren firmalardır bu kirliliğin kaynağı. Bir kirlilik söz konusu olunca yerel yöneticiler, çok kolay olan yöntemi uyguluyor ve hemen OSB’leri ziyaret ediyor ve arıtmaları denetliyorlar. Bursa’da arıtması olmayan OSB yok. Arıtmaların hepsi de çalışıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Arıtma çok maliyetli bir iş mi?</b></li>
</ul>

<p>Bizim arıtmanın maliyeti çok yüksek. Çünkü biz de endüstriyel arıtma var. Başka bir OSB’de yok. Onlar da biyolojik arıtma var. Bizim arıtmamızdan deşarj edilen su içilebilir nitelikteki kriterlere uygun oluyor. Bir firma arıtmaya metreküp bazında NOSAB’da 50 lira, diğer OSB’lerde ise ortalama 1,5 lira ödüyor. &nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Hava kirliliği?</b></li>
</ul>

<p>Bölgemizde bacalı sanayi yok.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nilufer-osb-kabina-sigmiyor-h2322.html</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Apr 2022 02:26:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/04/nilufer_osb_kabina_sigmiyor_h2322_6280a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ormanda dikili stokçuluk yapılıyor!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/ormanda-dikili-stokculuk-yapiliyor-h2269.html</link>
      <description><![CDATA[Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) ihale sisteminde değişikliğe giderek artık ormanda dikili halde tomruk satışı yaptığını belirten AHŞAPDER Başkanı Erkan Kalafat, “Bu sistem değişmeli. Orman alanı büyük olduğu için dikili ihalesine küçük firmalar giremiyor. İhaleyi alan büyük firmalar ise ya kesim yapmıyor ya da kestiği ürünü stokluyor. Bu sistem, tekel ve stokçuluğa neden oluyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Ahşap Sanayicileri ve Profesyonelleri Derneği (AHŞAPDER) &nbsp;Başkanı Erkan Kalafat, sektördeki gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Sektördeki sorunların tüm paydaşlarca ele alınabilmesi, sanayici ve mühendisleri bir araya getirme fikriyle AHŞAPDER’in kurulduğunu belirten Başkan Kalafat, “Derneğimizde profesyoneller grubunu; ağaç işleri endüstri mühendisleri ve orman endüstri mühendisleri oluşturuyor” dedi. AHŞAPDER’in Bursa merkezli olarak kurulduğunu ve 3 yılı doldurmak üzere olduğunu belirten Kalafat, “Bursa ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 65 üyemiz var. Mobilya ahşap sektöründe sanayici, iş adamı ve profesyonel olarak ülkenin farklı bölgelerinden üyelerimiz de var ki merkezi Bursa olsa da ülke çapında bir derneğiz. Pek çok toplantımızı da diğer şehirlerde yapıyoruz” ifadelerini kullandı. &nbsp;&nbsp;</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Erkan-Kalafat.jpeg" /></p>

<p><b>ONLİNE PROGRAMLAR</b></p>

<p>Dernek olarak salgın döneminde online olarak çok sayıda seminer ve panel düzenlendiklerini ifade eden Kalafat, “Yaklaşık 70’e yakın program yaptık. Katılımın çok iyi seviyede olduğu ve sektörün ihtiyacı olan konuları ele alan ücretsiz seminerler düzenledik. Ki bunlar kamuya açık şekilde sosyal medya platformlarında da yayınladık. Paneller; sektördeki patronlar, yöneticiler ve öğrencileri de bir araya getiren programlar oldu” bilgisini paylaştı.</p>

<p><b>TOMRUK ALAMIYORUZ</b></p>

<p>AHŞAPDER olarak sektörde konuşulmayan konuları gündeme getirmek istediklerini vurgulayan Kalafat, “Mesela inşaat sektöründe bir maliyet var. Ve bunun neden kaynaklandığının konuşulması lazım. Betonarmenin dışında en büyük kalem ahşap, fakat ahşap konuşulmuyor. Binalarda ahşap mühendislerinin esamesi okunmuyor; imza yetkileri yok, bu konuda bir çalışma yapılmalı. Başka birçok sıkıntı var. Örneğin tomruk alamıyoruz veya pahalı alıyoruz. Çünkü tomruk temininde son 5-6 yıldır tek kaynağımız devlet, önceden yurtdışından tomruk alabiliyorduk” dedi.</p>

<p><b>ÖNLEM ALINMALI</b></p>

<p>Başkan Kalafat, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü: “MDF ve sunta üretiminde dünyada üçüncü, Avrupa’da ise birinciyiz. Ama bir yandan da orman varlığımızı tüketiyoruz. &nbsp;Yıllık 20 milyon metreküp ağaç üretiliyor. Bunun 12-13 milyonunu MDF ve sunta üretimi kullanıyor. Yani biz yarı mamulümüzü, hammaddemizi dışarıya veriyoruz. Tesislerimiz çok hızlı ve dünyaya mal satıyoruz diye övünüyoruz ancak katma değerli ürün ihraç etmiyoruz. Biz, ‘buna dur diyelim ve mobilya üretelim’ diyoruz. Çünkü mobilya, çok daha katma değerli… İçerde mobilya üreticileri, MDF ve sunta bulmazken bunların üretimi ve dışarıya satışına yönelik yeni yatırımlar devreye giriyor. Bununla ilgili önlemler alınmalı. Geçmişte bazı dönemlerde uygulandığı gibi ağaç varlığının dışarıya satışını yasaklamalı veya endüstri ya da şahsi ormanları hayata geçirmeliyiz. MDF üreticisi, kaç milyon metreküp hammaddeye ihtiyaç duyuyorsa tahsis edilecek hazine arazisinde o kadar orman kurmasına izin verilmeli. Yıllık 20 milyon metreküplük üretim her geçen yıl artıyor ve orman mühendisleri, orman varlığına bu kadar girilmemesi gerektiğini söylüyor. Ancak bu 20 milyon metreküplük üretim MDF, sunta ve mobilyaya yetmiyor. Bizim savunduğumuz ‘Ahşap Konut Sistemi’ne nasıl geçiş için bir 20 milyon daha lazım. Bunun için de hızlı ağaç türleriyle yetiştiricilik yapılması gerekiyor.”</p>

<p><b>SINIF SORUNUMUZ VAR</b></p>

<p>Fidan dikim kampanyalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Kalafat, “Bunların bir kısmı tutmayacak. Halk fidan dikimi konusunda istekli ama bunun bilinçli yapılması lazım. Toprak türüne göre hangi ağacın dikilebileceğini araştırmadan biz, her yere çam dikiyoruz. Ama ihtiyacımız çam mı? Bizim hızlı yetişen türlere ihtiyacımız var. Bir de sınıf sorunumuz var. Ağacın ilk 3-4 metresi önemlidir. Çünkü o kısımda çok budak olmuyor. Birinci sınıf üretim için ağacın hızlı büyümesi ve budak yapmaması gerekiyor. Yapı kerestesinde budak kullanılmıyor. Gelecekte ahşap konut sistemine geçildiğinde budaklı keresteyi kullanamayacağız. Fakat ülkemizin de yüzde 90 üretimi budaklı kerestedir. Birinci sınıf ağaç üretimimiz çok düşük” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>MÜHENDİS GEREKİYOR</b></p>

<p>Türkiye genelinde mobilya ve ahşapla ilgilenen yaklaşık 73 bin firma olduğunu belirten Kalafat, buna karşılık söz konusu firmalara arz edilen mühendis sayısının 7 bin olduğunu ifade ederek “5531 sayılı kanuna göre sektörde 25 kişiye ulaşan her firmada 1 mühendisin çalıştırılmasını zorunlu kılıyor. Üniversitelerimizin ağaç işleri ve orman endüstri mühendisliği bölümlerinden daha çok mezun vermesi gerekiyor. Beraberinde firmaların da bu konuda bilinçlendirilmeli” diye konuştu.</p>

<p><b>TEKEL VE STOKÇULUK</b></p>

<p>Ukrayna-Rusya savaşının ahşap sektörünü fazla etkilemediğini savunan Kalafat, “Biz, tomruk ithalatının çok büyük kısmını bu iki ülkeden yapıyorduk. Fakat son dönemlerde Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) üretimini artırması ve sistemi değiştirmesiyle ithalat azalmıştı. Eskiden OGM, belirlediği bölgedeki ağacı kesip, depolayıp ihale yöntemiyle satıyordu. Şimdi sistem değişti. Artık ormanda kesilecek bölgeyi gösteriyor ve ihaleye ormanda dikili ağaçlar için giriliyor. İhaleyi kazanan kendisi kesip taşıyor. Bu tehlikeli bir gidişat aslında çünkü ihale edilen alanın dışında da kesim yapılabiliyor. Bu konuda kontrol sağlanamadığı söyleniyor. Bu dikili sisteminin değişmesi gerekiyor. Dikili sisteme küçük firmalar giremiyor. Alanlar çok büyük olduğu için büyük firmalar ihaleye giriyor. Bunlar da tomruğu kesmiyor ya da kesip ormanda bırakıyor. Çünkü fiyatın artmasını bekliyorlar. Patates ve soğanda yapılan stokçuluk gibi. Dikili stokçuluk yapılıyor. Bu sistem, tekel oluşmasına neden oluyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/ormanda-dikili-stokculuk-yapiliyor-h2269.html</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Apr 2022 02:12:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/04/ormanda_dikili_stokculuk_yapiliyor_h2269_23d4d.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Manyetik maliyet!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/manyetik-maliyet-h1925.html</link>
      <description><![CDATA[Kent merkezinden geçen yüksek gerilim hatları, tartışmalara ve şikayetlere konu oluyor. Uzmanlar, söz konusu hatların halk sağlığı açısından riskli olduğunu iddia ederken TEİAŞ, yapılan ölçümlerde manyetik alan sınır değerlerinin aşılmadığını savunuyor. Yüksek maliyetler nedeniyle yer altına alınamayan bu hatların altına kurulan çocuk oyun alanları ve yürüyüş yolları endişeye neden oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Haber: N. Nuri Yavuz</p>

<p>‘Elektrik’ denince akıllara ‘zamlar ve faturalar’ geliyor. Yüksek gerilim hatları, elektromanyetik alan, halk sağlığı gibi konular neredeyse hiç bilinmiyor. İşin uzmanları ve yaptıkları araştırmalar olmasa bu konular gündeme dahi gelmiyor. Oysa Bursa’da birçok yerleşim yerinin üzerinden yüksek gerilim hattı geçiyor ve bu hatların binalara yakınlığı, altlarına kurulan çocuk oyun alanları ve yürüyüş yolları endişeye neden oluyor. Yüksek maliyetler nedeniyle taşınamayan veya yer altına alınamayan hatların, insan sağlığı açısından ciddi riskler barındırdığı düşünülüyor.</p>

<p>Bursa’da yüksek gerilim hatlarının durumunu, halk sağlığına etkilerini, hukuki yönlerini uzman görüşleriyle masaya yatırdık. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Burak Özgen, Bursa Tabip Odası (BTO) Başkanı Doç. Dr. Alpaslan Türkkan, bu alanda yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Osman Çerezci ve Gemlik Çevre Platformu’ndan Avukat İsmail İşel’e konuya ilişkin sorular yönelttik.</p>

<p><b>HATLAR PEYDER PEY</b><b> YERALTINA ALINIYOR</b></p>

<p>Bursa’daki yüksek gerilim hattı uzunluğunu, ne kadarının yerleşim yerinden geçtiğini, yeraltına alınma çalışmalarını, binaların yaklaşma mesafelerini ve halk sağlına etkileri hakkında TEİAŞ’a Cimer üzerinden sorular yönelttik. TEİAŞ 2. Bölge Müdürlüğü (Bursa), sorularımıza şu cevapları verdi.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa şehir merkezinde mevcut hat uzunluğu nedir?</b></li>
</ul>

<p>“Bursa Şehir Merkezinde takribi 82 kilometre havai ve 17 kilometre yeraltı kablo hattı bulunmaktadır. Bunun ne kadarlık kısmının yerleşim yeri üzerinden geçtiği ya da bu yerleşim yerlerinde yaşayan nüfusa ilişkin her hangi bir kayıt bulunmamaktadır.”</p>

<ul>
	<li><b>Yeraltına alma çalışması yapılıyor mu?</b></li>
</ul>

<p>“Bursa'da havai hatların yer altına alınması çalışmaları başlamıştır ancak yeraltı kablo hatlarının yapım maliyetinin havai hatlara göre çok daha yüksek olması nedeniyle ülkemiz bütçesinin el verdiği ölçüde peyder pey bu çalışmalar yatırım programı kapsamına alınmaktadır.”</p>

<ul>
	<li><b>Bu hatlar kaynaklı şikayet alınıyor mu?</b></li>
</ul>

<p>“Bursa'da yüksek gerilim hatlarından kaynaklı zaman zaman bazı şikâyetler alınmakta, bu şikâyetler en kısa sürede ve yerinde incelenerek ilgililere gerekli bilgiler verilmektedir.”</p>

<ul>
	<li><b>Hatlara yaklaşma mesafesi nedir?</b></li>
</ul>

<p>“Yüksek gerilim hatlarının risk ve tehlikelerine ilişkin olarak asgari yaklaşım mesafeleri, 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 28 inci maddesine göre hazırlanarak 30 Kasım 2000 tarihinde 24246 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan ‘Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği’ ile hüküm altına alınmıştır. Yönetmeliğin 44. Maddesinde Çizelge-5: Hava Hattı İletkenlerinin en büyük salınımlı durumda yapılara en küçük yatay uzaklıkları 170kV için 4m 420kV için 5m; Çizelge 8: en büyük salgı durumunda üzerinden geçtiği yerlere en küçük düşey uzaklıkları 170kV için 5m 420kV için ise 8,7m olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede her türlü alt ve üst yapı kuruluşlarına ve vatandaşlara konu ile ilgili gerekli bilgilendirmeler gerek yazılı ve gerekse sözlü olarak sürekli yapılmaktadır.”</p>

<ul>
	<li><b>Hatların insan sağlığına etkilerine ilişkin araştırmanız var mı?</b></li>
</ul>

<p>“Yüksek gerilim hatlarının insan sağlığına etkilerine dair WHO (Dünya Sağlık Örgütü)'nün birçok araştırması bulunmakta olup, Elektrik alan üst sınırı: 15kV/m² Manyetik alan üst sınırı: 200 mikrotesla olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda vatandaşlardan her hangi bir şikayet gelmesi durumunda, Teşekkülümüz teknik personelince gerekli ölçümler yapılarak gerekli bilgilendirmeler yapılmakta olup, bu güne kadar Bursa bölgesinde yukarıda belirtilen değerlerin çok çok altında değerler elde edilmiştir.”</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BURAK-OZGEN.jpeg" /></p>

<p></p>

<p><b>‘YÜKSEK GERİLİMDEN UZAKTA YAŞAMAYI TERCİH EDERİM!’</b></p>

<p></p>

<p>TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Burak Özgen, “Bu hatlardan uzak bir yaşam sürmeyi tercih ederim” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>EMO Bursa Şube Başkanı Burak Özgen, açıklamasının girişinde elektrik ve TEİAŞ’a dair şu ifadeleri kullandı: “Modern dünyada elektriğin günlük yaşam içerisindeki vazgeçilmez konumu, elektriği karşılanması gereken temel insani ihtiyaçlardan biri haline getirmiştir. Bu durum, beslenmeden barınmaya, ulaşımdan ısınmaya elektriğin ekonomik, kesintisiz, güvenilir ve çevreye duyarlı bir şekilde tüketiciye ulaştırılması hedefini doğurmaktadır. Kısaca elektriğe erişim olarak tanımlanabilecek bu hedef üretim, iletim ve dağıtım aşamalarını barındırmaktadır. Ülkemizde TEİAŞ tarafından yürütülen iletim faaliyeti, üretilen elektriğin tüketiciye dağıtımını sağlayan ve dağıtım şebekesine aktarımından sorumlu kritik faaliyeti ifade etmektedir. TEİAŞ sadece iletim hatlarının işletilmesinden sorumlu kamu kuruluşu değil, aynı zamanda enterkonnekte iletim sistemimizi yöneten sistem işletmecisidir. 70 yıllık hatları da işleten TEİAŞ bir yandan da yeni ihtiyaçlara göre yeni yatırımlar ile enerji ihtiyaçlarını karşılamaktadır.”</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’dan geçen hatların güzergahı hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>“Bursa bölgesini incelediğimizde şehir içerisinde yaklaşık 82 kilometre enerji iletimi direk tipi nakil hatları ile yapılırken, 16,5 kilometre enerji iletimi yer altı kablolar ile yapılmaktadır. Direk tipi nakil hatlarını ilçe bazında incelediğimizde Yıldırım-Kestel ilçelerinde yaklaşık 23 kilometre, Osmangazi ilçesinde 32 kilometre, Nilüfer ilçesinde ise 27 kilometre hat geçtiğini görmekteyiz. Yer altı kablolar ile yapılan taşımanın ise yaklaşık 10 kilometresi Osmangazi’de iken kalan 6 kilometresi Nilüfer sınırlarındadır. Bu hatlar ilçeler arasında geçiş yaptığı için kilometrelerde ufak tefek farklılıklar olabilir.”</p>

<ul>
	<li><b>Bu hatların yerleşim yerlerine yakınlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>“Plansız yapılan yerleşim sebebiyle artık şehrin birçok bölgesinde nakil hatlarının yakınında konutlar, iş merkezleri ve hatta çocuk parkları da görmekteyiz. Burada akıllara bu durum ne kadar tehlikeli sorusu gelmektedir. Yüksek Gerilim Hatlarına yaklaşma sınırı Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinde belirlenmiştir. Mevcut yönetmeliğe göre, iletim hattının ne kadar yakınına bir tesis kurulacağı belirlenir. Ülkemizde 154kV ve 380kV’luk nakil hatları bulunmaktadır. Yönetmeliğe göre, Üzerine herkes tarafından çıkılabilen düz damlı yapılar yani konutlar, 154kV’luk nakil hattına en fazla 5m, 380kV’luk nakil hattına 8,7m yaklaşabilmektedir. Ağaçlık alanlarda ise bu mesafeler 3m ve 5m’dir. Burada unutulmaması gereken nokta, TEİAŞ hatlarının çoğunlukla yakınındaki yerleşim alanlarına göre daha önce kurulmuş olması.”</p>

<ul>
	<li><b>Siz, yüksek gerilim hattı yakınında ikamet eder miydiniz?</b></li>
</ul>

<p>“Hem nakil hatlarının sebep olduğu manyetik alan hem de hatların her an kopma riski bulunduğunu göz önüne alırsak, bu hatlardan uzak bir yaşam sürmeyi tercih ederim.”</p>

<ul>
	<li><b>Hatların yer altına alınmasına ilişkin değerlendirmeniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>“TEİAŞ’ın son yıllarda yaptığı şehir içi yatırımlar genel olarak yer altından yapılmaktadır. Şehir içinden geçen mevcut havai hatların yer altına alınması ise çok uygulanabilir bir durum değildir. Bunun en temel nedeni maliyettir. Havai hat taşımasında iletkenin maliyeti kabloya göre daha ekonomiktir. Ancak burada daha büyük sorun kamulaştırmadır. Direk tiplerinde sadece direğin bulunduğu alan için kamulaştırma gerekirken, yer altı hatlarda tüm güzergâh için gerekmektedir. Bu da mevcut hatların yer altına alınması işini zorlaştırmaktadır.”</p>

<ul>
	<li><b>Peki, bu hatların bakımı neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>“TEİAŞ’ın hatları düzenli olarak yılda en az iki kez bakım personelleri tarafından göz ile kontrol edilmektedir. Yani TEİAŞ’ın yetkili ekipleri tüm hatların altından yılda iki kez geçmekte, yaklaşma sınırını aşan yapıları, ağaçları ve hatlardaki problemleri kontrol etmektedir. Geçtiğimiz günlerde Isparta’da yaşanan uzun süreli elektrik kesintilerinde kente enerji TEİAŞ tarafından birkaç saat içerisinde tekrar sağlanırken, ilgili dağıtım şirketi abonelerini günlerce elektriksiz bırakmıştır.”</p>

<ul>
	<li><b>Belki bağlam dışı ama TEİAŞ’ın özelleştirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>“Ülkemizde 2010 yılında hızlanan enerjide özelleştirme süreçlerinde Dağıtım şirketlerinin tamamı, Elektrik Üretim Santrallerinin ise büyük bir çoğunluğu özelleşmiştir. Bu özelleşmenin sonucunda ise yüksek elektrik faturaları ile karşılaşmaktayız. EÜAŞ, devlete ait santrallerden üretilen elektriğin satış fiyatı 0,32kr/KWh iken özel piyasadaki elektrik takas fiyatı 2022 ortalaması 1,37 TL/kWh’dir. Üretimdeki özelleştirmenin acı faturası bu rakamlarda açıkça görülmektedir. Diğer taraftan yine özelleşmiş ve kar amacı gütmek zorunda olan dağıtım şirketleri de enerjiyi halka göremediğimiz kar ile satmaktadır. Özelleştirmenin halka zarar olarak yazan bu maddi boyutu ortada iken bir de TEİAŞ’ın özelleştirilmesi vatandaşa maddi olarak ilave yük anlamını taşımaktadır. Özelleştirilmiş TELEKOM’un tekrar büyük bir maliyet ile kamulaştığı bu dönemde TEİAŞ ile ilgili bir özelleştirmenin konuşulması bile çok yanlıştır.”</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ALPASLAN-TURKKAN.jpeg" /></p>

<p></p>

<p><b>‘YÜKSEK GERİLİM HATLARI ÇOCUKLARDA LÖSEMİYİ ARTIYOR’</b></p>

<p></p>

<p>Bursa Tabip Odası (BTO) Başkanı Doç. Dr. Alpaslan Türkkan, “Biz, yüksek gerilim hatlarının çocukluk çağında; 14 yaş altında lösemiyi 2 kat artırdığını 2001 yılından beri biliyoruz. Fakat daha sonraki çalışmalarda gördük ki bu 2 kat değil çok daha fazla olabilir” dedi.</p>

<ul>
	<li><b>Yüksek gerilim hatları, insan sağlığını etkiliyor mu?</b></li>
</ul>

<p>“Yüksek gerilim hatları, insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Etki derecesi; hattın boyutu, uzaklığı ve maruz kalma süresine göre değişiyor. Aynı zamanda gece veya gündüz de maruz kalmak fark ediyor. Gece maruz kalmak çok tehlikeli. Örneğin; yüksek gerilim hattına yakın bir yerdeki büroda gündüz çalışıyorsanız daha az etkileniyorsunuz. Eviniz yüksek gerilim hattına yakınsa gece daha fazla etkileniyorsunuz.”</p>

<ul>
	<li><b>Kanser yapıcı etkisi var mı?</b></li>
</ul>

<p>“Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 2001 yılında dedi ki ‘çok düşük frekanslı manyetik alanlar, insanlar için olası kanserojen.’ Olası; ‘biz, hayvanlarda kansere neden olduğunu gördük, insanlarda da kansere neden olduğuna ilişkin çalışmalar var ama kesin bir şey söylemeyelim’ demektir. Bundan 3 yıl sonra 2004’te Dünya Sağlık Örgütü dedi ki ‘çok düşük frekanslı elektromanyetik alanlar, çocuk lösemilerini 2 kat artırır.’”</p>

<ul>
	<li><b>Bu hatlar ne gibi zararlar veriyor?</b></li>
</ul>

<p>“Yüksek gerilim hatlarının iki tür etkisi var; biri ısı diğeri de ısı dışı etki. Elektromanyetik alanın ısı etkisi var. Isı dışı etkisi yok mu? O da var, kimyasal. Vücutta kimyasal ve biyolojik etkileşime giriyor. Genetik materyali bozuyor. DNA’yı kırıyor. Psikolojik etkisi var. Bu dördü ısı dışı etkilerdir. Bunun da kansere varan sonuçları vardır. 0-15 yaş grubunda 0,4’ün üzerinde manyetik alan oluşursa lösemi 4,67 kat artıyor. 0-14 yaş grubunda 2’nin üzerinde ise 3,2; 4’ün üzerindeyse 5,5 kat lösemi artıyor. Almanya’da gece 0,4’ün üzerindeki maruziyette 4 yaş altındaki çocuklarda lösemiyi 15 kat artıyor. Yüksek gerilim hattı depresyonu 10, alzaymırı 2 kat artıyor.”</p>

<ul>
	<li><b>Yapılan ölçümlerin eşik değerin altında kalması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>“Sahada ölçüm yapılıyor hep düşük çıkıyor ama görüyoruz ki sahada insanlar hasta. Ölçümler hep sınır değerin altında kalıyor. Sınır değeri de belirleyen bilimsel bir kurul var. Sorun ne? Sınır değer nasıl belirleniyor? ‘İnsan vücut sıcaklığını 1 derece artıran elektromanyetik enerjinin zararlı olduğunu; 0,1 derece arttığında zararsız olduğunu düşünüyoruz’ diye bir ön kabul var. Ön kabuller üzerinden sınır değerleri belirliyoruz. Biz, sadece ısıyı ölçüyoruz. Isı dışı etkiyi hiç ölçmüyoruz. Çünkü bunu ölçecek bir teknoloji yok. Bu yüzden yüksek gerilimin zararı yok denemez.”</p>

<ul>
	<li><b>Bu hatlar için en düşük yaklaşma mesafesi sizce ne olmalı?</b></li>
</ul>

<p>“Biz, yüksek gerilim hatlarının çocukluk çağında; 14 yaş altında lösemiyi 2 kat artırdığını 2001 yılından beri biliyoruz. Fakat daha sonraki çalışmalarda gördük ki bu 2 kat değil çok daha fazla olabilir. Yüksek gerilim hatlarından en az 200 metre uzakta yaşıyor olmamız gerekir. Yaklaştıkça etkisi artıyor. Yasa yapıcının tek derdi var; vatandaş o tellerin üzerinde çamaşır kurutmasın. Yer altına almak çözüm değil. İnsanın olmadığı yerden geçmesi gerekiyor.”</p>

<ul>
	<li><b>Etki derecesi açısından bir maruz kalma süresi veya sınırı var mı?</b></li>
</ul>

<p>“Öyle bir sınır yok. İnsandan insana değişir. Çocuk ile yetişkinin maruziyeti farklı. Çocuğun vücudunun büyük bir kısmı su. Erkeklerin daha çok kadınların daha az su. Su miktarı arttıkça maruz kaldığın süreden bağımsız bir şekilde etkilenme artıyor. Çocuğun kaldığı 1 saat ile yetişkinin kaldığı 3 saat arasında çok ciddi fark var.”</p>

<ul>
	<li><b>Bahsettiğiniz etkilere dair bir saha gözlemi veya araştırması var mı?</b></li>
</ul>

<p>“Bunun için gözleme gerek yok. Bilim olur diyor. Bunu ispatlamak için bir çaba göstermenin bir anlamı yok. Fakat bu konuda bir duyarlılık gelişti. Özellikle eğitimli kesimde ev alırken yüksek gerilim hatlarının yakından almama konusuna dikkat ediyor.”</p>

<ul>
	<li><b>Yüksek gerilim hatları hakkında vatandaşa mesajınız nedir? Bu hatlar altındaki yürüyüş yolu ve çocuk parklarına dair neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>“Yüksek gerilim hattı, trafo ve baz istasyonu kentlerdeki en önemli elektromanyetik alan kaynaklarıdır. Bunların bir arada olduğu yerlerde yaşamaktan uzak dursunlar. Yüksek gerilim hatlarının altı yerleşim alanı olmamalıdır. Oralarda insan olmamalı. Yeşil alan diye yürüyüş yolu yapalım yaklaşımı doğru değil. Bu hatların altında çocuk parkı asla olmamalı. &nbsp;Bursa’da birkaç yerde çocuk parklarında baz istasyonları var ki asla olmamalı. Eğer bir insan yüksek gerilim hattı altında efor sarf ediyorsa, vücudu sıcak ve kan dolaşımı hızlanmışsa etkilenmenin fazla olabileceğini öngörüyorum. Bu konuda bilimsel bir çalışma yok. Oturan daha az etkileniyor olabilir.”</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/OSMAN-CEREZCİ.jpg" /></p>

<p></p>

<p><b>‘KONUTLARDA RİSK VAR!’</b></p>

<p></p>

<p>Elektromanyetik kirlilik üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, “Yüksek gerilim hattının altındaki konutlarda risk var” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Osman Çerezci, konu hakkında şu açıklamada bulundu: “Yüksek gerilim hattının altındaki konutlarda risk var. Bu, tehlike boyutunda değil ama belirli bir olumsuzluk taşıdığı bilimsel olarak bilinen bir gerçektir. Elektromanyetik kirliliğin tadı yok, kokusu yok, fark edilemiyor. En çok çocuklar ve yaşlılar etkileniyor. Dünya Sağlık Örgütü, elektromanyetik kirliliği kanser yapıcı etkenler listesine ekledi. Avrupa, bu konuda oldukça hassas davranıyor. 2004 yılından bu yana 5 kişiden fazla işçi çalıştıran fabrika ve kurumlarda ölçümler yaptırmayı zorunlu hale getirdi. Limit değerler İtalya, Hollanda, İsviçre'de çok düşük iken bizde çok yüksek. Planlamaları doğru yaparak sınır değerler aşağıya çekilmeli. Uluslararası kuruluşlar, sınır değeri 200 mikrotesla olarak açıklıyor. Ülkeler, sıfır ile 200 arasında bir değeri sınır olarak belirleyebilir. Ülkemizde direk 200 mikrotesla sınır değer olarak uygulanıyor. Mesela İsviçre, sınır değeri 1 mikrotesla olarak baz alıyor. Bazı ülkeler 0,4 mikroteslayı sınır değer alıyor. Bunun nedeni sağlık açısından riskleri azaltmaktır. Öte yandan hattın taşıdığı güce bağlı olarak 30-50 metrelik mesafeyi korumakta fayda var.”</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/İSMAİL-İŞEL.jpeg" /></p>

<p><b>‘GELİŞMİŞ ÜLKELERİN GERİSİNDEYİZ!’</b></p>

<p>Gemlik Çevre Platformu’ndan Avukat İsmail İşel, “Yönetmelikteki mesafe ve manyetik ölçüm değerlerinin gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kaldığı, yönetmelikte hastane, okul gibi özel alanlara ilişkin olarak ayrı ve etkin nitelikte düzenlemelere de yer verilmediği görülmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<ul>
	<li>Yüksek gerilim hatları kaynaklı elektromanyetik kirlilik konusunu, çevre kirliliği bağlamında hukuki açıdan yorumlar mısınız?</li>
</ul>

<p>“Çevre kirliliği denilince herkesin aklına hemen hava, toprak, su kirlilikleri gelebilir. Ancak gelişen teknoloji, kontrolsüz büyüyen şehirler ve plansızlık yeni çevre kirliliği türlerini de ortaya çıkardı. Bunlardan en önemlisi de elbette elektromanyetik çevre kirliliği oldu. Çevreye ve insan sağlığına zarar verici her tür etkiyi önlemek gelişmiş hukuk sistemlerinin temel görev ve amaçları arasında yer alıyor. Bizde de, Anayasamızın ‘Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ başlığını taşıyan 56. maddesinde; ‘(1) Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. (2) Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir…’ ifadeleriyle devlete ve ayrıca yurttaşlara da çevreyi kirletmeme görevi ile birlikte kirletene de engel olma gibi aktif bir sorumluluk daha verilmiştir. Bunun yanında en az Anayasal düzenlemeler kadar bağlayıcılığı bulunan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü, Aarhus Sözleşmesi ve en son geçtiğimiz aylarda yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması ve buna benzer sözleşmeler de çevre ve insan sağlığı açısından son derece etkin koruma sağlayan ve ülkemizde de hukuki anlamda bağlayıcı olan evrensel hukuk normlarıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olumsuz çevre koşullarını özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlali kapsamında değerlendirerek koruma kapsamı içine almış ve birçok ihlal ve yaptırım kararı vermiştir. Bu bağlamda kanun yapıcı iradeye düşen, Anayasal ve evrensel hukuk ile üstün koruma altında olan çevre ve insan sağlığı açısından ilgili kanun ve yönetmelikleri de amaca uygun olarak hızlı bir şekilde hayata geçirmek, devletin kurumlarına düşen ise yasal mevzuata uygun davranmak, uygun davranmayanları da caydırıcı yaptırımlarla önlemek olmalıdır. Ancak bilimsel çalışmalara ve gelişmiş ülkedeki düzenlemelere rağmen ülkemizde elektromanyetik çevre kirliliğine karşı etkin koruma oluşturacak yasal düzenlemelerin yapılmadığını, son derece yetersiz şekilde çıkarılan yönetmeliklerle işin geçiştirildiğini görmekteyiz. Çıkarılan Yönetmelikteki mesafe ve manyetik ölçüm değerlerinin gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kaldığı, yönetmelikte hastane, okul gibi özel alanlara ilişkin olarak ayrı ve etkin nitelikte düzenlemelere de yer verilmediği görülmektedir.”</p>

<ul>
	<li><b>Bu konu, dava süreçlerine nasıl yansıyor?</b></li>
</ul>

<p>“Kendine özgü bir yapıda olan Çevre Hukuku gelişmiş hukuk sistemlerinde ‘ihtiyat ilkesini’ ve ‘tehlike sorumluluğu’ kavramlarını geliştirmiş, buna bağlı olarak yargılama sonucu beklemeden yürütmeyi durdurma kararlarının verilmesi sağlanmış, yine çevre ve insan sağlığı tehdidinin ciddi şüphe içermesi halinde bilimsel kanıt/ispat olmadan da çevre lehine nihai kararlar verilmiştir. Ancak ülkemizdeki çevre davalarında ihtiyat ilkesinin ve tehlike sorumluluğunun etkin şekilde uygulanmadığı gibi son yıllarda yürütmeyi durdurmayı zorlaştırıcı, ihtiyat ilkesini zayıflatıcı düzenlemeler yapılmıştır. En önemli elektromanyetik kirleticilerden biri olan baz istasyonlarına ilişkin verilen kararlara bakıldığında da daha önce ihtiyat ilkesi benimsenerek tehlike sorumluluğu gereği riskleri, şüpheleri, hatta insan psikolojisini önemseyen ve baz istasyonlarının kaldırılması yönündeki Yüksek Mahkemelerce verilen kararlardan son yıllarda dönüldüğü, ispatlanmış somut veri bulunmadığı gibi önceki kararlara, bilimsel araştırmalara ve tehlike sorumluluğuna tamamen aykırı gerekçelerle GSM şirketleri lehine baz istasyonlarının kurulmasına geçit verildiği görülmektedir.”</p>

<ul>
	<li><b>Kamuya ne tür görevler düşüyor?</b></li>
</ul>

<p>“İdarenin elektromanyetik kirliliğe karşı denetimsizliği ve yaşam alanlarındaki kirlilik düzeyine ilişkin hiçbir bilgilendirme yapmaması da açık bir hizmet kusuru niteliği taşımaktadır. Örneğin birçok baz istasyonu bunları kuranlarca adeta kamufle ediliyor. Bölgedeki vatandaş ne istasyondan haberdar ne de yaydığı radyasyon miktarından. Birçok alanda tespit ve envanter çalışması dahi yok. Baz istasyonlarının denetimi şikayet üzerine sadece ruhsata aykırılık yönünden yapılıyor. Mahkemeler de sadece komşuluk hukukuyla ilgili sınırlı bir değerlendirme yapıyor. Kirlilik ve insan sağlığı açısından maalesef hiçbir denetim yapılmıyor. Oysa kamu idaresi Anayasa’nın 56.maddesi ve uluslararası sözleşmeler gereği çevre ve insan sağlığını korumak için yaptıkları kadar yapmadıkları hizmetlerden dolayı da sorumlu ve kusurludur. Bu nedenle idare kirliliği etkin bir şekilde denetleyip, buraları belirlemek, bu alanlara koyacağı belirgin levhalarla halkı kirliliğin olası etkileri konusunda bilgilendirmek, farkındalık yaratmak zorundadır. Yine birçok yüksek gerilim hattı yaşam alanlarının içerisinde kalmış vaziyettedir. Bu alanlar oldukça tehlikeli olmasına rağmen bu alanlara girişe engel hiçbir bariyer, kirletici etkilere ve manyetik radyasyon ölçümlerine ilişkin bilgilendirici ve uyarıcı hiçbir levha konulmuyor. İdarenin bunlarla ilgili topluma sunduğu ileriye dönük hiçbir taahhüdü de yok. Tam aksine birçok belediye bu tehlikeli alanları yaşam alanı haline getirmiş durumda. İnanılmaz ama buralara çocuk parkı, oyun alanları, yürüyüş yolları yapıyorlar. Bunlar idarenin ağır hizmet kusuru halleridir. Yöneticiler için hukuki ve hatta cezai sorumluluk doğuracağı kanaatindeyim.”</p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span calibri="" style="font-family:">“Çevre ve insan sağlığının Anayasal ve evrensel hukuk vasıtasıyla geniş bir koruma alanı içinde yer almasına rağmen ülkemizde elektromanyetik çevre kirliliğine karşı kanun koyucunun gereken önemi vermediği, gereğince yasal düzenlemeleri yapmadığı, kirliliğe karşı etkin ve işlevsel bir yargısal koruma sağlanmadığı, tam aksine verilen kararlarda çevre aleyhine zamanla ciddi gerilemeler olduğu, idarenin de tedbir, denetim ve mücadele bilincinin hizmet kusuru da oluşturacak haliyle yok denecek kadar az olduğu görülmektedir.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/manyetik-maliyet-h1925.html</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Mar 2022 09:55:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/manyetik_maliyet_h1925_6e2c6.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa’da zemin ıslahı gerekiyor!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursada-zemin-islahi-gerekiyor-h1831.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Beyhan Bayhan, Bursa’da 2000 yılı öncesi yapılmış yapıların riskli olduğunu belirterek “Kaçak yapılaşma sayılabilecek çok sayıda bina var. Yüzde 50’den fazla... Bu yüzden kentsel dönüşümü destekliyorum… Şehrin içinden fay hattı geçiyor… Bursa’da pek çok yerde zemin ıslahı gerekiyor...” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Rektör Yardımcısı ve aynı zamanda üniversite bünyesinde kurulan Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de müdürü olan Prof. Dr. Beyhan Bayhan ile ‘1-7 Mart Deprem Haftası’ kapsamında kentimizin durumunu, yeni teknolojileri ve tarihsel bağlamı konuştuk.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi hakkında bilgi verir misiniz?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Araştırma merkezi, Şubat 2019 tarihinde kuruldu. Bu merkez, kurulmadan önce Güney Marmara Bölgesi’nde, özellikle Bursa’da deprem araştırma merkezi eksikliği gördük. İlk amacımız toplumu bilinçlendirmekti. Merkezde yer sıkıntısı çekiyoruz ama özellikle zemin için Bursa’da en güçlü laboratuvara sahibiz. Belediyelerin ve AFAD’ın taleplerini karşılamaya çalışıyoruz. Yapıların dayanıklı olup olmadığına ilişkin birçok rapora imza attık. Aynı zamanda çevre ve şehircilikte riskli yapılara itiraz komisyonunda görev alıyoruz. Elâzığ ve İzmir depreminde sahada incelemede bulunduk ve bunları rapor haline getirdik. Bursa’da da bilinçlendirme ve farkındalığı arttırma görevini üstleniyoruz. Kadromuz güçlendikçe faaliyetlerimiz de artacak.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Siz, bir dönem Cumhurbaşkanlığı Deprem Teknolojileri ve Çalışma Grubu’nda görev aldınız. O süreç hakkında bilgi verir misiniz?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Türkiye’den toplam 16 hoca bir araya gelmesiyle kurulan gruba başkanlık ettim, 4 ay boyunca çalıştık ve bir rapor hazırladık. Ve bu raporu; Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu’na sunduk. O kurulun başında da sayın hocamız, Prof. Dr. Hasan Mandal var. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Rapordan nasıl bir sonuç çıktı?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Genelde deprem sonrası konuşulur. Aslında ondan önce yapılacak çok şey var. Bu çalışma deprem olmadan önce yapıların güçlendirmesinde ve depremin hemen sonrasında neler yapılması gerektiğini kapsıyor. Örneğin binalarda sismik izolatör kullanılması vurgulanıyor. Mesela 100 yatak üstü hastanelerde sismik izolatörün kullanılması zorunludur. Biz; valilik, belediye, AFAD, okul, yurtların da sismik izolatör ile yapılmasını öneriyoruz. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Yerli sismik izolatör var mı?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Var. Eskiden çok pahalıydı. Deneyleri için bile yurtdışına gidiliyor ve uzun süre sıra bekleniyordu. Şuan yerli ürün var. Testini de yapabiliyoruz. Biz, bunun yasallaşmasını ve kamu binalarında kullanılmasının zorunlu olmasını istiyoruz.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Sismik izolatör kullanımına dair kabaca bir maliyet öngörülebilir mi?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Sismik izolatör kullanım maliyeti, toplam inşaat maliyetinin yüzde 10’unu geçmez. Eğer büyük bir site ise maliyeti yüzde 10’un altına düşer. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bunun kullanılması için toplumda bir farkındalık ve talep de oluşturmak gerekiyor galiba?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Kesinlikle öyle. Bilincin hem müteahhitlerde hem de toplumda oluşturulması gerekiyor. Ev alınırken bakılan ilk şey mutfak, sismik izolasyona veya zemin etüdüne bakılmıyor. Elâzığ depreminde sismik izolatör kullanılan şehir hastanesi insanların barınak yeri oldu, ayrıca hastanedeki tüm operasyonlar devam etti. Okullara da bunu yaparsak öğrencilerimizin hayati riski olmayacak. Ayrıca deprem sonrası için de vatandaşlara güvenli bir barınma alanı sağlanmış oluyor. Milli Eğitim Bakanımız bununla alakalı genelge çıkarsa çok büyük hizmet olur. Devletimiz, bu maliyeti kaldırabilecek güçtedir. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bunun için yönetmelik yetmiyor mu?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Deprem yönetmeliği binanızda hasar olmayacak bir plan öngörmüyor. Yani dayanıklı bir ev alındı ve depremden sonra hiç hasar olmayacak. Böyle bir şey yok. &nbsp;O, nükleer santralde olur. Nükleer santralde çatlak bile olmaması gerekir. Eğer normal binayı çatlak bile olmayacak şekilde yapmaya çalışsak ekonomik olmaz. Uluslararası yönetmeliklerde de bina sizin can güvenliğinizi sağlayacak ancak binada onarılabilir bir hasar olacak şekilde bir plan öngörür. Japonya bunu kullanıyor. Orada sıkça deprem olduğundan dolayı insanlar evinde izolasyon istiyor. Yeni Zelanda ve İtalya gibi yerlerde de bunlar var. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Peki, ülkemizde sismik izolatör ne kadar kullanılıyor?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Verilere baktığımızda Türkiye’nin son 5 yılda en çok izolatör kullanan ülke olduğunu görüyoruz. Şehir hastaneleri bu sayıda etkili oldu.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bu izolatörlerin yüzde kaçı yerli?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Yüzde 50’nin üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. Sarkaç ve kauçuk olarak iki tip izolatör var. Türkiye’de sarkaç tipi üretiliyor. Kauçuk ithal geliyor. Ülkemizde de kauçuk üzerine çalışan firmalar var. Bursa’da da bir firmayla da görüştük. Ama onlar, bu ürünün ne ölçüde satılacağına odaklanıyor. Hedef, bunun üretimi ve ihracı olmalı.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Sismik izolatör yüksek katlı yapılarda kullanılabilir mi?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Normalde çok yüksek binalarda sismik izolatör tercih edilmez. Ama Japonya’da ekonomik olarak çok maliyetli olmasına rağmen tercih ediliyor. Yüksek binalarda izolatör maliyeti de artırıyor. Yüksek binalarda sismik damperin (sönümlendirici) de devreye girmesi gerekiyor. Sismik izolatörler yapının salınımını arttırıyor. Yüksek binalarda bu zaten mevcut, bununla birlikte yaptığımızda sönümlendirici bir gücün olması da gerekiyor. Japonya’da insanlar depremden sonra hayata devam etmek istediği için bu maliyeti göze alabiliyorlar. Burada tek şart, zemin güçlü olacak. Güçlü değilse güçlendirilecek ve sonrasında sismik izolatör rahatlıkla kullanılabilir. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Biraz da Bursa’nın depremselliğini konuşalım. Bursa’da durum nedir?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Kuzey Anadolu fay hattı, Marmara’ya gelince 3 ana kola ayrılıyor. Bursa da Güney Marmara da bu üç ana koldan etkileneceğini biliyoruz. 1855’teki ana deprem ve 28 Şubat ile 11 Nisan’da artçı depremler var. Bu deprem, şehir içinde Kestel’den Uluabat gölüne kadar her yere hasar verdi. Millet Bahçesi’nin altında da fay hattı var. Bursa’nın içinden fay geçiyor. İznik Gölü’nün güneyinden Gemlik, Mudanya ve Ege Denizi’ne giden bir fay var. Üçüncü fay ise Saroz Körfezi’ne gidiyor. Marmara Denizi havzasının içinden geçen 1766’tan beri aktif olmayan bir fay var. Jeofizik mühendisi önermelerine göre bu fayda 7 üstü bir deprem bekleniyor. Olası bir depremden Bursa, Çanakkale, Edirne, Balıkesir, Sakarya, İzmit ve Yalova etkilenecek.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bursalılar depreme nasıl hazırlanmalı? </span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Kentsel dönüşüm ihtimali varsa ve maddi/manevi zarar olmayacaksa dönüşümü savunuyorum. Çünkü gerçekten 2000 yılı öncesi binalar risklidir. Elâzığ ve İzmir deprem raporlarında gördüğümüz şey budur. Bizim 1975 yönetmeliğimiz bile çok iyi fakat uygulanmamış. Zaten bizi uyandıran 99 depremi oldu. O zaman yeni yönetmelik çıkmıştı ama uygulama eski usullerle devam ediyordu. Çünkü inşaat bir kültürdür aslında. Bir demir bağlayıcısı veya kalıpçının alışkanlıklarını hemen değiştiremezsiniz. Bir yönetmelikle bu düzelmez. Bu eğitim işidir. Yapı denetim 2000’den sonra başladı ama hâlâ sıkıntılar var. Bursa’da kaçak yapılaşma sayılabilecek çok sayıda bina var. Yüzde 50’den fazla olduğunu söyleyebilirim. Kaçak yapı mühendislik görmemiş binadır. Biz, mühendislik görmüş binalarımıza bile güvenemezken diğer binalara nasıl güvenebiliriz? Bu yüzden kentsel dönüşümü destekliyorum.</span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Vatandaşta 2-3 katlı bina yıkılmaz gibi bir algı var, bu konuda ne düşünüyorsunuz?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">O algı çok doğru değil. Mesela İzmir depreminden sonra sahadayken şunu gördük: Deprem çok küçük bir alanı etkilemişti, alanı 15 bin adımda gezdim. Yıkılan bir apartman, 9-10 katlıydı. Etrafta aynı yükseklikte çok bina vardı ama onlar yıkılmamıştı. Eğer ki bina kusurluysa yıkılır. İki bloktan oluşan ve tek bloğu göçen bir bina gördüm. Aldığım bilgiye göre iki bloğu farklı işçi grubu yapmış. İşçiliğin kalitesi bile etkilidir. Müteahhidin yaklaşımı, işçilik kalitesi, günün teknolojisi, proje ve projenin yönetmeliğe uygunluğu gibi çok sayıda faktör var.&nbsp; </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Mühendislik birikimi açısından ve inşaat sektörünün deneyimi bağlamında, Bursa’nın son 15 yılda, günümüzde ve gelecekte yapılaşmasının dayanıklılığını güven verecek seviyede addedebilir miyiz?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bu konuda önemli birkaç tarih var: 2000 yılında yönetmelik değişti, yönetmelik sonrası yapı denetim geldi. Yönetmelikten daha etkili olan deprem oldu ki insanlarda deprem bilinci oluştu. Yapı denetim uygulaması direkt iyi yapılamadı, çünkü dediğim gibi bu bir kültürdür. Diyelim ki 2003-2004’ten sonra denetimler yönetmeliğe uygun yapılmaya başlandı. Aslında denetimler de 19 pilot bölgede başladı ve 2011’den sonra genele yayıldı. Deprem bilinci, denetim vs. hepsinin etkisi oldu. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">İlk dönemde yapı denetiminin müteahhit tarafın yaptırılması riskli değil miydi?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bu bana da garip geliyordu. Yapı denetim firmalarının müteahhit tarafından seçilmesini sonra değiştirdiler. 2018 veya 2019’da havuz sistemine geçildi. Ama bu tarihe kadar ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü orada müteahhidin kendini denetleyen şirketi seçtiği bir sistem vardı. Bu nedenle 2000 sonrası inşa edilen binaların hepsi dayanıklı diyemem. Bu işi birkaç ayağı var; bina projesinin ehil kişi tarafından yapılması gerekiyor, şantiyede mutlaka mühendis çalışmalı. Bu bilgiye sahip olmayanlar sadece ekonomik kaygılardan değil, bilgisizlikten yanlış yapıyor olabilir. Müteahhidin ve yapı denetimcinin iyi niyetli olması lazım. Tüm bu kalemlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; 2000-2005’ten sonra yapılan yapıların daha iyi olduğunu umut ediyorum. Çünkü yönetmelik değişti, deprem bilinci oluştu, yapı denetim geldi, beton sınıflar değişti… Bunların mutlaka etkisi olmuştur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bursa gibi tarım arazisi olan yerlerde eğer ki yapıdan şüpheniz varsa, zemini gevşek olan yerlerde alçak katlı binalar tercihiniz olmalıdır. Bunu çok rahat söyleyebiliriz. Bu mühendisliğe aykırı bulunmasın. Eğer ki binadan şüpheniz varsa diyorum. Mühendisliği tam görmüş binaysa görüyorsunuz gökdelenler, su üstünde yapılar yapılıyor artık. Bu demek değildir ki 8-10 kat üzeri binalar kötüdür. Ama 2000 öncesi binalar için bunu söyleyemem. İzmir depremini, pandemiye benzettim; pandemide kronik hastalığı olanlar daha fazla zarar görüyor, depremde de yönetmeliğe uymayan binalar daha çabuk yıkılıyor. </span></span></p>

<ul>
	<li><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">Bursa için de 1855 depremi ve sıvılaşma vurgulanıyor. Bursa’da deprem tarihi açısından nasıl bir durum var?</span></span></b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%">M.S. 32’de İznik kayıtlarıyla başlıyor. Buraya gelen yabancılar notlar alıp bırakmışlar. Topkapı’da, Osmanlı arşivinde bu notlar bulunabiliyor. Ambraseys ve Finkel gibi isimlerin bu bölgeyle ilgili çalışmaları var. Bütün arşivleri taramışlar, eski konsoloslukta buldukları notları incelemişler. O notlarda Karacabey Mustafakemalpaşa’da depremden sonra su, yüzeye çıktığı söyleniyor. Özellikle tarım arazilerinin bulunduğu yerlerde görülmüş. Şuanda yer altı suyu seviyesi ne durumdadır düşünmek gerekir. Yapılaşma, iklim etkisiyle bugün yer altı sularının aynı seviyede olmadığını düşünürsek o tarihteki bir sıvılaşmadan bahsedemeyebiliriz. Ama Bursa’da pek çok yerde zemin ıslahı gerekiyor. Örneğin jöle bir pastanın üstüne ağır bir şey koyduğunuzda çöker, Bursa tarım arazisi olduğundan dolayı zemini gevşek.</span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursada-zemin-islahi-gerekiyor-h1831.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/bursada_zemin_islahi_gerekiyor_h1831_beb61.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken Uyarı Sistemi Bursa’da Çalışmaz!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/erken-uyari-sistemi-bursada-calismaz-h1832.html</link>
      <description><![CDATA[TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şubesi Başkanı Engin Er, Bursa’da kurulmaya çalışılan ‘Deprem Erken Uyarı Sistemi’ni eleştirdi: Bu sistemin çalışabilmesi için fay hatlarının yani enerjinin çıkış noktalarının yerleşim yerlerine uzak mesafede olması gerekiyor…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Haber: N. Nuri Yavuz</p>

<p>Bursa Görüş gazetesi olarak geçen hafta Kocaeli Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi ve AFAD iş birliğinde Bursa’ya Deprem Erken Uyarı Sistemi kurulmasına yönelik çalışıldığını aktarmış ve süreçte Bursa’daki üniversitelerin paydaş olmamasını gündeme getirmiştik. Bu hafta ise sistemin ne fayda sağlayacağına yönelik uzman bir ismin görüşlerini edindik. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şubesi Başkanı Engin Er, sisteme ilişkin Bursa Görüş’e açıklamalarda bulundu.</p>

<p><b>FAYDA SAĞLAMAZ!</b></p>

<p>Deprem erken uyarı sisteminin çalışabilmesi için fay hatlarının yerleşim yerlerine uzak mesafede olması gerektiğini vurgulayan Başkan Engin Er, “Bu sistem, İstanbul için uygun olabilir. Çünkü İstanbul’un altından geçen bir fay hattından deprem beklenmiyor. Marmara Denizi içinden beklenen depremin iki dalga arasındaki zaman farkından faydalanarak erken uyarı sisteminin çalışması düşüncesiyle yapılıyor. Ama Bursa’da bu sistemin çalışmasıyla ilgili bir problem var. Çünkü Bursa’nın beklediği deprem, 1855 depremi. Bu depremin tekrarına göre hazırlanmak ve plan yapmak gerekiyor. Statik hesapların, 1855 depreminde olan fay hattından gelecek enerjiye göre yapılması lazım. Bu da 7 büyüklüğünde bir depremdir. Bu, İstanbul’da olduğu gibi değildir. Uluabat’tan başlayıp Nilüfer, Osmangazi, Yıldırım ve İnegöl’e doğru devam eden fay hattı üzerinde olacak. Dolayısıyla bizim, deprem dalgaları arasındaki zaman farkından faydalanabilme şansımız yok. Yani depremde birinci P dalgası ile s dalgası arasındaki zaman farkı 3 saniyenin altında olduğu için erken uyarı sistemi bize bir fayda sağlamaz. Bursa’nın bu sisteme harcayacağı bütçeyi, deprem öncesi neler yapılması gerekiyor konusunda harcaması lazım. Aktif fay hatlarının nerede olduklarının belirlenmesi lazım” dedi.</p>

<p>---</p>

<p><b>DEPREM GERÇEĞİ</b></p>

<p>Mimarlar Odası Bursa Şubesi geçen hafta pazartesi günü, 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında ‘Bursa’da Deprem Gerçeği’ konulu panel düzenledi. Panele Jeoloji Yüksek Mühendisi Engin Er ve Prof. Dr. Ramazan Livaoğlu konuşmacı olarak katıldı. Engin Er, paneldeki konuşmasında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.</p>

<p><b>SADECE 3 İLÇEDE FAY YOK</b></p>

<p>Türkiye’nin dünyada Bursa’nın da Türkiye’de en önemli deprem bölgelerinden biri olduğunun altını çizen Er, “Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın 3 kolu var ve Bursa üçünden de etkileniyor. Bu faylarda en az 7 ve üzerinde deprem bekleniyor. Bursa’da fay hattı olan ilçelerdense olmayanları sayayım; Büyükorhan, Harmancık ve Keles. Diğer ilçelerin tamamının kendi adıyla anılan fay hattı var. Bursa’da anlamsız yerlere para harcanıyor. Belediyelerin depremi önceden tahmin etmek gibi bir görevi mi var? Belediyeler, bunlara yüz binlerce lira harcıyor” dedi. Er, bu panelde de deprem erken uyarı sistemini eleştirdi: “Bu sistem, deprem Gemlik’te olursa çalışmaz. 1855’teki gibi Uluabat’tan başlayıp Ulucami’nin kubbelerini yıkan deprem olursa bu sistem çalışmaz. Biz, daha güvenli şehri kurmak için çalışmamız lazım. Denetlemeler konusunda belediyeler yetersiz. Yapı denetim değil ‘denetleme!’ var. Zemin anlamında söylüyorum. Maalesef denetlemiyorlar. Bursa’da zemin etütlerini Osmangazi başka yapıyor, Nilüfer başka yapıyor, Yıldırım başka yapıyor, Gemlik başka yapıyor. Büyükşehir’in yönetmelikleri bakanlığa uymuyor…”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/erken-uyari-sistemi-bursada-calismaz-h1832.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/erken_uyari_sistemi_bursada_calismaz_h1832_f5f00.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu sistem adil değil!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bu-sistem-adil-degil-h1727.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Nazlı Ceren Şendoğan, kadın cinayetleri hakkında yaptığı değerlendirmede infaz sisteminin öldürülen kadınlar, onların aileleri ve hatta failler açısından da adil olmadığının altını çizerken “Geç gelen adalet, adalet değildir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Kadın Hakları Merkezi’nden sorumlu Bursa Barosu Yönetim Kurulu üyesi Avukat Nazlı Ceren Şendoğan; kadın cinayetleri, infaz süreçleri, İstanbul Sözleşmesi, nafaka ve sığınma evleri konusunda Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Eskiden bir komisyondu, sonra merkez haline getirdik. Bu merkezin amacı; kadın hakları alanındaki yasa ve gelişmeleri takip etmek, meslektaşlarımıza bu konuda eğitimler vermek, diğer sivil toplum kuruluşlarıyla projeler geliştirmek ve destek olmaktır. Bunun haricinde adli yardım büromuzla avukat tutacak durumda olmayan kadınlara avukatlık desteği sağlıyor ve dosyalarını takip ediyoruz. Kadın şiddet iddiasıyla başvurmuşsa ‘uzaklaştırma kararı’ olarak bilinen koruma kararları konusunda yardımcı oluyoruz. İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimlere gidiyor ve kadın hakları alanında bilgilendirme yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Merkezde nasıl bir ekip yapısı var?</b></li>
</ul>

<p>Merkezimizde düzenli olarak çalışan bir avukatımız ve sorumlu avukatlarımız var. Aynı zamanda Bursa Barosu’na üye olan her avukat kadın erkek ayırt etmeksizin merkezimize üye olup çalışmalarımızı takip edebiliyor, gönüllü olabiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Merkez olması ile komisyon olması arasındaki fark nedir?</b></li>
</ul>

<p>Merkez daha organizedir. Merkezin bir yönergesi var; ücret karşılığı bağlı çalışan avukatı var. Örneğin bir kadın cinayeti dosyasında yakınını kaybeden bir kişi avukatı olsa dahi Baro’dan destek talep edebiliyor. Merkez de dosyada bir kadın hakları ihlali görüyorsa takip ediyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bu nasıl ücretlendiriliyor?</b></li>
</ul>

<p>Bu işten para almıyoruz ve gönüllülük esasıyla yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bağlamı Bursa özelinde kadın haklarına taşıyalım. Kentte yargılama süreci ve kadın hakları hakkında nasıl bir değerlendirme yaparsınız?</b></li>
</ul>

<p>Bursa, büyük bir şehir; dışardan bakıldığında sakin görünür ama esasında suç oranının yüksek olduğu, her tür dava tipinin görülebildiği, sanayi dolayısıyla göçünde çok yoğun olduğu karışık bir kent. Kadın hakları ihlallerinin de had safhada yaşandığı bir şehir aynı zamanda. Aşağı yukarı Bursa’da her ay bir kadın öldürülüyor. Geçen ay Nilüfer’de uluorta bir yerde bir kadın öldürüldü. Bu olay, herkesin gözü önünde gerçekleştiği için dikkat çekti. Benim takip edebildiğim kadarıyla ayda bir cinayet oluyor. Tabi bunlar da haberlere yansıyanlardan oluşuyor. Bir de şüpheli ölümler var. Örneğin camdan veya balkondan düşen kadınlar var. Bunlar şüpheli ölüm diye geçtiği için cinayet istatistiklerine de yansımıyor. Bu nedenle net bir rakam söylemek mümkün olmuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, cinayetleri gerçekleştirenler hakkında bir araştırma var mı?</b></li>
</ul>

<p>Bu cinayetler, istisnasız bir şekilde ya eski veya mevcut eş, ya eski veya mevcut sevgili, ya aile bireyleri tarafından gerçekleştiriliyor. Yani teması olduğu kişiler, bir başkan deyişle yakınları tarafından geliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Cinayet sonrası yargılama süreci ve cezalandırma kararları tartışmalara konu oluyor. Bursa’da durum nedir?</b></li>
</ul>

<p>İş yükü çok fazla olduğu için yargılamalar, uzun sürüyor. Bu sistemsel bir problemden kaynaklanıyor. Burada adaletten söz edemiyoruz. ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ diye bir söz var ya gerçekten doğru. Bu sistem adil değil. Ayrıca yargılamalar sırasında klasik bir süreç var; o da mağduru suçlamak üzerine kuruluyor. Ölen kişi kendini savunamayacağı için onun üzerine yapılan bir karalama şeklinde savunma yapılıyor. Neredeyse bütün savunmalar, mağdur kadının ya cinsel hayatı ile ilgili oluyor ya karakteriyle ilgili oluyor ya da failin erkekliğine laf etmiş oluyor. Aslında fail, şunu düşünüyor; ‘bunları söylersem mahkemeyi etkilerim. İndirim alırım.’ Gerçek üstü savunmalar oluyor. Daha önemlisi diyelim ki mahkeme en yüksek cezayı verdi, fakat halk dilinde cezanın ‘yatarı’ olarak bilinen tutukluluk süreci komik kalıyor. Afaki olarak 30 sene tutukluluk cezası alan birinin 6 yıl sonra çıkmayacağının hiçbir garantisi yok. İnfaz sistemimiz o kadar adaletsiz ki biri öldürüldüğünde mahkeme failine ‘bunu sen kasten ve canice öldürdün’ diyerek ceza verse bile failin cezaevinde geçireceği vakit işlediği suçun karşılığı değil. Biz cezayı neden veriyoruz; bir toplumdan uzaklaşsın, iki ıslah olsun diye. Cezaevi infaz sistemimizin ıslahla uzaktan yakından ilgisi yok. Bu insanların ıslah edilebilmesini geçtim cezaevlerinde daha farklı meziyetler öğrenmeyeceklerinin, sahip oldukları zihniyetin orada desteklenmeyeceğinin verisi yok. Bu çok ciddi bir sorundur. 5 sene ceza alan kişinin 5 yıl yatması ve bu süre içinde de suçu işlemesine yönelik davranışlarının sebebini sorgulaması, o zihniyetten arınması ve topluma geri döndüğünde de sıfırsan başlayabilmesi lazım. Yani başlangıcından sonuna kadar bu sistem adil değil. Ne mağdur, ne mağdurun ailesi, ne de suç işlemiş kişi için adil.</p>

<ul>
	<li><b>Cezaevlerinde bir rehabilite sistemimiz yok mu?</b></li>
</ul>

<p>Öyle bir sistemimiz yok. Ciddi anlamda fazla cezaevine sahip bir ülkeyiz. Yenileri de yapılıyor. Artık kampüs sistemine geçiliyor. Tıpkı üniversite gibi öğrencinin hiçbir ihtiyacını dışardan karşılama gereği duymayacağı şekilde cezaevleri kuruluyor. Suçluyu bırak gardiyanın bile dışarı çıkmasına gerek olmadan içerde evlerinin olacağı yapılar projelendiriliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Verilen cezalar yeterli mi?</b></li>
</ul>

<p>Genelde gereği kadar ceza verilebiliyor. Ama ceza verilse bile infazı düşük oluyor. Bu infaz sistemini de kimseye anlatamıyorsunuz. Biri, kadın öldürüyor ve 3 yılda çıkıyor. Bu, insanlara cesaret de veriyor. Bu, halka hiçbir şekilde güven verecek bir sistem değil. Kadın cinayetleri konusunda pek çok problem var ama sondan başlamak gerekirse infaz rejimi çok büyük sıkıntı.</p>

<ul>
	<li><b>Bu infaz rejimini biraz daha açar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>İnfaz sisteminde indirimler var. Belirli bir sürenin altında kalırsa Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) var. Ertelemeler var. Para cezasına çevirme var. Hâkimin verdiği karar sonrası infaz sistemi bu denklemlere göre işliyor. Hâkim olarak da bu zor olsa gerek.</p>

<ul>
	<li><b>Kadın cinayetlerine genelde hangi sebepler kaynaklık ediyor?</b></li>
</ul>

<p>Kadınlara yönelik suçlar, mağdurun kadın olması dolayısıyla işlenen suçlardır. Toplumda her cinsiyete bir rol yüklenmiş durumdadır. Kadınlara yüklenen roller, gerçekler ve olması gerekenlerle çatıştığı noktada bazı erkekler için bu, bir kişisel bir problem haline geliyor. Namus problemi oluyor mesela. Örneğin bir kadın, bir adamı dövebilir. Ama onu giydiği kıyafet yüzünden döver mi? Dövmez! Neden bu saatte dışardasın diye döver mi? Dövmez! ‘Senin neden cep telefonun var, kadınlara mesaj mı atıyorsun?’ diye dövmez! Erkekler, kadın cinayetlerinde tamamen bu saik ile hareket ediyor. Kadınlar, kadın olduğu için veya toplumda kadın olarak yer almasından kaynaklanan sebeplerle öldürülüyor. Fark bu. Yoksa bir kadın da bir erkeği öldürebiliyor. Ama istatistiksel olarak uçurum var. Yılın her günü bir kadın öldürülüyor. Ama kadınlar tarafından öldürülen erkekler istatistiklere yansımayacak kadar düşük. Olsaydı bile sebeplerinin farklı olacağına eminim.</p>

<ul>
	<li><b>Kadın cinayetlerinde sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel etkiler de araştırılıyor mu? Yani cinayetler sosyolojik bir olgu olarak ele alınıyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Tabi bu sosyolojik bir olay, ama merkezin alanına girmediği için bu şekilde bir çalışması yok. Fakat bu konuda temasımız olduğu kurum ve kuruluşların yaptığı çalışmaları takip ediyoruz. Gerçekten de en önemli sebepler; kültürel normlar, kadına bakış açısı ve elbette ekonominin de çok ciddi etkisi var. Bu ülkenin en büyük problemlerinden biri de çocuk yaşta evliliklerdir. Yüz binlerce çocuğun, evlilik adı altında istismara maruz bırakılması çok ciddi kültürel bir problemdir. Eğitimli bir anne ve babanın 14 yaşında bir kız çocuğunu evlendireceğini sanmıyorum. İşte bu, sosyolojik bir problemdir. Yani eğitimsizlik, bakış açısı, maddi yetersizlikler gibi unsurlar bu problemlerin temelinde yer alıyor ve sorunun çözümünü engelliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi’nin önemi nedir?</b></li>
</ul>

<p>İstanbul Sözleşmesi, bu ülkenin kadınları için gerçekten çok önemliydi. Biz, hâlâ ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ demeye devam ediyoruz. Varmış gibi de çalışıyoruz çünkü sözleşme metni, bize bir yol haritası çiziyordu. Çok basit mesela ‘kurumlar arası koordinasyon sağlayın’ diyor, ya da ‘biri mağdur olduğunda psikolojik destek sağlayın’ diyor, ‘yargılamaların kısa sürmesi için gerekli düzenlemeleri yapın’ diyor. Sözleşme, devlete yükümlülük yüklüyor.</p>

<ul>
	<li><b>Kadın cinayetlerinde bir de nafaka konusu tartışılıyor. Bu konuda da bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Nafaka, medeni kanundan kaynaklanan ve evlilik birliği içerisinde boşanmak isteyen ama boşanmada kusurlu ya da daha ağır kusurlu olmayan tarafa yoksulluğa düşecekse verilen ‘geçimlik’tir. Geçinmesini sağlayacak miktardır. Nafakanın da kendi içinde çeşitleri var. Yoksulluk, iştirak, tedbir nafakaları var. Nafaka cinsiyetsiz bir şeydir. Erkekler de kadınlardan nafaka alabilir. Daha çok kadınlarla gündeme geliyor. Çünkü en başında bahsettiğimiz gibi ekonomik olarak güçsüz taraf kadın olduğu için kadınlara daha fazla veriliyor. Nafaka alan erkekler de var. Nafaka, sınırsız ve sonsuz değildir. Taraflar öldüğünde, iş bulduğunda biriyle evliymiş gibi birlikte yaşadığında veya pek çok sebeple iptal edilebiliyor. Nafakanın süreye bağlanmasına kesinlikle karşıyız.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da sığınma evi sayısı yeterli mi?</b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span calibri="" style="font-family:">Değil. Belediye Kanunu şöyle diyor; ‘Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır.’ Bursa’da hangi belediyenin sığınma evi var? Nilüfer Belediyesi’nin vardı, kapandı. Bakanlığa bağlı Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) var. Orada da şöyle bir sıkıntı var; kız çocuklarınızı yanınıza alabiliyorsunuz ama 13 yaşında büyük erkek çocuklarınızı yanınıza alamıyorsunuz. Ne olacak o çocuğu nereye bırakacak? Devletin böyle durumlarda 6284 sayılı kanundan kaynakla kira yardımı yapması gerekiyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bu-sistem-adil-degil-h1727.html</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Mar 2022 00:35:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/bu_sistem_adil_degil_h1727_5d6ed.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa’da deprem neden ‘Kocaeli’ne emanet?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursada-deprem-neden-kocaeline-emanet-h1666.html</link>
      <description><![CDATA[Birinci derece deprem kuşağında yer alan ve riskli yapı stokuyla ülke genelinde olası bir depremden en ciddi boyutta etkileneceği düşünülen illerin başında Bursa geliyor. Kentte ‘Deprem Erken Uyarı Sistemi’ kuruluyor. Peki, iki üniversitesi bulunan Bursa’da bu süreci neden Gebze Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi yürütüyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Geçen hafta 23-24 Şubat tarihlerinde <b>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi</b>’nde (<b>AKKM</b>) ‘<b><i>Deprem Zararlarının Azaltılması Ortak Akıl Çalıştayı</i></b>’ düzenlendi. <b>Büyükşehir Belediyesi</b> ile <b>AFAD</b> iş birliğinde düzenlenen programa <b>Vali Yakup Canbolat, Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, AFAD Başkan Yardımcısı İsmail Palakoğlu</b>, ilçe belediye başkanları, kaymakamlar ve Bursa’daki bürokratlar katıldı.</p>

<p><b>20 YILDA 4 BİN 636 DEPREM</b></p>

<p>Çalıştay açılışında konuşan, AFAD çalışmaları ve depremsellik hakkında bilgi veren Palakoğlu, “<i>Bursa'da son 20 yıl içerisinde büyüklüğü 0,5 ila 4,5 arasında değişen 4 bin 636 deprem meydana geldi. Bu veriler, Bursa’mızı ve Türkiye'yi depreme hazır hale getirmeye mecbur olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor</i>” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/aktaş_1.jpg" /></p>

<p><b>AKTAŞ’TAN MANTIK ELEŞTİRİSİ</b></p>

<p>Başkan Aktaş, programda yaptığı konuşmada kamuoyundaki deprem ve kentsel dönüşüm algısını eleştirerek şunları söyledi: <i>Arabamızda ufak çizik olsa, içimiz ah ediyor. Beyaz eşyamızı, evimizdeki mobilyamızı, arabamızı değiştirmek için devlete başvurmuyoruz. Maalesef deprem güvenliği olmayan evlerle ilgili her zaman devleti akla getiriyoruz. Dönüşüm için bırakın para vermeyi, ‘Üste ne kadar para alabilirim?’ düşüncesinde hareket ediyoruz. Üzülerek söylüyorum ama bu mantıkla depremle alakalı kentsel dönüşüm içerisinde olmamız mümkün değil. Deprem de trafik ve çevre gibi bir kültürdür. Deprem gerçeğini hatırlamak değil varlığını bilerek, her bireyin bu gerçeği kabul ederek, kendince tedbirleri alma noktasındaki sorumluluğunu yerine getirmesi gerek.</i></p>

<p><i><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/canbolat.jpg" /></i></p>

<p><b>VALİ CANBOLAT’TAN UYARI</b></p>

<p>Vali Canbolat ise toplantıda yaptığı hitapta bir dizi uyarılarda bulundu: <i>Tarihten bizlere büyük miras olarak gelmiş Bursa’mızın tüm varlıklarının saniyeler sürecek depremle yok olmasını istemiyorsak; herkesin gerçekleri bir kez daha derinden düşünmesini, sorumluluk duygusu içerisinde hareket etmesini ve tüm kurumlarımızın depremle mücadelede elinden geleni fazlasıyla ve sanki yarın deprem olacakmış gibi yapmasını bekliyoruz.</i></p>

<p>Çalıştayın ilk oturumunda <b>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Beyhan Bayhan</b>, ‘<i>Deprem Zararlarının Azaltılmasında Teknolojinin Kullanımı</i>’ başlıklı sunum yaptı ve yeni teknolojiler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><b>BURSA, İSTANBUL’DAN RİSKLİ</b></p>

<p>İlk oturumda ‘<i>Deprem Zararlarının Azaltılmasında Bursa İlinde Örnek Uygulamalar</i>’ başlıklı sunum yapan <b>Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış</b>, “<i>Kocaeli Üniversitesi olarak Bursa’ya deprem erken uyarı sistemini 2006’da kurmak istedik maalesef gerçekleştiremedik’ </i>dedi. Marmara bölgesindeki fay hatları üzerine değerlendirme yapan <b>Prof. Dr. Barış</b>, “<i>Özellikle İstanbul açıklarındaki fayın çok konuşulduğunu biliyoruz. Ama fayın dağılımlarına bakıldığında Bursa ve civarındaki bölgelerin, İstanbul’a nazaran çok daha fazla tehlikeyi barındırdığını unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla önlem almamız gereken husus, İstanbul’a nazaran biraz daha fazla</i>” uyarısında bulundu.</p>

<p><b>GEMLİK VE MUDANYA</b></p>

<p>Bursa’nın birçok bölgesinden geçen fayların aktif olarak deprem ürettiğini vurgulayan Prof. Dr. <b>Barış,</b> “<i>İznik-Mekece fayı gibi tarihte en az 7 kez kırılmış fayların da deprem üretme potansiyelinin ve riskinin çok yüksek olduğunu unutmamamız gerekiyor. 1999 depreminden sonrası ‘İstanbul’un deprem riskinin çok yüksek olduğu’ konuşuluyor. Özellikle 99 depremiyle Batıdaki bölgelere aktarılan gerilme nedeniyle sismik riskin arttığı söyleniyor. Ama Batı’da kuzey kol İstanbul açıklarına giderken orta ve güney kolda Yalova/armutlu, Bursa/Gemlik-Mudanya gibi faylar var. Dolayısıyla riskin sadece İstanbul’da değil Yalova ve Bursa’nın daha büyük risk taşıdığını unutmamamız gerekiyor” dedi.</i></p>

<p><b>DEPREM ERKEN UYARI SİSTEMİ</b></p>

<p><b>AFAD, Gebze Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi</b> iş birliğinde Bursa’da deprem erken uyarı sistemi kurulacağını duyuran <b>Prof. Dr. Barış</b>, “<i>Projenin yürütücülüğünü ben yapıyorum. Gebze Teknik Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Bursa ve Yalova il AFAD ile Ankara AFAD’da deprem daire başkanlığındaki değerli arkadaşlarımızın ortaklaşa çalıştığı bir projedir. Deprem erken uyarı sistemi, öncelikle 2002’de İstanbul’da kuruldu. Türkiye’de ilk defa yerli ve milli olarak yapılan uygulama AFAD ile birlikte sürdürdüğümüz Bursa deprem erken uyarı sistemidir. Ve muhtemelen biz, bu projeyi haziranda tamamlayıp AFAD’a teslim edeceğiz. Kullanımına alacağız. Ondan sonra da Marmara’daki tüm bölgelere bu çalışmayı yapmayı düşünüyoruz</i>” bilgisini paylaştı.</p>

<p><b>PROJENİN AMACI NEDİR?</b></p>

<p>Deprem erken uyarı sisteminde amacın depremi önceden haber vermek olmadığını belirten <b>Barış</b>, “<i>Meteoroloji erken uyarı ile deprem erken uyarı birbirinden farklıdır. Deprem erken uyarı, deprem olduğu anda bilgisayar teknolojileriyle fazla sayıda sensör ve sismik algılayıcıyla depremin yerini, büyüklüğünü ve ivmesini belirleyerek ikincil, üçüncül dalgalar şehre ulaşmadan hareketleri sistemleri kesmek, doğal gazı kapatmak, elektrik akışını durdurmak, tramvay veya hızlı treni durdurarak olası can kayıpları, yaralanmaları ve elbette ekonomik kayıpları önlemek amacındadır. Bu, depremi önceden haber verme projesi değildir. Dünyada böyle bir sistem yoktur. Bu, sadece zarar azaltmak için kullanılması gereken teknolojidir. İstanbul’da var. Bu sinyalin kullanıcıları; Sayın Vali, Büyükşehir Belediyesi, sanayicilerdir</i>” ifadelerini kullandı.</p>

<p>---</p>

<p><b>BURSA’DA ÜNİVERSİTE YOK MU?</b></p>

<p>Bursa’da deprem nedeniyle meydana gelebilecek hasar ve kayıplar göz önünde bulundurulduğunda depremi önceden bilmese de artçı sarsıntıları haber veren sistem; yangın ve su baskını gibi vakaların önlenmesi açısından önem arz ediyor. Peki, <b>Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ve Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ)</b> varken Bursa’da deprem erken uyarı sistemi neden <b>Gebze Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi</b> tarafından kuruluyor? Çünkü Bursa’daki her iki üniversitede de jeoloji ve jeofizik mühendisliği bölümleri bulunmuyor. Bursa’nın depremselliği düşünüldüğünde kentin üniversitelerinde depreme dönük araştırma yapacak akademik kadro eksikliği bir tartışma konusu olarak ortada duruyor. Öte yandan dünyanın en riskli deprem ülkelerinden biri olan Türkiye’de söz konusu bölümler tercih edilmiyor ve boş kontenjanlar nedeniyle bu bölümler kapanma tehlikesi yaşıyor.</p>

<p><b>İSTATİSTİKLER NE DİYOR?</b></p>

<p>Yükseköğretim Kurumu’nun 2021 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de 9 üniversitede jeoloji mühendisliği bölümü bulunuyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Hacettepe Üniversitesi’nde söz konusu bölüm kontenjanları dolarken Akdeniz, Ankara, Çukurova,&nbsp; Dokuz Eylül, Fırat ve İstanbul üniversitelerindeki jeoloji mühendisliği bölümleri boş kaldı.</p>

<p><b>KONTENJANLAR BOŞ KALDI</b></p>

<p>Örgün eğitim istatistiklerine göre 20 kontenjanlı Akdeniz Üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümüne 5 öğrenci yerleşti. 40 kontenjanlı Ankara Üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümüne 28 öğrenci girdi. 15 kontenjanlı Çukurova Üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümüne 2 öğrenci yerleşti. 20 kontenjanlı Dokuz Eylül Üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümüne 5 öğrenci girdi. 10 kontenjanlı Fırat Üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümü boş kaldı. 30 kontenjanlı İstanbul Üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümüne 13 öğrenci yerleşti.</p>

<p><b>JEOFİZİK ÖĞRENCİ ÇEKMİYOR</b></p>

<p>Türkiye’de 5 üniversitede jeofizik bölümü bulunuyor. 2021 tercih döneminde sadece İstanbul Teknik Üniversitesi bu bölümü doldurdu. Ankara, Dokuz Eylül, İstanbul ve Kocaeli üniversitelerinde jeofizik bölümleri dolmadı. Jeofizik mühendisliği için Ankara Üniversitesi 8, Dokuz Eylül Üniversitesi 1, İstanbul Üniversitesi 12 ve Kocaeli Üniversitesi 1 öğrenci bulabildi.</p>

<p><b>TARTIŞMA KONUSU</b></p>

<p>Bu istatistikler ışında değerlendirildiğinde mevcut bölümler boş kalırken Bursa’daki üniversitelerde jeoloji ve jeofizik bölümlerinin açılmamasının nedenleri anlaşılıyor. Ancak deprem ülkesinde bu alana yönelik uzman yetiştirmek üzerine açılan bölümlerin boş kalmasının nedenlerini araştırmak da gerekiyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursada-deprem-neden-kocaeline-emanet-h1666.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/bursada_deprem_neden_kocaeline_emanet_h1666_c4bf1.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nedir bu sessizlik?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nedir-bu-sessizlik-h1667.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Çimento, 120 avroluk yatırımla ilave kapasite artırımını duyurdu. Bir dönem bu yatırıma itiraz eden, ÇED raporunu iptal ettiren ve yürütmeyi durdurma kararı çıkartan akademik odalar, bu kez sessiz kaldı. Sivil yapılardaki sessizliğin nedeni, mezkûr firmanın yürütmeyi durdurma kararını nasıl ve ne zaman kaldırdığı, yeni ÇED raporu alıp almadığı merak konusu oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Barosu, Bursa Tabip Odası, Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Kestel Halkı Çevre İnisiyatifi ve DOĞADER, geçen yıllarda Bursa Çimento’nun söz konusu kapasite artırımına yönelik yasal yollardan itiraz etmişti. 2018’de olumlu ÇED raporunun iptalini sağlayan söz konusu sivil güçler, 2020 yılında da yürütmeyi durdurma kararı çıkarmıştı. Ancak geçen hafta mezkûr firma, bir basın toplantısıyla yatırımını kamuoyuna duyurdu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇEVRE SAVUNMASI</b></p>

<p style="text-align:justify">Kestel’deki mevcut tesislerinde 120 milyon avroluk modernizasyonu duyuran mezkûr firma, yeni yatırımın 2023’ün ilk çeyreğinde tamamlanacağını açıkladı. Firmanın genel müdürü Osman Nemli, “Bu yatırım sadece maliyete dönük değil, yaptığımız çalışmanın neredeyse yarısı tamamen çevre ve teknoloji yatırımlarına odaklı” ifadeleriyle yatırımın çevreci olduğunu savundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>TEŞVİK BELGESİ ALMIŞTI</b></p>

<p style="text-align:justify">Mezkûr firma, geçen hafta duyurduğu 120 milyon avroluk yatırımı için Şubat ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan yatırım teşvik belgesi almıştı. Söz konusu yatırım teşvik belgesine göre firma; Kestel’deki mevcut tesisinde çimento, kireç ve alçı imalatı için modernizasyon yapacak. Belge kapsamında firmaya ‘Gümrük vergisi muafiyeti’ ve ‘KDV istisnası’ hakkı tanınacak. Teşvik belgesine konu yatırımın tutarı 825 milyon lira olacak. Firma 52 milyon dolarlık ithal makine ve teçhizat alacak. Firma tüm bu yatırım sonunda ilave 10 kişi istihdam edecek.</p>

<p style="text-align:justify"><b>RAKAM ŞİŞİRİLMİŞ Mİ?</b></p>

<p style="text-align:justify">Firma, bu yatırım için 52 milyon dolarlık makine ithal edecek. Yatırım bedeli olarak teşvik belgesine işlenen 825 milyon liralık rakamı, avroya dönüştürdüğünüzde ortalama 15,5 liralık kurdan hesaplandığında 53 milyon avro gibi bir rakama ulaşılır. Oysa firma 120 milyon avroluk yatırım yapacağını duyurmuştu. Anonim Şirket olan mezkûr firmanın bu rakamı nasıl belirlediği merak konusu oldu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HİSSELERİ YÜKSELDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Mezkûr şirketin hisseleri, Şubat 2021’den bu yana aşağı yönlü seyrediyordu. 24 Şubat 2022 günü 1,63 ile en düşük seviyeyi gören şirket hisseleri, aynı gün açıklanan yatırım haberi sonrası yükselişe geçti ve geçen haftayı 1,79’dan kapattı.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>SEÇİM KÖRLÜĞÜ</b></p>

<p style="text-align:justify">Söz konusu firmanın yatırım haberi, Bursa Akademik Odalar Birliği’nde (BAOB)&nbsp; yaşanan seçim yoğunluğu nedeniyle gözlerden kaçtı. Yatırımın duyurulduğu 24 Şubat Perşembe ve sonrasındaki günlerde konuyla ilgili bir açıklama yapması beklenen sivil yapılar, kafalarını seçim sandıklarına gömdü. Daha önce bu konuya itiraz ettikleri bilenen malum yapıların bazı yetkilileri, ‘konudan haberdar olmadıklarını’ dile getirdi. Önümüzdeki süreçte BAOB’dan bu konuda nasıl bir ses çıkacağı merak ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>KİRLETİCİ SANAYİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın artık yüksek teknolojili ve katma değeri yüksek ürünler üreten sanayiye ihtiyacı olduğu birçok yetkili ağız tarafından her platformda dile getirilirken kirletici olduğu bilinen çimento sanayinde bu yeni yatırımın çevreye etkileri ne olacak?</p>

<p style="text-align:justify"><b><i>İNSAN SAĞLIĞI TEHLİKEDE</i></b></p>

<p style="text-align:justify">Daha önce Bursa Barosu, Bursa Tabip Odası, Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Kestel Halkı Çevre İnisiyatifi ve DOĞADER tarafından hazırlanan ortak metinde şu ifadelere yer verilmişti:</p>

<p style="text-align:justify"><i>Bilimsel araştırmalarda 1 kg çimento üremek için 1 ton karbondioksit açığa çıkarıyor. Aynı zamanda çimento fabrikaları bacalarından küresel ısınmaya neden olan karbonla birlikte Dioksin, furan gibi kanserojen gazlarla birlikte PM10 ve PM2.5 denen 10 mikron ve daha küçük kül parçacıkları olan partikül maddelerin atmosfere salıyor.&nbsp; Bu gaz ve parçacıkların insan sağlığı ile hayvan ve bitkiler üzerinde olumsuz etkilerinin bulunduğu hastalıklara ve verim düşüşlerine neden olduğu, gelişmiş ülkelerin zararlarından dolayı çimento üretmektense ithal etmeyi tercih ettiği biliniyor. </i></p>

<p style="text-align:justify"><b><i>KAPASİTE FAZLALIĞI VAR</i></b></p>

<p style="text-align:justify"><i>Çimento üretimi, en kirletici sanayi sektörleri arasında yer alsa da son 15 yıl içinde verilen teşvikler Türkiye’de çimento yatırımlarının tavan yapmasına neden oldu. &nbsp;Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği verilerine göre 2016 yılında 132,8 milyon ton kapasiteye rağmen 75 milyon ton çimento üretimi gerçekleştirildi. Türkiye inşaat ve yapı sektörüne verilen onca desteğe ve yatırıma rağmen var olan çimento üretim kapasitesinin en çok yüzde 56’sı kullanabildi. Buna rağmen Türkiye’de çimento yatırımları hız kesmeden devam ediyor. Dava açan kurumların, Dava süresi boyunca Bursa Çimento tarafından bir karalama kampanyasıyla karşı karşıya kalıyor ve gelişmeye karşı, teknoloji düşmanı olarak nitelendirilmelerini gerçek dışı bulunuyor. </i></p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’NIN ÇİMENTO İHRACATI NE KADAR?</b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span calibri="" style="font-family:">Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) verilerine göre Bursa’nın 2021 yılı ‘Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri’ ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 42,3 oranında artarak 62,3 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Ocak 2022’de ise bu başlıktaki ihracat, yüzde 64 düştü ve 2,2 milyon dolar olarak açıklandı. Tabi bu rakamlar yalnızca ‘çimento’ ihracatı değil, ‘cam seramik’ ve ‘toprak ürünleri’ de dâhildir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nedir-bu-sessizlik-h1667.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/nedir_bu_sessizlik_h1667_375d0.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bozbey: Sorunların  Çözümü Var]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bozbey-sorunlarin-cozumu-var-h1668.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa’da yaşanan bir vatandaş olarak Büyükşehir’in de ilçe belediyelerinin de başarılı olmalarını isteyeceğini ve ‘çıtayı yükselterek daha iyi de yarışmak’ istediğini vurgulayan Mustafa Bozbey, şehrin ulaşım, çevre, kentleşme ve sanayileşme sorunlarının altını çizerek “Tüm sorunların çözümü var. Bursalılar hiç merak etmesin” değerlendirmesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Nilüfer Belediyesi’nin önceki dönem başkanı ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerde Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Mustafa Bozbey, Bursa Görüş gazetesine hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Bozbey, Bursa’nın çevre, ulaşım, kentleşme ve sanayileşme sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunurken adaylığı hakkında da açıklamalar yaptı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Büyükşehir Belediyesi için yeniden adaylığınız CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından açıklandı. 31 Mart 2019 seçimleri sonrası nasıl bir çalışma süreci geçiriyorsunuz? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Seçimlerden sonra 15 gün ara verdikten sonra yeniden saha çıktık. Her Cuma günü ilçe ve mahallelere bir nevi teşekkür etmek üzere ziyaretler yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu ziyaretlerdeki konuşmalarınızda hangi konulara değiniyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Gündemi yorumluyor ve aynı zamanda kent sorunlarına değiniyoruz. Ziyaret ettiğimiz yerlerde kurum, kuruluş ve vatandaşların şikâyet ve önerilerini topluyoruz. Sorunların tespitleri ve çözümleri için çalışmalar yapıyoruz. Bu, uzun soluklu bir süreç... Yerel seçimler 5 yılda bir yapılıyor. Önümüzde yaklaşık olarak 2 yıllık bir zaman dilimi var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Öncesinde bir genel seçim de var.</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Genel seçimler, yerel seçimin de kaderini belirleyecek. Bursa, yıllardır devlete ve ekonomiye sağladığı katkının karşılığını alamayan bir kenttir. Devletten kişi başına alınan paya bakıldığında son derece azdır. Bursalılar kendi kaderine teslim edilmiş durumdadır. Devlet, birçok ilde çok sayıda projeyi bakanlıklar eliyle yürütürken Bursa’da son 20 yılda yapılan çalışmalara baktığınızda gerçekten bu şehrin ne kadar az yatırım aldığını ve hak ettiği yatırımı alamadığını görmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Şehir içi ulaşım yatırımlarında devletten destek yok, Büyükşehir de yapamıyor. Bursa ve Bursalılar bunu hak etmiyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-02-24-at-13.14.18-1.jpeg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sizce Bursa’nın en önemli sorunları nelerdir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu soruyu sokakta da sorsanız aynı cevabı alırsınız. Ulaşım, çevre, kentsel dönüşüm… Sorunlar belli, buna karşılık çözüm var mı? Bugüne kadar göremedik. Düşünün T2 hattı, neredeyse 6 yıldır bitirilemiyor. Orası metrobüs hattı olsaydı, şimdiye kadar çoktan bitmişti. Hattın bir bağlantısı yok. Aslında Osmangazi İstasyonu’nda yer altında o yönde bir tünel bırakıldı. Ama hesaplı olsun diye yer üstünden yapıldı. Ama pahalıya geldi. Üstelik ana yolda gidiyor, yine yolcu hatta taşınıyor. Bana göre asıl sorun budur. Yer altından yapılsaydı mahallelerden geçecekti ve vatandaşın kolay ulaşımını sağlayacaktı. Dünyanın her yerinde toplu taşıma sistemleri yolcunun ayağına giderken biz de yolcu, raylı sisteme taşınıyor. Bursa’nın raylı sistemlerini mutlaka yeraltına indirip kenti bir ağ gibi örmesi gerekiyor. İşte o zaman bir yerden bir başka yere ulaşım çok daha rahatlayacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bir planlama eksiği mi görüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın sadece ulaşımda değil eğitim, sanayi, çevre ve diğer alanlarda da planlanması gerekiyor. Maalesef Bursa’nın iyi planlanmadığını görüyoruz. Bunun için de Bursa, yaşanmaz kentler arasında en öne doğru çıkmaya başladı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Raylı sistem hattı şehir hastanesine ulaştırılıyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Şehir hastanesi şehir dışında yapılıyor. Büyükşehir Meclisi’nde konuşmalarım var; ‘şehir hastanesi inşaatı başladı; yolların yapılması, raylı sistemin oraya gitmesi lazım’ diyordum. O zaman kimse umursamamıştı. Şimdi hastane açıldı ve ulaşım sıkıntısı devam ediyor. Yol bağlantısı da yok. O dönemde Nilüfer Belediyesi olarak Ahmet Taner Kışlalı ve Bülent Ecevit bulvarlarını planladık. Büyükşehir Meclisi’ne iki kere yol projesi getirdiler. O projeler, kamulaştırmanın çok yüksek bedelde olduğu alanlarca ve üstelik de sanayinin içerisindeki alanlardan geçen bir güzergâhtaydı. İki kez benim itirazımla geri çekildi bu projeler. Hazırladığımız projeyi onlara sunduk. Halen daha yapılıyor. Aslında bu yolların hastane açılmadan bitmesi gerekiyordu.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yılan hikâyesine dönen bir hızlı tren konusu var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Yüksek hızlı tren bir komediye döndü. 2016’da açılacaktı olmadı. 2018’de açılacaktı olmadı. 2020’de olmadı. Hala devam ediyor. Yüksek hızlı tren diye başladı şimdi yük trenine döndü. Bursa; İstanbul, Ankara ve İzmir’in tam ortasında bir kent ve stratejik olarak çok değerli bir yerdeyiz. Gelgelelim demiryoluyla adımız yok. Hatta bakıyorsunuz, Osmaneli’ne kadar gidiyorsun ve aktarma yapıyorsunuz. Böyle bir şey olmaz. Eskişehir bizden daha şanslı ki direk Ankara ve İstanbul’a gidebiliyor. Eskişehirli, Bursalıdan daha şanslı... Havası da daha temiz. Tabi Yılmaz Büyükerşen hocamız, Anadolu’da bir vaha gibi şehir kurdu. Eskiden Eskişehir’in yazları tozu, kızları da çamuru meşhurdu. Şimdi ne toz ne de çamur kaldı. Bursalılar, Eskişehir’e turistik ziyarete gidiyor. Bursa kaybede kaybede devam ediyor. Bursa hem kültürel hem tarihi birikimini öne çıkaramadığı için kaybediyor. Bursa, 20 yılda çevre illere göre çok geriledi.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Büyükşehir’e adaysınız ve bu dile getirdiğiniz sorunların çözümü için siz nasıl hazırlanıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Tüm sorunlarla ilgili proje üretiyoruz. Biz, sadece 2 yıl veya 5 yıl sonrasını düşünerek değil bugün de kent yöneticilerine önerilerimizi dile getiriyoruz. Biz fikrini kendine saklayan bir anlayışta değiliz. Neticede bu kentte yaşıyoruz ve bu şehirde insanın mutlu olması ve bu kentin yaşamsal alanlarının olması hepimizin ihtiyacı ve isteğidir. Bunun için düşüncelerimizi öneriler şeklinde zaman zaman iletiyoruz. Kentsel dönüşümün nasıl yapılması gerektiği söylüyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ne öneriyorsunuz kentsel dönüşümle ilgili?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu kentin yeniden planlanmasını ve çöküntü bölgelerinin ortaya çıkarılmasını öneriyoruz. ‘20 yıllık binaları yıkmayalım. Gelin esas çöküntü bölgelerinden başlayalım’ diyoruz. Kentsel dönüşüm sadece binaların yıkılıp yeni binaların yapılması değildir. O binalarda yaşayan insanların da dönüşümünü sağlamamız gerekiyor. Örnek; bir aile, kendilerine ait 2 katlı binada yaşıyor. Üstte kendisi altta çocuğu oturuyor. Kapısını kendisi açıyor. Balkonunda halısını yıkıyor, silkeliyor. Bu ailenin evini yıktınız. Çok lüks bir daireye yerleştirdiniz. O aile mutlu mu olacak sanıyorsunuz? Bu insanların da yeni şartlara hazırlanması gerekiyor. Bunun için de sosyologlara, psikologlara, hekimlere ihtiyaç var. Böyle olmayınca o insanlar, yeni yapılarda da barınamıyor. Eski alışkanlıkları için aynı tarzda yeni yapılar yapabileceği yerlere gidiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İklim değişikliği perspektifinden bakıldığında da ulaşımda bisiklet gibi alternatif araçların kullanımını yaygınlaştırmak gerekiyor. Siz Nilüfer’de bunu başardınız. Bursa genelinde de bu uygulanabilir mi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Şehre bakın; Mudanya yolu, Ankara yolu ve İzmir yolu var. Buralarda 1 metre bisiklet yolu yok. Daha önce Büyükşehir’e önerdik; ‘Carrefour’un oradan üniversiteye kadar bir bisiklet yolu yapılsın ve oradan da Görükle’ye bağlansın.’ İnanıyorum ki öğrencilerin birçoğu bu yolu kullanacak. Dünyada bunun örnekleri var. Yeniden bir keşfe gerek yok. Brüksel’de otoban kenarında ayrı bir bisiklet yolu gördüm. Bu yapılabilir. Ama burada önemli olan niyettir. Keşke bu teşvik edilse... İklim eylem planı yapmak başka uygulamak başka bir şeydir. Biz, Nilüfer’de bunu uyguladık. Biz, iklim eylem planıyla değil çok daha önce buna başladık. Birbiriyle entegre bisiklet ve yürüyüş yolları yapmaya çalıştık. Ana yol ve caddeler Büyükşehir sorumluluğundaydı. Oralarda biraz sıkıntılar yaşadık çünkü Büyükşehir yapmıyordu ama mahalle içlerinde biz bunu yaptık. Bunu kentin her tarafına yaymak gerekiyor. Bu bir ihtiyaç değil zorunluluktur.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-02-24-at-13.14.17.jpeg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’daki hava ve su kirliliği hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’da insanlar sağlıklı bir yaşam sürsün mü sürmesin mi? Eğer sağlıklı bir yaşam sürmesini istiyorsak yapılacaklar belli. Birincisi havamızı temiz tutacağız. Bunun için de sanayi ile etkin bir iş birliği yapılması gerekir. Havayı kirletici ne varsa anında ve etkin müdahale edilmeli. Büyükşehir, bu işi bakanlığa bırakmamalı. Bursa’nın birçok noktasında hava kalitesini ölçme istasyonları olması gerekiyor. Ayrıca kentin belli noktalarında hava kalitesini canlı olarak izleyebileceğimiz panoların olması lazım. İkincisi su. Yeraltı sularımız kirli. Bursa’da kaçak sanayi var. Bazı sanayi bölgelerinde özellikle boyahaneler, bir taraftan temiz suyu çekiyor diğer taraftan kirli suyu aşağıya basıyor. Bu 15-20 yıldır biliniyor. Niye müdahale edilmedi? Arıtma tesisi kurmak kolay, işletmek zor. Derelere baktığınızda gördüğünüz kirlilik bu tesislerin tam kapasite çalışmadığını gösteriyor. Sanayicimiz bu konuda duyarlılığını artırmalı, devletin de yerel yönetimlerinde işin içinde olması ve denetlemesi gerekiyor. Çünkü bu kent hepimizin ve bu kenti kirlettik. Yeşil Bursa, gri Bursa oldu. Bu kentin tekrar yeşile dönmesi için zaman kaybına tahammülü yok.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sanayicinin yeni sanayi bölgeleri talebi var. Ki yeni bir bölge daha yapılıyor. Bu konudaki değerlendirmelerinizi merak ederiz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Biz, sanayiye karşı değiliz. Ama sanayinin de bir kente ve nüfusa göre haddi var. 260 bin kişinin çalışacağı söylenen bir sanayi bölgesi kuruluyor. Bu insanlar nereye gelecek? TEKNOSAB’a. Peki, nereden gelecek? Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım’dan gelecek. Peki, bu insanlar oraya nasıl ulaşacak? Hiç düşünen yok. Daha büyük bir kaosla karşı karşıyayız. O bölgeye giden 2 yol var; biri otoban, diğeri İzmir yolu. 260 bin çalışanı, 50 kişilik otobüslerle taşıdık diyelim; 5 bin 200 civarında otobüs yapar. Hadi 3 vardiya dedin. Aşağı yukarı bin 600-700 civarında otobüs yolda olacak. Bin 700 otobüsü, 12 metreyle çarp, 20 kilometre. İki sıra olsa 10’ar kilometrelik bir otobüs kuyruğu oluşacak. Bu çok basit bir hesap! Böyle bir tehlike var. İkincisi o bölgelerde kaçak inşaat furyası başladı. Belediyeler nasıl dayanacak? Karacabey Belediyesi ne kadar dayanacak? Müdahale edebilecek mi? Nilüfer Belediyesi, o bölgeye nasıl müdahale edecek? Sanayi var diye Anadolu’dan kopup gelenler orada köy içinde bir yer alacak ve ev yapacak. Bunun geçmişte örnekleri var. Bunu bile bile nasıl yaparsınız? Bursa, gerçekten her yönüyle kötü yönetiliyor. O kadar sanayi alanına ihtiyaç var mıydı? Bu hesaplandı mı? Mustafakemalpaşa sanayisi boş duruyor. Bizim mevcut sanayilerde de yüzde 35 civarında boş yer var. Salgın tarımın ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Bu rağmen tarım alanlarını yok ediyoruz. Çevreyi kirletiyoruz. Kaçak inşaata neden oluyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Uydu kentler konuşuluyor. Bu konuda kanaatiniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Planlamayı yapmak ve oradaki inşaatların bitmesi en az 10 sene sürer. 260 bin kişi dedik. 40 bin kişi de sosyal alanlarda çalışanlar olsa 300 bin kişi eder. Hadi diyelim ki bunun 100 bini dışarıdan geliyor. 200 bini ortalama 3 kişilik bir aileye göre hesaplasınız yaklaşık 60-70 bin konut demektir. Bu o bölgenin bitmesi demektir. Planlama yanlışlıklarının getirdiği sonuçlar bunlar. Bunun için bu kentte yaşayanlar mutsuz ve belli bir sermaye birikimi olanlar, sahillere kaçıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerini ziyaret ediyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Sürekli ziyaret ediyor ve projelerini inceliyoruz. Onlardan da istediğimiz zaman destek alabiliyoruz ve alacağız. Hem proje hem de bilgi desteği anlamında katkıları oluyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İfade ettiğiniz sorunların çözümü mümkün mü?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın sorunları çözülmeyecek sorunlar değildir. Bursa’da Büyükşehir’in de ilçe belediyelerinin de başarılı olmasını istiyorum. Çünkü bu kentte yaşıyorum. Başarılı olsunlar ve sorunları çözsünler ki biz de aday olduğumuzda ‘daha iyisini yapacağız’ diyerek yola çıkalım. Çıtayı yükseltelim. Tüm sorunların çözümü var. Bursalılar hiç merak etmesin. Bursa’nın hem mühendislik birikimi hem sermaye birikimi çok yüksektir. Bursa’da artık katma değeri yüksek ürünlerin yapılacağı bir sanayi anlayışı olmalı. Sanayicinin de bu anlayışta olması gerekiyor. Büyükşehir’in de bu konuda önderlik yapması gerekiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>2023 seçimlerinde değişim olma ya da olmama ihtimallerine yönelik 2024’te adaylığınızla ilgili de bir yorumlama yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Vatandaşta sistemin değişeceğine dair bir beklenti var. Sahada fazlasıyla bu beklentiyi gözlüyoruz. Yerel seçimlerle ilgili de şimdiden görüşünü belli edenler var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>2023’te bir değişim olmaz ve AK Parti size Büyükşehir için adaylık teklifinde bulunursa tavrınız ne olur? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bizim hedefimiz ve niyetimiz belli. Formamızı değiştirmeyiz. Biz, anlayışımızı değiştirmeyiz. O kesimin içinde gerçekten Bursa’yı seven insanlar var. Ben genel anlayıştan bahsediyorum.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bozbey-sorunlarin-cozumu-var-h1668.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/bozbey_sorunlarin_cozumu_var_h1668_aaa92.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Babacan: ‘Kürt sorununu  kabul etmeliyiz!’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/babacan-kurt-sorununu-kabul-etmeliyiz-h1669.html</link>
      <description><![CDATA[Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti programlarında yer alan kürt sorunu tanımlamalarına açıklık getirirken “önce Kürt sorununun varlığını kabul etmemiz gerekiyor ki çözümüne başlayabilelim” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ali Babacan, geçen hafta Cuma günü Bursa’daydı. Partisinin Nilüfer ilçe teşkilatının 1’inci olağan genel kuruluna katıldı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki (AKKM) kongre sonrası yine aynı yerdeki özel bir toplantı salonunda basın mensuplarının sorularına yanıt verdi. Hem oradaki meslektaşların soru haklarının gasp edilmemesi hem de Sayın Babacan’ın daha fazla görüş açıklayabilmesine saygı gereği kendisine yalnızca şu 3 soruyu yöneltebildim:</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Salgın sonrası dünya ve özellikle de ülkemizde kamucu politikaların kıymeti anlaşıldı. Ancak birçok yeni parti gibi sizin parti programınızda da neoliberal politikaların ağırlığını görüyoruz. Özellikle devleti küçültme ve özelleştirme vurgusu yapılıyor. Ki şöyle bir ifade geçiyor; ‘<i>Devletin iktisadi alandaki müteşebbis rolünü asgari düzeyde tutma hedefimizle uyumlu olarak yeni iktisadi devlet teşekkülü ya da benzeri kuruluşların oluşturulmasından kaçınacağız.’</i> Bu özelleştirme eğilimi hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Parti programları, çok konsantre dokümanlardır. Bizim parti programımızı, 24 ayrı çalışma grubu ve toplam 300 kişilik bir heyet yazdı. Ve parti programımızın nihayetinde o 300 kişinin konsensüsü oluştu ve 90 kişilik kurucu kadromuz da her sayfasına imza attı. Çünkü yasal olarak öyle gerekiyor. Dolayısıyla bu ortak bir dokümandır. Ama parti programının bir de detay seviyesi var. Ondan ötede uygulama detaylarını biz, eylem planlarıyla açıklıyoruz. Bir neoliberal kavramının sözlük tanımına bir bakın bir de bizim şu sosyal politikalarla ilgili eylem planımıza bakın. O tanımda gördüğünüzün hiçbirini burada görmeyeceksiniz. Burada bambaşka bir sosyal devlet perspektifi vardır.</p>

<p style="text-align:justify">En son makroekonomi, finans ve istihdam eylem planımızı açıkladık. Ekonomide özel sektörün verimliliğinden mutlaka istifade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ve eğer özel sektör bir hizmeti veya ürünü üretebiliyorsa devletin aynı hizmeti veya ürünü üretmesinin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Mesela Bursa’da su ve gazoz fabrikası olan özel sektör varken bunları üretmeye yönelmesi bize yanlış. Devlet bununla meşgul olmamalı. Üstelik devlet, muhtemelen daha verimsiz olacağı için daha pahalıya mal edecek ve zarar edecek. Bütün 84 milyondan toplandığı vergiyle oradaki zararı kapatmak için kullanacak. Özel sektör verimli bir şekilde çalışırsa tam tersine devlete vergi ödüyor. KDV, kurumlar vergisi ödüyor. Verimli bir işletmenin devlete de faydası oluyor.</p>

<p style="text-align:justify">Özelleştirmeyle ilgili bakışımız şu; özelleştirmeden sonra tekel duruma düşecek bir şirket varsa o konuda çok dikkat edilmeli belki de özelleştirme yapılmamalı. Kaldı ki elektrik dağıtım şirketlerindeki durum budur. Dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi ancak ve ancak çok iyi bir denetim ve düzenlemeyle olabilir. Eğer devlet, denetim yapmıyor ve doğru düzgün düzenleme çerçevesini koymuyorsa olmaz. Hatta şirketin patronu, direk ülkenin cumhurbaşkanıyla cepten cebe konuşabiliyorsa herhangi bir devlet kuruşunun artık o şirketi denetlemesi ve düzenlemesi mümkün mü?</p>

<p style="text-align:justify">Mesela bankacılık istisnadır. Kamu bankalarını özelleştirmedik. Oysaki 99 ve 2000’de IMF ve Dünya Bankası ile yapılan anlaşmalara bir bakın. O krediler alınırken ne söz verilmiş bakın. O günkü hükümet, tamamının özelleştirilmesi sözünü vermişti. Biz kamu bankalarının tamamını tutuyoruz. Çünkü finans piyasasında devletin sadece denetleme ve düzenlemeyle değil aynı zamanda bir oyuncu olarak da etkili olması gerektiğini düşünüyoruz. Öte yandan hükümetin niyeti iyi olmazsa o kamu bankalarını şahsi ve siyasi araçları olarak kullanabiliyor. Şuanda maalesef onu da yaşıyoruz. Gün gelir hükümetler bu bankaları kötüye kullanılabilir düşüncesiyle bu bankalar özelleştirme programına yazılmıştı. Fakat biz dedik ki öyle olmak zorunda değil, bu düzgün de yönetilebilir. Ülkede 50 tane banka var. Bir de BDDK, TMSF, Merkez Bankası ve Hazine yoluyla denetlenen ve düzenlenen bir sektör zaten. Çiftçi için ziraat, esnaf için halk, ihracatçı için Eximbank olmalı dedik ve özelleştirmedik. İsteseydik yapardık.</p>

<p style="text-align:justify">Benim ekonominin başında olduğum dönemde yapılanlara baktığımızda böyle her şey iyi veya her şey kötü diye tanımlamak mümkün değil. Çünkü biz serbest rekabeti önemsiyoruz. Özel sektör yarışmayla daha iyi hizmeti, daha iyi ürünü daha ucuza vatandaşa ulaştırsın istiyoruz. Bu da ancak yarışla mümkün ancak bu da adil bir yarışla mümkündür. Devletin görevi o yarışın adil olmasını sağlamak. Özel ilişkisi olana çok para kazandırıp öbürlerini piyasadan silmek değil. Bunları bütün olarak düşünmek gerekiyor. Her şeyden önemlisi anayasamızda bir sosyal devlet vurgusu vardır. Bunun hayata nasıl geçeceğini biz bu sosyal politikalar eylem planıyla ortaya koyduk. Onu okuduğunuzda Neoliberal politikalarla bizim politikalarımız arasında hiçbir bağ kuramayacaksınız. Okuduğunuz parti programını, ben çok kişiye gönderdim. Onlardan biri de sol partilerden birinde genel başkanlık yapmış bir isimdi. Okuduktan sonra ‘tam bir sosyal demokrat parti programı olmuş’ dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Bizim DEVA Ekonomisi diye bir tanımız var ve bu klasik bir politika kalıbına sığmaz. Türkiye’nin ve dünyanın hem olumlu hem de olumsuz tecrübelerinden istifade edilerek yazılmış bir ekonomik programdır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yine bazı yeni partiler gibi sizin programınızda da Atatürk ile onun ilke ve inkılaplarına dair ifadelerin neredeyse hiç olmadığını görüyoruz. Sizin programınızda Atatürk’e dair tek bir cümle var. O da dış politika başlığında şu şekilde geçiyor; “<i>Türkiye’nin Cumhuriyet dönemi diplomasisine yön vermiş olan Mustafa Kemal Atatürk’ün iç barış ile dünya barışını bağdaştıran şiarının bugünün koşullarında da geçerliliğini muhafaza etmekte olduğuna inanıyoruz.” </i>Yine son dönemde yaşanan olaylar Ulu Önder Atatürk’ün çizdiği ve hedef gösterdiği rotanın doğruluğunu kamuoyunu nezdinde kabule dönüştürürken sizin programınızda neden onun ismi, ilke ve inkılaplarına ilişkin sınırlı ifadeler var?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Partilerin programlarına bakıp Atatürk kelimesinin kaç defa geçtiğine dair bir değerlendirmenin açıkçası çok sıhhatli olmadığını düşünüyorum. İşin özüne ve ruhuna bakmak lazım. Bir de fiili uygulamaya bakmak lazım. Bizim bu konularda aklımız çok net. Ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. Bütün cumhuriyet tarihinin olumlu ve olumsuz tecrübelerinden istifade ediyoruz. Zamanında cumhuriyetimizin temellerinin ne kadar sağlam atıldığını, bu coğrafyada hâlâ 100 sene sonra neredeyse istikrarlı bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni gördüğümüzde de fiilen yaşıyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yine parti programınızda bilhassa ‘Kürtler’ ile alakalı olarak şöyle bir ifade bulunuyor; “<i>Ülkemizde bugüne kadar herkesi kucaklayan bir vatandaşlık anlayışının hayata geçirilememesi hem Kürtlerin hem de diğer bazı toplumsal grupların kendilerini dışlanmış hissetmelerine yol açmıştır.</i>” Beraberinde Kürt sorununa vurgu yapılıyor. Bu konuda bir açıklama yapmak ister misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Kürt sorunu Türkiye’nin bir gerçeğidir. Son 1 yılda 75 ile ve yüzlerce ilçeye gitmiş bir insan olarak bunu söylüyorum; önce Kürt sorununun varlığını kabul etmemiz gerekiyor ki çözümüne başlayabilelim. Peki, Kürt sorunu nedir? Var mıdır? Yok mudur? Bunu da bizim Kürt vatandaşlarımıza sormak gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkenin Kürt vatandaşlarına soralım. Bursa’da veya başka bölgelerde yaşayanlara soralım. Cevabı onlar versin. Biz, onlar adına bir tanımlama yapmayalım diyoruz. Çünkü biz sorduk, çalıştık. Özel bir çalıştay yaptık. Tam bir hafta sonu kapandık. Uzmanları davet ettik. Siyaset bilimciler, sosyal bilimciler, daha önce Türkiye’de yaşanan açılım ve çözüm süreçlerinin içindeki insanlar katıldı. O süreçlerin doğruları, yanlışları; elde edilen olumlu gelişmeler, hatalar, yanlışlar vs. bunların hepsinin ışığında geniş bir rapor hazırladık ve o raporun özünü de parti programımıza işledik. Bu konuda da çok netiz. Ne yapacağımızı da gayet iyi biliyoruz. Parti programımızda da bu konuda sağlam bir politika çerçevesi var. &nbsp;&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>NEOLİBERALİZM ÜZERİNE</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Neo liberal politika nedir?’ dediğiniz de hem internetin kaba tanımlarında hem de akademik çalışmalardaki tanımlama, şu şekilde vülgarize edilebilir: Devleti küçült, piyasa güçlerini (özel sektör/sermaye) destekle.</p>

<p style="text-align:justify">Neo liberal politika önerileri ise şu şekilde sıralanıyor: (1) Özelleştirmelere hız ver, vergilerde büyük oranlarda indirim yap. (2) İşsizliği arttırsa dahi enflasyonu denetim altında tutmak için parasalcı önlemlerin uygulanmasına olanak sağla. (3) Kamu harcamalarını azalt, devletin ekonomik rolünü küçült.</p>

<p style="text-align:justify">Bu çerçeveden bakıldığında DEVA’nın parti programının neo liberal politikalar içerdiği söylemek mümkündür. Ancak daha derinlemesine bir yorum ve kesin kanaat için akademik okuma ve detaylı bir inceleme yapmak gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>BABACAN’A DAİR İZLENİMLER</b></p>

<p style="text-align:justify">Ali Babacan ile ilk defa karşılaştım. Daha önce görmediğim için emin ve kesin bir kanaat olarak dile getiremesem de sakin yapısı, özgüvenli duruşu ve uzmanlığını hissettiren yaklaşımı dikkat çekiciydi. Yeni bir partinin genel başkanı olarak seçmeni ikna sürecinin retorik yansıması mı bilmem ama genel hatlarıyla sempatik, sıcakkanlı ve açık bir iletişim yöntemini seçtiğini gözlemledim. Zor sinirlenen ve kolay tebessüm eden bir yapısı olduğu herkesin malumu ama bunun yanında kibar, tahammülü yüksek ve özellikle de eleştiriye açık olduğunu kabul etmek gerekir. Tabi bu bugün böyle… Yarın olası bir seçilmişlik durumunda nasıl olur kimse bilemez.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>NİLÜFER KAHRAMANOĞLU’A EMANET</b></p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan partinin Nilüfer ilçesi olağan genel kurulu tek adaylı olarak gerçekleşti. <b>Avukat Mine Rana Kahramanoğlu</b>, ilçe başkanlığına seçildi. Ranaoğlu’nun konuşmasında Babacan’ın şu sözlerine atıfta bulundu: <i>Siyaset sadece erkeklere bırakılmayacak ciddi bir iştir!</i></p>

<p style="text-align:justify">---</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/babacan-kurt-sorununu-kabul-etmeliyiz-h1669.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/babacan_kurt_sorununu_kabul_etmeliyiz_h1669_0d5b3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkoğlu: ‘Almanya bizi kıskanmıyor!’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/turkoglu-almanya-bizi-kiskanmiyor-h1670.html</link>
      <description><![CDATA[Almanya ziyaretine ilişkin izlenimlerini paylaşan İYİ Parti İl Başkanı Selçuk Türkoğlu; ilk kez gittiği ülkede ekonomik olarak gelişmiş ve insana saygılı bir toplumla karşılaştığını vurgularken siyasi arenanın tartışmalı konularından birine de açıklık getirdi: Almanya’nın bizi kıskandığı falan yok!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Görüş olarak tarihe not düşmek adına kentin sivil, siyasi ve akademik kimliklerinin yurtdışı ziyaretlerine ilişkin haberler hazırlıyor, söz konusu aktörlerin izlenim ve görüşlerine yer veriyoruz. Bu hafta İYİ Parti İl Başkanı Selçuk Türkoğlu ile şubat ayı başında gerçekleştirdiği Almanya ziyaretine ve bulunduğu temaslara dair konuştu.</p>

<ul>
	<li><b>Almanya’ya neden gittiniz?</b></li>
</ul>

<p>Almanya’da Türkçe yayın yapan Yeni Posta 30’uncu yıl etkinlikleri vardı. Gazetenin sahibi Mustafa Bozdurgut ve Genel Yayın Yönetmeni Orhan Kurter, İbrahim Erdoğan’ın başkanlığını yaptığı Anadolu Gazeteciler ve Spor Yazarları Derneği’nin üyesi oldukları için bizi de bir siyasi olarak davet ettiler.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/273913437_10159515848078536_1748818424279110464_n.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Daha önce gitmiş miydiniz? </b></li>
</ul>

<p>İlk defa Almanya’ya gittim. Nürnberg, Bielefed, Ulm gibi birkaç şehir ve ilçeyi gezme fırsatım oldu.</p>

<ul>
	<li><b>İlk bakışta dikkatinizi neler çekti?</b></li>
</ul>

<p>Orada ciddi bir gelişmişlik; çok sakin, dingin, temiz ve disiplinli bir yaşam gördüm. Göze dokunan bir ekonomik sorun görmedim. Ciddi bir gelişmişlik farkı var. Ülkede vatandaşlarına diyemem ama insana değer verildiği çok net. Orada çok fazla çocuk göremedim. Sokakta yürüyen insan pek göremedim. Tabi ki çok detaylı bir kanaat oluşturmak için daha fazla zaman lazım ama gözüme çarpanlar bunlardı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/274065792_10159519736858536_232270416557760766_n.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Kentleşme açısından Alman şehirleri nasıl?</b></li>
</ul>

<p>Tarihine bu kadar sahip çıkan bir ülkeyi ilk defa gördüm. Yoğunlaşmanın olmadığı ve yerleşimin bütün ülkeye eşit dağıldığı bir yapı gördüm. Yani bir şehirden bir şehre giderken arada 20 kilometre dahi boşluk yoktu. Küçük küçük yerleşim yerleri var. Anladım ki Almanya’da planlanmamış 10 santimetrekare bile yok. Her yer planlanmış; ormanlar, bahçeler, yollar çok güzeldi. Samimiyetle söylüyorum; özellikle turizm yerleşimlerinde gözü rahatsız edecek hiçbir şey göremedim. Bu da buraya yakışmamış diyebileceğin bir mimari yapı görmedim.</p>

<ul>
	<li><b>Trafik sorunu var mıydı?</b></li>
</ul>

<p>Bir hafta kaldım abartmıyorum, korna sesi duymadım. Sadece 3 yerde Alman bayrağı gördüm. Bir Nürnberg mahkemelerinde, bir belediyede, bir de yine resmi dairede gördüm. Sokakta hiç polis görmedim.</p>

<ul>
	<li><b>Temasta bulunduğunuz Alman yetkililerin size yaklaşımı nasıldı?</b></li>
</ul>

<p>En son ziyareti turizm yönü ağır basan Pottenstein adlı bir yerleşim yerinde kaldık. Oranın belediye başkanını ziyaret ettik. Bizi karşıladı ve çok mütevazı bir odada bizi ağırladı. Hâlbuki ciddi turizm geliri olan bir yer.&nbsp; Kahve içelim dedik. Kahveleri kendi hazırladı ve ikram etti. Nürnberg konsolosumuzu da ziyaret ettik. MÜSİAD Başkanı ile son gün akşamında bir araya geldik. Bizi, çok güzel ağırladılar.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/273833882_10159513159583536_6780402825660128830_n.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Davetlisi olarak gittiğiniz gazetenin etkinliği nasıldı?</b></li>
</ul>

<p>Çok verimli geçti. Gazetenin programına Bavyera Eyaletinin iç işleri bakanı katıldı. Eyalet başbakanı video mesaj iletti. Bölge valisi katıldı. Konsoloslar ve konsolosumuz katıldı. Yeşiller Partisi’nin Türk milletvekilleri oradaydı. STK’lar gelmişti.</p>

<ul>
	<li><b>Ülkedeki Türk nüfusa ilişkin tespitleriniz nelerdi?</b></li>
</ul>

<p>Oraya işçi olarak giden Türklerin çocuklarının veya torunlarının pek çoğunun işveren pozisyonuna geldiğini, ticarete atıldığını, uyum sağladığını ve her ne kadar çeşitli derneklerle farklı dünya görüşlerine göre ayrılmış olsalar da birliktelikleri olduğunu gördüm. Örneğin gazetenin etkinliğine tüm kesimler ve siyasi tarafların temsilcileri katıldı.</p>

<ul>
	<li><b>Turistik sayılabilecek ziyaretinizde yeme-içme sorunu yaşadınız mı?</b></li>
</ul>

<p>Yemek konusunda hiç sorun yaşamadık. Benim gördüğüm şehirlerin yarısı Türk lokantalarıyla doluydu.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, hayat pahalılığı veya enflasyon bağlamında Almanya’daki fiyatlar nasıl?</b></li>
</ul>

<p>Bizim için kurdan kaynaklı bir fiyat yüksekliği görünüyor ama birim bazında bakıldığında çok pahalı bir ülke olarak görmedim. Burada değerlendirmeyi şu önermeyle yapmak gerekir; Türkiye’de bir kişi ortalama maaş ile kaç litre yağ alabilir, Almanya’daki bir kişi kaç litre yağ alabilir? Arada fark var. Almanya’nın bizi kıskandığı falan yok. Teknik olarak öyle bir şey hissetmedim. Hatta konuşmalarda espri konusu da oldu. Almanya’da doğal gaz ve petrol yok ama ciddi manada emek ve teknoloji üretimi var. Makine, otomotiv ve mühendislik var. Bu ciddi bir başarı... Biz kıskanılmadık ama çok net bir şekilde kıskandım.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Almanya’daki Türk yayın ve organlarının etkisi ve önemi nedir?</b></li>
</ul>

<p>Orada uzun süredir Türkçe yayın yapan gazete ve internet siteleri var. Onlar sadece gazetecilik yapmıyorlar, aynı zamanda hem Türk kültürünü hem de Türkçeyi yaşatıyorlar. Devletin, bu dış Türkler meselesine siyaset üstü bakması gerektiği ve bir diaspora çalışması gibi görerek desteklemesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/273954580_10159517501983536_9090312374154419531_n.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Almanya’da yaşayan Türkler, Türkiye’den ne bekliyor?</b></li>
</ul>

<p>Orada yine Türk seçmenlerle görüştüğümüzde haklı bir itiraza tanık oldum. Türkiye’de yaşamadığı halde oy kullanıyorlar. Biliyorsunuz yurt dışı oyları seçim sonuçları etkiliyor. Onlar diyor ki ‘seçme hakkım varsa seçilme hakkımda olsun.’ Bu, bana da makul geldi. Almanya’da toplam 3,5 milyona yakın Türk nüfusu var. Örneğin Almanya’da bir eyalette 700 bin seçmen var. Bu da ortalama 3 vekil yapıyorsa bu verilsin. Seçen insanın seçilme hakkı da olsun. Orada seçilsin, Ankara’da temsil edilsin. ‘Ya da bize oy hakkı vermeyin. Yani yaşamadığımız şehrin kaderini biz buradan belirlemeyelim’ diyorlar. Ama iktidar, buna böyle bakmıyor. Sürekli oradan oy aldığı için ‘siz sadece oy verin seçilme hakkınız yok’ diyor. Yani oradan birinin seçilebilmesi için gelip burada bir yerden aday olması lazım. Yaşadığı şehir Nürnberg’de belki adam tek başına 100 bin oy alacak ama bunun hiçbir etkisi yok. Bu konuda bir düzenleme olması gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Partinizin ülkede temsilcileri var mı? Görüştünüz mü? Almanya’da parti çalışmaları nasıl gidiyor?</b></li>
</ul>

<p>İYİ Parti’nin orada her eyalet ve şehirde temsilcileri var. Ziyaret ettiğimiz şehirlerdeki temsilcilerle görüştük. Parti çalışmaları iyi gidiyor. Yeni üye sayısı artıyor. Önce ‘iyi toplum gönüllüleri’ adlı bir dernekleşme süreciyle başlamışlar. Giderek artan bir yönelim var. Tabi ülkedeki demokratik ortamın da bu siyasi katılımda etkisi var.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/274118356_10159521090968536_8551796291357844163_n.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Dini özgürlükler açısından Almanya nasıl bir ülke?</b></li>
</ul>

<p>DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) Eyüp Sultan Camisi’ni ziyaret ettik. Ezan dışarıya verilmiyor. İçerde okunuyor. Namaz da kıldım orada. Onlar, oradaki vatandaşlarımıza ciddi hizmetlerde bulunuyor.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/turkoglu-almanya-bizi-kiskanmiyor-h1670.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/turkoglu_almanya_bizi_kiskanmiyor_h1670_e7a14.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Enerji verimliliğini öğrenmeliyiz!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/enerji-verimliligini-ogrenmeliyiz-h1671.html</link>
      <description><![CDATA[Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, Türkiye’nin enerji dışa bağımlılığına vurgu yaparak özellikle sanayide enerjinin verimli kullanımına dikkat çekti ve “Sanayicinin enerjiyi etkin ve verimli kullanmayı öğrenmesi gerekiyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Geçen hafta başında Marmara ve İç Anadolu Sanayici İş Dünyası Federasyonu (MARSİFED), ‘TÜRKONFED Finans Sohbetleri’ne ev sahipliği yaptı. Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) Bölge Müdürlüğü Yalçın Aras Konferans Salonu’nda düzenlenen programda ‘Halka Arz ve Finansman Teknikleri’ konusu ele alındı. Toplantıya katılan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, özel sorularımızı yanıtladı.</p>

<ul>
	<li><b>Geçtiğimiz günlerde yaşanan enerji krizinin etkileri ve enerjinin verimli kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Enerji sanayinin damarlarında dolaşan kan gibidir. Enerji olmadığı zaman üretim olmaz. Üretim olmazsa istihdam olmaz. İstihdam olmazsa ihracat olmaz. Enerji fiyatlarının bu kadar hızlı şekilde artışı etkiledi. Bu artış, birkaç yıla yayılabilseydi daha makul olurdu. Bir de doğal gazda tüketim miktarına göre birim fiyatı yükseliyor. Çok tüketirsen çok büyük fiyat geliyor. Bir diğer konu da konutlardır. Normalde Avrupa’da konut birim fiyatları daha yüksektir. Bizde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Bu artış, özellikle enerji girdi oranı yüksek sektörlerin ihracatını da olumsuz etkiliyor. Sanayicinin de enerjiyi etkin ve verimli kullanmayı, tasarruf etmeyi, daha az enerji tüketen cihazlar seçmeyi, otomasyon, yalıtım vs. ile de daha az enerji tüketmeyi öğrenmesi gerekiyor. Yani bir Avrupalı 100 birim enerjiyle üretiyor biz 200-250 birim enerjiyle üretiyorsak bizim o verimliliği sağlamayı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü Türkiye enerji ihtiyacının yüzde 75’ini ithal ediyor. Yaklaşık 60 milyar dolarlık bir enerji maliyetimiz var. Bunun 40 küsur miktarını ithal ediyoruz. Enerjiyi etkin ve verimli kullanmak zorundayız. Enerji en çok konutta, sanayide ve ulaşımda kullanılıyor. İnsanlar, araç alırken 100 kilometrede kaç litre yakıt tükettiğine bakıyor ama ev alırken aynı hassasiyeti göstermiyor.</p>

<ul>
	<li><b>İklim değişikliği perspektifinde Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakatı ve yeşil dönüşüm konusundaki kanaatleriniz nelerdir?</b></li>
</ul>

<p>Salgın sonrasında dünyanın en önemli probleminin iklim krizi olduğuna inanıyoruz. Hatta kriz değil buna iklim felaketi diyorlar. Dünya, ısınmayı 1,5 derecede sabit tutmak istiyor. Avrupa kıtası da ‘yeşil dönüşüm’ ile buna liderlik yapmaya çalışıyor. Aslında yeşil dönüşüm, bir büyüme stratejisidir. Biz TÜRKONFED olarak iki dönüşümden vazgeçmememiz gerektiğini söylüyoruz; biri dijital dönüşüm diğeri de yeşil dönüşüm. Mümkün olduğu kadar KOBİ’lerimizi, işletmelerimizi daha dijital ve yeşil ekonomi haline getirmeli daha az enerji tüketen seviyeye evrimleştirmeye çalışıyoruz. Onların, yeşil dönüşümle ilgili uluslararası fonlardan yararlanmaları için de çabalıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Türk iş dünyası yeşil dönüşüme ne ölçüde hazır?</b></li>
</ul>

<p>Büyük şirketler, yeşil dönüşüme vakıf; çimento, enerji üretimi, alüminyum, demir/çelik, seramik, cam gibi sektörler küresel tedarik zinciriyle entegre oldukları için kendilerini buna hazırladılar. 2026’dan sonra diğer sektörleri de etkileyecek ki yoksa Türkiye gümrükte karbon vergisi ödeyecek. Yapılan hesaplamalara göre bu vergi Türkiye’ye yıllık yaklaşık 2 küsur milyar avro ek maliyet getiriyor. Bizim yeşil dönüşüme şirketlerimizi adapte etmemiz gerekiyor. Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’si AB’ye yapılıyor. Yani 225 milyar doların yarısı Avrupa’ya ihracattan geliyor. Avrupa’ya aynı şekilde mal satabilmek için kendimizi bu yeni sürece adapte etmek zorundayız.</p>

<ul>
	<li><b>Yeşil dönüşüm için devlet teşviki gerekiyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Devlet değil de uluslararası teşvikler var. Bu dönüşümü sadece şirketlere bırakmamak lazım, kamunun da finans sektörünün de özel sektörün de birlikte bir sinerji yaratarak firmaları buna hazırlaması gerekiyor.</p>

<p>***</p>

<p><strong>KGF DESTEKLERİ AMACINDAN ÇIKTI</strong></p>

<p>Özel soru-cevap bölümünün ardından Orhan Turan, toplantının açılışında konuştu. Turhan’ın şu ifadeleri dikkat çekti:</p>

<p>“Günümüz itibarıyla finansman kaynaklarına erişimimizin bir önceki yıla kıyasla dahi çok daha zorlaştığını üzülerek söylemek zorundayım. Ekonomi yönetimimizin bir süredir uyguladığı düşük faiz politikası, finansal koşullara yansımadığı gibi, tam aksi etkiyi yaratıyor. Zira politika faizimiz yüzde 14 seviyelerinde olsa da, reel piyasada yüzde 30 ila 35 oranlarında bir finansman faizi ile karşı karşıyayız. Bu durum ışığında şirketlerin kredi limitleri yetmiyor ve borçlanma maliyetleri artıyor. Hatta firmaların işletme sermayesi ihtiyacının son bir yılda dört kata yakın artış gösterdiği sektörlerimiz var.”</p>

<p>“Bankalar kredi faizlerini düşürmeli, katı kurallardan vazgeçmelidir. Firmalarımızın işletme sermayesi, bankacılık sistemi tarafından desteklenmelidir. Bu süreçte bankalar, firmalara ayırdıkları kredi limitlerini artırırken, talep edilen kredi faizlerini de indirmelidir. Ekonomi yönetimimizin duyurduğu 60 milyar TL’lik yeni KGF paketi, hiç kuşkusuz daha ucuz maliyetli kredi kanalları açılmasına yönelik beklenti açısından olumlu bir gelişmedir.&nbsp; Fakat TÜRKONFED olarak daha önce de sıklıkla gündeme getirdiğimiz gibi, KGF desteklerinin amacı dâhilinde kullanılması kamu-özel sektör işbirliğiyle sağlanmalıdır. Önceki yıllarda kullandırılan KGF desteklerinin yüzde 70’i, amacı dışında kullanılmıştır. Yeni KGF paketinin ihracata, yatırıma ve istihdama dönüşebilmesi için sağlıklı denetim mekanizmalarının devreye alınması gerektiği aşikârdır.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/enerji-verimliligini-ogrenmeliyiz-h1671.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/03/enerji_verimliligi_ogrenmeliyiz_h1671_ac39e.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bürokraside kripto vesayet araştırılmalı]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/burokraside-kripto-vesayet-arastirilmali-h1355.html</link>
      <description><![CDATA[Tüm Bürokratlar ve İş İnsanları Federasyonu (TÜMBİFED) Genel Başkanı Mehmet Hüsrev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkede birçok vesayet odağını etkisiz hale getirdiğini vurgularken “Maalesef bürokraside kripto bir vesayet odağı halen etkili ve bunun araştırılması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Tüm Bürokratlar ve İş İnsanları Federasyonu (TÜMBİFED) Genel Başkanı Mehmet Hüsrev; bürokrasi, iş dünyası ve başkanlık sistemine ilişkin Bursa Görüş’e çok özel açıklamalarda bulundu.</p>

<ul>
	<li><b>TÜMBİFED hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>TÜMBİFED, yaklaşık 20 yıllık bir sivil toplum kuruluşudur. Misyonu, iş dünyası ile bürokrasi arasında diyalog kurup iş hayatında, ticarette veya verilecek hizmette deneme yanılma metodundan ziyade stratejik planlarla, swot analizleriyle yenidünya düzeninin üretmiş olduğu argümanları da kullanarak etkin ve verimli yönetimi tesis etmektir.</p>

<p>Vizyonumuz, ufkumuz, ülkümüz veya sevdamız; Türkiye’nin 2023 ve 2053 tarihlerine konumlandırılan küresel güç ve aktör olma hedefine hizmet etmek adına ülkemiz ekonomisinin global manada ilk 10 içinde yer alması için kalkınmışlığı tesis edecek katalizör görevi üstlenmek ve katkı sağlamaktır.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Neler yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>İş dünyasının beklentilerini analiz ederek bürokraside ‘ben de yaparım’ düşüncesinden ziyade ‘ilk ben yaparım’ fikrini rehber edinen anlayışın önünü açmak için ışık tutma gayret ve çabasındayız.</p>

<p>Bürokrasinin, iş dünyasının beklentilerini analiz etmesine olanak sağlıyoruz. Toplumun üç önemli katmanı olan kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşu arasındaki iletişim üçgenini tam merkezden yönetmek için çalışıyoruz.</p>

<p>İş dünyası, yapacağı üretimin ve satışın en kolay, en hızlı ve en mobil şekilde yapılmasını ister. Uluslararası piyasalarda rekabetçiliğin en önemli argümanları; mobil ve hızlı olabilmek ve ilk yapabilmektir. Önemli olan da iş dünyasının, beklentilerinin kamu kuruluşlarına izah edilmesi ve yapacağı ticaretin regülasyon ve mevzuatlarına hazırlıklı olmasını sağlamaktır.</p>

<p>Bir başka sorumluluğumuz da Türk bürokrasisinde düzeltici ve önleyici yaklaşımları hâkim kılma noktasında bilgilendirme yapmaktır. Bunu da akademik kurulumuzdaki profesör hocalarımızla yapma hedefindeyiz.</p>

<ul>
	<li><b>Nasıl?</b></li>
</ul>

<p>Bir hırsızı veya suçluyu yakalamak, hatayı bulmak yahut yanlışı görmekten ziyade yanlışı, hatayı ya da hırsızlığı önleme amacını hâkim kılma yaklaşımımız ve felsefemiz vardır. Amaç hırsızı bulmak değil hırsızı önlemektir. &nbsp;Veyahut o kontrol mekanizmasının, yasalar, kanunlar, regülasyonlar, mevzuatlar, talimatlar, tamimler tümünün daha çok proaktif bir yaklaşımla düzeltici ve önleyici olması noktasında bir gayretimiz vardır.</p>

<p>Bürokrasi, devleti temsil ettiği için itibarı açısından da önem arz eder. Bürokratın itibarını korumak, iş yapabilirliğine katkı sağlamak için hem eğitim bazlı hem de inovatif yaklaşımları önceden görebilmeyi sağlayacak altyapıyı da sunuyoruz. Yani Türk bürokratı; bir olayı, onunla karşılaştığında değil öncesinde biliyor olacak. Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesi hedefi için Türk bürokratının gerekli aksiyonu almasına katkı sağlayacağız.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/IMG_20220119_133249.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Bir yol haritası var mı?</b></li>
</ul>

<p>Avrupa Birliği (AB) müktesebatı çerçevesindeki uygulamalardan alıntı yaparak veya milli mukaddesatımıza entegre ederek nasıl daha iyi bir nizam ve intizam sağlanabileceğine ilişkin bürokratlarımızı bilgilendirmeyi amaçlıyoruz.</p>

<p>Avrupalı bugün ne üretiyor ne de tüketiyor. Ama yine ekonomiyi onlar yönetiyor. Bazı şeyleri ilk yapmak ve yeni sektörlerin belirlenip kapılmasıyla bu mümkün oluyor. Alan ve satanın dışında üçüncü bir yolu oluşturdular. Bu da nedir? Gözetleyen, kontrol eden, refere eden, şahit olan, kefil olan, belgelendiren konumundalar. Buna uygunluk değerlendirme pazarı deniyor. Örneğin patent ve marka kendisine ait ama üretimini dünyaya veriyor. Bunun yanında Avrupalı geliyor ve Türkiye’de büyük endüstriyel kurumların gözetimini yapıyor. Ama yapandan da yaptırandan da kazanıyor. Sadece hizmet sektörü oluşturulmuş ve bu çok büyük bir ekonomi boyutuna ulaşmıştır.</p>

<p>Örneğin Helal belgelendirme bugün yabancıların eline geçmiş durumdadır. Oysa biz, Türk ve İslam dünyası olarak bunun önderliğini yapmış olmamız gerekirdi. Bu kapsamda Ortadoğu ve İslam coğrafyasında helal belgelendirme yapabilen yapılar oluşturup ülkemizin yeni nesil sektörlere önder olması için yönlendirme yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Kamuda nasıl bir yol izleniyor?</b></li>
</ul>

<p>Kamu kuruluşlarının israf yönetimi kavramını anlatmaya çalışıyoruz. Elbette itibardan tasarruf olmaz ama bunun da bir mantığı olmalıdır. ‘Yaptığını yaz, yazdığını yap’a dayalı en az emek en az işgücü ile en fazla verimi almanın metotlarını bulmamız lazım. Bunun için kamu kuruluşlarına yönelik hazırlanacak yönetmeliklerin dünya ölçeklerine uygunluğunu analiz edip ülkemiz ve insanımız şartlarına uygun olmasını sağlayacağız. Buradaki önemli noktada şudur ki kopyala yapıştırdan ziyade entegre sağlayacağız. Çünkü biz, farklı bir yapıyız ve farklı gelenek öğreneklerimiz var. Kendimize has, milli bir yaklaşımımız olmalıdır.</p>

<p>İnovasyon sadece üründe olmaz uygulamada da yaklaşımda da olur. Kamu kurumlarında inovasyon mantalitesini hâkim kılmamız lazım. Ekonomik katkı sağlayacak yaklaşım ve uygulamaları belirlemek için akademik kurulumuzla rehber olma çabasındayız. Akademik Kurulumuz, belirli periyotlarla çalıştaylar yaparak bu konuda öncü olma bilincindedir.</p>

<p>Bürokratik kesimin, yeni gelişmelere milli duygularla yaklaşıp muhataplarının hayatını kolaylaştırmak ve rekabet güçlerini artırmak için bilgi ve birikimlerini yükselterek iş dünyası veya vatandaşa rehber olacak, onların haklarını koruyacak uygulamaları belirme ve uygulatma noktasında gerekli bilgi akışını sağlama gibi bir sorumluluğu vardır.</p>

<ul>
	<li><b>İş dünyasına yönelik ne yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>İş dünyasıyla ilgili de şunu yapıyoruz: İş dünyasının 100 yıl önce de 100 yıl sonra da değişilmez bir kavramı vardır; düşük maliyet yüksek kalite. Bu, ticaretteki en evrensel tespittir. Maalesef ticarette ‘kervan yolda düzülür’ mantığıyla piyasaya çıkıp çok büyük ekonomik kayıplara neden olan durumlarla karşılaşılabiliyor. Keza düşük maliyet, yüksek kalite yaklaşımını; yaptığı yaz, yazdığını yap, en az emek, en az iş gücü; en fazla verim ve kaliteyi hedefleyen bir yaklaşıma taşıyabilmek için bu stratejik planlarla ölçülebilir hedef belirlemenin ve nasıl yapılacağını tespit etmenin risk analizi tabanlı yol haritası oluşturmayı tavsiye ediyoruz. Ve iş dünyasına bu konuda yönlendirme yapıyoruz. Swot analizi ile işletmelerimizin güçlü ve zayıf yönlerini bilmesini, fırsatları ve tehditleri görmesini sağlıyoruz. İşletmeler, güçlü yönleriyle tehditler; zayıf yönleriyle fırsatları karşılaştırsın ve stratejik planlarla da düşük maliyet yüksek kalite odaklı yaklaşımı sağlasın istiyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bu nasıl sağlanacak?</b></li>
</ul>

<p>Küresel güç olmanın en önemli yolu üretmek ve satmaktır. Ama bazen üretmek bazen de satmak yetmiyor. Çünkü üretip satamama, satıp para kazanamama durumları söz konusudur. Bu konuya eğildik ve ‘iş dünyamız öncelikle neyi bilmeli?’ sorusuna cevap aradık. Baktık ki dünyada üretimin rehber aldığı standartlar manzumesi var. Bu standartlar ile gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelere hegemonya kuruyor. Kendi standartlarına göre üretim yaptırmaktadır. Mesela bir su borusu vardır; 3’lük, 5’lik, 7’lik. Ama sen 4’lük yapamazsın. Standartları belirlemişler. Bu nedenle ‘standartlara uymak değil standartları belirlemek’ sloganımız var. Küresel güç olmanın yolu standartları belirlemekten geçer. Bunun için de sağlam kurumlara, bilgili insanlara ve güçlü sanayicilere ihtiyaç vardır. Standartlara ve kaliteye yön verenler dünyayı yönetip hükmeden olacaktır.</p>

<ul>
	<li><b>İş dünyası ile bürokrasiyi bir araya getirmek çeşitli risk ve endişelere neden olmuyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’de talihsiz geleneklerimiz vardır. Bunlardan biri de iş dünyası ile bürokratlar bir araya gelemez. İş dünyası ile bürokrat bir araya gelirse bir şeyler çözülecektir. Bizde hep kötü şarta göre politika izlemek gelenek olmuş.</p>

<p>Elbette bir iki tane yanlış çıkabilir ama bizim yanlışa göre değil doğruya ve dürüste göre politika geliştirmemiz gerekiyor. Herkesi potansiyel hırsız görmenin bir anlamı yok. İnsanımız millidir ve dürüsttür. Ama yanlışa tevessül edene de gereği yapılsın. Bu anlamda iş dünyası ile bürokratları bir araya getirmenin peşindeyiz. Az gelişmiş ülkelerde görülen kurum taassubu maalesef ülkemizde de var. Kurum taassubu değil devlet taassubu olmalıdır. Örneğin Türkiye bir x kurumu için değil o x kurumu Türkiye için vardır. Devleti, içişleri veya dışişlerinden ibaret görmeyip yeni kurum ve kuruluşları da hem insan kalitesi hem de sorumluluk bağlamında dikkate almak gerekir. Bu büyük resimde her kurumu, kendi yerini görebilmeye teşvik ediyoruz. İş dünyasına da şu mesajı veriyoruz; Suriye örnektir. Devletin olmadığı yerde her şeyin olsa neye yarar. İş dünyamız, devletimizin güçlü olması için vergi vermek başta olmak üzere kurallara uymalı, üretici, geliştirici ve bitirici yaklaşımları sergilemeli. Münferit hiçbir olay devletin genel politikalarını etkilemez, etkilememeli.</p>

<ul>
	<li><b>Bürokrasideki yerleşik teamüller hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Maalesef yıllara dayanan bir yasakçı zihniyet vardı. Çözüm değil de ‘yasak kardeşim yasak’ diyen bir zihniyetti bu. Bu bir gelenekti. Kurumlarımızdaki oryantasyon eğitimleri maalesef yenilikçi değil de yazılı olmayan gelenekleri aktaran bir süreçti. Bu da karşısındaki insanı potansiyel suçlu görüp ona yönelik tedbir almayı yeğleyen bir yaklaşımdı. Son dönemde bu da kırıldı ama yine halen var. Bazen de şunu düşünmüyor değilim; belli bir organize güç devletle milleti karşı karşıya getirmek için dürüstlük ve millilik uğruna ki bunlar bizim kutsalımızdır, işleri kilitliyor. ‘Efendim, inceleyeceğiz, bakacağız, acele niye ediyorsunuz?’ deniyor ama adamın malı bekliyor, üretimi durmuş ve yatırım yapamıyor. Siyasetin bürokrasiye müdahalesi zor oluyor. Belki de organize bir şekilde malum yapılanma böyle bir yöntem de geliştirmiş olabilir.</p>

<ul>
	<li><b>Siz bürokratı nasıl tanımlıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye cumhuriyeti bürokratı her zaman, her yerde ve de her şartta hukuk, vicdan ve akıl üçgeninde hareket etmiştir. Ve hiç şüphesiz de edecektir. Ülkemizin küresel güç olma vizyonunda lokomotif misyonu olan Türk bürokratının mobil, rasyonel ve çözüm odaklılığı net ve aşikârdır. Türk bürokratı, mer’i mevzuat çerçevesinde tarafsızdır, bağımsızdır, objektiftir ve dürüstlük ilkelerine sonuna kadar bağlıdır. Türk bürokratı korkmaz ve algı operasyonlarından da etkilenmez. Sadakat ve liyakatiyle kutsal bildiği devlet adına milletinin her daim hizmetindedir. Bürokrat, devletine ve milletine sadakatle bağlı liyakat ehlidir.</p>

<ul>
	<li><b>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birçok kez ifade ettiği bürokratik oligarşi ya da vesayet kavramına ilişkin sizin değerlendirmeniz ne olur?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’de bürokrasi zihniyeti değişmeli. Neden var olduğunu bilmeli. Büyük resimde kendini görebilmeli. Bürokrat, kendine iş bulmak için değil bir başkasının hayatını kolaylaştırmak için var olduğunu bilmeli. Korkmamalı. Cesaretli, rasyonel ve çözüm odaklı olmalı. Cumhurbaşkanımızın bürokrasiyle ilgili ifadelerine de katılıyorum. Cumhurbaşkanımız yıllardır tüm vesayetleri çözmesine rağmen bürokratik vesayetle halen mücadele ediyor. Bu bir kanaat tabi ama organize bir gücün devlet içerisinde hâlâ var olduğunu düşünüyorum. Ve bunların gizli bir şekilde kutsal bildiğimiz dürüstlük ve milliliği istismar edip devlet ve milleti karşı karşıya getirme çabasında olduğunu düşünmüyor değilim. Maalesef bürokraside kripto bir vesayet odağı halen etkili ve bunun araştırılması gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Başkanlık sisteminin bürokraside bir değişim, hızlanma sağladığını düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Başkanlık sistemini destekliyorum. Çünkü çok başlılık her zaman olayları yavaşlatır, çözümsüzleştirir. Bir geçiş sürecindeyiz. Belki istediğimiz gibi olmadı ama pozitif farkındalıklar da sağladı. Onlarca kusuru varsa yüzlerce faydası oldu. Tarihimize baktığımızda da lider kültü her dönemde vardır. Ve doğru bir lider, ülkenin kalkınmasına her zaman hizmet etmiştir. Tabi kişilere değil de yasalara odaklı bir yönetim her zaman makuldür ama yasaları belirleyenler de tarafsız ve vizyon sahibi olabilmelidir. Yeni sistem bürokrasinin hızlanmasını sağladı. Biraz kurumların iç dinamiklerinden ötürü istenen seviyeye gelmedi ama zamanla bu da sağlanacaktır.</p>

<ul>
	<li><b>Kurum kültürünün kaybolduğuna ilişkin eleştiriler yapılıyor. Bu konudaki kanaatiniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Kurum kültürü diye bir şey yoktur. Devlet kültürü vardır. Kurum taassubu da bu bağlamda istismar ediliyor. Hedef belirlemek ve belirletmek çok önemlidir. Hayatta iki unsur vardır. Biri değişkenler biri de değişken olmayanlardır. Hedeflerimizi değişken olanlara göre değil değişken olmayan unsurlara göre belirlememiz gerekir. Yağmura göre değil günün sabah doğacağına göre plan yapmamız gerekir. Kurum kuruluşların hatta kişilerin de bu bağlamda yaklaşması önem arz etmektedir.</p>

<p>İnsanoğlu, üretti ve sattı. Herkes üretmeye başladı rekabet edemedi. Ürettiğinin kalite kontrolünü yapmaya başladı. Yetmedi kalite güvencesine geçti. Yetmedi kalite yönetimine geçti. Şimdi de risk analiz tabanlı analitik yönetime geçti. Bu günümüz dünyasının yönetim anlayışıdır. Bizim bundan ziyade gelecek yılların yönetim anlayışını bulmamız gerekiyor. Gelecek yönetim anlayışı da algıdır. Bu algıyı analiz etmek ve anlamak değil algıyı yönetmek anlamına geliyor. Algıyı yönetmemiz lazım. Dünya rekabeti bu alana taşındı. Artık alın terinden ziyade akıl terine ihtiyaç var. Söylenenden ziyade düşünüleni anlamamız lazım. Uzlaşı ve iş birliği günümüz dünyasının önemli argümanlarındandır. Yağmur duasına giderken şemsiyeyi yanımıza almalıyız. Bu tür faaliyetleri, bisiklet binmeye benzetmeliyiz; pedalı mütemadiyen çevirmeliyiz. Giderken pedalı çevirmezsek devriliriz. 21. Yüzyıl sonrası çağımıza ‘standartlar çağı’ denilecek. Elbette usul de önemlidir. Usule hâkim olmayan esasta boğulur. Türkiye’de fikir, düşünce, tasarı ekonomiye dönüşmüyor. Fikrin paraya dönüşmesi için gereken mesafe çok uzun. Devlet, bu mesafeyi kısaltmalı.</p>

<p>Türkiye’de maalesef ihmali sorumluluk değil icrai sorumluluk vardır. İşi ihmal edersen kimse saha hesap sormaz. Ama yaptığın icrada sehven de olsa küçük bir iki hata yaparsan çok büyük cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalırsın. Bürokraside ihmali sorumluluk, icrai sorumlulukla denkleşirse o bürokratik vesayette kalkar. İş yapılan yerde hata olur. Art niyet olmadığı ve alışkanlık haline gelmediği sürece hatalara hoş görüyle bakılması, icrai sorumluluğu hafifletir ve icracı bir yaklaşım ülkeye hâkim olur.</p>

<p>***</p>

<ul>
	<li><b>TÜMBİFED’de nasıl bir yapı var?</b></li>
</ul>

<p>TÜMBİFED, profesör ve doçent seviyesindeki yaklaşık 300 akademik kimliğin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir kuruldur. İş dünyasında başarılı olmuş, kendi alanında sıfırdan başlayıp ticaretini belirli noktaya taşımış arkadaşların, bürokraside iş disipliniyle oluşturduğu pozitif farkındalıklarla belirli bir yere gelmiş bürokratları bir araya getiren güçlü bir kadrodur. Millidir. Mukaddesatçıdır. Ülkemizin kalkınması, küresel güç ve aktör olmasına inan, inandırmaya çalışan bir anlayışı temsil eden kişilerden oluşur. Kimseyi ötekileştirmeyen, ülkenin bölünmez bütünlüğü, din, mezhep, ırk ayrımı yapmadan herkesi kucaklayan her ilde temsilcisi olan bir federasyondur. Her geçen gün de büyüyor. Kıbrıs’ı ziyaret ettik. Orada devletin daha kurumsal bir seviyeye taşınması noktasında fikir alışverişinde bulunduk. Şimdi de Türk cumhuriyetlerine açılmayı düşünüyoruz. Onlarla da bilgi ve birikimlerini paylaşma düşüncemiz var.</p>

<p>***</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/burokraside-kripto-vesayet-arastirilmali-h1355.html</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jan 2022 11:22:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/burokraside_kripto_vesayet_arastirilmali_h1355_b3127.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Matbaacılar Odası Başkan Adayı Öztürk: ‘Odanın adını duyuracağız’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/matbaacilar-odasi-baskan-adayi-ozturk-odanin-adini-duyuracagiz-h1353.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Matbaacılar ve Kırtasiyeciler Odası Başkan Adayı Erhan Öztürk, genel kurul öncesi yaptığı açıklamada başkan adaylığı sürecine ilişkin “Son birkaç yıldır ‘Oda var mıydı?’ ve ‘Faydası nedir?’ şeklinde yorumlarla karşılaşıyoruz. Bizim, öncelikli amacımız odanın adını duyurmak” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa esnaf teşkilatında seçim heyecanı sürüyor. Bazı odalar seçimlerini tamamladı, bazılarında sandıklar kuruldu. Bursa Matbaacılar ve Kırtasiyeciler Odası da 9 Şubat’ta sandık başına gidecek. Şuan için 3 adaylı başkanlık yarışının önde gelen isimlerinden Erhan Öztürk, Bursa Görüş’e konuştu.</p>

<ul>
	<li><b>Erhan Öztürk Kimdir?</b></li>
</ul>

<p>Bursa Yenişehir doğumluyum. Küçük yaşlardan beri İstanbul’da yaşadım. Eğitim hayatım İstanbul’da geçti. Daha sonra 1991 yılında Bursa’ya geldim. İstanbul’da Güneş gazetesinde çalışmıştım. Bursa’ya gelince Uludağ gazetesinde çalıştım. Sonra Özerdoğan matbaası ve Expres mühürde çalıştım. 2002 yılında da ‘Serener mühür ve matbaa’ adıyla kendi yerimizi açtık. Yaklaşık 12 yıldır odanın üyesiyim.</p>

<ul>
	<li><b>Sizi başkan adaylığı sürecine götüren nedenler nedir?</b></li>
</ul>

<p>Salgından önce fuar gezileri oluyordu. Salgından önce arkadaşlar elinden geleni yaptı. Ama son 4-5 yıldır çok bir hareket göremedik. Son birkaç yıldır ‘Oda var mıydı?’ ve ‘Faydası nedir?’ şeklinde yorumlarla karşılaşıyoruz. Bizim, öncelikli amacımız odanın adını duyurmak.</p>

<ul>
	<li><b>Odanın nasıl bir üye profili var?</b></li>
</ul>

<p>Odada 740 civarında üyemiz var. Matbaacı, kırtasiyeci ve dijital ortamda basın yayın yapan ve tabelacı arkadaşlar var. Ağırlıklı matbaa ve kırtasiyecilerden oluşuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Matbaacılar ve kırtasiyecilerin aynı odada olması sizce doğru mu?</b></li>
</ul>

<p>Aslında birbirine yakın meslekler. Matbaada basılıyor kırtasiyede satılıyor. Kanun nedeniyle belli bir sayının altında oda açmak mümkün değil. Bence uygun ve şahsen kırtasiyecilerle birlikte aynı çatı altında olmaktan ben memnunum.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/IMG_20220117_152148.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Üye ziyareti yapıyor musunuz? Sahadan nasıl tepkiler alıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Üyelerimizi ziyaret ettik. Tanıyan arkadaşlar destekliyorlar. Sektörün sorunlarını da yakından biliyoruz. Bu dönemde kırtasiyeye de biraz ağırlık veriyoruz. Daha öncesinde kırtasiyeyi odada temsil eden bir arkadaşımız yoktu. Çünkü dışardan sektörün sıkıntılarını bilemeyiz. Bunun için oraya da özel olarak çalışıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Daha önce yönetimde görev aldınız mı? İki sektöründe farklı sıkıntıları var. Bunlara ne kadar hâkimsiniz?</b></li>
</ul>

<p>1 yıldır oda yönetiminde görev alıyorum. Bu süreçte kırtasiyecilerin sorunlarını gözlemleme şansım oldu. Kırtasiyeciler özellikle büyük ve 3 harfli marketlerdeki satışlardan rahatsızlar. Gerçi bununla ilgili daha önceki dönemlerde de yazışmalar oldu. Biz de bu süreci takip etmek istiyoruz. Marketlerde kırtasiye satışını önlemek istiyoruz. Salgında zücaciye için uygulanan yöntemin kırtasiye için de uygulanması için çalışacağız.&nbsp; Marketler, ağustos-eylül aylarında olabildiğince kırtasiye malzemesiyle dolduruyor raflarını; sezon bitince de kaldırıyor. Biz, ‘kaç metrekarede kırtasiye satacaksan 365 gün o metrekarede bu malzemeyi sat’ diyeceğiz. Okullar açılmaya yakın metrekareyi büyültüp kapandığında düşürmeyin. Bu haksız rekabet oluyor. Ağustos-eylül aylarında kısıtlama getirmek istiyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Şuan için kaç başkan adayı var?</b></li>
</ul>

<p>Şuanda 3 aday var. Geçen yıl ocak ayında başkanımız vefat etti. Sıralama gereği yönetimden bir abimiz başkanlığa vekâleten bakıyordu. O da yeniden aday oldu. Bir de başka bir arkadaşımız adaylığını açıkladı.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Kırtasiyenin sorunlarını ilettiniz. Peki, matbaacıların en temel sorunu nedir?</b></li>
</ul>

<p>Matbaanın kalifiye eleman sorunu var. Yani çırak ve kalfa yetişmiyor. Meslek liseleri kapalı, açık olanlarda da bu bölüm yok. Bununla ilgili İl Milli Eğitimle görüşeceğiz. Artı kâğıtta sorun var. Yüzde 8 ile alıyorsunuz kâğıdı, işliyorsunuz yüzde 18 KDV ile satıyorsunuz. Bu hem matbaayı hem de işi yaptıran kişi için sıkıntı oluyor. Bunu yüzde 8’ye veya altına çekebilirsek herkes daha rahat çalışır.</p>

<ul>
	<li><b>Sorunların çözümü için nasıl bir yol izleyeceksiniz?</b></li>
</ul>

<p>Aşağıdan yukarıya doğru sesimizi duyuracağız. Önce BESOB’a sesimizi duyuracağız. Gerekirse BTSO’ya söyleyeceğiz. Bakanlığa kadar gerekli yerlere yazımızı iletip ziyaretler yapacağız.</p>

<ul>
	<li><b>Seçimler ne zaman ve kaç üye oy kullanabilecek?</b></li>
</ul>

<p>9 Şubat’ta. 668 üye oy kullanabilecek. Odaya kaydından sonra 6 ay dolması gerekiyor oy kullanabilmek için.</p>

<ul>
	<li><b>Üyelere ne vaat ediyorsunuz? Matbaa ve kırtasiye esnafı neden sizi seçmeli?</b></li>
</ul>

<p>Biz, iyi bir ekibiz. 7 asil 7 yedek 14 kişilik yönetim kurulu var. Bir de 3’er kişilik asil ve yedek olarak denetleme kurulu var. Toplam 20 kişilik bir ekibiz. Odanın üye profiline uygun olarak bu kadro içinde her meslek grubundan arkadaşımız var. Bir gazete çıkarmak istiyoruz. Ve o yayında oda faaliyetlerimize, üyelerimizin çalışmalarına ve sektörümüzün sorunlarına ilişkin kamuoyu oluşturmak istiyoruz. Beraberinde diğer odaların da haberlerine yer vereceğiz. Yine üyelerimizi bir araya getirebileceğimiz iftar gibi etkinlikler düzenlemeyi planlıyoruz. Bir matbaacılık müzesi kurmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda bir dernek kurup üyelerimiz için bir lokal oluşturmak istiyoruz. Lokal ve müze için şuan yer çalışmalarımız sürüyor. Sosyal tesisi Mudanya’da kurmayı düşünüyoruz. Meslekte 30 yılı doldurmuş ustalar, kalfalar ve işverenler için meslekte vefa gecesi düzenleyip plaketle onları onure etmek istiyoruz. Ayrıca odamızın gücü nispetinde ve meslekteki arkadaşlardan da destek alarak üyelerimizin çocuklarından başarılı öğrencilere burs vermek istiyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Sektörün eleman sorununu göz önünde bulundurarak bursu matbaacılık öğrencilerine vermeyi düşünmez misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bu da güzel bir fikir. Matbaacılık öğrencilerine de burs verebiliriz. Ayrıca yaşam engelli sporcularımıza da sponsor olmak istiyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bir matbaacılık sitesi gibi bir alana ihtiyaç var mı? Yani matbaacıların bir ticari alan sıkıntısı var mı?</b></li>
</ul>

<p>Var, özellikle büyük makinesi olan arkadaşların bu sıkıntısı var. Çataltepe’de bir kooperatif var. O mantıkta bir yerde toplanılması güzel olur ama ulaşımın da rahat olması gerekiyor. Bununla ilgili de düşüncemiz var. Üye ziyaretlerimizde de şehir içine sıkışmışlıktan şikâyetler aldık.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/matbaacilar-odasi-baskan-adayi-ozturk-odanin-adini-duyuracagiz-h1353.html</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jan 2022 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/matbaacilar_kalifiye_eleman_bulamiyor_h1353_4242f.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vişne Caddesi Hâlâ Fiber Hattı Bekliyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/visne-caddesi-hl-fiber-hatti-bekliyor-h1278.html</link>
      <description><![CDATA[Bebe Çocuk Konfeksiyonu Sanayici ve İş Adamları Derneği (BEKSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Yıldız, Vişne Caddesi’nin sektör açısından önemine vurgu yaparken bölgenin sorunlarından bahsetti: Özellikle internet altyapısında çok ciddi sorunumuz var. Bölgenin birçok sokağında fiber hattı yok. Dünyaya mal satıyoruz ama altyapı yetersiz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını dolayısıyla 2 yıldır gerçekleştirilemeyen Junioshow Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim ve Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 12-15 Ocak tarihleri arasında Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlendi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ve Tüyap Bursa Fuarcılık A.Ş. tarafından, BEKSİAD iş birliği ile organize edilen fuar ve sektör hakkında Başkan Ömer Yıldız, Bursa Görüş’e konuştu.</p>

<p><b>60 ÜLKEDEN ALIM HEYETİ</b></p>

<p>Fuar için 40’tan fazla ülkeden alım heyeti geldiğini hatırlatan Başkan Yıldız, “Ticaret Bakanlığı desteğiyle BTSO tarafından yürütülen Ur-Ge kapsamında 40’ın üzerinde ülkeden toplamda ise 60’dan fazla ülkeden yabancı alım heyeti ağırladık. Avrupa’dan da ziyaretçilerimiz var. Balkanlar da çok iyiyiz. Romanya, Sırbistan, Polonya, Bosna-Hersek, Kosova, Bulgaristan, Yunanistan sürekli pazarlarımı halindedir. Bunların yanında bu fuara özel İngiltere ve İspanya’dan firmaları davet ettik. Ur-Ge kapsamında gelen heyetlerin bir kısmının konaklama, bir kısmının ise ulaşım maliyetlerini karşılıyoruz” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Omer-Yıldız_4.jpg" /></p>

<p><b>FUARDA BOŞ YER YOK</b></p>

<p>Fuarda 160 firmanın stant açtığını bunların 43’ünün farklı illerden 117’sinin ise Bursa’dan katıldığını belirten Yıldız, “Sektörün gelişmesi, fuarın kalıcı olması ve ihracatı artırmaya odaklandık. Vişne caddemiz 12 ay fuar niteliğinde ve yılın her ayı yabancı müşterinin geldiği pazar niteliğindedir. Biz bu fuar sürecine başladığımızda ilk 3-4 organizasyonda firmalarımıza katılım için rica ediyorduk. Geldiğimiz noktada ‘zamanında kayıt yaptırın’ diyoruz. Şuanda fuar alanı tamamen dolu ve 12 bin metrekareden fazla alanda boş yerimiz yok. Hedefimiz nitelikli firmaların fuarda yer alması ve organizasyonun kalıcı hale gelmesidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>FUAR ALANI YENİLENMELİ</b></p>

<p>Bursa’nın fuar alanı ihtiyacına vurgu yapan Başkan Yıldız, “Kesinlikle yeni bir fuar merkezi gerekiyor. Büyük sıkıntılardan biridir. BTSO ve Büyükşehir’in çalışmaları var ama son durumu bilmiyorum. Bu bölge güzel bir lokasyon. Fuar alanı yenilenmeli” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><b>VİŞNE CADDESİ BİZE YETİYOR</b></p>

<p>Sektöre özel bir OSB kurulmasına ihtiyaç olmadığını belirten Yıldız, “Yarın firmalar büyüdüğünde belki ihtiyaç olabilir. Ama şuan Vişne Caddesi yetiyor. Biz, bu bölgeyi tanıtmak için büyük mücadeleler verdik. Örneğin KOBİ OSB için ön talep toplandı ve bizim sektörden çok fazla bir ilgi olmadı. Biz, neticede çevreyi kirletici atık üretmeyen, temiz bir sektörüz. Yıldırım’da bir OSB yok ve bizim sektörümüz ilçeye bir değer katıyor. Bizim yerimizle çok oynamasınlar ve bu bölgeyi geliştirelim ki ikinci bir laleli olalım. &nbsp;Yeni projeler yapılırken bizlerin, Vişne’den taşıması düşünülmemeli” şeklinde konuştu.</p>

<p><b>İNTERNET SORUNUMUZ VAR</b></p>

<p>Vişne’de bir otel ihtiyacı olduğunun altını çizen Başkan Ömer Yıldız, sektörün sorunlarına ilişkin şunları söyledi: “Vişne Caddesi’nde hurdalıklar var. Esnaf mağdur edilmeden bu hurdalıkların kaldırılması gerekiyor. Vişne’ye 60 ülkeden yabancı alım heyeti geliyor. Ayrıca Vişne’de özellikle internet altyapısında çok ciddi sorunumuz var. Bölgenin birçok sokağında fiber hattı yok. Dünyaya mal satıyoruz ama altyapı yetersiz. &nbsp;Öte yandan enerji maliyetlerindeki artış bize doğrudan değil dolaylı yoldan yansıyor. Çünkü yoğun enerji sarf eden bir sektör değiliz. Enerjideki maliyet artışı, hammaddelere yansıyor. Ürün tedarikinde sıkıntı yaşanmıyor ama fiyat dalgalanmasından etkileniyoruz. İthal malzeme kullanan firmalarda bir dönem, tedarik sorunu oldu. Ekonomik manada şuan yaşanan sıkıntılar var ama bunların geçici olduğunu düşünüyoruz.”</p>

<p><b>SURİYELİ ÇALIŞTIRIYORUZ</b></p>

<p>Bursa’da sektörün 80-100 bin civarı bir istihdam sağladığını belirten Başkan Ömer Yıldız, “Biz, istihdam ağırlıklı bir sektörüz. Suriyeli, Endonezyalı çalışanlarımız var. Hepsinin çalışma izni ve sigortası var” dedi.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/visne-caddesi-hl-fiber-hatti-bekliyor-h1278.html</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Jan 2022 09:11:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/visne_caddesi_hl_fiber_hatti_bekliyor_h1278_7f135.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MHP Hep Sahada!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/mhp-hep-sahada-h1273.html</link>
      <description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İl Başkanı Cihangir Kalkancı, sahada yaşanan siyasi hareketliliğin kamuoyunda erken seçime hazırlık şeklinde yorumlanmasını değerlendirirken MHP Bursa teşkilatının 2 yıldan uzun süredir sahada olduğunu ve ilçe ziyaretlerinde üçüncü tura çıktıklarını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Bursa İl Başkanı M. Cihangir Kalkancı, MHP Bursa Teşkilatlardan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Cemal Ersoy ve MHP Bursa Medya ve Tanıtımdan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Sertaç Yurdacan ile birlikte Bursa Görüş gazetesine hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Bursa Görüş gazetesi İmtiyaz Sahibi Ferruh Varanoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen ziyarette Başkan M. Cihangir Kalkancı, gündeme ilişkin bazı soruları yanıtladı.</p>

<p><b>BURSA İÇİN BİR FIRSAT</b></p>

<ul>
	<li>Bursa’nın 2022 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilmesi, kent adına turizm, tanıtım ve kültür hayatı açısından bir kazanım olduğu kadar MHP’lier ve Ülkücüler içinde ideolojik bağlamda bir öneme sahip. Siz, Bursa’ya yüklenen bu misyon hakkında ne düşünüyorsunuz?</li>
</ul>

<p>Bu, her dönem çeşitli illere veriliyor. Türkiye’de daha önce verilen illerden ziyade Bursa’nın bu işi daha iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bir ülkücü ve milliyetçi olarak baktığımda diğer illerde bu, yeterince değerlendirilememişti. Bunu, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Alinur Aktaş ile de paylaştım. Bursa, özellikle Osmanlı dönemini göz önünde bulundurduğumuzda medeniyetin beşiği olan bir şehirdir. Bu, hem Bursa’mızın tüm dünyaya tanıtımının önünü açacak çok önemli bir fırsat hem de dünya Türklüğünün Türkiye Türklüğünü doğru tanıyabilmesini sağlayacak bir fırsat olacak. Bundan dolayı inşallah çok güzel çalışmalara imza atılacağını düşünüyorum. Hep birlikte paylaşıyoruz.</p>

<p><strong>BİRÇOK FAALİYET YAPACAĞIZ</strong></p>

<ul>
	<li>Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, söz konusu misyonun tanıtım toplantısında ‘Kültür Başkenti’ payesinin büyükşehir belediyesine değil Bursa’ya verildiğini ve bu sorumluluğa şehrin tüm sivil ve siyasi paydaşlarının ortak olması gerektiğini ifade etti. Sizin yaklaşımınız nedir?</li>
</ul>

<p>Kesinlikle öyle. Biz, bir tarafta Türklük varsa o işin doğal ortağı ve tarafıyız zaten. Dolayısıyla hem fikren hem de hareket açısından elimizden geleni yapmaya gayret göstereceğiz. 2022 yılı, bu manada hareketli geçecek. Birçok faaliyet yapacağız.</p>

<p><strong>HANLAR BÖLGESİ KENTİN VİTRİNİ</strong></p>

<ul>
	<li>Geçmişe baktığımızda bugün tarihi çarşı ve hanlar bölgesinde yürütülen çalışmanın bir dönem MHP Bursa teşkilatları tarafından gündeme getirildiği görülüyor. Söz konusu projeye yönelik kanaatinizi paylaşır mısınız? &nbsp;</li>
</ul>

<p>Bursa’nın güzel yüzünü ve vitrinini ortaya çıkaracak bir proje olacak. Oradan geçerken çocukluğum aklıma geliyor. Projeyi bildiğim için de hakikaten bırakın Bursa dışından gelenleri Bursalıların da içini ferahlatacak; nasıl bir tarihte ve şehirde yaşadığını yeniden hatırlatıp hissettirecek bir proje olacak.</p>

<p><strong>ŞANSLI BİR DÖNEMDEYİZ</strong></p>

<ul>
	<li>Kamuoyuna yansıyan daha önce bizim de yayınımızda yer verdiğimiz bir ifadeniz var: ‘MHP olarak ilk defa ne olmadığımızı değil, ne olduğumuzu anlatıyoruz.’ Bu sözü ve bu söze dayanak niteliğinde sahadan aldığınız bir mesajı açıklar mısınız?</li>
</ul>

<p>Ülkü Ocakları’ndan başlamış ve 30 yıla yakındır bilfiil bu teşkilatın içerisindeyim. Kendimi bildim bileli her seçimde bayrak asmak da dâhil mutlaka bir görevimiz vardı. Buradan hareketle şunu söylemeliyim ki Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücüler belki de ilk defa bu kadar açık bir algıya yönelik çalışma yapıyor. Milliyetçileri ve Ülkücüleri, milletimiz belki de ilk defa bu kadar sarih şekilde anlayabiliyorlar. 15 Temmuz hain darbe gecesinin şerri, bu noktada bir hayır getirdi diye düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücülerin duruşunun ülkemiz ve milletimiz için ne kadar önemli olduğunun, milletimizce görülmesini sağladığını düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücülerin, devleti ve milleti söz konusu olduğunda hakikaten art niyetsiz şekilde iş yapabileceğini milletimiz gördü. Şimdiye kadar hep Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin yaptıkları doğru anlaşılamıyordu; hep eleştiri odağı yapılıyordu. Milliyetçi Hareket Partisi, ülkenin önünü açmak için en zor durumlarda parti ayırmaksızın ne gerekiyorsa yaptı. Ve bu fedakârlıkların ne kadar art niyetsiz ve karşılıksız olduğunu anladı bence milletimiz 15 Temmuz’dan sonra. ‘Ya bu ülkücüleri yanlış değerlendirdik bakın hep devleti ve milleti için kendilerini geri plana itmişler, yine itiyorlar’ diyebiliyorlar. Bu manada ben şanslı bir dönem geçirdiğimizi düşünüyorum.</p>

<p><strong>BU ZORLUĞU DA AŞACAĞIZ</strong></p>

<ul>
	<li>Ekonomide yaşanan kriz, sahaya nasıl yansıyor? Mevcut durumla ilgili sizin yorumunuz nedir?</li>
</ul>

<p>Dünya, global manada bir krizin eşiğinde; sadece ülkemiz değil. Türkiye, aslında her ne kadar yapılan yanlış olmuş veya oluyorsa da altyapı yatırımlarının yüzde 90’ından fazlasını bitirmiş ve artık refah seviyesine kavuşmak için gün sayan bir ülkedir. Ülkemizin önünde, sadece dünya genelinde süper güç denilen gelişmiş devletlerin de boğuştuğu bir enflasyon sorunu söz konusudur. Elbette gelişmekte olan bir ülkeyiz, para birimimiz gelişmiş ülkeler kadar kuvvetli değil. Dolayısıyla kur baskısı biraz daha fazla hissediliyor. Ama bunu çok net ifade etmek de mümkün değil çünkü insanların canı yanıyor, bunu görüyor ve anlıyoruz. Aynı zaman da biz de yaşıyoruz. Benim de bir işletmem var. Ben de elektrik faturası ödüyorum. Fakat biz, bunu da aşacağız. Çünkü biz, büyük problemlerinin hemen hemen tamamını çözmüş, 50 yıldır terör belasıyla mücadele eden bir ülkeyiz ki artık terörü de en son noktasına getirmiş durumdayız. Geçmişten günümüze Milliyetçi Hareket Partisi’nin söylemleri doğrultusunda artık bu iş bitme noktasına gelmiştir. Şafağa en yakın anın karanlığındayız ve çok yakın zamanda inşallah Cumhur İttifakı’nın bu iradesi ve istikrarıyla birlikte şafak sökecektir, buna inanıyorum.</p>

<p><strong>SEÇİME EN HAZIR PARTİ: MHP</strong></p>

<ul>
	<li>Yine basına yansıyan ‘Pazar günü seçim olsa en hazır parti bir olacağız, olmalıyız’ iddianız vardı. Bu iddianızı koruyor musunuz?</li>
</ul>

<p>Bu iddiamızı sürdürüyoruz. Geçen yıl bahardan bu yana ilçelerimizi 2 tur ziyaret ettik. Bunun bir turunu Genel Sekreterimiz İsmet Büyükataman ve Milletvekilimiz M. Hidayet Vahapoğlu ile birlikte gerçekleştirdik. Şuanda üçüncü tur ziyaretleri yapıyoruz. Mesela geçen akşam Nilüfer ilçe teşkilatının toplantısındaydık. Hem saha hem de teşkilat çalışmaları noktasında bence, Bursa özelinde seçime en hazır parti Milliyetçi Hareket Partisi’dir.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-01-11-at-15.45.30.jpeg" /></p>

<p><strong>İTTİFAK UYUMLU ÇALIŞIYOR</strong></p>

<ul>
	<li>Cumhur İttifakı ortağı AK Parti’nin Bursa teşkilatı ile iş birliği ve iletişim süreciniz nasıl ilerliyor? Herhangi bir problem yaşadınız mı? Yaşıyor musunuz?</li>
</ul>

<p>Gayet samimi ve profesyonel bir iletişim süreci yaşıyoruz. Dünya görüşleri farklı ama asgari müşterekleri çok olan iki ayrı siyasi kurumuz ve en uyumlu şekilde çalışabilmek için bir yöntem geliştirdik. İl başkanı olduğumda İttifak kuruldu. AK Partili olarak da iki farklı il başkanıyla çalışma imkânımız oldu. Hem Ayhan (Salman) Bey ile hem de Davut (Gürkan) Bey ile çok uyumlu bir şekilde çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Aynı şekilde ilçelerde belediyelerde de süreç iyi işliyor. Elbette problemler olur ama bu işe engel olacak bir problem şuna kadar hiç yaşanmadı. Hem AK Parti İl başkanımız, hem büyükşehir belediye başkanımız hem de ilçe belediye başkanlarımız ile diyaloğumuz sürüyor. Mesela il başkan yardımcıları arasında da bir diyalog var. Yani düzenli ve programlı bir diyalogdur bu. Ben her platformda diyorum ki Ülkücüler, Cumhur İttifakı’nın değerini bilmek zorundadır. AK Partililer de bilmek zorunda ama onlar kendileri söylesinler. Ben, Ülkücülere bunu söylemekle mükellefim. Cumhur İttifakı, yüzde 50’nin üzerinde milli iradeyi ortaya koyabilmenin tek yolu ve son fırsatıdır. Bundan dolayı ittifakın değerini bilmek zorundayız. Ben, bu sorumluluk bilinciyle yaklaşıyorum. Sağ olsunlar hem Ayhan Bey Hem de Davut Bey insan olarak iyi insanlar, siyasetçi olarak da güzel siyasetçiler.</p>

<p><strong>YENİŞEHİR’DE PROJELERİN</strong></p>

<p><strong>YÜZDE 80’İ TAMAMLANDI</strong></p>

<ul>
	<li>Bursa’da MHP sorumluluğunda olan tek belediye Yenişehir. Orada da Belediye Başkanı Davut Aydın, dikkat çeken çalışmalar yapıyor. MHP’nin belediyecilikte neler yapabileceğinin bir örneği oldu. Siz Başkan Aydın’ın performansını nasıl yorumluyorsunuz?</li>
</ul>

<p>Yenişehir, Cumhur İttifakı’nda tam anlamıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nin sorumluluğu altında olan tek ilçedir. Tabi gönül isterdi ki daha fazla ilçemiz olsun ve kendimizi daha iyi gösterelim ama Yenişehir’in sorumluluğunu aldığımız günden beri hem ilçe başkanına hem belediye başkanına hem de yönetici arkadaşlara şunu söyledim: ‘Biz, Milliyetçi Hareket Partisi Bursa Teşkilatları olarak MHP’liler, Ülkücülerin bir belediyeyi aldığında neler yapabileceğini insanlar dışarıdan baktığında kendi yaşadıkları ilçelerle ilgili de hayal edebilmelerini sağlayacağız. Bu bizim için büyük bir fırsattır. Bunu iyi değerlendireceğiz.’ Çok çalışkan, dürüst ve samimi bir başkanımız var. 25-30 yıllık bir belediye tecrübesi var. Geçtiğimiz günlerde Sayın Genel Sekreterimiz İsmet Büyükataman’ın büyük katkısı ile Sayın Cumhurbaşkanımız, orada şeker fabrikalarına ait ve belki de ilçenin en değerli yerini hibe etti. Yenişehir’de seçim öncesi bizim vaat ettiğimiz projelerin yüzde 80’i tamamen bitti. Daha 2 yıl var ve kalanlardan da dokunulmamış proje yok. Muhtemelen onlar da 2023 yılında bitecek.</p>

<p><strong>İKİ YILDAN UZUN</strong></p>

<p><strong>SÜREDİR SAHADAYIZ</strong></p>

<ul>
	<li>Şeker fabrikalarının belediyeye devri önemli bir konuydu ama sanki basında yeterince yer bulamadı. Bu noktada basının, MHP’ye ilgisini ve yaklaşımı hakkında ne düşünüyorsunuz?</li>
</ul>

<p>Üç merkez ilçede muhtarlarla belki 5’inci tur ziyareti yapıyoruz. Özel formlar hazırladık. Ve 2 yıldan uzun süredir birebir muhtarlarla görüşülüyor ve bu formlar dolduruluyor. Bugün hangi ilçeye gidersek hangi mahallenin ne problemi var biliyoruz. Çok etkili bir çalışma içindeyiz. Bazen hâlâ basında sanki sahaya yeni inmişiz gibi yorumlar yapılıyor. Oysa sadece sosyal medyaya bakılsa 2 yıldan uzun süredir sahada olduğumuz görülecek.</p>

<ul>
	<li>Son olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ne zaman Bursa’da göreceğiz?</li>
</ul>

<p>Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin Bursa’ya gelmesini çok istiyoruz, hazırlıklarımız var fakat salgın nedeniyle çok dikkat ediyoruz.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/mhp-hep-sahada-h1273.html</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Jan 2022 09:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/mhp_hep_sahada_h1273_f3041.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Arı Gibi Sorumlu’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/ari-gibi-sorumlu-h1272.html</link>
      <description><![CDATA[Ekosistemin en gizemli canlı türlerinden olan arılar, yalnızca insanların besin ihtiyacına değil doğal yaşam döngüsüne de hizmet eden sorumlu varlık sınıfında yer alıyor. Çalışkan anlamına gelen ‘arı gibi’ deyimine belki de artık sorumluluk tanımını da eklemek gerekiyor. Kurduğu ‘Apiray’ adlı markayla hem arılara hem de insanlığa karşı sorumluluk geliştiren Hande Civan, bilinçlenmeye vurgu yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Geçen hafta; 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla TÜGİAD Bursa Şube Başkanı Ahmet Parseker’in gönderdiği bir hediye, somuttan ziyade soyut anlamdaki zenginliğiyle içimi ısıttı. Şık bir paketin içinde bal, balmumundan mum, bal kolonyası, bal sabununun yanında iki küçük kart vardı. Biri, ‘tohum topu’ denen paketin içinde bulunan ceviz büyüklüğündeki topun ne işe yaradığını diğeri de ‘bilim kızı’ projesinin ne olduğunu anlatıyordu. İki küçük kart, yeterli sayılabilecek bilgileri içeriyordu ama yine de ‘bu sorumluluk duygusunun kaynağı kim?’ sorusuna yanıt bulmak gerekiyordu. Gösterdiği ince yaklaşım için teşekkür etmek üzere aradığım Başkan Parseker, ‘Apiray’ markası ve ‘Hande Civan’dan bahsetti. Bizi de merak duygusu, bu röportaja sürükledi ve Hande Civan ile sorumluluk duygusunu örnekledik.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Arı, arıcılık çok özel bir alan… Siz nasıl başladınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ailemiz, üç kuşaktır arıcılıkla uğraşıyor. Uzmanlıkları, arıcılık malzemesi üretimi. Bütün yatırımlar, malzeme üretimine odaklanmıştı. Fakat Türkiye’nin coğrafi yapısından dolayı sahip olduğu doğal zenginlikler, arı ürünlerini çok kıymetli hale getiriyor. Çünkü her mevsim arıcılık yapılan ve neredeyse bütün bal çeşitlerine rastlanan bir ülkeyiz. Toptan bal ticareti yapıyorduk ama biz de bir değer yaratalım ve marka olsun diye düşünerek faaliyet alanımızı arı ürünlerine kaydırdık. 1,5 yıl önce ‘Apiray’ adlı bir marka kurduk.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ürünleriniz nelerdir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Arı sütü, polen, propolis ve bal üretiminin yanında Türkiye’nin farklı bölgelerinden bize üretim yapan arıcılarımız var. Hepsini bir çatı altında buluşturmak istedik. Yurtdışı fuarları da takip ediyoruz ve arı ürünleriyle ilgili çok çeşitlilik var. Hedefimiz, o ürünleri de bünyemizde bulundurmak. Doğal ürün tüketimine yönelik artan trendin de etkisiyle kozmetik alandaki sabun, krem, şampuan, kolonya, oda kokusu, balmumundan mumlar gibi ürünlerde de doğal üretime doğru bir akım var. Biz de bu sürece başladık ve amacımız bunu genişletmek. Arı ile ilgili her şeyi yapmak istiyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Nerelerde bal üretimi yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Oylat ve Gölcük’te kovanlarımız var. Biz hiç müdahale etmiyoruz. Arı ne getirirse o kadar üretim yapılıyor ve dolayısıyla bir standardı olmuyor. Arı da doğası gereği en yakın çiçeğe gidiyor. Bu sebeple belli bölgeler, monofloral (tek tip) üretim yapıyor. Mesela Isparta bölgesinde lavanta balı üretiliyor. Çünkü orada lavanta tarlaları var. Çiçeğin açtığı dönemde kovan oradaysa siz lavanta balı elde ediyorsunuz. Dolayısıyla onu, bu yörede yapmak mümkün değil oradaki arıcımız bize bunu temin ediyor. Aynı şekilde Batı Karadeniz’de kestane balı, Marmaris tarafında kekik ve çam balı, Adana bölgesinde narenciye balı,&nbsp; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise daha çok çiçek balları, ürün gamımızda yer alıyor. Yine Karacabey bölgesinde de ıhlamur balı var o da çok değerli.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Arılar için ne yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Arılar için birkaç projemiz var. Arı, ekosistemin temelini oluşturuyor. Şuan dünyanın her yerinde arı popülasyonunun düşüşü nedeniyle bir seferberlik yaşanıyor. Türkiye, biraz geriden takip ediyor fakat en önde olmamız gerekiyor çünkü bir arıcılık ülkeyiz. Dünyada en çok kovan bulunan ikinci ülke olmamıza rağmen verim düşük. Arı ölümlerinde iklim değişikliği kaynaklı olayların yanı sıra bilinçsiz ilaçlama da etkili oluyor. Bizim projelerimiz de bu konularda bir takım düzenlemeler içeriyor. Eğer bunları hayata geçirebilirsek arı popülasyonunun artması, şehir ve hobi arıcılığıyla ilgili çalışmalarımız var. Bunları duyurmayı umuyoruz çünkü bu toplumsal fayda sağlamak açısından önemli bir sosyal sorumluluk.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bir de tohum topu üretiyorsunuz. Nedir bu tohum topu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">‘Biz, arıların birçok ürününden faydalanıyoruz ama onlar için bir şey yapıyoruz’ düşüncesinden yola çıkarak tohum topları yaptık. Bu toplarda arıların sevdiği çiçeklerin tohumları var. Çok kolay ve pratik bir şekilde toprağın üstüne yerleştirip suluyorsunuz ve çiçek açıyor. Bunları, farklı noktalara konumlandırarak yaygınlaştırmak istiyoruz. Ama bunlar küçük adımlar. Bizim şu bilinci oluşturmamız lazım; arı arkasında iğne olan ve sadece bal yapan bir canlı değil; en büyük faydası bitkilerin tozlaşmasını sağlamasıdır. Tükettiğimiz besinlerin 3’te birini arılara borçluyuz aslında. Albert Einstein’ın ‘Dünyadan arılar yok olursa insanlığın 4 yıl ömrü kalmış demektir. Arı olmazsa, tozlanma olmaz, bitki olmaz, hayvan olmaz, sonunda da insan olmaz’ sözü aslında arının ekosistem için önemini anlatıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bilim kızı projesi hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bilim Kızı, endüstri mühendisliği alanında inovasyon konusunda ülkemizdeki önemli isimlerden biri olan Prof. Dr. Müjgan Çetin’in bir projesidir. Proje, üniversite mezunu olan yüksek lisans veya doktora yapmak için maddi imkânsızlığı olan kız çocuklarının kariyeriyle ilgili bir yol çizme ve eğitimlerini tamamlaması için bir fon oluşturma amacıyla kurulmuş. En büyük hedeflerinden biri de bir kızlarına Nobel ödülü aldırmak. Biz de kovandaki bütün işçi arıların dişi olmasıyla bağdaştırarak bu projeye kendimizi çok yakın hissettik. Bilim kızlarının da hepsinin birer matematikçi, fizikçi, mühendis olması kovandaki dişi arıların rolleriyle çok benzeşiyor. Biz de destek olmak istedik. Apiray olarak bir paket olarak hazırladığımız sağlıklı yaşam setlerimiz var. Bu paketlerden satın alanlar aynı zamanda bilim kızı projesine de destek mali oluyor. Hem de bilim kızı projesinin duyurulmasını sağlıyoruz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/ari-gibi-sorumlu-h1272.html</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Jan 2022 08:56:24 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/ari_gibi_sorumlu_h1272_e6912.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bisikletli ulaşıma ne kadar hazırız?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bisikletli-ulasima-ne-kadar-haziriz-h1206.html</link>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete’de yayımlanan 2022 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre bisiklet kullanımı ve kent içi ulaşımda bisiklet yolu yapımının teşvik edilmesi için tedbir ve eylemler belirlendi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, yerleşimler arası bisiklet yolu ağı master planını hazırladı. Peki, Bursa ne yapıyor? Kent, bisikletli ulaşıma ne kadar hazır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Programın ‘Yaşanabilir Şehirler, Sürdürülebilir Çevre’ başlıklı bölümünün ‘Kentsel Altyapı’ alt başlığında ‘Çevreci ulaşım modları geliştirilecek ve kent içi ulaşımda motorsuz ulaşım türleri özendirilecektir’ politikası benimsendi. Bu politika kapsamında bisiklet kullanımına yönelik 3 tedbir belirlendi. Buna göre ‘Bisiklet kullanımını teşvik etmek amacıyla yasal ve finansal destek mekanizmaları hayata geçirilecek’ ve bu tedbiri uygulamada Çevre, Şehircilik ve iklim Değişikliği Bakanlığı ile Yerel Yönetimler sorumlu olacak. Tedbir bağlamında ‘Bisiklet Yolları Yönetmeliği’ çerçevesinde 1.000 (bin) km uzunluğunda kent içi bisiklet yolu projesine finansman desteği sağlanacak.</p>

<p><b>Yeni bisiklet yoluna teşvik</b></p>

<p>Aynı politika kapsamında ‘Bisiklet yolu master planı ve uygulama planı hazırlanacak, bu kapsamda yeni bisiklet yolları yapılacaktır’ kararı verildi. Bu tedbirde de bakanlık ve yerel idareler sorumlu olacak. Bu noktada; 1.700 km uzunluğundaki Birinci Etap Bisiklet Yolları Uygulama Planı yayınlanacak, Belediyelerden gelecek talepler doğrultusunda yeni bisiklet yolları yapılmasına yönelik destek sağlanacak.</p>

<p><b>Bisiklet paylaşım projeleri</b></p>

<p>Söz konusu politika kapsamında belirlenen bir başka tedbir ise ‘Bisiklet paylaşım sistemleri kurulması’dır. Burada da Bakanlık ile belediyeler sorumlu olacak. Belediyelerden gelecek talepler doğrultusunda bisiklet paylaşım projeleri hayata geçirilecek.</p>

<p><b>Politika ile hedeflenen</b></p>

<p>Mezkûr politika kapsamında uygulanacak tedbirlerin hayata geçirilmesiyle 2021 yılında 2,100 km olan Bisiklet Yolu Uzunluğu’nun 2022’de 3,100 km’ye ulaşması hedefleniyor.</p>

<p><b>Çevre dostu sokaklar</b></p>

<p>Bahsi geçen politika kapsamında ayrıca ‘Kent merkezlerinde tarihi ve kültürel cazibe noktaları ile alışveriş bölgelerinde motorlu taşıtlardan arındırılmış yaya bölgeleri oluşturulacaktır’ tedbiri belirlendi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile belediyelerin sorumluluğundaki tedbir bağlamında ‘Çevre Dostu Sokak Projesi kapsamında toplam 12 km uzunluğundaki alan motorlu taşıtlardan arındırılmış bölge olarak hayata geçirilmesi’ planlandı.</p>

<p><b>Çevre bilincini artırma</b></p>

<p>Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda yer alan tedbir kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bilkent Üniversitesi iş birliğinde “Türkiye Yerleşimler Arası Ulaşım ve Turizm Bisiklet Yolu Ağı Master Planı” hazırlandı. Planda ‘<i>TC. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tüm dünyada gelişen çevre bilinci ve sürdürülebilirlik hedeflerine erişmek ve uluslararası anlaşmalarla yükümlendiğimiz sorumlulukları yerine getirmek amacıyla çevre dostu bisiklet ulaşımının tüm kentlerimizde ve yerleşim dışı alanlarda yaygınlaşması için projeler geliştirmekte ve önlemler almaktadır</i>’ denildi. Planın ‘<i>özellikle yerleşim alanları dışında, ağırlıkla belediyelerin yetki ve sorumluluğu dışındaki alanlarda çeşitli amaçlarla yapılan yolculuklarda bisikletin daha güvenli, ucuz ve sürdürülebilir bir ulaşım biçimi olarak geliştirilmesi için</i>’ hazırlandığı belirtildi.</p>

<p><b>Nilespit planda yer aldı</b></p>

<p>Plandaki ‘Kentlerimizde Bisiklet Paylaşım Sistemleri’ başlıklı bölümde Nilüfer Belediyesi’nin Nilespit uygulaması yer aldı. Planda Nilespit’ın 2015 yılında uygulamaya alındığı, 21 istasyonu olduğu 278 park yeri bulunduğu ve 187 bisikletin kullanıma sunulduğu bilgileri paylaşıldı. Planda yer alan sıralamaya göre Bursa, paylaşımlı bisiklet sayısında 8’inci oldu. Nilüfer’de paylaşımlı bisiklet başına ortalama 2 bin kişi düştüğü belirtildi.</p>

<p><b>Bursa, Anadolu Koridoru’nda</b></p>

<p>Ayrıca Türkiye Bisiklet Yolu Ağı Master Planı ‘Anadolu Koridoru’ ve ‘Kıyı Koridoru’ şeklinde iki farklı başlıkta hazırlandı. Bursa, Anadolu Koridoru planında yer aldı.</p>

<p>Plan ile motorlu taşıtlardan kaynaklanan hava kirliliği ve gürültü gibi olumsuz etkilerin azaltılması, beden ve ruh sağlığının korunması, yaşam kalitesinin arttırılması ve daha sağlıklı ve yaşanabilir çevreler oluşturulması için bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p>

<p><b>Kenti içi yollarla bütünleşecek</b></p>

<p>Türkiye Bisiklet Yol Ağı, bisiklet turizmi için Avrupa ülkelerini birbirine bağlayan Avrupa Bisiklet Ağının (EuroVelo) bir parçası olarak ülkemiz geneline yayılacak güzergâhlarla tarihi, turistik, kültürel ve doğal alanlara, ören yerlerine bisikletle erişimi sağlayacak ve kent içi bisiklet yolları ile bütünleşecek bir bisiklet altyapısı olması planlanıyor.</p>

<p><b>İki ana koridor</b></p>

<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlenen koridorlarda sürdürülen ön çalışma kapsamında 1. Aşama Batı ve Güney koridorları olarak belirtilen koridorlar “Anadolu Koridoru”, Ege ve Marmara kıyıları boyunca yer alan koridorlar da “Kıyı Koridoru” olarak adlandırıldı.</p>

<p>Anadolu ve Kıyı Koridorları içeren yaklaşık 3.000 km’lik bisiklet ağı, Başkent Ankara’dan başlayarak Kayseri, Konya, Nevşehir, Bursa gibi Anadolu kentleri ve Edirne, İzmit, İzmir, Muğla, Antalya gibi kıyı kentlerini kapsayacak. Planlanan bisiklet ağının daha sonra genişletilerek 6.000 kilometre uzunluğa ulaşması, Avrupa Bisiklet (EuroVelo) Ağı ile bütünleştirilmesi ve tüm ülkeyi kapsamak üzere genişletilmesi planlanıyor.</p>

<p><b>Bisiklet turizminin teşviki</b></p>

<p>Proje ile bisiklet kullanımının özendirilmesi, bisikletin ulaşım aracı olarak kullanılması için farkındalık yaratılması, bisiklet ağının farklı bisiklet kullanıcı türlerini kapsayacak biçimde planlanması, yurt içinde de bisiklet turizminin teşvik edilmesi ve tüm bunları sağlayacak şekilde tanıtım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Anadolu koridorunda; Ankara-Eskişehir-Bilecik-Bursa, Ankara-İznik-Sakarya, Ankara-Kulu-Konya, Konya-Aksaray-Kapadokya, Ankara-Aksaray-Kapadokya güzergâhları olmak üzere 5 güzergâh tanımlandı. Bursa hattının yer aldığı iki güzergâha ait analizlere yer verildi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ANADOLU-KORİDORU.png" /></p>

<p><b>ANKARA-İZNİK-SAKARYA GÜZERGÂHI ANALİZİ</b></p>

<p>Ankara-İznik-Sakarya güzergâhı analizlerine Sakarya kentinden başlandı ve yapılan arazi çalışmaları sonucunda bu güzergâhın önce Sakarya’nın batısındaki İzmit kentine, sonrasında İznik ilçesine ve oradan doğuya yönde ilerleyerek; Taraklı, Nallıhan, Beypazarı ve Ayaş İlçelerini takiben Ankara’ya ulaşmasına karar verildi. Saçaklanma güzergâhları hariç Ankara İznik Sakarya güzergâhının uzunluğu 457 km’dir.</p>

<p><b>Bisiklet yolu ağı güzergâhı</b></p>

<p>Planda söz konusu güzergâh şu şekilde tarif edildi: Sakarya kentinden çıktıktan sonra Sakarya’nın güney batısındaki Sapanca İlçesine ulaşır. Burada Sapanca Gölünün güneyindeki E80 (O24) karayoluna paralel Sahil Caddesini takip eder. Daha sonra E-80’nin güneyine iner ve Çiftlik Caddesini izleyerek E24 karayoluna bağlanır ve Maşukiye’ye kadar bu yolda devam eder. Maşukiye’den sonra Milli Egemenlik Caddesini takip ederek Körfez mahallesine ulaşır. Buradan güneybatıya yönelerek Kuzgundere ve sonrasında İzmit Caddesi’ni takip ederek Kocaeli’nin Şirinsulhiye, Nusretiye Mahalleleri’nden geçer. Daha sonra, İzmit Caddesi’nden Cumhuriyet Caddesi’ne ayrılarak Balaban mahallesine girer. Buradan sonra Topkapı Caddesi’ni takiben Selçuklu Mahallesine devam eder. Selçuklu’dan sonra Kuzey batı yönünde ilerleyen Eski İzmit Yolu, Karamürsel; Hoca Ahmet Yesevi Caddeleri’ni takip ettikten sonra D130 (E881) karayolunu kuzey yönünde hemzemin geçitle geçerek Başiskele’ye ulaşır.</p>

<p>Bisiklet güzergâhı körfezin güneyindeki Liman Caddesini takip eder ve hem zemin geçitle tekrar D130 (E881) karayolunu güney yönünde kestikten sonra Hürriyet, Vatan ve Başöğretmen Caddeleri’ni takip eder. Sonrasında Nene Hatun Caddesi’ni kullanarak kuzeye doğru yönelir ve tekrar D130 (E881) karayolunu hem zemin kavşakla geçer. Batı yönünde ara sokaklardan ilerleyerek Andan Menderes Bulvarı ve Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’ni takip ederek Gölcük İlçe merkezinin kuzeyinden geçer ve Değirmendere Sahile ulaşır. Sahi boyunca Yüzbaşılar, Muammer Aksoy, Faruk Demirer Caddelerini takip eder. Faruk Demirer Caddesi sonunda hem zemin geçidi kullanarak D130 (E881) karayolunu güney yönünde keser. Hüseyin Yüksel Caddesi’ndeki düşük yoğunluklu kentsel alanlardan sonra Cumhuriyet Caddesi ile tamamen kırsal alanda devam eder.</p>

<p>Kırsal kesimde Gölcük ve Değirmendere’nin güneyinden ilerler ve Eskiköy Caddesini takip ederek Karapınar Köyü’ne ulaşır. Karapınar Köyü’nden sonra D595 karayolunu takip ederek güney yönünde ilerler ve sırasıyla Karaahmetli, Hayriye, Valideköprü, Gazi Osman Paşa, Fevzi Çakmak, Bayındır Mahallerine ve İznik Gölü kıyısında yer alan Boyalıca Mahallesine ulaşır.</p>

<p><b>İznik’ten karayolu ile Kaynarca’ya</b></p>

<p>Bisiklet güzergâhı Boyalıca’dan sonra doğu yönünde devam ederken tercihe göre bisikletliler batı yönde Orhan Gazi’ye doğru ilerleyerek İznik Gölü çevresi saçaklanma hattını takip ederek gölün güneyinden İznik İlçe merkezine ulaşabilirler. Sakarya-İznik-Ankara Güzergâhı; Boyalıca’dan sonra doğu yönünde D595 karayolunu takip edilerek Çakırcalı Mahallesini geçer ve İznik İlçe merkezine ulaşır. İznik Merkezden sonra D150 karayolunu takip ederek sırasıyla Kaynarca, Çerkeşli ve Mekece mahallelerine ulaşır. Mekece’den sonra yerleşmenin güneyindeki D650 karayolu köprüsünün altından geçerek Sakarya Irmak’ının güneyinde kalan Geyve-Osmaneli yolunu takip eder ve Geyve’ye ulaşır. Geyve İlçe merkezinden sonra öneri bisiklet yolu güneydoğu yönünde D150 karayolu izler ve Taraklı İlçe merkezine ulaşır.</p>

<p>Geyve-Taraklı arasında yol ilçeler arası sakin bir satıhta iler. Bu yol kesiminin ortalarına doğru önce bir tırmanış; ardından iniş yer almaktadır. Güzergâh üzerinde birçok manzara noktası bulunmaktadır. Güzergâh daha sonra yol orman içinde ilerler ve sonrasında genel olarak daha virajlı ve kesim düşük seviyede eğime sahip kesim ile Taraklı İlçesi’ne ulaşır. Güzergâhın bu kesiminde küçük kısal yerleşmeler bulunmaktadır. Bu köylerden en büyüğü olan Hacıyakup’ta sağlık evi de bulunmaktadır.</p>

<p>Güzergâh incelemeleri yapılırken Bozüyük ile Adapazarı arasında en kısa bağlantıyı sağlayan Bozüyük-Bilecek-Osmaneli-Geyve-Adapazarı yolu D650 incelenmiştir. Sakarya’nın oluşturduğu dar bir vadiden hem D650 karayolu hem de hızlı tren hattı geçmektedir. D650 karayolunun bu kesiminde trafik çok hızlı ve trafik hacmi de çok yüksektir. Bu nedenle bisiklet yolunun başka güzergâhlar izlemesi yönünde karar alınarak ve alternatif güzergâhlar oluşturulmuştur. Bozüyük-Bilecek-Geyve-Sakarya arasında tren ve otobüs alternatifleri de mevcuttur. Güzergâh üzerinde seyahat eden bisikletliler bu alternatifleri değerlendirerek motorlu taşıt hızlarının yüksek ve trafiğin yoğun olduğu bu bölümü geçebilirler.</p>

<p>Bisiklet güzergâhı Taraklı İlçesi sonrasında D160 karayolunu takiben Göynük İlçesi’ne ulaşılır. Burada ana güzergâhtan ayrılan Bolu Saçaklanma Güzergâhı kuzeydoğu yönünde D160 ve D140 karayollarını takip ederek Mudurnu İlçesi’nden geçer ve Bolu merkeze ulaşır. Ana güzergâh ise Göynük’ten sonra D170 ve sonrasında D140 karayollarını kullanarak Nallıhan, Beypazarı ve Ayaş İlçelerini geçerek Ankara merkez ilçesi Sincan’a ulaşarak güzergâh tamamlanır.</p>

<p>****</p>

<p><b>ANKARA-ESKİŞEHİR-BİLECİK-BURSA GÜZERGÂHI ANALİZİ</b></p>

<p>Ankara-Eskişehir-Bilecik-Bursa bisiklet güzergâhı analizlerine Bursa kentinden başlandı ve yapılan arazi çalışmaları sonucunda bu güzergâhın batıdan doğuya doğru aşağıdaki karayolu kesimlerini takip ederek ilerlemesine karar verildi. Saçaklanma güzergâhları hariç Ankara-Eskişehir-Bilecik-Bursa bisiklet güzergâhı 476 km. uzunluğundadır.</p>

<p><b>Bisiklet yolu ağı güzergâhı</b></p>

<p>Planda söz konusu güzergâh ‘Bursa hattı’ şu şekilde tarif edildi: Bursa Kestel İlçesi’ndeki Uludağ Caddesi’nden başlayan bisiklet güzergâhı güney doğu yönünde ilerleyerek Aksu, Şükraniye, Yeniceköy, Cerrah ve Çeltikçi Köylerinden geçerek İnegöl İlçe merkezine ulaşır. İnegöl’den D595 karayolunu takip ederek kuzeydoğu yönünde ilerler ve Bursa’nın Yenişehir İlçesine ulaşır. Ayrıca Yenişehir’den D595 karayolunu kuzey yönde takip ederek saçaklanma güzergâhı ile Ankara-İznik-Sakarya güzergâhına bağlanılabilir.</p>

<p>Bisiklet güzergâhı Yenişehir’den sonra D160 karayolunu takip ederek Bilecik kent merkezine ve sonrasında D160 karayolunu takip ederek kuzeydoğu yönüne çıkar ve Vezirhan’a ulaşır. Burada D650 karayolunu hemzemin geçitle ve Ankara-İstanbul Demiryolunu karayolu köprüsü ile geçer.</p>

<p><b>Uludağ’ın köylerinden geçecek</b></p>

<p>Sakarya Vadisini aşan bisiklet güzergâhı Gölpazarı İlçesi’ni geçerek Taraklı İlçesine bağlanır. Bursa-Yeniceköy kesiminde Uludağ’ın kuzey yamaçlarındaki köy yollarından ilerleyen güzergâh üzerinde birçok köy bulunmaktadır. Güzergâhın bu kesimi bisikletlilere yemyeşil bir coğrafyada sürüş imkânı sunar. Ayrıca üzerinde bulunan irili ufaklı göletler ile çok sayıda manzara ve seyir noktası noktasını barındırmaktadır. Köy yolu niteliğindeki 6 metrelik bir yoldan ilerleyen güzergâhın bu bölümünde motorlu taşıt trafiği hacmi çok düşüktür. Güzergâh boyunca eşsiz bir Uludağ manzarası izlenebilmektedir.</p>

<p><b>İnegöl bisiklet kullanımına elverişli</b></p>

<p>Yeniceköy ve Cerrah köylerini geçtikten sonra bisiklet yolu büyük bir ilçe merkezi olan İnegöl’e ulaşmaktadır. İnegöl İlçe merkezi birçok konaklama tesisine ve canlı bir çarşıya sahiptir. Sanayi faaliyetleri ile öne çıkan İnegöl, geleneksel kent dokusunu koruyamamıştır. İnegöl ovanın merkezinde yer alması nedeniyle çok düşük seviyede eğime sahip bir arazi yapısı vardır. Bu nedenle bisikletle ulaşıma oldukça elverişlidir ve ilçe merkezinde bisikletin ulaşım aracı olarak yoğun olarak kullanıldığı gözlemlenmiştir.</p>

<p>İnegöl-Yenişehir arasında yol düşük seviyede eğime sahip bir satıhta ilerlemektedir. İlçeler arası düşük yoğunluklu İnegöl-Yenişehir yolu ortalarında tırmanış sonra da iniş bulunmaktadır. Boğazköy Barajı doğusundan ilerleyen yolda birçok manzara noktası yer alır. Boğazköy’ü geçtikten sonra yol Göksu Çayı’nın sağından tarlalar arasında Yenişehir İlçe merkezine doğru ilerlemektedir. Bu yol kesiminde neredeyse eğimsiz bir coğrafyada ilerleyen güzergâh üzerinde çok az viraj bulunmaktadır.</p>

<p><b>Yenişehir kent dokusu korunmuş</b></p>

<p>Yenişehir ilçesinde birçok konaklama tesisi ve canlı bir merkezi bulunmaktadır. Yenişehir geleneksel kent dokusunun bir bölümünü koruyabilmiştir. İlçe merkezi oldukça engebesiz olduğu için ilçe içi bisiklet kullanımına elverişlidir ve bu nedenle ilçede bisikletli kullanımı oldukça yaygındır.</p>

<p>Güzergâh, Yenişehir-Bilecik arasında düşük yoğunluklu karayolundan ilerlemektedir. Köprühisar’da Göksu Çayı’nı geçen yol İncirli Köyü sonrası ormanlık alana girmektedir. Virajlı bir tırmanış sonrası güzergâh, bir plato boyunca ilerleyip; Gökpınar Köyü sonrasında Bilecik’e doğru inişe geçmektedir. Yol üzerinde birçok manzara noktası bulunmaktadır. Düşük yoğunluklu yol, tarlalar ve orman dokusu içinden ilerleyerek Bilecik’e ulaşmaktadır.</p>

<p>Bilecik kent merkezi konaklama tesisleri ve canlı bir ticaret alanına sahiptir. Bilecik merkezi oldukça engebeli bir arazide yer almaktadır. Dar bir vadinin biraz genişlediği bir noktada vadi yamaçlarına yerleşmiş olan Bilecik, geleneksel kent dokusunun bir bölümünü koruyabilmiştir.</p>

<p>Bisiklet güzergâhı Bilecik’ten sonra kent merkezinin güneydoğusunda yer alan Söğüt yolunu izleyerek Zemzemiye köyünü geçer ve D200 (E90) karayoluna bağlanır. Burada ana güzergâhtan ayrılarak batı yönünde D200 karayoluna paralel olarak ilerleyip Bozüyük kent merkezine bağlanan saçaklanma güzergâhı kullanılabilir. Ana hat ise D200 karayolunu doğu yönünde takip ederek Eskişehir kent merkezine ve sonrasında Sivrihisar kent merkezine ulaşır. Güzergâh Eskişehir’den sonra D200 karayoluna paralel ilerlerken Mahmudiye kavşağından güneye yönelip Frig Vadisi saçaklanma güzerhgahı takip edilebilir. Frig Vadisi Saçaklanması ile Seyitgazi İlçe Merkezi, Cevizli, Bardakçı, Gökçekuyu, Yazılı, Yapıldak, Kümbete doğru gidilebilir. Yazılı’dan kuzeye doğru ilerleyerek Çukurca ve Şükranlı Köyleri üzerinden tekrar Seyitgazi’ye dönülerek saçaklanma güzergâhı tamamlanır.</p>

<p>Bilecik sonrası yol inişli çıkışlı bir şekilde Yeniköy’e kadar devam etmektedir. Güzergâh; Yeniköy sonrası Osmanlı devletinin kurucu kadılarından Dursun Fakıh türbesinin yakınından geçip Söğüt’e doğru ilerler ve hafif eğim çıkan bir yol üzerinden Söğüt ilçe merkezine ulaşır.</p>

<p>Söğüt, merkezindeki restore edilerek korunmuş tarihi binalarıyla oldukça turistik geleneksel bir Türk-Osmanlı yerleşmesidir. Osmanlı devletinin ilk başkenti olan ilçe, birçok Osmanlı eserine ev sahipliği yapmaktadır. Söğüt şenlikleri her yıl ilçe merkezinde yapılmaktadır.</p>

<p>Güzergâh Söğüt İlçesinden sonra yol, Zemzemiye Köyü’ne kadar trafik hacminin düşük olduğu karayolunu kullanır. Hafif engebeli bir platodan geçerek Zemzemiye Köyü’ne varan yol, buradan sonra yavaş yavaş inişe geçer ve Bursa-Eskişehir yoluna ulaşır. Bursa-Eskişehir yoluna bağlandıktan sonra güzergâh neredeyse virajsız bir şekilde Eskişehir merkezine ilerler ve batı yönünden Eskişehir kent merkezine girer.</p>

<p>Eskişehir-Bozüyük arasında karayolu üzerinde trafik hacmi ve motorlu taşıt hızları oldukça yüksektir. Yolun iki tarafı ağaçlandırılmış ve kenarlarda bisiklet yolu yapacak alan bulunmaktadır. Bu yol kesimi düşük seviyede eğimle ve hafif virajlarla ilerlemektedir. Yol üzerinde Eskişehir yönünde güzel perspektifler bulunmaktadır.</p>

<p>Frig Vadisi saçaklanma güzergâhı üzerinde birçok manzara noktası ve ören yeri bulunmaktadır. Güzergâh üzerinde bulunan Seyitgazi İlçesi önemli bir merkezdir. Seyitgazi’de bisikletlilerin ihtiyaçlarını giderebileceği dinlenme tesisleri bulunmaktadır. Seyitgazi sonrası yol, seyrek ormanlık alan içinde ilerlemektedir. Yolun bu bölümünde çok az viraj ve çok düşük eğim vardır. Bu bölümü kırsal nitelikte yerleşmeler dışında yapılaşma bulunmamaktadır. Frig Vadisi içinde yayılmış birçok Frig dönemi kalıntı bulunmaktadır. Bu saçaklanma ortalama bir hızla iki günde tamamlanabilir.</p>

<p>Ana hat buradan Ankara yönünde devam ederken Sivrihisar’dan Balıkdamı Kuş Cenneti saçaklanma güzergâhı takip edilerek Gülçayır üzerinden Sivrihisar’a tekrar ulaşılabilir.</p>

<p>Bisiklet güzergâhı Sivrihisar’dan sonra D200 takip edilerek Nasreddin Hoca ve Oğlakçı Köylerini geçtikten sonra Pürtek deresini takip ederek kuzeye doğru köy yollarına girer. Ortaklar, İlören Köylerini geçtikten sonra Sakarya Nehrini ve Ankara-Eskişehir Demiryolunu alt geçit köprüsü ile geçer. Buradan doğuya yönelip Sazılar ve Kıranharmanı Köylerini geçerek Gordion Antik kentine ev sahipliği yapan Yassıhöyük köyüne ulaşır.</p>

<p>Oğlakçı-Gordion-Malıköy-Alagöz arasında güzergâh kırsal yerleşmeler arasından ilerlemektedir. Bu kırsal yerleşmelerde bisikletlilerin ihtiyaçlarını giderebilecekleri tesisler vardır.</p>

<p>Güzergâhın bu kısmı sakin bir araziye sahiptir. Bisikletliler dilerlerse birçok noktadan ana yola (Ankara-Eskişehir yolu) bağlanılabilirler. Güzergâh Polatlı İlçe merkezine de kuzey mahallerinden bağlanmaktadır. Güzergâh üzerinde Sakarya Vadisi bulunmaktadır ve Sakarya Savaşı müze alanı Duatepe vardır. Ayrıca, Gordion Antik Kenti ve Alagöz Karargâh müzesi de güzergâh üzerinde yer alan önemli uğrak yerlerdir. Yassıhöyük’ten güneye doğru köy yoları takip edilerek Sakarya Vadisi Saçaklanması ile buradaki tarihi ve çekim noktalarına ulaşılabilir.</p>

<p>Bursa-Eskişehir-Ankara güzergâhı Yassıhöyük’ten sonra Polatlı’nın kuzeyinden Beyceğiz, Yağmurbaba, Hacıtuğrul Köylerini geçer ve D200 karayolunun kuzeyindeki köy yollarını takip eder. Temelli’nin kuzeyinden ve Malıköy’den geçerek D200’ü güney istikametinde keser. Alagöz, Hisarlıkaya, Halaçlı, Velihimmetli köylerinden sonra D260 Ankara-Haymana yoluna bağlanır. Buradan Ankara-Kulu-Konya ve Ankara-Aksaray-Kapadokya güzergâhlarıyla Kulu’ya kadar ortak kullanılan yol kesimi ile Mogan ve Gölbaşı üzerinden Ankara kent merkezine ulaşır.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/buyukşehir.jpg" /></p>

<p><b>KENT İÇİ ULAŞIMDA BİSİKLET</b></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan planın yanı sıra Bursa’da kent içi ulaşımda bisiklet yolu ağına ilişkin mevcut durumu, belediyelerden edinilen bilgilere göre derlendi. Belediyesi Ulaşım Ana Planı’nda (BUAP-2035) 2018 yılında 356 km olan bisiklet yolu uzunluğunun 2035’e kadar 756 km’ye ulaştırılması hedefleniyordu.</p>

<p><b>Büyükşehir çalışması</b></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi tarafından bugüne kadar il genelinde toplam 345 kilometre bisiklet yolu yapıldı. Bu yolların 274 kilometresi yol kenarı bisiklet yolları, 71 kilometresi park içi bisiklet yolu. Bursa’nın 10 ilçesinde toplamda 211 adet bisiklet park yeri oluşturuldu. Büyükşehir Belediyesi, karbon salınımının azaltılması, vatandaş ve kent sağlığına katkı sunulması, çevreci bir yaklaşımla kent içi hareketliliğin ve kentin sürdürülebilirliğinin arttırılması amacı ile Kovid-19 Normalleşme Eylem Planı’nda da yer alan paylaşımlı bisiklet sistemini kurdu. Çalışma kapsamında; Cumhuriyet Caddesi, Mudanya ve Gölyazı’da 7 farklı noktada paylaşımlı bisiklet durakları hizmete alındı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/osmangazi.jpg" /></p>

<p><b>Osmangazi’de bisiklet yolları</b></p>

<p>İlçe belediyesi yetkililerinden alınan bilgiye göre 2013-2021 yılları arasında Yunuseli, Güneştepe, Soğanlı, Panayır, Demirtaş Cumhuriyet ve İnkaya mahallelerine toplam 14.925 metre bisiklet yolu yapıldı. Buna göre Yunuseli’nin Çamlık Caddesi’ne 939 m, Güneştepe’nin Fatih, Mehmet Akif Ersoy, Kamelya, Meşe ve Çınar caddelerine 8.799 m, Soğanlı’nın Meltem ve Şifa sokakları ile Soğanlı Bulvarı’na 2.200 m,&nbsp; Panayır Nilüfer Caddesi ve Serdar Sokak’ta 1.150 m, Demirtaş Cumhuriyet’te 7. Cadde’ye 900 m, İnkaya mesire alanında 937 m bisiklet yolu yapıldı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/inegol.jpg" /></p>

<p><b>İnegöl’de mevcut durum</b></p>

<p>İnegöl’de ilk bisiklet yolu uygulaması 2020 yılında gerçekleştirildi. Kozluca alt geçidinden başlayan bisiklet yolu, Gazimagusa Caddesine kadar olan 1000 metrelik bölgede hizmet veriyor. İkinci etap bisiklet yolu çalışması ise 2021 yılında gerçekleştirildi. Hikmet Şahin Köprülü Kavşağından başlayan 2400 metrelik bisiklet yolu hem 1. Etap ile birleştirildi hem de Avarlar Kavşağına kadar uzatıldı. Yine 2021 yılında Akhisar-Alanyurt arası bağlantı yolunda 3500 metre bisiklet yolu uygulaması yapıldı. Toplamda 6900 metre bisiklet yolu İnegöl Belediyesi tarafından hayata geçirildi. Şehir genelinde toplamda 106 km’lik bisiklet yolu ağı projelendirildi. Aşama aşama uygulanmaya devam ediyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/yıldırım.jpg" /></p>

<p><b>Yıldırım henüz inceleniyor</b></p>

<p>Yıldırım sınırları içerisinde uygun ana arterlerde bisiklet yolları oluşturulmasına ilişkin çalışma yapılarak imar planlarına işlenebilmesi için konu, Belediye Meclisi’ne iletildi ve İmar Komisyonu’nda inceleme aşamasında bulunuyor. Bu kapsamda imar planlarında ana arter olarak belirlendi ve mevcut kullanımı olan yollara öncelik verilmesi planlandı. Yıldırım Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi iş birliği içerisinde 2 kampüsü Yıldırım’da bulunan Bursa Teknik Üniversitesi’nin güzergâhında bisiklet yolunun yapılması planlanıyor. Eğitim Caddesi’nden Mimar Sinan’a uzanacak yol için görüşmeler sürüyor. Yıldırım’da ara sokaklarda uygun fiziki alan bulunmadığı için bir çalışma yapılamıyor, ana yollar büyükşehirde olduğu için ortak çalışmalarla ilçeye bisiklet yolu kazandırılması planlanıyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/nilufer.jpg" /></p>

<p><b>Nilüfer’de bisiklet ağı yaygın</b></p>

<p>Nilüfer Belediyesi hem sağlıklı bir yaşam hem de temiz bir çevre için en çevreci ulaşım yöntemi olan bisikletin kentte daha yaygın olarak kullanılması için yıllardır bu konuda çalışmalar yapıyor. 7’den 70’e herkesi bisiklet kullanmaya teşvik için çok sayıda proje hayata geçirildi. Öncelikle bisiklet yollarının kentin dört bir yanında olması için çalışma yapıldı. Nilüfer’de şimdiye kadar yaklaşık 170 kilometre bisiklet yolu yapıldı. Şimdiye kadar tretuvarlarda yapılan bisiklet yolları 2022 yılında farklı bir şekilde de devam edecek. Nilüfer Belediyesi ana caddelerde bölünmüş bisiklet yolları yapacak. Ve böylece Nilüfer’deki bisiklet yollarını daha da artırılması hedefleniyor. Nilüfer Belediyesi 2022 yılında yaklaşık 170 kilometre olan bisiklet yollarını 2022 yılında 180 kilometreye çıkararak bir ilçe belediyesi olarak bu konuda öncü belediye olmayı hedefliyor.</p>

<p><b>Nilespit istasyonları </b></p>

<p>Nilüfer Belediyesi bisiklet yolları yaparken, çevreci ulaşım aracı bisikletin herkes tarafından kullanılabilmesi için akıllı bisiklet kiralama sistemi olan Nilespit’i de hayata geçirdi. Nilüfer Belediyesi’nin cep telefonlarında da kullanılabilen Nilespit uygulamasıyla herkes kolaylıkla akıllı bisiklete ulaşabiliyor. Nilüferliler kentin 26 noktasında bulanan Nilespit istasyonlarında bisiklet kiralayarak istediklerini yere kolaylıkla ve çevreyi kirletmeden ulaşabiliyor. Nilespit İstasyonları özellikle Bursaray istasyonlarına kolaylıkla ulaşılabilir şekilde planlandı. Hizmete girdiğinden bu yana Nilespit istasyonlarından 140 bine yakın kişi yararlandı. İstasyonlarda 235 kiralık bisiklet var. Ayrıca pandemi döneminde başlatılan ilk yarım saat ücretsiz bisiklet uygulaması da devam ediyor. Yarım saatten sonra saati 1,5 TL olarak ücretlendiriliyor. Nilüfer Belediyesi 2022 yılında ayrıca Uludağ Üniversitesi Görükle Kampüsü içinde de 4 ayrı Nilespit istasyonu kurmak için çalışmalara başlayacak. Bununla ilgili üniversite yönetimi il ede görüşülerek onay alındı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bisikletli-ulasima-ne-kadar-haziriz-h1206.html</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Jan 2022 09:14:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/bisikletli_ulasima_ne_kadar_haziriz_h1206_c0a70.png" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KOBİ OSB’de süreç hızlandırılmalı!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kobi-osbde-surec-hizlandirilmali-h1157.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Kimya Konseyi Başkanı İlker Duran, KOBİ OSB’nin önemi vurgu yaparak “Kimya sektörünün çok acil yer ihtiyacı var. BTSO, KOBİ OSB için üzerine düşeni yaptı yapmaya da devam ediyor. Hükümet de ön açıcı olmalı. Süreç hızlandırılmalı. İhracata dayalı ekonomi modeli diyorsak KOBİ OSB, bu hedeflere büyük katkı sağlar” değerlendirmesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Bursa’nın kimya ihracatı geçen yıl dikkat çeken bir ivme kazandı. 2019 yılında 488 milyon dolar seviyesinde olan Bursa’nın kimya ihracatı, 2020 yılında yüzde 5’lik bir kayıpla 460 milyon dolar dolaylarında kalırken 2021’de yüzde 50’nin üzerinde bir artışla 700 milyon dolara ulaştı. Bu yıl 1 milyar dolar düzeyine çıkacağı öngörülen kimya ihracatı, BTSO Kimya Konseyi Başkanı İlker Duran ile konuştuk. Aynı zamanda BTSO meclis üyeleriyle yaptığımız röportajlar kapsamında da görüştüğümüz Duran, BTSO hakkında da özel açıklamalarda bulundu.</p>

<ul>
	<li><b>Kimya ihracatında yakalanan artış hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>İhracatta ülke genelinde 250 milyar dolar seviyeleri görüldü. Bundan Bursa da kimya sektörü de payını alıyor. Bu artış, bizim öngördüğümüz bir gelişmedir. BTSO çatısı altında ikinci kimya Ur-Ge’mizi kurduk. Şuanda aktif çalışıyor. İlk Ur-Ge’de 20’ye yakın firma vardı. Çok başarılı 3 yıllık bir çalışma dönemi oldu. Şimdi ikinci Ur-Ge’de çok daha fazla 50’ye yakın firma var. Ki bunlar ihracata da yansıyor. 2022 ile ilgili çok ciddi hedeflerimiz var.</p>

<ul>
	<li><b>Nedir hedefleriniz?</b></li>
</ul>

<p>Yurtdışından alım heyetleri getirmek istiyoruz. Yine 1 yıl içinde 6’ya yakın ülkeyiz ziyaret planlıyoruz. Bir fuar organizasyonu yapmayı arzuluyoruz. Biliyorsunuz 16 makro proje içinde konseyler vardı. Bu da çok önemli bir yapıdır. Kimya konseyimizde de ihracatı destekleyecek bir yöntem içerisindeyiz. Sektör olarak 2022’den ümitliyiz.</p>

<ul>
	<li><b>İhracatı daha nitelikli kılmak açısından ne yapılmalı?</b></li>
</ul>

<p>Üniversite-sanayi iş birliğine en fazla ihtiyaç duyulan sektörlerin başında kimya geliyor. Çünkü çok girift ve Ar-Ge’ye dayalı bir sektör. İhracat rakamlarının artması önemli ama daha önemlisi Ar-Ge’ye dayalı nitelikli ihracat. Yani kilogram başı ihracat fiyatını çok daha yukarlara çekebilmek için Ar-Ge güçlü olmalı. Sektörde orta ve küçük ölçekli firmalar daha çok. Bunların kendi imkânlarıyla yapabilecekleri çok sınırlı olduğu için üniversiteleri devreye almak gerekiyor. Biz de bunu yaptık. Hem Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) hem de Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) kimya bölümleriyle yoğun bir çalışma içerisindeyiz. &nbsp;Ur-Ge projeleri ve konsey yapılarımızda üniversiteden hocalarımıza aktif bir rol veriyoruz. Sektör için ihracatta bir diğer önemli konu da test ve analizlerdir. Çünkü gerek medikal gerek diğer ara ürünler nitelikli olduğu için yurtdışından test ve analizleri isteniyor. Bu talebe karşılık verebilmek için de laboratuvarlara da ihtiyaç var. TÜBİTAK BUTAL’da çok güzel test ve analiz cihazları var. Biz bununla da yetinmedik üniversiteleri devreye soktuk. BUÜ şuanda test ve analiz yapıyor. &nbsp;Akredite olan testler de var akredite alacaklar da var. BTÜ’de de çok gelişmiş teknik donanım ve deneyimli akademisyenler var. Yani kimyada ihracat için yoğun çalışmalar yaptık.</p>

<ul>
	<li><b>Ur-Ge yeni ihracatçı firma kazandırdı mı? </b></li>
</ul>

<p>Daha önce hiç ihracat yapmamış firmalar vardı. Biz yaptığımız çalışmalarla ihracat potansiyeli olan firmalara özgüven sağlamak ve süreçlerin zor olmadığını ortaya koymak için çalıştık. O dönemde kimya Ur-Ge’mizde 8-9 firmaya ilk defa ihracat yaptırdık. İlk defa yurtdışına mal satmaya gelenler oldu. Şimdi ‘ihracatın bu kadar kolay olduğunu bilmiyorduk’ diyorlar.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da sektörün büyüklüğünü nasıl resmedersiniz?</b></li>
</ul>

<p>Kimya komitemizde yaklaşık 500’e yakın firma var. Tekstil kimyasallarından tutun kozmetiğe kadar, gıda, makine, yapı, medikal kimyasalları üreticileri var. Ara mamul de ürün de üretenler var. Bursa’da kimya sektörünün ülke genelini yansıtan bir yapısı var.</p>

<ul>
	<li><b>Kimya açısından ithal bağımlılığı bir sorun olarak ortada bu konuda ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>En büyük sıkıntımız cari açığa yaptığımız olumsuz etkidir. İhracat yapan firmalar bu açığı kapatmak için mücadele ediyor. Örneğin ben kozmetik sektöründeyim ve hammaddelerin yüzde 99’u ithal. Ama ben de o hammaddeyi işleyip katma değerli hale getirip ihracat yapıyorum. Bizim, bu dışardan gelen ürünler için yerli ve millileşme açısından yüzde kaçı üretebiliriz diye kafa yormamız gerekiyor. Bunu hükümet de bakanlık da biliyor. Hatta bununla ilgili çok özel teşvikler de uygulandı. Biz de ithal edilen ürünlerin listesini bakanlıktan temin ederek bir çalışma yaptık. Bakanlığın da bununla ilgili bir çalışması varmış onlar da birisini görevlendirmişti.</p>

<ul>
	<li><b>İthal ürünleri millileştirmek açısından sizce eksiğimiz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Aslında Türkiye’de kimyayla ilgili yağ da şeker de un da var. Önemli olan bir ürün yapabilmek. Daha önce akademisyenler de sanayiciler de birbirinden uzaktı. BTSO içerisinde kurulan konseyler akademisyen sanayici buluşması yani üniversite sanayi iş birliğine ciddi ivme kazandırdı. Ki konseylerde görev almak üniversite hocalarına da motivasyon oldu. Sanayici için de akademisyenlerle doğru bir iletişim kurmasına vesile oldu. Kimya özelinde ithal ürünlerin yerlileşmesi açısından başta girişimcilere iş düşüyor. Çünkü ticareti bilen, riskli alabilen sanayici ve girişimcilerdir. Akademisyenler tek başına bunu yapamaz. İşin merkezinde sanayici ve girişimciye büyük iş düşüyor. Ki piyasanın rekabet koşulları da insanları yavaş yavaş bu sürece zorluyor. Çünkü belli bir doygunluk var ve bu daha inovatif ürünler arayışını doğuruyor.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Sektörün iş gücü profili hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Kimya sektörü sermayeye dayalıdır. İşgücü açısından da nitelikli eleman istihdam ediyor.</p>

<ul>
	<li><b>Nitelikli eleman sorunu yaşıyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Ciddi bir potansiyel var. BUÜ’deki yüksekokulda ve meslek liselerinde kimya bölümünün geliştirilmesi için çalışmalar yaptık. Üniversitelerle temas halindeyiz ve öğrencilerin staj taleplerini mümkün olduğu kadar hemen karşılamaya çalışıyoruz. &nbsp;Kimya, kendi içinde çok kapsayıcı ve ayrıca bütün sektörlerin de ihtiyaç duyduğu bir sektördür. Sadece kimyada değil farklı sektörlerde de kimyasal kullanıldığı için kimyacı çalıştırılması önemli kazanımlar sağlar. Bununla ilgili etrafımda çok sayıda yaşanmış örnek var. Örneğin bir makine sektöründe kullanılan kimyasallar açısından istihdam edilecek bir kimyacı hem ürün kalitesinde hem de maliyetler açısından çok önemli kazanımlar sağlar. Yani kimyacı dediğimiz nitelikli elemana sadece bizim sektörün değil tümünün ihtiyacı var.</p>

<ul>
	<li><b>Salgın döneminde dezenfektan, kolonya gibi ürünlere yoğun talep oldu. Bu sürecin etkilerini nasıl yorumlarsınız?</b></li>
</ul>

<p>Salgın olağanüstü bir süreç yaşandı. Tedarik ve hammadde fiyatlarında oynaklık sorunları yaşandı. Hammaddelerde dışarıya bağlı olduğumuz için rekabet koşulları dolayısıyla ürün alımında sorunlar oldu. Yine de salgın sürecinin sektörümüze olumlu etkisi oldu. Kapanmalardan etkilenmedik. Yine BTSO’nun bize ciddi destekleri oldu. Özellikle Başkan İbrahim Burkay çok gayret gösterdi ve bizim alkol, ambalaj gibi sıkıntılarımızda ürünlerin temini için sanki sektörde bir üretici gibi bize önderlik etti. Biz aynı zamanda ihracatın yanında halkın ihtiyacını da karşılamaya çalıştık ki hala da buna devam ediyoruz. Sektör, bu anlamda iyi bir sınav verdi. Fiyat artışı ve fırsatçılık gibi bir sürü şeyler duyduk sektörümüzde bunlar hiç yaşanmadı. Bu konuda da sektördeki tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Salgınla birlikte daha önce olmayan bir nihai ürün ortaya çıktı mı? Ya da mevcut ürünlere etkisi ne oldu?</b></li>
</ul>

<p>Denemeler oldu. Ama kalıcı bir ürün çıkmadı. Fakat mevcut ürünlerin sunumlarında yenilikler oldu. Tabi bu süreç ürünlerin satışını artırdı. Şimdi ABD’den bile kolonya soruyorlar. Ana yurdu Almanya olmasına rağmen bugün dünyada kolonya denince akla Türkiye geliyor. Salgından önce kolonyayı dünyaya anlatamıyorduk. Parfüm değil losyon değil. İnsanlar ne olduğunu anlamıyordu ama salgınla birlikte artık her yerde kullanılıyor. Bu süreç, yeni bir üründen ziyade mevcut bir ürünün daha öne çıkmasına katkı sağladı.</p>

<ul>
	<li><b>Biraz da BTSO hakkında açıklama almak isterim. Bir önceki yönetimde görev aldınız. O dönemde yaptıklarınızı biraz özetler misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Hakikaten biz, geçen dönem İbrahim Burkay başkanlığında çok önemli işler yaptık. Bunu önceki dönemlerde bir şey yapılmadı anlamında söylemiyorum. Ki Celal Sönmez Başkan döneminde de meclis üyesiydim. Celal bey de gerçekten önemli işler yaptı ama tabi ki değişim ve dönüşüm her zaman faydalıdır. Zaten kendisi de bizim o günkü yönetime karşı aday olmadı ve projelerimize olumlu baktı. Bize de uzak değildi. O dönemde İbrahim başkanın görevlendirmesiyle 3-4 projede görev aldım. Mesela bunlardan biri; 10 yıl önce bor ile ilgili çalışma yaptık ve bor komisyonu kurduk. Türkiye’deki bor madeninin bulunduğu yerlerdeki ticaret ve sanayi odalarını bu komisyona davet ettik, rutin toplantılar yaptık. Boren’i, Eti Maden’i bu komisyonun içine dâhil ettik. Komisyon olarak tesisleri ziyaret ettik. O tarihte bor madeninin ne kadar önemli olduğunu ifade ettik. O süreçle birlikte birçok sanayicinin üretiminde bor kullanmasına vesile olduk. Yine MESYEB projesinde aktif görev aldım. O da önemli bir vizyondu ve bugün çok iyi bir noktaya geldi, şuan Türkiye’ye hizmet ediyor. Mesela GUHEM, proje sürecinin başından itibaren görev aldım. Şimdi sonuçlandı. O tarihte yapılan işlere baktığımda Türkiye’nin bugün geldiği noktayı çok daha önce gördüğümüzü düşünüyorum. Şuan mesela TEKNOFEST var biz, aynı organizasyonu 7-8 yıl önce Yunuseli’nde gerçekleştirmiştik. Bu noktada tabi İbrahim başkan vizyonu olan bir insan. Mesela o günlerde ilk Ur-Ge’yi savunma sanayi üzerine kurduk. Sonra bir seçim daha oldu. İbrahim Başkan yine rakipsiz olarak aday oldu. Daha öncesinde seçim süreci için yaptığımız ziyaretlerde üyelerden ‘BTSO ne işe yarar’ gibi laflar duyuyorduk. O seçimlerde artık bu kanaat değişmişti ve insanlar ‘Biz bu projelerde nasıl yer alabiliriz?’ demeye başladı.</p>

<ul>
	<li><b>Bu yönetimde neden yer almadınız? Özel bir nedeni var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yok. Bu dönemde görev almadım. Halkı olarak değişim ve dönüşüm olacak. Kendi aramızda herhangi bir olumsuzluk yok. Ben, bir tek yönetimde görev almadım. Şuan Kimya Konseyi başkanlığını yapıyorum. TOBB’da delegeyim; Bursa’yı temsil ediyorum. MESYEB’deki görev dolayısıyla TÜRKAK’ta danışma kurulu üyesiyim; BTSO’yu temsil ediyorum. Kayapa OSB’de başkan yardımcısı olarak BTSO’yu temsil ediyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, mevcut yönetim hakkında ne düşünüyorsunuz? Başarılı buluyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Yönetimdeki isimlerin hepsi de bizim arkadaşlarımız ve iletişimimiz sürüyor. Yönetimde birbirinden kıymetli arkadaşlarımız var. Ki kolay bir iş değil, işinden fedakârlık yaparak Bursa için mesai harcıyorlar.</p>

<ul>
	<li><b>Bu dönemli ile sizin döneminizi kıyaslarsanız nasıl bir fark var?</b></li>
</ul>

<p>Bu dönem biraz daha avantajlı çünkü en başta sistemi oturtmak için biraz sıkıntı çektik. Tabi başta İbrahim Başkan, tüm sorumluluk ondaydı. Biz de onun verdiği görevleri yerine getirdik. Sistemi kurana kadar bayağı yorulduk. BTSO’da şuanda farklı bir kültür oluştu. Yine belirteyim eskiden yoktu anlamında değil bugünün şartlarına göre böyle bir kültür ortaya çıktı belki önümüzdeki süreçte daha farklı bir gelişme olacak. Şimdiki ekonomi modeli ihracata dayalı diyoruz biz, 10 yıl öncesinden bunun mücadelesini vermeye başlamıştık. Bugün geldiğimiz noktada bunun ne kadar önemli olduğunu gördük. İbrahim Başkanın ifade ettiği bir motto var biliyorsunuz; ‘Bursa büyürse Türkiye büyür’ hakikaten de öyle. İbrahim Başkan o tarihlerde ‘Artık dünyada ülkeler değil şehirler yarışıyor’ derdi. Bu çok önemlidir. Biz de hep bu perspektiften baktık; birincisi ihracat ikincisi de Bursa’yı yarışan bir şehir haline getirmek. Bununla ilgili akil insanları birleştirici bir rol üstlenmeye çalıştık. Bugün de bakıyorsunuz gerçekten şehirler öne çıkıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Gelecek dönem için bir düşünceniz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’nın da durmak gibi bir lüksü yok. Bu işin merkezinde de BTSO var. Gerçekten İbrahim başkan da o bilinçle çalışıyor. Bir vizyon var ve bunun en önemli göstergesi de TEKNOSAB. Önümüzdeki dönem gerçekten stratejik. Bursa için BTSO’nun sorumluluğu daha da artıyor. Gelecek dönemde de İbrahim başkanın yine sürece liderlik etmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Kendinize dair planınız nedir?</b></li>
</ul>

<p>Bilenler bilir; illa şurada burada olayım diye bir hırsım yok. Yapabileceğimiz bir görev verilirse üstleniriz. BTSO’da da çok sayıda görev aldım. Hiçbirini de talep etmedim. Üstesinden gelebileceğim her göreve de evet dedim. Benim için ekip çok önemlidir. İbrahim Başkan da ekip kurma başarısına sahip BTSO için önemli bir değer olduğunu düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’nın bir sanayi alanı ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz? Bu bağlamda KOBİ OSB hakkındaki değerlendirmeniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>İhracat odaklı ekonomi modeli ile ilgili çalışmalar ve Bursa’nın bir performansı var. 500 milyar dolar hedefi için Bursa kritik bir rol üstleniyor. Dolayısıyla hükümetin, idarecilerin Bursa’dan gelen taleplere çok daha fazla önem vermeleri gerekiyor. Bursa’nın bir sıkıntısı varsa bunu çözmek en çok onların faydasına oluyor. Bursa’nın sanayi alanı ihtiyacı var.</p>

<ul>
	<li><b>Sektörünüzde durum nedir?</b></li>
</ul>

<p>Kimya sektörünün çok acil OSB’ye ihtiyacı var. Şuan bir villa arsasından daha pahalıya bir sanayi arsası almakla karşı karşıyayız. Metrekaresi 700-800 dolarlardan bahsediyorlar. BTSO’nun bu konuda çok ciddi mücadele verdiğini biliyorum. Ama artık yetkililerin buna bir çözüm bulması gerekiyor. Kime gitsem herkeste bir yer sıkıntısı var. BTSO’nun bu noktada en dikkat çeken çalışmalarından biri de KOBİ OSB. Bununla ilgili talepler toplandı. Ve çok ciddi bir gayret var ama buna hepimizin destek olması lazım. Özelikle de hükümetin bu konuya bizden daha çok eğilmesi gerekiyor. Önümüzü açmaları lazım. Eğer bizim ihracatta belli bir hedefimiz varsa bu konu, faizlerden daha önemlidir. İhracata dayalı ekonomi modeli diyoruz ama bu yer konusu ihracatın önünde bir engel. Ki ihracatta Bursa’nın rolü ortada ama bu konuda en fazla sıkıntısı olan da Bursa. Bunu çözmek lazım. Devlet, mutlaka bu işe el atmalı ve önünü açmalı. BTSO mücadele ediyor. BTSO, devlet ne diyorsa yaptı yine de yapmaya hazır. Bizim tek sığınağımız orası; halden anlayan bir başkan ve yönetim var. Küçük ve orta ölçekli firmaların yer sıkıntısı var dedik. O zaman ben de vardım yönetimde. Hemen bir çalışma yapıldı ve KOBİ OSB formülünde güzel bir proje geliştirdik. Sektörleri belirledik, bakanlıkla konuştuk. Talep formuna kadar her şeyini hazırladık. İnanılmayacak bir taleple karşılaştık. Ama şuan geldiğimiz noktada KOBİ OSB sürecinin biran önce hızlandırılması gerekiyor. KOBİ OSB ihracat hedeflerine katkı sağlar.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, sizce KOBİ OSB neye takıldı?</b></li>
</ul>

<p>Teknik birçok konu var. Ama ben sonuca bakıyorum. BTSO istenilen her şeyi yaptı. Somut bir neden var mı yok. Düşünün bugün Bursa’nın toplam alanının yüzde 1-2’sini sanayi kullanıyor. İbrahim Başkan bunu hesaplattı. Bu kadar alanla Bursa, ihracatta ikinci.</p>

<ul>
	<li><b>Anladığım kadarıyla siz BTSO üzerine düşeni yaptı kamu gereken çabayı göstermedi kanaatindesiniz. Öyle mi?</b></li>
</ul>

<p>Onlar da yapıyordur. Ama bu projeyi 5 yıldan beri dillendiriyoruz. Bunun şimdiye kadar bitmiş olması lazımdı. Bu sesin duyulması gerekiyor. Kimya sektörünün çok acil planlanmış, altyapısı oluşturulmuş bir alana ihtiyacı var. Şuanda KOBİ OSB için 100’den fazla talep var. Şuan talep alınsa 200’ü de geçer. KOBİ OSB çok güzel bir fikirdir. Ki potansiyel var. Firmalar yer yok diye feryat ediyor. OSB’lerde boş yer var deniyor ama o yerlerin kaç para olduğunu biliyorlar mı? Oraları makul fiyata sun bakalım boş kalıyor mu? Boş olmasının nedeni fiyatların pahalılığıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Tabi bu konu tartışmalı. Sanayi alanı talebi var ama Bursa’nın bir de çevre sorunları var. Bu konuda neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>Çevre sorunlarına yok demiyorum. Bunların çözümü belli. Biz, neden sanayiye artıma ve baca zorunluluğu koyuyorsun veya denetim yapıp ceza kesiyorsun demiyoruz. Çevreyi kirleteni gerekiyorsa kapat. Ama bu sanayicinin yer sorununa bir mazeret değil. Bu şehir, bizim. Toprağına da havasına da suyuna da sahip çıkmalıyız. Ama herkesin üzerine düşen görevler var.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kobi-osbde-surec-hizlandirilmali-h1157.html</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Jan 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/kobi_osbde_surec_hizlandirilmali_h1157_e4cce.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Deniz Bitti ve Kara Göründü]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/deniz-bitti-ve-kara-gorundu-h1158.html</link>
      <description><![CDATA[Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, iklim değişikliğinin etkileri ve Bursa’nın çevre sorunları hakkında net konuştu: “Deniz bitti ve kara göründü. İçinde bulunduğumuz süreci iyi algılamalıyız. Artık imar planlarıyla oynamamalıyız. Her sanayi bölgesi Bursa’da olmak zorunda değil.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 18 haftadır yayınlanan Bursa Görüş’e hayırlı ziyaretinde bulundu. Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Ahmet Bayhan ve Basın Danışmanı Ferhat Murat’ın eşlik ettiği ziyarette Başkan Alinur Aktaş, Bursa Görüş ve Uludağ gazeteleri imtiyaz sahibi Ferruh Varanoğlu ve ekibiyle bir araya geldi. Başkan Aktaş, ziyarette bazı sorulara da yanıt verdi.</p>

<p><b>BU UNVAN BURSA’NIN KAZANIMI</b></p>

<p>Geçen hafta düzenlenen 2022 Türk Dünyası Kültür Başkenti lansmanına siyasi parti temsilcilerinin davet edilmesine rağmen katılmamaları hakkında Başkan Aktaş şunları söyledi: “O günkü toplantıdan yaklaşık 10-15 gün önce bir toplantı daha yaptık. O toplantıya tüm ilçe belediye başkanlarımız ve Büyükşehir Meclisi’nde 4 partinin de grup sözcüleri davet edildi. Hatta İYİ Parti’nin temsilcisi katıldı. Süreci onlara da anlattım. Sonrasında düzenlenen lansman toplantısında da söyledim; Türk Dünyası Kültür Başkenti unvanı bizde 1 yıl süreyle kalacak. Bu vesilesiyle belirli restorasyonlar, etkinlikler, aktiviteler yapma; şehri tanıtma ve şehrin ileriki yıllarına matuf altyapı oluşturma imkânını hep beraber sağlayacağız. Bu süreci ne kadar birlikte sahiplenir ve desteklersek o kadar iyi olacak. Yaptığımız icraatları birileri beğenmeyip eleştirebilir. Bu demokrasinin bir yansımasıdır. Ama bu konuyla alakalı hiçbir siyasi partinin aksi yönde düşündüğünü zannetmiyorum. Türk Dünyası Kültür Başkenti olmak Bursa’ya güç ve heyecan verir. Nihayetinde herkesin ticaretine katkı sağlar ve bu işten kazanan Bursa olur. Maddi ve manevi anlamda herkes kazançlı çıkar. Nihayetinde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katıldığı lansman toplantısı için bir gün öncesinde tüm siyasi partilere bilgi verdik. Saadet Partisi İl Başkanı oradaydı. Büyük Birlik Partisi İl Başkan Yardımcısı oradaydı. Biz, bundan sonraki süreçte de davet edeceğiz.”</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-01-03-at-14.57.02.jpeg" /></p>

<p><b>‘İFTİRALARA RAĞMEN SAYGI DUYUYORUM’</b></p>

<p>İlçe belediye başkanları ve siyasi parti temsilcilerinin neden katılmamış olabileceklerine yönelik Başkan Aktaş, şu yorumda bulundu: “Belki şahsi olarak katılmak istememiş olabilirler. AK Partili bir belediyeye destek vermeyelim gibi bir düşünce olmuş olabilir. Şuana kadar sert muhalefet yapmalarından psikolojik bir algı da olabilir. Kararlarına saygı duyuyorum. Ama her ne konu varsa döndürüp dolaştırıp Alinur Aktaş’a getirmek yanlıştır. Bu, Alinur Aktaş’ı büyütür. Hükümeti ya da başkenti ilgilendiren bir konu bile döndürüp dolaştırılıp Alinur Aktaş üzerinden servis edilmeye çalışılıyor. Nihayetinde bu millet aldığı veya alamadığı hizmetlerin tamamını görüyor. Biz, yaptığımız işlerin kusursuz olduğunu söylemiyoruz. Kusursuz olan Cenâb-ı Allah’tır. Bizler kul olarak hata üzere yaratılmışız. Ama hareketler ve iftiralar olmamalı. Henüz partinizin 3 başkan adayından biriyken gittiğiniz her yerde şahsımla alakalı bir sürü karalama yaptınız. Benim herhangi bir siyasi parti mensubuna, belediye başkanına veya milletvekiline bir iftira attığımı kimse duymuş mudur? Bildiğiniz, gördüğünüz bir şey varsa hukuka gidersiniz. Nihayetinde hukuk önünde hesaplaşırız. Ama iftirayla sürece başlamak, işin bereketini kaçırır ve insanda bir önyargı oluşturur. Buna rağmen ben tabi ki derdi; vatan, millet, devlet, bayrak olan herkesle aynı çatı altında bir araya gelebilirim. Bunda hiçbir mahsur yok. Fikirlere saygı duyuyorum. Meclis’te de makul bir şekilde tüm arkadaşları dinliyorum. Hatta muhalefet temsilcisi arkadaşlarımızın söylemleriyle değiştirdiğimiz veya tekrar görüşelim dediğimiz maddeler oldu. Bunu onlar da söyleyebilir. Fakat siz olaya; ‘bu, Cumhur İttifakı çatısı altındaki AK Parti’dir ve ne derse bize göre yanlıştır’ mantığıyla bakarsanız olmaz. Bursa’ya dair derdi olan kişinin kentin bütününe ve tüm konularına bakması lazım. Birkaç tanesi kafayı benimle bozmuş zaten onları ciddiye bile almıyorum.”</p>

<p><b>‘MUDANYA’DA BİR ÇİVİ ÇAKILMIŞ MI?’</b></p>

<p>Muhalefetteki parti temsilcilerinin yöntem ve tarzlarını eleştiren Aktaş, “Nasıl ki büyükşehir belediyesiyle ilgili işinize gelmeyen bir konu gördüğünüzde tavır alıyorsanız aynı muhalifliği; Gemlik, Mudanya ve Nilüfer belediyelerine de göstermelisiniz. Mudanya Belediyesi’nde çakılmış bir çivi mi var? Şu Çağrışan ve Güzelyalı planlarıyla alakalı hiçbir fikriniz yok mu? Gitmişler Mehmet Akif Mahallesi’nde poz vermişler. 37 sokakta doğal gaz varmış 72 sokakta yokmuş. İmarsız alanlara doğal gaz verilecek kararını alan kim? TBMM. Sen kimi eleştiriyorsun; Büyükşehir ve Alinur Aktaş. Bir yere ruhsat vermek büyükşehir belediyesinin işi değil. Çok tuhaf. Yine de saygı duyuyorum ve Türk Dünyası Kültür Başkenti konusunda söyleyecek herkesin fikri vardır ve buna açığız” dedi.</p>

<p><b>İSMAİL TATLIOĞLU ÖRNEĞİ</b></p>

<p>Bursa için iş birliği vurgusu yapan Başkan Alinur Aktaş, geçmişten bir örnek verdi: “Geçen yıl suyla alakalı kritik dönemde bilgilendirme amaçlı istişare toplantısı yaptık. Bütün siyasi partileri ve milletvekillerini çağırmıştık. O programa İYİ Parti’den İsmail Tatlıoğlu katılmıştı ve ‘Hanlar Bölgesi’ndeki çalışmadan dolayı başkan beye teşekkür ediyorum. Belediye başkan adaylığım dönemimde projelerimden biriydi. Bir irade ortaya konuldu. Tebrik ediyorum. Toplantıya çağırıldığım için de teşekkür ediyorum’ diyerek fikir ve kanaatlerini paylaşmıştı. Bursa genelini ilgilendiren konularla alakalı olarak biz herkesi kesinlikle davet ediyoruz.”</p>

<p><b>O BİNA ŞUBAT SONU YIKILACAK</b></p>

<p>Hanlar Bölgesi’nde süren çalışmalar ve YKM olarak bilinen binanın yıkımıyla alakalı olarak Başkan Aktaş, “Şubat sonu gibi yıkılacak. Bursa’da müstakil olarak yapılmış restorasyonlar var. Bunların hepsi güzel ve tarihimize yapılmış bir katkıdır. Ama bizim sembol yerlerimiz var ve Hanlar Bölgesi de bunlardan biridir. Ulucami onlardan bir tanesidir. Eski Bursa dediğimiz bu bölgede bir dönüşüme ihtiyaç vardı. Hanlar Bölgesi’ndeki Çarşıbaşı Meydan Projesi de bu sembolleri ortaya çıkardığı için daha kıymetlidir.&nbsp; Ki proje, bütün Bursa’yı heyecanlandırdı. Projede amacımız kamulaştırmayı bitirmekti, 1-2’si hariç hepsi tamamlandı. Genel anlamda amacımıza ulaştık, Nisan-Mayıs’tan itibaren yapım sürecine geçeceğiz. Yılsonunda veya önümüzdeki yılın baharına kadar orayı tamamen bitirmek istiyoruz. Yeni projede iki kat alta giriyoruz. Otopark var. Turist otobüsleri için alanlar oluşturulacak. Oraya bina falan yapmayacağız. Mevcut koruma altındaki tescilli binaların dışında yapı olmayacak” bilgisini paylaştı.</p>

<p><b>AMAÇ RANT DEĞİL DEĞER ÜRETMEK</b></p>

<p>Bölgede yapılan yıkımlar sonrası dükkân fiyatlarında artış yaşanacağına yönelik tartışmalar hakkında Aktaş, “Burası bir hukuk devletidir. Kimse durduk yere kira artıramaz. Herkes sözleşmesini ona göre yapacak. Büyükşehir olarak bizim de kiralık yerlerimiz var. Kira almadığımız veya indirim yaptığımız aylar oldu. Özel sektörün de bu konuda belirli bir anlayış göstermesi lazım. Burada hassas noktada şu ki biz, burayı rant üretmek için değil şehre değer katmak ve kamunun hizmetine sunmak için kamulaştırdık. Şayet biz, oradaki binaları yıkıp yenilerini yapmak ve kiraya vermek için kamulaştırmış olsak itirazı kabul edebilirim. Biz, bu projeyi şehir adına yapıyoruz. Ki arkadaşlara her zaman ‘kamulaştırmalarda vatandaş lehine opsiyonel davranalım’ diyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDE ETKEN ÇOK</b></p>

<p>İklim değişikliği bağlamında kuraklık ve susuzluk endişesine ilişkin de açıklama yapan Aktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi de çok normal gitmiyor. Vahim bir durumda değil ama nihayetinde bir sıkıntı var. Şunu söylemeliyim; deniz bitti kara göründü. Evliya Çelebi’nin ‘Velhasıl Sudan ibarettir’ dediği Bursa yok artık. O Bursa’nın 30 bin nüfusu vardı, sanayisi yoktu. Bugünkü Bursa’nın 3 milyon 100 bin nüfusu ve 18 büyük sanayi bölgesi var. Otomotiv, otomotiv yan sanayi, tekstil, hazır giyim başta olmak üzere bir sürü sanayi kolu var. İçinde bulunduğumuz süreci iyi algılamamız lazım. Olayın 1 değil bir sürü boyutu var. Bir yere yaptığınız yol da ağaç azaltma da yeşil alan azaltma da hepsi iklim değişikliğiyle ilgili etkenlerden bir tanesidir. Ve bizim artık imar planlarıyla oynamama gerekliliğimiz çok net bir şekilde ortadadır. Doğamızı, şehrimizi korumak için hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Yoksa bizler geleceğimizi çalıyoruz.”</p>

<p><b>‘NİTELİKLİ SANAYİYİ BÜNYEMİZDE BARINDIRALIM’</b></p>

<p>Çevre sorunları ve yeni sanayi alanları talebi hakkında ise Başka Aktaş, “Muhakkak sanayiler olacak. Ama doğru yerlerde olması gerekiyor. Her sanayi bölgesi Bursa’da olmak zorunda değil. Nitelikli sanayi derken de bunu kast ediyorum. Biz, bundan sonra nitelikli sanayiyi bünyemizde barındıralım. Memlekette 81 vilayet 925 ilçe var. Başka illerde de olabilir. Hem oralarda teşvikler de var. Öte yandan şehrin coğrafyası anlamında baktığımızda sanayi bölgeleriyle hâlâ opsiyonumuz var. Şu var ki biz, Ova Eylem Planı içinde yer alıyoruz. Verimli bir tarım arazisi var. Bu düşünüldüğünde sanayi oranı farklı olabilir. Ama yine de sanayi bölgesi yapabileceğimiz yerler var. Oralarda bunu planlamak lazım. İkincisi biz, yeşil enerji dediğimiz alternatif kaynaklarımızı bulmak ve üretmek zorundayız. Çöp, atık su ve arıtma çamurunu ne yaptığımız çok önemlidir. İnegöl Entegre Katı Atık Tesisi’nde bunu yapıyoruz. Orayı, 50 kişilik bir grupla ziyaret ettik ve Çevre Mühendisleri Odası başkanı, Meclis’te grubu bulunan partilerin temsilcileri, çevre sağlık komisyon üyeleri de katıldı. Mesela CHP ve İYİ Partili komisyon üyeleri oraya da gelmedi. AK Parti ve MHP’li üyeler oradaydı. Orada 500 milyonluk yatırım yapıldı. Çöpü yüzde 75 küçültüyoruz. Doğaya olumsuz hiçbir etkisi yok. Karton, cam, teneke, gıda atıkları tek tek ayrıştırılıyor. Sadece çevre açısından değil bu işin ekonomiye dönüşü de var. Biz bunları yapmak zorundayız. Tüketim çağındayız. Bursa, 3 milyonluk bir şehir ve her gün toplanan 3 bin 500 ton çöp var. Biz bu çöpü en kısa sürede sisteme nasıl ulaştırırız onun bile hesabını yapmak zorundayız. Velhasıl artık bizim iklim değişikliği bağlamında yapacağımız yolu da geçireceğimiz kanalizasyon hattını da köprülü kavşağı da sanayileşmeyi de atıklarımızı da hepsinin uyumu ve dönüşümü noktasında bir sistem ortaya koymak zorundayız. Hamitler Yenikent’teki çöp alanını kaldıracağım dedim. Kimse bunu konuşmadı. Bu çok iddialı bir sözdü” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-01-03-at-14.57.02-1.jpeg" /></p>

<p><b>‘MALİ ANLAMDA İYİ DURUMDAYIZ’</b></p>

<p>AK Parti tarafından yapılan görevlendirme ve yoğun gündemine dair Başkan Aktaş, “Geçen hafta itibarıyla son buldu. Siyaset akademisi kapsamında 8-9 yere gittim. Tekrar bilgileri tazelemek, neler yaptık ve yapacağız konusunda bilgilendirmek adına belki AK Parti’nin de farkını ortaya koyan uygulamalardan biriydi. Ar-Ge ve Eğitimden Sorumlu Genel Başkan yardımcımız Mustafa Şen tarafından planlanan bir çalışmaydı. Sağ olsunlar, belediyecilikteki dördüncü dönem tecrübemizden dolayı verilmiş bir görevdi. Samsun, Kastamonu, Çanakkale, Balıkesir, Bilecik, Eskişehir gibi farklı şehirlerde görevler verildi. O programlarda ‘Reformcu AK Belediyecilik’ konusunda eğitimler verdim. Bu bir aylık bir programdı. Ama mesela salı günü Ankara’dayım; başkanlar kurulu toplantımız var. Çarşamba günü İstanbul’dayım; şehri ilgilendiren birkaç görüşme yapacağız. Görevler olacaktır ama önemli olan sistemin işleyişine engel olmamasıdır. Daha önceki konuşmalarımda 2021’in ikinci yarısından itibaren 2022 ve 2023’ün tam bir yapım yılı olacağını ve ihalelerin peşi sıra geleceğini ifade etmiştim. Her ne kadar fiyatların çok ciddi arttığı ve ekonominin dalgalandığı bir döneme gelmiş olsak da nihayetinde biz, mali anlamda düne göre çok daha iyi durumdayız. Şehrin belirli ihtiyaçları var ve bunların giderilmesi için Büyükşehir’in, Bakanlıkların imkânlarını sevk ve idare etmek durumundayız” şeklinde konuştu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2022-01-03-at-14.57.02-2.jpeg" /></p>

<p><b>‘TRAFİK BİR SEBEP DEĞİL SONUÇTUR’</b></p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda geride kalan 4 yılı değerlendiren Aktaş, “4, zor yıl geride kaldı. Yani ara dönemde gelmiş olmamızın vermiş olduğu bir psikoloji oldu. Tabi ki önceki Belediye Başkanımız Recep Altepe ve öncesindeki isimlerin hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Allah hepsinden razı olsun. İyi niyetle şehrin ve ülkenin kaynaklarını mümkün olduğu kadar kullanıp bu kente değer katmışlar. Şehrin bugünkü konumunda yapılanların etkisi var. Ama eksik ve aksak olanların da neler olduğu belli. &nbsp;Göreve geldiğimde ‘eski hataları yapmayacağız, onlardan ders alacağız ve mümkün olduğu kadar da o hataları düzelteceğiz’ dedim. Herkes ‘Doğanbey TOKİ’yi konuşuyor. Doğrudur bir hatadır. Hepsi düzeltilir. Hiçbir şey imkânsız değil. Ama ben başka bir şey söyledim; ‘Biz yıkarak güzelleştirme kültürünü öğreteceğiz’ dedim. Artık kaçak bina yapmama, binayı doğru yerde konuşlandırma, tarihi koruma, Bursa’yı tekrar nitelikli yeşille buluşturma konu başlıklarını ifade ettim. Herkes trafiğe kitleniyor. Trafik bir sebep değil sonuçtur. Yani hatalar yapılır ve trafik olarak karşınıza çıkar. Bu hataları yıllarca yaptık. Aynı hataları yapmamamız gerekiyor. Ve bir de mevcut hataları düzeltmemiz gerekiyor ki trafiği de rahatlatalım, yaşamı da kolaylaştıralım. Olaya sadece trafik olarak değil gürültü kirliliği, egzoz emisyonu ve sosyal hayatın pasifleşmesi olarak bakın. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Göreve geldikten 8 ay sonra genel seçim, 9 ay sonra yerel seçim, 3 ay sonra tekrar İstanbul seçimi ve 7 ay sonra da kovid süreci yaşadık. Bunların hiçbirini mazeret olsun diye söylemiyorum. Hiç biri adliye kavşağının yapılması için engel değildir. Hiçbiri trafik veya altyapı çalışmalarına engel değildir. Ama çalışmaysa konu, şuanda tarihi çalışmalar yapılıyor. Örneğin şehrin 50 yıllık içe suyu problemini ortadan kaldırmak için Çınarcık Barajı’yla alakalı girişim içindeyiz. Bunlar şehrin geleceğine yapılacak önemli yatırımlardır” dedi.</p>

<p>Başkan Alinur Aktaş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü dolayısıyla Bursalı basın mensuplarına şu mesajı iletti: “Ülkesi ve şehri için tarafsızca yazan, düşünen, eleştiren, tebrik eden, öneren, teklif veren tüm gazetecilerin gününü kutluyorum.”</p>

<p>Ziyaret sonunda karşılıklı hediye takdimi gerçekleştirildi. Başkan Aktaş, VRN Medya binasını gezerek çalışanlara ‘kolaylıklar’ diledi.</p>

<p><iframe allow=";" allowfullscreen="" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/DgMZy7MRZzc" width="640"></iframe></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/deniz-bitti-ve-kara-gorundu-h1158.html</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Jan 2022 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2022/01/deniz_bitti_ve_kara_gorundu_h1158_f0f71.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bosna’daki ateş Avrupa’yı yakar!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bosnadaki-ates-avrupayi-yakar-h1094.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye-Bosna-Hersek Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Refik Özen, Bosna Hersek&#039;te yaşanan gelişmeler hakkında Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu: Bosna Hersek’te tutuşacak bir ateş sadece Balkanları değil, Avrupa’yı da yakar!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Balkanlar ile köklü tarihi ve kültürel bağlara vurgu yapan Milletvekili Refik Özen, “Gönül coğrafyamız bizim için vazgeçilmezdir. Balkanlar ile yalnızca siyasi değil kültürel olarak da çok köklü bağlarımız var. Tarihsel bağlamda da Boşnak denince Türk akla gelir. Türkiye, her zaman Boşnakların yanındadır. Bosna Hersek’te huzursuzluğa neden olacak ve coğrafyayı ateşe atacak her türlü adımın karşısındayız” dedi.</p>

<p><b>ENDER ÜLKEYİZ</b></p>

<p>Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Milorad Dodik'in açıklamalarının Balkanlarda endişeye neden olduğunu ve tansiyonu yükselttiğini belirten Milletvekili Özen, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Bosna Hersek’teki tansiyonun düşmesi için ciddi girişimleri oldu. Ki Cumhurbaşkanımız liderliğinde Türkiye, bölgede barışın korunması adına diplomasi yürüten ender ülkelerden biridir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>BOSNA’YA ZİYARET</b></p>

<p>Türkiye’deki Boşnak sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir araya geldiği toplantıya kendilerinin de katıldığını açıklayan Özen, “Programda Boşnak kardeşlerimizin düşüncelerini, önerilerini değerlendirme imkânımız oldu. Sonra AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Efkan Ala, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ile Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegoviç'in dava arkadaşlarından Hasan Çengiç'in cenaze törenine katılmak üzere Saraybosna'ya bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyaret vesilesiyle Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Boşnak üyesi Sefik Dzaferovic ile de bir araya geldik. Görüşmelerde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de Boşnak kardeşlerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade etme imkânı bulduk” dedi.</p>

<p><b>SAĞDUYU ÇAĞRISI</b></p>

<p>Türkiye’nin Bosna Hersek başta olmak üzere Balkanlardaki barışın tesisi ve sürmesi için üzerine düşeni yapmaya çalıştığını vurgulayan Özen; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Bosna Hersek Halklar Meclisi Başkanlık Divanı Üyesi Bakir İzetbegoviç ile Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Dodik'i ayrı ayrı kabul ettiğini hatırlattı. Dodik’in ziyaret sonrası ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a savaşın bir seçenek olmadığı sözünü verdim. Başkası istedi diye savaşa gitmeyiz. Savaşmayacağız ve barışı tehlikeye atmayacağız’ dediğini hatırlatan Milletvekili Refik Özen, “Fakat Dodik, sonrasında ayrı bir ordu planını duyurdu. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu ayrılıkçı söylemlerin son bulmasını ve 'Büyük Sırbistan' hayali peşinde koşan siyasilerin daha sağduyulu ve makul açıklamalara dönmelerini bekliyoruz. Aksinin düşünülmesini dahi istemiyoruz. Barış dışında bir ihtimali hiçbir zaman düşünmedik. Bundan sonraki süreçte de düşünmüyoruz” diye konuştu.</p>

<p><b>AB’YE UYARI</b></p>

<p>Avrupa Birliği’nin (AB) konuya yönelik ilgisizliğini ve sessizliğini eleştiren Refik Özen, “Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası kuruluşların, ABD'nin, Rusya'nın ve Sırbistan'ın bu konuya yaklaşımlarının da daha etkin olmasını arzu ediyoruz. Özellikle AB’nin konuya gereken hassasiyeti göstermesini, daha etkin olmasını ve Dodik’in açıklamalarına tepki vermesini bekliyoruz. Burada patlayacak bir silahın, bir merminin, bütün coğrafyayı etkileyeceğine ve kimseye bir fayda sağlamayacağına inanıyoruz. Dolayısıyla geçmişte yaşanan acı tecrübelerden ders alınmasını diliyoruz. Bosna Hersek’te tutuşacak bir ateş sadece Balkanları değil, Avrupa’yı da yakar. Tansiyonun düşmesi ve normale geri dönülmesi noktasında bizler Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. İnanıyorum ki kısa bir sürede akli selim hâkim olur ve Bosna Hersek başta olmak üzere Balkanlardaki barışın devamı tesis edilmiş olur. Türkiye, Türk halkı olarak bizler, Boşnak kardeşlerimizin yanındayız ve onları huzursuz edecek, tedirgin edecek, coğrafyayı ateşe atacak her adımın karşısındayız. Uluslararası kuruluşları harekete geçirme noktasında da diplomatik girişimlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>BARIŞI KORUMAK ZORDUR</b></p>

<p>Milletvekili Özen, Boşnaklara seslendi: “Boşnak kardeşlerimiz müsterih olsunlar, Türkiye her zaman yanlarında, bundan sonra da Türk halkı olarak başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve bizler olmak üzere yanlarında olmaya devam edeceğiz. ‘Barışı korumak, savaşmaktan daha zordur’ diyoruz. Barışı tesis etmek noktasında da üzerine görev düşen herkesi sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyoruz.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bosnadaki-ates-avrupayi-yakar-h1094.html</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Dec 2021 01:39:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/bosnadaki_ates_avrupayi_yakar_h1094_43bb3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir havan topu tüm kazanımları yok edebilir!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bir-havan-topu-tum-kazanimlari-yok-edebilir-h1093.html</link>
      <description><![CDATA[Bosna Hersek’te son dönemde yaşanan gelişmeler, gerilimi ve endişeyi giderek tırmandırıyor. Ülkede olası savaş ve bölünme tehdidini Balkanlar üzerine yaptığı akademik çalışmalarla tanınan Dr. Erhan Türbedar&#039;a sorduk: Bir havan topu, Bosna-Hersek’te son 26 yıl içinde elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırabilir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Röportaj: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Yakın zamanda yayınladığı ‘Bosna Hersek’te Endişelendiren Gelişmeler’ ve ‘Bosna-Hersek’te Milliyetçi Söylemlerin Tehlikeli Yükselişi: Tarih Tekerrür mü Ediyor?’ başlıklı iki farklı araştırma makalesi ve katıldığı TV programlarındaki açıklamalarıyla söz konusu gündeme ilişkin kamuoyunu bilgilendiren ve dikkat çeken isimler arasında yer alan Dr. Erhan Türbedar, Bursa Görüş’ün sorularını yanıtladı.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna Hersek’teki mevcut siyasi durum hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bosna-Hersek’teki barış ortamı 2021’in ikinci yarısında tehlikeli bir hal aldı. Bir devlet olarak Bosna-Hersek ise, savaş sonrası dönemin en ciddi siyasi ve varoluşsal kriziyle karşı karşıya kaldı. Bunun en büyük sorumlusu, Bosnalı Sırpların liderlerinden Milorad Dodik’in tehlikeli boyutlara varan ve Moskova tarafından desteklenen bölücü siyasetidir.</p>

<p>15 yıldır Bosna-Hersek’i parçalama, Bosna-Hersek’in entitelerinden Sırp Cumhuriyeti için bağımsızlık referandumu düzenleme ve barışçıl yoldan ayrılma söylemlerinde bulunan Dodik, son zamanlarda devletin kurumlarına karşı kademeli bir darbeyi anımsatan yıkıcı adımlar atmaya başladı. Nitekim Dodik’in girişimiyle Bosna-Hersek’in entitelerinden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin Ulusal Meclisi’nde 10 Aralık 2021’de alınan kararlar son derece endişe vericidir. Bu kararlarla Bosna-Hersek devletine ait yetkilerin Sırp Cumhuriyeti’ne aktarılması ve bu entitede paralel kurumların oluşturulmasını öngören yasal düzenlemelerin hazırlanması talep ediliyor. Nitekim Sırp Cumhuriyeti Ulusal Meclisi paralel İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'nun kurulmasını öngören yasayı kabul etti bile.</p>

<p>Hâlbuki Bosna-Hersek Anayasası entitelerin ülke kurumlarından tek taraflı çekilmesine izin vermiyor. Kaldı ki entitelerin Bosna-Hersek yasalarının uygulanmasını yasaklamaya da yetkisi yoktur. Bunları görmezlikten gelip, Bosna-Hersek Silahlı Kuvvetleri’nin Sırp Cumhuriyeti’ndeki kışlalarına da el koyacağını ifade eden Dodik, Batılı ülkelerin olası müdahalesine karşılık “dostlarını” yardıma çağırmakla tehdit ediyor. Dodik aslında her ne zaman seçimler yaklaşsa, bağımsızlık referandumlarıyla tehdit ediyor. Bu söylemlerle de her seferinde seçimleri kazanıyor. Bu sefer Dodik’in karşısında güçlü bir Sırp muhalefetinin yükseliyor olması ve Sırp Cumhuriyeti’nin ekonomik durumunun iyice bozulması nedeniyle, Dodik popülist siyasetinde çok daha ileriye gitmeye ihtiyaç duymuş olabilir. Ancak kontrolü kaçırdı ve attığı hamleleri, Bosna Savaşı’nı sona erdiren Dayton Barış Antlaşması’nın da yıkılması, böylece Bosna-Hersek’te 26 yıldır süren barışın ve kaydedilen bütün ilerlemelerin ortadan kaldırılması anlamına geliyor.</p>

<p>Kendi kendilerini yönetmeyi amaçlayan Bosnalı Hırvatların milliyetçileri de Dodik’in yanında durarak eski güvensizliklerin canlanmasına katkıda bulunuyor. Bir başka ifadeyle, Dodik’in yarattığı krizden istifade etmek amacıyla, Bosnalı Hırvatlar da kendilerine ait ayrı bir yönetim bölgesi oluşturmayı amaçlayan etkinliklerini yoğunlaştırdı. Böylece Bosna-Hersek son aylarda “çifte kriz” sarmalı içine sürüklendi.</p>

<p>Dolayısıyla tarih sanki tekerrür ediyor. Zira Bosna-Hersek, tarih boyunca Sırp ve Hırvat milliyetçi projelerinin hedefinde oldu. Cvetković ve Maček, Milošević ve Tuđman, Karadžić ve Boban değişik dönemlerde Bosna-Hersek topraklarının paylaştırılmasını kendi aralarında görüştü. Son yıllarda ise, Bosna-Hersek devletinin yaklaşık bin yıllık tarihini ve Boşnakların kimliğini reddeden Sırp ve Hırvat milliyetçilerinin, Bosna-Hersek devletinin restore edildiği 25 Kasım 1943 tarihini tanımıyor olmaları, 21. yüzyılda da Bosna-Hersek’in tehdit altında kaldığına işaret ediyor.</p>

<ul>
	<li><b>Dayton Barış Antlaşması (DBA) ile anlaşmanın kazanım ve kayıpları hakkında bilgilendirme yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı’nı sona erdiren DBA, Bosna-Hersek’in uluslararası alanda tanınmış sınırları ile bağımsız bir devlet olarak ayakta kalmasını sağlamıştır. DBA, Bosna-Hersek devletinin ve toplumunun yeniden bütünleşmesi için gerekli temelleri de atmış, ancak siyasi irade eksikliği nedeniyle bu gerçekleşmemiştir. Dahası, DBA ile Bosna-Hersek’e getirilen verimsiz siyasal ve idari yapı, savaş döneminden kalma etnik bölünmüşlüğü yasallaştırdığı için, ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine ciddi bir sınama bırakmıştır.</p>

<p>Bosna-Hersek’in önde gelen siyasi liderleri ülke halklarının barıştırılması için neredeyse hiçbir şey yapmadı. Bunun yerine, seçimlerde oylarını arttırmak maksadıyla özellikle Sırp ve Hırvat siyasetçiler milliyetçi ve popülist retorik kullanmış, ülkedeki etnik bölünmüşlüğü bilinçli olarak sürdürmüştür.</p>

<p>Bosna-Hersek’te milliyetçilik ve siyasal bölünmeler, devlete ait varlıkların yağmalanması için de kullanılıyor. Günümüzde önde gelen siyasetçilerin büyük çoğunluğu, maaşlarıyla edinemeyecekleri bir servete ulaşmış bulunuyor.&nbsp; 2020 yılında Bosna-Hersek’te yapılan bir kamuoyu yoklamasında, “Sizce ülkenizin karşı karşıya olduğu en önemli iki sorun nedir?” sorusuna halk yüzde 45 oranında işsizlik, yüzde 39 oranında ekonomik durum, yüzde 27 oranında yolsuzluklar ve yüzde 21 oranında suçlar cevabını vermiştir.&nbsp; Bu tür anketler, siyasilerin dayattığı milliyetçi söylemlerin aksine, halkın ülkenin yolsuzluk ve organize suçlardan arındırılmasını, ayrıca onurlu bir yaşamı mümkün kılan bir ekonominin geliştirilmesini önemsediğini göstermektedir. Ancak Bosna-Hersek’in önde gelen siyasi partileri halka en temel ekonomik altyapıyı bile sunamadıkları gibi rüşvet ve organize suçlara karşı mücadele etme konusunda da yeterince istekli değildir. Bunun sebebi, yolsuzluk ve organize suç bağlantılarının bazı durumlarda devletin tepesine kadar uzanıyor olmasıdır. Böyle bir ortamda ise, umutlarını yitiren aileler ve gençler Bosna-Hersek’ten göç etmek zorunda kalıyor.</p>

<p>Boşnaklar üniterci, Sırplar ayrılıkçı, Hırvatlar ise özerkçi siyaset izlediği için Bosna-Hersek’in bu üç kurucu halkı kendi aralarında çok az konuda uzlaşmaya varabiliyor. Boşnaklar, Bosna-Hersek’in Avrupa standartları temelinde, her oyun eşit ağırlığı olan demokratik ve mümkün olduğunca bütünleşmiş bir devlete dönüştürülmesini arzuluyor. Sırplar sadece Sırp Cumhuriyeti’ni önemsiyor ve Bosna-Hersek’ten bir gün ayrılmanın hayalini kuruyor. Hırvatlar ise siyasi anlamda Boşnakların gölgesinde kaldıklarını iddia ederek, Bosna-Hersek’in daha fazla ademi merkezileştirilmesini ve bu yoldan kendi kendilerini yönetebilmeyi hedefliyor. Hırvatların asıl hedefi ise, Bosna-Hersek içinde sadece Hırvatlara ait olacak üçüncü entitenin kurulmasıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Son dönemde yaşanan krizin nedenleri ve kaynağı nedir?</b></li>
</ul>

<p>Bosna-Hersek’te yaşanan son olumsuz gelişmeleri anlayabilmek için hem küresel düzeyde hem de AB ve Balkanlar bölgesinde yaşanan kırılmaları anlamakta fayda vardır. Son yıllarda dünya düzeni, uzun vadeli etkilerini henüz tam olarak anlayamadığımız bir şekilde sarsıldı. Dahası, liberal demokrasi fikri, Batılı ülkelerin kendisinde popülizmin ve liberal olmayan siyasetin yükselişinin tehdidi altına girdi.</p>

<p>Öte yandan, son yıllarda sallantıda olan AB Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova ve Sırbistan’a karşı sorumsuzca davranıyor. AB, bu ülkelere üyelik kapılarını açık tutmaya devam ettiğini söylese de genişleme sürecini 2021’de adeta durdurdu. Yıllardır AB’yi sarsmakta olan ekonomik sorunlar, mülteci krizi, İngiltere’nin ayrılma kararı, aşırı sağın yükselmesi ve Birliğin eski ile yeni üyeleri (eski Doğu Bloku ülkeleri) arasındaki siyasi bölünmeler, AB ülkelerinin Balkanlara olan ilgisini azaltmasına yol açmıştır. Üye ülkelerin yöneticilerinde AB’nin genişlemesine yönelik genel bir isteksizlik gözlemlenirken, AB vatandaşlarının da genişlemeye desteği neredeyse kalmamıştır. Böyle bir ortamda, söz konusu Balkan ülkeleri de reform süreçlerini ağırdan almaya ve birbirine karşı ilişkilerde daha az anlayışlı olmaya başlamıştır.</p>

<p>Bunun dışında, AB’ye üyelik perspektifinin zayıflamasıyla, Balkanlarda Rusya ve Çin gibi diğer uluslararası aktörler varlığını güçlendirmiş ve bölge ülkeleri ve halkları arasındaki rekabetin yeniden su yüzüne çıkmasını tetiklemiştir. Bu yöndeki küresel gelişmeler, Bosna-Hersek üzerinde ince hesapları olan aktörleri “şimdi tam zamanı” diyerek harekete geçirmiş olabilir. &nbsp;</p>

<p>Nisan 2021’de medyaya sızan ve Bosna-Hersek’in bölüştürülmesini öneren gizli belge (non-paper), hem Dodik’i hem de Bosnalı Hırvatları siyasi hedeflerine ulaşmak doğrultusunda ümitlendirmiş olsa gerektir. Belgede Sırp Cumhuriyeti’nin Sırbistan ile birleştirilmesi, Hırvatların kontrolündeki Bosna-Hersek topraklarının ya Hırvatistan ile birleştirilmesi ya da özel statüye kavuşturulması, Boşnaklara ise Bosna-Hersek’in küçük bir kısmının bırakılması önerilmiştir. Slovenya Başbakanı Janez Janša’nın aracılığıyla AB kurumlarına ve çeşitli ülkelere gönderildiği iddia edilen bu belgenin kimler tarafından, ne zaman ve nerede yazıldığı bilinmiyor. Deşifre edilince inkâr edilip rafa kaldırılan bu belgenin özellikle Dodik’in ayrılıkçı iştahını daha fazla kabarttığı söylenebilir.</p>

<ul>
	<li><b>Soykırım inkârı yasasının krize etkisi nedir?</b></li>
</ul>

<p>Dodik’in Bosna-Hersek devletine karşı adeta bir darbe başlatmasına sebebiyet veren görünürdeki gelişme eski Yüksek Temsilci Valentin Inzko’nun, 23 Temmuz 2021 tarihinde Bosna-Hersek Ceza Kanunu’na Srebrenitsa Soykırımı’nın inkârını ve savaş suçlularının övülmesini yasaklayan hükümler ekletmesi oldu.&nbsp; Inzko’nun bu kararı Boşnakları sevindirirken soykırımı inkâr eden ve geçmişte Sırplık adına işlenen diğer suçlarla yüzleşmemiş olan Sırpları öfkelendirdi. Kararın ardından Dodik Bosna-Hersek devlet kurumlarının çalışmalarını bloke etmeye başladı ve Bosna-Hersek Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerin uygulanmasını yasaklayan bir kararı Sırp Cumhuriyeti meclisinden geçirdi. Dodik bunlarla da kalmayarak Dayton sonrası dönemde savunma, vergilendirme ve yargı gibi alanlarda üç kurucu halkın (ve kendisinin) rızasıyla gerçekleştirilen kilit kazanımların Sırp Cumhuriyeti’nde geçersiz kılınması için somut adımlar atmaya ve bunlarla ilgili devlet düzeyindeki kurumları yok saymaya başladı. Ancak Inzko’nun kararı görünürdeki bahaneydi. Dodik zaten benzer krizi çıkartmaya hazırdı.</p>

<ul>
	<li><b>Söz konusu krizde ABD, Rusya ve AB’nin (Sırbistan ve Hırvatistan etkisini) rolünü nasıl değerlendirirsiniz?</b></li>
</ul>

<p>Uluslararası alanda Dodik’in en büyük müttefikinin Rusya olduğunun altı çizilmelidir. Moskova’nın desteğini alan Dodik ise son yıllarda adeta Rusya’nın bir valisiymiş gibi davranıyor. Moskova, geleneksel olarak hangi konu olursa olsun Sırp Cumhuriyeti’nin arkasında durmakla adeta Bosnalı Sırpların uluslararası sözcüsü olma rolünü üstleniyor.</p>

<p>Rusya, Balkanlarda sadece Bosnalı Sırpların değil, Sırbistan ve Karadağ’daki Sırpların muhafazakâr kesimleri üzerine de önemli yatırımlar yapıyor. Nerede düzen bozucu bir politikacı varsa onu destekleyen Rusya, Kosova gibi bölgesel sorunları da kendi çıkarları doğrultusunda istismar ediyor. Bugün Moskova’nın Balkanlardaki temel hedefinin, Batılı ülkelerin bu bölgedeki etkinliğini zayıflatmak olduğu söylenebilir.</p>

<p>Son yıllarda Batılı devletler ile Moskova arasında bir etki ve hesaplaşma alanına dönüşen Balkanlar, Avrupa’da güvenebileceği ülke ve müttefik sayısı gittikçe azalan Rusya açısından daha önemli hale geldi. Bu nedenle Rusya etkisini kaybetmemek için, Bosna-Hersek’teki barış ortamına zarar vermeyi göze alarak, Dodik’in arkasında duruyor. Aslında Balkanların Rusya’nın bir çeşit askeri üssüne dönüştürülmesi Moskova’nın öncelliği değildir. Rusya Balkanlardan ziyade, NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerden uzak durmasını istiyor. Nitekim bu ayın ortalarında Moskova ABD’ye “Rusya ve ABD Arasında Güvenlik Garantilerine İlişkin Taslak Antlaşma ve “Rusya ve NATO Üye Devletleri İçin Güvenlik Tedbirlerine İlişkin Taslak Antlaşma” gönderdi. Bu antlaşmalarla Moskova Doğu Avrupa’da etkinliğinin korunmasına karşılık Balkanlardan çekilmeye hazır olduğunu gösterdi. Bir başka ifadeyle, Rusya Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, ABD ile etki alanlarının paylaşımını istiyor. Dodik gibi politikacıları kullanarak ise Rusya ABD’ye karşı pazarlık payını artırmayı hedefliyor. ABD Rusya’nın önerilerini kabul ederse, Moskova Dodik’i desteklemekten vazgeçeceği için, siyasi kariyeri çok uzun sürmeyecektir.</p>

<p>Dodik’in yanında güçlü bir şekilde duran tek AB ülkesi Macaristan’dır. Budapeşte AB’nin Dodik’e yaptırımlar uygulamasına karşı olduğu gibi, Sırp Cumhuriyeti’ne 100 milyon Avro tutarında yardım yapacağını da duyurdu. Son günlerde ise Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Boşnaklar hakkındaki sözleri tartışma yarattı. Orban “2 milyon Müslüman’ın yaşadığı bir devletin güvenliğini nasıl yöneteceğimiz, Avrupa’nın güvenliği için de kilit bir konudur” sözleriyle Bosna-Hersek ve Boşnaklara karşı önyargılı olduğunu gösterdi. Macaristan’a ilişkin bir skandal daha Macar asıllı ve Orban’la yakınlığıyla bilinen AB Komşuluk ve Genişleme Komiseri Oliver Varhely ile ilgili oldu. Bosna-Hersek medyasına sızan bir belgeye göre, Dodik ve Varhely, Sırp Cumhuriyeti’nin Ulusal Meclisi’nin 10 Aralık 2021’daki özel oturumun tarihi ve bu yıkıcı oturumda alınan kararların altı ay süreyle ertelenmesi üzerinde önceden uzlaşmış.</p>

<p>Balkan ülkelerinden Sırbistan ve Hırvatistan son yıllarda Bosna-Hersek’teki istikrarı bozan ülkeler olarak değerlendiriliyor. Son zamanlarda Sırp politikacıların Büyük Sırbistan projesini çağrıştıran “Sırp Dünyası” söylemleri dikkat çekiyor ve bölge ülkelerinde rahatsızlık yaratıyor.&nbsp; Örneğin Sırbistan İçişleri Bakanı Aleksandar Vulin Temmuz 2021’de, “Bu nesil politikacıların görevi bir Sırp Dünyası yaratmak, yani yaşadıkları her yerde Sırpları birleştirmektir” yönünde açıklamada bulunmuştu.</p>

<p>Sırbistan Dodik’i dizginlemek için şimdilik hiçbir şey yapmadı. Dizginlemek isteseydi Dodik oynamakta olduğu “ya hep ya hiç” oyununa kolay kolay giremez, AB ve ABD’li politikacıların Bosna-Hersek’i ziyaret edip Dodik’i durdurmaya çalışmasına da ihtiyaç kalmazdı. Kaldı ki Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, Nisan 2022’de düzenlenecek seçimler öncesinde milliyetçi kesimin oylarını kaybetmemek için Dodik ile herhangi bir şekilde ters düşmeyi göze almayacaktır. Bu sebeple seçimlere kadar Belgrad’ın Dodik’i durdurmak için daha somut bir adım atması beklenemez. Yine de Belgrad, belli bir noktadan sonra Batılı ülkelerle ilişkilerini düşünerek Dodik’in Sırbistan’ı içine çekmeye çalıştığı tehlikeli oyuna dur demeyi tercih edebilir.</p>

<p>Hırvatistan’ın tutumuna gelince, Zagreb, Stjepan Mesić’in cumhurbaşkanlığı döneminde (2000-2010) Bosna-Hersek’e karşı son derece yapıcı ve dostane bir siyaset izlemişti. Ancak Hırvatistan 2010’lu yıllardan itibaren Dodik’in politikalarını bir gerçeklik olarak kabul etmeye ve son derece tehlikeli olan bu projeyle işbirliği yapmaya başlamıştır.&nbsp; Özellikle Zagreb son iki yılda bir AB ve NATO üyesi olarak Bosnalı Hırvatların talepleri doğrultusunda lobi çalışmalarını yoğunlaştırdı. Temmuz 2021’de Saraybosna’daki devlet kurumlarını dikkate almadan Bosnalı Hırvatları ziyaret eden Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “Bosna-Hersek’teki Hırvatların haklarıyla ilgili artık taviz vermeyeceğiz” sözleriyle Saraybosna’ya ve uluslararası kamuoyuna açık bir mesaj verdi.&nbsp;</p>

<p>Bosna-Hersek 10 yıldan fazla Batılı ülkelerin gündeminde değildi. Ancak Dodik’in en son yıkıcı eylemleriyle birlikte Batı nihayet Milorad Dodik’i Bosna-Hersek’in bekası için en büyük tehdit olarak işaretledi. Dahası, son zamanlarda Balkanlar ve Bosna-Hersek konusunda ABD, İngiltere ve Almanya gibi AB ülkeleri arasında artan bir koordinasyonu tespit etmek mümkündür. Batılı ülkeler Dodik’in durmasını, 2021’in ikinci yarısında yaptıklarını geri çekmesini ve Bosna-Hersek devletinin daha fazla güçsüzleştirilmesine yönelik faaliyetleri sonlandırmasını istiyor. Aksi takdirde Dodik ve yandaşlarına karşı yaptırım uygulanacağı ifade ediliyor. Ancak bu yaptırımların ne ölçüde etkili olabileceği tartışmalıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Türkiye’nin Balkanlar politikası bağlamında Bosna Hersek’e ilişkin geliştirdiği tutum ve uygulamalar ile son krize yönelik atılan adımları nasıl yorumlarsınız?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye, Balkanlarda bir tamamlayıcı güç olarak rol alıyor. Bir taraftan henüz NATO ve AB üyesi olmamış Balkan ülkelerinin Avrupa-Atlantik kurumlara bütünleşmesini arzuluyor, diğer taraftan da Balkanlardaki barış ve istikrarı hedefleyen tüm çabaları yakından destekliyor. Türkiye, Balkanlarda sahip olduğu tarihi geçmişi ve deneyimi sayesinde, Bosna-Hersek’in bağımsız bir devlet olarak ancak bütün halklarının ortak bir devleti olarak varlığını sürdürebileceğini biliyor. Silahlı kuvvetleriyle ve Barışı Uygulama Konseyi’ndeki üyeliğiyle ise Türkiye uzun süreden beri Bosna-Hersek’te barış ortamının ve ilerlemenin sürdürülmesine önemli katkılar sağlıyor. Bosna Savaşı yıllarında Ankara Zagreb ile işbirliği yaparak, Boşnak ile Bosnalı Hırvatlar arasında güvenin inşa edilmesini destekliyordu. Richard Holbrooke ise Dayton Barış Anlaşması’nın parafe edilmesinden iki ay önce Ankara’da “Sırp Cumhuriyeti” ismi üzerine anlaşmaya varıldığına ve merhum Boşnak lider Alija Izetbegović’in buna Ankara’daki ABD büyükelçiliğinde onay verdiğine tanıklık etti.</p>

<p>Bosna-Hersek’teki durumunun ciddiyetinin farkında olan Türkiye, bu ülkeye yönelik diplomasisini üst seviyeye çıkartmış bulunuyor. Kasım 2021’de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem Türkiye’deki Boşnak STK’larını dinlemiş hem Dodik dâhil Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı üyeleriyle görüşmüş, hem de üst düzey bir Türk heyetini istişareler için Saraybosna’ya göndermiştir.</p>

<p>Ankara Saraybosna, Belgrad, Zagreb, Moskova, hatta Dodik’in kendisiyle sahip olduğu iyi ilişkiler sayesinde Bosna-Hersek’teki mevcut durumu istikrara kavuşturma potansiyeline sahiptir. Ancak Balkanlar’daki jeopolitik çekişmeleri ve milliyetçi projeleri dikkate alarak Türkiye’nin bu konuda akıllıca adımlar atması gerekiyor. Tarafların gerçek niyetlerinin farkında olarak, Ankara Bosna-Hersek’in etnik çizgilere göre daha fazla bölüştürülmesine müsaade etmemelidir.</p>

<ul>
	<li><b>Ülkede Sırp siyasetçilere yönelik başlatılan soruşturmanın süreci nasıl etkiler?</b></li>
</ul>

<p>Bosna-Hersek Savcılığı Dodik ve Sırp Cumhuriyeti’nin diğer 12 yetkilisine karşı büyük bir gecikmeyle soruşturma başlattı. İşin ilginç tarafı, soruşturma emri çıkarıldıktan sonra, savcılık Sırp Cumhuriyeti’nin muhalefet liderlerini Sırp Cumhuriyeti Ulusal Meclisi’nin 10 Aralık 2021 tarihli oturumu hakkında tanık olarak konuşmaları için çağırmaya başladı. Halbuki bu özel oturumda yıkıcı kararlar alınırken muhalefet partileri Sırp Cumhuriyeti Ulusal Meclisi’ni terk etmişti. Bu yönüyle Bosna-Hersek Savcılığının Sırp Cumhuriyeti yetkililerine karşı yürüttüğü soruşturma şimdilik bir çeşit komediye benziyor. Kaldı ki Dodik ve adamları Bosna-Hersek Savcılığı’nın kararlarını tanımayacak ve durum daha da karmaşık hale gelebilir.</p>

<ul>
	<li><b>Bir savaş ihtimali görüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Duyguların gerildiği bu tür anlarda çocuklar arasındaki en küçük bir tartışma bile etnik çatışmalara dönüşebilir. Dodik ilan ettiği ayrılma planlarında ciddi ise, 1992-1995 savaşından daha küçük ölçekli olan çatışmaların yaşanmasına sebebiyet verebilir. Bu ihtimali güçlendiren, Bosna-Hersek’e son darbeyi vurmak için Sırp ve Hırvat milliyetçileri arasında kurulan ittifaktır. Bu nedenle, NATO’nun bir an önce birliklerini Bosna-Hersek’e sevk etmesi gerekmektedir. Zira bir havan topu, Bosna-Hersek’te son 26 yıl içinde elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırabilir, Balkanları ise yeniden istikrarsızlığa sürükleyebilir. Balkanların ihtiyaç duyduğu son şey, yeni etnik çatışmalardır.</p>

<ul>
	<li><b>Boşnakların özellikle AB ülkeleri ve Türkiye’ye göçüyle birlikte azalan nüfus varlığının süreci ne yönde etkilediğini düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>2013 yılında gerçekleştirilen en son nüfus sayımında Bosna-Hersek’in toplam nüfusu 3.531.159 olarak tespit edilmiştir. Bunların içinden yüzde 50,1’i Boşnak (1.769.592 kişi), yüzde 30,8’i Sırp (1.086.733 kişi), yüzde 15,4’ü Hırvat (544.780 kişi) ve yüzde 3,7’si Diğerler kategorisinde kaydedilmiştir. Sırpların yüzde 92,1’i Sırp Cumhuriyeti’nde, Boşnakların yüzde 88,3’ü ve Hırvatların yüzde 91,4’i ise Boşnak-Hırvat entitesinde (FBiH) yaşıyor. Nüfus Bosna-Hersek’in üç kurucu halkında da azalıyor. Zira siyasetçilerin ülkeyi getirdikleri durum nedeniyle, umutlarını yitiren aileler ve gençler Bosna-Hersek’ten göç etmek zorunda kalıyor. Mevcut verilere göre, 2015-2021 döneminde çoğunluğu genç ve vasıflı kişilerden oluşan 370 bin kişi Bosna-Hersek’i terk etti. Günümüzde Bosna-Hersek’te gerçekten yaşayan Sırpların sayısının 800 bini, Hırvatların sayısının ise 250 bini aşmadığı tahmin ediliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna Hersek Genelkurmay Başkanı Korgeneral Senad Masovic’in Türkiye ziyareti hakkında ne düşünüyorsunuz? </b></li>
</ul>

<p>Devletler arasında zaman zaman güven tazelemeyi amaçlayan değişik ziyaretler gerçekleşir. Ancak bu ziyaretin zamanlaması ilgi çekici sayılabilir. Birçok ülke gibi, Bosna-Hersek de Türk Savunma Sanayii’nin çığır açan yeniliklerine ilgi duyuyor. Bu konuda bazı temaslar daha önce de sağlandı. Hatırlatmak gerekirse, 3 Mart 2021 tarihinde Ankara’da, Türkiye ile Bosna Hersek arasında Askeri Mali İşbirliği Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Türkiye Bosna-Hersek Silahlı Kuvvetleri’ne belirli bir yardım yapmayı da taahhüt etti.</p>

<p>Yine de Senad Masoviç’in Türkiye’deki temaslarının sembolik bir mesaj olduğuna inanıyorum. O da Bosna-Hersek’in karışması durumunda hem bir kardeş ülke hem de önemli bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin kayıtsız kalmayacağıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yakında Bosna Hersek’i ziyaret edeceği basına yansıdı. Bu ziyareti de değerlendirir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye Bosna-Hersek’teki barışa, istikrara ve ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine büyük önem veriyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Bosna-Hersek ziyaretinde üst düzey yetkililerle görüşmesi bekleniyor. Bu görüşmelerde iki ülke arasında savunma alanında işbirliği, Bosna-Hersek’teki güvenlik durumu ve muhtemelen Bosna-Hersek Silahlı Kuvvetleri’ne yardım konusunda daha önce üzerinde uzlaşılanların uygulanması ele alınacak.</p>

<ul>
	<li><b>Türkiye’nin Balkanlar politikasının bir yansıması olarak desteklediği Saraybosna-Belgrad Otoyolu projesi ve bu kriz arasında bir ilinti var mı? Süreç projeyi nasıl etkiler?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’nin önerdiği ve desteklediği Saraybosna-Belgrad Otoyolu projesini bir Barış Projesi olarak görüyorum. İnsanları ayrıştırılmayan, aksine onları ekonomik ilişkilerle ve artan insan hareketliliğiyle bağlan bir projedir. Bu tür projelere sadece Sırbistan ve Bosna-Hersek değil, tüm Balkan ülkelerinin ihtiyacı vardır. Ancak Bosna-Hersek’teki son kriz bu projenin uygulanmasını geciktirebilir. Kaybeden de Bosna-Hersek ekonomisi olur.&nbsp;</p>

<p>---</p>

<p><b>Dr. Erhan Türbedar Kimdir?</b></p>

<p>Gazi Üniversitesi’nde lisans öğrenimini tamamlamasının ardından aynı üniversitede Balkanların iktisadi dönüşüm sürecine ilişkin yazdığı tezle yüksek lisans, Balkan ülkelerinin ulaştırma politikalarına ilişkin yazdığı tezle doktora derecesi aldı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nda uzman ve kıdemli dış politika analisti görevlerinde bulundu. Hacettepe Üniversitesi, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ve Milli Savunma Üniversitesi’nde Balkanlar üzerine dersler verdi. Bölgesel İşbirliği Konseyi (RCC) ve SESRIC-İslam İşbirliği Teşkilatı’nda çeşitli görevler yürüten Türbedar halen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nde kıdemli danışman olarak görev yapmaktadır. İngilizce, Sırpça-Hırvatça-Boşnakça ve Arnavutça bilmektedir.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bir-havan-topu-tum-kazanimlari-yok-edebilir-h1093.html</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Dec 2021 01:35:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/bir_havan_topu_tum_kazanimlari_yok_edebilir_h1093_38edf.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa İRAP bize ne diyor?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-irap-bize-ne-diyor-h1092.html</link>
      <description><![CDATA[Birinci derece deprem kuşağında yer alan ve çeşitli afet riskleri barındıran Bursa için geçen hafta önemli bir toplantı yapıldı. Bursa İl Afet Risk Azaltma Planı (Bursa İRAP) kamuoyuna tanıtıldı. Yoğun gündemde sınırlı yer bulunan ve kent için 6 amaç, 39 hedef ve 245 eylem belirlendiği duyurulan Bursa İRAP nedir? Plan, neleri barındırmaktadır? Bursa Görüş okuyucusu için derledik…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>&nbsp;
<p>Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) tarafından hazırlanan Bursa İRAP, geçen hafta Vali Yakup Canbolat başkanlığındaki bir tanıtım toplantısıyla Tayyare Kültür Merkezi’nde kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
</p>

<p>Bursa İRAP’ı hazırlama sürecine 68 ayrı kurum ve kuruluşu temsilen 175 temsilcinin katıldığı açıklandı. ‘Deprem’, ‘Kütle Hareketleri’, ‘Taşkın-sel’, ‘Meteorolojik ve İklim Değişikliği Kaynaklı Afetler’ ve ‘Endüstriyel Kazalar’ Bursa’da öne çıkan afetler olarak ele alındı. Bursa İRAP kapsamında 6 amaç, 39 hedef ve 245 eylem belirlendiği duyuruldu. Kamuoyuna bu ifadelerle yansıyan Bursa İRAP’ın ayrıntılarını AFAD Bursa yetkililerinden alınan verilere göre Bursa Görüş okuyucuları için derlendik.</p>

<p><b>İL AFET RİSK AZALTMA PLANI (İRAP) NEDİR?</b></p>

<p>Afetlerin olası etkilerini dikkate alarak; bu etkileri en aza indirmek adına afetler olmadan hayata geçirilmesi gerekenleri süreç dâhilinde tarifleyen, sorumluları ve sorumlulukları tanımlayan sürdürülebilir bir plandır. Bu plan herhangi bir kurum ve kuruluşun değil ildeki tüm kurum ve kuruluşların iş birliği ile oluşturulan bir plandır.</p>

<p><b>BURSA İRAP SÜRECİ </b></p>

<p>Bursa İRAP (İl Afet Risk Azaltma Planı) çalışmalarına Ocak 2021 tarihi itibariyle başlandı. Plan hazırlanırken Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından illere gönderilen İRAP Hazırlama Kılavuzundan yararlanıldı. 28 Ocak 2021’de Vali Yakup Canbolat başkanlığında ildeki Kamu Kurum/Kuruluş Yöneticileri ile İRAP Üst Düzey Bilgilendirme Toplantısı yapıldı. 11 Şubat 2021 tarihinde AFAD İl Müdürü Yalçın Mumcu başkanlığında Teknik Çalışma Grubuna seçilen konusunda uzman Kurum/Kuruluş personelleri ile İRAP Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi. İRAP kapsamında muhtelif tarihlerde ilimizde yer alan kamu kurum/kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte 2 çalıştay, 35 bilgilendirme toplantısı ve 5 tanıtım toplantısı düzenlendi. Bu toplantılarda İRAP planının önemine ve paydaş kurum kuruluşların görev ve sorumluluklarına vurgu yapıldı. İRAP kapsamında yapılan anket sonucu ve ildeki mevcut afet geçmişi dikkate alınarak seçilen afet türleri Deprem, Kütle Hareketleri, Taşkın/Sel, Meteorolojik ve İklim Değişikliği Kaynaklı Afetler ve Endüstriyel Kazalar olarak belirlendi. Yapılan çalışmalar doğrultusunda ildeki afet risklerini önlemek için 6 Amaç, 39 Hedef ve 245 Eylem ve eylemlere ait sorumlu-destekleyici kurum ve kuruluşlar belirlendi.</p>

<p><b>AFET TÜRÜNE GÖRE EYLEM DAĞILIMI</b></p>

<p>Bursa İRAP kapsamında ‘Deprem’ için 67, ‘Kütle Hareketleri’ için 22, ‘Taşkın/Sel’ için 71, ‘Meteorolojik ve İklim Değişikliği Kaynaklı Afetler’ için 61, ‘Endüstriyel Kazalar’ için 23 ve tüm afetler için 1 eylem kabul edildi.</p>

<p><b>BURSA İRAP AMAÇLARI</b></p>

<p>Bursa İRAP kapsamında şu 6 amaç belirlendi: ‘Şehrimizi Afetler Karşısında Daha Dirençli Hale Getirmek’, ‘Afetlere Karşı Toplum Bilincini Arttırmak’, ‘Afet Sonrası Müdahale ve İyileştirme İçin Kapasiteyi Arttırmak’, ‘Afet Yönetiminde İş Birliğini Güçlendirmek’, ‘Risk Yönetimi İçin Veri Toplama’ ve ‘Afetlere Karşı Koruyucu Tedbirleri Alarak Etkilenebilirliği Azaltmak’</p>

<p><b>BURSA İRAP HEDEFLERİ</b></p>

<p>‘Şehrimizi Afetler Karşısında Daha Dirençli Hale Getirmek’ amacı bağlamında şu hedefler belirlendi:</p>

<ul>
	<li>‘Afete Dayanıklı Yapılaşma’</li>
	<li>‘Kamu ve Özel Sektör Yatırımlarının Afetler Karşısında Denetimlerini Artırmak’</li>
	<li>‘Riskli Yapılar İçin Çözüm Uygulamaları’</li>
	<li>‘Kültürel Miras Yapılarının Afet Risklerinin Azaltılması’</li>
	<li>‘Mekânsal Planlamada Afet Risklerini Dikkate Almak’</li>
	<li>‘Alt Yapı Yatırımlarında Afet Risklerini Dikkate Almak’</li>
	<li>‘Riskli Alanlar İçin Çözüm Uygulamaları’</li>
	<li>‘Taşkın Tehlikesini Azaltmak’</li>
	<li>‘Taşkına Direnci Arttırmak’</li>
	<li>‘Endüstriyel Kurum ve Kuruluşlar Arası İş Birliğini Artırmak’</li>
	<li>‘Binalarda, Ortak Kullanım Alanlarında ve Ulaşımda İklim Değişikliğine Yönelik Azaltım Önlemlerinin Azami Düzeye Çıkarılması’</li>
	<li>‘Yenilenebilir Enerji Yatırımları İle İklim Değişikliğine Yönelik Azaltım Önlemlerinin Azami Düzeye Çıkarılması’</li>
	<li>‘Katı Atık ve Atık Su Yönetiminin İyileştirilmesi’</li>
	<li>‘Sanayi Tesislerinde Sera Gazı Azaltımını Sağlamak’</li>
	<li>‘Riskli Bölgelerin Belirlenmesi ve Isı Adası Etkisini Azaltıcı Tedbirlerin Alınması’</li>
	<li>‘Planlama Düzeyinde Isı Adası Etkisinin Azaltılması’</li>
	<li>‘Ulaşımdan Kaynaklanan Isı Adası Etkisinin Azaltılması’</li>
	<li>‘Meteorolojik Olaylar Sonucunda Oluşabilecek Sel ve Taşkınlara Karşı Riskli Bölgelerde Tedbir Alınması’</li>
	<li>‘Aşırı Hava Olaylarının ve Bunun Sonucu Ortaya Çıkan Afetlerin İnsan Sağlığına Olası Etkisinin Azaltılması’</li>
	<li>‘Kuraklık, Beslenme ve Gıda Güvenliği İle İlgili Tedbirlerin Alınması’</li>
	<li>‘Hassas Grupların Etkilenebilirliğini En Aza İndirgemek’</li>
	<li>‘Mevcut Yeşil Alanların Yapılaşmaya Açılmasının Önlenmesi ve Yeni Yeşil Alanlar Oluşturulması’</li>
	<li>‘Biyoçeşitliliğin Korunması ve Arttırılması’</li>
</ul>

<p>‘Afetlere Karşı Toplum Bilincini Arttırmak’ amacı bağlamında şu hedefler belirlendi:</p>

<ul>
	<li>‘Eğitim Faaliyetleri’</li>
	<li>‘Bilinçlendirme Faaliyetleri’</li>
	<li>‘İklim Değişikliği ve Meteorolojik Olaylara Yönelik Eğitim ve Bilinçlendirme Faaliyetlerinin Planlanması ve Yapılması’</li>
	<li>‘İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerine Etkileri Konusunda Kamuoyunun Bilinçlendirilmesi ve Bilgilendirilmesi’</li>
	<li>‘Halkın Sel/Taşkın, Aşırı Hava Olayları, Orman Yangınları, Kuraklık ve Tasarruf Konularında Bilinçlendirilmesi ve Farkındalık Çalışmalarının Azami Düzeye Çıkarılması’</li>
	<li>‘Vatandaşların Biyoçeşitlilik ve Koruma Alanları Hakkında Bilinçlendirilmesi’</li>
</ul>

<p>‘Afet Sonrası Müdahale ve İyileştirme İçin Kapasiteyi Arttırmak’ amacı bağlamında şu hedefler belirlendi:</p>

<ul>
	<li>‘Afet Riski Belirleme Yöntemlerinin Geliştirilmesi ve Çeşitlendirilmesi’</li>
	<li>‘Toplanma ve Barınma Alanlarına Yönelik Çalışmalar’</li>
</ul>

<p>‘Afet Yönetiminde İş Birliğini Güçlendirmek’ amacı bağlamında şu hedefler belirlendi:</p>

<ul>
	<li>‘İlimizi Kapsayan Coğrafi Bilgi Sisteminin (Cbs) Kurulması ve Kullanımı’</li>
	<li>‘Afet Yönetiminde Kurumsal Kapasitenin Arttırılması’</li>
	<li>‘Olay Türüne Göre Kurumsal Farkındalıkların Oluşturularak Bölgesel Destek Yapısına Dâhil Edilmelidir’</li>
	<li>‘İklim Değişikliğine Yönelik Kurumlararası Koordinasyon ve Örgütlenme Çalışmalarının İyileştirilmesi’</li>
</ul>

<p>‘Risk Yönetimi İçin Veri Toplama’ amacı bağlamında şu hedefler belirlendi:</p>

<ul>
	<li>‘Riskli Yapı Stokuna Ait Envanter Çalışmaları’</li>
	<li>‘Riskli Alanların Ortaya Konulması’</li>
	<li>‘İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerine Etkileri Konusunda İstatistiki Veri Toplama ve İzlenmesi’</li>
</ul>

<p>‘Afetlere Karşı Koruyucu Tedbirleri Alarak Etkilenebilirliği Azaltmak’ amacı bağlamında şu hedefler belirlendi:</p>

<ul>
	<li>‘Taşkından Etkilenebilirliği Azaltmak’</li>
</ul>

<p><b>BURSA İRAP EYLEM ÖRNEKLERİ</b></p>

<p>‘Milli Eğitim Müdürlüğünce Düzenlenecek Eğitim Takvimine Göre Afet Eğitim Merkezinde Afet Simülasyonları Eşliğinde Düzenlenen Eğitimlerin Sayısının ve Etkinliğinin Arttırılması’ eylemi belirlendi. Depreme yönelik belirlenen bu eylem İl Milli Eğitim Müdürlüğü sorumluluğunda olacak, AFAD Bursa destek verecek. 2022-2024 döneminde gerçekleştirilecek.</p>

<p>‘İl Genelinde Meydana Gelen Kütle Hareketleri Olaylarının Etkilediği Alanların Haritalandırılması ve Sayısal Envanterinin Oluşturulması’ eyleminde AFAD Bursa sorumlu olacak; İlçe Belediyeleri, Büyükşehir Belediyesi ve Üniversiteler destek verecek. Bu eylem 2022-2027 döneminde yapılacak.</p>

<p>‘Havzalarda Doğal Bitki Örtüsünün Korunması ve Tersip Bentleri Islah Şekillerinin, Erozyon Kontrol Yapıları ve Ekin Yönetim Uygulamaları ile Ağaçlandırmanın Teşvik Edildiği Doğal Su Tutma Yöntemlerinin Yaygın Olarak Uygulamaya Koyulması’ eylemi, DSİ 1. Bölge Müdürlüğü sorumluluğunda olacak, Orman Bölge Müdürlüğü destek verecek ve 2022-2027 döneminde gerçekleştirilecek.</p>

<p>‘İklim Değişikliğinin Bitki ve Hayvan Yetiştiriciliğine Yaptığı Olumsuz Etkilerin Saptanması, Tedbirler Konusunda Üreticilerin Bilinçlendirilmesi’ eylemi için İl Tarım ve Orman Müdürlüğü sorumlu olacak, üniversiteler destek verecek ve 2022-2027 döneminde bu eylem adımı atılacak.</p>

<p>‘Endüstriyel Kazalarda Afet Öncesi Önleyici ve Koruyucu Donanım ve Kapasitenin İyileştirilmesi’ eylemi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanlığı sorumlu olacak.</p>

<p>‘Bisiklet ve Elektrikli Araç Kullanım Oranının Arttırılması İçin Bisiklet Yollarına İlave Yapılması’ eyleminde İlçe Belediyeleri sorumlu olacak, Büyükşehir Belediyesi destekleyecek, eylem 2022-2027 döneminde gerçekleştirilecek.</p>

<p><b>KURUMLARA GÖREV MESAJI</b></p>

<p>AFAD Bursa yetkililerinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “245 Eylemimiz arasında genel olarak; Kentsel Dönüşüm Projeleri, Eğitim ve Bilinçlendirme Faaliyetleri, Erken Uyarı Sistemlerinin Kurulması, Islah Projeleri ve Kurumlar Arası Koordinasyon başlıkları ön planda yer almaktadır. İrap sürecinde 68 farklı kurum/kuruluşu temsilen yaklaşık 175 temsilci çalıştaylarımıza katılım sağlamıştır. Hayata geçirilmesi planlanan eylemlerle afetlerden kaynaklanan kayıpları azaltmak ve ilimizin afetlere karşı dirençliliğini arttırmak hedeflenmiştir. Bu durum bize eylemlerden sorumlu paydaş kurumların söz konusu eylemleri sahiplenmesinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. İRAP kapsamında görev verilen kurum ve kuruluşların planda yer alan eylemleri hayata geçirebilmeleri “afetlere dirençli toplum” hedefine ulaşmak için büyük önem arz etmektedir. İl Afet Risk Azaltma Planı dinamik bir süreç olup Eylemlerimiz için gerekli eklemeler ve eksiltmeler yapabilme imkânını paydaşlarımıza tanımaktadır. Planımızın güncel tutulması ve eylemlerimizin uygulanabilir olması Afetleri anlamak etkilerini azaltmak için oldukça önemlidir. Hazırlanan Bursa İl Afet Risk Azaltma Planı; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığımız tarafından kontrol edilmiş ve Bursa Valimiz tarafından Eylül 2021 tarihinde onaylanarak tamamlanmıştır. Plan doğrultusunda belirlenen eylemlere ait izleme ve değerlendirme süreci için yapılması gereken iş ve işlemler, plandan sorumlu İl ve Kurum Yöneticisi olarak görevlendirilen personeller tarafından https://irapizleme.afad.gov.tr/ adresindeki sistemden yürütülmektedir.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-irap-bize-ne-diyor-h1092.html</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Dec 2021 01:29:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/bursa_irap_bize_ne_diyor_h1092_a3664.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlk sivil uçak gün sayıyor!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/ilk-sivil-ucak-gun-sayiyor-h1034.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin sivil havacılık tarihi yarım kalmış hikâyelerle dolu. Birçok ülkeden önce başlayıp dünyanın gerisinde kaldığımız sivil havacılık alanında, Bursa’da yeni bir hikâye yazılıyor. Uçaksan markasıyla yola çıkan Emre Balcı, bürokratik engellere rağmen ülkenin ilk sivil uçağını havalandırmaya hazırlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bizpark Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Emre Balcı, ‘Uçaksan’ markasıyla hayata geçirmeye çalıştıkları 2 kişilik eğitim uçağı hakkında Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SİMÜLASYONLA BAŞLADI </b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ULUTEK Teknopark’ta faaliyet gösteren şirketin Kayapa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki (OSB) tesisinde yapımı süren uçak ve sürece ilişkin bilgi veren Emre Balcı, 3 yıl önce simülasyon çalışmasıyla başlayan işin, uçak üretme fikrine dönüştüğünü söyledi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İSMİ, TESCİLDE</b></p>

<p style="text-align:justify">Sivil havacılıkta kullanılacak T200 model uçağın, ‘Very-Light Aircraft’ (VLA) olarak adlandırılan sınıfta yer alacağını ifade eden Balcı, eğitim amaçlı uçağın 750 kg ağırlık ve 800 km menzil şeklinde planlandığını belirterek “Uçağın ismini belirledik. Tecil süreci devam ediyor. Sertifikasyonu sürüyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>PARAŞÜTLÜ ÖNLEM</b></p>

<p style="text-align:justify">Uçağın 11 metre kanat açılığına sahip olduğunu ve tepeden kanatlı olarak tasarlandığını belirten Balcı, “Tehlike anında pilot paraşütü açtığında arka camı patlatarak paraşüt çıkıyor. Bu sayede uçak paraşütle yavaş yavaş iniyor. Tepeden kanatlı olduğu için de uçağın havada süzülme özelliği bulunuyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YÜKSEK TEKNOLOJİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Sınıfındaki diğer uçaklardan farklı olarak bu uçağın aletli iniş sistemine sahip olacağını vurgulayan Balcı, şunları söyledi: “Motor ve aviyonik (Elektronik) sistemler haricinde tüm tasarım ve üretim bize ait. Kokpit dijital göstergelerden oluşuyor. İç yapıda titanyum alaşımlı çelikler, dışta ise yüksek teknolojili karbonfiber (kompozit) malzeme kullanıldı. Uçağın aynı zamanda oto pilotu da olacak.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>DESTEK YOK ENGEL ÇOK</b></p>

<p style="text-align:justify">Projenin çok sayıda bürokratik engelle karşılaştığının altını çizen Balcı, “Hiçbir yerden destek yok. Aksine engelleme var. İnsanlar, bunun yapıldığına inanmıyor. Gümrüklerde çok bekleme oluyor. Vergilendirme aşırı yüksek. Süreci kimse tam olarak bilmediğinden sivil havacılık çok ağır ilerliyor. Etik davrandık. Her şey olması gerektiği yapıldı ama çok zorlandık. Belki de Bursa’da olmamızdan kaynaklandı. Ama insanlarda çok heyecan da yok” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>OCAKTA UÇUŞA HAZIR</b></p>

<p style="text-align:justify">Montaj aşamasındaki uçağın ocak itibarıyla uçuşa hazır hale geleceğini duyuran Emre Balcı, “Bir tek kanatları takılması ve iç tasarımı kaldı. Testleri Sivil Havacılık’ta yapılacak. Test sürüşleri yaklaşık 3-6 ay arası sürer. Yaklaşık 8-10 ay da sertifikasyonu sürecek. 2022 yılı sonunda hazır olacak” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘BUNUNLA KALMAYACAĞIZ!’</b></p>

<p style="text-align:justify">Emre Balcı, “Bununla kalmayacağız. 2 kişilik olan bu uçağı büyütmek istiyoruz. Aslında biz bu projeyle uçak yapmayı öğrendik. Türkiye’de uçak yapmayı bilen yok. Projemizde yabancılar da çalışıyor. Bizimkiler de öğreniyor. Bu, bir öğrenme projesiydi. Dünyada uçak yapabilen çok ülke yok. Türkiye’de de yoktu. Sivil alanda ilk uçak bu olacak. Askeri alanda Hürkuş üretildi. Yerli olarak Hürkuş’tan sonra sertifikalı ikinci uçak olmasını istiyoruz. Seri üretime geçildiğinde 1,5 ayda 1 uçak çıkacak” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>REKABETÇİ OLABİLİR</b></p>

<p style="text-align:justify">Seri üretimi başladığında bir uçağın 200-250 bin avroya satılacağını açıklayan Balcı,&nbsp; “Toplam yatırım maliyeti açısından kurdaki hareket kaynaklı belirsizlik var. Bu uçağın fiyatı, Çek uçaklarıyla aynı. ABD’deki biraz daha yüksek. Biz, istediğimiz fiyatla girebiliyoruz. Uçak üretince olay değişiyor. Fiyat konusunda rekabetçi olabiliriz. Tabi vergilendirme konusunun çözülmesi gerekiyor. Örneğin Avrupalı ürettiğinde vergi ödemiyor ama biz her şey için vergi ödemek zorundayız” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BU BİR VİZYON MESELESİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Projeyi öz kaynaklarıyla finanse ettiklerini açıklayan Balcı, “Nihai bir ürün üretmek ve ana üretici olmak için bu iş girdik. Bu bir vizyon meseledir” dedi. Sivil havacılık sektörünün büyümesi için devletin işin içine girmesi gerektiğini belirten Balcı, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Devlet sivil havacılık alanına girmiyor, belki bilmediğinden. Ama bu tarz projeler devlet yanında olmadan yapılabilecek işler değil. Çünkü bu stratejik bir üründür. Karşınızdaki kurum ve ülkeler stratejik ilerliyor.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/ilk-sivil-ucak-gun-sayiyor-h1034.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Dec 2021 12:17:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/ilk_sivil_ucak_gun_sayiyor_h1034_aaf5d.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vaatler karın  doyurmuyor!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vaatler-karin-doyurmuyor-h1033.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye Kamu-Sen İl Temsilcisi İbrahim Bulut, “Suya yazılan vaatlerle karın doymuyor. Cep delik, cepken delik, boş tencere kaynamıyor. Toplu sözleşmenin nasıl bir facia olduğunu şimdi herkes yaşayarak anladı. Biz o gün toplu sözleşmeyi kabul etmedik; bu günlerin geleceği gün gibi aşikârdı. Daha 3 ay sonrasını bile görmekten aciz olanlar yetkili olunca, bu hezimet de kaçınılmaz oluyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Türkiye Kamu-Sen İl Temsilcisi İbrahim Bulut; zam muamması, yetkili sendika ve toplu sözleşme tartışmaları ile memurun haline ilişkin Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Kamuoyuna bir yüzde 30-35 zam haberi yansıdı. Sonra geri çekildi kimse bir şey anlamadı. Ne oldu o gün? Nedir bu zam mevzusu?</b></li>
</ul>

<p>Televizyonda bir haber kanalı açık, Memur-Sen genel başkanı açıklama yapıyor: ‘Ek bir protokol imzaladık, 3600’ü toplu sözleşmeye ekledik, memur ve emekli maaşına yüzde 30-35 zam aldık.’ O an önemsemedim. Sonra son dakika alt yazısı geçti: ‘Çalışma Bakanı Vedat Bilgin, 15 Ocak 2022’ye yetişecek şekilde memur ve emeklilere yüzde 30-35 zam yapıldı.’ Biz de heyecanlandık. Aradan 2 saat geçti; ‘ya biz aslında öyle dememiştik’ denildi. O zaman öyle deseydiniz. Öyle bir lanse edildi ki 15 Ocakta çalışan tüm memur ve emeklilere yüzde 30-35 zam geleceği düşünüldü. Meğer bahsedilen toplu sözleşmeyle 2 yılda toplam alınacaklarmış.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, olay ne?</b></li>
</ul>

<p>Biliyorsunuz ağustos ayında bir toplu sözleşme süreci yaşadık. Memur-Sen yetkili sendika olarak masaya oturdu. Kamu-Sen genel başkanı da tabandan gelen ‘neden bir araya gelmiyorsunuz’ sesine kulak vererek Memur-Sen’e ‘2023 öncesi son toplu sözleşme, isterseniz ortak bir protokol ile size destek verebiliriz’ dedi. Sonra ortak bir çalışma yapıldı ve iki konfederasyon, 51 madde üzerinde anlaştı. Memur-Sen ile hükümetin toplu sözleşme toplantısı 14.30’da başlayacaktı. 16.00’da anca başladı. Çünkü bu üzerinde anlaşılan 51 madde değişti.</p>

<ul>
	<li><b>Ne vardı maddelerde?</b></li>
</ul>

<p>Yüzde 1’lik refah payı verilecekti. 3600 ek gösterge toplu sözleşme maddesi olarak yazılacaktı. Sözleşmeli arkadaşların kadroya geçirilmesi bağıtlanacaktı. Yardımcı hizmetler sınıfında olup da lisans mezunu olanlar, 1 sefere mahsus sınavsız genel idare hizmetler sınıfına geçirilecekti. Şimdi de Memur-Sen genel başkanı, ‘3600 ek gösterge toplu sözleşme maddesi olarak kabul edildi’ dedi. Ağustosta neden kabul edilmedi? O gün dâhil edilseydi belki bugün, hizmet kolu bazında 3600’den faydalanacak herkes, 15 Ocak’ta emekli olurdu. 3600’ün kime verileceği de belli değil.</p>

<ul>
	<li><b>Şuan net, görünen ve bilinen memurun alacağı zam nedir?</b></li>
</ul>

<p>15 Ocak’ta yüzde 5. Bir de enflasyon farkı. Ocak başında açıklanacak aralık verisiyle 6 aylık enflasyona bakılacak. Nasıl oluyorsa memur enflasyon farkı alacağı zaman da bir ucuzluk oluyor. Enflasyon düşüyor. Enflasyon farkı verilince zam olmuyor aslında. Enflasyon farkında zam yok, refah payı yok. 10 yıldır 5 toplu sözleşmede ‘Sıfır’ zam, sadece enflasyon farkı ödendi. Bizim yetkili olduğumuz dönemlerde 2002-2009 yıllarında toplu sözleşme her yıl yapılıyordu. O dönemde refah payı hep vardı. Memur maaşları arasındaki makasın açılmasını önlüyordu.</p>

<ul>
	<li><b>Siz, yetkili iken alabilmiş miydiniz?</b></li>
</ul>

<p>2002-2007 arasındaki toplu görüşmelere baksın arkadaşlar. O zaman da iktidarda aynı parti vardı. Seyyanen zammı memurlar ilk defa Kamu-Sen’in yetkili olduğu dönemde öğrendi. 2005’ti sanırım 100 lira seyyanen zam aldık. Bizim o gün aldığımız 100 liralık zammın bugünkü parasal değeri nedir diye bir hesap yaptık ve o günkü 100 lira Ağustos 2021 itibarıyla 1750 lira. Peki, 10 yıldır toplu sözleşme yapan Memur-Sen’in aldığı toplam zam kaç para? 1750 lira değil.</p>

<ul>
	<li><b>O zaman memur neden oraya gidiyor?</b></li>
</ul>

<p>Memur gidiyor mu gönderiliyor mu orası muamma. Bizim alandaki sendikal rekabet ve mücadelemiz haricimizdeki sendikalarla değil kurumların genel müdürlükleri, müdürleri ve amirleriyle. Memurlar ilk başladığında memuriyetle alakalı kurslar verilir. Dairede olduğum dönemlerde o derslere girdim. Size bir konu verilir, o konu anlatırsınız. Kimi dil bilgisini, kimi anayasayı, kimi 657’yi anlatır. Biz, ne verildiyse anlattık. Ama şimdi şöyle oluyor. Kamuda idarecilerin büyük bir çoğunluğu malum sendikadan olunca; adama diyorlar ki ‘657’yi anlat’ o malum sendikayı anlatıyor. Ders bitince ya üye formu dağıtıyor ya da odasına davet ediyor. Şimdi azaldı ama eskiden hangi idarecinin odasına girsen bir koçan form duruyordu. Ayşe gel, Ahmet gel formu doldur diyorlardı. Sonra biz, yetkili olduk. Siz olmadınız atadığınız müdürler yetkili oldu.</p>

<ul>
	<li><b>Türkiye Kamu-Sen’in yeniden yetkili olma şansı var mı?</b></li>
</ul>

<p>Var. Ağustos ayındaki toplu sözleşmeden sonra büro hizmet kolunda Bursa şubesinin üye sayısını yüzde 62 büyüttük. Ülke genelinde de 38 bin üye vardı, şuanda 60 bini geçtik. Ki Büro-Sen, Kamu-sen içindeki üçüncü büyük sendikadır. Eğitim-sen, Sağlık-sen, Büro-Sen... Demek ki artık tehditler ve vaatler para etmiyor. Kamu-Sen’e büyük bir ilgi var. Hedefimiz birçok kurumda yetkiyi almak. Kendi şubem adına söyleyeyim ortalama 50-55 günlük süreçte şubenin yüzde 60’ın üzerinde büyümesi bize umut veriyor, doğruyu yaptığımızı düşünüyoruz. Memurların bir çare aradığını sahada görüyoruz. Çare Kamu-Sen’dir. Kamu-Sen bu işin kutup yıldızıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Tartışmalı toplu sözleşme primi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Bu, ‘Sendikanın parasını devlet verirse pazarlık edemezsin’ diye suiistimal ediliyor. Bu parayı devlet 50 yıldır işçi sendikalarına da veriyor. Ama onlar çatır çutur pazarlık ediyor. Bunu alan, Türkiye Kamu-Sen’dir. ‘Sendikalılar ile sendikasızlar arasında fark olsun’ diyordu memurlar, bu 5 lirayla başladı. 10 lira oldu. Sonra 20 lira oldu. Sonra KESK, ana muhalefet partisi eliyle bunu anayasa mahkemesine götürdü. 20 lirayı iptal etti. Tekrar 10 liraya düştü. Sendikalar o yıl yüzde 10 küçüldü. Kanunda düzenleme yapıldı ve tekrar 20 lira oldu. Bu, sendika aidatı değil; sendikalı olduğum için toplu sözleşmeyle kazanılmış bir hak ve adı da toplu sözleşme primidir. Şuanda 135 lira 3 aydan 3 aya ama 15 Ocak 2022’de 400 lira kat sayı artışıyla birlikte herhalde 430 lira falan olacak. Bu bir kazanımdır.</p>

<ul>
	<li><b>Son olarak memur bugün ne durumda?</b></li>
</ul>

<p>10 yıldır memur maaşları enflasyonun bile altında kalıyor ve sürekli eriyor. Memurlar ve emekliler, yoksulluk sınırının altında, en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumdadır. Toplu sözleşme görüşmeleri de etkisiz sendikalar ve malum konfederasyon yüzünden yaralara çare üretmekten uzak.</p>

<p>Bakın yalnızca 1 yıl içinde memurun zorunlu giderlere karşı alım gücü aylık tam 1.087 lira eridi. Bu erime memurun alacak hanesinde dururken, yüzde 35-40’lara dayanan gerçek enflasyon karşısında memura ve emekli, yüzde 5+7 zam ile 2022 yılını tamamlayamaz. Aylık enflasyon rakamları resmi olarak bile yüzde 3-4’lere dayanmışken, verilecek yüzde 5 artış bir aylık enflasyonu bile karşılamıyor. Zaten ocak ayında alınacak yüzde 5 zam, mart ayı itibarı ile vergi dilimindeki artışa gidecek. Yani bu şartlar altında 2022’de memura gerçek anlamda hiç zam yapılmayacak, maaşlar mum gibi erimeye devam edecek. Hal böyle olunca memur ve emeklilerimizin alım gücü yıldan yıla azalmakta, aile bütçesindeki açık her gün biraz daha büyümektedir.</p>

<p>Enflasyon farkı da alım gücünde bir telafi içermiyor; aksine geç kalmış bir mahsuplaşma ile memur maaşlarına reel anlamda sıfır zam yapıldığının tescili olmaktan öteye gitmiyor. Doları, Avroyu, altını artık takip edemiyoruz. Raflardaki ürün fiyatları sürekli artıyor. Durum böyleyken memurlarımız göstermelik zamlardan bıkmış durumdadır. Maaş artışı, alım gücünü yükseltmiyorsa, buna zam denemez. Verilen zam, enflasyonun altındaysa buna zam denemez. Biz alım gücünü yükseltecek, ekonomideki büyümeden çalışana pay verecek gerçek bir zam istiyoruz. Herkes vergide adaletin sağlanmasını bekliyor. Memurlarımız 3600 ek gösterge bekliyor. Emekli yüzünün gülmesini bekliyor. Yardımcı hizmetliler genel idari hizmetler sınıfına geçmeyi bekliyor. Yoksulluk sınırının üzerinde bir maaş talep ediyor. Sözleşmeliler kadro bekliyor ama enflasyon beklemiyor. Meseleleri halının altına süpürünce sorunlar çözülmüş olmuyor. Suya yazılan vaatlerle karın doymuyor. Cep delik, cepken delik, boş tencere kaynamıyor. Toplu sözleşmenin nasıl bir facia olduğunu şimdi herkes yaşayarak anladı. Biz o gün toplu sözleşmeyi kabul etmedik; bu günlerin geleceği gün gibi aşikârdı.&nbsp; Daha 3 ay sonrasını bile görmekten aciz olanlar yetkili olunca, bu hezimet de kaçınılmaz oluyor. Bugüne kadar kamu görevlilerinin yaşadığı sorunların temelinde maaş artışlarının hedeflenen enflasyona göre belirlenmesi gelmektedir. Hayallere göre zam verip gerçekleri görmezden gelmenin bedelini kamu görevlileri ödememelidir. Hükümet, ivedilikle memur ve emekli maaş zamlarını gözden geçirmek zorundadır. Enflasyon, büyüme, refah payı, harcamalar ve geçmiş dönemde yaşanan kayıpların telafisi gibi etkenler mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span calibri="" style="font-family:">Yüzde 5+7’nin artık hedef enflasyonla da alakası kalmadı. Bu nedenle 2022 için bütün maaş artışlarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Gerçek enflasyon rakamlarının dikkate alındığı, harcamalardaki artışı karşılayacak kabul edilebilir bir oransal artış; geçmiş dönemlerde yaşanan kayıpların telafisi için ek zam; reel gelir artışı sağlanabilmesi için maaşlara refah payı eklenmesi şart oldu. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vaatler-karin-doyurmuyor-h1033.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Dec 2021 12:15:22 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/vaatler_karin_doyurmuyor_h1033_54d20.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kapıdan gireni işe alıyoruz!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kapidan-gireni-ise-aliyoruz-h1032.html</link>
      <description><![CDATA[Elektroteks Yönetim Kurulu Başkanı ve Uluslararası Yatak Endüstrisi Derneği (IBIA) Başkanı Osman Güler, sektörde en önemli sorunun eleman sıkıntısı olduğunu belirterek “Biz, istihdam sağlamak istiyoruz fakat çalışacak insan yok. Kapıdan gireni işe alıyoruz. Şuanda işimize göre eleman değil elemana göre iş buluyoruz. Her türlü elemana göre işimiz var” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa iş dünyasının yakından tanıdığı ve sektöründe ulusal bir derneğin başkanlığına seçilen Osman Güler, Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu. Kayapa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki (OSB) fabrikasında ziyaret ettiğimiz başarılı sanayici, röportajda dikkat çeken ifadelere imza attı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kendiniz ve firmanız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ben, 1962 Bulgaristan/Kırcaali doğumluyum. Bulgaristan Teknik Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği eğitimi aldım. 1989’da göç ettik. 90’da ‘Güler Elektronik’ adıyla kendi firmamı kurdum. 95’de kumaş imalatına da başlayınca firmanın adını, elektronik ve tekstil kısaltmasıyla ‘Elektroteks’ olarak değiştirdik. Makine üreticilerine otomasyon ve yazılım konusunda hizmet verdik. Sonra müşteriye özel makine imalatına başladık. Ardından yatak üreten makineleri üretmeye başladık.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu alanı nasıl keşfettiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Alacaklarımıza karşılık edindiğimiz yarı mamulleri tamamlayıp sattıktan sonra biz de yeni sektörümüzü seçmiş olduk. Ama ben, hayatım boyunca genelde daha az kişilerin yöneldiği işlere yani boşluklara odaklanıyorum. Bu alanda da dünya genelinde bir boşluk hissettim. Ve bugün 130’dan fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Bulgaristan, ABD ve Hindistan’da da şirketlerimiz var. Hepsi aile şirketimiz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ürettiğiniz makineleri dünyaya açan özellik nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Biz, yazılım kökenli bir firmayız ve bu, bizi bir adım önde kılan özelliğimizdir. Demire can vermek ve dans ettirmek başka bir şeydir. Sadece demiri hareket ettirmek değil istediğimiz noktadan ve istediğimiz tarzda hareket ettirmek, bizim yazılım kabiliyetimizden kaynaklanıyor. Ben ve büyük oğlum elektronik mühendisiyiz; küçük oğlum makine mühendisi ki biz aile boyu yazılım konusunda bilgiliyiz. Yazılım ve teknik boyutu iyi olduğundan dünya ile rekabet edebilecek makineler üretebiliyoruz. Çünkü biz, terzi gibi çalışıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/DSF7778.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Nasıl terzi gibi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Kendi üretimimiz olan standart makineler olduğu gibi müşterinin beklentilerine göre de makine üretebiliyoruz. Yatağın da çok çeşitli türleri var ve her üreticinin farklı tercihleri olabiliyor. Biz, makine talep eden üreticinin üretim planına göre makine tasarlıyor hatta mimari projesinde bile rol alıyoruz. &nbsp;</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ne ölçekte firmalarla çalışıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Sadece Türkiye’de değil, dünyada dev firmalarla çalışıyoruz. Örneğin dünyanın en büyük yatak üreticisi ABD’li bir firma, günde 50 bin yatak üretiyor ve biz, onun 25 fabrikasının 21’ini a’dan z’ye komple yeniden dizayn ediyor ve oluşturuyoruz. Yine dünyanın en büyük mobilya üreticilerinden olan ABD’li bir firmanın yatak üretimi yoktu. Onlara 5 fabrika yaptık ve sadece bizimle birlikte yatak üretimine geçti. Amerika, Avrupa, Afrika, Rusya hangi bölge derseniz en büyükleriyle çalışıyoruz. Sadece Çin’e giremiyoruz. Çünkü orada yerli üreticiyi koruma kanunu var. Dolayısıyla orayla ticaretimiz o kadar büyük değil</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İhracat hacminiz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Üretimimizin yüzde 98’ine denk gelen bir ihracat performansımız var. 25 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İhracatınız kilogram değeri nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">1,5 yıldır bunu hesaplamadım. Ama 2019 yılına ilişkin biri rakam verebilirim çünkü o yıl tüm ihracat değerlerini hesapladık. O yıl 35 dolar gibi bir kilogram değeri vardı ihracatımızın. Türkiye’nin ortalama kilogram değeriyle kıyaslandığında nasıl bir katma değeri ürettiğimizin kanıtıdır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Büyük bir organizasyon kabiliyeti de gerektiriyor. Kaç kişiyle yapıyorsunuz bu işi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İstihdamımız hızla artıyor. Salgın başında 150 kişi vardı, şuan 300 oldu. Belki 1 yıl sonra 450 kişi oluruz. Burada 15 bin metrekare alanımız var. Biz, istihdam sağlamak istiyoruz fakat çalışacak insan yok. Kapıdan gireni işe alıyoruz. Şuanda işimize göre eleman değil elemana göre iş buluyoruz. Her türlü elemana göre işimiz var. Eleman bulamadığımız için CNC torna tezgâhlarında kadın çalıştırıyoruz. Öyle ki mutfaktaki kadına makine başında iş veriyoruz. Elemanlarımızın yüzde 80’ini kendimiz yetiştiriyoruz. Elemanlarımıza İngilizce eğitimi veriyoruz. Yurtdışına teknik montaja gönderiyoruz. Çalışacak eleman bulsak yarın 100 kişi daha alırız.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, şartlarınız nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Piyasanın üstündedir. Bunu birçok firma yaptı ama çalışanlar, enflasyonun altında ezildiği için biz de tüm elemanlarımıza aldığı maaşı göz önünde bulundurarak yüzde 10 ile 20 oranında fark yaptık.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yeni bir yatırım yapmayı düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Salgın öncesinde Tamek’in Nilüfer’deki 40 bin metrekarelik fabrikasını aldık. Orada 10 bin metrekare kapalı alan vardı. Salgında bu alanı devreye aldık. Yine 5 dönüm daha alan kapattık. Şimdi 20 dönüm alanı daha kapatıyoruz. Ocak ayının sonunda 55 bin metrekare kapalı alanımız olacak. 2020 yılının başından bugüne kadar 15 milyon avroya yakın yatırım yaptık. Yatırımlarımız da devam edecek.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Eleman bulamıyorsanız neden robotik üretime yönelmiyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Yatak üretiminde çok az robot kullanılıyordu. Kumaşı, süngeri veya yayı aldığınızda istediğiniz hareketi robotla yapamıyordunuz. Biz bununla ilgili çalışıyoruz. Ana hedeflerimizden biri de endüstri 4,0 karanlık yatak üretim fabrikası yapmak. Biz bu robotik üretim tesisini 6 aşamaya böldük. İlk 3 aşamasını devreye aldık. Şuanda 8-10 fabrikada yarı yarıya robotları çalıştırıyoruz. Avrupa’nın en büyük firmasına yatak üretim tesisi açtık. Kendi üretimimizde de torna, freze, kaynak gibi işlerde robotları nasıl kullanabileceğimizi planlıyoruz. Diğer yeni fabrikada da robot kullanılabilecek alanları belirleyeceğiz ve işletmemizde maksimum derece robot kullanacağız.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Şu anda sektörde yaşadığınız en önemli sorun nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Şuan yaşadığımız en büyük sıkıntı, eleman sıkıntısıdır. 2022’nin sonuna hatta 2023’ün bir kısmını bile dolduracak kadar iş almış vaziyetteyiz. Tabi ki malzeme sıkıntısı var. Ama bu yılsonuna kadar neredeyse 2023’ün malzemesinin yüzde 70’inin pazarlığını, alımını, ödemesini yapmış olacağım ki 2022’de sıkıntı yaşamayayım. 2021 yılı için de bunu böyle yaptım. Çip ve otomasyonla alakalı küçük sıkıntılarımız oldu ama bir şekilde çözdük. Malzeme konusuna birçok kişi iyimser bakıyor ve ‘kısa sürede biter’ diyor ama benim şahsi görüşüm; bu malzeme krizi yeni başlıyor ve bunun 2022’de çözülebileceğini düşünmüyorum. Malzeme krizi, giderek derinleşiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Fiyatlara da yansıyor mu bu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Evet yansıyor. Bizim gibi birçok firma fiyatları da kar etmeyi de geçti; malzeme bulmanın mutluluğunu yaşıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ar-Ge merkezi kurdunuz mu? Kurmayı düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">3 yıl önce kurmaya başladık ama o işte çok bürokrasi var. Şöyle düşündüm; biz, Ar-Ge merkezi kurup devletten 2-3 milyon lira almaktansa mühendislerimizi gerçek bir Ar-Ge’de kullanarak 5-10 milyon lira kazanmalıyız. Biz, mühendisleri evrak için değil gerçek Ar-Ge için çalıştırmayı tercih ettik. Bu yüzde Ar-Ge merkezi kurmaktan vazgeçtik. Zaten her ay buradan en az 5 yeni Ar-Ge çıkıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ar-Ge’ye ayırdığınız bütçeniz ne kadar?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bütçemizin yüzde 20’den fazlasını Ar-Ge’ye ayırıyoruz. Bizim bu konuda gelişen 40’tan fazla mühendisimiz var. Şunu da ifade etmek isterim: biz, Ar-Ge yapalım da satalım demiyoruz, satılmış Ar-Ge’yi götürüyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Üretiminizde ithal girdinin payı ne?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Hesaplamak çok zor ama yüzde 70’ye yakın yerlilik payı var. Elektronik sensör, motor ülke olarak üretemiyoruz. Biz de bu alanlarda dünyanın en iyi markalarını kullanıyoruz. Öte yandan yerlilik payını da artırmaya çalışıyoruz. Şuanda 2-2,5 milyon avroya ithal edilen bir ürünü kendimiz üretme sürecindeyiz. Ama yetişemiyoruz. Çünkü bizim, mavi yaka olarak çalışan eleman konusunda sıkıntımız var. Birçok kişiye de ‘bana hiç sormadan mavi yaka çalışacak elemanınız varsa gönderebilirsiniz’ diyorum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Firmanızın bundan sonraki yolculuğuyla ilgili plan ve hedefiniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Firmamız Bursa’da en hızlı yol alan firmalardan biri. 31 yıllık firmayız ama yatak sektöründe 13 yıldır çalışıyoruz ve dünyada en yeni markalardan biriyiz. Ama kısa sürede dünyanın sektörde en büyük firması olduk. Bu, bizim teknolojiye uyumumuzu ve adımlarımızı ne kadar hızlı attığımızı gösteriyor. Adımlarımızı 1’er 1’er değil, 3’er 3’er atmaya çalışıyoruz. Bu sektörde robotlaşma çok yok ama biz yatak üretimini komple robotik hale getirmeye çalışıyoruz. Hatta bir makine var orada robotlaşma çok zor. Fuarlar da bize soruyorlar ‘buna da robot yapacak mısınız?’, ‘evet, çok sürmez’ diyoruz. Şu anda sektörümüzde bizim gibi hızlı Ar-Ge yapan bir firma yok. Öte yandan özellikle makine ve teknolojide diğer birçok konuda da ülkemizin en iyi 5 ülke arasında olduğuna inanıyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/DSF7789.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Biraz da İBİA bahseder misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türkiye, yatak üreticilerine malzeme ve teknoloji tedariki sağlayan en iki ülkeden biridir. Diğeri Çin. Türkiye’de bu sektörün hacmi 3 milyar dolar ve 2 milyar doları ihracat. Yani Türkiye’deki toplam ihracatın yüzde 1’inden fazlasını bu sektör yapıyor. Bu sektörün gölgede kalması düşünülemezdi. Dernekleşme konusu sektörün gündemindeydi. Arkadaşlar da ‘bu işi toparlarsanız siz toparlarsınız’ diyerek bu görevi bize verdi.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Şimdi bir fuar hazırlığı yapıyorsunuz.</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Evet ve benim de beklemediğim ölçüde hızlı yol alıyoruz. Daha önce fuar organizasyonu tecrübem yoktu ama kısa sürede iyi bir çalışmayla yıllardır fuar organize ediyormuş gibi tecrübe kazandım. 5-6 bin metrekarelik fuar yapalım diye düşündük, sonra 10 bine ardından da 15 bin metrekareye kadar çıkardık. 1-2 gibi kısa sürede biz bu 15 bin metrekarelik alanı doldurduk. Şuanda fuarda hiç yer yok. Ve 2 bin metrekare kadar da yeni talep var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yurtdışından katılımcı var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Evet. Biz, ‘kendi üyelerimizi ayarlayalım’ dedik. Yurt dışı katılımcılarına da yer ayırdık. Onlara da yılbaşından sonra satacağız. Alanı genişletelim diye görüşme yaptık. Toplantı salonu için ayrılmış yeri de stant haline getirip satacağız.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu fuarın hedefi iç değil dış piyasa. Öyle mi?</b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span calibri="" style="font-family:">İç piyasa da faydalanacak ama ana hedefimiz, tüm dünya. Türkiye’de tanınmamış firmaları öne çıkarmaya çalışıyoruz. Dünyaya ihracat yapamayan ama potansiyeli olan firmalar, dünyanın en büyük firmalarıyla tanışacak. Katılımcılar neredeyse tamam, yurtdışında bazı firmalarla görüşme devam ediyor. Biz de sektörün dünyada en büyük 10 büyük fuarını ziyaret ederek davet edeceğiz. Ciddi bir bütçe ayırdık. 150 bin avroya yakın alım heyeti getirmek için bütçe ayırdık. Yurtdışında büyük üreticileri Türkiye’ye katma değer olabilecek firmalara bütçe ayırarak uluslararası ses getirebilecek bir fuar yapmayı istiyoruz. Ki şuanda bizim 150 avroya katıldığımız fuarı, biz 60 avroya yapıyoruz. Biz, fuarcılar kazansın diye değil üreticiler kazansın diye fuar yapıyoruz.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kapidan-gireni-ise-aliyoruz-h1032.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Dec 2021 12:12:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/kapidan_gireni_ise_aliyoruz_h1032_9767e.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlarımız Kararlı Olmalı]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kadinlarimiz-kararli-olmali-h973.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Bursa Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) Başkanı ve BTSO Meclis Üyesi Sevgi Saygın, “Kadın girişimci sayısı her geçen gün artıyor. Bu sevindirici bir gelişme. Ancak iş hayatı zorlu bir yolculuk. Kadınlarımızın kararlı ve mücadeleci olması gerekiyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Görüş gazetesi olarak BTSO Meclis üyeleriyle röportaj dizimize bu hafta TOBB KGK Başkanı ve Doğu Marmara Bölge Temsilcisi Sevgi Saygın ile devam ediyoruz. Hem meclis üyeliği süreci hem oda çalışmaları hem de KGK olarak gerçekleştirdikleri faaliyetler hakkında bilgi veren Saygın, Türkiye ve Bursa’da kadın kooperatifçiliğine yönelik önemli tespit ve değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/DSC_9015.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Kendinizi ve faaliyette olduğunuz iş kolunu özetler misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da doğdum. İki çocuk annesiyim. 35 yıldır profesyonel iş hayatının içerisindeyim. Mobilya sektöründe satış pazarlama alanında başlayan kariyerime 1990 yılında bir broderi tekstil şirketi olan Nakoteks’e ortak olarak devam ettim. 24 yıllık yoğun tecrübenin ardından 2014 yılında firmamı devrettim ve eşimin kurucuları arasında yer aldığı Madosan Raf Sistemleri A.Ş’ye ortak oldum. Mağaza, market, depo, yapı market, eczane, benzin istasyonu, kozmetik mağazaları, elektro marketlere kadar çok geniş bir alanda raf üretimi gerçekleştiriyoruz. Yönetim ve organizasyon anlamında yaptığımız yenilikçi çalışmalarla Madosan’ı Türkiye’de sektöründeki öncü şirketlerden biri konumuna taşıdık. Üretimimizin yüzde 65’ini dünyanın 75’ten fazla ülkesine ihraç ediyoruz. 2020 yılında ise Avusturya’nın köklü aile şirketlerinden Umdasch Group AG ile stratejik ortaklık anlaşmasına imza attık. Yolumuza Umdasch Madosan ismi ile devam ediyoruz. Şirkette Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyorum.</p>

<ul>
	<li><b>BTSO’da meclis üyeliği kararınız ve sürecinizden bahseder misiniz? </b></li>
</ul>

<p>Malın zekâtının olduğu gibi, bilginin de zekâtı olduğuna inananlardanım. İnsanın ait olduğu topluluğa değer katması, birilerine dokunabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Uzun yıllar iş dünyasında yer alan biri olarak sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak görev almak ve ülkemizdeki kadınların iş dünyasındaki rolünü güçlendirecek çalışmalar yapmak amacıyla Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meclis üyesi olmaya karar verdim. Eşim de bu süreçte bana çok destek oldu. BTSO’da iki dönemdir 12. Meslek Komitesi’nde meclis üyesi olarak görev yapıyorum. 2019 yılında ise Bursa Kadın Girişimciler Kurulu Başkanlık görevine seçildim. Devamında TOBB girişimci kurulları bölge temsilciliği seçimlerinde, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Düzce, Kocaeli, Sakarya ve Yalova illerindeki kurul başkanlarımızın oylarıyla Doğu Marmara Bölge temsilcisi oldum. TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurulu’nda hem Bursa hem de bölgemizdeki kadın girişimcileri temsil ediyorum. Son olarak Türk Ticaret ve Sanayi Odası Kadın Girişimciler Komitesi’ne Türkiye’den seçilen 10 kadından biri oldum.</p>

<p><b>‘ODAMIZ TÜM FİRMALARIN YANINDA’ </b></p>

<ul>
	<li><b>Geride kalan çalışma dönemi hakkında değerlendirmede bulunur musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Bu çalışma dönemimiz Türkiye ve dünya ekonomisi açısından belirsizliklerin olduğu, oldukça hareketli bir ekonomik atmosferde geçiyor. Son iki yıldır tüm dünyanın ana gündem maddesi koronavirüs salgını olmaya devam ederken, salgınının ekonomi ve ticaret üzerindeki olumsuz etkileri sürüyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odamız sürecin en az zararla atlatılmasını sağlamak için pandeminin başlangıcından bu yana önemli çalışmalara imza attı. Üyelerle kurulan güçlü iletişim ağı, online ve fiziki olarak gerçekleştirilen yüzlerce istişare toplantısıyla Odamız tüm firmaların yanında yer aldı. Komite olarak biz de sektörümüzün nabzını tutarak, sorunları tespit edip, çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Komitelerimizin görüş ve önerileri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne ve ilgili Bakanlık, kurum ve kuruluşlara aktarıldı. Sektörlerimizin çözüme kavuşan sorunlarında önemli bir rol oynayan Odamız, firmalarımızın ihtiyaçlarıyla şekillenen destekler sayesinde yaşadığımız krizin daha da derinleşmesini önlemiş oldu. Bu dönemde Ticaret Bakanlığı destekleri ile mobilya sektöründe UR-GE projemizi başlattık. İlk yurt dışı faaliyetimizi ABD’nin Kuzey Karolina eyaletindeki High Point Market Week’e gerçekleştirdik. Diğer taraftan Komite olarak bu dönemde mobilya sektörünün nitelikli işgücü ihtiyacına yönelik de önemli çalışmalar gerçekleştirdik. Mesleki ve Teknik Eğitim İşbirliği Protokolü kapsamında meslek lisesi öğrencilerimize yönelik çok sayıda etkinlik düzenledik.</p>

<p><b>‘GÖREVE DEVAM ETMEK İSTİYORUM’</b></p>

<ul>
	<li><b>Önümüzdeki süreç ve yeniden adaylık hakkındaki görüşünüz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Önümüzdeki dönemde de Meclis Üyesi olarak göreve devam etmek istiyorum. Sektörümüzdeki arkadaşlarımızın desteği ve güveni ile inşallah daha iyi bir BTSO için hep birlikte var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.<b> </b></p>

<p><b>‘BURKAY İLE BTSO’DA VİZYON DEĞİŞTİ’</b></p>

<ul>
	<li><b>BTSO’nun bu dönemde yaptığı çalışmalar hakkında yorumunuzu alabilir miyiz?</b></li>
</ul>

<p>Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın İbrahim Burkay göreve geldiğinden bu yana sadece iş dünyası ve Bursa için değil, Türkiye için de vizyoner projelerin uygulayıcısı oldu. Ükemizin yüksek teknolojili ilk organize sanayi bölgesi TEKNOSAB, Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi, Bursa Model Fabrika, BUTEKOM, BTSO MESYEB ve Enerji Verimliliği Merkezi gibi hepsi birbirinden kıymetli projeler bu dönemde hayata geçti. Bugün BTSO tarafından yürütülen proje ve uygulamalar Türkiye’deki tüm oda ve borsalar tarafından model alınıyor. Sayın İbrahim Burkay ile birlikte BTSO’da önemli bir vizyon değişimi yaşandığını hepimiz görüyoruz. Şehrimizi ve ülkemizi daha güçlü bir geleceğe taşımak adına çok önemli çalışmalara imza atılan bu dönemde BTSO Meclisinde yer almak ve bu ailenin bir parçası olmaktan gerçekten gurur duyuyorum.<b> </b>İnşallah önümüzdeki yıllarda da birlik ve beraberlik içerisinde bu başarılara yenilerini ekleyeceğiz.</p>

<p><b>‘KADIN GİRİŞİMCİ SAYISI ARTMALI’</b></p>

<ul>
	<li><b>TOBB Bursa KGK başkanlığı hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği çatısı altında 2007 yılında kurulan kadın girişimci kurulları 7 bini aşkın üyesiyle ülkemizin en büyük ve en kapsamlı kadın girişimcilik ağı konumunda. Ülkemizin 81 ilinde örgütlenen kurullarımız, kadın girişimcilerimize yönelik eğitim, etkinlik ve tanıtım çalışmalarıyla örnek projeler üreterek, girişimcilik ekosisteminin gelişmesi ve Türkiye’den dünyada ses getirecek yeni girişimlerin çıkması amacıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Kadınların iş dünyasındaki rolünü güçlendirmek, kadın girişimcileri desteklemek ve yeni girişimcileri teşvik etmek amacıyla bana verilen Bursa Kadın Girişimciler Kurulu Başkanlığı görevini kabul ettim. Uzun yıllardır iş hayatında aktif şekilde yer alan biri olarak girişimcilerin önünü açmak, girişimcilerin ekonomimize kattığı pozitif ivmeye destek olmayı istiyorum. Daha güçlü bir Türkiye için kadın girişimcilerin sayısının artmasına ihtiyacımız var.</p>

<p><b>ZİRVEDEKİ KADINLAR SES GETİRDİ</b></p>

<ul>
	<li><b>TOBB Bursa KGK olarak ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz?</b></li>
</ul>

<p>TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu olarak kadınlarımızın iş gücüne katılımına ve ekonomik hayatta girişimci olarak rol üstlenmelerine katkı sağlayacak çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bursa Ticaret ve Sanayi Odamızın destekleriyle sürdürdüğümüz çalışmalarımızda kadın girişimciliğin özendirilmesi amacıyla başarılı iş kadınlarını rol model olarak girişimciler ve girişimci adayları ile bir araya getiriyoruz. Kadın girişimcilerimizin sayılarının artması için yol gösterici olacak ve onları cesaretlendirecek tecrübe paylaşımlarının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Bu doğrultuda Başarırsın Çünkü Kadınsın mottosuyla Türkiye’nin ilk online kadın girişimcilik zirvesi ‘Zirvedeki Kadınlar’ etkinliğimizi gerçekleştirdik. İş dünyasındaki başarılarıyla rol model olan kadın girişimcilerimizin bilgi ve tecrübelerini paylaştığı zirvemizin yanı sıra yine online olarak ‘İlham Veren Başarı Hikayeleri’ söyleşileri yaptık. Bu etkinlikler kapsamında TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanımız Nurten Öztürk, Limak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Sema Güral Sürmeli, Psikiyatrist Yazar Gülseren Budayıcıoğlu gibi isimlerin de yer aldığı 16 başarılı kadını konuk ettik. Düzenlediğimiz programları 10 bine yakın kişi takip etti.</p>

<p>Kurul olarak önem verdiğimiz bir diğer konu kadın kooperatifleri. Kadın kooperatifçiliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi amacıyla, Doğu Marmara Bölgesi’ndeki kadın kooperatiflerimize yönelik eğitim projemizi gerçekleştirdik. Kooperatifçilik kültüründen etkili takım çalışmasına, ürün geliştirmeden pazarlama stratejilerine kadar oldukça geniş bir yelpazede 6 hafta boyunca 12 online eğitim düzenledik. Bu eğitimlere de 750’den fazla kadın kooperatif üyesi katıldı. Ayrıca kadın kooperatiflerimizi şehrimizdeki kurumsal şirketlerle, özellikle satın almacı ve insan kaynakları sorumluları ile bir araya getiren bir buluşma organize ettik.</p>

<p>İş kadınları ve profesyonel yöneticiler arasındaki etkileşimin artırılmasının yanı sıra kadınlarımıza yeni iş olanakları sağlamayı planladığımız “Online Network Platformu” ve danışman, kadın girişimci ve öğrencilerin e-ticaret ve pazarlama gibi alanlarda birlikte çalıştığı ve eğitim aldığı bir ekosistem oluşturmayı hedeflediğimiz “Danışman-Kadın Girişimci-Öğrenci Mentor Ağı” da önemli projelerimiz arasında yer alıyor.</p>

<p><b>‘KADINLARIMIZ KARARLI OLMALI’</b></p>

<ul>
	<li><b>Bu çalışmaların ne gibi sonuçları oldu?</b></li>
</ul>

<p>Hem şehrimizde hem de ülkemizde kadın girişimci sayısı her geçen gün artıyor. Bu sevindirici bir gelişme. Ancak iş hayatı zorlu bir yolculuk. Kadınlarımızın kararlı ve mücadeleci olması gerekiyor. Kurul bünyesinde yaptığımız çalışmalarla da kadın girişimcilerimizi destek oluyor ve bu yönde teşvik ediyoruz. Zirve, eğitim, etkinlik, seminer ve mentorluk çalışmalarımızdan binlerce kadın faydalandı. Daha çok kadına dokunmak ve hem şehrimize hem de ülkemize katkı sağlamak adına bundan sonra da çalışmalarımıza devam edeceğiz.<b> </b></p>

<p><b>KOOPERATİF SAYISI 29’A YÜKSELDİ</b></p>

<ul>
	<li><b>Bu dönemde kadın kooperatif sayısında bir artış yaşandı mı?</b></li>
</ul>

<p>Ülkemiz genelinde faaliyet gösteren 700’e yakın kadın kooperatifi bulunuyor. Bursa’da ise bundan 3 yıl önce sadece 7 kadın kooperatifi varken bugün bu sayı 29’a yükseldi. Bu noktada Ticaret Bakanlığımız ve Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından sağlanan destekler ve kooperatif kurulmasını kolaylaştıran düzenlemelerin de oldukça etkili olduğunu söylemem gerekiyor.</p>

<p><b>KOOPERATİFÇİLİK KADINLARA GÜÇ KATIYOR</b></p>

<ul>
	<li><b>Kadın kooperatiflerinin önemi nedir? </b></li>
</ul>

<p>Kadınlarımızın girişimcilik kabiliyetlerinin artırılması ve ekonomide aktif olarak yer almalarının sağlanması için kooperatifler çatısı altında örgütlenmeleri son derece stratejik bir öneme sahip. Kadın kooperatifçiliğinin desteklenmesi ve geliştirilmesi aynı zamanda kadın girişimciliğini de geliştirmesi anlamına gelmektedir. Diğer taraftan kooperatifler bölgesel kalkınma açısından da son derece önemli. Kadınlarımızın sosyo-ekonomik konumlarının güçlenmesi için kooperatifçiliğin de gelişmesi gerekiyor. Bugün üretime, ülke ekonomisine ve istihdama önemli katkılar sağlayan çok sayıda kadın kooperatifimiz bulunuyor. Biz de kurul olarak kooperatiflerin daha güçlü ve sürdürülebilir olmalarını sağlamak adına geyret gösteriyoruz.<b> </b></p>

<p><b>TEMEL SORUN MALİ YÖNETİM</b></p>

<ul>
	<li><b>Kadın kooperatifçiliğinin avantaj ve dezavantajlarına yönelik tespitlerinizi paylaşır mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Kadınlarımızın emeklerini ekonomik değere dönüştürmesinde önemli bir rol üstlenen kooperatiflerimizi çok önemsiyoruz. Bursa’daki kadın kooperatifimizin çalışmalarını yakından takip ediyor, destek olmaya çalışıyorum. Hatta 24 kadın kooperatif başkanımızın olduğu bir Whatsapp grubumuz var. Buradan neredeyse 7/24 başkanlarımızla görüşüyoruz.</p>

<p>Kurul olarak ilimizdeki kadın kooperatiflerimizin başkanları ve üyelerinin katılımıyla bir istişare toplantısı da düzenledik. Kooperatiflerimizin üretim alanları, istihdam sayıları, güçlü ve zayıf yönlerinden yola çıkarak bir ihtiyaç analizi çalışması gerçekleştirdik. Kooperatiflerin hukuk, finansal yönetim ve eğitim alanlarında sorunlar yaşadıklarını gördük. Mali ve finansal yönetim, sağlıklı bir sermaye yapısı oluşturama ve satış-pazarlama konularındaki eksiklikler kooperatiflerimizin temel sorunları arasında yer alıyor.</p>

<p><b>YENİ DESTEKLERE İHTİYAÇ VAR</b></p>

<ul>
	<li><b>Kadın kooperatifçiliğinin gelişmesi adına hangi kurumlara ve kimlere, ne tür görevler düşüyor?</b></li>
</ul>

<p>Kooperatifçilik, kadınlarımızın ekonomik hayata katkılarının artırılması ve sosyal yaşama etkin katılımlarının sağlanması için en uygun iş modeli. Kadınların ortak heyecan ve hedefler doğrultusunda bir araya gelerek güçlerini birleştirdikleri, bu güçle üretip kazandıkları yapılar olan kooperatifler ülke ekonomisine çok ciddi katkılar sağlayacak potansiyele sahip. Ülkemizde son yıllarda devletimiz tarafından sunulan destekler ve yasal mevzuatlarda yapılan değişikliklerle kadın kooperatifçiliğinde gelişme sağlanmış olsa da, henüz arzu edilen sonuçlara ulaşmış değiliz. Kadın kooperatiflerimizin desteklenerek daha donanımlı hale getirilmesi ve kurumsal kapasitelerinin güçlendirilmesi için yeni destek mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor. Elbette kadın kooperatiflerimizin de her şeyi devletten beklemesi doğru değil. Kooperatiflerimizin çözüm ve proje üreterek, daha etkin bir şekilde çalışmaları gerekiyor. Yine kurumsallaşmayı başarmış kadın kooperatiflerimizin de henüz yolun başında olan kooperatiflerle mentor ilişkisi kurması, bilgi ve deneyimlerini aktarmaları da kooperatifçiliğin gelişmesi adına son derece önemli.</p>

<p><b>İHRACAT YAPANLAR VAR</b></p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da kadın kooperatifçiliğinin geldiği nokta ile diğer iller arasında bir kıyaslama yapar mısınız? Bursa bu alanda başarılı mı? Başarı ölçütü nedir?</b></li>
</ul>

<p>Bursa, kooperatifler açısından yerel potansiyelin oldukça dinamik olduğu bir bölge. Sanayi ve ticaretin merkezi olan kentimiz, ekonomik büyüklüğü, kalifiye işgücü, girişimcilik ekosistemi, yenilikçi endüstrileri ve sosyokültürel yaşam standartlarıyla ülkemizde ön sıralarda yer alıyor. Sanayiden tarıma, turizmden kültüre kadar her alanda büyük bir potansiyele sahip olan Bursa’da kadın kooperatiflerimiz kurumsal kapasitelerini güçlendirerek üretim ve tüketim zincirlerinde aktif bir konuma gelebilme imkanına fazlasıyla sahip. Bursa’da şu anda 29 kadın kooperatifi faaliyet gösteriyor. Bunların arasında ihracat yapan kadın kooperatiflerimiz de bulunuyor. Kadınlarımızın bir araya geldiğinde nasıl bir katma değer oluşturduğunu birçok başarılı örnekte görebiliyoruz. Kadınlarımızın el birliği ile imza attığı bu başarılarla hepimiz gurur duyuyoruz. Kurul olarak başarılı örneklerin sayısını daha da artırabilmeyi amaçlıyoruz.</p>

<p><b>E-TİCARET EKOSİSTEMİNE DÂHİL OLMALILAR</b></p>

<ul>
	<li><b>Salgın süreci sizin çalışmalarınızı ve kadın kooperatiflerini nasıl etkiledi? </b></li>
</ul>

<p>Çalışmalarımızın sürdürülebilir ve uzun soluklu olmasına, geniş kitlelere ulaşabilmesine büyük önem veriyoruz. Bu yüzden şehrimizdeki tüm paydaşlarımızla güçlü bir iletişim ve işbirliğimiz var. Herkesin ortak hedefler doğrultusunda hareket etmesini istiyoruz.&nbsp; Böylece projelerimizin bilinirliği ve katılımcısı artar ve etki alanı da genişler. Kurul olarak zorlu pandemi döneminde de faaliyetlerimize aynı hızla devam ettik. Zirvedeki Kadınlar, İlham Veren Başarı Hikayeleri ve Kadın Kooperatifleri Eğitimleri gibi projelerimizi online’a taşıyarak çok daha geniş kitlelere ulaşmayı başardık.</p>

<p>Son iki yıldır devam eden pandemi süreci ile dijitalleşmenin önemi daha da arttı. Kadın kooperatiflerimiz açısından özellikle e-ticaretin önümüze getirdiği çok önemli fırsatlarla karşı karşıyayız. Bu gelişim alanındaki fırsatları doğru şekilde değerlendirdiğimiz takdirde e-ticaret, kadın girişimcilerimizin ekonomide hak ettiği payı almasına destek verecek en önemli alanlardan biri olacak.&nbsp; Ancak kadın kooperatiflerimiz henüz e-ticaretin sağladığı avantajlardan yeterince yararlanamıyor. Kooperatiflerimizin e-ticaret ekosistemine daha fazla dahil olmalarını hedefliyoruz. Bu kapsamda tanıtım, pazarlama ve satış imkanları bakımından e-ticaretin sunduğu olanaklar konusunda kooperatiflerimizin bilgi ve farkındalık düzeyini artıracak çalışmalar gerçekleştiriyoruz.&nbsp;</p>

<p>***</p>

<p><b>ÜRETEN KADINLARA İŞ BİRLİĞİ FIRSATLARI</b></p>

<p>TOBB KGK Başkanı Sevgi Saygın, bu ay içinde BTSO’da düzenledikleri etkinlikle; stant açan 14 kadın kooperatifinin, ürünlerini iş dünyası temsilcilerine tanıtma ve yeni işbirlikleri kurma imkânı bulduğunu hatırlattı.</p>

<p>TOBB Bursa KGK Başkanı ve Doğu Marmara Bölge Temsilcisi Sevgi Saygın, kadın kooperatiflerinin üretim ve tedarik zincirlerinde daha aktif bir rol üstlenmelerini sağlamayı hedeflediklerini söyledi. Bursa’daki kadın kooperatiflerini desteklemek adına çok önemli projeler gerçekleştirdiklerini belirten Sevgi Saygın, “Kadın kooperatiflerimizle düzenlediğimiz istişare toplantısının ardından ihtiyaç analizlerini tamamladık. Bu doğrultuda ilk olarak online eğitim projemizi hayata geçirdik. Altı hafta boyunca düzenlediğimiz 12 eğitime 750’den fazla kadın kooperatif üyesi katıldı. Eğitimin ardından ise kadın kooperatiflerimize pazarlama ve satış konusunda destek olabilmek adına bu etkinliği organize ettik” dedi.</p>

<p><strong>SATIŞLAR ARTTIKÇA ÜRETİM GELİŞECEK</strong></p>

<p>Kadın kooperatiflerinin ürettiği ürünleri pazarda tüketiciyle buluşturmakta güçlük yaşayabildiğini ifade eden Saygın, “Kadın kooperatiflerimizi şehrimizdeki kurumsal şirketlerle, özellikle satın almacı ve insan kaynakları sorumluları ile bir araya getirecek bir buluşma organize ettik. BTSO’nun 50 bine yakın üyesine duyuru yaptık. Başta otel, restoran ve yerel market zincirlerinin sahipleri olmak üzere çok sayıda firma temsilcisi gün boyunca etkinliğimizi ziyaret ederek, kooperatiflerimizin ürünlerini incelediler. Kadın kooperatiflerimizin satışları arttıkça üretim standartlarının gelişmesinin de çok daha kolay olacağına inanıyoruz. Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın İbrahim Burkay başta olmak üzere BTSO Yönetimine ve ziyarete gelen bütün üyelere çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/1-4.jpg" /></p>

<p><b>BİRÇOK GÖRÜŞME YAPILDI</b></p>

<p>Kooperatif temsilcileri de TOBB Bursa KGK’nın sunduğu destekten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Gürsu Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Sümeyye Işık, çok güzel bir organizasyon gerçekleştirildiğini ifade etti. Kadın dayanışması olmadan yol kat edilemeyeceğini vurgulayan Işık, “Birçok firmadan yetkililer ile görüştük. Olumlu dönüşler olacağını düşünüyoruz. Bursa KGK Başkanı Sayın Sevgi Saygın ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><b>OLDUKÇA FAYDALI GEÇTİ</b></p>

<p>Bursa Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi Başkanı Nagihan Dörtfidan Doğan, kooperatif olarak ihracat ağırlıklı çalıştıklarını, düzenlenen buluşmada güzel bağlantılar kurduklarını belirtti. Doğan, “Buluşma ilk kez düzenlenmiş olmasına rağmen oldukça faydalı geçti. İbrahim Burkay Başkanımıza ve Sevgi Saygın Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Umutlu geldik ve elimiz boş dönmüyoruz. Kooperatifimiz adına çok verimli görüşmeler yaptık” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/1-5.jpg" /></p>

<p><b>OLUMLU DÖNÜŞLER BEKLENİYOR</b></p>

<p>Balaban Kadınlar Tarımsal Kalkınma Kooperatif Başkanı Fatma Acar, yeni kurulan bir kooperatif olduklarını belirterek, “TOBB Bursa KGK’nın bizlere çok önemli katkıları oluyor. Daha önce online eğitimlere katılmıştık. Bu buluşmada da firmalarla buluşmak ve ürünlerimizi tanıtmak çok önemliydi. Market zincirleri başta olmak üzere birçok firmadan temsilciler geldi. Geleceğe dönük olumlu gelişmeler yaşanacağını düşünüyoruz” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/1-1_2.jpg" /></p>

<p><b>BEKLENTİLERİN ÜZERİNDE OLDU</b></p>

<p>İznik Üreten Girişimci İşletme Kadın Kooperatif Başkanı Havva Çandar, “Çok güzel bir buluşmaydı. Hayalimizde hep bu vardı. BTSO’daki iş insanları, kadın istihdamına destek verecek işletmeler ile görüşmeyi istiyorduk. Çok güzel gelişmeler oldu. Buluşma beklentilerimizin üzerinde geçti. Sevgi Başkanımıza gönülden teşekkür ediyoruz. İnşallah kadınlar iş dünyasında daha fazla yer alacak” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>SAYGIN’A TEŞEKKÜR</b></p>

<p>Mudanya Kadınları Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Kurucu Başkanı Şennur Kocakurt ise firmalarla görüşerek ürün gruplarını tanıttıklarını belirterek, “Böyle bir imkânı bizlere sunduğu için Sevgi Saygın Başkanımıza çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>

<p>BTSO Hizmet Binası atrium alanında gün boyu devam eden etkinliği BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, BTSO Yönetim Kurulu Üyeleri Muhsin Koçaslan, Yüksel Taşdemir ve Haşim Kılıç, Meclis Divan Katibi Gülçin Güleç, BTSO Meclis Üyeleri, TOBB Bursa KGK İcra Komitesi Üyeleri ve çok sayıda iş dünyası temsilcisi ziyaret etti.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kadinlarimiz-kararli-olmali-h973.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Dec 2021 10:38:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/kadinlarimiz_kararli_olmali_h973_6ab1b.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Uydu kentlere ihtiyaç var’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/uydu-kentlere-ihtiyac-var-h938.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Üyesi Alparslan Şenocak, Bursa’da şehir içinde kalmış merdiven altı imalathanelerin, kent dışına çıkarılması için sanayi imarlı yeni alanlar açılması gerektiğini savunurken “Uydu kentlere ihtiyaç var” değerlendirmesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Görüş gazetesinin Meclis Başkanı Ali Uğur röportajıyla başlattığı BTSO Meclis üyeleriyle söyleşi dizisi kapsamında bu hafta Alparslan Şenocak ile görüştük. BTSO’nun çalışmaları, inşaat sektörünün güncel sorunları, kentsel dönüşüm ve şehrin sıcak gündemi uydu kentler hakkında özel açıklamalarda bulunan Şenocak, BTSO’nun yeni sanayi alanları tezini savundu.</p>

<ul>
	<li><b>BTSO Meclisi’ne hangi komiteden girdiniz?</b></li>
</ul>

<p>BTSO’da inşaat sektöründe 23’üncü komiteden seçilmiş meclis üyesi olarak görev aldık. Başkanımız da sağ olsun yönetim kurulu üyesi olarak da bizi tercih etti. Bu dönem meclis üyesi hem de yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyorum.</p>

<ul>
	<li><b>BTSO’da inşaat sektörünün ağırlığı nedir?</b></li>
</ul>

<p>İnşaat sektörü, BTSO’nun mevcut üyeleri içerisinde yüzde 2’lik bir paya sahip. 50 bin üyemizden 10 bine yakını inşaat sektörü ve ona bağlı komitelerden oluşuyor. Bu anlamda oldukça güçlü bir sektördür. İnşaat sektörünü 6 komite temsil ediyor; 22, 23, 24, 25, 54 ve 56. Her komite, başkan ve seçilmiş meclis üyelerinden oluşuyor. Bunların hepsinin birleştiği nokta ise inşaat konseyimizdir. Orada da başkanımız Ali Tuğcu bu dönem de görev yapıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Konseyde neler yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>İnşaat konseyimiz çatısı altında sektörün problem ve sıkıntılarını her komiteden gelen görüşlerle değerlendirerek çözüm üretmeye çalışıyoruz. En önemli avantajımız, yönetim kurulunda sektörden iki üyenin bulunması ki bu da sorunların yönetim kurulunda değerlendirilmesi ve ilgi mercilerde aksiyonlarının alınmasını sağlıyor. İnşaat sektöründeki bütün komitelerle iyi bir çalışma içerisindeyiz. Sorun ve problemleri de dile getirip bunları ilgili mercilere taşıyabiliyoruz. Bu, en büyük avantajımız.</p>

<ul>
	<li><b>Bir örnek verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>İnşaat konseyindeki arkadaşlarımızla, Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Harita Mühendisleri Odası ve İMSİAD ile birlikte müteahhitlik süreçleriyle ilgili yaşanmış problemleri; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan yardımcımız Fatma Varank’a birebir aktardık. Hatta bu bilgilendirme kendisini de sevindirdi çünkü çıkarılan yasanın piyasadaki yansımasını bizden gördü. Yaşadığımız problemleri aktardığımızda hemen birebir çözüme ulaşma imkânı oldu. Yakın zamanda kentsel dönüşümle alakalı bir çalışma grubu oluşturmuştuk. Bunun içinde de yine yukarda saydığım aynı ilgili kurumlarla birlikte 6-7 aylık bir çalışma dönemi gerçekleştirdik.</p>

<ul>
	<li><b>O rapor, kamuoyunda ‘yeni bir şey yok’ diye eleştirildi. Orada önemli olan neydi?</b></li>
</ul>

<p>Burada belki biz, yeni bir şey söylemedik ama burada asıl dikkatini çekmesi gereken nokta ortak çalışabilme ortamı oluşturmak ve bunu göstermek. Belki aynı şeyler söyleniyor ama daha sonra sorun ve sıkıntıların tekrarlamaması veya yeni oluşabilecek sıkıntılara çözüm bulabilmek adına bir arada oturabilmeyi hedeflemiştik. Bunu da çok şükür yaptık. Bundan sonraki süreçte de Bursa ile alakalı sorun ve sıkıntılar için aynı masa etrafında gerçekten pozitif bir yaklaşımla bir araya geleceğiz.</p>

<ul>
	<li><b>BTSO’ya gelelim. Yönetimde bulunduğunuz bu dönemde geride kalan süreyi nasıl yorumlarsınız?</b></li>
</ul>

<p>Bu dönem 4 yıllık çalışma süresinin 2 yılı, salgınla geçti. Yani birçok şey yapılacaktı ama bu salgın dönemi birçoğunun ertelenmesine ötelenmesine sebebiyet verdi. Biliyorsunuz Başkanımız İbrahim Burkay, 46 Makro Proje ile o dönemde adaylığını koymuştu ve bunların yüzde 90’nı tamamlandı. GUHEM, Bursa için çok önemli bir proje oldu. Panorama 1326’da tarihi, GUHEM’de ise işin teknolojik kısmı Bursa ve Türkiye halkının hizmetine sunuldu. GUHEM, öğrencilerimiz için farkındalık merkezi oldu. Öğrencilerimizin uzayla ilgili hevesini artırarak ilerde uzaya gidecek ilk Türk’ü yani Gökmen’i Bursa’dan çıkarabiliriz temennisi içindeyiz. Bu çalışma döneminde salgına rağmen hemen adapte olduk ve uzaktan online toplantıları hiç aksatmadan, çalışmaya devam ettik. Şuanda salgının biraz yavaşlaması ve aşılamanın da etkisiyle fiziksel toplantılarımıza tekrar başladık.</p>

<ul>
	<li><b>Verimli bir dönem olduğunu düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Salgının etkisi oldu ama yine de oldukça verimli bir dönem geçirdiğimizi düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Önümüzdeki döneme ilişkin düşünceleriniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>BTSO’da meclis üyeliği veya komitelerde alınacak görevler, sektöre hizmet etme anlamında önemli yerlerdir. Çünkü gerçekten Bursa’da ticari hayatın nabzı burada atıyor. Gerek yurt içinden gerek yurt dışından gelen heyetlerin ilk durak noktası BTSO oluyor. Bunların sektöre yansıması için burada görev alacak arkadaşların çalışması gerekiyor. Burada bizlerin, sektöre faydalı olabilmek ve firmaların önünü açabilmek adına birçok görevi var. Biz, mesela sadece yerelde inşaatçıları geliştirmek anlamında değil de yurt dışında da onlara bir pazar imkânı bulabilmek adına çalışıyoruz. Bunun için de inşaat malzemesi üreten firmaları yurtdışına taşımayla alakalı Ur-Ge faaliyeti için bakanlıktan onayını aldık. Eğitimlerini yaptırdık. Nasip olursa ilk aylarda ocak veya şubat gibi ilk yurtdışı gezimizle inşaat malzemecilerini, yurtdışındaki piyasayla buluşturacağız.</p>

<ul>
	<li><b>Bu Ur-Ge çalışmasından biraz daha ayrıntı verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bu, hem Bursa’da hem de Türkiye’de inşaatla alakalı ilk defa kurulan Ur-Ge’dir. Özellikle biliyorsunuz Ağustos 2018’de bir dolar krizi yaşanmıştı. O günden salgına kadar inşaat sektörü zaten oldukça dibe vurmuştu. Bizim oradaki en büyük açığımız içe dönük çalışmamızdı. Dışarıya mal satanlarda aslında çok sıkıntı olmadı ama inşaat malzemesiyle ilgili yurtdışına ihracat az olduğu için krizden en fazla etkilenen sektör oldu. Bunu gördüğümüz için Ur-Ge ile çalışmalarımızı hızlandırıp buradaki imalatçılarımıza yurtdışına ulaşma yolunu gösterdik. Sağ olsunlar destek verdiler. 20-25’e yakın firmamızı, yurtdışına malzeme satabilir hale getireceğiz. Onları dış piyasayla buluşturacağız ve dışardan alıcılar getirerek buradaki firmalarımızın gelişimine biraz daha katkı sağlayacağız.</p>

<ul>
	<li><b>Yeni döneme ilişkin bir projeniz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yeni dönemde taahhüt işi yapan veya müşavirlik işi yapan firmalarımızı da yurtdışına taşımak istiyoruz. Temel hedefimiz şuydu: yurtdışından mutlaka bir iş alınır, bunun müşavir işini yapan da taahhüt işini yapan da malzemelerini satan da Türk olur. Müteahhitler ayağındaki çalışmalarımız devam ediyor. O, HİSER projesi olacak. Yani Hizmet Sektörü Rekabet Gücünün Artırılması Projesi. Bunun da onayını alırsak hedefimize ulaşmak daha kolaylaşacak.</p>

<ul>
	<li><b>Hedef pazarları nasıl beliyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Ur-Ge’deki firmalar bir araya getirilerek onların görüşleriyle ve herkese uyum sağlayacak pazarlara odaklanıyoruz. Şuan 15’e yakın hedef pazar belirledik. Tabi Ur-Ge ve HİSER projelerimizde profesyonel danışman arkadaşlarımız da var. Onların da yaptığı ilgili pazar araştırmaları değerlendiriliyor ve firmaları ortak sonuca ulaştıracak özellik taşıyorsa o ülkede sektörle ilgili muhataplara ulaşıyor ve bir yazışma süreci gerçekleştiriyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Ur-Ge ve HİSER’in avantajı nedir?</b></li>
</ul>

<p>Ur-Ge veya HİSER’de en büyük avantaj bakanlık ve BTSO destekli olmasıdır. Yani bir firmanın pazarlama elemanı eline aldığı çantayla gittiği ülkede kiminle görüşeceğini nasıl ulaşacağını bilemiyorken biz, pazar araştırması yapıyor ve görüşülecek firmaları ayarlıyoruz. Ayrıca yurtdışına çıkış ve gelişle alakalı maliyetlerin yüzde 75’ini bakanlık ve BTSO olarak karşılıyoruz. B2B toplantılar düzenliyor ve tercümanlık desteği de veriyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, bu projelerde yer alacak firmalar nasıl belirleniyor?</b></li>
</ul>

<p>Bununla alakalı bir ilana çıkılıyor. Herkeste ‘önce birileri yapsın ondan sonra ben katılayım’ algısı var. İlana dönüş yapan firmalarla yola çıkıyoruz. Yol sürecinde ayrılan veya katılanlar da oluyor. Bu sürece bütün firmalar katılabilir. Bir sayı sınırlaması var ama biz bunu 1,2 ve hatta 3’üncü Ur-Ge’ler kurarak aşabiliyoruz. Türkiye’de en fazla Ur-Ge projesine imza atan ticaret ve sanayi odası, BTSO’dur. Normalde bakanlık, her il için 10 ile sınırlamıştı ama bizdeki başarı ve geri dönüşler çok iyi olduğu için bizde bu sınır aşıldı ve sanıyorum şuan 25-26 farklı sektörde Ur-Ge’miz var.</p>

<ul>
	<li><b>Bu projelerle yapılan yurtdışı seyahatlerine ilişkin de farklı yorum ve değerlendirmeler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? </b></li>
</ul>

<p>Projelerimizin neticeleri bakanlık kontrolüyle yürüyor. Örneğin biz inşaat Ur-Ge’mizde 15-20 firmamızı birebir eşleştirmeyle bir pazara götürdüğümüzde belki 1 veya 2 tanesi iş yapacak. Ama başka bir pazarda başka firmalar iş için uyum sağlayacak. Bütün katılımcı firmaların iş yapması gibi bir durum söz konusu olmayabilir. Çünkü fiyat, malzeme veya yaklaşım uymayabilir. Ama sonuçta herkes iş yapma iştahıyla gidiyor. Bu, bir fuar gezisi değil, iş yapma gezisidir. Çünkü biz, bu B2B’lerde fuar bile gezmiyoruz. Birebir firmaları eşleştiriyoruz. Firmanın gideceği ve görüşeceği adreslerin hepsini ve firmaların bilgilerini önceden tespit ediyoruz. Ve firmalarımızla paylaşıyoruz. &nbsp;Önemli olan neticedir. Bir ticaret odası, verilen bilgilerle Ur-Ge açar ama neticesi gelmiyorsa ikinci senede bu kapanır.</p>

<ul>
	<li><b>Biraz da inşaat sektörünün bugün içinde bulunduğu şartlarla ilgili bilgi verir misiniz? </b></li>
</ul>

<p>Ağustos 2018’de kur şokuyla başlayan kriz, bizim salgın öncesindeki dönemde oldukça sıkıntılı bir süreç geçirmemize sebep oldu. Neredeyse çarklar durdu. Salgın döneminde konut faizlerinin düşürülmesi sektöre bir ilaç oldu. Devlet, o dönemde duran arabayı itekledi. O tarihlerde elinde bitmiş dairesi olanlar satıp yeni yatırımlara başladı. Ama bu, devletin verdiği güçle oldu. Bugün geldiğimiz noktada yüksek kur ve enflasyonla birlikte dünya genelinde tedarik zincirinin sıkıntılı bir dönemden geçmesi, inşaat sektörünü de etkiledi. Yaz aylarında özellikle malzeme bulma anlamında çok sıkıntı çektik. Aslında malzeme üretimi var. Ama bu yüksek kur, ihracatçıyı oldukça avantajlı duruma getirdi. İç piyasadan ziyade dış piyasaya yönelme durumu, iç piyasada malzeme bulmayı sıkıntıya soktu. Biz, bununla alakalı olarak bakanlıklarda girişimlerde bulunduk. Üretilen malzemenin iç piyasadaki talebi karşıladıktan sonra dış piyasaya yönelmesini talep ettik. Bazı önlemler alındı ama geçici oldu. Öte yandan ihracatçıların hepsi bu pazarı gördüğü için yatırım yaptı. Bu yatırımların karşılığı önümüzdeki sene kendisini gösterecek. İç piyasada malzeme tedariki rahatlayacak. Ama ihracat düşünürken iç piyasada malzeme fiyatlarımız arttı. Şimdi sıkıntılı bir süreci yaşıyoruz. Çünkü bu daire fiyatlarına da yansıdığı için artık ulaşılabilirlik uzaklaşıyor. Sene başında 600-700 bin liralara daire bulunabiliyordu ama sanıyorum bu malzeme fiyatlarıyla artık 900 bin ve 1 milyon liradan aşağı daire bulmak zor olacak. Aslında bunu önlemenin yolları var. Özellikle araziyle alakalı imar alanlarında arzı biraz daha artırabilirsek fiyatları geriye çekebilme imkânı bulabiliriz. Bizim arsa üretimi yapmamız ve planlı imar alanlarını çoğaltmamız lazım. Çünkü bir ihtiyaç var. Doygunluk diyorlar ama şuan Bursa piyasasında hâlâ ihtiyaç var.</p>

<ul>
	<li><b>Sektör temsilcilerinin size ilettiği en önemli sorunlar nelerdir?</b></li>
</ul>

<p>Hem imar hem yapı denetim hem de yeni çıkan yönetmeliklerde yaşanan sıkıntılar var. Yönetmelikler, salgın döneminde ortaya çıktı ama inşaat piyasasında çok fazla hareket olmadığı için bunlar yansımamıştı. Ne zamanki hareket başladı yönetmelik kaynaklı sıkıntılar ortaya çıktı. Bunlarla alakalı sıkıntıları sahadan toplayıp bakanlıklara ulaştırıp düzeltilmesi için uğraşıyoruz. İkincisi de malzeme tedariki. Artık senin istediğine göre değil elindeki malzemeye göre inşaat yapma süreci yaşanıyor. Bir de malzemenin bedelini ödesen dahi malzemeyi göndermeme durumu var çünkü fiyatlama yapılamıyor. Dolar kurunun oynaklığı, ‘malım elimde dursun daha iyi’ düşüncesi oluşturdu.</p>

<ul>
	<li><b>Sektörde bir ayıklanma yaşandı mı?</b></li>
</ul>

<p>Salgın sürecinde oldu. Taşlar yerine oturdu. Herkes kendi işine ağırlık verdi ve yan iş olarak inşaatçılık yapanlar bıraktı. Bir ayıklanma yaşandı.</p>

<ul>
	<li><b>İş gücü açısından inşaatta bir sorun yaşanıyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Her sektörde olduğu gibi özellikle nitelikli iş gücü sorunu inşaatta da var. İnşaat sektöründeki taşeronların hemen hemen yüzde 95’inde Suriyeli veya Afgan çalışıyor. Bizde maalesef iş beğenmeme ve en kolaya kaçma gibi bir durum söz konusudur. Tabi şantiyelerin eski hızı yok. Bu nedenle işler yavaşladığında memleketine veya başka bir yere gidenler dönmedi.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’daki kentsel dönüşüm süreciyle alakalı kişisel düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Kentsel dönüşüm açısından Bursa için önceliklerimizi tespit etmemiz gerekiyor. Bizim, Bursa’yı yıkıp yapmak gibi bir lüksümüz yok. Ama çürük yapı stoku ki en sıkıntılı olan yüzde 10’luk bölümünün tespitiyle alakalı bir envanter çalışması yapılması gerekiyor. Bu çalışma; bakanlık ve belediye nezdinde biran önce yapılmalı. Çalışmada belirlenecek yapıların dönüşmesi için de bir model uygulaması yapılmalı. Bundan önceki modellerde emsal artışı verildi. Belki çok kötü örnekleri de çıkmış olabilir ama kötü yapıldı diye bu işi tıkamak olmaz. Yeni senaryolar ve modeller üretmemiz lazım. Bunları oluşturmak için de bütün aktörlerin bir masa etrafında konuşuyor olabilmemiz lazım.</p>

<ul>
	<li><b>Son olarak çalışma grubunun açıkladığı raporda da altı çizilen uydu kentler ve yeni sanayi alanları talebi konusunda sizin değerlendirmenizi merak ediyorum?</b></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Uydu kentlere ihtiyaç var. Bursa sanayi şehri ve bunu artık çıkaramazsınız. Yenilemeniz gerekiyor. BTSO olarak bizim üstüne basa basa söylediğimiz gibi içerdeki mevcut imarsız sanayi alanlarının çıkarılarak yeni planlı sanayi alanları lazım. Merdiven altında çalışan üreticilerin şehrin içinden çıkıp artık nitelikli olarak çalışacağı ortamlar oluşturmamız gerekiyor. Bunlar için yeni sanayi imarlı alanların mutlaka oluşması ve bununla alakalı da burada çalışacak insanların ikamet edeceği alanların da uydu kentler vasıtasıyla oluşturulması lazım. Hem çevre hem ulaşım hem de diğer bütün başlıklardaki sorunları ortadan kaldıracak bir enstrüman olarak görüyoruz.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/uydu-kentlere-ihtiyac-var-h938.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Dec 2021 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/uydu_kentlere_ihtiyac_var_h938_35134.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa kütüphane  şehri olabildi mi?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-kutuphane-sehri-olabildi-mi-h939.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Görüş gazetesi olarak bu hafta bir soruyla karşınızdayız: Bursa, kütüphane şehri olabildi mi? Bu sorunun cevabı, göreceli gibi algılansa da istatistikler ve yerel idarelerce yapılan çalışmalar bizlere genel bir tablo resmetme imkânı tanıyor. Peki, istatistikler ne diyor? Yerel idareler, üniversiteler ve sivil toplum ne yapıyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş gazetesi, geçen hafta eğitim gündemini ele aldı ve İl Milli Eğitim Müdürü Serkan Gür ile yapılan özel röportaja yer verdi. Okuyanlar hatırlayacaktır; Müdür Serkan Gür, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ‘Kütüphanesiz Okul Kalmayacak’ projesinden hareketle Bursa’da 214 okulda kütüphane olmadığını ve bu proje kapsamında ‘15 Aralık itibarıyla Bursa’da kütüphanesiz okul kalmayacağını’ dile getirdi. Önümüzdeki hafta tamamlanması beklenen projeyle ilgili takibi elbette yapacağız. Ancak okullar dışında Bursa’nın kütüphane varlığına ilişkin de bir araştırma ihtiyacı doğdu. Bu haberde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı halk kütüphaneleri ve yerel idarelerce kurulan kütüphanelerin istatistiklerinden hareketle Bursa örneği ele alındı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>17 HALK KÜTÜPHANESİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 yılı verilerine göre Bursa il genelinde 17 halk kütüphanesi bulunuyor. Bu kütüphanelerde toplam 350 bin 671 adet kitap yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÜYE SAYISI YÜKSELDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">TÜİK’e göre 17 kütüphanenin 2019’da 60 bin 290 olan üye sayısı, salgın etkisinde geçen 2020 yılında 67 bin 714’e yükseldi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SALGIN NEGATİF ETKİLEDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’daki 17 halk kütüphanesinden 2019 yılında 680 bin 650 kişi yararlandı ve toplam 170 bin 483 eser ödünç alınırken salgın etkisinde geçen 2020 yılında kütüphaneden yararlanan kişi sayısı yarı yarıya düşerek 300 bin 42 kişiye, ödünç alınan eser sayısı ise 81 bin 475’e geriledi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA ÇOK GERİLERDE</b></p>

<p style="text-align:justify">Ülke geneli sıralamasında 2020 rakamlarına göre Bursa, halk kütüphanesi sayısı ile çok gerilerde kaldı. TÜİK verilerine göre 57 halk kütüphanesi ile Ankara’nın ilk sırada konumlandığı listede 48 halk kütüphanesi ile İstanbul ikinci, 38’er halk kütüphanesi ile İzmir, Konya ve Nevşehir üçüncü sırada yer aldı.&nbsp; Isparta 29, Sivas 28, Denizli 26, Kayseri ve Ordu 25, Balıkesir ve Mersin 24, Erzurum 23, Adana 22, Aydın, Çorum, Manisa ve Malatya 21, Hatay 20, Kütahya, Trabzon ve Hatay 19 halk kütüphanesi sayısı ile Bursa’nın önünde yer aldı. Afyon, Antalya, Diyarbakır ve Giresun’da da 17 halk kütüphanesi faaliyet gösteriyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KİTAP VARLIĞI</b></p>

<p style="text-align:justify">Halk kütüphanelerinde kitap varlığı sıralamasında İstanbul, 1 milyon 848 bin 849 adet itapla ilk sırada yer alıyor. Sırasıyla Ankara 765 bin 486, Konya 583 bin 490, Isparta 541 bin 599, İzmir 506 bin 407, Sivas 478 bin 275, Nevşehir470 bin 659, Balıkesir 443 bin 336, Manisa 389 bin 764, Denizli 384 bin 345, Ordu 383 bin 680, Erzurum 379 bin 11, Antalya 376 bin 66, Aydın 372 bin 909, Çorum 364 bin 831 ve Adana 362 bin 538 kitap sayısı ile Bursa’nın önünde konumlanıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’NIN ÜYE SAYISI DA DÜŞÜK</b></p>

<p style="text-align:justify">Halk kütüphanelerine üye sayısı sıralamasında da Bursa, liste başının çok uzağında yer alıyor. Ankara, kütüphanelere kayıtlı 267 bin 16 kişilik üye sayısı ile bu sıralamalarda da liste başında bulunuyor. Başkenti, 246 bin 549 üye ile İstanbul takip ediyor. İzmir, 185 bin 919 üye ile üçüncü, Konya 164 bin 186 üye ile dördüncü, Manisa 124 bin 557 üye ile beşinci sırada yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify">13 Halk Kütüphanesi bulunan Gaziantep’te 108 bin 205, Hatay’da 107 bin 27, 15 Halk Kütüphanesi bulunan Tokat’ta 101 bin 968, Antalya’da 99 bin 750, Diyarbakır’da 97 bin 528, Sivas’ta 90 bin 825, 16 Halk Kütüphanesi bulunan Samsun’da 88 bin 729, Aydın’da 86 bin 675, Kayseri’de 79 bin 532, 12 Halk kütüphanesi bulunan Eskişehir’de 76 bin 671, Mersin’de 72 bin 282 kayıtlı üye bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA ÖDÜNÇ KİTAP ALMA ALIŞKANLIĞI ZAYIF</b></p>

<p style="text-align:justify">Salgın etkisinde geçen 2020 yılında halk kütüphanelerinden ödünç alınan eser sayısında da Başkent Ankara, 384 bin 895 rakamı ile ilk sırada yer alıyor. İzmir 225 bin 34 ile ikinci, İstanbul 210 bin 147 ile üçüncü sırada bulunuyor. 2020 yılında en çok ödünç eser alınan iller sıralaması ise şu şekilde gerçekleşti: Konya 188 bin 752, Manisa 171 bin 43, Aydın 168 bin 776, Antalya 161 bin 527, Kütahya 137 bin 469, Hatay 131 bin 263, Tokat 125 bin 528, Muğla 115 bin 904, Çorum 111 bin 491, Ordu 106 bin 433, Kırşehir 105 bin 820, Mersin 101 bin 781, Kayseri 101 bin 433, Denizli 100 bin 762, Isparta 97 bin 313, Sivas 96 bin 346, Balıkesir 94 bin 788, Samsun 93 bin 349, Eskişehir 90 bin 207, Adıyaman 88 bin 700, Van 88 bin 81, Şanlıurfa 84 bin 529, Osmaniye 83 bin 433, Kocaeli 81 bin 853 ödünç alınan eser sayıları ile Bursa’nın önünde konumlandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>VERİ YORUMLAMA</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın 3,5 milyona dayanan nüfusunu da göz önünde bulundurduğunuzda hem halk kütüphanesi hem kütüphaneye üye olma hem de kütüphaneden ödünç eser alma sayılarının oldukça düşük olduğu görülüyor. Bu istatistiklerden sağlıklı bir çıkarım, tespit ve tanımlamada bulunabilmek için iller arası sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faktörleri de yadsımamak gerekiyor. Nüfusu Bursa’nın yarısı düzeyinde olmayan illerin kütüphane sayılarının da üye sayılarının da ödünç alınan kitap sayılarının da Bursa’dan fazla olmasının nedenselliğini çok yönlü araştırmak gerekiyor. Bursa’nın gelir seviyesinin bazı illere göre yüksek olduğundan hareketle Bursalıların kitaba erişim için kütüphanelere değil, satın alma yöntemine yöneldikleri de düşünülebilir. Fakat bu da net ve genel geçer bir çıkarım olmayacaktır. Gerçeğe en yakın değerlendirme, Bursa’da kütüphane varlığının ve kütüphanelere ilginin artırılması gerektiğidir.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA BULUNAN HALK KÜTÜPHANELERİ</b></p>

<p style="text-align:justify">İl Halk Kütüphanesi, Gürsu Halk Kütüphanesi, İnegöl Çocuk Kütüphanesi, İnegöl İshakpaşa Halk Kütüphanesi, İznik Halk Kütüphanesi, Karacabey Sadık Yılmaz Halk Kütüphanesi, Keles Halk Kütüphanesi, Kestel Halk Kütüphanesi, Mustafakemalpaşa İ.H. Şenpamukçu Halk Kütüphanesi, Mehmet Ali Deniz Halk Kütüphanesi (Osmangazi), Mudanya Halk Kütüphanesi, Nilüfer Halk Kütüphanesi (Kapalı), Orhaneli Halk Kütüphanesi, Osmangazi Hüsniye Bilsen Halk Kütüphanesi, Ömer Mercan Halk Kütüphanesi (Osmangazi), Tophane Çocuk Kütüphanesi (Kapalı), Yenişehir Süleymanpaşa Halk Kütüphanesi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu verilere göre Bursa’da Yıldırım, Nilüfer, Gemlik, Orhangazi, Büyükorhan ve Harmancık’ta Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir ilçe halk kütüphanesi bulunmadığı görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/GENEL.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>BELEDİYELER NE YAPIYOR?</b></p>

<p style="text-align:justify">Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı halk kütüphaneleri açısından böyle bir tablo varken Bursa’da nüfusun yoğun olduğu Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer ilçeleri belediyelerinin ve Büyükşehir Belediyesi’nin kütüphanecilik alanında yaptığı çalışmaları inceledik.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BUYUKŞEHİR.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>BÜYÜKŞEHİR’DE </b></p>

<p style="text-align:justify"><b>8 KÜTÜPHANE</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler Şube Müdürlüğü’ne bağlı 8 kütüphane bulunuyor: Şehir Kütüphanesi (1998), Şehbenderler Konağı Kütüphanesi (2010), Lala Şahin Paşa Çocuk Kütüphanesi (2012), Mimarsinan Sosyal Yaşam Merkezi Kütüphanesi (2012), Alipaşa Oyuncak Kütüphanesi (2015), Gezici Kütüphane (1991), Bursa Millet Kütüphanesi (2020) ve Merinos Açık Hava Kütüphanesi (2020).</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BUYUKŞEHİR2.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>YARARLANAN KİŞİ SAYISI</b></p>

<p style="text-align:justify">Büyükşehir yetkililerinden edinilen bilgiye göre 1 Ocak 2021’de 27 Kasım 2021’e kadar Şehir Kütüphanesi’nden 55 bin 274, Şehbenderler Konağı Kütüphanesi’nden 7 bin 916, Lala Şahin Paşa Çocuk Kütüphanesi’nden 3 bin 979, Mimarsinan Sosyal Yaşam Merkezi Kütüphanesi’nden bin 481, Alipaşa Oyuncak Kütüphanesi’nden 4 bin 442, Gezici Kütüphane’den 2 bin 270, Bursa Millet Kütüphanesi’nden 102 bin 157 ve Merinos Açık Hava Kütüphanesi’nden 10 bin 421 kişi yararlandı.</p>

<p style="text-align:justify">Büyükşehir himayesindeki kütüphanelerde 25 bini e-kitap olmak üzere toplam 128 bin 851 adet kitap bulunuyor. Söz konusu tarih aralığında üye sayısı 30 bin 350 olan kütüphanelerden ödünç alınan kitap sayısı ise 35 bin 468 olarak görünüyor. Belediye, kütüphanelerinde ziyaretçilere ücretsiz internet imkânı da sağlıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/OSMANGAZİ.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>OSMANGAZİ’DE </b></p>

<p style="text-align:justify"><b>7 KÜTÜPHANE</b></p>

<p style="text-align:justify">Osmangazi Belediyesi’ne bağlı 7 kütüphane bulunuyor: Pınarbaşı Nilüfer Hatun Halk Kütüphanesi, Hüdavendigar Sosyal Gelişim Merkezi Kütüphanesi (2018), Emek Bilgi Evi Kütüphanesi (2019), Demirtaş Kültür Merkezi Kütüphanesi (2020), Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi Kütüphanesi (2019), Kedili Tekke Millet Kıraathanesi (2019) ve Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi Kütüphanesi (2021). Osmangazi Belediyesi yetkililerinden alınan bilgiye göre bu kütüphanelerde 23 bin kitap bulunuyor. Ve kütüphaneleri yılda yaklaşık 8 bin kişi ziyaret ediyor. Belediye kütüphanelerde okuma ve ders salonlarının yanında ücretsiz internet hizmeti de sağlıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/YILDIRIM.jpg" /></p>

<p><b>YILDIRIM UYUMUYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Yıldırım Belediyesi, Şubat 2021’de Mümine Şeremet Uyumayan Kütüphanesi’ni hizmete alarak ilçede eksikliği hissedilen bir hizmete el attı. Belediye yetkililerinden alınan bilgiye göre 20 binden fazla kitabın bulunduğu kütüphaneden açıldığı günden bugüne 100 bini aşkın kişi faydalandı. Belediye 300 kişilik kütüphane alanı bulunan yerleşkede özel okuma alanları, 100 kişilik seminer salonu, bilgisayar eğitim laboratuvarı, kafeterya, dinlenme alanları, özel ikramları ve sınırsız internet hizmeti sunuyor. Belediyenin Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Mimar Sinan Yerleşkesi’nde Temmuz 2022’de Mimar Sinan Uyumayan Kütüphanesi ve Vatan Mahallesi’nde de Niyazi Pakyürek Kütüphanesi açmayı planladığı öğrenildi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/NİLUFER.jpg" /></p>

<p><b>NİLÜFER’DE</b></p>

<p><b>7 KÜTÜPHANE</b></p>

<p>Nilüfer Belediyesi’ne bağlı 7 kütüphane bulunuyor: Akkılıç Kütüphanesi, Üçevler Kütüphanesi, Çocuk Kütüphanesi, Şiir Kütüphanesi, Demirci Kütüphanesi, Gezici Kütüphane ve Dijital Kütüphane. Nilüfer Belediyesi yetkililerinden alınan Ocak-Kasım 2021 dönemine ait bilgilere göre söz konusu kütüphanelerde toplam 116 bin 575 eser bulunuyor. Nilüfer kütüphanelerinin toplam üye sayısı, 51 bin 36. Söz konusu dönemde kütüphanelere ziyaretçi sayısı 169 bin 639. Bu kütüphanelerden ödünç alınan kitap sayısı ise 52 bin 747. Belediye kütüphanelerinde ziyaretçilere ücretsiz internet imkânı da tanıyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BUU-PROF.DR.FUAT-SEZGİN.jpg" /></p>

<p><b>BUÜ’NÜN KAYNAK GÜCÜ</b></p>

<p>Bursa Uludağ Üniversitesi’nde (BUÜ) merkez kütüphane Prof. Dr. Fuat Sezgin Kütüphanesi ile birlikte Tıp, Eğitim, Hukuk ve İlahiyat fakültelerinde ayrıca Sosyal Bilimler MYO ve Karacabey MYO’da kütüphane bulunuyor. Merkez kütüphanede 2020 yılı resmi rakamlarına göre 177 bin 979 basılı kitap, 336 bin 26 adet de e-kitap bulunuyor. Üniversitenin tüm kütüphanelerinde toplam basılı kitap sayısı 262 bin 852 adet olarak görünüyor. Salgın etkisindeki 2020 yılında üniversite kütüphanelerinden 75 bin 994 kişi faydalandı ve 17 265 kitabın ödünç alındı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BTU.jpg" /></p>

<p><b>BTÜ’DE E-KİTAP AĞIRLIĞI</b></p>

<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Mimar Sinan Kütüphanesi’nde 20 bin 592 adet basılı kitap, 12 bin 296 adet e-kitap ve 35 bin 364 adet e-dergi bulunuyor. Üniversite kütüphanesinden 2020 yılında 8 bin 433 kitap ödünç verildi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/GENEL-4.jpg" /></p>

<p><b>OKUL KÜTÜPHANELERİ</b></p>

<p>TÜİK’in 2019-2020 eğitim öğretim yılı verilerine göre Bursa il genelinde resmi okullarda 583, özel okullarda 338, özel kurslarda 188 kütüphane bulunuyor. İl genelinde toplam bin 109 kütüphanede 1 milyon 49 bin 125 kitap yer alıyor. Bunun 788 bin 85’i resmi okullarda, 251 bin 776’sı özel okullarda, 9 bin 264’ü ise özel kurslarda görünüyor. &nbsp;</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BALKANTURKSİAD.jpg" /></p>

<p><b>ÖRNEK OLSUN</b></p>

<p>Balkan Rumeli Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BALKANTÜKSİAD) üyeleri, Tophane Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yeni yapılan kütüphanenin kitap ihtiyacını karşıladı. Okul Müdürü Murat Taşdelen’i ziyaret eden Yönetim Kurulu Üyeleri, ihtiyaç duyulan kitapları teslim etti. BALKANTÜRKSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Süleyman İnan, okulun değişik alanlardaki ihtiyacını karşılamaya hazır olduklarını belirtti.</p>

<p>BALKANTÜKSİAD olarak ilerleyen süreçte eğitim ile ilgili yeni projelere imza atacaklarını ifade eden İnan, “Şu an birlikte yürüttüğümüz ayrı bir projemiz var. İlerleyen süreçte paylaşmayı planlıyoruz. Kitap bağışı fikri okulumuzda hissedilen bir ihtiyaç üzerine ortaya çıktı. Edindiğimiz kitaplarımızı okul müdürümüze teslim ettik. Öğretmenler günü gibi özel ve önemli bir günde bu çalışmayı yapmak ayrıca mutluluk verici” dedi. BALKANTÜRKSİAD ile iş birliği içinde olduklarını vurgulayan Tophane Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Murat Taşdelen de, proje bazlı bir okul olduklarını söyledi. Kitap bağışının güncel kitap ihtiyacını karşıladığını belirten Taşdelen, “BTSO ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı. Bakanlığımız okulumuzu bu protokol kapsamında BALKANTÜRKSİAD ile ilişkilendirdi. Geçtiğimiz yıl bir proje yaptık. O çalışmamızda da bizi yalnız bırakmadılar, finansman desteği sağladılar. Devletin verdiği ödenekle kütüphanemizi yaptık. Elimizde bulunan kitapların çoğu güncelliğini yitirmiş eski kitaplardı. BALKANTÜRKSİAD Yönetimi ile temas kurarak ihtiyacımızı dile getirdik. Bizi yalnız bırakmadıkları için kendilerine teşekkür ediyorum” diye konuştu. (Kaynak: BALKANTÜRKSİAD)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/EMEKLİLER.jpg" /></p>

<p><b>SORUMLU EMEKLİLER </b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span calibri="" style="font-family:">Nilüfer’de gönüllük esasına göre yapılan sosyal çalışmalara en güzel örneklerden biri Emekliler Meclisi Kitap Atölyesi oldu. Emekliler Meclisi gönüllüleri 2012’den bu yana oluşturdukları atölyede topladıkları kitapları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor. Kitap Atölyesi, Nilüfer Kent Konseyi ve mahalle muhtarlıklarına bırakılan kitapları toplayan gönüllüler, türlerine göre ayrıştırdıktan sonra paketleme yapıyor. 2012 yılından buyana Türkiye’nin 69 şehri ve yüzlerce ilçesine yaklaşık 90 bin kitap gönderildi. Kullanılamayacak kitapları da geri dönüşüme gönderen gönüllüler bugüne kadar 7 okulun kütüphanesine de destek oldu. Bu yıl yeni sezonda 7 bini aşkın kitabı 16 kente gönderen Emekliler Meclisi, 20-28 Kasım tarihleri arasındaki Avrupa Atık Azaltım Haftası’nda da duyarlı çalışmalara imza atacak. Nilüfer Kent Konseyi Emekliler Meclisi Başkanı Yeşim Erkmenuğur Nilüferliler’e çağrı yaparak kitap bağış sayısını en üst seviyeye getirmeye çalıştıklarını vurguladı. Kitap bağışçılarının kullanmadıkları kitapları, içeriği ne olursa olsun Nilüfer Kent Konseyi, mahalle muhtarlıkları veya atölyeye bırakmalarını istedi. Gönüllülerin kitapları bırakılan yerden alacaklarını ifade eden Yeşim Erkmenuğur, hafta içi saat 14.00-17.00 arası açık olan atölyede kitapların paketlenerek ihtiyaç sahibi kişilere ulaştırılacağını söyledi. (Kaynak: Nilüfer Bld.)</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-kutuphane-sehri-olabildi-mi-h939.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Dec 2021 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/bursa_kutuphane_sehri_olabildi_mi_h939_90903.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Virüs, çok adil!..]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/virus-cok-adil-h940.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Tabip Odası (BTO) Başkanı Doç. Dr. Alpaslan Türkkan, tüm dünya hastalanmadığı ve aşılanmadığı sürece yeni varyantların ortaya çıkacağını ve salgından kurtulamayacağımızı savunarak “Virüs, çok adil ve ilahi adalete uyuyor” değerlendirmesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<ul>
	<li><b>Yeni bir gündem olduğu için bu soruyla başlayalım. Doktorlara zam düzenlemesini incelediniz mi? zamlar hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Türk Tabipler Birliği de biz de inceliyor ve araştırıyoruz. Ne anladık? Hiçbir şey. Çok karışık. Bir zam sözü var ama o, gerçek anlamada bizim ve toplumun anladığı zam değil. Orada paranın kaynağının yer değiştirdiğini görüyoruz. Zam adı altında yapılan ek ödemelerin adaletsizlik doğurduğunu görüyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Örnekleyebilir miyiz?</b></li>
</ul>

<p>Zam, mesela üniversiteyi kapsamıyor ama Sağlık Bakanlığı’nı kapsıyor. Hem kamu kurumu olan üniversiteyi ayırıyorsunuz hem de sağlık personelini bölüyorsunuz. Hekimlere var, diğer sağlık personellerine zam yok. Hem kurumlar hem de personeller içinde bir ayrıştırma, farklı davranma, ötekileştirmeyle sağlık sektöründe çalışma barışına zarar veriliyor. Gördüğümüz bu.</p>

<ul>
	<li><b>Neden zam değil?</b></li>
</ul>

<p>Döner sermayeden ödenen bir para vardı. Maaşla birlikte alınıyordu. Ama döner sermayeden ödenemez hale geldi. Bunu şimdi bütçeye aktardılar. Yine aynı ek ödemeyi bütçeden yapacaklar.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, döner sermayeden ödeyememe durumunun nedeni nedir?</b></li>
</ul>

<p>Döner sermayelerde yeterince para yok.</p>

<ul>
	<li><b>O zaman bu, alacağınızı garanti altına almak açısından pozitif değil mi?</b></li>
</ul>

<p>Biz, Bursa Tabip Odası olarak da Türk Tabipler Birliği olarak da hiçbir zaman kendi menfaatlerimize odaklanmadık, hep toplumsal çıkarı gözettik. Toplum için iyi bir şey değil bu. Kendi menfaatlerimizi gündeme getirdiğimiz 23 Kasım’da Dolar/TL kuru 9 lira idi. Şimdi bize zammış gibi belirtilen rakamlar, kurdaki artışı bile karşılamıyor. Bu fark kapatıldıktan sonra bizim taleplerimizin gündeme getirilmesi gerekiyor. Bizim mücadelemiz sürecek. Bu, bizim beklentilerimizi karşılayan bir zam değildir. Bu nedenle biz, mitinglere devam edeceğiz. Yine tüm tabip odaları olarak bu çalışma barışını bozacak; sadece hekimleri gözeten yaklaşımın da doğru olmadığını düşünüyoruz. Algıya zam yapıldı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/IMG_20211202_162120.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>Bursa Görüş gazetesi olarak bir röportaj dizimiz kapsamında görüştüğümüz Almanya Fahri Konsolosu S. Sibel Cura Ölçüoğlu, her kademeden sağlıkçının yurtdışına gittiğini öne sürdü. Bu konu hakkında bize bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Çok haklı ve Çok doğru söylüyor. Eskiden ülke genelinde yılda 10 civarında yurtdışı için başvuru varken günümüzde bini aşan başvuru var.</p>

<ul>
	<li><b>Başvurudan kastınız nedir?</b></li>
</ul>

<p>Islak imzalı bir iyi hal kâğıdı almak zorundalar. Bunun için de odalara başvuruyorlar ve bizler de Türk Tabipler Birliği’ne yolluyoruz. Kişiler, yurtdışına gitmek istediklerinde oradan istenen ilk belge, iyi hal belgesidir. Yani etik ihlal yapmadığı ve hekimliğini doğru dürüst yaptığıyla ilgilidir. Bunu bakanlık veremez, ancak tabip odaları verebilir. Gerçekten yurtdışına giden sayısı çok arttı. Ben o insanları da yargılayamıyorum. Bizde ‘TUS’ yani Tıpta Uzmanlık Sınavı için dershaneler vardı. Öğrencilerimiz artık bu dershanelere değil Almanca kurslarına gidiyor. Öğrencilerin çok büyük bir bölümünün hedefi Almanya ki gerçekten hiç de sorun çıkarmadan hekim alıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, neden yurtdışına gidiyorlar?</b></li>
</ul>

<p>Burada olmanın dezavantajları var. Birincisi tamamen eriyen ücretler ki artık hekimler, yoksulluk sınırının altında. Mesai saati başına bizden daha az ücret alan herhalde başka bir meslek grubu yok. Bir öğretmenin fazladan anlattığı ders başına saatlik ücreti sanırım 35 lira benim ise 25 lira. Ben, doçentim. Profesörün 32 lira. Çok erimiş ve göz ardı edilmiş bir ekonomik durumumuz var. Geçen hafta sayın bakan da ‘hakikaten görmezden gelindi’ dedi. İkincisi mesleğimizi doğru dürüst yapıp mesleki doyuma ulaşamıyoruz. Haliyle insanlar, kendilerine başka yollar aramaya başlıyor. Çünkü özerk değiliz. Hekim hastasıyla ilişki kurarken özerk olmak zorundadır.</p>

<ul>
	<li><b>Neden özerk değil?</b></li>
</ul>

<p>Bir hekim, 5 dakikada hasta bakmak zorunda ki bakabilir ama sadece gözüyle. Muayene edemez. 5 dakikada hastasını muayene edemediği için emekli olan tanıdığım doktor var. İstifa eden doktorlar çok. 5 dakikada bakamadığınız, muayene edemediğiniz, hiçbir şekilde yaptığınız işe güvenemediğiniz ama reçete yazmak zorunda olduğunuz o sürenin sonunda eğer hastaya bir şey olursa ‘malpraktis’ dediğimiz mesleki hata nedeniyle yargılanıyoruz. Ceza alıyoruz. Özerk değiliz. Bir, ekonomik sorunlar; iki, özerk olmamak ve üç, sürekli karşımıza halkı getiriyorlar. Yönetimler bunu yıllardır yapıyor. Sistemin bozukluğunu ya da kötü yönetimi görmesinler, hekimle karşı karşıya kalsınlar. Hekim, 5 dakikada bir hastaya bakmak zorunda kaldığında vatandaş suçlu olarak hekimi görüyor. &nbsp;Hastanede kuyrukta beklediğinde suçlu olarak hekimi görüyor. Ama suçlu hekim değil, sistemdir. Sistem görülmüyor vatandaş hekimi görüyor ve arkasından şiddet geliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sağlıkta şiddet konusunda Bursa’nın durumunu özetler misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da her gün şiddet var. Ve bunlar, ‘beyaz kod’a gidecek boyuttadır. Bunun yanında çok fazla hakaret, itme ve kakma yaşanıyor. Hekimler de artık yılmış durumda ve muhatap olmuyor. Bunlar, vatandaşın sağlığını etkiliyor. Bunlar, vatandaşın nitelikli sağlık hizmeti almasının önündeki en önemli engel. Bakın benim mezun olduğum 1988 yılında 2,3 idi bir kişinin doktora senede başvurduğu sayı ki bu rakam, bugün 10,2’dir. Bir kişi yılda 10 kez doktora gidiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Hangi kurumun istatistiğidir bu?</b></li>
</ul>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın istatistik yıllığında tüm Türkiye için 9,8; Bursa içinse 10,2. Aynı istatistiklere baktığınızda hekim sayısının da az olduğunu görürsünüz. Yani Türkiye’de az sayıda hekim, çok sayıda iş yapmaya başladı. Ve bunun karşılığında ücreti düşük ve şiddete uğruyor. Bu nedenle insanlar yurtdışına gidiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sağlık alanı ve hekim sayısı açısından Bursa’yı yorumlar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Bursa, her zaman görmezden gelindi. Bursa’nın yoğun bakım yatak sayısı düşüktü. 2010 yılından itibaren biz, ‘Bursa’nın yoğun bakım yatak sayısı az’ diye söylemeye başladık. Bursa’nın her zaman aile hekimi sayısı düşüktü. Ve bugün salgında yaşadığımız sorunlardan biri de Bursa’nın hazırlıksız yakalanmış olmasıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Şehir hastanesinin sürece katkısı olmadı mı?</b></li>
</ul>

<p>Olmadı. Çünkü orada açılan bin 355 yatak, bin 355 yatak kapatılarak açıldı. Şöyle bir katkısı olabilir; insanlarımız yolda daha çok zaman geçirmeye başladı. Dünya, kentin içinde kompakt ve küçük 50-100 arası değişen rakamlarda yatak bulunan hastanelere doğru gidiyor. Çünkü erişimi kolay.</p>

<ul>
	<li><b>Bir de kamuoyunda ‘Bıçak Parası’ diye bilinen ve çeşitli örneklerle gündeme gelen bir tartışma var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Hiçbir hekim, kamu kurumunda çalışırken kimseden para alamaz. Eğer alıyorsa cezalandırılmalıdır. Bu tür suçu işleyen hiçbir meslektaşımızın yanında olmayız.</p>

<ul>
	<li><b>Bu gibi örneklerde bir disiplin ve soruşturma gibi bir süreci işletiyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Hekimlerin çok fazla sayıda olan disiplin soruşturmasını yürütüyoruz. Biz, basında çıkan haberleri de suç duyurusu kabul ederiz.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, meslekten men gibi bir yaptırım gücünüz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Diplomamızın altında rektörün ve bakanın imzası vardır. O diplomayı ikisi de alamaz, sadece Türk Tabipler Birliği alabilir. Şuan Bursa’da 3 tane meslekten men kararımız var. Hatta biri çok sansasyonel bir isim.</p>

<ul>
	<li><b>Yukarda bir sistem sorunundan bahsettiniz. Sizin bir sistem öneriniz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Acilde sürekli hasta bakıyoruz. Biz, kendi nüfusundan fazla acile başvuran tek ülkeyiz. Yılda 110 milyon kişi acile başvuruyor. 80 milyonluk bir ülkede 110 milyon acil vaka olabilir mi? Bu tamamen sistem hatasıdır. Biz yıllardır söylediğimiz sistemin arkasındayız. İlk olarak ‘1. Basamak’ yani aile hekimliği güçlendirilmelidir. Şuanda 1. Basamak kamu mu özel mi belli değil. 1. Basamak, kamunun ve güçlü olacak. Biz, bütün hastalıkları 1. Basamakta göğüsleyeceğiz. Aile hekimi başına 4 bine yakın kişi düşüyor. 70 kişi müracaat ediyor. Aile hekimi poliklinik yapmaktan kafasını kaldıramıyor. Aile hekimi bölgesindeki okulla, hava kirliliğiyle, gıda işletmeleriyle ilgilenmeli; insanlarla bir araya gelip evlerini ziyaret edebilmeli. Hem fiziksel hem çalışma koşulları hem de sağlık gücü açısından güçlendirmek gerekiyor. Sonra sevk zinciri kurulmalı, her elini kolunu sallayan ‘2. Basamak’a geçememeli. Sevk zinciri olmadığı için şuan biz, tıp fakültesinde yani ‘3. Basamak’ta tonsilit yani bademcik iltihabı, cilt enfeksiyonu yani sivilcelerle uğraşıyoruz. Bunlar, aslında ‘1. Basamak’ta çözülmesi gereken hastalıklar.</p>

<ul>
	<li><b>Özel hastaneler hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Özel hastaneler olabilir. Çok ciddi ve güzel sağlık hizmeti sunan özel hastanelerimiz var. Uzmanlaşmış, çok değerli bilimsel çalışma yapan özel hastanelerimiz var.</p>

<ul>
	<li><b>Kamudaki koşullardan rahatsız olan personel neden yurtdışına gidiyor da özel hastaneleri tercih etmiyor?</b></li>
</ul>

<p>Özel hastanelerde de iş yükü çok fazla ve çok ciddi bir hekim sömürüsü var.</p>

<ul>
	<li><b>Kişisel olarak siz özel sektörde çalışmayı düşündünüz mü?</b></li>
</ul>

<p>Ben hekimle hasta arasına para giremeyeceğine inanıyorum. Halk sağlığı uzmanıyım ve muayene açmam için çok teklif geldi.</p>

<ul>
	<li><b>Tıp fakültesinde bir hasta için ‘ameliyat edilsin mi edilmesin mi?’ sorusuna yanıt bulmak adına oluşturulan heyetler, o heyetin aldığı karar ve vicdani süreciyle ilgili bize bilgi verir misiniz? </b></li>
</ul>

<p>O heyetlerde farklı bilim dallarından insanlar bir araya gelir ve kanıta dayalı, meta analizi dediğimiz ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirirler. Vicdani olarak hekimlerin hiçbirinin bir rahatsızlık duyacağını sanmıyorum çünkü kanıta dayalı çalışıyoruz. Ama kanıta dayalı değil; ‘Kefir içseydi iyileşirdi.’ Eğer kefir içip iyileşiyorsa o zaten tıbbın içine girmiştir. Tıbbın alternatifi olmaz. Alternatif tıp diye uydurulan aslında olamaz. Eğer bir şey iyileştirdiğine yönelik kanıtı varsa o tıbbın içinde yer alır zaten.</p>

<ul>
	<li><b>Alternatif tıp yok diyorsunuz fakat bugün tüm kitle iletişim araçlarında ‘onu yiyin, bunu yemeyin, şundan uzak durun vs…’ gibi bir yığın bombardıman var. Siz bununla mücadele ediyor musunuz? </b></li>
</ul>

<p>Mücadele ediyoruz. Bizim eğitimimizde beslenme yoktur. Tıp doktoru beslenmeyi çok iyi bilmez. Biz, ‘tansiyon yükselirse tuzu kesin, yağlarınız varsa yağı kesin’ deriz. Bu, diyetisyenlerin işidir. Bir beyin cerrahı, kalkıp vatandaşa nasıl besleneceğini anlatamaz.</p>

<ul>
	<li><b>Ama anlatıyor!</b></li>
</ul>

<p>Anlatıyor, bunun karşılığından basından para alıyor ve ‘hamileyken şeker kullanma, şeker kullanırsan bebeğin ölüyor’ diyebiliyor. Bu kişi televizyonlara çıkabiliyor. Halka zarar veriyor. 2 kez meslekten men aldı.</p>

<ul>
	<li><b>Sonuç?</b></li>
</ul>

<p>Devam ediyor. Gene televizyonlara çıkıp, yine söyleyebiliyor. O, ‘şeker almayın…’ dedikten sonra o kadar çok kadın hamileyken şekerini kontrol ettirmedi ki bebekler sakat ve anomalili doğdu. Sistem bu tür insanların sistem dışına çıkması için çaba göstermiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Meslekten men cezasına rağmen devam edebiliyorsa yasal bir boşluk var öyleyse?</b></li>
</ul>

<p>Bunlar bazı kesimler için istendik şeyler ama bilimsel değil diyeyim.</p>

<ul>
	<li><b>Toplumun talebi mi diyorsunuz yani?</b></li>
</ul>

<p>Toplumun talebi çok fazla. Aşı karşıtlarına baksanıza. Şuan aşının karşısında durabilecek hiçbir argüman doğru değil. Aksi ispatlanmış durumdadır.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da aşılama konusunda bir değerlendirme yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da salgınla mücadelede çok geç kaldık. Birincisi filyasyon ki ana hastayı yani asıl bulaştırıcıyı bulmak anlamına gelir. Biz buna 1 ay sonra başladık. Filyasyonda tıbbı bir eğitim gerekir. Filyasyon, bağlamından koparıldı ve ilaç dağıtmaya döndürüldü. Başlangıçta bir ilaç dağıtıldı, ‘kanıta dayalı hiçbir veri yok vermeyin’ dedik. Yan etkileri çıktı, vazgeçildi. Şimdi bir ilaç dağıtılıyor. Kanıta dayalı hiçbir veri yok, vermeyin diyoruz ki muhtemelen ilerde onu da kaldıracaklar. Süreç kanıta ve bilime dayalı bir şekilde yönetilmedi. Bursa’nın bir bahtsızlığı da dere geçilirken il sağlık müdürünün değişmiş olmasıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Aşı konusu?</b></li>
</ul>

<p>Önce Sinovac ülkeye getirildi. Elimizde o varken sayın bakan MRNA aşılarının zararlı olabileceğine yönelik bir laf etti. Elimizde MRNA aşısı olduğunda da insanlar tereddüde düştü. Aşı tereddüdü çok fazla var ama güçlü değil. İnsanlar, çok kısa sürede ikna olabiliyorlar. Bursa’da tereddüde yönelik çalışma yapılması gerekiyor. Ama ben, ikna çalışmalarının yeterli olduğunu düşünmüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Bir de aşı karşıtları var. Onlar kolay ikna oluyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Onları da ne yaparsanız yapın olmuyor. Onlar, bilimden yararlanmadıkları ve hiç de ilgileri, bilgileri olmadıkları bir alan nedeniyle ahkâm kestiklerinden dolayı ben kendileriyle hiç muhatap olmuyorum. Çünkü aşı karşıtlığının bilimsel bir karşılığı yok.</p>

<ul>
	<li><b>Salgında omicron adlı yeni bir varyantla karşı karşıyayız. Bu konudaki düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Virüs, çok adil ve ilahi adalete uyuyor. Bütün dünyayı aşılamadığımız ya da bütün dünya hastalanmadığı sürece kurtulamayacağız. İsrail’de çok net örneklerini gördük. Kendi vatandaşlarını aşıladı kurtulacağım zannetti ama Filistin’de aşılama düşük kaldığı için tekrar tekrar belaya battı. Bütün dünyanın aşılandığı veya hasta olduğu bir ortam yakalayana kadar varyantlar sürecek. Belki daha çok aşı olacağız. Biran önce hepimizin aşı olması gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Yani bu aşı milliyetçiliği; ülkemi aşıladım ve kurtuldum sanısı doğru değil ve bir yanılgı öyle mi?</b></li>
</ul>

<p>Evet. Afrikalıları ve dünyanın geri kalmış ülkelerini aşılamadığımız sürece kimse kurtulamaz.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, Türkiye’nin uluslararası arenada ‘biz, ücretsiz olarak yardımında bulunacağız ve paylaşacağız’ deklarasyonunu pozitif buluyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Kesinlikle. Tabi burada biz halk olarak şunu düşünmeliyiz: 1940 yılında bütün dünyaya aşı satabilen 5 ülkeden birisiyken ve Çin’e ücretsiz aşı verebilecek güçteyken bu kadar yıl sonra teknoloji varken niçin aşıları kendimiz üretemiyoruz? Bunu sormamız lazım.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/virus-cok-adil-h940.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Dec 2021 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/virus_cok_adil_h940_c76fd.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘İnternet sihirli değnek değil!’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/internet-sihirli-degnek-degil-h941.html</link>
      <description><![CDATA[Comio Dijital Pazarlama AŞ Kurucu Ortağı Mustafa Sönmezay, e-ticaret ve e-ihracat süreçlerine yönelik yaptığı açıklamasında firmaları hayal satanlara karşı uyardı: İnternet sihirli değnek değil.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Uluslararası E-İhracat Platformu WORLDEF tarafından kentimizde düzenlenen ‘Bursa E-Ticaret ve E-İhracat Konferansı 2021’ kamuoyunda geniş yankı buldu. WORLDEF eğitmeni ve Bursa temsilcisi Mustafa Sönmezay ile e-ticaret ve e-ihracat süreçlerini Bursa örneği üzerinden ele aldık.</p>

<ul>
	<li><b>WORLDEF hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>E-ticaret ve e-ihracat üzerine etkinlik, eğitim ve danışmanlık yapan İstanbul’da kurulmuş bir firmadır.</p>

<ul>
	<li><b>WORLDEF ile kişisel bağınız nedir?</b></li>
</ul>

<p>WORLDEF kurucusu Ömer Nart değerli bir arkadaşım. Biz, Bursa’daki partneriyiz. Aynı zamanda WORLDEF eğitmeniyim.</p>

<ul>
	<li><b>Kendi işletmeniz ve faaliyet alanınıza ilişkin açıklama yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Comio Dijital Pazarlama, e-ticaret ve e-ihracat konusunda dijital reklam ve performans yönetimi yapıyoruz. İşin merkezinde reklam yönetimi var ama sonrasında doğru bir reklam yönetimi ve satış nasıl oluru anlatan bir yapımız var. Ambalajından satış taktiklerine kadar giden süreçte pazar yerleri ve fiyat politikası belirleme çalışmaları yapıyoruz. Ağırlıklı markaların kendi e-ticaret sitelerini güçlendirme ilgili çalışmalar yapıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Biraz daha somutlaştırır mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Hepsiburada, trendyol, n11, gittigidiyor gibi marketplace diye geçen pazar yerlerinde hem satışlarını artırmak hem de reklam yönetimini yapmak şeklinde somutlaştırabiliriz. Aynı zamanda Facebook, instagram, youtube, Google reklamlarını yönetiyoruz. Hem Google hem de Facebook’un partner ajansıyız.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da bu konferansın organize edilme süreci ve çıktıları hakkında değerlendirmede bulunur musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Bu konferansı 3 yıldır planlıyorduk. Bursa’daki potansiyel de çok belirgindi. Salgına rağmen ilgi duyulacağını tahmin ediyordum. Çok kısa bir zaman diliminde duyurmuş olsak da iyi bir kitle yakaladık ve sadece 1 haftada 700’e yakın başvuru aldık. 400’den fazla giriş vardı. Bursa’da e-ticaret ve e-ihracat ekosisteminin oluştuğunu hissediyorduk. Bu konferans, haklılığımızı bize gösterdi. Seneye mayıs ayında aynı şekilde daha geniş katılımlı bir etkinlik daha planlıyoruz. Üniversiteler, Siad’lar, UİB, BEBKA gibi kurumların konferansa destek vermesi de bu ekosistemi görünür kılıyor. Destek veren bu kurumların hepsi konferans sonrasında ‘Bu işi nasıl geliştirebiliriz’ şeklinde geri dönüşler yaptı. E-ticaret uzmanı yetiştirmek ve kurumların kendi bünyelerindeki firmalara bu işi duyurmak için alternatif çalışmalar yapmak üzere dönüşleri oldu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-12-02-at-14.46.55.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Bursa’nın E-Ticaret ve E-İhracat alanındaki mevcut pozisyonu ve potansiyeli hakkındaki düşünceniz nedir? </b></li>
</ul>

<p>Bursa’da güzel firmalar var. Markastok, Koray Spor, Bitmeyen Kartuş, BKM gibi markalar var. Bir de adı çok ön plana çıkmaya gerçekten isimsiz kahraman e-ticaret firmaları da var. Ayrıca pazar yerleri dediğimiz noktalarda satış yapan ve günlük ciddi sayıda kargo çıkan satıcılar da var. Bunların varlığından haberdarız. Aslında hepsinin bir araya getirilmesi ve dertlerinin çözülmesi için ortak bir yapının olmadığını da hissediyoruz. Bununla ilgili ulusalda dernekleşme girişimi var ama Bursa’ya özel bu kitleyi bir araya getiren bir oluşum yok. Aslında bu etkinliğin bir nedeni de bu. E-ticaret ekosistemindeki satıcı ve firmalar İstanbul’da bir araya geliyor ama Bursa’da bir araya gelme olmuyor. Bursa’da ekosistemdeki satıcılar, ürün ve hizmet sağlayan firmaların daha çok bir araya gelmesi gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sizce neden bir araya gelmiyorlar?</b></li>
</ul>

<p>Bence bir araya gelme organizasyonu ve sebepleri yok. ULUTEK’te çok ciddi yazılım firmaları var. Havaleyle ödemede kolaylık sağlayan bir yazılıma sahipler ve iyi firmalarda yazılımları çalışıyor. Ancak seslerini duyurmaya ihtiyaçları var. İşte bu arkadaşların ekosistemdeki firmalarla bir araya gelip ‘arkadaşlar ben sizin şu sorununuzu çözüyorum’ deme ihtiyacı var ama böyle bir ortam yok.</p>

<ul>
	<li><b>Bursalı firmalar ve iş insanlarının, E-Ticaret ve E-İhracat için atması gereken ilk adım nedir? Sonrasında neler yapılmalı?</b></li>
</ul>

<p>Bursa, üretici bir özelliğe sahip. Örneğin Vişne Caddesi üreticileri, geçmişte toptan satıp parayı hemen aldıkları için online onlar için çok büyük bir cazibe oluşturmuyordu. Ama şimdi online, rakip olmaya başladı. Herkes ‘ben de gireyim’ düşüncesine yöneldi. Üreticilerin her zaman güçlü ve avantajlı olduğunu düşünüyorum. Mutlaka online süreçte olmalılar. Zaten çoğu üretici artık perakendeye ve online sürece başladı. Ama burada hassas bir durum var. Toptancı aynı zamanda perakendeci olunca toptan olarak mal sattığı müşterisiyle rakip oluyor. Biz, marka sayısını artırmayı öneriyoruz. Toptana a markası, perakendeye b markasıyla çıkıyor. Ya da pembesini mavisini a markasıyla üret toptana ver, mor ve lacivertini de b markasıyla üret kendin perakendeye gir. Üretim gücü elinde olunca her türlü aksiyona sahip olabiliyor. Hatta online pazara özel ürün yapılmalı ki bunu büyük markalar yapıyor. Online satışın bir avantajı da marka ve patent sayısına pozitif yansımasıdır. Süreç, bu konuda da bilinci artırıyor. Çarşıda marka ve patent önemli olmayabiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa olarak bu alanda strateji geliştirme ve marka oluşturma açısından yeterli teknik bilgi ve insan kaynağına sahip miyiz?</b></li>
</ul>

<p>E-ticaret uzmanlığıyla ilgili tüm ülkede açık var. Çünkü şuanda yeterli sayıda yetişmiyor. Yetişmiş olanların çoğu da alaylı.</p>

<ul>
	<li><b>E-ticaret uzmanı ne yapar?</b></li>
</ul>

<p>Firma ürünlerinin fotoğraflanmasını, açıklanmasını ve e-ticaret sitesine girişini sağlar. Siteyle muhasebe ve ödeme bağlantılarını kurar. Pazar yerlerini belirler. Sipariş takibi yapar. Müşteri ilişkilerini yönetir. Ödeme takibi yapar. Kampanyaları organize eder. Yeni ürünleri izler. Rakip analizi yapar. Bu, firmaya göre değişir yeri gelir 1 kişidir yeri gelir çok sayıda kişidir.</p>

<ul>
	<li><b>E-Ticaret ve E-İhracat sürecine dair bilinmezliklerden kaynaklı firmaların suiistimale uğrama riski var mı?</b></li>
</ul>

<p>Çok var. Firmalar da suiistimal ediliyor. Bu işe girecek olan firmaların hayale kapılmamaları gerekiyor. Sabırlı olmaları ve hayal satanlara inanmamaları gerekiyor. Öte yandan Türkiye’de bu alanda hâlâ fırsatlar var. Perakende içinde online satışların payı artıyor ve artamaya da devam edecek. Gelişmiş ülkelerde bu oran salgınla birlikte yüzde 40’lara ulaştı. Bizde de yüzde 15’lere çıktı. Salgın etkisini çıkarsak yüzde 10 desek en az iki misli daha büyüme şansımız var. Ama yine de hayale kapılmamalıyız. İnternet sihirli dernek değil. Normal ticaret kuralları geçerlidir. Tek fark alıcıyla satıcı bir birini görmüyor. Diğer tüm süreçler aynıdır.</p>

<ul>
	<li><b>E-Ticaret ve E-İhracat kamu tarafından teşvik ediliyor mu? Ediliyorsa kaynaklar yeterli mi? Edilmiyorsa edilmeli mi ve hangi konular öncelikli olmalı? Kamu ne yapmalı?</b></li>
</ul>

<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda e-ticaret ve e-ihracat daire başkanlığı oluşturuldu. Özellikle ilgileniyor. TOBB’un e-ticaret komitesi var. Devlet, kalkınma ajanslarıyla birlikte çok ciddi eğitimler düzenliyor. Kamuda bir destek ve öngörü var. Devletin fikri ve maddi destekleri var ama her destek gibi yeterli olmadığını düşünebiliriz. Yine de bir adım var. Bunun daha da gelişeceğini düşünüyorum çünkü döviz çok değerli.</p>

<ul>
	<li><b>E-ihracat da yine pazar yerleri üzerinden mi yapılıyor? </b></li>
</ul>

<p>Ağırlıklı yönelim pazar yerleridir. Amazon, e-bay gibi pazar yerlerinden başlayıp yerel pazar yerlerine yayılıyor. E-ihracatta ülke bazında hedef koymak daha mantıklıdır. Diyelim bir ürün satışına başladın ve Almanya’ya ürün gönderdin. Bu neden oradaki diğer sitelerle artırmayasın. Sonra bir yandan da kendi sayfanı oluşturuyorsun.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, lojistik süreçleri nasıl yönetilecek?</b></li>
</ul>

<p>Dövizden dolayı tekil gönderimler avantajlı değil. Ama deneme yapıncaya kadar sabretmek gerekir. E-ihracat biraz meşakkatli, sabır ve yatırım isteyen bir süreç. E-ihracata başlangıçta az ürünle girmek ve o ürünlerde derinleşmek önemlidir. Müşterinin beklentilerine cevap veren özelliklerini açıklamak ve fotoğraflarla ürünün sunumunu zenginleştirmek önemlidir. Bu emek isteyen bir iş ve bunu tüm ürünlere uygulamak ciddi zaman gerektirir. Sadece bir ürünle yurtdışına satış yapan firmalar var. Ama onda uzmanlaşmış. E-ihracatta ülke ve ürün odaklanması çok önemli.</p>

<ul>
	<li><b>Sektörel kümelenme, kooperatifleşme veya sivil ekonomik dayanışma ağları, E-Ticaret ve E-İhracata katkı sağlar mı?</b></li>
</ul>

<p>BTSO’da e-ticaret komitesi olmalı. Çok uzun sürmeyecektir, böyle bir yapı orada da mutlaka oluşur. Bunun yanında sivil toplum yapısı da kurulmalı. Çünkü ortak sorunlar var. Örneğin kargo lojistik, birçok firmanın kargosu zamanında teslim edilmiyor. Burada kargolara bir mesaj iletecek ortak bir sese ihtiyaç var.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’dan şuan için bir başarı hikâyesi örneği var mı? Kimdir ve ne yapmıştır? Yoksa neden yok?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da BKM gibi büyük bir başarı hikâyesi var. Şuanda Türkiye’nin kitapçısı konumunda. Yine Bursa’dan Koray Spor, Markstok, Bitmeyen Kartuş da önemli başarı hikâyeleridir. Bunların dışında yüzlerce binlerce kargo yapan ama ön plana çıkmamış e-ticaret girişimi var.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/internet-sihirli-degnek-degil-h941.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Dec 2021 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/internet_sihirli_degnek_degil_h941_12aab.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alkışlarla kapanan çarşıda  şükür de var isyan da!..]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/alkislarla-kapanan-carsida-sukur-de-var-isyan-da-h942.html</link>
      <description><![CDATA[Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının başlangıcında alkışlarla ticarete kapanan ve sonra uzun süre normalleşmeyi bekleyen çarşıda esnaf, zorlu salgın sürecinin yaralarını sarmaya çalışıyor. ‘Ne durumdasınız?’ diye sorduğumuz esnafın kimi şükrediyor kimi isyan…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Çin’de 1 Aralık 2019 tarihinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, çok kısa süre içinde tüm küreye yayıldı. Türkiye’de ilk vaka 11 Mart 2020’de görüldü. O tarih itibarıyla ülke genelinde salgınla mücadeleye yönelik başlatılan tedbir ve kısıtlamalar, küresel ölçekte olduğu gibi ülke ekonomisinde de derin kırılmalara neden oldu.</p>

<p>Sokağa çıkma yasağı ve kapanmalar en çok esnaf ve çalışanları etkiledi. Neredeyse bütün ezberler bozuldu, tüketim alışkanlıkları ve alışveriş tercihleri değişti. Perakende ticarette dijitalleşme hız kazanırken geleneksel metotta kan kaybı gözlendi.</p>

<p>Merkezi kamu idaresi, salgının yıkıcı etkilerini yumuşatmak adına kira yardımı, düşük faizli kredi, vergi ötelemesi gibi uygulamalarla esnafı desteklerken yerel yönetimler de kira indirimi, fatura ertelemesi, alışveriş kampanyaları gibi faaliyetler ile ticari hayatı canlı tutmaya yönelik enjeksiyonlarda bulundu.</p>

<p>Bursa’da 700 yıldan uzun süredir perakende ticaretin kalbi olan ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınan Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi de salgın sürecinden ekonomik manada olumsuz etkilendi.</p>

<p>Hanlar, arasta, bedesten, pazar yerleri ve iç içe çarşılardan oluşan 450 dönümlük alanda 4 bin iş yerine ev sahipliği yapan ticaret üssü, tarihinde ilk defa 24 Mart 2020’de valilik kararıyla 1 haftalığına kapatıldı. Esnafın alkışlarıyla kapısına kilit vurulan çarşı, salgının şartlarının giderek ağırlaşması nedeniyle 2 aydan uzun süre kapalı kaldı ve 1 Haziran 2020’de yeniden açıldı. 2020’yi kapanmalar, sokağa çıkma yasakları ve çeşitli kısıtlamaların etkisinde geçiren çarşı, tüm sosyal hayatta 1 Haziran 2021’de başlayan kademeli normalleşmeyle birlikte eski hareketini kazandı.</p>

<p>Geride kalan 1,5 yıldan uzun süre zarfında insanlık tarihinin en yıkıcı etkilere sahip salgınına tanık eden çarşı esnafına tarihin yeni kırılma noktasında yaşadıklarını ve kendilerine sunulan desteklere ilişkin görüşlerini sorduk.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/İsa-Altıkardeş.jpeg" /></p>

<p><b>Yüzde 90’lık ekonomik çöküş</b></p>

<p>Bursa Tarihi Hanlar ve Çarşılar (BTÇH) Birliği ve aynı zamanda Bursa Kuyumcular Odası Başkanı İsa Altıkardeş, salgının çarşıya etkilerine yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>Başlangıçta salgının etkisi ve boyutları öngörülemediği için işler devam ediyordu. Ancak kapanmalar ve kısıtlamalarla birlikte asıl zararı görmeye başladık. Sonrasındaki dönemde salgının giderek yaygın hale gelmesiyle birlikte çarşıda insan yoğunluğu azaldı. Beraberinde hem halk hem de yerli ve yabancı turistlerin özellikle de Arapların gelmemesiyle birlikte yaklaşık yüzde 90’ın üzerinde bir ekonomik çöküş yaşandı.</p>

<p>‘Bazı esnafımız, e-ticaretten yaptıkları satışlarla kiraları çıkarmaya çalıştı ama personel maaşlarını onlar da ödeyemedi’ diyen Başkan İsa Altıkardeş, “Salgın, çarşı esnafını son derece olumsuz etkiledi. Salgının kapalı ortamlardaki etkisi düşünüldüğünde çarşımızın açık alanlara sahip olması, AVM’lere nazaran bir avantaj oldu. Ve kapanma dışı dönemlerde yoğun olmasa da insanlar, çarşıda rahat bir şekilde alışveriş yapabildi. Ancak yine de 2020-2021 sezonunda esnafımız, büyük sıkıntılar yaşadı” dedi.</p>

<p><b>Dükkânlar el değiştirdi</b></p>

<p>Bu yıl kademeli normalleşmeyle birlikte esnafın bir nebze nefes aldığını belirten Başkan Altıkardeş, “Son 3-4 aylık dönemde yaşanan hareketlilikle esnafımız, 2 yıllık kaybın sadece 5-6 ayını kurtarabildi. Bu, esnaf açısından yeterli değildir. Bundan sonraki süreçte bir kapanma yaşanır ve sürdürülürse esnafta büyük çöküşler başlar. Bu dönemde çarşıda el değiştiren çok sayıda dükkân oldu” derken söz konusu el değiştirmelerin mülk sahiplerinin kiracılara yaklaşımlarının doğru olmamasından kaynaklandığını vurguladı.</p>

<p><b>Destekler yeterli olmadı </b></p>

<p>Hükümetin açıkladığı destek paketlerinin yetersiz kaldığını söyleyen Altıkardeş, “Desteklerin yetersiz kalması, esnafta büyük sıkıntılara neden oldu. Biliyorsunuz ki bazı şeyler hemen ortaya çıkmıyor. Aradan bir süre geçtikten sonra boyutları ve sancıları daha net belirginleşiyor. Esnafın o dönemde yaşadığı sıkıntıların sonuçlarının, 2022-2023 yıllarında daha net görüleceğini düşünüyoruz. Özellikle hesabını iyi bilmeyen ya da zaruri olarak hesabını bilemeyen esnaflar, önünü göremeden yaptığı yatırım veya atılımın sıkıntılarını yaşayacak. Ümidimiz, bu sıkıntıların yaşanmamasıdır” dedi.</p>

<p><b>Halkın alım gücü düştü</b></p>

<p>Çarşıdaki iş gücünde yüzde 40 ile 50 arasında bir kayıp yaşandığının altını çizen Altıkardeş, “Sektörel olarak kuyumcular açısından bakıldığında salgın döneminde düğünlerin yasaklanması etkili oldu. Bu yıl ve önümüzdeki yıl ise düğün olmasına rağmen insanlardaki alım gücünün düşük olması sektörel olarak kayıpları kolay kolay telafi edemeyeceğimizi düşündürüyor” diye konuştu.</p>

<p><b>Kira destekleri komik kaldı</b></p>

<p>Tarihi bölgelerde kiraların yüksek olduğunu hatırlatan İsa Altıkardeş, “Verilen kira desteği çok komik rakamlarda kaldı. Örneğin bir işletmenin 5 bin lira kirası varsa bin lira destek alabildi. O destek de belirli ölçektekilere verildi ve yeterli olmadı. Kimileri de kira desteği dahi alamadı” değerlendirmesinde bulundu ve Meclis’ten geçen 850 bin esnafa gelir vergisi muafiyetine yönelik de şunu söyledi: “Yasada sorunlara merhem olabilecek ve tedaviyi sonlandırabilecek bir pozisyon görmüyoruz.”</p>

<p><b>BTSO devrede olmalı</b></p>

<p>Son birkaç ayda çarşıda turist hareketliliği yaşandığını açıklayan BTÇH Başkanı İsa Altıkardeş, “Turist varlığı hissedildi. Bu ekonomik canlılığa da yansıdı. Ancak Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ile Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB) tarafından turizm açısından sadece hükümetten beklenmeden bir adım atması gerekiyor. Özellikle BTSO’nun devrede olması ve yurtdışından bu bölgeye de ticari heyetler getirmesi ve turizmin sadece tatil beldelerinde olmadığının ifade edilerek bir takım çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>En önemli beklenti otopark</b></p>

<p>Yeniden kapanma ve kısıtlama olmazsa çarşının toparlanma sürecinde olacağını belirten Başka İsa Altıkardeş, “Çarşı esnafının bizden en önemli ve tek talebi otoparktır. Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi bölgenin etrafını açma çalışması, kentin 100 yıllık tarihine baktığımız zaman doğru ve geç kalınmış bir projedir. Mülk sahipleri ve kiracılar arasındaki bazı uyuşmazlıklar nedeniyle yıkımlarla bazı esnaflar mağdur oldu. Tabi bu noktada devletin veya belediyenin yapabileceği bir şey yoktu. Proje çok güzel ve bölgeyi rahatlatacak nitelikte ancak görselliğin yanında bölgenin yükünü hafifletmek adına projenin altının komple otopark olması gerekiyor. Geçmiş dönem Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Hikmet Şahin’in Altıparmak’tan kazı çalışmalarıyla kapalı çarşının başına kadar bir otopark projesi vardı. Eğer o proje uygun görülürse merkezde otopark sorunu çözülür ve çarşıya yoğun bir hareketlilik kazandırılır. Yine Tophane’den ve Altıparmak’tan Heykel’e doğru caddelerin yayalaştırılması da gerekiyor. Ayrıca Tophane’nin üstündeki askeri bölgenin de kamulaştırılıp turist otobüslerinin bir araya geldiği nokta hali getirilmesi de hem esnaf hem ilçe hem de kentin marka değeri ve ekonomik canlılığına büyük destek sağlayacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Taner-Alco.jpg" /></p>

<p><b>Çarşı alkışlarla kapanmıştı</b></p>

<p>Kuyumcu Taner Alço; 54 yaşında, 40 yıldır kuyumculuk yapıyor ve 31 yıllık çarşı esnafı olarak şu açıklamalarda bulundu:</p>

<p>Aslında salgın gelişini bize en başında hissettirdi. Önce insan, yoğunluğu azaldı. Sonra mart ayında çarşı 1 haftalığında kapandı. Enteresandır, kapanma anonsu yapıldığında tüm çarşı alkışlamıştı. O zaman, kapanmanın 1 hafta 10 gün süreceği düşünülüyordu. Ama öyle olmadı. Çarşı çok uzun süre kapalı kaldı. Sonra açıldı ancak düğünler ertelendiği için sektörümüzde neredeyse hiç iş olmadı. O süreç ekonomik anlamda bizi zorladı çünkü eski ciroları ve işleri yapamaz olduk. Şuan ise yeni yeni bir canlanma yaşıyoruz ancak henüz çark dönmedi. Ama şükür, biz lokantacılar gibi değildik ve bir şekilde hafta sonu kapalı olsak da hafta içinde dükkân açabildik. En azından maliyetlerimizin bir kısmını karşılayabildik. Bu süreçte kuyumculara çok büyük bir destek olmadı. Sadece düşük faizli kredi biraz nefes oldu ama o da neticede kredi ve bize bir maliyeti var. Yaz döneminde yavaşta olsa toparlanmaya çalıştık ancak şuan ekim ayındayız ve kış kendini hissettiriyor. İnsanların alım gücü yok. Bizim işimiz, genelde alt ve orta gelir grubuyla ama onlarda da ciddi sıkıntılar var. Bu da ister istemez bizi etkiliyor. Tabi dövizdeki hareketlilik de insanların tasarruf alışkanlıklarını etkiledi. Genelde bankalardan sanal olarak işlem yapılıyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Şeref-Akgun.jpg" /></p>

<p><b>Matrah artırımı isteniyor</b></p>

<p>Ayakkabıcı Şeref Akgün, 59 yaşında ve 45 yıldır çarşıda aynı dükkânda ayakkabı satışı yapan bir esnaf olarak salgın süreciyle ilgili şunları söyledi:</p>

<p>Hiçbir destek yok. Biz de hiçbir destek alamadık. Kredi diyorlar ama bakıyorum bankadan 2 bin kişi alıyor biz alamıyoruz. Bazı esnafa kira desteği yapıldı ama o da devede kulak kaldı. Sanki bu destekler herkese verilmiş gibi söyleniyor ama öyle bir şey yok. Ortada bir destek yok tam tersine esnaftan matrah artırımı adı altında zorla para istiyorlar. Yeni çıkan vergi muafiyeti de bizi kapsamıyor. Zaten kayıt dışı sorunumuz var bunu çözemiyoruz her şeyi vergiye yüklüyoruz. Adil bir veri sistemi yok. Birilerinin vergi borcu siliniyor ama esnaftan 100 bin lira matrah artırımı isteniyor. Yoksa geriye dönük 5 yıl defter incelemesi yaparız deniliyor. Halkın alım gücü düştü. 45 yıldır bu dükkânda ayakkabı ve terlik satıyorum. Maalesef bu dönemde halkın çaresizliğini görüyorum. Bir ayakkabıya 100 lira diyoruz. Vatandaş, ‘Ooo!..’ diyor. Eskiden en iyisini isterlerdi. 300-500 liralık hangisiyse onu seçerlerdi. Alım gücü sıfır. Asgari ücret ortada... Enflasyon net yüzde 50’lere çıktı.&nbsp;</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Erdoğan-Kartal.jpg" /></p>

<p><b>Şükür dilde kalpte değil!</b></p>

<p>Konfeksiyoncu Erdoğan Kartal, 40 yıldır çarşıda aile işletmesinde erkek giyim üzerine perakende ticaret yapıyor. Kartal, salgın sürecine dair şu düşünceleri ifade etti:</p>

<p>Salgında işlerimizde aksama oldu ama şuan çok şükür iyi. Verilen destekler nefes aldırdı. 3 bin lira ve 5 bin lira olarak iki kez destek aldım. Kısıtlamaların kalktığı bu dönemde ilerde 2019’a göre ciddi bir artış oldu. Ramazan Bayramı'ndan sonra her yerin açılmasıyla birlikte çok iyi para kazandık. Allah bin bereket versin. Kazanmadık dersek nankörlük etmiş oluruz. Bazılarına sorsanız iyi olmasına rağmen ‘çok kötü’ derler. Neye göre kötü? Para kazanıyor musunuz? Bir fabrikada çalışsan kaç para kazanacaktın şimdi kaç para kazanıyorsun? Çok çok üstünde kazanıyorlar. Ama insanoğlu nankör ve şükretmeyi bilmiyor. Hepsi eskisi gibi 10 kat kar etmek istiyor. Zamanında çarşıda bir esnaf Ramazan Bayramı’nda bir ev, Kurban Bayramı’nda bir araba parası çıkarırdı. Hâlâ o günleri istiyorlar. Ama artık öyle bir zaman yok. Bugünkü şartlarda da para kazanıyor musun? Evet. O zaman haline şükretmeyi bileceksin. Artık insanlarda şükür dilde kalmış, kalpte yok. Hep daha fazlasını istiyorlar.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Dilek-ve-Levent-Pavik.jpg" /></p>

<p><b>Cebimizden çalıştık!</b></p>

<p>Abiye dükkânı işletmecisi Dilek ve Levenk Pavik çifti, salgın dönemi hakkında şu görüşleri aktardı:</p>

<p>Salgın döneminde verilen destekler yeterli olmadı. 3 bin lira kira desteğinden başka bir şey yok. Normalleşme döneminde 1-2 ay biraz hareketlenme oldu. Ama insanların bütçesi kısıtlı olduğu için bize fazla bir yansıma olmadı. Zaten araya Kurban Bayramı girdi sonra okullar açıldı, insanlar tüm masraflarını o tarafa yaptı. Haziran ve temmuz düğün sezonu olduğu için biraz canlı geçti ama Ağustos ayı hiç beklediğimiz gibi olmadı. Salgın döneminde düğü, nişan, sünnet gibi etkinliklerin yasak olması bizi çok etkiledi. Üstelik o dönemde biz burayı günlerce siftahsız açıp kapattık. Ama yine de kiramızı, vergimizi, faturalarımızı ödedik. Cebimizden çalıştık açıkçası…</p>

<p>***</p>

<p><b>Çalışan olarak destek görmedik</b></p>

<p>Çarşıda 98 yılından beri çeşitli işletmelerde çalışan 37 yaşındaki Cengiz Ata, salgının çalışan kesime etkilerine ilişkin konuştu:</p>

<p>Biz, 2,5 ay kapalı kaldı. Çalışanlar olarak bu dönemde bize hiçbir destek olmadı. Ne devletimizden ne de patronumuzdan destek gördük. Ben, o 2,5 ayda iki tane kredi çekmek zorunda kaldım. Çünkü kiracıyım, faturalarım vardı. Kısa çalışma ödeneğinden de faydalanamadık. 3 çocuğum var ve salgında çok zorluk çektik. Şuan içinse işler güzel gidiyor.</p>

<p>***</p>

<p><b>Keşke destekler daha fazla olabilseydi</b></p>

<p>Yaklaşık 20 yıldır çarşıda çalışan Serdar Ay, söz konusu dönemin etkilerine yönelik şöyle dedi:</p>

<p>Salgında kapalı olduğumuzda dönemde çok olumsuz etkilendik. Belki hastalığa yakalanmadık ama maddiyat olarak sarsıldık. Verilen destekler fayda sağladı ama keşke daha fazla olabilseydi. Şuan işler iyi ve kapanmadan önceki yıllara kıyasla işlerin büyüdüğünü söyleyebiliriz. Bizde, çalışan olarak herhangi bir etkilenme olmadı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/alkislarla-kapanan-carsida-sukur-de-var-isyan-da-h942.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Dec 2021 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/12/alkislarla_kapanan_carsida_sukur_de_var_isyan_da_h942_50175.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Salgınla birlikte fırsat eşitsizliği derinleşti!’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/salginla-birlikte-firsat-esitsizligi-derinlesti-h891.html</link>
      <description><![CDATA[Eğitim-İş Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, “Salgın süreciyle birlikte derinleşen fırsat eşitsizliği, 2019 Mart ayından itibaren okullarda başlayan kapanmalar ve uzaktan eğitim süreci akademik kayıpların yanında sosyal, kültürel pek çok kayba neden olmuştur” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Eğitim-İş Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, şu açıklamalarda bulundu: “Eğitim yalnızca bireye bilgi yükleme süreci değildir. Okul, çocuk için sosyal ve kültürel becerilerini geliştiren bir yaşam alanıdır. Çocuğu yaşama hazırlamak için vardır. Ne var ki, salgın süreciyle birlikte derinleşen fırsat eşitsizliği, 2019 Mart ayından itibaren okullarda başlayan kapanmalar ve uzaktan eğitim süreci akademik kayıpların yanında sosyal, kültürel pek çok kayba neden olmuştur. Kayıp Yıl 2020 olarak adlandırılan eğitim-öğretim sürecinden sonra telafiler, alınacak önlemlerle birlikte 2021-2022 eğitim-öğretim yılına bırakılmıştır.”</p>

<p><b>İLK DÖNEMDE KARANTİNA</b></p>

<p>Salgın etkisi ve yüz yüze eğitimin başlamasına ilişkin Başka Yeliz Toy, “6 Eylül 2021 tarihinde okulların yüz yüze eğitime tam zamanlı olarak başlaması biz eğitimcileri umutlandırsa da, ne yazık ki alınmayan önlemler nedeniyle, çok sayıda sınıf karantinaya girmiş, öğrenciler kayıplarını telafi etmek şöyle dursun, yeni kayıplar ve belirsizliklerle bir eğitim-öğretim yılının daha ilk devresini salgının gölgesinde tamamlamış, ara tatilini bitirerek birinci dönemin ikinci yarısına başlamıştır” dedi.</p>

<p><b>DERSLİK AÇIĞI VAR</b></p>

<p>Başkan Toy, “Eğitim alanında kentimizin en büyük sorunu derslik açığıdır. En az iki bin dersliğe ihtiyaç duyulduğu halde, güçlendirme amacıyla yıkılan okullar tamamlanmamış, 3 ayrı okulun tek binada eğitim-öğretime devam ettiği sağlıksız koşullarda elli binden fazla öğrencinin etkilendiği, yardımcı personelin yetersiz olduğu, temizliğin yapılmadığı, okul güvenliğinin sağlanmadığı, maske-mesafe-hijyen tabelalarının sadece okulları süslediği ve sosyal mesafenin mümkün olmadığı bir ortamda iki buçuk ayı geride bıraktık” diye konuştu.</p>

<p><b>TASSARUF TEDBİRİ</b></p>

<p>Yeliz Toy, “Dönem başında okullarda sağlıklı-güvenli koşulların yaratılması beklentisinde olan biz eğitimciler ve kamuoyu da, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tasarruf tedbirleri için derslik kapattığına şahit olarak bir kez daha hayal kırıklığına uğradık. Osmangazi Şehit Jandarma Er Samet Akdeniz İlkokulu bu örneklerden sadece birisidir. Okullara sosyal mesafe tabelası asan bakanlık, tasarruf sağlamak için üç sınıf kapatarak sınıfları seyrelteceğine mevcudu artırmış, salgında kalabalık sınıflarla bulaş riskinin yükselmesine neden olmuştur” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>GÖRÜŞ ALINMADI</b></p>

<p>Başkan Toy, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Okullar açıldıktan sonra iki kez İl Milli Eğitim Müdürü değişmiştir. Yeni göreve başlayan İl Milli Eğitim Müdürü de kayıpların nasıl telafi edileceğine dair bir çalışma yapmamış, paydaşların görüşlerini almamıştır. Meslek Liseleri’ni yaygınlaştırma çabasında olan politikalar diğer okul türlerinin unutulmasına, kayıpların görmezden gelinmesine neden olmuş, bir dönemin parlayan yıldızı İmam Hatip Okulları’nın yanına Meslek Liseleri’ni taşımış ve yeni yıldız yapmıştır.”</p>

<p><b>BÜTÇE AZALDI</b></p>

<p>“Yeni derslik ve okul yapımı hayırsever insafına terk edilmiş, içi boşalan okullara tek bir atölye ya da işlik yapmak bile ancak yurt dışı fonlarıyla mümkün hale gelmişken, azalan MEB Bütçesi ve yatırım paylarıyla kamusal eğitim enkaza dönmüştür.”</p>

<p><b>SORULARIMIZ CEVAPSIZ</b></p>

<p>‘Kent merkezinde bile yeterli sayıda öğretmen ataması olmadığından ücretli öğretmenlerin çalıştığı okullarda İŞKUR aracılığıyla gelen geçici personel olmasa kalıcı kadrolu personel bulunmamaktadır’ diyen Yeliz Toy, “Bu koşullarda yüz yüze eğitime devam ettiğimiz eğitim-öğretime dönemine, şayet yeni bir varyant ya da vaka sayılarıyla devam edilemezse, uzaktan eğitime geçildiğinde ne yapılacağı konusunda sorularımız da bugüne kadar cevapsız kalmıştır. Uzaktan eğitim döneminde milyonlarca öğrenci eğitime erişememiştir. Biz geçen yıl kendi araştırma sonuçlarımızı paylaştık. Beklentimiz odur ki, İl Milli Eğitim Müdürlüğü de verileri paylaşsın. Eğitime erişemeyen öğrenciler için aldığı tedbirlerle birlikte açıklasın. &nbsp;Kentimizde salgın süreciyle birlikte okul terki oranı nedir? Öğrencilerin okula dönmeleri için alınan tedbirler nelerdir? Soruları da cevap bekleyen sorularımız arasındadır. Son olarak, Meslek Liseleri ile ilgili projeleri ve süreci yakından takip ediyoruz. Öğrencilerimizi ucuz işgücü olarak gören anlayışla mücadele edeceğimizi ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın kamusal görevini patronlara devretmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek isteriz. Laik, bilimsel, kamusal, eşit, parasız eğitim için mücadelemiz devam edecek” diyerek açıklamasını tamamladı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/salginla-birlikte-firsat-esitsizligi-derinlesti-h891.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 18:26:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/salginla_birlikte_firsat_esitsizligi_derinlesti_h891_7a6de.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[&#039;Yıkılan okulların gecikmesi eğitimi olumsuz etkiledi&#039;]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yikilan-okullarin-gecikmesi-egitimi-olumsuz-etkiledi-h890.html</link>
      <description><![CDATA[Türk Eğitim Sen Bursa 3 No’lu Şube Başkanı Ömer Işıkoğlu, “Tadilat ve yeniden inşa süreçlerinde ihalelerin gecikmesi, inşaatlara bir türlü başlanamaması Bursa eğitimine ciddi darbe vurmuştur” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Türk Eğitim Sen Bursa 3 No’lu Şube Başkanı Ömer Işıkoğlu, kentte eğitime yönelik şu değerlendirmelerde bulundu: “Bursa'da birçok okul deprem güçlendirmesi ve onarım çalışmaları kapsamında boşaltılmış, bazı okullar deprem hasarlı olduğundan yeniden inşa edilmek üzere tamamen yıkılmıştır. Bu durum okulların ikili eğitim yapmalarını zorunlu kılmış ve derslik sayıları yetersiz hale gelmiştir. İki farklı okulun kullandığı binalarda derslik yetersizliği, salgın şartlarında kalabalık sınıfların oluşmasına, Destekleme ve Yetiştirme Kurslarının, ders dışı çalışmaların sağlıklı bir şekilde yürütülmesine mani olmaktadır. Tadilat ve yeniden inşa süreçlerinde ihalelerin gecikmesi, inşaatlara bir türlü başlanamaması Bursa eğitimine ciddi darbe vurmuştur. Yeni açılacak okulların planlaması yapılırken bölgelerin sosyokültürel özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.”</p>

<p><b>GÜVENLİK SORUNU</b></p>

<p>“Bursa bazında okullarımızda yaşanan sıkıntıların en önde gelenlerinden biri okullarımızda güvenlik personelinin olmayışıdır” diyen Başkan Ömer Işıkoğlu, “Eğitimli/uzman güvenlik personelinin okullarda görevlendirilmesi okullarımızın güvenliği açısından özellikle salgın döneminde büyük önem arz etmektedir. Öğrenci ve öğretmenlerin güvenliği son derece önemlidir. İŞKUR tarafından görevlendirilen personel yetersizliği ve görevlendirmelerin gecikmesi Covid19 salgını sürecinde hijyen koşullarının sağlanamamasını gündeme getirmektedir. Olağanüstü bir süreçte bu konu üzerinde dikkate değer adımların atılması gerekmektedir. Okul Aile Birlikleri tarafından personel çalıştırılması okulların bütçeleri için çok ağır bir yük oluşturmaktadır” dedi.</p>

<p><b>LİYAKAT VURGUSU</b></p>

<p>Başkan Işıkoğlu, “Proje okullarına yönetici ve öğretmen görevlendirmeleri liyakat esasına dayalı olarak gerçekleşmeli, görevlendirmelerde herhangi bir sendika veya STK üyeliği öncelik sağlamamalı, görev süresi dolan öğretmenlerin yeniden görevlendirilmeleri hususunda kurum kültürüne sadık kalınmalıdır. Liyakatin öncelenmemesi kurum içinde eğitim çalışanlarının huzurunu bozmakta ve çalışma barışını zedelemektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>ATAMA HAKSIZLIĞI</b></p>

<p>Işıkoğlu, “Yönetici ve öğretmenlerin çalışmalarına yönelik ödüllendirmelerde ilçeler arasındaki farklı uygulamalar özellikle Ek-1 ile yapılan Okul Müdürü ve Müdür Yardımcısı atamalarında il bazında haksızlığa yol açmaktadır. Bu durumun önlenmesi adına ödüllendirmelerde uygulama birliği ve şeffaflık sağlanmalıdır” diye konuştu.</p>

<p><b>KAYIPLAR GİDERİLMELİ</b></p>

<p>Işıkoğlu açıklamasını şu şekilde tamamladı: “Bursa’mızın eğitim sorunlarının bir kısmı yerel olmakla birlikte daha genel bir perspektiften bakıldığında öğretmenlerin hala bir meslek kanununun olmaması, mali ve sosyal haklarının iyileştirilmesi adına gerekli adımların atılmaması, 3600 ek gösterge gibi sorunlar öğretmenlerin çalışma motivasyonunu düşürmektedir. Öğretmenlerin kadrolu, sözleşmeli, ücretli gibi ayrımlara maruz kalması eğitim ve öğretimin en öncelikli olarak ele alınması gereken sorunlarındandır. Her bir kategorideki öğretmenin ayrı ayrı sorunları ortaya çıkmaktadır. ‘Öğretmenlik mesleği Milli Eğitim Temel Kanunu; Madde 43 - Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir.’ Bu tanıma göre bir ihtisas mesleği olan öğretmenlikte kariyer basamakları ile ilgili çalışmalar bir an önce tamamlanmalı, 2005 yılında bir kere yapılıp daha sonra unutulan ‘Uzman Öğretmenlik Sınavı’ tekrar uygulamaya geçirilmelidir. Bu süreçte oluşan kayıplar giderilmelidir. Bursa’mızın ve daha genelde eğitim-öğretim çalışanlarımızın bütün bu sorunlarına sendika olarak her platformda yer vermeye gayret ediyor, üyelerimizin özlük, mali ve sosyal hakları ve kazanımları için mücadele ediyoruz ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yikilan-okullarin-gecikmesi-egitimi-olumsuz-etkiledi-h890.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 18:23:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/yikilan_okullarin_gecikmesi_egitimi_etkiledi_h890_cecd7.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa’da eğitime  yeni bakış yeni yol]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursada-egitime-yeni-bakis-yeni-yol-h889.html</link>
      <description><![CDATA[İl Milli Eğitim Müdürü Serkan Gür, Bursa’da derslik ihtiyacının 2023’e kadar büyük oranla çözüleceğini, okullarda deprem riskinin ortadan kaldırılacağını, özellikle BTSO, Bursa TB ve UİB ile iş birliği yaparak şehre çok özel yeni okullar kazandırılacağını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Mesleki eğitimci kimliğiyle tanınan ve Bursa’ya atandığı gün itibarıyla bu alanda sektörle iş birliği için sahada yüz yüze ziyaretler ve çalışmalar yapan İl Milli Eğitim Müdürü Serkan Gür, halk nezdinde mesleki eğitime bakışı ve algıyı değiştirecek yeni proje ve çalışmalar hakkında Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’nın derslik ihtiyacı hakkındaki değerlendirmeniz ile başlayabilir miyiz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ülke geneliyle kıyaslandığında Bursa’da derslik ihtiyacının daha az olduğu söylenebilir. İl geneline oransal olarak baktığımızda yüzde 7,5’luk bir derslik ihtiyacı var. Beraberinde yeni yatırımlar, güçlendirilen ve yıkılıp yapılanlar var. Sadece yıkılıp yapılan ve güçlendirilen okullarla birlikte yüzde 7,5’luk ihtiyacın yüzde 2,5’uğu karşılanıyor. Bu okullarla yüzde 100’e yakın bir derslik artışı yakalıyoruz.&nbsp; Geriye yüzde 5’lik bir ihtiyaç kalıyor. Özel ve resmi baktığınızda yaklaşık 30 bin, sadece resmi olarak ise 24 bin civarında derslik var. Yüzdeyi düşündüğünüzde sonuç ortaya çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify">‘<b>DERSLİK İHTİYACI 2023’ KADAR ÇÖZÜLMÜŞ OLACAK’</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>---</b></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 5 Kasım Cuma günü Bursa’yı ziyaret etti. Ve Bursa’nın 2021 yılı için 400 milyon olan eğitim bütçesine bir 400 milyonluk yeni yatırım ilavesi daha yaptı. Bakan Özer’in açıkladığı okullar ne zaman tamamlanacak?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Sayın bakanımızın son gelişinde gerçekten tarihi bir hamle oldu. Güçlendirilen, yıkılan ve yapılan okullarla ancak bu kadar derslik artışı sağlanabiliyor. Derslik ihtiyacını azaltmak için sisteme yeni bir yapı katman gerekiyor. Bu da Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım’da arsa sorununa takılıyor. Ama bu aşıldı. Üç belediye de destek oldu. Ve okul yapımı için alanlar oluşturuldu. Bakan bey, her biri ortalama 30 dersliğe yakın 23 yeni okul açıkladı. Ayrıca 1 tane özel eğitim kampüsü ki bunu, 5 okul sayabilirsiniz. Çünkü içinde özel eğitim uygulama okulu, iş okulu, mesleki eğitim merkezi, halk eğitim merkezi ve anaokulu dahi planlanacak. 4 BİLSEM ile 4 RAM da kuruyoruz. Bunların yatırım alanlarını da belirliyoruz. Toplam 36 yeni yapı ve 30 derslikle çarptığınızda bin yeni derslik ediyor. Bu projeleri 2023’ün sonuna kadar bitirmeyi istiyoruz. Beraberinde yık-yap ile güçlendirmelerin de 2022 sonunda hepsi bitmiş olacak. 2022’de sayın bakanımız bize bir bu kadar daha derslik verse Bursa’nın derslik sorunu komple çözülmüş oluyor. 2023’te Bursa’nın derslik sorunu, belki arsa bulamadığımız alanlar için yüzde 1-2 seviyelerinde olabilir ama il genelinde yüzde 90’ın üstünde çözülmüş olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kent kamuoyunda geniş yer bulan konulardan biri de yıkılan okullar, bu konuda son durum nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’da 125 tane depremsellik bağlamında yıkılıp yapılacak ve güçlendirilecek okul var. Bunların 105 tanesi 2022’de bitmiş oluyor. Bursa, belki de Türkiye’de bir ilke imza atacak ve okullarda depremsellik sorununu çözmüş olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İhale süreçleri ne aşamada?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">2023 yılına kadar yık-yap ile güçlendirme yapılan tüm okullar tamamlanacak. İhalelerimizin yüzde 80’i bitti. Aralık’ın sonuna kadar diğerleri de tamamlanacak. Biz ihale sonrası yeri teslim ettiğimizde 365 gün ile sözleşme imzalıyoruz. Yani 1 yılda teslim etme şartıyla işe başlıyoruz. Dolayısıyla Ekim 2022’de biz bu okulları açmak istiyoruz. Hatta bakanımızın son gelişinde açıkladığı 23 okul, 4 RAM, 4 BİLSEM ve 1 Özel Eğitim Kampüsü’nün de ihalesini çok kısa sürede bitireceğiz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bakan Özer’in Bursa’yı ziyaretinde gerçekleştirdiği yatırım toplantısına ilişkin şu duyumu aldım ve hatta yazdım; Bakan bey toplantı anında bakanlığı arayıp onay sürecinin aynı gün içinde gerçekleştirilmesi ve bütçenin yüzde 10’unun hemen aktarılması talimatını verdi. Bu doğru mu? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bakanımız, Gemlik’i geçmemişti ki bütçe geldi. Bakanımızın sorun çözme konusunda operasyonel bir yapısı var. Bazen risk alarak bazen de hızlı karar vererek ama analitik düşünüp sorunu çözmeye odaklanabiliyor. Ve bunu çözelim başka bir soruna çözüm arayalım gibi bir liderlik anlayışı var. Milli Eğitim Bakanımız, Bursa’nın dinamiklerini ve derslik ihtiyacını gidermenin yeni yatırımdan geçtiğini de biliyordu. Aslında bu yeni yatırımlar, Sayın Bakanımızın Bursa ile ilgili bilgisinin de çok yüksek olduğunu gösteriyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ne kadar bir bütçe geldi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Milli Eğitim Bakanlığı’nda hak edişlere göre bütçe gönderilir. İlk gönderilen miktar, taahhüt edilen bütçenin yüzde 10’undan daha fazla olur. Bu ihale ve proje çalışmalarını yapmak için kullanılır. Ondan sonra bütçe gerçekleşmeye göre aktarılır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bakan Özer’in Bursa ziyaretlerini takip ettim. Halk ve esnafla temaslarını gözlemledim. İletişimi ve samimiyeti dikkat çekiciydi. Siz de bir çalışma arkadaşı olarak Bakan Özer hakkında bizlere neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Milli Eğitim Bakanımız, Bakan Yardımcısı iken ben İstanbul’da görev yapıyordum. Birlikte çok çalıştık. Bakanımız, teknolojik harekete çok destek olur ve Ar-Ge ile üretimi çok önemser. &nbsp;Örneğin bir okul yeni bir simülatör yapacak. ‘Bu simülatör kaç paraya yapılır?’ ‘Tamam’ der; birinci, ikinci, üçüncü okulu ziyaret eder. Ben de taahhütlerini not alırım. Ziyaret biter. Resmi yazışma süreci başlar. Aynı gün içinde taahhüt ettiği işlerin bütçesi gelir. İlginç ve bugüne kadar gerçekten özlem duyulan bir çalışma şekli var. Bugünün değil yarının Türkiye’sinin Milli Eğitimini dizayn etme konusunda gerçekten çok akıllı çalışan biri.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’nın öğretmen ihtiyacı ve ücretli öğretmen verisi hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Yine ülke geneline göre ücretli öğretmen oranı Bursa’da çok daha pozitif. Ortalama 30 bin öğretmen var, öğretmen ihtiyacı da bunun yüzde 10’u kadar. Tabi dağınık bölgeleri ve köyleri de düşündüğünüzde bu rakam değişebilir. Bursa’da taşımalı sayısı normal bir ile göre daha yüksek.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Okullaşmada mesleki eğitimin payı nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’da mesleki ve teknik liselerin payı yüzde 42 seviyesinde ki bu da Türkiye ortalamasının üstünde bir rakamdır. Fakat Bursa için ideal ortalama yüzde 50 olmalı. Bu benim hedefim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Neden?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Burası bir sanayi şehri ve nitelikli insan kaynağı ihtiyacı diğer illere göre çok yüksek.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Fen lisesi sayısı hakkındaki yorumunuz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’da 6 tane fen lisesi var. Bence iyi bir sayı var. Herkes de fen lisesi açmak istiyor. Ben, çok olmasını değil ideal olmasını önemsiyorum. Mesela okullaşma oranlarından bir örnek vereyim. Derslik başına düşen öğrenci sayısında Bursa iyi bir noktada; ilkokullarda ortalama 30’larda, ortaokullarda bir parça yüksek ama 30’ları çok geçmiyor. Mesleki ve din öğretimi dâhil bütün lise gruplarında 30’un altında ama Anadolu liselerinde 40’lara yakın. Bu da genel ortalamayı bozuyor. Evet, Anadolu liseleri ortalamaları bakanlığın ideal çizgisine uyuyor ama bunu bir de kendi ilinin dinamiklerine göre değerlendirmek gerekiyor. Böyle konuştuğumda ‘Mesleki Eğitimcisiniz’ diyorlar. Doğru ben mesleki eğitimciyim. Eğer ülkenin gücünü üretimle örtüştürüyorsak buna en yakın alan da mesleki eğitimdir. Ne kadar üreten mesleki eğitim yapımız olursa mezun olan çocuklarımız da o kadar üretir. Ne kadar üretir o kadar güçlü oluyorsan; güçlü mesleki eğitim güçlü Türkiye olursun.</p>

<p style="text-align:justify"><img src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/IMG_20211126_180457.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify">‘<b>KONTENJANLARI GÖZDEN GEÇİRECEĞİM’</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>---</b></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Mesleki eğitim ve fen liseleri arasındaki doluluk oranlarını bir örnekle somutlaştırabilir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Milli Eğitim Bakanlığı’nın otelcilik okulları var. Bugün Bursa’daki otelcilik okulunda öğrencilerin ve öğretmenlerin birlikte hazırladığı ‘24 Kasım’ programında bir araya geldik. Ürünü mutfakta öğrenci yapıyor ve satıyor. Uygulama otellerimiz, misafir ağırlamada ful çekiyor. Bu uygulama oteli, öğrenciyle var. O okul, çocuğun uygulama alanı bir nevi atölyesi, ama halk da yararlanıyor. Şimdi böyle bir otel ve okul yapmışız; konaklama ve yiyecek içecekte çocuk yetiştiriyoruz. Bir grup açmak için sınıf sayısını 10’a çıkarmamız gerekiyor. Tam bu okulumuzun karşısında neredeyse aynı arazinin içinde bir de Anadolu Lisesi var. Bu iki okul arasında sadece bir cadde var. &nbsp;Anadolu Lisesi ful artı ful ama uygulama okulu öğrenci bulmakta zorlanıyor. Böyle bir bağıntıyı ben asla kabul edemem. Bunu oransal olarak Anadolu liselerinin ülkedeki oranı bu olmalı şeklinde yorumlayamazsınız. Çünkü devletin orada bir otel yatırımı var. Öte yandan otelcilik sektörünün de ülke ekonomisine büyük bir katkısı var. Bursa’nın da bir turizm şehri olduğunu unutmamak gerekir. Bizim birinci önceliğimiz, öğrencilerin bu uygulama okulu sağlıklı bir şekilde tercih etmelerini sağlamak olmalı. Eğer orada bir çocuğu, doğru düzgün yetiştirip sektöre girmesini sağlarsam ülkemiz kazanır. Önümüzdeki yıl bölgesel olarak Anadolu liseleri ile mesleki eğitim kontenjanlarını yeniden değerlendireceğim ve bölgenin sanayisinin ihtiyacına, oradaki istihdam oranına, iş piyasası analizlerine, OSB’lere yakınlıklarına ve akademik ihtiyaca göre de Bursa’daki yerleştirme sistemini gözden geçireceğim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu tartışmaya neden olmaz mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Buna insanlar cesaret edemeyebilir. Ama örneğin bir Anadolu Lisesi, 600 öğrenci alıyor. Bu yıl onu kademeli olarak 400’e indirdik. Niye indirdiğimize cevap vermemiz gerekiyor. ‘Ben yaptım oldu’ diyemezsiniz. Ama bu otelcilik okulu örneğinde olduğu gibi gerekçeler hazırlayacağım. Sonrasında ‘bizim çocuk Anadolu lisesine giremedi’ şeklinde tepki olabilir. Ama insanlara ‘sizin çocuğunuz oteli olan bir okula girdi, önü açıldı, altın bileziği var’ diyeceğiz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kamuoyunu nasıl ikna edeceksiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa basınının da buna destek vermesi gerekiyor. Bir komisyonla değerlendirip makulse bu okulun kontenjanlarını düşürdüğünde burada akademik başarı artar, diğer okulda da öğrenci varlığıyla birlikte sektör güçlenir. Bunun sonuçlarını 5 yıl sonra görürsün.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Son dönemde mesleki eğitime ilginin artığı görülüyor ama yine de toplumda bir Anadolu ve fen lisesi talebi var. Bunu nasıl yöneteceksiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de insanların mesleki eğitimi seçme oranı son 2-3 yılda bakanımızın da katkısıyla yükselmeye başladı. Fakat şöyle de bir gerçek var. Bir odayı Anadolu Lisesi yapın ful çeker; öğretmen de olmasa insanlar algısal olarak bunu tercih ediyor. Anadolu liselerini birinci tercihine yazma oranı çok yüksek ki o zaman diğer bütün okulları kapatmayı izah etmen gerekiyor. Eğer insanların talebine göre eğitimi şekillendireceksek söyleyeyim insanların Anadolu liselerini tercih etme oranı yüzde 80’lere yakın. Dolayısıyla buna göre bir plan yapacaksak mesleki, dini ve diğer okulları kapatmamız gerekiyor. Ama şehrin ihtiyacına göre bir eğitim ve yerleştirme politikası yaparsın ve bunu herkese de izah edersin. Verdiğim örnekte otelcilik uygulama okulundan çıkan çocuk ABD’de Hilton’da çalışıyor. Ve oteller bu çocukları almak istiyor. Öte yandan diğer okullarda yüzde 25’lerde bir üniversiteyi kazanma oranı var. Kalanı içinse düşünülen bir plan yok. Ben milli eğitim müdürüyüm ve onları da düşünmem gerekiyor. Bu nedenle bir komisyon olarak bölgesel bazda farklı bir kontenjan ve yerleştirme dağılımı yapmamız gerektiğini düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Vatandaşın değil sektörün talebine göre bir eğitim sürecinden bahsediyorsunuz öyleyse?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu sektörle çok ilişkili bir harekettir. Sizin verdiğiniz eğitimin sonucu bilime ve sektörlere yansıyor. Bunu kontrollü ve planlı yaparsan bilim de tüm sektörler de verimli olur. İşte meslek lisesi algısı değişiyor. Halkın da ilgi artıyor. Bu çok güzel bir gelişmedir. Ülkenin kalkınmasına da çok büyük katkısı vardır. Fen liselerinin de aynı şekilde katkısı var. Fen liseleri, uzaya gönderir. Uzay hazırlıklarını mesleki eğitim yapar. Bu kolektif bir iştir. Buna uygun politika ve kararlarla devam etmek gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğittiği iş gücünün toplumda sağlıklı bir noktaya erişmesi gibi bir görevi de var.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘15 ARALIK’TA KÜTÜPHANESİ OKUL KALMAYACAK’</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>---</b></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, özel okullaşmayı da düşündüğümüzde sizde bu yönelim, eğitimde fırsat eşitliğini nasıl etkileyecek?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Milli Eğitim Bakanımız Mahmut Özer, 7 yıl sonra Şura’ya bir başlık açtı. Ben de bir şura üyesiyim. Mesleki eğitim başlığında çalışacağım. 1-3 Aralık’ta düzenlenecek Şura’nın başlığı ‘Eğitimde fırsat eşitliği’, Bakanımızın bu adımı atacağını bekliyordum. Bakanımız, Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan ile birlikte önemli bir adım atı ve ‘Kütüphanesiz okul kalmasın’ sürecini başlattı. Ki kütüphane, fırsat eşitliğinin göstergelerinden biridir. Ama tabi ki başka göstergeleri de var. 15 Aralık itibarıyla Bursa’nın bütün okullarında kütüphane olacak. Bursa’da 214 okulda kütüphane yoktu. Bakanlık 214’ü için de ödenek gönderdi. Ve bilin bakalım işi kim yapıyor. Hepsini bizim meslek liselerimiz yapacak. Başladılar, bugün 5 tanesi açıldı. İşi okula veriyoruz ve parayı onlar kazanıyor. Döner sermaye kurumlarımız üretiyor kütüphaneleri ve 15 Aralık’a kadar 214 kütüphane tamamlanacak. Ve Bursa’da kütüphanesi olmayan okul kalmayacak. Türkiye’de de öyle olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İfade ettiğiniz gibi fırsat eşitliğinin başka göstergeleri de var. Bu yönde başka bir proje var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Okul öncesi okullaşmada Bursa’nın oranı yüzde 76, ülke genelinde yüzde 70 ki bunlar fena bir sayı değil. Bakanımız bunlarında yüzde 100 olacağını söyledi. Bu da eğitimde fırsat eşitliğinin bir göstergesidir. Bunlarla birlikte bazı göstergelerde eşitleme yaparak aslında eğitimde fırsat eşitliğinde bir yolculuk açıyor. Sadece bunlar değil. Birçok gösterge var.</p>

<p style="text-align:justify">Uludağ yolunda Ahmet Hamdi Gökbayrak Fen Lisesi, ulaşım ve çeşitli nedenlerle şehre taşındı. Bugün orayı ziyaret ettim. Ve buraya bir şey yapmamız gerekiyor. Bin rakımda ve şehre uzak fakat zirveye çok yakın bir yer. Burada bir başka eğitim kurumu açmak doğru olmayabilir. Burayı projelendirip Şura’da bakanımıza; otelciliğe bağlı bir otel, yaz kampı ya da yatılı bir okul gibi alternatiflerin bulunduğu bir sunum yapacağım. Burayı sadece okul gezileri için planlasak Türkiye’nin her yerinden buraya öğrenci gelir.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘ÇOCUĞUN EĞİTİM ALMA HAKKI EVRENSEL BİR HAKTIR’</b></p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kamuoyunda Suriyelilere yönelik bir proje olarak algılanan Mesleki ve Teknik Eğitim Yoluyla Sosyal ve Ekonomik Uyum Projesi (SEUP) ve Bursa uygulamaları hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Çocuğun eğitim alma hakkı evrensel bir haktır. Bu tartışmaya kapalıdır. SEUP bu mantıkla yazılmış bir projedir. Bir Türk meslek lisesine yatırım yapılıyor ve okulun kapasitesi zirveye ulaşıyor. Ve bu yatırım sonsuza kadar burada kalıyor. Bu sadece Suriyeliler ile ilgili değil mesleki ve teknik eğitimi de güçlendirme projesidir. 11 okula yeni atölyeler yaptık. Toplamda 96 okul var ve bu projeyle yüzde 11’inde ileri teknoloji ve ful donanımlı atölyeler kuruldu. Örneğin bir plastik enjeksiyon makinesi 1,5 milyon. Bu nedenle SEUP 1 ve 2 oldu, dilerim 3-4-5 de olur. Çünkü bir yandan okullarımızın donanımsal kapasitesini güçlendiriyor bir yandan da geçici koruma altındaki Suriyeli çocuklarımızın mesleki kapasitesini güçlendiriyor. Bu da toplumsal rehabilitasyonla birlikte onların da iş gücüne katılımını sağlıyor. SEUP’u çok başarılı buluyorum. Bursa da bu projeden yüksek düzeyde yararlanan bir ildir.</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘TARİHİ TOPHANE PROTOKOLÜ GELİYOR’</b></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bir mesleki eğitimci olarak Bursa’da ulusal ölçekte başarı yakalamış bir mesleki ve teknik okul varlığını oluşturma ihtimali ve potansiyeli hakkında düşünceniz ve çalışmanız nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’da teknoloji üreten nesilleri temsil edecek okullar için imza aşamasına geldik. Bir de mesleki ve teknik eğitimde mevcut kapasiteyi güçlendirecek bir çalışmamız var. Buna ‘Tarihi Tophane Protokolü’ diyeceğiz. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB), Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ortak imzalatmak istiyoruz. Bursa’daki bütün okulları sektörle entegre eden bir sistem yazdık. Bakanımıza sunduk. Bu sistemle birlikte sanayiyi çok yüksek oranda mesleki eğitime entegre edeceğiz ve bunu yöneteceğiz. Milli Eğitim Bakanlığı’mızın ana politikası; mesleki eğitimde eğitim-üretim-istihdam ilişkisini güçlendirmektir. Yani sektörle iş birliğini artırmak üzerinedir. Ben, sektör olmadan mesleki eğitimin yeteri kadar başarıya ulaşacağına inanmıyorum. Bakanımızın liderliğinde hem Türkiye’de hem de Bursa’da sektörle entegre olmuş bir mesleki eğitim ve içine kurulmuş bir üretim ekosistemiyle çocuklarımızı yetiştireceğiz. Bunun yanında yine bakanımızın vizyonuyla İstanbul’da kurduğumuz okullar var. İTÜ MTAL gibi. Bunun bir benzerini önümüzdeki günlerde Bursa’da açıyor olacağız.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘BURSA’YA ÇOK İYİ OKULLAR KAZANDIRACAĞIZ’</b></p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu okullar ne sağlayacak?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu okullar, velilerin Anadolu liseleri algısını değiştirecek ve çocuğunu meslek lisesine vermesini sağlayacak. Niye çünkü bu okullarda mekatronik robotik bölümü olacak ve çocuklar mekatronik mühendisi olarak yetişecek. Yüksek dilimden öğrenci alınacak. İngilizce bir eğitim öğretim programı uygulanacak. Fen lisesi üstünde bir eğitim müfredatı olacak. Çünkü mesleki dersler de yabancı dil de matematik de fizik de alacak. Yüksek puana göre az sayıda öğrenci alınacak. Teknoloji üreten mühendisler yetiştireceğiz. Bursa Teknik Üniversite (BTÜ) ile birlikte yapmayı düşünüyoruz. Uzay ve havacılıkla, siber güvenlikle ilgili de okulumuz olsun istiyorum. Güzel sanatlar lisesi sayısını artırmak istiyorum. Bunu da Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) konservatuar hocalarının rehberliği ve danışmanlığında ve hatta yönetiminde yapacağız. Şuan taslak bir çalışma halinde orada Türk müziğini de daha iyi yerlere getirme konusunda çalışmalarımız olacak. Yine bir otomotiv fabrikasıyla anlaştık ve içinde bir okul açacağız. &nbsp;Ve otomotiv endüstrisine personel yetiştireceğiz. Bursa’ya çok iyi okullar kazandıracağız. Önümüzdeki aylarda Sayın Bakanımız Bursa’ya geldiğinde tarihi protokollere imza atacağız. Daha önce düşünülmemiş ve imzalanmamış protokoller olacak. Beraberinde uluslararası okullar da olacak. Uluslararası bir mesleki eğitim okul projemiz var. Balkanlardan ve yakın cumhuriyetlerden gelen çocukları, burada yetiştirip işyeri açma belgeleriyle birlikte kendi memleketlerinde girişimci olmalarını sağlamayı hedefliyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘BURSALI SANAYİCİ İŞ BİRLİĞİNE AÇIK’</b></p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’da projeleriniz için beklediğiniz veya hayal ettiğiniz ölçüde bir iş birliği zemini bulabildiniz mi? Bu bağlamda kent dinamiklerinin yaklaşımını yorumlar mısınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bugüne kadar hep mesleki eğitim alanında çalıştım ve burada da hep sektörle birliktelik felsefesiyle hareket ettim. İstanbul’da da bu bağlamda çalışmalarım oldu. Bursa’nın sanayisini de Türkiye’nin her köşesi bilir. Burada lokomotif olan ve ciddi kapasite üstünde bir sanayi varlığı var. Haliyle sanayici ziyaretleriyle sürece başladım. Sanayicinin sadece mesleki eğitime değil bütün eğitim türlerine katkısı var. Bakın fen liselerine hepsini bağışçılar kazandırmıştır. Bursa, hayırseverlik olgusu yüksek bir şehir ve bu da kentin çok güçlü bir yanıdır. Bursa’nın gücü bu; Bursalı sanayici iş birliğine açık, hayırseverlik yönü kuvvetli sadece doğru bir reçete istiyor. Artık gerçekten doğru bir şekilde planlanmış bir iş gücü istiyor. İşte bu yüzden ‘Tarihi Tophane Protokolü’ dedik ismine.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Nedir bu proje?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’daki 96 mesleki ve teknik eğitim okulunu komple 300 sanayiciye bağlayacağız. Bu protokolü de tarihi misyonuyla Tophane’nin içinde imzalayacağız. Birçok protokol imzalanıyor ama böyle büyük ve bir öğretiye dönüşecek protokol başka sanayicileri de çok etkiliyor. Bursa’da beklediğimin çok üstünde iş birliğine açıklıkla karşılaştım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Eğitim kalitesine nasıl yansıyacak?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İstanbul’da İTÜ MTAL 0,72, Siber Güvenlik 0,15 ile öğrenci aldı. Bursa’da 0.15 ile alan fen lisesi bile yok. Kabataş, 0,14 ile öğrenci aldı. Bizim çocuklara Bursa’da da bu modelleri sunmamız lazım. Bursalı çocuklar, üniversite dâhil şehir dışına gidiyor. İstanbul fen liselerine giden çok ciddi bir sayı var. Bu nedenle buradaki çeşitliliği kontrollü olarak artırmak gerekiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’da sizi, olumlu etkileyen bir proje var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İstanbul’da yaşamış ve çalışmış, Türkiye’nin birçok yerine gitmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yapılan ‘Bursa Okul Sporları Etkinliği’ni (BOSE), diğerlerine göre çok önde ve başarı gördüm. Bir Belediye-Milli Eğitim iş birliğinden ziyade çocuğun özünün bu alanda daha yükselmesi ön plana alınmış. Çok etkileyici bir çalışma. Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ı tebrik etmek gerekir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Salgın dolayısıyla karantinaya alınan sınıf sayısı nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Karantina altındaki sınıf sayımız, sıfıra yakın düzeydedir. Tatil döneminde istatistikleri takip ettim ve hiçbir değişim görmedim. Çocuklar bunun neresinde demek ki hiçbir yerinde değil. 18 milyon çocuk sokakta ve okulda ama salgın istatistiğinde yok. Bakanımız, okullar daha güvenli yerler diyor haliyle. Sosyal ortam kötü; kafelerde maske yok ama okulda maskesiz derse girmek yasak. Öğretmenlerde de aşılanma oranımızda yüzde 90’lar seviyesinde bulunuyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu yıl sezon başında okullarda hizmetli ve güvenlik sorunu yaşandı. Bu konuda bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İş-Kur, toplum yararına çalışma programı kapsamında okullara hizmetli ve güvenlik veriyor. Bu yıl temizlik görevlisi verildi ve sayı çok iyi noktada. Güvenlik konusu da bizimle alakalı değil İş-Kur’un programıyla ilgili bir süreçti. Gönül ister ki hizmetli sayımız çok daha fazla olsun. Bu konuda İş-Kur’un bizi biraz daha desteklemesi gerekiyor. Ama bugüne kadar da çok büyük destekleri oldu.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursada-egitime-yeni-bakis-yeni-yol-h889.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 18:21:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/bursada_egitime_yeni_bakis_yeni_yol_h889_ef6b9.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dostluk Kazandı]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/dostluk-kazandi-h887.html</link>
      <description><![CDATA[Nilüfer Belediyespor Kadın Voleybol takımı, Avrupa kupası karşılaşmasında Litvanya temsilcisi TK Kaunas-VDU’yu eledi ve son 16’ya kaldı. Filede mücadele eden ekipler, Litvanya Fahri Konsolosu Berat Tunakan’ın davetlisi olarak akşam yemeğinde bir araya geldi. Tunakan, Türk-Litvan dostluğuna vurgu yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Türkiye’yi CEV Volleyball Challenge Cup 2022/Women kupasında temsil eden Nilüfer Belediyespor Kadın Voleybol Takımı, 16’lı finaller turunda rakibi TK Kaunas-VDU ile Cengiz Göllü Voleybol Salonu’nda karşı karşıya geldi. Maça ‘Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun’ pankartıyla çıkan Nilüfer’in sultanları, eğitim emekçilerini de unutmadı. Nilüfer Belediyespor Kulübü Başkanı ve Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, Litvanya Fahri Konsolosu Berat Tunakan ve kulüp idarecilerinin de izlediği maçın ilk seti karşılıklı sayılarla başladı. Set sonlarında Emily Maglio’nun oyuna dâhil olması ile Nilüfer Belediyespor rakibine bariz üstünlük sağladı ve seti 25-19 kazandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>NET SKOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Her iki takımın karşılıklı atakları ile başlayan ikinci set çekişme ve heyecana sahne oldu. Set sonlarında hücum ve savunmada daha az hata yapan Nilüfer’in sultanları bu seti de 25-22 kazanarak setlerde durumu 2-0 yaptılar. Mücadelenin son bölümüne hızlı başlayan Nilüfer ekibi baştan sona üstün götürdüğü seti 25-07 gibi açık farkla önde tamamlayarak, 3-0’lık skorla adını son 16 turuna yazdırdı.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-11-24-at-22.14.19.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>İSPANYOL RAKİP</b></p>

<p style="text-align:justify">Maç sonunda ise sahada dostluk rüzgârları esti. Başkan Turgay Erdem maç sonu sahaya inerek her iki takım oyuncularını mücadelelerinden dolayı kutladı ve günün anısına hediyeler verdi. Kupada son 16 turuna yükselen Nilüfer Belediyespor’un bir sonraki turdaki rakibi İspanya’nın Tenerife LA LAGUNA oldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-11-24-at-22.14.17.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><b>YEMEKTE BULUŞTULAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Nilüfer Belediyespor ve TK Kaunas-VDU takımlarının oyuncu ve yöneticileri ile maçın hakemleri, Litvanya Fahri Konsolosu Berat Tunakan’ın davetlisi olarak Bursa Carrefour AVM’deki İskender Restoran’da akşam yemeğinde bir araya geldi. Programa Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem de katıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Dostluk havasında geçen akşam yemeği sonunda kısa bir konuşma ile sporculara hitap eden Fahri Konsolos Tunakan, Türk-Litvan dostluğuna vurgu yaptı. Litvanya’nın 2 milyon 800 bin nüfuslu; küçük ama insani gelişmişliğin yüksek bir ülke olduğunu belirten Tunakan, “Bursa’da birçok kişi Litvanya’yı biliyor. Aynı şekilde Litvanyalılar da Bursa hakkında bilgiye sahip. Hem Türkiye’de hem Bursa’da bir Litvanya dostluğu olduğunu, Litvan vatandaşlarının sevildiğini bilmenizi isteriz” dedi. Tunakan’ın ‘Litvanya takımı olarak bugün kaybettik ama dostluk kazandı’ esprisi yüzleri güldürdü. Tunakan, katılımcılara teşekkür ederken her iki takımada başarılar diledi.</p>

<p style="text-align:justify">Litvan sporcular da Bursa’nın ziyaret ettikleri en güzel şehir olduğunu ve çok iyi ağırlandıklarını belirterek Türk-Litvan dostluğunu hissettiklerini ifade etti. Litvan sporcular, ‘Dileriz şampiyona elenmişizdir’ diyerek Nilüfer Belediyespor’a turnuvada şans diledi.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-11-25-at-18.44.40.jpeg" /></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/dostluk-kazandi-h887.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 18:18:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/dostluk_kazandi_h887_4c788.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yenişehir’de gençler  yönetime katılıyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yenisehirde-gencler-yonetime-katiliyor-h886.html</link>
      <description><![CDATA[Yenişehir Belediye Başkanı Davut Aydın, ilçedeki gençlerin yönetime katılması ve kamu hizmeti süreçlerini tecrübe etmelerini sağlamak amacıyla haftada bir gün lise son sınıf öğrencisi bir gençle birlikte başkanlık mesaisini paylaşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Görüş gazetesi imtiyaz sahibi Ferruh Varanoğlu ve sorumlu yazı işleri müdürü N. Nuri Yavuz, Yenişehir Belediye Başkanı Davut Aydın’ı makamında ziyaret etti. Ziyaret gününde Başkan Aydın’a mesaisinde eşlik eden genç başkan Buse Aydın idi. Makamda oturan genç başkan Buse Aydın, tüm gün Başkan Davut Aydın’ın program ve toplantılarına eşlik etti.</p>

<p>Yenişehirli gençlerle sık sık bir araya gelen ve taleplerini toplayan Başkan Davut Aydın, bu fikrin de bir gençlik toplantısında ortaya çıktığını, gençlerin belediyede neler yapıldığını merak ettiklerini ve kamuya hizmet süreçlerini öğrenmeleri için bu çalışmayı yaptıklarını söyledi. Başkan Aydın, bu çalışma için Yenişehir Kaymakamı Rahmi Köse ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Musa Ayaz ile de görüştüklerini belirtti.</p>

<p><b>GENÇLERİMİZE GÜVENİYORUZ</b></p>

<p>Milli Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği halinde belirlenecek bir takvim dâhilinde lise son sınıfı öğrencilerin bir gün boyunca kendisine başkanlık mesaisinde eşlik edeceğini belirten Aydın, “Gençlerin yönetime katılmasını önemsiyoruz. Yaptığımız toplantılarda da ilçemizin gelişmesine yönelik öneri ve talepleri topluyor, mümkün olan en kısa sürede çözmeye çalışıyoruz. Bu, hem gençlerimizin hayatlarında bir anı olarak yer edecek özel bir gün hem de belediyemizin ve yapılan çalışmaların gençler tarafından daha net görülmesi ve anlaşılması açısından bizim için önemli bir çalışma oldu. Biz, gençlerimize her zaman güveniyoruz” dedi. Genç başkan Buse Aydın ile aynı soyadını taşıdıkları için bir akrabalık durumu olup olmadığına ilişkin Başkan Davut Aydın, “Bir akrabalık durumu yok. Tamamen tesadüf” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/buse-aydın-davut-aydın.jpg" /></p>

<p><b>‘POLİS OLMAK İSTİYORUM’</b></p>

<p>Başkan Davut Aydın’ın makamında oturan genç başkan Buse Aydın ise belediye başkanlığının yoğun bir iş olduğunu belirterek “Ben, kendi karakterime ve yapıma daha uygun olacağını düşündüğüm için polis olmak istiyorum. Ama bugün başkanlık görevini tecrübe etmek de benim için önemli bir hatıra oldu. Bize bu fırsatı tanıdığı ve toplantıda biz gençlerin talep ettiği şeyleri çok hızlı bir şekilde yerine getirdiği için Belediye Başkanı Davut Aydın’a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>ANKARA ÇIKARMASI</b></p>

<p>Yenişehir Belediye Başkanı Davut Aydın, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği Ankara çıkarması hakkında da bilgi verdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u, İlçe Kaymakamı Rahmi Köse ile birlikte ziyaret ettiklerini hatırlatan Başkan Davut Aydın, “İlçede hayata geçirmeyi planladığımız Osmangazi Meydanı ve Millet Bahçesi projelerimizi ele aldık. Çevre şehircilik yatırımlarımız hakkında görüştük” bilgisini paylaşırken “Bakan Kurum’a desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.</p>

<p><b>10 MİLYONLUK PROJE</b></p>

<p>Millet bahçesi projesinin 10 milyon liraya yakın bir maliyeti olduğunu ifade eden Başkan Davut Aydın, proje hakkında şu bilgileri paylaştı: “İçinde 4 bin 700 metrekare yürüyüş yolu ve gezinti yolları olacak. 8 bin 200 metrekare yeşil alan bulunacak. 250 metrekarelik bir süs havuzunun yer alacağı millet bahçesine 15 adet kamelya tipi oturma ve dinlenme alanı kurulacak. Millet bahçesinde 600 metre kare çocuk oyun alanı, 1 meydan çeşmesi, 16 Türk devletinin kurucularının büstleri, 200 kişilik anfi tiyatro, bin metre kare tören alanı, Orhun Abideleri’nin replikaları ve ışıklı kuru havuz sistemi olacak.”</p>

<p><b>HER CUMA BİR KÖY</b></p>

<p>Başkan Aydın, ilçe protokolü olarak her cuma günü bir köy ziyareti gerçekleştirdiklerini belirterek “Köylerimizin sorunları, taleplerini yerinde dinliyoruz. Muhtarlarımızın görüşlerini alıyoruz. Kaymakam, emniyet müdürü, daire müdürleri geniş bir ekip ziyaret gerçekleştiriyor ve asayişten eğitime kadar birçok konuda vatandaşın isteklerini topluyoruz. Aynı zamanda ziyaret ettiğimiz köylerin gençleriyle de hafta bir gün Matay Spor Kompleksi halı sahasında buluşuyoruz” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yenisehirde-gencler-yonetime-katiliyor-h886.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 18:15:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/yenisehirde_gencler_yonetime_katiliyor_h886_bcb04.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İznik 7/24 İzleniyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/iznik-724-izleniyor-h885.html</link>
      <description><![CDATA[Uluslararası Sakin Şehirler (Cittaslow) Ağına seçildiğini duyuran İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, ilçenin tarihi ve tarımsal varlığını fırsatçılardan korumak adına 39 kırsal mahallenin kameralarla 7/24 izlendiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Görüş gazetesi imtiyaz sahibi Ferruh Varanoğlu ve sorumlu yazı işleri müdürü N. Nuri Yavuz, İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta’yı makamında ziyaret etti.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-11-27-at-16.44.23.jpeg" /></p>

<p><b>SAKİN ŞEHİR: İZNİK</b></p>

<p>Başkan Kağan Mehmet Usta, ilçenin uluslararası arenada tanınırlığını artırmak için başlattıkları Cittaslow üyelik sürecinde başarıya ulaştıklarını açıkladı. Başkan Usta, “Salgın nedeniyle 2 yılı bulan dosya hazırlığımız ve alan inceleme süreci neticesinde bugüne kadar dünya genelinde 30 ülke ve 286 şehrin kabul edildiği Cittaslow ağına İznik olarak biz de katıldı. İtalya’da düzenlenen genel kurulda üyeliğimiz ilan edildi” dedi.</p>

<p><b>KARGAŞA ÖNLENECEK</b></p>

<p>Başkan Usta, “Cittaslow’un amacı kentlerin, kimliklerine sahip çıkarak küreselleşme sonucu ortaya çıkan şehir kargaşasının, kentlerin birbirine benzemesinin ve aynılaşmasının önüne geçilmesidir. Kentler yönetilirken yerel yemeklere, yöresel mimariye, geleneklere, göreneklere, zanaatlara, esnafa sahip çıkılması ve bunların desteklenmesi, birliğin üye kentler için ortaya koyduğu kriterler vasıtasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır” diye konuştu.</p>

<p><b>HİÇ KOLAY DEĞİL</b></p>

<p>Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, “Cittaslow hareketi hızlı ve tüketime dayalı şehir yaşamına alternatif olarak ortaya çıktı. Yavaş şehirler mega kentlere oranla İznik gibi nüfusu az fakat nitelikli kentlerden oluşuyor. Bir yavaş şehir olabilmek kolay değil. Dünyada sadece belirli kriterlere uyan sayılı kentler Cittaslow (Yavaş Şehir) olabilmektedir. Tüm bunların yanı sıra Dünya genelindeki Cittaslow üyesi şehirler bu ağın farkındalığı sayesinde turizmde popüler olmuş irili ve ufaklı şehirlerdir. Önümüzdeki süreçlerde Cittaslow ile ilgili bilgilendirme çalışmaları ve çeşitli etkinlikleri hep birlikte gerçekleştireceğiz. Bu vesile ile üyelik çalışmalarında emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, ilçemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-11-27-at-11.26.00.jpeg" /></p>

<p><b>KAMERALI TAKİP</b></p>

<p>İznik’te bazı definecilik ve hırsızlık olaylarına karşı önlem almak üzere girişimlerde bulunduklarını ifade eden Başkan Kağan Mehmet Usta, ilçe genelinde 39 kırsal mahalleye güvenlik kamerası takıldığını söyledi. Mahalle giriş ve çıkışlarının 7 gün 24 saat izlendiği ve kayıt altına alındığını vurgulayana Başkan Usta, bu sayede definecilik ve hırsızlık vakalarında düşüş yaşandığını belirtti. Kamera sistemi ile mahallelere giriş-çıkış yapan şüpheli araç ve şahısların anında tespit edilerek ilgili kolluk güçlerine bildirildiğini ifade eden Usta, kameraların elektrik ihtiyacını kendisinin karşıladığı ve görüntülerin İznik Belediyesi’nde takip edildiğini söyledi. Usta, ilçede asayişin sağlanmasına hizmet eden kamera sisteminden vatandaşlarında memnun olduğunu belirtti.</p>

<p><b>GÖÇEBE OYUNLARI</b></p>

<p>İznik’in Eylül 2022’de Dünya Göçebe Oyunları’na ev sahipliği yapacağını hatırlatan Başkan Kağan Mehmet Usta, “Oyunlar salgın nedeniyle ertelendi. Oyunlara, dünya genelinde 100’e yakın ülke katılacak. 37 geleneksel spor ve oyun dalında yarışmalar düzenlenecek. Bu yarışlara 3 binden fazla sporcunun katılması bekleniyor. Yine 10’dan fazla ülke liderinin bu etkinliğe katılması öngörülüyor. Toplam katılımın 1,5 milyon, turist ziyaretinin ise 150 bin civarında olması bekleniyor. Çok büyük bir organizasyon ve bunun için hazırlıklar hummalı bir şekilde devam ediyor” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/iznik-724-izleniyor-h885.html</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 18:13:03 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/iznik_724_izleniyor_h885_626be.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışırken Batıyoruz]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/calisirken-batiyoruz-h806.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Boya ve Dekorasyoncular Odası Başkanı Ferhat Daysalı, döviz kurundaki yukarı yönlü hareketin malzeme fiyatlarında günlük artışlara neden olduğunu belirterek boyacı esnafının müşterilerine fiyat veremez hale geldiğini ve aldığı işlerden zarar ettiğini vurguladı: Çalışırken batıyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Faiz, kur, enflasyon sarmalında sıkışan Türkiye ekonomisi, darboğazdan çıkışın yollarını ararken birçok esnaf, bir yandan salgının yaralarını sarmaya çalışıyor diğer yandan da maliyet baskısıyla mücadele ediyor. Özellikle ithal hammadde bağımlılığının yüksek olduğu sektörlerde döviz kurundaki tırmanış kaynaklı maliyet artışı esnafı, hem müşteriler nezdinde hem de ticari faaliyetini sürdürme açısından zor duruma düşürüyor. Sermaye yapısı güçlü olanlar, bir noktaya kadar ayakta kalma direnci gösterebilirken finansal denge sorunu olanların önünde kepenk indirmekten başka seçenek görünmüyor. Ekonomik tablonun vahametini Bursa Boya ve Dekorasyoncular Odası Başkanı Ferhat Daysalı’nın ifadeleri özetliyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MÜŞTERİLER ŞÜPHELENİYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Ferhat Daysalı, “Neredeyse her gün malzeme fiyatlarına zam geliyor. Bu da esnafla müşteri arasındaki güven duvarının yıkılmasına neden oluyor çünkü bir kişi, 2 gün önce bir fiyattan boya alıyor, boya yetmeyip ilave almak için geldiğinde yeni bir fiyatla karşılaşıyor. Bu da tepkiye neden oluyor. ‘Acaba bu esnaf, fırsatçılık mı yapıyor’ diye bir şüphe ve endişe doğuyor. Bu durum bizi son derece rahatsız ediyor. Fiyat artışlarını bayisi olduğumuz firmalara sorduğumuzda karşımıza hep hammadde ve dolar çıkıyor. Bana göre bunun yüzde 50’si hammadde ve dolara kalanı ise suiistimale dayanıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İŞ VAR AMA ZARAR EDİYORUZ!</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Daysalı, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bir de uygulamada sıkıntı var. Biliyorsunuz biz taahhütlü iş yapıyoruz ve bir süre alıyor. İşi alırken kazançlı başlıyorsunuz ama işin yarısına gelmeden bakıyorsunuz kâr bitmiş iş, zarara dönmüş. Bu nedenle iş alamaz olduk çünkü zarar etme tedirginliği yaşıyoruz. Projeye göre bir fiyat belirlemede zorlanıyoruz. Ben de dâhil olmak üzere birçok arkadaşımız, aldığımız projeleri bitiriyoruz ama hep zarar ediyoruz. Örneğin ben, şuan uygulama işi almıyorum. Ancak piyasada da çok iş talebi var.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BİR DESTEK GÖREMEDİK</b></p>

<p style="text-align:justify">Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının sektöre etkilerine ilişkin değerlendirme yapan Daysalı, “Salgın sürecinde boya ihtiyacı olan evlere usta sokamaz olduk. Hem uygulama açısından para kazanamaz hem de dükkânlarımızdan boya satamaz hale geldik. Salgın bizi direk olumsuz etkiledi. Verilen desteklerden boyacı esnafı faydalandırılmadı. Dolayısıyla biz bir destek görmedik” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>FİYATLAR 1 AYDA 3 KAT ARTTI</b></p>

<p style="text-align:justify">Daysalı, “Döviz kuruna veya hammaddeye çok müdahale edilemeyebilir ama en azından devletimiz ve hükümetimiz, firmalara ve imalatçılara bu konuda bir müdahale ve baskı yapılabilir. Malzeme fiyatlarında neredeyse son bir ayda 3 kat bir artış yaşandı. Örneğin 15 litrelik 1 teneke boyanın ortalama fiyatı 250 liradan 750 ve üzerine çıktı. Tüketici de bu fiyatı görünce şok oluyor” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İFLASIN EŞİĞİNE GELDİK</b></p>

<p style="text-align:justify">Daysalı, “Söz konusu durum, tahsilatları da olumsuz etkiledi. Çünkü iş yaptıran şahıs ya da firmanın öngörmediği firmalar karşısına çıkıyor. Yani bir yapıya başlarken boyanın fiyatı belliydi ama sonra bunun çok arttığını görüyor. Biz, çalışırken iflasın eşiğine geldik. Hareket halindeyiz. Elimizde iş var ama sermaye olarak küçülüyoruz. Yani bir yere kullandığımız malzemeyi tekrardan yerine koyamıyoruz. Çalışırken batıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA STOKÇULUK YAPILMAZ</b></p>

<p style="text-align:justify">“Bu süreç, sektörün insan kaynağı kaybına da neden oldu. İnsanlar, bu sektörden çekiliyor. Hem işveren hem de personel olarak sektörde bulunlar, işlerin böyle gitmeyeceğini düşünerek sektörden çıkıyor” diyen Başkan Daysalı, şunları söyledi: “İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir boya sektöründeki stokçuluğun en organize yapıldığı yerlerdir. Bursa, bu konuda çok ahlaklıdır. Bursalılar, stokçuluk fırsatçılığı yapmaz. Yapan olursa da sektörde onlara karşı örgütlü bir duruş var. Yani Bursa’da bir firma stokçuluk yapar ve bu anlaşılırsa çok yadırganır. Stokçular, zam geleceğini bilerek malzeme alıyor. Stokladığı malzeme en az 2 defa zam görüyor. Esnafta 850 lira olan bir boya stokçu da 700 lira oluyor. Dolayısıyla stokçularla rekabet edilemediği için esnaf malzeme satamaz oldu. Bu rekabet ortamına zarar verdi. Bursa dışından birçok stokçu Bursa’ya malzeme satıyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>KAYIT DIŞILIK KANAYAN YARAMIZ</b></p>

<p style="text-align:justify">Sektördeki kayıt dışılık sorunu hakkında bilgilendirme yapan Başkan Ferhat Daysalı, “Bursa’da 5 binin üzerinde boyacı esnafı bulunuyor. Odaya kayıtlı olan sayısı ise bin 100 civarındadır. Dolayısıyla kayıt dışılığın en çok olduğu sektör bizimkidir. Bu da en büyük sorunumuzdur. Biz, bunu kontrol altına alamadık. Büyük boya firmaları, düzgün duruş gösterdi ve odadan faaliyet belgesi almayanlara bayilik vermedi. Fakat diğer firmalar, ayakta kalmak adına bu ölçüyü koruyamadı. Tabi bir de proje verenlerin de bu konuda duyarlı olması gerekiyor. Yani müteahhitlerin de iş vereceği firmalara ölçü koyması gerekiyor. Bu olmadığı için sorunun önüne geçilemiyor. Kayıt dışılık, bizim gibi kayıt altında olan ve yasal yükümlülüklerini yerine getiren firmalar için büyük bir tehdittir. Bu yıllardır kanayan bir yaramızdır. Yıllardır bu sorunun çözümü için siyasiler ve iş dünyası ile toplantılar yaptık. Hatta iskele kiralayan firmalarla da toplantılar yaptık ve ‘vergi mükellefi olmayan şahıslara iskele kiralamayın’ dedik ama yine de çözüm bulamadık. Öte yandan bu kayıt dışılık nedeniyle devletin de ciddi bir vergi kaybı söz konusudur. Kimse vergi levhası sormuyor. Bu konuda bir yasa düzenlemesi gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İYİ BİR USTA EN AZ 5 BİN LİRA KAZANIR</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Boya ve Dekorasyoncular Odası Başkanı Ferhat Daysalı, Bursa’da boya işçiliği kalitesi hakkında yaptığı değerlendirmelerle açıklamasını tamamladı: “Bursa, boya işçiliğinde kalite açısında ülke sıralamasında her zaman ilk 3’ün içinde görülebilir. Yetişmiş kalifiye ustalar var ama burada sayı her geçen gün ciddi manada düşüyor. Bir yönüyle inşaat piyasasının hareketli olması ve hızlı imalar süreci kalitesizliği getirdi. Çünkü iyi bir usta hak ettiğini alamadığı için bu işten çekiliyor. Bursa’da iyi bir boya ustasının aylık kazancı, 5 bin liranın altına düşmez daha da yukarıya çıkar. İyi bir usta da bu rakamlara çalışmamalı çünkü iyi usta sayısı az.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/calisirken-batiyoruz-h806.html</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Nov 2021 17:01:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/calisirken_batiyoruz_h806_cd540.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Bin Kere Duymaktansa  Bir Kere Görün!’]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bin-kere-duymaktansa-bir-kere-gorun-h805.html</link>
      <description><![CDATA[Moğolistan Fahri Konsolosu Çetin Yıldırım, bir Moğol atasözü olan ‘Bin kere duymaktansa, bir kere görün!’ denkleminden hareketle ülkedeki yatırım fırsatlarını vurgularken Türk yatırımcısına da çağrı yaptı: İş birliği yapılacak cazip alanlar var. İki ülke de bu konuda birbirine ‘açık çek’ veriyor. İşadamlarımıza Moğolistan’a yatırım yapmalarını tavsiye ediyorum.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş gazetesi olarak başlattığımız kentimizdeki fahri konsoloslar araştırması kapsamında bu hafta, Moğolistan Fahri Konsolosu Çetin Yıldırım ile gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz. Fahri Konsolos Çetin Yıldırım, Moğolistan ile iş birliğine yönelik açıklamaları ve tavsiyeleriyle</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Çetin Yıldırım kimdir? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">1998-1999 yıları arasında İngiltere dil eğitimi ve 1999-2015 yılları arasında Amerika’da lisans ve yüksek lisans eğitimimi uluslararası işletme üzerine gerçekleştirdim.</p>

<p style="text-align:justify">Üniversite yıllarında iş hayatına atıldım. Ayrıca Amerika’da bulunduğum 11 yıllık zaman zarfı içerisinde RI Amerika Pazarlama Derneği başkan yardımcılığı ve RI Çocukları Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olarak faaliyetlerde bulundum.</p>

<p style="text-align:justify">İşadamı kimliğimle ailem ile birlikte ‘Yıldırımlar’ adı altında eğitim, sivil havacılık, gayrimenkul, toptan gıda, perakende, yeme içme, inşaat ve tekstil sektörlerinde faaliyet göstermekteyiz.</p>

<p style="text-align:justify">1977 Mardin doğumlu, evli ve iki çocuk babasıyım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Fahri konsolosluk süreciniz hakkında bilgi verir misiniz? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Yurt dışında yaşadığım zaman zarfında uzun yıllar uluslararası ticaret ile uğraştım. Bu bağlamda Moğolistan’a yaptığım ziyaretler neticesinde birçok Moğol işadamı, bürokrat ve siyasilerle dostluklar geliştirdim.</p>

<p style="text-align:justify">Netice itibari ile Moğolistan Fahri Konsolosluk görevime dönemin Moğolistan Cumhurbaşkanın ataması ve Türkiye Cumhurbaşkanın onayıyla 2013 yıllında başladım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Neden bir başka ülke değil de Moğolistan?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türkiye ile Moğolistan arasında ortak tarihten kaynaklanan güçlü kültür bağları mevcuttur.&nbsp; Bu güçlü kültür bağlarının yanında Türkiye ile Moğolistan arasında; 1969 yılına dayanan diplomatik ilişkiler de bulunmaktadır. Bu bağlar, iki ülke arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin çok yönlü bir iş birliğinin geliştirilmesi için gerekli zemini sağlamaktadır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Moğolistan ile şuan ticari bir bağınız var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Geçmişte birkaç ticari girişimim oldu. Fakat Türkiye’deki iş yoğunluğumdan dolayı ticari faaliyetlerimi devam ettiremedim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Görevlendirmeden önce Moğolistan’ı ziyaret etmiş miydiniz? Görev sonrası gittiniz mi? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Moğolistan’a ilk ziyaretimi, Çinli Amerikalı İş İnsanları Derneği üyesi olduğum dönemde bir grup Amerikalı bürokrat, Çinli ve Amerikalı iş insanlarıyla birlikte gerçekleştirdim. Görev sonrası davet üzerine ziyaretlere devam ettim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bugüne kadar ne gibi faaliyetlerde bulundunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Öncelikle iki ülkenin arasındaki bağları ve bağları kolaylaştıran veya destekleyen ilişkileri ilerletmek için aktif çalışmalar yaptım.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin daha önce çeşitli ülkelerde 5 kez gerçekleştirilen Dünya Moğol Kongresi, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirdik. Her iki ülkenin cumhurbaşkanları himayesinde yapılan kongreyi güzide kentimiz Bursa’da gerçekleştirdim.</p>

<p style="text-align:justify">Kongre dolayısıyla Moğolistan’ın üst düzey yöneticileri ve diaspora temsilcileri binlerce kilometre öteden gelerek Bursa’da buluştular. İki ülke arasında tam 6 bin kilometre mesafe var. Ama şunu gördük ki, aramızdaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun iki milletin kalpleri aynı şeyler için birlikte atıyor. Kültürel bağlarımız kadar gönül bağımız da var. Misafirlerimizin Bursa’da hiç yabancılık çekmediklerini gördüm.</p>

<p style="text-align:justify">Bu organizasyon, Türkiye ile Moğolistan arasında ilişkilerin hızla ilerleyeceğini gösterdi. Bursa’da tarihi bir zirve gerçekleştirildi. 3 gün süren kongre her iki ülke için önemli fırsatlar olduğunu açıkça gözler önüne serdi.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sizce fahri konsolosluğa neden ihtiyaç var?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Fahri konsolosluk atamaları daha çok yabancı bir ülkede büyükelçilik ya da konsoloslukların olmadığı veya yetersiz olmasından kaynaklanmıştır. Uzun araştırmalar sonunda iki ülke cumhurbaşkanlarının onayıyla seçilen fahri konsoloslar, çoğu zaman bir büyükelçi gibi çalışıyor; ancak işleri karşılığında bir ücret almıyorlar. Bu bağlamda fahri konsoloslara her daim ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Fahri konsolosluğun ekonomik ve kültürel manada avantajları nelerdir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Fahri konsolosluk kurumunun uzun bir geçmişi vardır. Muvazzaf temsilciliklerin az sayıda olduğu dönemlerde, konsolosluk işlemlerinin yerine getirilmesi ve ülkelerarası ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla fahri konsolosluklar açılmıştır. Günümüzde tüm dünyadaki muvazzaf temsilciliklerin sayısı artmış olmakla beraber, küreselleşme sürecinde insan hareketlerinin ve uluslararası ilişkilerin her alanda yoğunlaşması nedeniyle fahri temsile olan ihtiyaç azalmamış, tersine artmıştır. Ülkemizde de muvazzaf başkonsolosluklara paralel olarak, fahri konsoloslukların sayısı artmaktadır. Fahri konsoloslar iki ülke arasında faydalı çalışmalar yapmakla birlikte ekonomik ve kültürel bağların geliştirilip genişletilmesi amaçlı faaliyetlerde bulunmaktadır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Moğolistan ile Bursa arasındaki ekonomik ve kültürel ilişki hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Mevcut diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geçmişte olduğu gibi tatmin edici düzeyde olduğunu düşünüyorum. Fakat iki ülke arasındaki ilişki ve iş birliği birkaç alanda sınırlı kaldı. İki ülkenin STK'lar, devlet örgütleri ve ticari kuruluşlar arasındaki bağları ve bağları kolaylaştıran veya destekleyen ilişkileri ilerletmek için daha aktif bir yaklaşım benimsenmesi gerekiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Moğolistan’da yatırım fırsatı var mı? Varsa hangi sektörler öne çıkıyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Maden bakımından zengin bir ülke olan Moğolistan’da 80 çeşit ve 1,3 trilyon doların üzerinde maden rezervi bulunuyor. Özelikle altın, bakır, uranyum ve kömür gibi maden zenginliği açısından dünyada ilk beşte yer alan ülke, birçok uluslararası yatırımcı için karlı iş olanakları sunmaktadır. Moğol yetkililer; sağlık, inşaat ve başka alanlarda Türkiye ile iş birliği yapmak istiyor. Bunun yanında teknoloji, tarım, endüstri ve sanayi alanlarında yeni gelişen bir ülke olan Moğolistan, Türk yatırımcıları için son derece iş potansiyeline sahiptir. Ve bundan sonra sıranın somut adım atmaya geldiğine inanıyorum. Bir Moğol atasözü var: 'Bin kere duymaktansa, bir kere görün.’ Potansiyeli yüksek olan Moğolistan’ın hızla Türkiye’nin gündemine girmesi için mücadele ediyoruz ve aynı zamanda talepte bulunan Türk işadamlarının, Moğolistan ortamını görüp yatırım yapmalarını tavsiye ediyorum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Moğollar, Türkiye ve Bursa’yı ne kadar tanıyor? Bizim hakkımızda ne düşünüyorlar?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bugün, Türkiye-Moğolistan ilişkileri ortak tarihi ve kültürel bağlarla devam ederken, her iki tarafta da siyasi, ekonomik, ticari, askeri, kültürel alanlarda iş birliğinin daha da gelişmesi isteği ve kararlılığı vardır.&nbsp; Dünyaya açılmak amacıyla çok yönlü bir dış politika izleyen Moğolistan, ülkemize büyük ilgi ve yakınlık göstermekte ve Türkiye’yi Batı dünyası ile arasında bir köprü olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda Moğolistan ülkemiz için son derece önemli bir kardeş ülke.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’ya gelen turist ya da öğrenci var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Var fakat sayı olarak çok düşük. Bu sayının zamanla artacağına inanıyorum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Genel bilgi ve özellikleriyle Moğolistan’ı özetler misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türk ve Moğol milletleri arasındaki köklü tarihi ve kültürel bağları göz önünde bulundurarak iş birliğini uzun vadeli ve istikrarlı bir temelde geliştirme ve genişletme kararlılığının süreceğine inanıyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye ve Moğolistan arasında iş birliği yapılacak cazip alanlar var. Deyim yerindeyse iki taraf da bu konuda birbirine ‘açık çek’ veriyor. Bu vesileyle işadamlarımıza Moğolistan’a yatırım yapmalarını tavsiye ediyorum.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>MOĞOLİSTAN İLE DIŞ TİCARET VERİSİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Ocak-Ekim 2021 döneminde Türkiye’den Moğolistan’a yaklaşık 50 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Bu dönemde ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 87 oranında arttı.</p>

<p style="text-align:justify">Söz konusu 10 aylık toplamda Türkiye’den Moğolistan’a en fazla ihracat, 30 milyon dolar ile İstanbul’dan gerçekleştirildi.&nbsp; Manisa, 3 milyon doların üzerindeki ihracatıyla ikinci olurken Ankara 2 milyon dolarlık ihracatla 3’üncü sırada yer aldı. Bursa’da Moğolistan’a ilk 10 ayda toplam 1,6 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Bursa’nın bu ülkeye ihracatı, bu yıl geçen yılın aynı aralığına göre yüzde 100’e yakın oranda artış gösterdi. Bursa, bu rakamla Moğolistan’a en fazla ihracat gerçekleştiren 4’üncü il oldu. &nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye, Moğolistan’dan yaklaşık rakamla ilk 10 ayda 2,5 ile 3 milyon dolar arasında ithalat gerçekleştirdi. Yılsonunda iki ülke arası toplam dış ticaret hacminin 60-65 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bin-kere-duymaktansa-bir-kere-gorun-h805.html</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Nov 2021 17:00:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/bin_kere_duymaktansa_bir_kere_gorun_h805_01283.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tepkiye Yanıt Yeterli Değil!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/tepkiye-yanit-yeterli-degil-h804.html</link>
      <description><![CDATA[Döviz bürolarının ülke genelinde yaptığı kepenk indirme eylemi sonuç verdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı, döviz alım satımlarında yeni düzenlemeye gitti. Yetkili Müesseseler Platformu kurucu üyesi ve basın sözcüsü Adil Yazıcıoğlu, “Yapılan bu düzenleme yeterli olmamakla birlikte tepkilerin dikkate alınması açısından atılmış bir adımdır” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Yetkili Müesseseler Platformu kurucu üyesi ve basın sözcüsü Adil Yazıcıoğlu, Kasım ayı başında döviz bürolarının yaptığı 1 saat kepenk indirme eylemi sonrası yapılan yeni düzenleme hakkında Bursa Görüş’e açıklamalarda bulundu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Adil-Yazıcıoğlu.jpeg" /></p>

<p>Adil Yazıcıoğlu, “18 Kasım 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre döviz alım satımlarında kimlik numarası uygulaması için alt sınır olarak 100 USD belirlendi. Sektörün kimlik numarası uygulaması için önerisi 10 bin liranın alt limit olması idi. Yapılan bu düzenleme yeterli olmamakla birlikte tepkilerin dikkate alınması açısından atılmış bir adımdır” dedi.</p>

<p><b>DAVA HAZIRLIĞI</b></p>

<p>Yazıcıoğlu, “04 Kasım 2021 tarihinde yapmış olduğumuz kepenk kapatma eyleminden itibaren Bakanlık, siyasi partiler ve ticaret odaları ile iletişim halindeyiz. 12 Ekim 2021 tarihli düzenlemelerin sektörü yeniden dizayn ettiğini bu düzenlemelerin kamu menfaati taşımadığını, telafisi güç sonuçlar doğuracağını ilgili mercilere sözlü ve yazılı olarak aktarmaktayız. Görüştüğümüz herkes sektöre hak vermekle birlikte idarenin attığı somut bir adım yoktur. Kasım ayı sonuna kadar, özellikle Bakanlık ile iletişim halinde olup gerekli değişikliklerin yapılması için bütün mücadelemizi vereceğiz. Şu aşamada hukukçularımız ve hocalarımız yönetmeliğin ve tebliğin ilgili maddelerin iptali için dava hazırlığı yapmaktadır. Biz de Yetkili Müesseseler Platformu olarak davada tam katılımı sağlamak için sektörden vekâlet toplamaktayız. Bugün itibari ile 850 döviz bürosunun 500 tanesinin dava vekâleti alınmıştır. Önümüzdeki hafta dava vekâletlerinin tamamlanacağını düşünüyoruz. Danıştay nezdindeki davamızı 29 Kasım 2021 tarihinde açmayı planlamaktayız” açıklamasında bulundu.</p>

<p><b>SEKTÖR YOK OLACAK</b></p>

<p>Yazıcıoğlu, “Yönetmeliğin ve tebliğin uygulanması durumunda sektörün yok olacağını düşünmekteyiz. Bu durum döviz alım satımında kayıt dışılığı ve kaçakçılığı artıracaktır. Sektörün günümüz koşullarına regüle olmasını idare kadar bizde istemekteyiz. Ancak hiçbir sektörde uygulanmayan denetim, kontrol ve takip mekanizmasının bu sektöre uygulanmasına karşıyız. Finans piyasalarında bulunan diğer sektörlerde uygulanan düzenlemelerin mukayese edilerek sektörümüze uygulanmasını talep ediyoruz.&nbsp; İlgili kurumlara vermiş olduğumuz sorunlar ve çözüm önerilerimizi dikkatinize sunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>ELEŞTİRİ VE ÖNERİLER</b></p>

<p>Yazıcıoğlu, 12 Ekim’de yetkili müesseselere (döviz bürolarına) yönelik yayınlanan yönetmelik hakkında eleştiri ve önerilerde bulundu.</p>

<p>‘Hisse Devirleri’ konusunda değerlendirme yapan Adil Yazıcıoğlu, “Yapılan düzenlemelerle mevcut döviz bürolarının hisse (pay) devirleri için gerekli olan Bakanlık izni ücrete bağlanmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na pay devri izin ücreti olarak A grubu döviz büroları 6 milyon lira ve B grubu döviz büroları ise 5 milyon 500 bin lira ücret ödemek zorundadır. Bu şekilde bir düzenleme döviz bürolarının değerini sıfıra indirmiştir. Ülkemizde çeşitli sektörler Hazine’ye bağlı olarak lisans alarak faaliyet göstermektedir. Bankalar, aracı kurumlar, faktoring şirketleri, finansal kiralama şirketleri, ödeme kuruluşları vb. kurumlardan her birinin şirket değeri (piyasa değeri) vardır. Bu değer şirket bilançosuna göre, pazar payına göre, sahip olduğu lisansa göre belirlenmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın döviz bürolarını kamu lisansına sahip bu sektörlerden ayırıp şirketlerin devrini nerde ise imkânsız hale getirip devri çok yüksek bir ücrete bağlaması hiçbir sektörde uygulanmayan bir durumdur” derken şu öneride bulundu: “Yeni kurulacak döviz büroları için Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın belirlediği Faaliyet İzin Belgesi ücretine sektörün hiç bir itirazı yoktur. Mevcut döviz bürolarının hisse devirlerinde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın devir ücreti almasına kesinlikle karşıyız.”</p>

<p><b>MAKUL TUTARLAR</b></p>

<p>‘Sermaye Artırımı’ konusuna ilişkin “Yapılan düzenlemelerle A grubu döviz bürolarına sermayelerini 5 milyon liradan 10 milyon liraya, B grubu döviz bürolarına ise 1 milyon liradan 5 milyon liraya artırma zorunluluğu getirilmiştir. Belirlenen sermaye tutarları son derece yüksektir. Döviz bürolarının birçoğu bu sermaye tutarlarını karşılayamayacaktır. Ayrıca; döviz bürolarının bu tutarda bir sermayeye ihtiyacı da bulunmamaktadır. Sermaye ile ilgili bu düzenleme birçok döviz bürosunun yükümlülüğünü yerine getiremeyerek kapanmasına neden olacaktır” eleştirisi yapan Yazıcıoğlu, “Döviz bürolarının her birinin farklı bölgelerde, şehirlerde, alışveriş merkezlerinde, tatil yörelerinde, merkezi yerlerde bulunması gibi birçok faktör dikkate alınırsa A grubu döviz büroları için sermayenin 5 milyon liradan 7,5 milyon liraya, B grubu döviz bürolarının sermayesinin 1 milyon liradan 2 milyon liraya yükseltilmesi sektör için en makul tutarlar olacaktır” dedi.</p>

<p><b>6 AYLIK KAYIT YETER</b></p>

<p>‘Kamera Kayıt Sistemi’ uygulaması için Yazıcıoğlu, “Döviz bürolarına, döviz bürolarının kapalı olduğu günler dâhil olmak üzere kamera kayıt sistemi zorunluluğu 6 aydan 1 yıla çıkartılmıştır. Yapılan tüm işlemler kayda alınacak ve 1 yıl saklanacaktır. Bu işletmelere ciddi bir maliyet getirmektedir. Özellikle bulut sistemi üzerinden saklama zorunluluğu teknik imkânsızlık içermektedir. Bu uygulama da hiçbir sektörde bulunmazken döviz bürolarına getirilmesi doğru değildir” dedi ve şu öneriyi yaptı: “Hali hazırda uygulanmakta olan 6 aylık kamera kayıt sisteminin yeterli olduğu kanaatindeyiz.”</p>

<p><b>4 BÖLGEYE KARŞIYIZ</b></p>

<p>‘Adres Nakli’ düzenlemesi hakkında Adil Yazıcıoğlu, “Düzenlemelerle Türkiye 4 bölgeye ayrılmıştır.&nbsp; Bölgeler arası adres nakli işlemlerinde 1 milyon liradan 3 milyon liraya kadar ücret talep edilmektedir. Bu durum ticari hayatın olağan akışına aykırıdır. İstanbul ili ikiye ayrılmış, bu ilimizdeki bazı şehir içi (ilçeler arası) adres naklinde 1 milyon lira gibi bir ücret talep edilmektedir. Şehirler ya da bölgeler arası geçişlerde başka kriterler bulunabilir. Adres naklinin bu şekilde ücrete bağlanması şirketlere gereksiz bir maliyet getirecektir” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Türkiye’nin döviz bürosu nezdinde 4 bölgeye ayrılmasına kesinlikle karşıyız. Adres nakli uygulamasında 12 Ekim 2021 öncesi mevzuatın uygulanmasını talep ediyoruz.”</p>

<p><b>KAYIT DIŞILIK ARTACAK</b></p>

<p>‘Kimlik Tespiti’ zorunluluğunu yorumlayan Adil Yazıcıoğlu, “Yapılan her işlemden kimlik numarası alınması kayıt dışılığı artıracaktır. T.C. Kimlik numarası uygulamasında alt sınırın belirlenmesi kayıt dışılığın önüne geçilmesinde önemli bir adım olacaktır. Nitekim 15 günlük uygulamada kimlik uygulaması nedeni ile birçok vatandaş döviz alım satımını döviz bürosu yerine gayri resmi yerlerden gerçekleştirmeyi tercih etmiştir” şeklinde konuştu ve “Kimlik numarası uygulamasında alt sınırın belirlenmesi ve bu alt sınırın 10 bin lira olması sektörün talebidir” tavsiyesiyle açıklamasını tamamladı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BURSA-DA-DA-EYLEM-YAPILMIŞTI.jpg" /></p>

<p><b>BURSA’DA DA EYLEM YAPILMIŞTI</b></p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 12 Ekim 2021 tarihinde açıklanan yeni yönetmeliğe Bursalı dövizciler de itiraz etmiş, Türkiye Yetkili Müesseseler Platformu Bursa Temsilcisi Ahmet Balaban ve yetkili döviz bürosu sahipleri, 15 Temmuz Meydanı’nda basın açıklaması düzenlemişti. &nbsp;</p>

<p><b>VERGİ KAYBINA NEDEN OLACAK</b></p>

<p>Balaban tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer vermişti: “Yeni düzenlemeyle hisse devir hakkı yok edildi. Şirket sahipleri hisselerini, öz çocuklarına bile devredemez hale getirildi. Sermaye şartı 5 katına çıkarıldı. Ülke 4 faaliyet bölgesine bölündü ve şirket adresi nakline 1 ile 3 milyon lira harç ödeme şartı getirildi. Bu kararlar alınırken sektörden görüş alınmadı. Hiçbir sektöre uygulanmayan baskı ve katı düzenlemeler, hukuksuz bir tebliğ ile döviz bürolarına getirildi. Türkiye’de eşi benzeri olmayan idari ceza ve yaptırımlarla karşı karşıyayız. Bu tebliğ kaçak döviz bürolarının işlerini artıracaktır. Bu durumda çok büyük vergi kaybına neden olacaktır.”</p>

<p>Balaban, Bursa’da yetki belgesi bulunan 14 döviz bürosu bulunduğunu ve bunlarının 8’inin Bursa’da 3’ünün İnegöl’de yer aldığını söyledi. Yeni düzenleme ile 1 dolar bile bozdurulurken kişinin TC numarasının alınması şartı getirildiğini açıklayan Balaban, bunun insanlarda korkuya neden olacağını ve dövizi bozdurmak için başka yollar arayacağını söyledi. Balaban, normalde yetkili döviz büroları dışında herhangi bir yerde döviz bozdurmanın yasak olduğu ve para cezası bulunduğunu ancak vatandaşın bunu bilmediği ifade etti.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/tepkiye-yanit-yeterli-degil-h804.html</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Nov 2021 16:58:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/tepkiye_yanit_yeterli_degil_h804_19975.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nilüfer&#039;de Kentsel Dönüşüme Yer Yok]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nilufer-de-kentsel-donusume-yer-yok-h803.html</link>
      <description><![CDATA[Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, geçtiğimiz günlerde açıklanan kentsel dönüşüm raporu hakkında değerlendirmelerde bulunurken “Nilüfer’de artık kentsel dönüşüm yapılacak yer yok” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Görüş gazetesi olarak geçen hafta Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’i ziyaret ettik. Başkan Turgay Erdem ile görüşme anında hem fikri takip anlamında gazetede yer verdiğimiz hem de kent gündeminde yer eden konuları konuştuk. Başkan Erdem, sorularımıza açık yüreklilikle yanıtlar verdi.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa Görüş, 9’uncu sayısında kentlilik bilinci ve hemşeri dernekleri konusunu çalıştı. Bu bağlamda Nilüfer Belediyesi’nin Anadolu Arastası projesi de gündeme geldi. Fikri takip açısından bu konudan başlayalım. Arastada son durum nedir? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Arasta’nın yanında hemşeri dernekleriyle birlikte bir de turizm geliştirme kooperatifi kurduk. Buradaki amaç mikro milliyetçiliği yaymak değil; geleneklerimizi, göreneklerimizi, bölgesel farklılıklarımızı geliştirerek turizme yaymaktır. Projede 81 ilin özgün mimarisini seçerek proje hazırlandı. Yapı seçimleri ciddi zaman aldı. Derneklerle görüşüldü, yerinde incelemeler yapıldı ve ilgili kurumlarla temas kuruldu. Seçilen yapıların aslına uygun inşası için altyapılarını tamamladık. Son yaptığımız ihaleyle birlikte 81 ilin de yapılarını Mayıs 2022’ye kadar tamamlayacağız. Hatta bir binayı da özgün mimarisine uygun halde tam haliyle bitireceğiz. Ve orayı da ana bina gibi kooperatif merkezi olarak kullanacağız. Son genel kurulda da hem bölge temsilcilerine hem de il yöneticilerine bilgilendirme yaptık. Herkese binaların nasıl yapılacağına ilişkin dosyalar verdik. O dosyalarda binaların hangi malzeme kullanılarak yapılması gerektiği ve yaklaşık maliyetine ilişkin bilgiler vardı. Onlara ‘<i>6 ay için de bize cevap verin. Bu binaları tamamlayacak mısınız? Artık bundan sonraki iş sizin işiniz. Biz eksikleri tamamlarken siz de binalarınızı yapıp yapmayacağınızın kararını verin</i>’ dedik. Örneğin bir dernek ‘<i>bizim bütçemiz yok, sponsor da bulamıyoruz</i>’ derse biz alıp yapacağız. O bölgeyle ilgili bir sponsor ya da işletmeci buluruz. Burası turizm alanı olarak belirlendiği için içinde gastronomi de el sanatları da yöresel müzik de olacak. Belki konaklama da olacak. Ama o zaman derneklerin de kullanım hakkı olmaz. Zaten derneklere de şunu söylüyoruz: ‘<i>Burası asla bir lokal olmayacak. Burayı nasıl kullanacağınızı bize söyleyeceksiniz. Üstte kendinize ait bir yönetim odası belirlersiniz ama diğer alanlarda mutlaka turizme yönelik bir faaliyet olması gerekiyor. Bursa’ya her gelenin buraya uğramasını sağlayacak bir yöntem belirlememiz lazım.</i>’ Bu yöntemle gidiyoruz. Şuan biz işimizi yapıyoruz. Onlar 6 ay içinde kararlarını verecek. Sonra tekrar bir araya geleceğiz. Yapanlar yapacak ki onlara da bir süre vereceğiz. Yapamayacak olanlarında açık yüreklilikle söylemesini bekliyoruz. Sonuçta burası bir turizm geliştirme kooperatifi ve elde edilecek kaynakları da birlikte bir havuz içerisinde değerlendireceğiz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Görüştüğümüz isimler de arastanın çok değerli bir yerde olduğunu ve Nilüfer’in önemli bir vizyon ortaya koyduğunu ifade etti.&nbsp; </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu işe aslında bakanlığın el atması gerekiyor. Çünkü Türkiye’de benzeri olmayan bir iş… Orada bizim 100 dönüm arazimiz var. Biz orayı konuta açsaydık milyonlarca lira geliri olurdu. Tam tersine biz gelir düşünmüyoruz üstüne bir de yatırım yapıyor ve para harcıyoruz. Projenin yaklaşık 200 milyon lira maliyeti var. Arkadaşlara da onu söyledim, ‘<i>Hadi bakalım bundan sonra sıra sizde. Biz altyapılarını ve binaların karkaslarını tamamladık. Şimdi de siz el verin</i>’ dedim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Geçtiğimiz aylarda ‘Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nde bir değişikliğe gidildi. Köy genişleme alanı 100 metreden 300’e çıkarıldı. 2 katlı yapılar için ruhsat zorunluluğu kaldırıldı. Köy nüfusuna kayıtlı olma ve ikamet etme şartı kaldırıldı. Bu konudaki düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Plansız imar bölgeleri yani köylerdeki yapılaşmalarda sıkıntılar var. Daha önceki yıllarda da tip projeler yapılması gündeme gelmişti. Fakat biz, bütünşehir olduk. Dolayısıyla köyler artık mahalle oldu. Böyle olunca da her mahallenin mutlak suretle bir planlaması gerekiyor. Ben bununla ilgili arkadaşlarıma bir talimat verdim. Eski köy dokusu içindeki mahallelerde yeniden bir planlama yapmak için şuanda çalışıyoruz. Çıkan yönetmelik kaçak yapılaşmayı artırabilir. Bizde köy yerleşimi olarak görülebilecek 15-20 arası yer çıkar. Bu da az bir yer değildir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Gölyazı bu değişiklikten etkilenir mi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Gölyazı, hem arkeolojik hem de kentsel sit alanında kalıyor. Oranın bir planı da yok şuanda ve mutlak suretle koruma amaçlı bir imar planı hazırlamak gerekiyor. Birkaç plan iptal oldu. Şuanda sadece kurulun geçici yapılanma koşullarıyla iş yürüyor orada. Gölyazı, özel bir yer. Yarım ada diyoruz ama aslında bir ada olduğu için suya göre 100 metre yaklaşma mesafesi olması gerekiyor. 50 metresi yapılaşma dışında, 50 metresi de sosyal alanlardır yasada. Bakanlığın, Gölyazı’yı mutlaka özel bir proje alanı ilan etmesi gerekiyor. Koruma amaçlı imar planının da buna göre yapılması lazım. Yoksa 50-100 metre gibi şartları orada uygulama şansına sahip değilsiniz. Gölyazı’nın gerçekten ciddi bir kültürel zenginliği var. Yer üstünde tescilli binalar var ama asıl yeraltı zenginlikleri çok önemli. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir bölgedir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>BTSO, akademik odalar ve sektör temsilcileri, ‘Kentsel Dönüşüm Manifestosu’ diye adlandırılan bir rapor yayınladı. Raporu incelediniz mi? Önümüzdeki süreçte kentsel dönüşüm ve Nilüfer ilişkisini nasıl yorumlarsınız? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Raporun bir kısmını okudum. Parsel ya da ada bazında yapılanlara kentsel dönüşüm denmez. Raporda da bölge bazlı dönüşüm vurgulanıyor. Kentsel dönüşüm yapmak istiyorsanız bölge planlaması yapmak zorundasın. Bunun için Nilüfer’de kaç tane bölge var? Nilüfer’de artık kentsel dönüşüm yapılacak yer yok. Belki Karaman, Esentepe ve Fethiye Mahallelerindeki birkaç dar bölge olabilir. Ama mesela biz Karaman’da kentsel dönüşüm için bir anket yaptık. Hiç kimse istemedi ve ‘Biz burada komşuluk ilişkilerinden ve kendi binalarımızda rahatız’ dedi. Işıktepe’de bugün kentsel dönüşüm yapıyorum deseniz 1 kişi kabul etmez çünkü herkes, kendi yerinden memnun. Biz, şimdi vatandaşın memnun olduğu bir yere niye illa da kentsel dönüşüm diye girelim ki. Çünkü bizde Mevlana gibi ya da Osmangazi’nin herhangi bir alanında bölgeler gibi değil. Bizdeki insanlar, yaşam alanlarından memnun. Bir de gerçekten dar ve küçük bölgeler. Evet, belki kentsel dönüşümle buralara daha modern bir kimlik kazandırılabilir ama bu kez oraya başka insanlar gelecek. Bu da entegrasyonu olumsuz etkileyecek. Bursa’da bölgesel bazda kentsel dönüşüm alanlarının Yıldırım ve Osmangazi’de olması lazım. Nilüfer’de parsel bazında kentsel dönüşüm yaparak ilçeyi çirkinleştirdiler.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bir de uydu kentler konusu var. Sizce Bursa’nın bu projeye ihtiyacı var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Uydu kentler doğru bir projedir. Her iki başkan adayının da seçim programında uydu kent vardı. Nilüfer’in merkezini taşımak zorundasınız. Gördüğünüz gibi yollar taşımıyor. Trafik, Bursa’nın en büyük sorunlarından bir tanesidir. Ve 1-2 yıl içinde de artık çözümsüz hale geleceğini düşünüyorum. Eğer merkezleri bir yerlere taşımaz ve yeni merkezler oluşturmazsan bu zafiyetleri gideremezsiniz. Çözüm için uydu kent doğru bir projedir. Alinur Başkanın da bununla ilgili projesi vardı. Bizim de Kayapa ve Görükle mera bölgesinde bir projemiz var. 1,5 yıl önce de planı Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdik. Her ay, ‘şimdi görüşülecek şimdi geçecek’ deniyor. İstiyoruz ki verilen sözler tutulsun. Yeni bir yerleşim alanı ve hem büyükşehir hem de bizim için zor. Çünkü yeni bir alanın altyapısından üstyapısına sosyal donatı alanlarına kadar ciddi anlamda bir bütçe gerektiriyor. Ve mevcut bütçelerle de zor ama bu bir ihtiyaç. Mutlak suretle uydu kentleri gerçekleştirmek lazım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sizce planınız neden Büyükşehir’de bekletiliyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Hâlâ komisyonda beklemede ve her ay geçecek diyorlar. Belediyeye çok maliyet getirecek ve belediyenin bundan bir kazanımı olacak mı diye bakıyorlar belki. Ama en büyük katkısı merkezin oraya taşınmasıdır. Bu işin maddi bir karşılığı yoktur.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa kamuoyunda bir de yeni sanayi alanları gündemi var. Bu konudaki düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Biz, artık Nilüfer’de yeni bir sanayi istemiyoruz ama bizi de dinlemiyorlar. TEKNOSAB’ın bizim bölgemize doğru genişlemesiyle ilgili Sanayi Bakanlığı’ndan yetki aldılar. Aynı şekilde TOSAB ve Deri OSB’de genişleme kararı aldı. Bakın TOSAB’ın daha bir tane binası yok. Deri OSB’nin belki yüzde 20’si yapılmış gerisi boş. TEKNOSAB’da şimdiden yeni yer arayışı yapılıyor. Bu iş de artık ranta döndü. İlla bir sanayi alanı yapayım ve sanayiyi oraya taşıyayım derdi falan yok. Madem sanayi talebi var başka yere taşıyın. İlla hepsinin Bursa’nın etrafında olması mı gerekiyor. Birinci derece tarım alanlarını ve zeytinlikleri yok ediyorsunuz. Tamam, talep var ama gidin bakın Mustafakemalpaşa’daki Karacabey’deki sanayi bölgesi bomboş. &nbsp;Diğer sanayi alanlarında da hâlâ boş yerler var. Bursa’nın daha fazla sanayiye ihtiyacı yok. Varsa bile durdurulması lazım. Yoksa bu kent yaşanılmayacak hale geliyor. Sadece sanayicinin gözlüğüyle bakmamak lazımdır bu kente. Bence burada fazlasıyla rant kokan bir yapı var. Biz izin vermiyoruz ama gidiyorlar bakanlıktan aldıkları izinlerle karşımıza geliyorlar. Biz, ancak hukuki yollardan mücadele ederek işimizi sürdürebiliyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Son olarak işsizlik önemli bir sorun. Belediyeniz bu konuda neler yapıyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Herkes belediyeye girmek istiyor. Tabi belediyenin böyle bir imkânı yok. Ki neredeyse bütçemizin yüzde 50’sini personel girdileri için kullanıyoruz. Yeni bir personel almamak için üstün gayret sarf ediyoruz. Ama bu, benim başkan seçildikten sonra en çok üzüldüğüm konuların başında geliyor. Her gelen çocuğunun işsizliğiyle ilgili talebi iletiyor. Bu beni çok ciddi anlamda duygusal olarak üzüyor. Bir iş ofisimiz var. Bu yıl ofisimize başvuran 20 bin 468 kişiyi işe yönlendirmişiz ama 360 kişi işe alınmış. Biz işsiz ile işveren arasında ilişki kurmaya çalışıyoruz. Burada işverenlere de duyuruda bulunalım. Tabi hepsinin insan kaynakları birimi ve yönetimi var ama bölgemizden de verileri isterlerse bizim portföyümüzden de faydalanabilirler.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nilufer-de-kentsel-donusume-yer-yok-h803.html</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Nov 2021 16:56:18 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/nilufer_de_kentsel_donusume_yer_yok_h803_e72bf.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Emekliler Unutuldu]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/emekliler-unutuldu-h802.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Uludağ Şube Başkanı Kenan Pars, ülke kamuoyunda 3600 ek gösterge, asgari ücret, EYT konuşulurken kendilerinin hiç gündeme dahi getirilmediğinden yakındı: Emekliler unutuldu. Alım gücü düştü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>TÜED Uludağ Şube Başkanı Kenan Pars, geçen hafta düzenlediği basında toplantısında emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar üzerine açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify">Bursa basınının kendilerini her zaman desteklediğini belirten ancak ulusal kamuoyunda emeklilerin ve sorunlarının yeterince gündeme alınmadığını savunan Başkan Kenan Pars; emeklilerin, toplumun en fazla sıkıntı yaşayan kesimini olduğunu belirterek “Asgari ücret, 3600 ek gösterge, EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) ülke gündeminde geniş yer tutuyor. Ancak emekliler gündeme dahi gelmiyor. Emekliler unutuldu” diye yakındı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ALIM GÜCÜ DÜŞTÜ</b></p>

<p style="text-align:justify">Emekli maaşlarında mutlaka artış yapılması gerektiğini vurgulayan Başkan Pars, emeklilerin alım gücünün düştüğünü kendi maaşı üzerinden örneklendirdi: 2016 yılında 2 bin 442 lira maaş alıyordum ve o gün bu parayla 14 tane çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün 2021 yılında 5 bin 6 lira maaş alıyorum ve şuan bu rakam, 5 tane çeyrek altın ediyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SEFALETLE MÜCADELE</b></p>

<p style="text-align:justify">Emeklilerin sefaletle mücadele ettiğini iddia eden Pars, “Türk-iş tarafından açıklanan ekim ayı açlık sınırı, 3 bin 93 lira 20 kuruş. Türkiye’de emeklilerin yüzde 70’i açlık sınırının altında aylık alıyor. Açlık sınırı, en düşük emekli maaşının 2 katından fazla. En düşük emekli maaşı 4 bin lira olmalı. Bugün emekliler 1 liranın hesabını yapıyor. En ucuzunu bulabilmek için birçok market geziyor. Emekliler, faturalarını ödeyemez durumdadır” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SEYYANEN ZAM</b></p>

<p style="text-align:justify">Emeklilerin intibak sorunun çözülmesi gerektiğinin altını çizen Pars, “Emekli aylıklarına seyyanen zam yapılması ve emeklilere refahtan pay verilmesi gerekiyor. SGK katkı payının kaldırılmasını istiyoruz. Enflasyona göre zam uygulaması, emekli maaşları arasındaki makası açıyor. Aylıkları düşük olan emeklilerimiz her geçen gün daha çok mağdur oluyor. Bir enflasyon rakamı açıklanıyor ama bu rakam gerçekte emeklinin gözünde yüzde 40’ların üzerindedir” ifadelerin kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>EMEKLİ ÇALIŞIYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da yaklaşık rakamla 600 bin emekli olduğunu tahmin eden Kenan Pars, “Salgından önce Bursa’da erkek emeklilerin yüzde 70’i, kadın emeklilerin ise yüzde 40’ı çalışıyordu. Tabi salgın bunu biraz etkiledi. Şimdi emekli çalışamayınca daha da zor duruma düştü. Bazıları, ‘Avrupalı emekli dünyayı geziyor, bizimkiler ne yapıyor?’ diyor. Bizim emekliler bırakın dünyayı memleketine gidemiyor. Köyünde annesinin babasının kabrini ziyaret edemiyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>EMEKLİ OKUMUYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">TÜED Uludağ Şube Başkanı Kenan Pars, kendisinin her gün 1 ulusal 1 de yerel gazete alıp okuduğunu vurgularken “Bizim emeklimiz ne yazık ki okumuyor. Okumayı da sevmiyor. Bazılarının da okumaya bütçesi yok. Emeklilerin, haklarının savunulması ve alınabilmesi için birlik ve beraberlik içinde olması gerekiyor. TÜED Uludağ Şubesi olarak 8 bin üyemiz var. Bunu 20 bine çıkarmayı hedefliyoruz. Şube olarak birçok kurumla üyelerimize özel indirim sağlayan anlaşmalarımız var. Sadece emeklilerimiz değil bize üye olanların birinci derece yakınları da bu indirimlerden faydalanabiliyor. Yaptığımız indirim anlaşmaları, bir emeklinin bütçesine yılda 1.500 lira katkı sağlıyor” diyerek açıklamasını tamamladı.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>İSTATİSTİKLER NE DİYOR?</b></p>

<p style="text-align:justify">Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından açıklanan 2020 verilerine göre Türkiye’de 13 milyon 264 bin 220 kişi emekli aylığı alıyor. Türkiye’de 9 milyon 133 bin 884 kişi emekli aylığı, 124 bin 602 kişi malullük aylığı, 14 bin 381 kişi vazife malullüğü aylığı, 3 milyon 813 bin 421 kişi ölüm aylığı, 80 bin 891 kişi sürekli iş göremezlik geliri, 97 bin 41 kişi ölüm geliri alıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’NIN EMEKLİ SAYISI</b></p>

<p style="text-align:justify">SGK verilerine göre Bursa’da 567 bin 757 emekli bulunuyor. Bu rakamın 401 bin 125’i SSK (4-1/a), 92 bin 551’i Bağ-Kur (4-1/b), 74 bin 81’i ise Emekli Sandığı (4-1/c) kayıtlı olarak görünüyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/emekliler-unutuldu-h802.html</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Nov 2021 16:53:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/emekliler_unutuldu_h802_f2a13.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Global Rekabete Yenik Düşmeyelim]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/global-rekabete-yenik-dusmeyelim-h725.html</link>
      <description><![CDATA[Enerji İşverenleri Sendikası (ENIS) Bursa Şubesi Başkan Yardımcısı Dr. Müh. Mustafa Uysal, “Teknoloji üretiminde yeşil ekonomi gereklerini uygulamadığımızda global rekabete yenik düşeceğiz. Bu manada üretimimizde bu gibi ürünleri ön plana çıkarmalıyız” açıklamasında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Dr. Müh. Mustafa Uysal, enerji verimliliğinin tarihsel gelişimine yönelik şu bilgilendirmeyi yaptı: “Milyonlarca yıl ile ölçülen dünya ömründe sanayi devrimi diye adlandırılan 1800’lü yıllardan sonra önemli değişimler oldu. Makineleşme çığ gibi büyüdü ve enerji ihtiyacı giderek arttı. Bu uğurda savaşlar verildi. Nitekim 1970’li yıllara gelindiğinde petrol buhranı ile birlikte kaynakların sonsuz olmadığı fark edildi. Bu dönemden sonra iki konuda araştırmalar yoğunlaştırıldı; enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynaklar. Enerji kaynağına sahip ülkeler ile enerjiyi kullanan ülkelerin farklı oluşu bir çelişkiyi getirdi. Bu ülkeler aralarında farklı ilişkiler kuruldu. Bütün dünyada demokrasiyi yaymaya çalışan gelişmiş ekonomiler, enerji kaynaklarına sahip ülkelerde bu tür bir girişimin adını bile anmıyorlardı. 1980’li yıllara gelince birincil enerji verimli cihazlar üretilmeye başlandı. Fakat tehlikenin boyutu 90’lı yıllarda daha da anlaşıldı ki bu yüzden Kyoto’da toplanan dünya devletleri daha fazla ısınmanın önüne geçmek üzere bir dizi kararlar aldı. Tüm çaba dünya sıcaklığındaki artışın 4 derecenin altında tutmak üzerine idi. 2000’lere gelindiğinde ise mevcut klasik sanayileşme yerini karbon üretimi düşük üretimlerin anlaşılmasına bıraktı. Ne yapılmak isteniyor bu süreçte? Daha az enerji tüketen daha az çevreyi kirleten ürünler daha çok tercih ediliyor. Bunun için devletler çok büyük teşvikler veriyor.”</p>

<p><b>SÜRDÜRÜLEBİLİR TEKNOLOJİYE TEŞVİK</b></p>

<p>Uysal, “Dönüşüm devam edecek görülüyor. Zira 2010 yılında Meksika’da yapılan çevre zirvesinde de bir sonuç elde edilemedi. Bunun sebebi giderek artan sanayileşme talebi ve halen Çevre-Enerji-Ekonomi üçlüsüne dengeli bir cevap verecek çözümün bulunamaması idi. Teşviklerin giderek artan yönü bu yıllarda düşük karbon yönüne çevrildi. Bir başka deyişle Yeşil olan teknoloji gelişimi tüm dünya ülkelerinde teşvik edilmeye başlandı. Daha az enerji tüketen, daha az su kullanan, daha az çevreyi kirleten, sürekli olabilen, sürdürülebilen teknolojiyle ön plana geçti. İşte bu ekonominin adı Yeşil Ekonomi diye adlandırıldı” dedi.</p>

<p><b>GELECEĞİMİZİ YEŞİL EKONOMİ BELİRLEYECEK</b></p>

<p>Dr. Müh. Uysal, “Yeşil ekonomi, geliştirilecek yeni ürünlerde Çevre-Enerji ve Ekonomi üçlüsünün dengelenmesini öneriyor. Özellikle sürdürülebilirlik ile ilgili endişeler dünyayı bu noktaya getirdi. Ülkemizde bu konuyu Kalkınma Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı takip ediyor. Kalkınma Bakanlığının http://www.sürdürülebilirkalkınma.gov.tr sayfası ziyaret edildiğinde Birlemiş Milletler Kalkınma Teşkilatı tarafından yürütülen Rio+20 süreci dikkati çekiyor. 1992 yılında dünya ülkeleri Brezilya’nın Rio şehrinde ‘dünyayı kurtarmak’ (Save the earth!) söylemli bir zirve gerçekleştirdi. Rio Zirvesi (Rio Summit 92) adıyla tarihteki yerini alan bu zirveye Türkiye’yi temsilen Sn. Süleyman Demirel ve heyeti katılmıştı. Şimdi sıra Rio +20’de. Dünya ülkeleri tekrar başa dönecek ve Haziran ayında Brezilya’da buluşacak. Rio +20 terimi de bu toplantının adı oluyor. Zirvenin asıl adı ‘Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’. 20 yıl öncenin bir hesaplaşması olacağı söyleniyor bu toplantının. Küreselleşme karşıtları yine sokaklarda olacak (New York’taki hareketlilikleri hepimiz hatırlıyoruz) devlet yetkilileri toplantı salonlarında. Özel sektör ve sivil örgütler de sağda solda lobi faaliyetlerinde koşuşturacaklar. Toplantının temel amacı sürdürülebilir kalkınma konusundaki tutumun altının kararlılıkla çizilmesi olarak belirtiliyor. Ama insanoğlu doymak bilmiyor. ‘Sürdürülebilir kalkınma’ fikri çok da başarılı olmadığından bir nevi geri planda tutuluyor ve kulübeye alınıyor. Fakat daha çekici bir kavram olan Yeşil Ekonomi herkesin ilgisini çekiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>BÜYÜK EKONOMİLER ARASINA GİREBİLİRİZ</b></p>

<p>Dr. Müh. Mustafa Uysal, açıklamasını şu şekilde sürdürdü: “Türkiye şu anda dünyanın 19. büyük ekonomisi olarak yer alıyor, fakat 10 yıl içinde 10. Büyük ekonomi olmak istiyor. Bunu yaparken karşısına çıkacak en önemli engel dünya gündeminde olan Yeşil Ekonomi kavramı olacaktır. Şu anda dünya sanayisini sürükleyen itici güç yeşil ekonomidir. Tüm küresel firmalar kendilerini bu gerçeğe göre planlıyor. Bizim de büyüme hedeflerimizde bu gerçeklerin payı olmalıdır. Türkiye diğer ekonomilere göre daha hızlı karar alabilir ve önemli bir makas değişimi yaşayabilir. Örneğin ulaştırmada sadece yeşil araçları gündemine alabilir. Beyaz eşya sanayinde yeşil cihazları üretmeyi önceliğine alabilir. Böylelikle hem kendine yeni Pazar alanı oluşturmuş olur hem de dünyanın gelecekte talep edeceği konuları şimdiden edinmiş olur. Büyük ekonomi olmak için büyük kararlar alma zorunluluğumuz vardır. Şimdi bu kararları alma zamanıdır.”</p>

<p><b>YEŞİL EKONOMİYİ TÜM KESİMLERE ANLATMALIYIZ</b></p>

<p>Uysal, “Ülkemiz ve tüm dünyanın ciddi enerji ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ihtiyaçları karşılamak için günü kurtarmak pahasına klasik sanayi kollarında faaliyet göstermek bize fayda getirmiyor. Şimdiden ekonomi dümenimizi yeşil ekonomiye uygun hale getirerek enerji gereksinimlerimizi azaltabiliriz. Kent dokusu, şehir olgusu ve geri dönüşüm kavramları ile ekonomi düzeni tekrar yapılanmalıdır. Yaşam alanlarımızı konforlu hale dönüştürmenin yolları vardır. Bu konforu artırmak için harcadığımız tonlarca enerjinin aslında tüm çevreye zarar verdiğinin bilinci içerisinde projelerimizi tekrar düşünmeli, mevcut ürünlerimizi bu şekilde yeniden tasarlamalıyız. Aslında yeşil ekonomi fertlerden topluma ve ülkelere uzanan bir yolculuktur, bunu tüm kesimlere anlatabilmeliyiz” önerilerinde bulundu.</p>

<p><b>YEREL VE YENİ TEKNOLOJİLER ÜRETMELİ</b></p>

<p>ENİS Bursa Şube Başkan Yardımcısı Dr. Müh. Mustafa Uysal, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “Ekonomiyi büyütmenin yolu tüketimden değil üretimden geçmektedir. Eğer tüketim ağırlıklı bir büyümeyi tercih edersek ithalatımız da giderek artacaktır. Başta enerji ithalatımız olmak üzere teknolojik ürünler ile lüks tüketim malları en önemli açmazımız haline gelecektir. Doğalgaz ithalatımız 1985’li yıllarda başladığı halde bugün toplam tüketilen enerjimizin yüzde 30’unu teşkil etmektedir. 2005 yılında 26 milyar metreküp olan ithalat, 40 milyar metreküpe dayanmıştır. Bu şekilde büyümeyi ülkemizin sürdürmesi mümkün değildir. Öncelikle doğalgazı birincil yakıt kaynağı olmaktan çıkarmalıdır. Benzer şekilde petrol ithalinin önüne de alternatif yakıtlar ile geçerek daha dengeli bir enerji politikası izlemelidir. Tüm bunların yanında gerek enerji üretiminde gerekse enerji tüketiminde yerel ve yeni teknolojiler üretmelidir. Bu teknolojiler hem kendi ülkemizde hem de dünya ülkelerinde rekabet edebilir olmalıdır. Teknoloji üretiminde yeşil ekonomi gereklerini uygulamadığımızda global rekabete yenik düşeceğiz. Bu manada üretimimizde bu gibi ürünleri ön plana çıkarmalıyız.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/global-rekabete-yenik-dusmeyelim-h725.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Nov 2021 10:00:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/global_rekabete_yenik_dusmeyelim_h725_23d86.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa&#039;da EDS&#039;ye İhtiyaç Var mı?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-da-eds-ye-ihtiyac-var-mi-h724.html</link>
      <description><![CDATA[Kent kamuoyunun tartışmalı konularından biri olan Elektronik Denetleme Sistemi (EDS) hakkında Ulaştırma Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ve BURULAŞ Genel Müdürü M. Kürşat Çapar Bursa Görüş’e konuştu. İki ismin de ortak kanaati: Bursa’da EDS’ye ihtiyaç var. İMO Bursa Şube Başkanı Mehmet Albayrak da denetimden yana olduklarını belirtirken EDS’nin bakanlıkça kurulmasını önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa kamuoyunda siyasi ve sivil yapıların itirazıyla tartışmalara konu olan EDS süreci, şimdilik askıya alındı. Muhalefet partileri ve akademik odaların itirazıyla rafa kaldırılan EDS konusunun yeniden gündeme gelip gelmeyeceği belirsizliğini korurken Bursa Görüş gazetesi olarak, ‘EDS neden önemlidir?’, ‘Bursa’nın EDS’ye ihtiyacı var mıdır?’, ‘Bursa’daki süreçte yanlış olan neydi?’ sorularını Ulaşım Uzmanı olarak tanınan Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ve BURULAŞ Genel Müdürü M. Kürşat Çapar’a sorduk.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/mustafa-ılıcalı.jpg" /></p>

<p><b>TRAFİK SIKIŞIKLIĞINA OLUMLU ETKİ YAPAR</b></p>

<p>Ulaşım Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, “EDS trafik kurallarına riayeti en üst seviyeye getirmesi ile trafiğin yönetimine katkıda bulunmakta dolayısıyla trafik sıkışıklığına da olumlu etki yapmaktadır. Ancak tek başına EDS sistemleri ile trafik sıkışıklığının çözülmesi mümkün değildir” dedi.</p>

<ul>
	<li><b>EDS nedir ve avantajları nelerdir? EDS’de önemli olan maliyet mi, güvenlik mi? EDS trafik yoğunluğunu rahatlatır mı? Güvenlik ve konfor sağlar mı? Dünya ve Türkiye’deki şehirlerden örnek verir misiniz? </b></li>
</ul>

<p>EDS,&nbsp; yol ağında trafik kurallarına riayet edilmesini sağlamak için yorulmayan trafik denetleme ekipmanları olarak tanımlayabiliriz. Elektronik denetim sistemleri dünyada birçok kente mühendislik çalışmaları detaylı bir şekilde yapılarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde İstanbul, Ankara, Konya gibi birçok şehrimizde uygulamaları mevcuttur. EDS trafik kurallarına riayeti en üst seviyeye getirmesi ile trafiğin yönetimine katkıda bulunmakta dolayısıyla trafik sıkışıklığına da olumlu etki yapmaktadır. Ancak tek başına EDS sistemleri ile trafik sıkışıklığının çözülmesi mümkün değildir. Akıllı ulaşım öğelerinin birlikte kullanılmasıyla daha fazla yarar getirmektedir.</p>

<ul>
	<li><b>EDS yaklaşık yatırım maliyeti nedir? EDS kamu eliyle kurulamaz mı? Özel sektöre neden ihtiyaç var?</b></li>
</ul>

<p>EDS yatırım maliyetleri projeye göre değişiklik göstermektedir. Kamu eliyle de kurulabilir. Ancak Özel sektör eliyle kurulması sırasında gerekli teknik hazırlıkların iyi ve uzman ekipler tarafından yapılması durumunda kamuya ilave yük getirmeden, kamu kaynaklarının aktarımı ve israfını önleyerek de kurdurulabilir. Burada önemli olan gelir paylaşımı modelinde sorumlulukların ve planlamanın doğru yapılmasıdır.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’nın EDS’ye ihtiyacı var mı? Bursa ve Büyükşehir Belediyesi ne yapmalı?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da EDS’ye diğer akıllı ulaşım sistemi öğelerinin kullanılmasıyla birlikte tabi ki ihtiyaç var. Bursa Büyükşehir belediyesi öncelikle planlama faaliyetlerini tam olarak bitirmeli ve sonrasında etaplar halinde sistemin etkilerini değerlendirerek faaliyete geçirmelidir. Bu planlama aşamaları hangi sistemin nerede ne için kurulacağı ne fayda sağlayacağını teknik analizlere dayandırmalı.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa kamuoyunun EDS itirazı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bursa örneğinde bir hata var mıydı? Varsa nerede hata yapıldı?</b></li>
</ul>

<p>Detaylarını bilmiyorum. Ancak bildiğim sürecin çok kötü yönetildiği, planlamanın ve gelir paylaşımı modelinin kurgusunun yanlış olduğu. İhale bedellerinin Bursa Büyükşehir Belediye bütçesine göre çok yüksek olduğu. Ayrıca ihalenin 3 defa iptal olması nedeniyle kamuoyunda farklı fikirler oluştuğu. Faydanın ne olacağı konusunda kamuoyunun doğru bilgilendirilemediği…</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’nın trafik sorunu hakkındaki düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Ulaşım sorunu çözülmeden trafik sorunu çözülemez ancak katlanılabilir hale getirilir. Orta vadede toplu ulaşımı güçlendirmek ve sistem entegrasyonu gerekir. Kısa vadide acil trafik mühendisliği çözümleriyle, sinyalizasyon, geometrik düzenleme, park alanı toplu ulaşım istasyonlarında, bisiklet teşviki entegrasyonu, toplu ulaşım yollarıyla, güçlü denetimle, hafifletilir. Ulaşım bir teknik olay ve tüm başkanların, siyasilerin kol kola verip çözmesi lazım. Bu şehrin, mecliste yapılması gereken yasal düzenlemelere ihtiyacı var. Bu şehrin merkezi idarenin çalışmalarına ihtiyacı var. Bu koordinasyonu sağlamak lazım.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/KURŞAT-CAPAR.jpg" /></p>

<p><b>TRAFİKTE DENETİM BİR İHTİYAÇTIR!</b></p>

<p>BURULAŞ Genel Müdürü M. Kürşat Çapar, “Bursa gibi yoğun şehirlerde trafik akışının sağlanması ve güvenli ulaşım için denetim sistemleri mutlak bir ihtiyaçtır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>BURULAŞ Genel Müdürü M. Kürşat Çapar, EDS hakkında bilgilendirme yaptı: “Elektronik denetim sistemi trafikte kural ihlallerini azaltmak, akışkanlığı artırmak ve kazaları önlemek amacı ile kurulan sistemlerdir. İnsan faktörü olmaksızın hataların tespit edilmesi objektifliği artırırken, sürekli denetim algısı ile de trafikte düzenin sağlanmasına da yardımcı olmaktadır. Temel olarak kameralar, dedektörler, iletişim altyapısı ile çalışan sistemlerden elde edilen veriler doğrultusunda görevli memur tarafından düzenlenen cezalar posta aracılığı ile vatandaşa iletilmektedir. Sistemler sabit olabildiği gibi araç üzerinde tesis edilerek mobil olarak da denetim yapılabilmektedir. Hız ihlal, kırmızı ışık ihlali ve parklanma hataları bu sistemler ile denetlenmektedir. Her bir fonksiyonun trafik akışı ve insan sağlığı açısından farklı işlevleri bulunmaktadır. Hız ihlal denetimleri hem sürücüyü hem diğer sürücüleri ve yolcuları hem de yayaları olası kazalardan korurken, trafiğinin, ileri noktadaki yavaş seyrettiği noktaya erişimini geciktirmekte, böylelikle akışkanlığın devamlılığını sağlamaktadır. Yavaşlama veya tıkanma noktasına yeni gelen araçların yavaşlatılmasının olumlu etkileri birçok uygulama ile tespit edilmiştir. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü yaklaşım yollarında yapılan uygulama bu konudaki başarılı uygulamaların başında gelmektedir. Kırmızı ışık ihlallerinin denetimi aynı şekilde kazaları çok ciddi oranda azaltırken, kavşakların kilitlenmesi önlemek gibi faydaları da beraberinde getirmektedir. Bu denetimlerin en önemli faydası yayaların güvenli bir şekilde yol geçişlerinin sağlanmasıdır. Park ihlal denetimlerinde ise temel amaç trafik akışkanlığının sağlanmasıdır. Hatalı parklanmalar yol bütünlüğünü bozmakta ve sıkışıklığa sebep olmaktadır. Özellikle kavşak yaklaşımlarında ve kapasitesi düşük yollarda bu husus daha da önem kazanmaktadır. Ayrıca otobüs durakları, yaya yolları, yangın hidratları vb. park yasağı olan yerlerin işgali de hem yaya güvenliğini tehlikeye atmak ta hem de bu boşlukları kullanacak araçların akışkan yolda duraklamasına ve trafiğin aksamasına sebep olmaktadır. EDS kurulan tüm yerlerde yaralanmalı ve ölümlü kaza sayılarında radikal azalmalar gerçekleşmiştir. Trafik akışkanlığı arttırıldığı gibi, emniyet şeridi ihlallerinin azaltılması neticesinde özellikle ambulans, itfaiye gibi vasıtaların daha hızlı intikali mümkün kılınmıştır.”</p>

<p><b>MALİYETİ NE KADAR?</b></p>

<p>EDS’nin yatırım maliyeti hakkında değerlendirmelerde bulunan Genel Müdür Çapar, “EDS yatırımlarının iki ayrı maliyeti söz konusudur. İlk yatırım maliyeti ve işletme maliyeti. Genel olarak bu maliyetler yap işlet devret ihaleleri ile özel sektör tarafından yürütülmektedir. Salt EDS yatırımı Bursa ölçeğinde 60 milyon TL seviyelerinde iken projeye eklenen KGYS yatırımları ve sinyalizasyon yatırımları ile bu meblağ 180 milyon liralara çıkmaktadır. Sisteminin bakım onarım ve işletme maliyetleri de yıllık 30-40 milyon TL seviyelerindedir. Yarımın finans maliyeti ile beraber değerlendirildiğinde 700 milyon TL üzerinde bir kaynak gerektirdiği tespit edilecektir” dedi.</p>

<p><b>YİD DEĞİL HİZMET ALIMI</b></p>

<p>Bursa’daki EDS ihalesine ilişkin açıklama yapan Çapar, “Bu tür ihalelerde yap işlet devret yaklaşımı yaygın bir şekilde kullanılmaktadır ve bu yapının bazı handikapları vardır. On yıllık olarak düzenlenen ihalelerde ilk yatırım maliyeti karşılanana kadar gelirin yüzde 30’u alınabilirken ilk yatırım maliyeti karşılandıktan sonra bu oran yüzde 15 olarak devam etmektedir. Hâlbuki yatırım öz kaynak ile yapıldığında bu oran hep yüzde 30 olarak kalmaktadır. YİD şeklinde yapılan ihalelerde yatırımcı daha fazla gelir elde edebilmek için ceza bedeli daha yüksek olan hız denetimlerine odaklanırken, şehir içi trafik açısından daha önemli olan kırmızı ışık ihlal ve park yasaklarının denetimi ikinci planda kalmaktadır. Bursa’da iptal edilen ihalede tüm bu hususlar değerlendirilerek ihale yap işlet devret olarak değil hizmet alımı şeklinde gerçekleştirilmiştir. Burada ceza başı bir hizmet bedeli ödenerek hizmet sağlayıcının önceliği şehir içi trafik için daha kritik olan kırmızı ışık ihlal ve park ihlallerine çevrilmiştir. Ayrıca tüm iletim süresince yüzde 30’luk gelir elde edileceği için kaynakların Bursa ve Bursalılar için kullanımının sağlanması öngörülmüştür. Daha önce hiçbir ihalede söz konusu olmayan toplam ceza kısıtlaması bir taahhüt değil üst sınırdır. Diğer şehirlerde on yıl boyunca tüm gelirlerden pay verilirken Bursa örneğinde yıl dolmadan üst limite ulaşılması durumunda da sözleşme sonlanacağı için kaynakların kontrolü sağlanmış olacaktır. Süre dolduğunda üst sınıra ulaşılamamış olması kesinlikle eksik hizmetin ücretlerinin ödeneceği anlamına gelmez. Hizmet alım yönetmeliği bu konuda çok net hükümler içermektedir yüzde 20 kadar eksik alımlarda hiçbir bedel ödenmeyeceği gibi, yüzde 20’nin üzerinde eksik alımlarda, aşan kısım için hizmet bedelinin yüzde 5’inin ödeneceği yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir. Kamuoyuna aksettirildiği gibi bedelin tamamının ödenmesi söz konusu değildir. Mezkûr ihalede hiç ceza kesilmemesi durumunda ödenecek meblağ yönetmelik hükümlerince 28.800.000 TL’dir. Bu rakam da yatırım maliyeti dikkate alındığında yatırım tutarının yüzde 15’ini dahi karşılamamaktadır” diye konuştu.</p>

<p><b>MUTLAKA BİR İHTİYAÇ</b></p>

<p>Çapar, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “Bursa gibi yoğun şehirlerde trafik akışının sağlanması ve güvenli ulaşım için denetim sistemleri mutlak bir ihtiyaçtır. Trafik kurallarına riayet etmediği için ceza ödeyecek olanların konuyu gündeme taşıması, sistemden istifade eden sessiz çoğunluğun kazanımlarını değersizleştirmemelidir. Engellenmiş bir kazanın kazandırdıklarını anlatmak, olmuş bir kazanın etkilerini fark etmek kadar kolay değildir. Bir kazayı engellediğinizde elinizde sadece bir istatistik vardır: kaza sayıları şu oranda azaldı! Bu verilerin, çoğu insan için anlam ifade etmeyeceği aşikardır. Önemli olan sadece ürettiğiniz faydanın görülmesi değildir. Bir tek canın korunması elbette ki kamuoyundan takdir almaktan çok daha önemlidir. Kaldı ki denetimlerin sağladığı faydalar günlük hayatı kolaylaştıracağı için genel bir memnuniyet sağlanacağı da aşikardır. Özellikle İstanbul örneği bu yönde çok ciddi destek görmekte ve sistem vatandaş tarafından da desteklenmektedir.”</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/mehmet-albayrak.jpg" /></p>

<p><b>BAKANLIK KURMALI!</b></p>

<p>İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şube Başkanı Mehmet Albayrak ise konuya yönelik yaptığı değerlendirmede Bursa’da EDS’nin Büyükşehir Belediyesi tarafından değil İçişleri Bakanlığı tarafından kurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>EDS tartışmalarına yönelik daha önce yaptığı açıklamalarda cezaya değil eğitime vurgu yaptığını hatırlatan Başkan Mehmet Albayrak, şu öneri de bulundu: “Büyükşehir Belediyesi’nin yapacağı en güzel ve isabetli yöntem; İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapacağı protokol ile ‘Trafik Eğitimi Seferberliği’ projesi geliştirmektir. Böyle bir projenin Bursalı hemşehrilerimize daha fazla yakışacağı düşüncesindeyiz. Nitekim yapılarak ihale bedeli için 10 yıl boyunca işletilecek olan sistemin Bursa’nın 10 yıl değişmeyeceği düşüncesi ve hedefi gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.”</p>

<p>Başkan Albayrak, Bursa’da EDS’nin ihale yöntemiyle ya da Büyükşehir kaynaklarıyla değil İçişleri Bakanlığı’nca kurulması gerektiğini vurguladı. Trafikte denetime karşı olmadıklarının altını çizen Albayrak, söz konusu EDS ihalesinin yönetime itiraz ettiklerini belirtti.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-da-eds-ye-ihtiyac-var-mi-h724.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Nov 2021 09:57:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/bursada_edsye_ihtiyac_var_mi_h724_bdf3f.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hepimizin Beklentisi Ekonomide Denge]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/hepimizin-beklentisi-ekonomide-denge-h723.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Meclis Başkanı Ali Uğur; yüksek kur, enflasyon ve faiz ortamının iş hayatına etkilerine yönelik yaptığı değerlendirmede “Piyasaları rahatlatacak, yatırıma ve üretime teşvik edecek tedbirler alınmalı. Ekonomideki denge hepimizin beklentisi” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Meclis Başkanı Ali Uğur ile yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının ekonomiye, iş hayatına ve oda çalışmalarına etkileri üzerine konuştuk. Enerji zamları, yüksek kur, enflasyon ve faiz ortamına ilişkin de görüşlerini aktaran Başkan Ali Uğur, Bursa’da yeni sanayi alanları ihtiyacına yönelik de değerlendirmede bulundu.</p>

<ul>
	<li><b>Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomi üzerindeki olumlu/olumsuz etkilerine ilişkin bir değerlendirme yapar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Dünyayı köklü biçimde değiştiren salgın sürecinde 1,5 yılı geride bıraktık. Sağlık, ekonomik ve teknoloji başta olmak üzere her alanda köklü bir değişim ve dönüşümle karşı karşıyayız. Aşılama programları sayesinde Kovid-19 önlemlerinin gevşetilmesi ve ekonomik aktivitenin normalleşmesiyle birlikte küresel ekonomi belirgin bir toparlanma göstermeye başladı. Bursa ekonomisinde de gerek sanayi üretimi gerekse ihracat ve iç talep tarafında gözle görülür bir toparlanma yaşıyoruz. Kentimizin ilk 10 aydaki ihracatı 2020 yılına kıyasla yüzde 19 artışla 12,2 milyar dolar oldu. Bu dönemde salgın kaynaklı hasarları önemli ölçüde telafi etmeyi başardık. Sanayi üretimi, ihracat, yatırım ve istihdam gibi ekonomik göstergelerde salgın öncesi döneme yaklaşan bir performans sergileyen Bursa’da firmalarımız salgın sonrası döneme en iyi şekilde hazırlanıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Enerji fiyatlarına yapılan zamlar hakkında ne düşünüyorsunuz? İş dünyasını nasıl etkileyecek?</b></li>
</ul>

<p>Salgının da etkisiyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdeki enerji maliyetleri ve hammaddedeki artışlar sanayimizin rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. Enerji maliyetlerindeki değişkenlik ve sürekli artış, tüm işletmelerimizin üretim maliyetlerine de yansıyor. Yatırımları artırmak, ihracattaki başarımızı sürdürülebilir kılmak ve istihdam piyasasının önündeki engelleri kaldırmak amacıyla sanayicimizin üzerindeki yükleri hafifletmek zorundayız.</p>

<ul>
	<li><b>Yüksek döviz kuru, enflasyon ve faizlerin iş hayatına ve faaliyette bulunduğunuz sektöre etkileri hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Salgın döneminde önemli bir sınav veren özel sektörümüzün toparlanma sürecinde her zamankinden daha fazla destek verilmesi önemli. Özel sektörün önündeki engellerin kaldırılması ülke ekonomimizin daha dirençli hale gelmesine de destek olacaktır. Enerji başta olmak üzere üretici üzerindeki maliyetlerde artış devam ediyor. Döviz kurlarında istikrar olması yatırımcıların önünü görmesi için önemli bir konu. Piyasaları rahatlatacak, yatırıma ve üretime teşvik edecek tedbirler alınmalı. Ekonomideki denge hepimizin beklentisi.</p>

<ul>
	<li><b>Salgın, Meclis Başkanı olarak sizin oda çalışmalarınızı ve üyelerle iletişiminizi nasıl etkiledi?</b></li>
</ul>

<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, 50 bine yakın üyesiyle Türkiye’nin en büyük ticaret ve sanayi odalarından birisi konumunda. Bizim önceliğimiz kent ve ülke ekonomisinin kalkınmasının mimarı olan Bursa iş dünyası temsilcilerimize en iyi hizmeti ulaştırmak. Bizler üyelerimizin teveccühü ile bu görevlere geldik. Bu sorumluluğu taşımak için firmalarımızın sorunlarının daha hızlı çözüme kavuşturulması ve üyelerimize her alanda destek vermek için canla başla çalışıyoruz. ‘Güçlü Oda Güçlü Üye’ vizyonuyla BTSO olarak 7/24 üyelerimizin yanında olmaya, onların sesi olmaya devam edeceğiz. İnşallah üyelerimizin destekleriyle ülkemiz ve kentimiz tüm zorlukları daha güçlü bir şekilde geride bırakacaktır.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/4_1.jpg" /></p>

<ul>
	<li><b>BTSO, salgın sürecini nasıl yönetti?</b></li>
</ul>

<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, salgın sürecinde başarılı bir performans sergiledi. Odamız salgının ilk ortaya çıktığı günden itibaren üyelerimizin sorunlarının hızlı bir şekilde çözülmesi adına güçlü bir iletişim mekanizmasını hayata geçirdi. BTSO Yönetim Kurulu Başkanımız İbrahim Burkay ve yönetim kurulu üyeleri, meclis ve meslek komitelerimizin özverili çalışmalarıyla salgının ilk dönemlerinde Acil Eylem Planı ve Kriz Masası oluşturuldu. Bu zorlu süreçte 7/24 üyelerimizden gelen her talebi ele aldık. Sektör ayırt etmeksizin tüm firmalarımızın yanında olduk. Bursa iş dünyasının görüş ve önerileri taleplerini Sayın Cumhurbaşkanımıza, bakanlarımıza ve TOBB’a sürekli aktardık. Başta üretim gücümüzü ve istihdamı korumak üzere uygulamaya alınan kısa çalışma ödeneği, nefes kredisi, kamu alacaklarının düzenlenmesi, hibe destekleri gibi birçok düzenleme girişimlerimizle hayata geçti. İstişare kültürüyle hareket etmeye özen gösterdik. Önümüzde yeni bir dönem var. Normalleşmeye dönük adımlar ve toplumsal bağışıklığın kazanılmasıyla birlikte önümüze çıkan yeni fırsatlara odaklanmalıyız.</p>

<ul>
	<li><b>Geride kalan çalışma dönemini hakkında değerlendirmede bulunur musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Meclis üyelerimizin destekleriyle 2018 yılında meclis başkanlığı görevine geldikten sonra üzerimizde büyük bir sorumluluğun olduğunun farkındaydık. Bu bilinçle 132 yıllık geçmişe sahip Odamızın liderliğinde üyelerimize yönelik 3 yılı aşkın süredir nasıl hizmet verdiysek, önümüzdeki süreçte de üyelerimize fayda sağlama odaklı yeni çalışmalara ve projelere imza atmaya devam edeceğiz. BTSO çatısı altında Yönetim Kurulu Başkanımız İbrahim Burkay, yönetim kurulu, meslek komiteleri ve meclis üyelerimizle biz güçlü bir aileyiz. İlk günkü heyecanla Bursa’mız ve ülkemiz için çalışmaya devam edeceğiz.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa ortalama 4 milyar dolarlık cari fazlasıyla Türkiye’de ilk sırada yer alıyor. Bursalı ihracatçı firma sayısını açıklar mısınız? Bursa’nın ihracatı ve ihracatçı kent rolünü yorumlar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’de ilk organize sanayi bölgesinin kurulduğu Bursa, 60 yılı aşkın süredir ekonomiye yön veriyor. Ülkemizin sanayi hamlesinin lider kenti Bursa, gerek yerel dinamikleri gerekse de üretim yeteneği ve insan kaynağı ile yeni ekonomide de küresel ticaretin kilit oyuncuları arasında yer alma potansiyelini fazlasıyla taşıyor. Odamız, sahip olduğumuz ekonomik ve beşeri zenginlikleri, ortak aklın gücü ile daha da ileri taşımak için yoğun bir mesai harcıyor. Bu noktada Yönetim Kurulu Başkanımız İbrahim Burkay ve yönetim kurulunu, meclis ve komite üyelerimizi yürekten kutluyorum. Bursa iş dünyası olarak salgın öncesinde yakaladığımız 16 milyar dolarlık rekor ihracat, bizi dünyada 121 ülkeden daha iyi bir ihracat performansına taşımıştır. Kent olarak 24 milyar dolarlık dış ticaret hacmimizle ülkemizin ihracat odaklı büyüme hedeflerine katkı sağlamayı sürdürmekteyiz. Ürettiğine değer katan bir anlayışla 4 dolarlık ihracat kilogram birim fiyatına ulaşan Bursa, Türkiye’mizin 2023 yılı hedefini bugünden yakalayan ender şehirlerarasında. Bursa’da şu anda ihracat yapan 6 bin 500 firma bulunuyor. Bunların 2 bin 900’ü son 9 yılda BTSO’nun da projelerinin katkısıyla ihracata başlayan firmalar. İhracat, ülkemiz ve kentimiz için milli bir meseledir. Bizler daha güçlü bir Bursa ve Türkiye için daha fazla üretmek, ihracat yapmak ve istihdam alanları oluşturmak zorundayız. Krizlerden çıkış noktamız ihracattır. Ülkemizin kalkınması için ihracatı daha fazla artırmaktan başta çaremiz yok.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa; tarih, turizm, tarım, sanayi ve kültür şehri olarak çok kimlikli bir yapıya sahip. Şehir ekonomisi açısından da sanayi, lokomotif rolünde ancak aynı zamanda tartışmalara da konu oluyor. Bursa’nın yeni sanayi alanlarına ihtiyacı var mı? </b></li>
</ul>

<p>Üretim ve ihracat üssü Bursa’mız farklı sektörlerde önemli bir üretim tecrübesine sahip. Otomotiv, makine, tekstil, kimya, gıda alanlarında güçlü markalara sahibiz. Bursa, turizm alanında da çok önemli bir potansiyele sahiptir. Oda olarak kentimizin zenginliklerini ortaya koymak ve yeni yatırımlarla 12 ay boyunca turist ağırlayan bir merkez olmasını hedefliyoruz. UNESCO Dünya Mirası listemizde yer alan Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgemizden inanç turizminin merkezi İznik’e, ülkemizin beyaz cenneti Uludağ’ımızdan Karacabey’deki Longoz Ormanları’na kadar dört bir tarafı cennet diyebileceğimiz özel bir şehirde yaşıyoruz. Ülkemizin ihracatının tek başına yüzde 10’una yakını gerçekleştiren, 121 ülkeden fazla ihracat yapma başarısına sahip olan Bursa’mız Marmara Havzası’nda yer alan güçlü üretim üslerinden birisi. Kentimizin mutlaka yeni bir mekânsal planlamaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Şehrin 11 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümü içinde sanayi binde 8’lik sınırlı payına rağmen bu katkıyı vermektedir. Geleceğin rekabeti ülkeler arasında değil, şehirlerarasında yaşanacak. Biz de bu fırsatı iyi değerlendirmeli; Bursa’mızın potansiyelini ortaya çıkararak, sanayide yüksek katma değerli ve ileri teknolojili alanlara dönüşüm konusunda yeni bir atılım sağlamalıyız. Mekânsal planlama Bursalı firmaların küresel rakipleri karşısında sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi ve rekabet edebilmesine imkân sağlayacak ve Bursa’mıza çok önemli bir rekabet avantajı sağlayacaktır.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/hepimizin-beklentisi-ekonomide-denge-h723.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Nov 2021 09:54:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/hepimizin_beklentisi_ekonomide_denge_h723_ca8c5.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[11 Kasım Günü Kim Fidan Dikti?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/11-kasim-gunu-kim-fidan-dikti-h722.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’de 2019’dan bu yana 11 Kasım, ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ olarak kutlanıyor. Peki, bu gün nereden çıktı; kim, nasıl ve ne şekilde kutluyor? Kamu kurum ve kuruluşları ile bazı yerel yönetimlerin öncü olduğu kutlamaya halk ne derece ilgi duyuyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p>Küresel kamuoyu, iklim değişikliği gündemiyle çalkalanıyor. Yer kürede gözle görünür boyutlara ulaşan iklim krizine ilişkin bir takım adımlar atılıyor. Yeşili koruma, büyütme ve çevreci tutum geliştirme çabası, dünya genelinde giderek yaygınlık kazanıyor. Hükümetler, dev endüstriler, büyük şirketler yeşile uyumlu yeni yol haritaları hazırlıyor. Kamu idareleri çeşitli hamleler yaparken kitle, halk, vatandaş, yurttaş, büyük güruh, yığın veya adına ne denirse hâlâ olan biteni seyrediyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>PARİS ONAYI</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye, 2016 yılında imzaladığı Paris İklim Anlaşması’nı 6 Ekim 2021 tarihinde TBMM’den onayladı. Meclis’ten geçen ‘Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’ 7 Ekim tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Anlaşma 10 Kasım’da yürürlüğe girdi. 2053 yılı için karbon nötr hedefi açıklandı. Anlaşmanın 5’inci maddesi korunması ve güçlendirilmesini amaçlıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YUTAK ALANI</b></p>

<p style="text-align:justify">Karbon emisyonunun düşürülmesi için üretim ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi kadar yutak alanların başında gelen orman varlığının artırılması önem arz ediyor. Geçen Temmuzda 54 ilde 299 orman 255 de kırsal alan yangınıyla mücadele eden Türkiye, orman varlığını genişletmek için de çeşitli adımlar atmaya çalışıyor. Ülkede 2019’dan bu yana 11 Kasım tarihi ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ olarak kutlanıyor. Hükümet, yerel idareler, kamu kurum ve kuruluşlarının domine ettiği bu güne yönelik farkındalık ve katılımcılık düzeyinin yeterli ölçüde kitleselliğe erişmediği görülüyor.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>NEREDEN ÇIKTI BUGÜN?</b></p>

<p style="text-align:justify">Abdullah Enes Şahin adlı bir genç, 9 Temmuz 2019’da kişisel sosyal medya hesabından şu ifadelerin yer aldığı bir paylaşım yaptı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>Bir fikrim geldi. Biz neden 'Ağaç Dikme Bayramı' ilan etmiyoruz. Her yıl bir gün ayıralım, çoluk çocuk maaile, 82 milyon ağaç dikelim. Hem dünyaya örnek olalım hem gelecek nesillere yemyeşil bir ülke bırakalım.</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>ERDOĞAN’DAN YANIT</b></p>

<p style="text-align:justify">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medyada yayılan paylaşıma 12 Temmuz 2019’da şu yanıtı verdi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>Bu çok güzel bir fikir Enes. Biz her zaman yemyeşil bir Türkiye için çalıştık, çalışıyoruz. Milli bir ağaçlandırma bayramımızın olması için de ben ve arkadaşlarım her zamanki gibi üzerimize düşeni yapacağız.</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>GENELGE ÇIKTI</b></p>

<p style="text-align:justify">Aynı yıl, 7 Kasım tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 11 Kasım’ın her yıl ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ olarak kutlanacağı duyuruldu. 2019’da 11 Kasım günü saat 11,11’de yurt genelinde fidan dikme etkinliği yapıldı. Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonundaki günü kamu kurum ve kuruluşları domine etti. 2019’da 11 milyon hedefiyle başlayan etkinlikte 14 milyon fidanın dikildi. 2020’de aynı gün etkinlikler 81 ilin yanı sıra 28 ülkenin de katılımıyla gerçekleştirildi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>REKOR KIRILDI</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Geleceğe Nefes’ sloganıyla düzenlenen etkinliklerde 2019 yılında Çorum’da 1 saatte en fazla ağaç dike rekoru kırıldı ve Guinness Rekorlar Kitabı’na girildi. 2020 yılında ise Ankara’da, 22 bin metre karelik alandaki Türkiye haritası üzerinde dünyanın en büyük ağaç mozaik resmini 450 bin fidanla oluşturarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girildi. Bu yıl da yanan ormanlara öncelik verildi ve yıl sonuna kadar 252 milyon fidan dikileceği duyuruldu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>AVRUPA’DA 1’İNCİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bu yıl 11 Kasım’da düzenlenen etkinlikte konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Küresel Orman Kaynakları raporuna göre Türkiye'nin ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa'da 1'inci, dünyada 4'üncü sırada yer aldığını hatırlattı. Erdoğan, “Son 19 yılda 5,5 milyar fidanı toprakla buluşturduk. 20,8 milyon hektar olan orman varlığımızı 23 milyon hektar sınırına getirdik” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’NIN VARLIĞI</b></p>

<p style="text-align:justify">Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre Bursa’nın toplam orman alanı 485.636 hektar. Bunun 359.474 hektarı verimli orman, 126.162’si bozuk orman olarak görünüyor. Toplam orman alanı, il yüzölçümünün yüzde 45’ine denk geliyor. ‘Geleceğe Nefes’ projesine ait resmi web portalına göre Bursa’ya son 20 yılda 105 milyon 827 bin fidan dikildiği bilgisi paylaşılıyor. Yine aynı portalda söz konusu proje kapsamında 3 milyon 992 bin 230 fidanın Bursa’da dikildiği ifade ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>DİKİM ALANLARI</b></p>

<p>Bursa’da proje kapsamında şu alanlarda dikim yapılıyor: Büyükorhan/Görecik, Gemlik/Gençali, Harmancık/Işıklar, İznik/Orhaniye, Karacabey/Kulakpınar/Akçasusurluk/Muratlı,&nbsp; Keles/Yenice/Harmanalanı, Mudanya/Göynüklü/Altıntaş,&nbsp; Mustafakemalpaşa / Taşpınar-Soğukpınar, Orhaneli/Karapınar, Orhangazi /Fındıklı, Osmangazi/Karabalçık,&nbsp; Yenişehir/Kozdere.</p>

<p style="text-align:justify"><b>AFETE İSYANKÂR</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de geçen yaz, peş peşe büyük afetler yaşandı. Aynı anda birçok ilde yangınlar, seller, heyelanlar meydana geldi. Kuraklık ve susuzluk endişesi tırmandı. İklim değişikliği kaynaklı doğal olaylar, yaygın ve sosyal medyada geniş yer buldu. İklim krizinde kaynağın insan olduğu gerçeği ortada iken büyük yığın, sanal mecralarda politik, ideolojik ve histerik kamplara bölündü. Bireysel veya kitlesel bir adım atmaktan imtina eden dijital kimlikler; çeşitli argümanlar kullanarak sert ifadelerle tepkisini ve isyanını dile getirdi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>EYLEME SEYİRCİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Tepkili ve isyankâr dijital kimlikler, eylem gününde kafasını kuma gömdü. Sanal duyarlılık balonu, söz konusu çaba ve mücadele olunca yine patladı. Geçen hafta ülke genelinde 11 Kasım ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ kutlandı. Merkezi idare ve bazı belediyeler dışında bugünü ağaç dikerek kutlayan sivil organizasyon, yapı veya kuruluş sayısı fark edilemeyecek kadar düşük kaldı. Bursa’da da geniş kitlenin seyirci kaldığı 11 Kasım, Orman Bölge Müdürlüğü ve bazı belediyelerin düzenlediği etkinliklerden öteye geçemedi. Bazıları için ise 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü, sosyal medya paylaşımına malzeme olmaktan öte bir anlam ifade edemedi. Fidan dikim etkinlerinde güvenlik güçleri, gençler ve çocukların varlığı dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/orman-bolge.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>18 NOKTADA 69 BİN FİDAN</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Orman Bölge Müdürlüğü açıklamasına göre Milli Ağaçlandırma Günü etkinliğinde, 2021 yılında il genelinde 18 lokasyonda, 69 bin fidan dikildi. Müdürlükçe düzenlenen etkinliğe Vali Yakup Canbolat, Bölge Müdürü Mustafa Ülküdür, Büyükşehir Belediye Başkan Vk. Ahmet Yıldız, İl Emniyet Müdürü Tacettin Aslan, İl Jandarma Komutanı Tuğg. Recep Yalçınkaya, BTÜ Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Ertaş, DKMP 2. Bölge Müdürü Adil Şencan, İl Tarım ve Orman Müdürü Hamit Aygül, Kamu kurum ve kuruluşların temsilcileri, STK'lar, öğrenciler ve vatandaş katıldı.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/bşb1.jpg" /></p>

<p><b>GELECEĞE ÖZEL NEFES</b></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi, şimdi de Türkiye genelinde ‘Geleceğe Nefes’ sloganıyla düzenlenen ağaçlandırma hamlesine özel gereksinimli çocuk ve gençleri de ortak etti. Aileleriyle birlikte Merinos Park’ta hazırlanan alana gelen özel çocuklar ve gençler, ağaçlandırma çalışmaları kapsamında iki ağacı da el birliğiyle kendileri dikti. Özellikle Kovid 19 nedeniyle uzun süre evlerde kalan bu nedenle de süreçten en fazla etkilenen gruplar arasında yer alan özel gereksinimli çocuk ve gençler, hem ağaç dikmenin hem de doğa ile iç içe olmanın mutluluğunu yaşadı. (Kaynak: BŞB)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/YB-7.jpg" /></p>

<p><b>ÇOCUKLAR FİDAN DİKTİ</b></p>

<p>Yıldırım Belediyesi, 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü’nde ‘Geleceğe Nefes Dünyaya Nefes’ sloganıyla Hamamlıkızık Ağaçlandırma Alanı’nda fidan dikimi gerçekleştirdi. Bin 111 fidanın toprakla buluşturulduğu etkinliğe belediye çalışanlarının yanı sıra Bursa Teknik Üniversitesi, Yunus Emre İlkokulu ve Nuri Nihat Aslanoba Anadolu Lisesi’nden öğrenci ve öğretmenler katıldı. (Kaynak: Yıldırım Bld.)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Ağaclandırma-Calışmaları-1.jpg" /></p>

<p><b>1 GÜN DEĞİL HER GÜN YEŞİL</b></p>

<p>Osmangazi Belediyesi, son yıllarda yürüttüğü ağaç dikme çalışmaları ile 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü’nü yılda sadece bir güne değil son 12 yılın her gününe yaydığını duyurdu. Belediye, Orman Bölge Müdürlüğü ile imzaladığı ağaçlandırma protokolü kapsamında 2009-2014 yılları arasında Avdancık, Demirtaş Barajı Havzası, Yalova Yolu, Ovaakça, Selçukgazi, Soğukpınar, İsmetiye, Bağlı Köyü, Dürdane, Ahmetbey, Aksungur ve Çağlayan mahallelerinde toplam 1 milyon fidanı toprakla buluşturdu. Dikilen fidanlar büyüyerek ormana dönüştü. Belediye, 12 yılda 1 milyon 52 bin 428 fidan dikimi yaptı. (Kaynak: Osmangazi Bld.)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/LD_4595-Custom.jpg" /></p>

<p><b>İKİ İLÇEDE 1500 KÖK</b></p>

<p>İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü sorumluluğundaki İnegöl ve Yenişehir bölgelerinde toplam bin 500 fidan dikildi. İnegöl Bayramşah Mahallesi bölgesinde 7 dönümlük alanda gerçekleştirilen Milli Ağaçlandırma Bayramı fidan dikim etkinliğine protokol üyeleri ve öğrenciler katıldı. (Kaynak: İnegöl Bld.)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/orhangazi.jpg" /></p>

<p><b>ORHANGAZİ’DEN 5 BİN FISTIK ÇAM’I</b></p>

<p>Milli Ağaçlandırma Günü’nde Orhangazi Belediyesi’nce Hürriyet Mahallesi Adalet Sarayı arka tarafında bulunan alana fidan dikimi yapıldı. 5 bin fıstık Çam’ının dikildiği etkinliğe İlçe Kaymakamı Süleyman Özçakıcı, İlçe Belediye Başkanı Bekir Aydın, Cumhuriyet Başsavcısı Muammer Çoban, Kurum Müdürleri, STK’lar, Vatandaşlar ve Öğrenciler katıldı. (Kaynak: Orhangazi Bld.)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/kestel.jpg" /></p>

<p><b>ÖĞRENCİLER IHLAMUR DİKTİ</b></p>

<p>Kestel’de Belediye Başkanı Önder Tanır, 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü’nde, Kestel Atatürk İlkokulu öğrencileriyle birlikte ıhlamur fidanı dikti. Tanır, bu yıl içinde 2 bin 480 fidanı toprakla buluşturduklarını açıkladı. (Kaynak: Kestel Bld.)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/BTU.png" /></p>

<p><b>SORUMLU GENÇLER</b></p>

<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Orman Fakültesi ve BTÜ Genç Tema topluluğu üyesi gençler de Yıldırım’ın Hamamlıkızık Mahallesi’ndeki alanda Orman Genel Müdürlüğü Bursa Bölge Müdürlüğü tarafından temin edilen fidanları toprakla buluşturdu. Orman varlığının artmasının daha yeşil bir Türkiye için bir zorunluluk olduğunu dile getiren gençler, ‘Milli Ağaçlandırma Günü’ kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ülke genelinde yürütülen faaliyetlerin gelecek kuşaklara nefes olacağına inandıklarını ifade etti. (Kaynak: BTÜ)</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/polis.jpg" /></p>

<p><b>POLİS VE ASKER HEP SAHADA</b></p>

<p>Türk Polis Teşkilatı, Milli Ağaçlandırma Günü’nde de sahadaydı. Emniyet mensupları, ülke genelinde binlerce fidanı toprakla buluşturdu. Millî Savunma Üniversitesi’ne bağlı Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokullarında 842 fidan dikildi.</p>

<p>---</p>

<p><b>COCA-COLA’DAN</b></p>

<p><b>FİDAN BAĞIŞI!</b></p>

<p>Coca-Cola Türkiye, Milli Ağaçlandırma Günü'nde Ege Orman Vakfı’na 50 bin fidan bağışında bulundu. Yapılan bağış kapsamında Bursa, Adana ve Elazığ bölgelerinde dikilecek fidanlar büyüyerek, 50 bin ağacın kök saldığı ‘Coca-Cola Türkiye Hatıra Ormanı’na dönüşecek. Bağışlanan fidanların dikim töreni 23 Kasım'da Ege Orman Vakfı yetkilileri ve Coca-Cola Türkiye Gönüllüleri’nin katılımı ile gerçekleştirilecek. Şirketten yapılan açıklamaya göre Coca-Cola Türkiye, sürdürülebilir bir çevrede yaşamayı sadece sosyal sorumluluk değil, iş yapış biçimi olarak kabul ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/11-kasim-gunu-kim-fidan-dikti-h722.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Nov 2021 09:45:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/11_kasim_gunu_kim_fidan_dikti_h722_26dc7.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GENÇLER SİYASETE GİRMELİ!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gencler-siyasete-girmeli-h615.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa’da uzun süre genç bir iş insanı, siyasetçi ve şimdi de Sri Lanka Fahri Konsolosu olarak kamuoyunda tanınan Ahmet Yıldız, “Her gence; siyasete girmesi, ülkesi ve halkın sorunlarının çözülmesi için mücadele etmesini öneririm. Yoksa oturduğumuz yerden eleştirmek kolay” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Görüş gazetesi olarak başlattığımız ‘Fahri Konsolosluklar Araştırması’ kapsamında bu hafta Sri Lanka Fahri Konsolosu Ahmet Yıldız ile görüştük. 36 yaşındaki Yıldız ile Kestel Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan makamında bir araya geldik. Genç iş insanı Ahmet Yıldız, fahri konsolosluk görevinin yanı sıra Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkanvekilliği göreviyle de tanımlanıyor. İngiltere Londra’daki Middlesex Üniversitesi ‘Uluslararası Pazarlama ve İşletme’ lisans programından mezun olduktan sonra Bursa’ya dönen ve siyasi hayatta uzun yıllar çeşitli kademelerde görev alan Ahmet Yıldız, evli ve 1 çocuğu bulunuyor. Fahri konsolosluk görevini gönüllü bir iş olarak tanımlayan Yıldız, gençlere hem siyasette hem de sosyal hayatta ülke adına fayda sağlayacak aktif görevlerde bulunma önerisinde bulunuyor.</p>

<p><b>SRİ LANKA İLE TİCARET</b></p>

<p>Güney Asya’da bulunan 22 milyonluk ada ülkesi Sri Lanka, 1948 yılında Birleşik Krallık’tan bağımsızlığı aldı. Türkiye ilk 9 ayda Sri Lanka’ya 65 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bursa ise bu ülke 9 ayda 5,6 milyon dolarlık dış satım yaptı. Tekstil, kimya ve gıda ürünleri ihracatta başı çekti. Sri Lanka’dan ise çoğunlukla çay, kauçuk ve kahve ithalatı yapıldığı gözlendi. İki ülke arasında yıllık 200 milyon dolarlık bir ticaret hacmi bulunuyor. Bu rakamın 500 milyon dolara çıkarılması hedefleniyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-10-25-at-13.48.57.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Sizce fahri konsolosluk görevi neden önemlidir?</b></li>
</ul>

<p>Fahri konsolosluğa iki yönden bakmak gerekiyor. Genelde Büyükelçilikler Ankara’da, Başkonsolosluklar ise İstanbul’da bulunuyor. Fahri konsolosluk da bu misyonların bulunmadığı bölgelerde temsil edilmesi açısından önemli bir görevdir. Genelde fahri konsoloslar, ilgili ülkeyle ticaret yapanlardan seçiliyor. Bu seçim yapılırken de toplumdaki saygınlığı, bilinirliği ve maddi durumu belirleyici oluyor çünkü bu gönüllülük esaslı bir iştir. İş adamı açısından ise bu görevin ticarette köprüler kurma adına önemi bulunuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sri Lanka ile bu görev öncesinde bir ticari bağınız var mıydı?</b></li>
</ul>

<p>Benim bir ticari bağım yoktu. Ama fahri konsolos olduktan sonra Sri Lanka ile küçük ölçekli ticari girişimlerde bulunuyorum.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluk bir imtiyaz işi midir?</b></li>
</ul>

<p>Fahri konsolosluğun bir imtiyazı yok. Devlet, birçok kurumdaki memura ve iş adamlarına pasaport veriyor ama fahri konsolosun öyle bir pasaportu yok. Aslında bu bir eksiktir. Kişi açısında toplumdaki saygınlığının artması ve aracına ‘CC’ yeşil plaka takması dışında bir imtiyazı yok.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, sizin açınızdan bu görev ne anlam ifade ediyor? </b></li>
</ul>

<p>Kişisel olarak benim bir imtiyaza da gösterişe de ihtiyacım yok. Çünkü iş hayatı ve siyasetin zaten içindeyim. Büyükşehir Belediyesi’nde başkanvekilliği görevini üstleniyorum. Benim bu fahri konsolosluk görevini üstlenmemde rahmetli Halil Uluer abimin tavsiyesi etkili oldu. Sosyal bir karakter olduğum için de bu görevi üstlenmiş olmaktan mutluyum.</p>

<ul>
	<li><b>Kimdir Halil Uluer? Sizin fahri konsolosluk süreciniz nasıl başladı?</b></li>
</ul>

<p>Halil Uluer, Kazakistan Fahri Konsolosuydu ve geçen ramazan trafik kazasında eşiyle birlikte hayatını kaybetti. Onun oğlu Sri Lanka’nın Nevşehir Fahri Konsolosu idi. Büyükelçi ile iyi bir diyalogları var ve bir gün Bursa konusu açılıyor. Büyükelçi, Bursa’nın öneminden ve ziyaret etmek istediğin bahsediyor hatta Şubat ayında kutladıkları bağımsızlık günü için Bursa’da etkinlik yapmak için bir salon aradıkları ama bulamadıklarını ifade ediyor. Rahmetli Halil Uluer de konuyu bana iletti. O zaman yıl 2018’di. O zaman Alinur Aktaş, yeni başkan seçilmişti. Ben de başkanvekili değildim. O dönemde program için hazırlık yaparken sağ olsun Osmangazi Belediye Başkanımız Mustafa Dündar, bize bir salon gösterdi ve ayarladık. Tüm masrafları bize ait olmak üzere bir program düzenledik. Bunu konsolos olayım falan diye yapmadım. Gönüllü olarak rahmetli Halil Uluer abimin hatırı için yaptım. Program çok geniş katılımlı oldu. Sri Lanka heyeti de çok beğendi. Sonra Büyükelçi de program sonrası bize bu görevi teklif etti. Biz de kabul ettik. Yaklaşık 1,5 yıl önce salgın tam başlarken mazbatam geldi. Fakat mazbatada ‘Marmara Bölgesi Koordinatörü’ ifadesi vardı. Ancak İstanbul’da bir fahri konsolos olduğu için bu ifade doğru değildi. Mazbatada şehir belirtilmesi gerekiyordu. Bana 4 şehir bağlı; Bursa, Çanakkale, Balıkesir ve Bilecik. Böyle olunca mazbatayı geri gönderdik. Mazbatanın tekrar hazırlanıp gelmesi yaklaşık 1,5 yıl sürdü. Çünkü Sri Lanka’da bir hükümet değişikliği yaşandı. Ve salgın süreci de etkiledi. Yaklaşık 6 ay önce son haliyle geldi mazbatamız. Salgın şartlarının normalleşmesini beklediğimiz için Eylül ayında fahri konsolosluk resmi açılışını yaptık. Fahri konsolosluk seçimlerinde her iki devlet tarafından da detaylı ve kapsamlı bir araştırma yapılıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Sri Lanka’ya nasıl gidiliyor? İnsanlar, bu ülkeyi tanıyor mu?</b></li>
</ul>

<p>Sri Lanka ile Türkiye arasında 10 saatlik bir uçuş mesafesi bulunuyor. Ama Türkiye’de Sri Lanka, Maldivlerin yanında bulunması nedeniyle de çok sayıda insan tarafından biliniyor. Genelde de Maldivler aktarmalı olarak Sri Lanka’ya gidiliyor. Hatta tarihten şöyle bir örnek var; Sultan II’nci Abdülhamit tarafından Japonya’ya gönderilen Ertuğrul Firkateyni, o zamanki adıyla Seylan’ın batısında bulunan Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’da demirliyor. 5 gün orada kalan gemiyi binlerce insan ziyaret ediyor. Gemi mürettebatı ve halk iyi ilişkiler kuruyor. Ayrıca yine Sri Lanka’nın bağımsızlığından çok önce Osmanlı’nın Sultan II. Abdülhamit döneminde 1864'te Kolombo'da bir fahri konsolosluğu dahi varmış.</p>

<ul>
	<li><b>Siz hiç Sri Lanka’ya gittiniz mi?</b></li>
</ul>

<p>Normalde ilk mazbatamız geldiğinde gidecektik ancak metinde bahsettiğim hata olunca doğrusu gelsin ondan sonra gidelim şeklinde bir kanaat oluştu. Sonra araya salgın girince ülke de seyahate kapandı. Bundan dolayı gidemedik ama şuan ilk fırsatta gideceğim. Önümüzdeki ay gitmeyi planlıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bu görevi üstlendikten sonra ticareti artırmaya yönelik bir girişiminiz oldu mu? </b></li>
</ul>

<p>İlk etapta Sri Lanka’da Müslüman nüfusun bulunduğu Kattankudy kenti ile ticari anlaşma yaptık. İlerleyen dönemde Bursa ile Sri Lanka’nın büyük bir şehri hatta başkentini kardeş şehir yapma yolunda girişimlerimiz olacak. Türkiye ve Sri Lanka arasında karşılıklı bir ticaret hacmi var. Öncelikle oradan çay geliyor. Bu çay, halk arasında ‘kaçak’ olarak bilinen çay değil aslında ‘Seylan’ çayıdır. Sri Lanka’dan gelip ülkemizden farklı ülkelere ihracatı yapılıyor. Baharat ticareti yapılıyor. Ben de oradan baharat getiriyorum. Tabi orası bir baharat ülkesi ve baharatları, yüzde 100 organik ve sertifikalı ürünlerdir. Ayrıca kauçuk, lastik gibi ürünler de oradan getirenler var. Ülkemizden Sri Lanka’ya daha çok tekstil ürünleri gönderiliyor. Bizim daha çok geliştirmemiz gereken başlık, turizmdir. 22 milyonluk bir ülke ve dünya genelinde seyahat eden çok sayıda Sri Lankalı turist var. &nbsp;Ekonomik manada gelişmekte olan ülkeler arasında bulunuyor. Ülke nüfusunun yüzde 10-15 civarı Müslüman kalan büyük çoğunluğu ise Budist.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da Sri Lankalı öğrenci var mı?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da şuan Sri Lankalı 3 öğrenci var. Biri üniversitede okuyor. Kalan ikisi ise Osmangazi Belediyesi’nin Uluslararası Murat Hüdavendigar Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde eğitim görüyor. Biz de onlara her türlü ihtiyacında yardımcı oluyoruz. Bursa’ya gelen Sri Lankalı bir vatandaş olduğunda mutlaka bana ulaşıyor. Mesela 2 ay önce burada düzenlenen bir yarışma için iki olimpiyat oyuncusu geldi. Onlara da yardımcı olduk. Geçen ay İstanbul’daki savunma sanayi fuarı için gelen Sri Lanka Savunma Bakanı’nı misafir ettik ve hatta bizim Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar ile de görüştü.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Ülkede başka hangi şehirlerde Sri Lanka fahri konsolosu var?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’nın dışından İzmir, Alanya, İstanbul, Erzurum, Trabzon, Nevşehir ve Adana’da Sri Lanka’nın fahri konsolosları var. Şuan Gaziantep’te de bir görevlendirme için süreç işliyor. Bu konsolosluk görevlendirmeleri öncelikle bir bağ olduğu için yoksa da o şehirle bir bağ kurulmak istendiği için yapılıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bundan sonrası için bir ticari temas kurmaya yönelik Bursa’dan oraya bir iş heyeti götürmeyi düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Büyükelçimiz, geldiği zaman Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ile de görüştük. Bursa’da orayla ticaret yapan firmalar var. Önce ben, bir ziyaret gerçekleştirdikten sonra BTSO iş birliğiyle Sri Lanka’ya bir ticari heyetle gitmek istiyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Yatırımcı açısından Sri Lanka’nın şartları nedir?</b></li>
</ul>

<p>Yatırımcı açısından Sri Lanka’nın ‘Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan stratejik konum’, Dev pazarlara erişim’, ‘Eğitimli iş gücü’, ‘Uygun maliyetli üretim’, ‘Uygun altyapı, mevzuat ve cazip teşvikler’ gibi özellikleri var. Birçok sektör ve konuda iş birliği için fırsatlar var.</p>

<ul>
	<li><b>Bu yıl 4 Şubat’ta Sri Lanka bağımsızlık günü için bir etkinlik yapacak mısınız?</b></li>
</ul>

<p>Salgın koşullarında sıkıntı olmazsa bir organizasyon yapmayı düşünüyoruz.</p>

<p></p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-10-25-at-13.49.50.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Bu konunun dışında size özel olarak da bir fotoğrafı sormak istiyorum. 29 Ekim 2019 Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Vali Bey ile halkı selamladınız. Genç bir siyasetçi olarak sizin için nasıl bir gündü?</b></li>
</ul>

<p>Babam, Kıbrıs Gazisidir. Ben, bir gazi çocuğuyum. Bundan dolayı da askerimiz ve polisimize karşı büyük bir sevgi beliyorum. Ayrıca bu duyguda, 18 yaşında yurtdışına eğitim için gitmiş olmam ve 4 yıl orada kalmam de etkili oldu sanırım. Özellikle askeri cipin üzerinden Vali Bey ile birlikte vatandaşı selamlamak benim için unutulmayacak derecede gurur verici bir gündü. Başkanımız Alinur Aktaş, ülkemizi temsilen bir programa katılmak üzere yurtdışındaydı. Bu gurur, bize nasip oldu. &nbsp;Türkiye’de 30 büyükşehir arasında en genç başkanvekiliyim ve siyasi kariyerimdeki en büyük günümdü diyebilirim. Bu gururu yaşamamız da Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlerin önünü açan politik duruşu sayesindedir. Sağ olsun Belediye Başkanımız Alinur Aktaş da teveccüh gösterdi ve ikinci dönemde de başkanvekilliği görevini verdi.</p>

<ul>
	<li><b>Siyasete nasıl girdiniz?</b></li>
</ul>

<p>İngiltere’de üniversite eğitimi tamamlayıp Bursa’ya döndükten sonra beni, AK Parti İl Gençlik kollarıyla buluşturdular. O zaman sanırım 24 yaşındaydım, gençlik kollarına girdim ve yönetim kurulu üyesi oldum. Sonra da yaklaşık 2,5 yıl il gençlik kolları başkan yardımcılığı ve dış ilişkiler başkanlığı görevinde bulundum. Sonra 2014’te meclis üyesi adayı oldum. Osmangazi ve Büyükşehir Belediye meclis üyesi olarak seçildim. Her iki Meclis’te de Meclis Kâtibi olarak görev yaptım. 5 yıl Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinde bulundum. Büyükşehir’de 2018 yılında Meclis Başkanvekili oldum ve halen bu görevi de sürdürüyorum. Şuan ikinci dönemimiz. Yerel yönetim konusunda yaklaşık 8 yıldır çalışıyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, gençlere siyaset ve fahri konsolosluk görevi hakkında ne önerirsiniz?</b></li>
</ul>

<p>Siyaset dosta tavsiye edilmez, düşmana bırakılmaz. Siyasetin içinde bulunmaktan gerçekten çok mutluyum. Çok iyi arkadaşlarım ve dostlarım oldu. Birçok insana Allah Rızası için çok faydamız dokundu. Ama diğer yönden de hayatımdan, ailemden ve ticaretimden çok büyük fedakârlıklarım oldu. Ancak yine de her gence; siyasete girmeleri, ülkesi ve halkın sorunlarının çözülmesi için mücadele etmelerini öneririm. Yoksa oturduğumuz yerden eleştirmek kolay. Aynı şekilde ekonomik imkânı olan her gence, ülkemizin ticaretinin gelişmesi, kültürel etkileşimin artırılması ve dünyayla temas kurmak adına fahri konsolosluk görevini de öneririm. Gönüllülük esaslı ve çok önemli bir iştir.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gencler-siyasete-girmeli-h615.html</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Nov 2021 12:17:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/gencler_siyasete_girmeli_h615_d24d6.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HEMŞEHRİ DERNEKLERİ TOPLUMUN AYNASIDIR!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/hemsehri-dernekleri-toplumun-aynasidir-h614.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa İl Dernekler Federasyonu (BİLDEF) Genel Başkanı Ramazan Alp, siyaset mekanizmasının bazı hemşehri derneklerini arka bahçe haline getirerek sivil toplum alanını kirlettiğini belirterek “Biz, siyasetin kirlettiği bu alanı, toplumsal mutabakatı sağlayıp temizlemeye çalışıyoruz. Hemşehri dernekleri toplumun aynasıdır” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Görüş gazetesi, bu hafta yeni bir araştırma dosyası açıyor ve Bursa’daki hemşehri dernekleri ve federasyon yapılarının çalışmalarına mercek tutuyor. Araştırmayla Bursa’da özellikle hemşehri derneklerine yönelik eleştirilere, söz konusu yapıların varlık nedenlerine, hangi ihtiyaçtan doğduklarına, amaçlarının ne olduğuna, siyasetle ilişkilerine, üstlendikleri misyon ve çalışmalarına dair konu ve sorulara parmak basılıyor. Bu kapsamda ilk röportaj, BİLDEF Genel Başkanı Ramazan Alp ile gerçekleştirildi ve hemşehri dernekleri açısından kentte uzun süredir konuşulan Nilüfer Belediyesi’nin Anadolu Arastası projesi örneği ele alındı.</p>

<ul>
	<li><b>Ramazan Alp kimdir?</b></li>
</ul>

<p>Adıyaman’ın Gerger ilçesine bağlı Ortaca köyünde 1970 doğdum. Babam ticaretle uğraştığı için oradan Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinde bir süre ikamet ettik. Bursa’ya 1983 yılında geldim. Yaklaşık 40 yıldır Bursalıyım. Bu yıl içinde 12 yıl Almanya’da işçi olarak çalıştım. O yıllarda Aachen’da gazetecilik de yaptım. 2004 yılında da Bursa’ya kesin dönüş yaptım. Şuan ticaretle uğraşıyorum. 2019 yılından bu yanan Bursa Adıyamanlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Başkanlığı ve Bursa İl Dernekler Federasyonu (BİLDEF) Genel Başkanlığı görevlerini yürütüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>BİLDEF ne zaman ve nasıl kuruldu?</b></li>
</ul>

<p>BİLDEF, 2013 yılında Bursa’nın bazı mahallelerinde yaşanan toplumsal çatışma ve terör kaynaklı şehit haberleri sonrası dernek başkanı olan bir grup sağduyulu arkadaşımız tarafından kuruldu. Toplum birlik ve beraberliği pekiştirmek amacıyla farklı etnik, inanç ve siyasi görüşteki insanların milli ve manevi değerler etrafında toplandığı bir çatı kuruluş olarak BİLDEF hayata geçirildi. Bu bir sağduyu hareketiydi. Birbirimizi tanımak, olaylara müdahale etmek, çatışma yaşanırsa arabuluculuk yapmak ve önlemek için bir araya gelindi. Niğde Dernek Başkanı Mustafa Dursun öncülük etti ve 6 yıl BİLDEF Genel Başkanlığı yaptı. Şimdi de onursal genel başkanımızdır. BİLDEF, 8 dernekle kuruldu ve şuan 35 il derneği bulunuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da üyelerinizin varlığını nüfus olarak ne boyuttadır?</b></li>
</ul>

<p>Bizim için önemli olan sayısal bir üstünlük değil. Önemli olan 35 il derneğinin bir araya gelebilmesi ve birlikte etkinlik yapabilmesidir. Birlik ve beraberlik kültürünü sergilemek ve yaşatmak bizim için ana misyondur. Aynı zamanda toplumsal önyargıların kırılması için faaliyetlerde bulunuyoruz. İl gezi programları düzenliyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bu gezileri nasıl finanse ediyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Gönüllülük esaslı finanse ediliyor. Bazen de gittiğimiz illerde yerel yönetimler konaklama ve yemek masraflarını karşılıyor. Bazı dernek başkanlarımız kendi cebinden karşılıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da ne tür etkinlikler gerçekleştiriyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da en büyük etkinliğimiz ‘Anadolu Günleri’dir. Bugüne kadar 4 kez gerçekleştirdik. Merinos’ta düzenliyoruz. Ana amacımız ticari değil kültüreldir. Hatta bazı organizasyonlarda federasyon zarar etti biz cebimizden karşıladık. Ülkenin farklı bölgelerinden iller gelsin Bursa’da kendisini tanıtsın ve Bursa’yı da tanısın. 2019 yılında düzenlediğimiz etkinliğe 41 il katıldı. Bursa dışından toplam 2 bin ziyaretçi geldi. Öte yandan belediyelerin organize ettiği Ramazan Sokağı’nda yer alıyoruz.&nbsp; BİLDEF’in temelinde siyaset ve ticaret değil Bursa’da yaşayan hemşehrilerimize kentlilik bilincini aşılama ve kent kültürüne uyum sağlamalarına yardımcı olma düşüncesi vardır. Bizim önceliğimiz Bursa. ‘Önce Bursa’ diyoruz. BİLDEF olarak biz, doğduğumuz yer ile doyduğumuz yer arasında bir köprü vazifesi görüyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>‘Önce Bursa’ diyorsunuz. Peki, Bursa’ya ne kadar duyarlısınız?</b></li>
</ul>

<p>Benden önceki başkanımız döneminde 14 maddelik Bursa’nın sorunları ve çözüm önerileri başlıklı bir rapor hazırladık. O çalışmaya Bursa’daki bütün büyük sivil toplum kuruluşlarını çağırdık. Trafik, çevre kirliliği, sanayinin şehrin dışına taşınması gibi sorun tespitinde ve çözüm önerisinde bulunduk. Sonra kongre süreci yaşandı ve ben başkan oldum. Ve bu çalışmayı devam ettirdik. Ocak 2020 ayında 20 federasyon iki kez toplandık. Üçüncü toplantıyı yapacaktık salgın ortaya çıktı. Bu nedenle o çalışma yarıda kaldı. Ama biz BİLDEF olarak Ocak 2021’de yine 10 maddelik bir rapor hazırladık ve SayınBüyükşehir Belediye Başkanımız Alinur Aktaş’a sunduk. Ve sorunların üzerinde çalışmak için destek talep ettik.</p>

<ul>
	<li><b>Hangi sorunları belirlediniz?</b></li>
</ul>

<p>‘Deprem Gerçeği ve Kentsel Dönüşüm’, ‘Hava ve Çevre Temizliği ile Geri Dönüşümün Önemi’, ‘Trafik’, ‘Sivil Toplumun ve Sosyal Hayatın Geliştirilmesi’, ‘Sanayi Sitelerinin Şehir Dışına Çıkartılması’, ‘Tarım ve Hayvancılık’, ‘Madde Bağımlılığı ve Uyuşturucu Sorunu’, ‘Hızlı Trenin Bursa ile Buluşması’, ‘Yenişehir Havaalanının Aktif Hale Getirilmesi’, ‘Termal Turizm’ başlıklarını çalıştık. Bundan sonra da Bursa’ya dair gördüğümüz sorunları çözüm önerilerimizle birlikte yerel ve kamu idaresine sunmaya devam edeceğiz.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa ile temsil edilen iller arasında bir ticari bir bağ kuruyor musunuz ve özellikle turizmle ilgili bir çalışmanız var mı? </b></li>
</ul>

<p>Anadolu Günleri’ni, Antalya’daki Yörex gibi yapmayı planlıyorduk. Salgın öncesi bunu gerçekleştirmek için gerekli görüşmeleri tamamladık ve Eylül 2020 için tarih belirledik. TÜYAP Fuar Alanı’nda yapacaktık. Ancak salgın başladı. Ama bu projeyi rafa kaldırmadık. Mayıs 2022 tarihine bir randevu oluşturduk. O tarihte Yörex tarzında yılda 1 defa olacak şekilde Anadolu Fuarı düzenlemeyi hedefliyoruz. Bu fuara Bursa’da yaşayan Balkanlardan gelenleri de Kafkaslardan gelenleri de katmaya çalışacağız. Yani Bursa’da yaşayan herkesin, kendi yöresel lezzetleri, el sanatları ve kültürünü görebileceği bir organizasyon yapacağız. Bu fuar kapsamında da tüm illerin turizm müdürlerini davet edeceğiz ve bir turizm zirvesi gerçekleştireceğiz. Hem fuar hem kongre aynı anda olacak şekilde planlıyoruz. Aynı zamanda el sanatı ustalarını da fuarda bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Bu organizasyonda yine Sayın Valimiz Yakup Canbolat’ın önerisiyle gastronomi de olacak.</p>

<ul>
	<li><b>Yerel yönetimlerin hemşehri derneklerine yaklaşımını ve desteğini yorumlar mısınız?</b></li>
</ul>

<p>BİLDEF, parti ayırmaksızın büyük siyasilerle iletişim halindedir. Çünkü biz siyaset üstü bir kurumuz. Başta Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Alinur Aktaş olmak üzere Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ve tüm ilçe belediyelerimizle ile ilişkilerimiz kuvvetlidir. Dernek üyelerimizin bize ilettiği sorunları belediyelere veya ilgili birimlere ulaştırabiliyor ve çözümünü sağlayabiliyoruz. Ayrıca derneklerimizin faaliyetlerinde de tüm belediyelerimizin desteğini hissediyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Genelde dernek üyesi vatandaşlar, sizlerden ne gibi taleplerde bulunuyor? </b></li>
</ul>

<p>İş talebiyle gelenler de var. Yasal olarak kendi başına da çözebileceği ama yöntemini bilmediği için bize gelenler de oluyor. Örneğin biri dükkân açacak ama nasıl yapacağını bilmiyor. Biz de yönlendirici ve aracı oluyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>BİLDEF nasıl finanse ediliyor?</b></li>
</ul>

<p>Yönetim kurulumuz 15 kişiden oluşuyor. Üye her dernek için aylık 100 lira gibi bir aidatımız var. Bunda da mecburiyet uygulamıyoruz. Yani gücü yeten veriyor. Büyük bir bütçemiz yok. Kurulduğu günden beri de bir büyük bütçesi olmadı. Bir kiramız var bunu, yönetim kurulu olarak biz karşılıyoruz. Diğer giderlerimizi de kendi imkânlarımızla karşılıyoruz. Hiçbir yerden bir gelirimiz yok. Gönüllülük esasıyla destekte bulunuyoruz. Dışarıdan bir bağış gelmiyor, talep de etmiyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Ayni ve nakdi bir yardımda bulunuyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>BİLDEF olarak bir yardımda bulunmuyoruz. Ama her il derneği kendi çatısı altında yardımlarda bulunuyor. Derneklerin asıl misyonlarından biri de hemşehrilerine yardımcı olmaktır. Yardımlaşma ve dayanışma amacı vardır. Genelde de insanlar kendileri gelmiyor. Çevresindekiler bize yönlendiriyor. Derneklerimiz de her türlü sosyal, maddi ve manevi destekte bulunuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Tabi, bir de tabela dernekçiliği durumu var ki aslında bu bir sorun. BİLDEF üyelerinin ne kadarı aktif?</b></li>
</ul>

<p>BİLDEF’e üye olan derneklerin çok büyük çoğunluğu aktiftir. Çünkü biz tabela dernekçiliğine karşıyız. Evet, bir ilin temsil edilmesi çok önemlidir. Tabela dernekçiliği dediğimiz üç-beş kişinin bir araya geldiği derneklerin varlığı söz konusudur. Bu tür oluşumlar hemşehri derneklerinin imajını zedelemektedir. Bizler de bu oluşumlardan rahatsız oluyoruz. Ancak kötü örnek emsal teşkil etmez fikrinden hareket ediyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Yeni üye çalışmaları yapmayı hedefliyor musunuz? Ana kriteriniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Üye sayımızı artırmayı hedefliyoruz. Bu noktada da etik değerleri gözetiyor ve Bursa’da bir federasyon yapısı olan illeri üye olarak almıyoruz. Önce kendi federasyonlarına üye olmalarını tavsiye ediyoruz. Federasyonu olan da birkaç il var. Tabi Bursa’da tüm illerin bir dernek yapısı yok. Bildiğim kadarıyla en son 59 veya 61 ilin derneği var. Mesela Düzce, Yalova, Hakkâri, Kilis, Sakarya gibi illerin Bursa’da derneği yok. 35 il derneği bize üye ve 41 üyeye ulaşmayı hedefliyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Hemşehri dernekleri zaten çalışıyor. Peki, federasyonlaşmaya neden ihtiyaç var?</b></li>
</ul>

<p>Birlikten güç doğar. Az önce bahsettiğim etkinleri ancak federasyon olursak yapabiliriz. Örneğin Anadolu Günleri, çok büyük bir organizasyondur. Yine Bursa’nın sorunlarını bir dernek tek başına ne kadar tartışabilir ve çözüm üretebilir. Ancak bütün dernekler bir araya geldiğinde hepsi yapılabilir. En önemlisi de ön yargıların kırılmasıdır. Birbirimizin değer yargılarını öğrenme ve kültürel kaynaşma açısından federasyon bir çatı örgüt olarak önemli bir rol üstlenir.</p>

<ul>
	<li><b>Hemşehri derneklerine yönelik genel algı hakkında ne düşünüyorsunuz? Dernekçilik açısından bir özeleştiri yapacak olsanız neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>Hemşehriler ve hemşehricilik kültürünü bilenler arasında çok olumsuz bir bakış yok. Genel manada ise siyaseten olumsuz bir algı var. Hemşehri dernekleri, daha önceden yerel yönetimlerin tanıdığı imkânları kötü kullandı. Bundan dolayı siyaset mekanizması, seçim dönemlerinde oy potansiyelinden dolayı benimser fakat diğer dönemlerde uzak durmaya çalışır. Hemşehri dernekleri bazılarının algıladığı gibi köyle kent arasında kalışın bir yansıması, gece kondu ve varoş hareketi değildir. Toplumsal bir harekettir. Derneklerin çatısı altın da öğretmenler, doktorlar, hâkimler, savcılar, avukatlar, mimarlar, mühendisler, iş adamları, siyasetçiler, sanayiciler vb. birçok meslek sahibi insan bir araya gelerek birlik ve beraberliğin temellerini oluşturmaktadır. Yani hemşehri derneklerin de makam-mevki-sınıf ayrımcılığı yoktur. Her şey insan odaklıdır. Pazarcıyla profesör, ameleyle savcı, işportacıyla milletvekili, yan yana gelerek sohbet etmenin, bölüşmenin, paylaşmanın hazzına varmaktadır.</p>

<ul>
	<li><b>İmkânların kötüye kullanımıyla ilgili birkaç örnek verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Örneğin ramazan ayında bir dernek, belediyeden erzak paketi alıyor kendi logosunu yapıştırıyor ve dağıtıyor. Bu dernekçilik değil. Bir başkası aşure dağıtacak; belediyeden alıyor ama kendi reklamını yapıyor ve bunu da faaliyetmiş gibi sunuyor. Kimisi piknik yapıyor, belediyeden yemek istiyor. Yani kısacası belediyeden aldığı imkânları kendisine mal ediyor. Yerel yönetimleri bıktıracak derecede istiyor. Bir dernek, tek başına bir yemek veremiyorsa niye var.</p>

<ul>
	<li><b>Hemşehri derneklerinin siyaset kurumuyla ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz? </b></li>
</ul>

<p>Siyaset üzerinde baskı oluşturmaya çalışanlar da var. Güç ve konum elde edebilmek için çabalayan da yok değil. Kendi yakınlarını veya adamlarını bir yerlere yerleştirme amacıyla dernekçiliği kullananlar da var. &nbsp;Ama bunlar azınlıktır. Bu bir iki derneğin yaptığı maalesef genele mal ediliyor. Neden çünkü onların sesi daha gür çıkıyor diye.</p>

<ul>
	<li><b>Şahsınız ve BİLDEF’in bu noktadaki duruşu nedir?</b></li>
</ul>

<p>Ben bu görevlere geldiğimde yönetimdeki arkadaşlarıma ‘benim bugüne kadar bir siyasi görüşüm vardı. Artık o gömleği çıkardım. Bugünden sonra siyasi bir çalışma içinde görürseniz istifamı isteyin’ dedim. Bu işi yapacak insan, omurgalı olmazsa arkasında duracak olanlar da omurgalı olamaz. Bizde lider kültürü vardır. Dolayısıyla bizlerin tüm hemşehri dernekleri başkanlarının omurgalı olması gerekiyor. Büyük çoğunluğu da bu özelliğe sahiptir. Ancak içlerinden birkaç tanesi siyaset ve yerel idare üzerinde baskı oluşturuyor bu da genele yansıyor.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Siyasetin hemşehri derneklerine bakışı hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’de Alevi-Sunni, Türk-Kürt, Sağcı-Solcu, Laik-Antilaik diyerek ayrıştırıldık. Siyaset mekanizmaları, sivil toplum kuruluşlarını bu anlamda kendilerine arka bahçe haline getirdi. Biz, siyaset mekanizmalarının kirlettiği alanı, toplumsal mutabakatı sağlayıp temizlemeye çalışıyoruz.&nbsp; BİLDEF çatısı altında sağlanan birlik ve beraberlikle farklı kültür, inanç, siyasi görüş ve yapıları aynı potada kaynaştırıyor. Hemşehri dernekleri toplumun aynasıdır.</p>

<ul>
	<li><b>BİLDEF, salgın döneminden nasıl etkilendi?</b></li>
</ul>

<p>Salgın döneminde dernekçilik bitti ama BİLDEF bitmedi. Biz, o dönemde siyasilerle 27 çevrimiçi toplantı yaptık. Bursa’nın birçok milletvekili ile görüştük. İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu ile 2,5 saat süren bir toplantı yaptık. Ve bu toplantının sonuçlarını da gördük. Salgın dolayısıyla kısıtlamalar ve yasaklar kaynaklı olarak bize iletilen sorunları, toplantıda bakanımıza ulaştırdık ve hemen çözüldü. Sokağın nabzını siyasilere aktardık. Yine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile de 2,5-3 saat görüştük. Ve toplantılarımız ulusal kamuoyunda geniş yankı buldu. Bu toplantılarda dernek başkanlarımızı, her partiden siyasilerle, illerin ve ilçelerin belediye başkanlarıyla buluşturduk. Salgın şartlarında ‘nerede, ne oluyor?’ diye muhataplarına sorduk ve aldığımız cevabı üyelerimize yani tabana taşıdık.</p>

<ul>
	<li><b>HDP ile bir toplantı gerçekleştirdiniz mi?</b></li>
</ul>

<p>Hiçbir bağımız olamaz. Bu, BİLDEF çatısı altındaki derneklerin ortak görüşüdür. Biz, Türkiye’nin bağımsızlığına ve bütünlüğüne kast etmeyen her oluşumla bir araya gelebiliriz. Bölücü unsurlarla prensibimiz gereği asla bir araya gelmeyiz.</p>

<ul>
	<li><b>Terör sorunuyla mücadelede size de görevler düştüğüne inanıyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Avrupa’da İspanya’da ETA’ya karşı, İngiltere’de IRA’ya karşı sivil yapılara önemli görevler düştü. Ülkemizde de toplumsal mutabakatı sağlamak ve terör olgusuyla mücadele etmek adına hemşehri derneklerine rol düşüyor. Geçmişte de yakın dönemde de bunun örneklerini yaşadık. Birlik ve beraberliğin sağlanması açısından hemşehri derneklerinin görevlendirilmesi de doğrudur. Bursa’da yaşanan birçok olayda dernek başkanlarımız devreye girdi. Bu noktada da BİLDEF de derneklerimiz de durumdan vazife çıkararak, gönüllü olarak bu sorunun çözümü için çabalıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Nilüfer Belediyesi’nin Anadolu Arastası projesi hakkında değerlendirme yapar mısınız? BİLDEF üyesi dernekler o yerleşkede olacak mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Arastada derneklerimiz var. Nilüfer Belediyesi, özellikle hemşehri dernekleri ve diğer bütün sivil toplum yapılarına gerçekten destek veriyor. Beşevler ve Karaman’da yapılan dernekler yerleşkeleri ile Anadolu Arastası bunun bir yansımasıdır. Sivil toplumun en büyük gideri kira ve bina aidatlarıdır. Nilüfer Belediyesi’ne bu anlamda da teşekkür ediyoruz. Arasta, gerçekten tamamlanabilirse belli başlı bir turizm destinasyonu olacak. Bursa’ya gelenler, orada Anadolu’nun tüm kültürlerini bir arada görebilecek.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Son gerçekleştirilen toplantıya katıldınız mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Toplantıya katıldım. Başkan Turgay Erdem, projede karkas yapıların hemen bitmiş durumda olduğunu, 2 bölge kaldığını, onların da ihalesinin yapıldığını ve 300 gün içerisinde tamamlanacağını söyledi. Başkan, ‘Eğer il dernekleri olarak kendi binamızı alalım ve yapalım diyorsanız, size verelim. Biz altyapı çalışmasını yapalım’ dedi. Bunu bütün derneklerimiz yapamayabilir. 81 ilden sadece 15-20 ilin buna gücü yeter. Böyle olunca da biri tamamlar biri yapamazsa bütünlük bozulur. Tam anlamıyla faaliyete geçmez. Bu nedenle yine belediyenin o işe el atması ve bitirmesi gerekiyor. Öte yandan o bölge çok değerli bir arazi ve bunun sivil topluma tahsis edilmesi müthiş bir vizyondur. Bu nedenle bitirilmesini de canı gönülden istiyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify">BİLDEF’E ÜYE DERNEKLER:</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify">Adıyamanlılar Dayanışma ve Yardımlaşma Kültür Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Afyonlular Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Ağrı Kültürünü Yaşatma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Ankara İli ve İlçeleri Sosyal Yardımlaşma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Antalyalılar Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Batmanlılar Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Bayburtlular Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bingöllüler Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bitlisliler Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bolulular Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Eski Bursalılar Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Çanakkaleliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Çankırılılar Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Çorum İli ve İlçeleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Denizlililer Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Edirneliler Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Erzincanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Giresunlular Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Ispartalılar Dayanışma Yardımlaşma ve Kültür Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Karamanlılar Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Kayserililer Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Kırıkkaleliler Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Kırşehirliler Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Konya Kültür ve Yardımlaşma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Kütahyalılar Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Malatya Darendeliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Manisalılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Muğla İl ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Nevşehirliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Niğdeliler Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Ordulular Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Tokatlılar Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Yozgatlılar Kültür ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Bursa Zonguldaklılar Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
	<li style="text-align:justify">Yeşil Bursa Aksaraylılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
</ol>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/hemsehri-dernekleri-toplumun-aynasidir-h614.html</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Nov 2021 12:15:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/hemsehri_dernekleri_toplumun_aynasidir_h614_a641f.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GAMZEDEYİM, DEVA BULMAM!..]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gamzedeyim-deva-bulmam-h612.html</link>
      <description><![CDATA[Arap ve Türk Sanat Musikisi alanında icralarda bulunan Suriyeli sanatçı udi Usama Akili ile gönül tellerine dokunan bir söyleşi gerçekleştirdik. Udi Usama Akili’nin ‘Gamzedeyim, deva bulmam’ icrasını da dinlediğimiz buluşmada 21’inci yüzyılın trajedisine dair hüzünlü derin izlere, kedere, umuda ve kardeşlik duygularına tanık olduk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa, 180 binden fazla Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Kimi zaman tartışmalara, kimi zaman çatışmalara konu edilse de 21’inci yüzyılın en büyük trajedisinde Türkiye ve Türk halkı, insanlık tarihinin en büyük onurlu duruşunu sergiliyor. Bursa Görüş gazetesi olarak kentimizdeki Suriyeliler ile başlattığımız röportaj dizisine bu hafta bir sanatçı ile devam ediyoruz. Adı: Usama Akili. 36 yaşındaki genç sanatçı, bir Udi. Yıldırım’da ikamet eden genç sanatçı, Arap ve Türk gençlerine musiki dersleri vererek geçimini sağlıyor. Bursa’yı çok sevdiğini vurgulayan Usama Akili, Türk halkının sergilediği iyi ve samimi yaklaşımdan dolayı teşekkür ederken bazı Suriyelilerin kötü davranışlarının genele mal edilmemesini rica ediyor…</p>

<ul>
	<li><b>Ne zaman Türkiye’ye geldiniz?</b></li>
</ul>

<p>Suriye Halep’ten 2014 yılında Hatay’dan Pasaportlu giriş yaptım ve direk Bursa’ya geldim.</p>

<ul>
	<li><b>Neden Bursa?</b></li>
</ul>

<p>Bilmiyorum. Burada dayım yaşıyordu. Onun yanına geldim 7 yıldır Yıldırım’da ikamet ediyorum. Evliyim ve 4 çocuğum var. 3’ü Bursa’da doğdu. Büyük oğlum Suriye’de doğdu, birinci sınıfa gidiyor ancak sağlık nedeniyle öğrenme problemi yaşıyor. Çocuklarımın Türkçe öğrenmesini istiyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Ne gibi işlerde çalıştınız?</b></li>
</ul>

<p>Babam Halep’te marangozdu. Bildiğim bir işti. Ama Suriye’de iken marangoz olarak çalışmıyordum. Bursa’ya geldiğimde de başka iş yapma şansım yoktu zaten. Aradım ve marangoz olarak bir iş buldum. Beni işe alan usta çok iyiydi, bana da çok yardımcı oldu. 4 yıl kadar çalıştım bir sıkıntı yoktu. Sadece dil olarak sıkıntı vardı. Bir kaza oldu, 3 metre yükseklikten düştüm, ellerimde ve kolumda kırıklar oldu. Sonra artık o işi yapmak zordu.</p>

<ul>
	<li><b>Sonra ne yaptınız?</b></li>
</ul>

<p>Bir şekilde müzik dersleri vermeye başladım. Bir şekilde tesadüfen müzisyen Türk arkadaşlarla tanıştım. Onlar da yardımcı oldu. Önce 1-2 öğrenci ile başladım şuan 20 öğrencim var. Aralarında Türk olanlar da vardı. Şimdi, geçimimi bu işten sağlıyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Ne öğretiyorsunuz öğrencilere? </b></li>
</ul>

<p>Hem Türk hem de Arap sanat musikisi alanında dersler veriyorum. Ben, Suriye’de müzikle ilgili önemli ve meşhur bir yer olan Türkçe adıyla ‘Halep Müzik Enstitüsü’ diyebileceğimiz özel bir kurumda eğitim aldım. Türk Sanat Musikisi’ni Suriye’deyken özel bir hocamdan öğrendim. O hocam, Türk asıllıydı.</p>

<ul>
	<li><b>Savaşta ve göç esnasında kayıplar yaşadınız mı?</b></li>
</ul>

<p>Benim amcamın oğlu ve aynı zamanda eniştem olan kişiyi, sebepsiz yere Esed askeri aldı. Gitti ve bir daha haber alamadık. Yine dayımı da kaybettik. Orada savaş nedeniyle hayat durmuştu. Sadece savaşta değil öncesinde de çok sıkıntı yaşadık.</p>

<ul>
	<li><b>Savaşa hiç katıldınız mı? Ya da neden katılmadınız?</b></li>
</ul>

<p>Ne Esed’in ne de diğer tarafta katılmak istemiyorduk çünkü savaşırsak kardeşlerimizi öldürecektik. Oradaki savaş bir vatan savaşı değil, kardeşler arasında sürüyor. Yoksa bizim canımız vatana feda olsun. Biz, ölümden değil öldürmekten kaçtık. Biz, zaten Müslümanız ölmekten korkmayız. Ama çocuklarımız, yaşlılarımız var. Bunların yaşayabilmesi için mecburen göç ettik.</p>

<ul>
	<li><b>Türkiye’nin ve Türk halkının size yaklaşımını nasıl değerlendirirsiniz?</b></li>
</ul>

<p>Türkler, çok samimi davrandı ve bize bağrını açtı. Bu Suriyeliler ve Türkiyelilerin geçmişten bugüne dost ve kardeş olduğunun ispatıdır. Özellikle ilk geldiğimizden devletten de önce Türk halkı bize kucak açtı ve çok yardımcı oldu. Ancak maalesef bazı kötü örnek olan Suriyelilerin davranışları, genele mal edildi ve bizi de olumsuz etkiledi. Ben, toplumların birbirlerini daha iyi tanıması açısından derneklerimizin iş birliği yapmasını arzu ediyorum. &nbsp;Böylelikle iyi ile kötü birbirinden ayrılabilir. Biz, bunu müzik çalışmalarında yapıyoruz. Türk ve Arap müzisyenler bir araya gelerek yaptığımız çalışmalarda Türkler, Arap Musikisini; Araplar da Türk Sanat Musikisini çok sevdi. Bu da toplumların ülfeti açısından bir görevdir. Öte yandan Suriyeliler hakkında Türkiye’de bir önyargı varsa bunun kaynağı da bir kısım Suriyelilerdir ki bazen Türk halkının örfüne âdetine uygun olmayan davranışlarda bulunabiliyorlar. Bu da Suriye’de yıllarca baskı altında yaşamanın ve özgürlüğü tatmamış olmanın getirdiği bir durumdur ki Türkiye’deki özgürlük ortamda hata yapanlar oldu. Bence devletin Suriyelilere, özellikle sosyal yaşama uyum için kurslar düzenlemesi ve bu kurslarda uzmanlara görev vermesi güzel bir çalışma olur. Çünkü Suriyeliler, Türklerin değerlerini tam olarak bilmiyor ve bu da tanışmanın önünde engeller oluşturuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, normalleşme sağlanırsa ülkenize dönmeyi düşünür müsünüz?</b></li>
</ul>

<p>Esed, iktidarda kaldığı sürece dönmeyiz. Çünkü hiç silah alıp savaşmasak da fikir olarak biz onun karşısındayız bu de bizi doğal olarak tehdit altında bırakıyor. Bugün için burada kalmak isterim. Ben, aslında savaştan önce de Türk halkını tanıyor ve seviyordum. Özellikle Osmanlı Müziklerine ilgilim vardı ve bu konuda çok araştırma yaptım. Vatandaşlık olursa da kalmak isterim.</p>

<ul>
	<li><b>Suriye’de 21’inci yüzyılın en büyük trajedisi yaşandı. Türkler olarak biz de buna tanıklık ettik. Sizde bu acılar sanatınıza yansıdı mı? Yeni bir eser ortaya çıktı mı?</b></li>
</ul>

<p>Bu acılar tabi ki şiirlerimize yansıdı. Suriyeli şairler, bu dramı konu edindi. Ancak benim icram klasik sanatlar üzerine olduğu için bu alanda yeni bir eser ortaya koymak zor ve zaman gerektiriyor. Ben de bu acılara dair bir eser çıkarmak istiyorum ve bunun için çalışıyorum. Fakat yeterli zamanı bulamıyorum çünkü ailemi geçindirme çabasıyla öğretmenlik yapıyorum ve fazla zaman kalmıyor. Ama yeni bir eser çıkarmayı istiyorum. Tabi, şuan için yaptığımız sanatın değer görmemesi de bizi olumsuz etkiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Türkiye’de sağlığa ve eğitime ulaşmakta bir sıkıntı yaşadınız mı?</b></li>
</ul>

<p>Hiçbir sıkıntı yaşamadık. Kendi adıma çok iyi ve kolay olduğunu söyleyebilirim. Bunun içinde Türkiye Devletine ve Türk halkına teşekkür ediyorum.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Ev bulma ve kiralama noktasında bir sıkıntı yaşadınız mı?</b></li>
</ul>

<p>İlk geldiğimde Gürsu TOKİ’de kaldım. Çünkü ev bulamadım. Orası çok uzak olduğu için çok zorlandım. Bugüne kadar 6 kez ev değiştirmek zorunda kaldım. Emir Sultan’da bir binadan ev tuttum. Suriyeli olduğum için komşular ev sahibine kızmış, ben de çıktım. Bazen önyargılarla karşılaşmadık değil ama yine bunun da kaynağı bazı Suriyelilerdir. Şuan yaşadığım yerde bir sıkıntı yok.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’yı seviyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’yi pek fazla gezmedim bilmiyorum. Ama en sevdiğim şehir; Bursa. Ziyaretçi olarak İstanbul, Ankara ve Gaziantep’e gittim ama Bursa’ya gelince ruhum huzur buluyor. Çok sevdim Bursa’yı.</p>

<ul>
	<li><b>Sizin dışınızda ailenizden başka kimler Bursa’da yaşıyor?</b></li>
</ul>

<p>Annem, babam ve kardeşim Bursa’da yaşıyor. Bir abim İstanbul’da, bir abim de Ankara’da yaşıyor. Bursa’daki kardeşim, tercüman olarak çalışıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Müzik ekibiniz hakkında bilgi verir misiniz? Bu ekip için yerel idarelerden destek aldığınız mı? </b></li>
</ul>

<p>Biz, toplumların kaynaşması için Türk ve Arap müzisyenler bir araya geldik. Çok zor bir süreç oldu ama sonunda çok güzel noktaya geldik. Ayrıca başka bir grubumuz daha var. Onlarla da ücretsiz konserler yapıyoruz. Bizim için önemli olan toplumsal bir fayda sağlamaktır. Hiç destek almadık. Talep de etmedik.</p>

<p>---</p>

<p>Not: Usama Akili, günlük anlatımda kendini ifade edebilecek derece iyi Türkçe konuşuyor. Ancak bazı teknik konularda Arapça’ya ihtiyaç duyuyor. Röportajın bazı bölümlerinde 18 yaşındaki Suriyeli Abdurrahman Tahhan, bize tercümanlık yaptı. Genç kardeşim Abdurrahman’a da teşekkür ediyorum.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gamzedeyim-deva-bulmam-h612.html</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Nov 2021 12:09:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/11/gamzedeyim_deva_bulmam_h612_60a1b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SAĞLIK ÇALIŞANLARI  ALMANYA’YA GİDİYOR]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/saglik-calisanlari-almanyaya-gidiyor-h588.html</link>
      <description><![CDATA[Almanya Federal Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Sabine Sibel Cura Ölçüoğlu, son dönemde gündem olan beyin göçü tartışmalarına ilişkin dikkat çeken bir açıklama yaptı: Almanya’ya gidenlerin sayısının arttığını söyleyebilirim. Özellikle sağlıkçılar ki her kademesinden sağlık çalışanı, Almanya’ya gidiyor…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>N. NURİ YAVUZ</strong></p>

<p>Bursa Görüş gazetesi olarak fahri konsoloslarla başlattığımız röportaj dizisi kapsamında bu hafta Almanya Federal Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Sabine Sibel Cura Ölçüoğlu’nun görüşlerini aldık. Bursa, Balıkesir, Bilecik, Çanakkale ve Eskişehir illerinden sorumlu olarak fahri konsolosluk görevini icra eden Sabine Sibel Cura Ölçüoğlu, birbirinden önemli açıklamalarda bulundu. Babası, Halit Davut Cura’dan devraldığı görevi yaklaşık 11 yıldır sürdüren Sabine Sibel Cura Ölçüoğlu ile ticaretten kültüre birçok konuyu görüştük.</p>

<ul>
	<li><strong>Almanya fahri konsolosluğuna neden ihtiyaç var?</strong></li>
</ul>

<p>Türkiye ve Bursa’nın Almanya ile ticaret hacmi biliniyor. Almanya’nın Bursa’da çok büyük yatırımları var. Bursa’daki ilk fahri konsolosluk da Almanya’nındır. Bunun da en büyük nedeni sanayideki Alman yatırımcılardır. Bosch’a bir destek olması için verilmiştir bu görev. Bursa’da yaşayan Almanların evrak ve işlemlerinin daha kolay yürütülmesi için önemli görüldü. Almanya’ya giden veya gelen gurbetçiler, iş insanları, öğrenciler ve herkesin işlemleri buradan yapılabiliyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Bursa’da yaşan Almanlar hakkında bir sayı var mı?</strong></li>
</ul>

<p>Aslında net bir sayı yok. Ama Bursa’da yaklaşık 200-250 kadar Alman var. Çifte vatandaşlığı bulunanlar hariç. Bu sayı, Göç İdaresi’ne de kayıtlıdır. Çifte vatandaş olan kaç kişi olduğunu bilmiyoruz. Çünkü onlar yabancı statüsünde olmadıkları için kayıtlı değil.</p>

<ul>
	<li><strong>Sizin bu görevi alma süreciniz nasıl gelişti?</strong></li>
</ul>

<p>Ben bu görevi, 2010 yılında babamdan devraldım. Yaş haddinden dolayı görevi bırakması gerektiğinde konsolosluktan bu görev bana teklif edildi. O dönemde ben ze zaten Bursa’da yaşıyor ve babamla birlikte çalışıyordum. Almanya’da üniversiteye gitmiş olmak ve dilini bilmek gibi şartların sağladığı ilişkilerimden dolayı bu görevi benimle sürdürmek istediler. Ben de memnuniyetle kabul ettim. Würzburg Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldım. Almanca ve İngilizce biliyorum.</p>

<ul>
	<li><strong>Babanız nasıl görevlendirildi?</strong></li>
</ul>

<p>Babam, 1960’larda okumak için Almanya’ya gidiyor. Sonra Bursa’ya geliyor. O tarihlerde Bursa, bugünkü gibi büyük değil tabi… İngilizce ve Almanca bildiği için de bir biçimde bu işlere giriyor. Mesela Darmstadt ile kardeşlik anlaşmasında da babamın çok emeği var. Böyle olunca da konsolosluk teklif ediliyor. 1993’te de görevi üstleniyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Size geçmesi de bir nevi aile misyonu gibi oldu. Nasıl bir duygu?</strong></li>
</ul>

<p>Evet, öyle oldu. Çok da güzel devam ediyor. Biliyorsunuz Fransa Fahri Konsolosu Mehmet Erbak, görevi Nuri Cem’e devretti. Büyükelçiliğin bu görev için aynı aileden birini seçmesi ve tabi Dış İşleri Bakanlığımızın da bunu layık görmesi hem aile açısından gurur vericidir.</p>

<ul>
	<li><strong>Ne tür hizmetlerde bulunuyorsunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Türkiye’de Alman pasaport müracaatı alan tek fahri konsolosum. Yani Alman olan ya da çifte vatandaşlar, randevuyla gelip pasaport müracaatı yapabiliyor. Vize yok. Bunun avantajı nedir? Alman Başkonsolosluğu internet sitesine girdiğinizde en erken randevuyu ocak ayına verdiğini görürsünüz. Ben de ise ‘yarın buyurun gelin’ diyebilirim. Mesela geçen hafta acil olarak Almanya’ya gitmesi gereken Artvin’den bir aile geldi. Çünkü Ankara’dan randevu alamıyorlar. Biz müracaatlarını aldık. Pasaportları kısa sürede gelecek ve gidecekler. Bu uygulama, diğer Almanya fahri konsoloslarında olmayan bir işlemdir. İmza tasdiki işlemleri yapıyorum. Yaşam belgeleri tasdikliyorum.</p>

<ul>
	<li><strong>Ticari ilişkiler açısından neler yapıyorsunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda da (BTSO) bir misyonum var. Her ne kadar orada Turizm Konsey Başkanı olsam da Almanya Fahri Konsolosu olarak çok ziyaretlerim oluyor. &nbsp;BTSO’dan da çok destek alıyorum. Bursa’ya gelen büyükelçiler, konsoloslar veya ticari heyetler olduğunda bizi her zaman çok iyi bir şekilde ağırlıyorlar. İş ve görüşmeleri birlikte yapıyoruz. Ticareti ve diyaloğu artırmak için de odanın çok büyük desteği var. Salgından önce BTSO’da Türk-Alman Ticaret Günleri düzenledik. Almanya’dan 100’den fazla ziyaretçi geldi. Ayrıca Türkiye’nin farklı şehirlerinden Almanya ile iş yapan veya yapmak isteyenler de geldi. Büyükelçilik de destek verdi.</p>

<ul>
	<li><strong>Bir çıktısı oldu mu bu organizasyonun?</strong></li>
</ul>

<p>Çok çıktısı oldu. İş geliştirme temasları kuruldu. Ticaret gelişti. Birbirleriyle tanıştılar. Karşılıklı ziyaretler çoğaldı. Bence çok büyük bir başarı yakalandı. Ki biz, bu etkinliği tekrar düzenlemek istiyoruz.</p>

<ul>
	<li><strong>Bursa’da kaç Alman yatırımcı var?</strong></li>
</ul>

<p>Bursa’da 80 kadar Alman yatırımcına ait firma var. Bu artarak devam edecek.</p>

<ul>
	<li><strong>Şuan yüksek kur, Avrupalı ve Alman yatırımcı açısından bir avantaj mı? Yeni yatırım geliyor mu?</strong></li>
</ul>

<p>Avrupalı kuru bir avantaj olarak görmüyor. Belirsizlik varsa Avrupalı ve Alman yatırımcı gelmez. Ben bunu karşılıklı ziyaretlerde hissediyorum. En ufak bir şeyde Avrupalı etkileniyor. Örneğin salgın başladığında bizde sayılarda bir karışıklık oldu. Bu anında yansıdı. Türkiye’ye gelen tatil ve iş için gelen insan sayısındaki düşüşte gördük. Elbette yine yatırım yapmak istiyorlar. Ama bizdeki belirsizlikler onlar için olabilecek en kötü unsur. Onlar, tamamen önlerini görmek ister. Onlar, birlikte çalıştıkları ülkenin de stabil olmasını ister. Güven ortamı istiyor. Yatırımların yine olacağına inanıyorum. Bursa’da yatırım bitmez; gittikçe büyüyor ve daha da büyüyen bir şehir.</p>

<ul>
	<li><strong>Genel olarak hangi sektörlere yöneliyorlar?</strong></li>
</ul>

<p>Otomotiv ve makine başı çekiyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Kültürel alanda neler yapıyorsunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Kültürel olarak aslında bir misyonu vardı. Maalesef salgın döneminde kan kaybetti. Bursa’da Türk-Alman Kültür Derneği vardı. Çok da güzel çalışıyordu. Fakat çok değişik etkinlikler yapmadığınız sürece insanlar, artık derneklerle çok fazla ilgilenmiyor ve bir araya gelinmiyor. Ben derneğin ilk kurulduğu zamanları hatırlıyorum. Babam zamanında 80’de kurulmuştu. O zaman mesela internet yoktu. Almanca film gösterimi olurdu ve 100 kişi gelirdi. Yine mesela Almanya’da 1 tane Stern dergisi gelirdi ve bütün üyelerde elden ele dolaşır okunurdu. Yani şimdi artık bir araya gelinmesi için insanları cezbedecek şeyler bulunması gerekiyor. Bu yüzden de maalesef kültürel etkinlik ve dernekler kan kaybediyor. Biz, senede bir noel yemeği yapıyor ve bir araya gelmeye çalışıyoruz ama eski aktiviteler yok. Dernek statüsünde olunca kısıtlamalarla karşılaşılıyor. Bunun bir iktisadi teşebbüs haline gelmesi gerekiyor ki kurslar düzenleyerek hayatta kalabilsin.</p>

<ul>
	<li><strong>Bursa ile Darmstadt’ın kardeş şehir anlaşmasının 50’nci yılı. Bursa’da şuana kadar neden bir etkinlik olmadı?</strong></li>
</ul>

<p>Almanya’da yapılıyor ama Bursa’da neden yok bilmiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımız da ilgili. Belki de yapılacak. Salgın var. Almanya’dan kolay kolay kimse gelmez bu yıl. Türkiye hâlâ kırmızı bölge olarak görülüyor. Bir de biz artık denk kardeşler değiliz. Biz, çok büyüdük. 1971’de kardeş şehir anlaşması imzalanırken nüfusumuz aynı imiş. Şimdi onlar hâlâ aynı nüfusta ancak biz 3,5 milyondayız. Hessen Eyaleti ile de bir kardeşliğimiz var. 10’uncu senesinde ve geçen yıl büyük bir davet olacaktı. Fakat salgın geldi.</p>

<ul>
	<li><strong>Sizce Almanlar Bursa’yı ne kadar tanıyorlar?</strong></li>
</ul>

<p>Bursa’yı çok tanımadıklarına inanıyorum. Bursa’nın bu konudaki dezavantajı da maalesef İstanbul’a çok yakın olmasıdır. Bursa’daki konaklama sayısının düşük olmasının yegâne sebebi de budur. İstanbul’a 3-4 günlük turla gelenler, günübirlik olarak Bursa’ya geliyor ve dönüyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Almanların Türklere bakışı hakkında neler söylemek istersiniz? Önyargıları olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Bir önyargıları olduğunu düşünmüyorum. Şayet bir ön yargı varsa da bunu değiştirmemiş olmak bizim suçumuzdur. Ki şuan ben böyle bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Almanya çok kozmopolit hale geldi. Türkiye’de Almanlar, çok çalışkan ve başarılı görülüyor. Tabi Almanya’nın bu başarısında Türklerin emeği asla kanıksanamaz.</p>

<ul>
	<li><strong>Almanya’da Bursa’ya yaşamak için gelenler var mı?</strong></li>
</ul>

<p>Evlenme yoluyla gelen kadın ve erkekler var. Mesela İnegöl’de bir beyefendi var evlenmek için geliyor, tavuk kümesi kuruyor ve Afrika’ya dahi ihracat yapıyor. Özellikle tatil bölgelerde emekliliklerini geçirmek için gelenler de var.</p>

<ul>
	<li><strong>Yabancı çalışanlar açısından Bursa’daki en önemli eksik nedir?</strong></li>
</ul>

<p>Bursa’da yabancı okul olmaması bir problemdir. Mesela Bosch’a eskiden olduğu kadar çok yabancı çalışan gelmiyor. Çünkü çocuklara okul yok. Ya çok gençler ya da emekliliği yaklaşanlar geliyor. Ailesiyle gelenler, İstanbul veya İzmir’de yaşayıp çocuğunu oradaki Alman okuluna kaydettirmesi gerekiyor. Çünkü kimse çocuğunu buradaki okul sisteminde okutmak istemiyor. &nbsp;</p>

<ul>
	<li><strong>Bu problem çözülebilir mi?</strong></li>
</ul>

<p>Almanlar, İtalyanlar ve Fransızların bir araya gelip bir uluslararası okul açarak bunu çözebilir. İstanbul’da var. Biz, kurumsal çalıştığımız için bunu görüyorum; hep erkeklere bilet kesiyoruz kadınlar ve çocuklar yok. Uluslararası bir okul olması Bursa için de bir kazanım olur. Çünkü mesela x firmasına gelecek olan bir Koreli de belki ailesini getirebilir.</p>

<ul>
	<li><strong>Son dönemde beyin göçü önemli bir tartışma konusu olarak öne çıkıyor. Bursa’dan Almanya’ya bir göç olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></li>
</ul>

<p>Çok var. Bir rakam ya da oran veremem, bilmiyorum. Fakat giden sayısının kesinlikle arttığını söyleyebilirim. Belli bir eğitim almış, entelektüel düzeyde çalışkan insanlar, Almanya’da her zaman iş bulabilir. Özellikle sağlıkçılar ki her kademesinden sağlık çalışanı gidiyor. Almanya, her zaman iş gücü alımına açıktır.</p>

<ul>
	<li><strong>1960’larda gidenler ile bugün gidenler arasındaki temel fark nedir sizce?</strong></li>
</ul>

<p>Bugün gidenlerin başkaca sebepleri var. Beklentileri sadece para değil. Gitmelerinin ardında birçok neden var. Burada işlem yaptığım için arttığını görüyorum. Mesela geçen sene öğrenci olarak giden çok azdı. Çünkü salgından dolayı uzun süre vize verilmedi. Bu yıl da öğrenci olarak giden az. Almanya’da üniversiteler parasız olmasına rağmen kur nedeniyle orada yaşam çok zor. Şuan üniversite mezunları gidiyor. Öte yandan farklı iş kollarından gidenler de var. Mesela benim de alışveriş yaptığım bir kasap Almanya’ya gidiyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Alman yatırımcılar, Bursa’da kurulmakta olan TEKNOSAB’ı biliyor mu?</strong></li>
</ul>

<p>TEKNOSAB, Almanlar tarafından takip ediliyor. Ve buraya Almanlar tarafından yatırım yapılacağına da inanıyorum. Hem mevcut hem de yüksek teknolojide yatırımlar gelecektir. Bursa’nın çok büyük bir hamle yapacağına inanıyorum. Ama Avrupa’nın beklediği bir numaralı öncelik stabil olmak.</p>

<ul>
	<li><strong>Almanya’da bir hükümet değişikliği yaşanıyor. İki ülke ilişkilerinde nasıl bir dönem öngörüyorsunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Çok yeni olduğu için bir değerlendirmede bulunamayacağım. Almanya’da seçimler çok fazla bir şey fark ettirmiyor çünkü tren zaten rayında ilerliyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Eski şansöyle Merkel’i başarılı buluyor musunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Merkel’i çok başarılı buluyorum. Dürüst ve çok çalışkan olduğuna inanıyorum.</p>

<ul>
	<li><strong>Türkiye için AB’ye üyelik ve Gümrük Birliği önemli bir sorun. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Gümrük Birliği’nin güncelleneceğini düşünüyorum. Avrupa’nın Türkiye’den vazgeçebileceğine ihtimal vermiyorum. AB üyesi olmanın da en büyük kazanımı serbest dolaşım olacaktır.</p>

<ul>
	<li><strong>Brexit, AB’yi nasıl etkiledi?</strong></li>
</ul>

<p>İngiltere zaten hep çarkın dışındaydı. AB’yi çok etkileyeceğini düşünmüyorum. Daha çok İngiltere etkilendi. Şimdi yeni üyeler alınıyor. Arnavutluk var sırada, Sırbistan gelecek.</p>

<ul>
	<li><strong>Son olarak Suriyeli sığınmacılar konusunda AB’nin Türkiye’ye yeterince destek olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></li>
</ul>

<p>Çok fazla yardım geldiğini biliyorum. Sadece devletlerarası değil sivil organizasyonlar açısından da düşünmek gerekir ki onlardan çok yardım geliyor. Türkiye olarak hakkımızı alıyor muyuz? Hayır. Ağır fatura bizde… Maalesef böyle de devam edecek görünüyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/saglik-calisanlari-almanyaya-gidiyor-h588.html</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Oct 2021 00:28:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/saglik_calisanlari_almanyaya_gidiyor_h588_d4027.png" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[VERGİYE MUAFİYET KAYIT DIŞINA VİZE]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vergiye-muafiyet-kayit-disina-vize-h587.html</link>
      <description><![CDATA[Vergi kanunda yapılan değişikle 840 bin esnafa vergi muafiyeti getirildi. Mali müşavirler, yeni düzenlemeyi kayıt dışılığa neden olacağını savunurken esnaf, beklenen adımı memnuniyetle karşıladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>N. NURİ YAVUZ</strong></p>

<p>Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB) Başkanı Arif Tak, 840 bin esnafın vergiden muaf tutulmasının yıllardır beklenen bir adım olduğunu belirterek memnuniyetini dile getirdi. Bursa Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (BSMMMO) Başkanı Doğan Yılmaz ise düzenlemenin kayıt dışılıkla mücadeleye hasar vereceğini savundu.</p>

<p>Aralarında Bursa Milletvekili M. Müfit Aydın’ın da bulunduğu AK Partili milletvekillerince Meclis’e sunulan ‘vergi kanunlarına ilişkin düzenleme içeren teklif’ TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Küçük esnafa yönelik yeni düzenleme, kayıt dışılık tartışmalarına konu olurken esnaf, yeni kanundan memnun olduğunu ifade etti.&nbsp;</p>

<p>Yeni düzenlemede şu iki adım öne çıktı:</p>

<ul>
	<li>Yıllık cirosu 240 bin liranın altında olan, ‘küçük esnaf’ olarak nitelendirilen ve basit usulde defter tutan yaklaşık 840 bin civarındaki mükellef, gelir vergisinden muaf tutuldu ve beyanname şartı kaldırıldı.</li>
	<li>Elektronik ortamda vergi dairesi kurulması ve vergi incelemesinin uzaktan yapılabilmesinin önü açıldı. Mükelleflere, defter ve evraklarını elektronik ortamda ibraz etme hakkı tanındı.</li>
</ul>

<p>Yeni yasayı, Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB) Başkanı Arif Tak ile Bursa Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (BSMMMO) Başkanı Doğan Yılmaz’a sorduk.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Arif-Tak.jpg" /></p>

<p><b>YILLARDIR BEKLENEN BİR DÜZENLEMEYDİ!</b></p>

<p>BESOB Başkanı Arif Tak, özellikle basit usuldekiler için yıllardır dillendirilen ve beklenen önemli bir düzenleme olduğunu belirterek atılan adımdan dolayı hükümete teşekkür etti.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da basit usuldeki mükellef sayısı kaç?</b></li>
</ul>

<p>Yaklaşık 18 bin basit usulde esnaf var.</p>

<ul>
	<li><b>Yıllık cirosu 240 bin lira ve altında kalanlar açısından nasıl bir sayı var?</b></li>
</ul>

<p>Basit usul ile birlikte 40 binin üstünde olduğunu söyleyebiliriz.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, bu düzenleme neden önemli?</b></li>
</ul>

<p>Biz, uzun yıllar basit usuldekilerin vergi dışı bırakılmasını ısrarla dile getirdik. Çünkü bu kişilerin, yıllık olarak ödediği vergi rakamları çok düşük seviyelerde bulunuyordu. Bu vergiyi ödemek için yapılan muhasebe masrafına değmeyecek kadar düşük olduğunu her zaman ifade ettik. Bu insanların korunup kollanması gerektiğini söyledik. Allaha şükür hükümetimiz, gerekli adımı attı ve 840 bin mükellefi vergi dışına çekti. Bir esnaf için aylık muhasebe ücreti en alt limit 250 lira, yıllık 3 bin lira ediyor. Muhasebeciye bu para veriliyor ama devlete vergi olarak 50 lira 100 lira ödeniyordu. Bu çok yanlış bir konuydu.</p>

<ul>
	<li><b>Esnafa vergi muafiyeti geldi ancak asgari ücretliden vergi alınmaya devam ediliyor. Bu da ayrı bir tartışma konusu olarak öne çıkıyor.</b></li>
</ul>

<p>Asgari ücretlilerin de bu taleplerinde kendilerince haklılık payı var. Ancak örneğin bu salgın önemindeki kapanmalarda yaşadık. Bu süreçte esnaf ciddi zorluklar yaşadı. Asgari ücretli bir şekilde maaşını alıyor ama esnaf, masraflarını karşılayamıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Salgından esnaf nasıl etkilendi?</b></li>
</ul>

<p>Salgından bazı meslekler çok etkilendi bazılarının da lehine gelişti. Şuanda esnaf, ‘dükkânlarımız açık kalsın’ bize yeter diyor. Salgında çektiğimiz sıkıntı had safhadaydı. Şimdi dükkânlar açıldı. Cumhurbaşkanımız da ‘bundan sonra kapanış olmayacak’ dedi. Kapanış olmadığı sürece insanlarımız, az da olsa kazanç elde etmeye devam eder bu da hiç kazanmamaktan iyidir. İnsanlar, salgın felaketini yaşadıktan sonra şuan ki duruma şükür ediyor.</p>

<ul>
	<li><b>Esnaf, salgın döneminde verilen destekleri yeterli buluyor mu? Siz ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Yok, yeterli değil. Esnaf da yeterli bulmadı. Ama yine de devletimiz elini uzatmış oldu. Ciro kaybı ve kira yardımları yapıldı. Bu da verilmeyebilirdi. İmkânlar dâhilinde bu kadarı mümkün oldu. Esnaf açısından o an için ufak desteklerle mutlu olmak mümkün değildi. Fakat yine de ateşe ufak da olsa bir su serpildi. Ben her zaman söylerim; birlik ve beraberliğimiz olduğu sürece her zorluğu aşarız. Bu nedenle bunu kaybetmemeliyiz. Birlik ve beraberlik konusunda topluma en güzel örnek olanlar da esnaf ve sanatkârlarımızdır ve bu konudan hiçbir zaman taviz vermiyorlar. Ben, tüm esnaf ve sanatkârımıza teşekkür ediyorum. Tabi ki içimizde farklı düşünenler de var ve olması da gerekiyor. Tümünü aynı kategoride göremeyiz ama yine de camiada bir şekilde bütünlük sağlanıyor. Bu, Türkiye’de de sağlanırsa gelecekte ileri noktalara gideriz diye düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Esnaflık, aynı zamanda bir kültür ve Bursa da bu konuda gelişmiş illerden biri. Siz, yeni gelen kuşakların bu kültürü yaşatabildiğini düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>İyi örnekler de var kötü örnekler de… Önemli olan burada gencin enerjisiyle yaşlının tecrübesini bir araya getirmektir. O zaman verimli bir sonuç elde ediliyor. Yoksa işi ileriye götürenler gibi 2 yılda batıranlar da oluyor. Bu konuda esnafımızda da sanayicimizde de çok iyi örnekler var. Mesela Hüseyin Durmaz var. Bir sanayici olarak babasının adını yaşatmak için güzel işler yapıyor. Mesela ben de bir plaketle teşekkür ettim kendisine.</p>

<ul>
	<li><b>Salgında esnafın istihdamında bir düşüş yaşandı mı?</b></li>
</ul>

<p>İşsizlik ülkemizin ana sorunlarından biri, 4 milyondan fazla işsizimiz var. Salgın döneminde esnaf ve sanatkârımız, çalıştırdığı elemanı kaçırmamak adına elinden gelen mücadeleyi verdi. Ama yine de gidenler oldu. Çalışanın elinde tutulduysa minnet duyup devam ediyor ama diğer türlü onlar da başka çare aramak zorunda kalıyor. Bunu yaşadık. Fakat büyük çoğunluğu böyle oldu diyemeyiz. Bir kısmı elemanını kaçırdı, bir kısmı tutabildi. Bazen de giden eleman yeni yerinde huzurlu ve mutlu değilse eski işine de dönebiliyor. Yani salgında ölümler dışında kaybettiğimiz her şey kademe kademe geri geliyor. Taşlar yerine oturuyor. Herkes, var olan duruma yavaş yavaş uyum sağlıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Yüksek enflasyon yaşıyoruz, bu da herkese ve her şeye yansıyor. Esnaf açısından nasıl bir durum var?</b></li>
</ul>

<p>Evet, enflasyon maalesef bir çıkmaz. Bir takım marketlere karşı tedbir alınmaya çalışılıyor ama çok zor bir konu. İnsanın vicdanı ve Allah korkusu olacak ki bu tarz fırsatçılıkları yapmasın. Belli ki toplum olarak bundan yoksunuz. Devletin bir tedbir alması, yasal düzenleme yapması gerekiyor. Beklemekle olmaz bu iş. Enflasyon sadece bugün değil geçmişte de bu ülkenin sorunuydu. Yüzde 100’lere yakın enflasyonları gördük biz. Memlekette ne gaz, ne tuz, ne benzin, ne mazot vardı. O zamanlar çok sıkıntılar çektik. Şuanda da enflasyonun önlenmesi lazımdır. Yoksa dar gelirlinin alım gücü düşecek ve büyük sıkıntılar çekecek. Onlar da devletine küsecek diye endişe duyuyorum. Esnaf ve sanatkârların enflasyon konusunda çok mesuliyeti yoktur. Fiyatların yükselmesinde üretim gücünü elinde tutanların, ara girenlerin rolü daha büyük. Bir de tabi siyasi yaklaşımlar da etkili oluyor. Hükümet karşıtlığıyla bunu yapanlar da var. Tabi parti ayrımı yapmadan söylüyorum siyasetteki gerilim topluma da yansıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bu gerilim esnafa nasıl yansıyor?</b></li>
</ul>

<p>Esnafta siyasi bir gerilim yok. Ancak işleri iyi gitmeyenlerin doğal bir gerginliği var. Bu da psikolojisini etkiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Taksi, servis ve dolmuş esnafının da bu 840 binlik vergi muafiyeti paketinde olması doğru mu? Plaka fiyatları milyonlarla fiyatlandırılırken bu insanların, vergi vermemesi garip değil mi?</b></li>
</ul>

<p>Burada bir rakam var. Yıllık cirosu 240 bin liranın altındaysa vergiden muaf, değilse vergisini ödeyecek. Onlar da vatandaş, şartları uyuyorsa bu haktan faydalanacak.</p>

<ul>
	<li><b>Sizce burada kayıt dışılık açısından bir sorun yok mu?</b></li>
</ul>

<p>Bunlar seyyar bir iş. Nasıl ölçümleyeceksiniz? Sistemde ufak tefek aksamalar olabilir. Bunları mazur görmek gerekir. Ama önemli olan kişinin vicdanlı olması, sorumlu davranması ve geliri 240 bin liranın üzerine çıkıyorsa devletine vergisini ödemesidir. Esnafımız da bu konuda her zaman üzerine düşeni yapmıştır.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Ahilik haftası neden bu yıl etkinliklerle kutlanmadı?</b></li>
</ul>

<p>Bu sene kutlamadık. Sayın Valimizi ziyaret ederek çiçek sunduk. Valilikte ahi ustası, kalfası ve çırağı belirlediklerimize birer hediye ve plaket takdim ettik. Böyle bir kaynaşma düzenledik. Bu yıl kutlama yapılmaması doğruydu. Salgın şartlarında ne kadar önlem alırsanız alın kapalı ve kalabalık ortamlarda temas virüsün bulaşmasına neden oluyor.</p>

<ul>
	<li><b>Esnaflara ve topluma bir mesajınız var mı?</b></li>
</ul>

<p>Toplum olarak özellikle dikkat etmeli ve israftan kaçınmalıyız. Tüketim alışkanlıklarımız, tasarruf alışkanlığımızın çok önüne geçti. Esnaflar her zaman müşterisinin hakkını korur, gözetir ve doğrusu olan da budur. Bir esnaf olarak söylüyorum vatandaşımız, ihtiyacı olanın dışında tasarrufa yönelmeli. Ben hayatın her alanında çok fazla israf görüyorum. Ne yazı ki gençlerimizin de bu konuda özensiz davrandığını görüyorum. Hep birlikte bu konuda adım atmalıyız. Tasarruf kültürünü geliştirmeliyiz.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Doğan-Yılmaz.jpg" /></p>

<p><b>KAYIT DIŞILIKLA MÜCADELEYE UYMUYOR</b></p>

<p>BSMMMO Başkanı Doğan Yılmaz, yeni düzenlemeyle kayıt nizamının bozulma ihtimaline vurgu yaparak “Bu adım, hükümetin kayıt dışılıkla mücadele stratejisine uymuyor” açıklamasında bulundu.</p>

<ul>
	<li><b>Vergi muafiyeti düzenlemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Minibüsçü, taksici ve dolmuşçunun bu kapsamda olması adil değil. Aracı kiralayıp çalıştıranlar evet çok para ödüyor ve onlar için olmalı ama birden fazla plakası olan ve kiralama yapanlar var. Mesela bir taksi plakası İstanbul’da 9-10 milyon lira, Bursa’da 2-3 milyon civarında bulunuyor. Plaka sahipleri ciddi kazançlar elde ediliyor hem vergiden hem de beyandan muaf tutuluyor. Ama asgari ücretli vergi ödüyor. Bu adaletsizdir. Tek problem kayıt nizamının bozulması ihtimalidir. Biz, ‘kayıt dışı önlensin’ diyoruz. Fakat şimdi faturasız işlem yapılacak. Birçok kişi 240 bin lirayı geçmemek için kayıt dışına yönelecek. Çok küçük esnafın bu rakamı geçmesi zaten mümkün değil. &nbsp;Bu adım, hükümetin kayıt dışılıkla mücadele stratejisine uymuyor. Burada popülist bir yaklaşım var. Aslında tüm dünyada herkes beyan vermeli trendi hâkimken bizde birilerinin beyan dışı bırakılması yanlış oldu. Vergi vermeyebilir ama beyan vermeyi önlemek kayıt dışılıkla mücadele açısından geriye doğru bir adımdır.</p>

<ul>
	<li><b>Dijital vergi dairesi kurulması ve dördüncü dönem geçici vergi beyanlarının kaldırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Bunlar güzel adımlar. Bir bölgeye veya alana bağlı kalmaksızın vergi dairesi kurulacak. Yani bütün işlemler internet üzerinden yapılabilecek. Bir tür, tek vergi dairesi sistemi kurulacak. Yani istediğiniz işlemi, mekâna bağlı kalmadan istediğiniz vergi dairesinden yapabileceksiniz.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, hâlihazırdaki şartlar buna uygun mu?</b></li>
</ul>

<p>Aslında altyapı buna çok uygun. Çünkü bütün evraklar dijitalde var.</p>

<ul>
	<li><b>Son dönemde dijitalde defter kaydı tutmaya yönelik özellikle bankaların bir takım kampanyaları var. Bu sizi nasıl etkiliyor?</b></li>
</ul>

<p>Defter tutma mali müşavirlik hizmetidir. Beyanname vermek için mali müşavirle sözleşme yapılmalı ve beyanı mali müşavir vermeli. Zaten şirketler, ön muhasebesinde bu tarz programlar kullanıyor olabilir. Ama açıkçası herkes kendi işini yapmalı. Bankacılar bankacılık yapsın, mali müşavirler de mali müşavirlik yapsın.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da işsiz meslektaş sayınız nedir?</b></li>
</ul>

<p>Çok işsiz var dersek yanlış olur. Sadece mali müşavirlik stajını başlatmış ve yeni kazanmış deneyimsiz arkadaşları işe yerleştirmekte sorun yaşıyoruz. Yeni büro açanlarda da ofis altyapısının oluşması 2-3 yıl sürebiliyor. Salgın döneminde mükellef sayısı artmayınca yeni müşteri bulmasında sorun yaşandı. Ama bu geçiciydi. Şuan mesela ekonomi çok hızlı ilerliyor. Odaya kayıtlı 5 bin 300 meslektaşımız var. Bursa’da ekonomi hareketlendiği ve büyüdüğünde bu sayı kente yetmez.</p>

<ul>
	<li><b>Her yıl ne kadar artıyor bu sayı?</b></li>
</ul>

<p>Yılda 300 yeni meslektaş ekleniyor. Ama vefat edenleri, ayrılanları, kamudan emekli olanları düşündüğünüzde net artış 150 civarında diyebiliriz.</p>

<ul>
	<li><b>Genç meslektaş adaylarına yönelik üniversitelerle herhangi bir anlaşmanız var mı?</b></li>
</ul>

<p>Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ile bir protokolümüz var. Hem mali müşavir yetiştirme konusunda onlardan destek alıyoruz hem de MYO’da 2 yıllık okuyan öğrencilerin ofislerde yardımcı eleman olarak çalıştırılması için bir projemiz var. Bu projede 1’inci dönem bitti. 2’nci dönem başlıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Genel olarak piyasada serbest çalışanlar ve bağımlı çalışanlar açısından nasıl bir fiyat politikası var?</b></li>
</ul>

<p>Serbest çalışanlarda bir tarife var ve bu genelde firmanın boyutuna göre değişen boyutlardadır. Bağımlı çalışanlar açısından da firmanın defter tutma ücretinin 6 katı gibi bir rakam var.</p>

<ul>
	<li><b>Bağımlı çalışanların sorunlarıyla ilgili odanın bir rolü var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yasal bir zorunluluk yok.</p>

<ul>
	<li><b>Olmalı mı?</b></li>
</ul>

<p>Bana göre olmalı ama onunda kriterlerini kamu ile birlikte belirlemeliyiz. Oda olarak bağımlı çalışanların işverenlerine birer mektup yazıp gönderiyoruz. İşletmeye mali müşavir çalıştırdığı için teşekkür ederken meslektaşımızın nasıl bir eğitimden geçtiğini anlatıyoruz. Bunun kazanımları ve sorumluluklarını vurguluyor hem meslektaşımızın yayında olduğumuzu hem de bir sorun yaşandığında disiplin hükümlerimiz olduğunu hatırlatıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Yani odanın disiplin açısından bir yaptırım gücü var. Öyle mi?</b></li>
</ul>

<p>Mesela diyelim ki bir meslektaş, yüz kızartıcı suç işledi. Onun yargısal sürecinden ayrı olarak biz de oda olarak meslekten ihraca varacak derecede disiplin süreci işletebiliyoruz. Meslekten ihraç edilenler yargıya gidebiliyor tabi ama karar alındıysa bir daha dosya bile açamaz. 6 ay ve 1 yıl süreyle geçici ihraç da uygulanır. Sadece yüz kızartıcı suçlar değil tüm meslekli problemler, şikâyetler, vergi suçlarına da bakıyoruz. Odamızda bir disiplin kurulu var ve seçimle belirleniyor.&nbsp; Kurul bir karar aldığında Ankara’daki genel merkez disiplin kuruluna gider, orada onaylanırsa Maliye Bakanlığı’na iletilir. Oradan da onay çıkarsa Resmi Gazetede yayınlanır, bütün şifreler ve sistem kilitlenir. Bu uzun bir süreçtir. Bu karar, kolay verilmez. O nedenle bizim asıl amacımız, disipline etmektir. Uyarma, kınama, geçici men ve meslekten men şeklinde disiplin süreci işletiliyor. Uyarmayı çok önemsemeyenler daha basit bir şeyden kınama alır. Kınama alanlar mali müşavirlik sınavına giremezler.</p>

<ul>
	<li><b>Konkordato süreciyle ilgili bir takip yapıyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Biraz takip edebildik. Biraz takip edebildik. Sürece şu anlamda hâkim olamıyorsunuz çünkü mahkeme, mali müşavir atıyor, bizim ondan haberimiz olmuyor. Konkordato komiseri listesi var ama atanıp atanmadığı bilinmiyor. Belki de gizli kalması hukuk açısından doğrudur. Eskiden 1 mali müşavir 5 firmaya kadar bakabiliyordu ama 3’e düşürüldü. Konkordato konusunda bizim de şikâyetimiz oldu çünkü bunu kötüye kullananlar oldu. Önlem alındı ve sistemdeki firma sayısı azaldı. Şu aşamadan sonra konkordato artışı beklemiyorum. Konkordato sürecinden dönen neredeyse hiç olmadı.</p>

<ul>
	<li><b>Salgın sürecinde zombi şirketlerde bir azalma ve piyasada bir ayıklanma yaşandı mı?</b></li>
</ul>

<p>Tam olarak değil. Düşük faizle verilen krediler ve kısa çalışma ödeneği, onları biraz hayatta tuttu.</p>

<ul>
	<li><b>Merkez bankasının faiz indirimi ve dövizdeki yukarı yönlü hareket, sizin açınızdan piyasayı nasıl etkiliyor?</b></li>
</ul>

<p>Risk devam ediyor. Merkez Bankası faizi indirdi diye kredilerde maliyetler düşmüyor. Döviz yükseliyor bu enflasyona da yansıyor. İhracat açısından avantaj gibi görünüyor ama orada da ithal girdileri yüksek. Firmalarda huzursuzluklar başladı. Örneğin geçenlerde bir firmada işçilerin ‘geçinemiyoruz’ diyerek patronun karşısına çıktığını duyduk. Tabi ki dolar kurunda 8,70 seviyesi de kötü ama en azından 9,50’ye göre iyiydi. Kötü bir döneme giriyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Ekonomide tablo böyle olunca firmaların vergi alışkanlıklarında bir değişiklik hissediyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Kurum kültürünün oturduğu ve disipline olmuş firmalarda vergi süreçleri aynı şekilde devam ediyor ve onlar ödemeleri yapıyor. Tabi unutulmamalı; veri verilmez, alınır. Denetim yapılacak, kayıt dışı ekonomi azaltılacak ve ‘nereden buldun bu parayı?’ diye sorulacak.</p>

<ul>
	<li><b>Varlık Barışı’nın sürdüğü ortamda ‘nereden buldun?’ sorusu sorulabilir mi?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’de hiçbir siyasi irade bunu yapamaz diye düşünüyorum. Geçmişte Ecevit’in Maliye Bakanı Zekeriya Temiz, 4369 sayılı yasayı çıkarmıştı. Çok iyi bir kanundu ve millette uyum sağlamaya çalıştı. Fakat iş dünyası çok kuvvetli karşı çıktı. Sonunda Mesut Yılmaz zamanında kaldırıldı.</p>

<ul>
	<li><b>Odalarda bir güç kaybı yaşandığınız düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p>Toplumda bireyselleşme giderek artıyor. İnsanlar, sorunlarına bireysel çözümler arıyor. Ama böyle olunca sistem bunu bir bir yıkıyor. Mesela bu son düzenlemede toplu ve örgütlü hareket etmenin çok faydasını gördük. Bu düzenlemede ‘yıllık beyanname verme sürelerinin bir ay öne çekilmesi’ söz konusuydu. Kamuoyunda oluşan talebe siyasiler de sessiz kalmadı ve bu yasadan çıkarıldı. Önemli bir kazanım oldu. Odamız açısından nisbi aidatın kaldırılması önemli bir gelir kaybına neden oldu.</p>

<ul>
	<li><b>Oda da seçim atmosferine girildi. Ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Bu dönemde de adayım. Zaten en fazla 2 dönem görev alabiliyoruz. Çağdaş Grubu’nda benim dışımda 2 aday daha var. Grupta mart sonu nisan başında, oda da ise haziranda seçim yapılacak. Söz verdiğimiz projelerin bir kısmını tamamladık. İki projemiz kaldı. Genç meslektaşlarımıza ofis teslimi için çalışma yapıyoruz.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/vergi-2.jpg" /></p>

<p><b>YENİ DÜZENLEMEDE </b></p>

<p><b>BAŞKA NELER VAR?</b></p>

<p>‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ayrıntıları kamuoyuna yansıdığında Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) başta olmak üzere Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) bazı düzenlemelere itiraz etti. Özellikle ‘yıllık beyanname verme sürelerinin bir ay öne çekilmesi’ tartışmalara konu oldu. Kamuoyunda oluşan itiraza sessiz kalmayan hükümet, söz konusu değişikliği yasadan çıkardı.</p>

<p>Yasada yapılan değişiklikle ilave olarak şu adımlar atıldı:</p>

<ul>
	<li>Sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliğinde kazanç istisnası getirildi.</li>
	<li>Tarımsal destekleme ödemeleri gelir vergisinden istisna tutuldu ve bu ödemelerden herhangi bir vergi kesintisi yapılmaması kararı alındı.</li>
	<li>Yurtdışında bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatlar, Gelir İdaresi Başkanlığı’na gönderilmeksizin, vergi dairesi başkanlıkları veya defterdarlıklar tarafından doğrudan yurt dışı temsilciliklerine iletilebilmesinin önü açıldı.</li>
	<li>Banka, ödeme kuruluşu ve PTT tarafından düzenlenen belgeler ile belge düzenleme yükümlülüğü bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarının tabi oldukları diğer ilgili mevzuat dahilinde düzenledikleri belgeler, bazı durumlarda gider pusulası yerine kabul edilmesine izin verildi.</li>
	<li>Varlık yönetim şirketlerine, kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen 5 yıl süresince uygulanan damga vergisi, harç ve KKDF istisnası sürekli hale getirildi. Bu şirketlere tanınan banka ve sigorta muameleleri vergisine ilişkin istisna kaldırıldı.</li>
	<li>Konaklama vergisinin yürürlük tarihi 1 Ocak 2022'den 1 Ocak 2023'e ertelendi.</li>
	<li>Yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları, (YİKOB), Damga Vergisi Kanunu uygulamasında resmi daire kapsamına alındı.</li>
	<li>Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi müessesesiyle şirketlerin sermaye yapısı güçlendirilerek, özkaynakla finansman teşvik edilmesine karar verildi.</li>
	<li>Yerel gazeteler için de yeni düzenlemede önemli bir madde yer aldı. Daha önce gazetelerde yayınlanan ilanların ilgili idarenin internet sitesinde de yayınlanabilmesinin önü açıldı: 3 bin 600 liradan fazla vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde ilanın, Gelir İdaresi Başkanlığı veya ilgili idarenin resmi internet sitesinde de duyurulabilmesine imkân tanındı.</li>
</ul>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vergiye-muafiyet-kayit-disina-vize-h587.html</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Oct 2021 00:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/vergiye_muafiyet_kayit_disina_vize_h587_65118.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[NEREDEN ÇIKTI BU 21 EKİM?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nereden-cikti-bu-21-ekim-h585.html</link>
      <description><![CDATA[Geçen hafta 21 Ekim’de ülke genelinde olduğu gibi Bursa özelinde de ‘Dünya Gazeteciler Günü’ adıyla birçok kişi ve kurum çeşitli ifadelerle kutlama mesajı yayınladı. BGC Başkanı Nuri Kolaylı, meslek açısından kutlama gerektiren böyle bir gün olmadığı açıkladı. Ama kimse paylaşımdan geri durmadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>N. Nuri Yavuz</p>

<p>Sosyal medyada geçen hafta, ‘21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’ uydurmasıyla birçok kişi ve kurum sayısız paylaşımda bulundu. Gazetecilik mesleğine saygı duyan duymayan, haber okuyan okumayan, 1 lira verip gazete alan almayan kim var kim yoksa sanal boşluğa kutlama mesajları bıraktı.</p>

<p>Bilgi kirliliğiyle mücadele misyonu olan gazetecilik mesleğinin, bilgi kirliliğinin malzemesi haline gelmesi acı bir ironi olarak kayda geçti. Özellikle birçok saygın kurum ve yetkili kişinin de bu kirliliğe paydaş olması şaşkınlık yarattı. Sosyal medyada etkileşim almak ve sırf kutlamış olmak adına yapılan paylaşımlar güldürdüğü kadar düşündürdü.</p>

<p><b>ÜZÜLÜYORUZ!</b></p>

<p>Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, “21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü” olarak kutlanan özel bir basın günü olmadığını açıkladı.</p>

<p>22 Ekim tarihinin, Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayınlanmaya başladığı gün olduğunu ve basın kuruluşları ve çalışanları için başka bir anlam taşımadığını bildiren TGK Genel Başkanı Nuri Kolaylı, yazılı açıklamasında şu bilgilere yer verdi: “Biz gazeteciler için her yıl 3 özel gün vardır. Bunlar ülkemizde kutlanan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ve 24 Temmuz basında sansürün kaldırılışının yıldönümüdür. 3 Mayıs'ta da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlanır. Bunların dışında, kimler tarafından hangi amaçla ortaya atıldığı bilinmeyen çeşitli gazetecilik günleri olduğunu duyuyor, üzülüyoruz. ‘21 Ekim Dünya Gazetecilik Günü’ diye bir gün de yoktur. Bu günün dünya gazeteciliği ile bir ilgisi yoktur ve açıklama yapan çevreler ne yazık ki böyle bir kutlama günü olup olmadığını bilmeden açıklama yapmaktadır.”</p>

<p><b>TGC VE ÇGD SESSİZ </b></p>

<p>Bursa’dan bu açıklama yapılırken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) sessizliğini korudu. Bazı haber siteleri, 21 Ekim’in Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayınlanmaya başladığı gün olduğunu ve bu olayın Dünya Gazeteciler Günü olarak kutlandığını haberlere konu etti. Siteler, haberlerde sosyal medya kullanıcıları için örnek kutlama mesajlarına yer vermeyi de ihmal etmedi.</p>

<p><b>DÜNYADA KUTLANMADI</b></p>

<p>‘21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü adıyla Türkiye’de yapılan kutlamaların dünyada bir örneği var mı?’ sorusuyla internette İngilizce karşılığı olarak ‘21 October World Journalists Day’ diye yapılan aramalarda somut bir kutlama mesajına rastlanmadı. Öyle ki dünyadaki saygın kurum ve kişilerin, bugünü kutlamayı unuttuğu görüldü. Bugünü, kimin uydurduğu? İlk ne zaman ve kim tarafından kutlandığı? Birer muamma olarak ortada kaldı.</p>

<p><b>KİMSE UMURSAMADI</b></p>

<p>TGK Genel Başkanı ve BGC Başkanı Nuri Kolaylı’nın ‘böyle bir gün yok’ açıklamasına rağmen resmi sosyal medya hesaplarından söz konusu günü kutlamaya yönelik paylaşımlarda bulunan kurum ve yetkili şahısların herhangi bir düzeltme yapmaması, paylaşımları silmemesi, bilgi kirliliğinin aracı olması ve özellikle de camiadan yapılan açıklamayı umursamaması dikkat çekti. Gazetecilik mesleğinin, bilgi kirliliğine malzeme edilmesi üstelik bunun da yetkili mercilerce körüklenmesi sosyal medya körlüğüne somur bir örnek olarak kayda geçti.</p>

<p><b>NE YAPILMALI?</b></p>

<p>Dijitalleşmeyle birlikte bilgiye hızlı ve kolay erişim imkânı, ne yazık ki medya okuryazarlığının içselleştirilmediği Türkiye gibi ülkelerde sosyal medya aracılığıyla yoğun bir bilgi kirliliğine neden oluyor. Doğru bilgiye ulaşmak, yaymak ve korumak misyonu bulunan gazetecilik mesleğinin, korunması adına acil bir yasal düzenlemeye ve mesleki oda çatısı altında örgütlenmeye ihtiyacı olduğu görünüyor. Bunun için de mesleğin yasama organında temsil sayısının artırılması gerekiyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nereden-cikti-bu-21-ekim-h585.html</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Oct 2021 00:16:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/nereden_cikti_bu_21_ekim_h585_8074f.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İNTERNET HABERCİLİĞİNE DÜZENLEME ŞART!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/internet-haberciligine-duzenleme-sart-h584.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Gazetecileri Cemiyeti (BGC) önceki dönem başkanı ve Ekohaber gazetesi kurucusu Tahsin Ardıç, dijitalleşmenin meslek alanına olumlu ve olumsuz etkileri olduğunu belirtirken “İnternet haberciliğinin henüz yasal bir altyapıya kavuşturulmamış olması ciddi bir sorundur” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p></p>

<p>Bursa Görüş gazetesi, bir yandan kamuoyunu aydınlatmaya yönelik özel araştırma, röportaj ve haberler hazırlarken diğer yandan da bir meslek savunması oluşturmak adına kentte gazeteciliğin dünü, bugünü ve yarınına ilişkin tanıklık, öneri ve değerlendirmelere yer vermeyi misyon edindi. Bu kapsamda Bursa basının yakın tarihine ve yaşadığı dönüşüme tanıklık etmiş en önde gelen isimlerinden biri olan gazeteci Tahsin Ardıç’ın görüşlerini aldık. Ardıç, mesleğin günümüz koşullarındaki durumuna ilişkin kıymetli tespitler ve tavsiyelerde bulundu.</p>

<p></p>

<p><b>KÜÇÜK BABIALİ</b></p>

<p>“Bursa basını deyince akla ilk ‘Küçük Babıali’ tanımlaması gelir” diyen Tahsin Ardıç, “BGC Başkanı olduğum dönemde İstanbul’dan sonra Türkiye’nin en büyük basın yatırımlarının olduğu Bursa için bu adlandırmayı yapmıştım. Günlük yayınlanan 12 gazetesi, aralarında Ekohaber’in de bulunduğu haftalık gazeteleri,&nbsp; dergileri, 100’ün üzerinde internet haber sitesi, 4 TV kanalı ve 1000’in üzerinde basın çalışanı ile Bursa basını bu unvanını halen koruyor” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-09-17-at-18.13.13-1.jpeg" /></p>

<p><b>NEREDEN NEREYE </b></p>

<p>Bursa basınında yaşanan dönüşüme ilişkin bilgi veren Ardıç, “Biz mesleğe başladığımızda kurşun dizgi, patates baskı vardı. Bugün noktalı, dijital baskı teknolojisini kullanıyoruz. Nereden nereye geldiğimizin kısa bir özeti. Teknolojik gelişmelere ayak uydurabilen gazetelerimiz ve meslektaşlarımız günümüzde hâlâ mesleklerini icra etmekte” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><b>HİBRİT YAYINCILIK</b></p>

<p>‘Dijitalleşme, internet ve sosyal medyanın yaygınlaşması Bursa basınını da dönüşüme itiyor’ diyen Ardıç, “Gazeteler ve dergiler artık basılı yayınlarının yanı sıra haber siteleri ve internet TV kanalları ile de okuyucularına ve izleyicilerine ulaşıyor. Klasik gazetecilik yerini gazete, internet sitesi ve internet TV’sinden oluşan hibrit yayıncılık anlayışına bıraktı diyebiliriz. Bu dönüşümün pozitif ve negatif yansımaları oluyor elbette” ifadelerini kullanarak açıklamasını şu şekilde sürdürdü:</p>

<p><b>ERİŞİM KOLAYLAŞTI</b></p>

<p>“Haberlerin dijital araçlarla daha hızlı bir şekilde daha geniş kitlelere daha ucuz yollarla ulaşması, cep telefonları ile bile yayın yapılmasıyla olayların herkes tarafından anında kaydedilerek geniş kitlelere ulaştırılması, fotoğraf makinesi, kamera gibi araçların eskiye oranla çok daha gelişmiş olması dönüşümün habercilik açısından pozitif yansımaları arasında değerlendirilebilir. Özetle; haberler artık, eskisine göre çok daha geniş kitlelere, daha kolay ve daha ucuz, ya da maliyetsiz yöntemlerle ulaştırılabiliyor. Bursa basını da, bu gelişmeler sonucunda teknolojik imkânları kullanarak Bursa’nın dışına, çok daha geniş coğrafyalara haber ulaştırabiliyor.”</p>

<p><b>MESLEKİ KİRLİLİK</b></p>

<p>“Dönüşümün negatif tarafına gelecek olursak şunları söyleyebiliriz: Dijitalleşme ile haber kaynaklarına erişimin ucuz veya maliyetsiz olması, bayi ve abonelik yoluyla atılan gazete ve dergileri bir çıkmaza soktu. İnsanlar, neredeyse tüm haberlere, hem de en güncel haliyle haber siteleri veya sosyal medya mecralarıyla ücretsiz ulaşabildiği için gazete ve dergi alışkanlıklarından vazgeçmeye başladı. Önceki dönemlerde, kampanyalarla da olsa 1 milyon tirajları gören gazetelerin bugün 100 binin altına düşen tirajları bu durumun kanıtı olsa gerek. Gelir imkânlarının azalması doğal olarak istihdam olanaklarını da daraltmaya başlamış, çalışma koşulları zorlaştı. Diğer taraftan internet haberciliğinin henüz yasal bir altyapıya kavuşturulmamış olması da mesleki anlamda ciddi bir sorundur. Meslek ilkeleriyle alakası olmayan bazı kişiler, sırf gazetecilik sıfatını taşımak ve bundan kazanç elde etmek amacıyla sektöre girmekte ve ciddi bir mesleki kirliliğe neden oluyor. Bu durum da, basın sektörünün lekelenmesine neden oluyor.”</p>

<p><b>VAZGEÇİLMEZ MESLEK</b></p>

<p>‘Gazetecilik, koşullar ne olursa olsun vazgeçilmez meslekler arasındadır’ iddiasını savunan Ardıç, “Gazetecilik, teknolojinin en kıt olduğu dönemlerde toplumu aydınlatma görevini nasıl üstleniyorsa bugün de öyledir, gelecekte de öyle olacak. Gerçeğin peşinden koşan, doğru habercilik yapan, toplumsal sorumluluk sahibi gazetecilere her dönem ihtiyaç var. Yaşadığımız dönemde, ne kadar deforme olursa olsun, ne kadar elindeki telefonla kendisine site kurup ben gazeteciyim diye ortaya çıkan birileri olsa da, mesleğimizin gerçek gazetecilerle devam edeceği kanısındayım” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><b>GAZETECİLİK TUTKU İŞİ</b></p>

<p>Bursa’da yerel gazeteciliğin öneminin 50 yıl önce fark edildiğini belirten Ardıç, “Günümüzde dünyanın en gelişmiş ülkelerinde, yerel gazetecilik tekrar revaçta olmaya başladı. Dolayısıyla Bursa’da da yerel gazeteciliğin önem kazanmaya devam edeceğini düşünüyorum. Mesleğimizin güçlenmesi için öncelikle gazetecilik aşkını yaşayan meslektaşlarımızın gazetecilik yapmalarını öneriyorum. Çünkü gazetecilik, ancak tutkuyla yapılabilecek bir iştir. Diğer taraftan, meslek kuruluşlarının, kamu kurumlarının, oda ve STK’ların, şirketlerin, özetle kamuoyunun, meslek ilkelerine uygun gazeteciliği ve gazetecileri desteklemesi de önem taşıyor. Mesleki kirliliğin önüne ancak elbirliğiyle geçebiliriz. Mesleğin eleman ihtiyacını sağlayan liseler ve üniversitelerin de basın kuruluşları ile daha etkin işbirliği içinde olmaları mesleğimizin güçlenmesinin de yararlı olacağı düşüncesindeyim” değerlendirmesiyle açıklamalarını tamamladı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/internet-haberciligine-duzenleme-sart-h584.html</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Oct 2021 00:10:42 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/internet_haberciligine_yasal_duzenleme_sart_h584_76c76.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu imtiyaz değil gönüllülük işi!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bu-imtiyaz-degil-gonulluluk-isi-h549.html</link>
      <description><![CDATA[Kırgızistan Fahri Konsolosu Bilal Tutuş, kendisi için ortak soy, dil, tarih, kültür ve dindaşlığın kendisi açısından bu görevi kabul etmesinde önemli olduğunu belirterek fahri konsolosluğun kişisel bir imtiyaz olmadığını gönüllülük esaslı kültürel ve ticari bağların kuvvetlenmesi adına önemli bir iş olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
</ul>

<p>Bursa Görüş gazetesi olarak kentteki fahri konsoloslar araştırmasının 6’ncı röportajını Kırgızistan Fahri Konsolosu Bilal Tutuş ile gerçekleştirdik. Batman Hasankeyfli olan 31 yaşındaki Bilal tutuş, genç bir iş insanı olarak Kestel Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir tekstil fabrikasını yönetiyor. Kürtçe,&nbsp; Arapça, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde ticaret yapabilen Tutuş, iş hayatının yanı sıra siyasi kimliğiyle de tanınıyor. Bursa’daki en genç fahri konsoloslardan biri olan başarılı iş insanı ile gerçekleştirdiğimiz röportaj, birbirinden önemli mesajlar içeriyor.</p>

<p>---</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluk süreciniz nasıl gerçekleşti?</b></li>
</ul>

<p>Kırgızistan Cumhuriyeti yetkilileri,&nbsp; Türkiye’de bir fahri konsolos görevlendirmek üzere Dış İşleri Bakanlığımızla temas halindeydi. Bu süreçte hem bakanlıklar hem de cumhurbaşkanlığı düzeyinde ortak bir kanaat belirlendi.&nbsp; Bize bir davet gerçekleşti, kabul ettik ve görevlendirme yapıldı.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, siz neden bir başka ülke değil de Kırgızistan’ı temsil görevini üstlendiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bunun birkaç sebebi var. Benim açından birincisi soydaş olmamızdır. İkincisi dindaşlık ve üçüncüsü de aynı dili konuşuyor olmamız. Baktığımızda ortak soy, dil, tarih, kültür ve dindaşlık benim için bu görevi üstlenmek açısından önemliydi.</p>

<ul>
	<li><b>Bu görevlendirme süreci ne kadar zaman diliminde gerçekleşti?</b></li>
</ul>

<p>Yaklaşık bir yıl sürdü.</p>

<ul>
	<li><b>Sizce fahri konsolosluk neden önemli?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye ve Bursa’da yaşayan Kırgızistan vatandaşları var. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde (BUÜ) 86 Kırgız öğrenci bulunuyor ki aralarında yüksek lisans ve dokta yapanlar da var. Aynı zamanda Ahıska Türklerinin de bir kısmı Kırgız olarak görünüyor. Tabi bir de İznik’te bir dernek yapılanması ve orada da yaşayanlar var. Türkiye sınırları içinde yaşayan Kırgızların sosyal ve ekonomik sorunlarına çözüm bulabilmek önceliklerimiz arasındadır. Onların doğum, ölüm, evlilik gibi durumlarında yanında olabilmektir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmeyi amaçlıyoruz; ülkeler arası tanınırlığı, turizm ve ticareti artırmak için çalışma görevimiz var. Bu açılardan fahri konsolosluk önemlidir. &nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>Türkiye ve Bursa’dan Kırgızistan’a yatırım yapanlar var mı?</b></li>
</ul>

<p>Mesela Cengiz Holding var. Bursa’dan da yatırım değil ama özellikle hazırgiyim sektöründe ticaret yapan firmalar var.</p>

<ul>
	<li><b>Kendi firmanızın Kırgızistan’da herhangi ticari bir teması var mı?</b></li>
</ul>

<p>Şuan için yok. Biz, iş insanlarıyız. Gerekli şartlar oluşursa tabi ki olabilir. Biz, firma olarak da ülkemiz adına fayda sağlamak ve iki ülke ticaretini artırmak için uygun olan her yerde yatırım yapmak isteğindeyiz. Firma olarak genç bir ekibiz, ancak gelenekçi yanımızı korurken yenilikçiliğe de açık bir yapıdayız. Bu nedenle gerekli şartlar oluşursa yatırımdan geri durmayız.</p>

<ul>
	<li><b>Kırgızistan ya da Türk Coğrafyasına ihracatınız var mı?</b></li>
</ul>

<p>Gerçekleştirdik. Dolaylı olarak Kırgızistan da ihracat yaptığımız ülkeler arasında yer alıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Genç bir iş insanısınız. Ve öyle sanıyorum ki Bursa’da en genç fahri konsolos sizsiniz. Şahsi manada bu sorumluluğun sizin başka bir anlamı var mı?</b></li>
</ul>

<p>İnsan, hayatta yaşı kadar değil yaşanmışlığı kadardır. Sizi, var eden bazı yaşanmışlıklar ve değerler vardır. Birçok kişi de genç olmam nedeniyle bunu soruyor, genelde de aynı cevabı veriyorum; araba yeni ama kilometresi fazla. İlkokul 1 ve 2’nci sınıfları Diyarbakır’da okudum. İlkokul 3’ten liseye kadar Denizli’de eğitim gördüm. Üniversiteyi Bursa’da okudum. Londra Coventry Üniversitesi’ni de yarıda bıraktım. Ben, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun kültürünü ve orada yaşanmışlığı da Egeli olmayı ve orada ticaret yapmanın nasıl bir iş olduğunu da çok iyi biliyorum. Keza şimdi Marmara’dayız, Bursa’da sanayicilik yapıyoruz ve burada yaşamanın, ticaret yapmanın ne demek olduğunu da çok iyi biliyorum. Tüm bu bölgelerin demografik yapılarını da biliyor ve anlıyorum. Ailem ticaretle uğraşıyordu. Bizler de ticarete yoğunlaştık. Babam, bölgede ticaret yapıyordu biz Ege’de başladık ve sonra dünyaya açılmaya başladık. Her türlü din, dil ve ırk ile ortak bir paydada buluşabilmenin ne demek olduğunu ticaretle öğrendik. Ticaret, bana insanlığın evrensel bir kavram olduğunu ve bunun bir dili, dini ve ırkının olmadığını öğretti. Dil, din ve ırk ayrımı yapmaksızın insanlığı; doğruluk, güvenilirlik ve sözünün eri olmak gibi olgular üzerinden tanımlamayı öğrendim. Bugün bir kabile toplumuna gidin ve eğer bu saydığım olgulara sahipseniz bir kabul görürsünüz.</p>

<ul>
	<li><b>Kırgızistan’a daha önce hiç gittiniz mi?</b></li>
</ul>

<p>Turist olarak bir kere gitmiştim. 27 yaşındaydım.</p>

<ul>
	<li><b>Bundan sonrası için planlarınız nedir?</b></li>
</ul>

<p>Planımız Kırgızistan’ın doğru kaynaklarını Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımıza kullandırtarak yatırım yapılmasını sağlamak. Büyükelçimizle birlikte Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) iş dünyası temsilcileriyle bir toplantı gerçekleştirdik. Bursa iş dünyasına Kırgızistan’da bir şirketin nasıl kurulabileceğini, vergilendirmenin nasıl olduğunu, hibeler hakkındaki bilgileri aktardık. Amacımız Bursa merkezli yatırımcıların Kırgızistan’a yatırım yapmasını sağlamak. Bunun için de iş adamı heyeti oluşturarak Kırgızistan’daki ilgili bakanlıklar ve oradaki iş adamlarıyla bir araya getirerek ticareti artırmak için atılımlar yapmak istiyoruz. Ve bunları çoğunlukla yüz yüze programlar olarak gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Uzun ve kalabalık toplantılar yerine odak bir heyetle 3 aylık periyotlarda bu ziyaretleri gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Sosyal açıdan da Bursa’da bir Kırgız Parkı yapmak istiyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Siyasi bir kimliğiniz de var. Bu görevi almanızda bir etkisi oldu mu? Şimdiki siyasi kimliğinizden bahseder misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bir etkisi olmadı, ikisi birbirinden bağımsız. Ben, 2011 yılında 21 yaşındayken AK Parti’de gerçekleşen kongrede il gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği, ardından yine gençlik kollarında il başkan yardımcılığı yaptım. Uzun yıllar orada görev yaptık. Sonrasında tekrardan çağrılarak Şubat 2021’de yapılan kongrede AK Parti il yönetim kurulu üyeliği ve dışişleri başkan yardımcılığı görevine getirildim.</p>

<ul>
	<li><b>Kırgızistan ekonomisi ve yatırım ortamıyla ilgili bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Kırgızistan’da GSYH 7 milyar. Kişi başına milli gelir bin 174 dolar. Ülke ekonomisinde tarım, sanayi, enerji, turizm, bilgi teknolojileri ve madencilik sektörleri öne çıkıyor. İşsizlik seviyesi yüzde 5,5. Okuryazarlık oranı yüzde 99,5. Yükseköğretim kurum sayısı 51. Kırgızistan’da KDV yüzde 12, gelir vergisi yüzde 10, kar vergisi yüzde 10 ve ortalama maaş 230 dolar. Ülkede enerji ucuz. Hem kendi içinde hem de çevresinde geniş bir pazar var.</p>

<ul>
	<li><b>Sizinle birlikte ülke genelinde bu göreve bulunan kaç kişi var? </b></li>
</ul>

<p>Şuan sadece ben varım. Önümüzdeki süreçte Elazığ’da ticaret sanayi odası başkanı konsolosluk görevi yapacak. Şuan görüşmelere başlandı. Bolu ve Alanya’da da bir görevlendirme için süreç yürüyor. Onlarda görevlendirildiğinde 4 kişi olacak. Fakat şuan resmi olarak Türkiye’de Kırgızistan Fahri Konsolosluğu görevini yürüten tek kişiyim.</p>

<ul>
	<li><b>Büyükelçi de Bursa’yı ziyaret etti. Ve heyet olarak çeşitli temaslarda bulundular. Kırgızistan yetkilileri, Bursa hakkında ne düşünüyor?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’yı çok seviyorlar. Büyükelçimiz, Osmangazi Belediyesi’nin yaptırdığı Fetih Müzesi’ni ziyaretimizde oradaki oba ve çadırları görünce ‘Bu bizim ortak tarihimizin göstergesi’ dedi.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa, 2022 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçildi. Ve bu kapsamda çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Siz, o süreçte neler yapacaksınız?</b></li>
</ul>

<p>İznik’te Kırgız ve Türk tarihinin anlatıldığı bir festival düzenleyeceğiz. Şuan planlama ve hazırlık sürecindeyiz.</p>

<ul>
	<li><b>Neden İznik?</b></li>
</ul>

<p>İznik bizim ortak paydamız. İznik’te bir Kırgız anıtı var. Savaşta Osmanlı ile birlikte aynı safta çarpışıp şehit olmuş askerler adına dikilmiş anıt gün yüzüne çıkarıldı. Etkinlikleri de bu nedenle orada yapacağız.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’daki üniversite öğrencileriyle ilgili düşünceniz nedir? Onlar için ne tür çalışmalar yapacaksınız?</b></li>
</ul>

<p>Önümüzdeki süreçte rektör beyle birlikte öğrencilerle bir araya gelmek için bir kahvaltı düzenleyeceğiz. Burada okuyan öğrencilerin, ülkelerine dönmekten ziyade Türkiye’de kalması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ortak bir dil ve tarihimiz var. Türkçeyi çok iyi konuşuyorlar ve iki ülke için Türkiye’de faydalı işler yapabileceklerine inanıyorum. Tabii ki eğitimi burada alıp sonrasında kendi ülkesine dönmek isteyenler olacaktır ama ben bu öğrencilerin iki devlet arasında köprü olabileceklerine inanıyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluğun kişisel bir imtiyaz olduğuna yönelik düşünceler de var. Siz bu konuda neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>Bu görevin bir imtiyazı yok, bizim maaşımız veya kırmızı pasaportumuz yok. Hatta bize verilen, cumhurbaşkanımızın imzaladığı buyrultuda “…şahıs adına girişeceği işlemler hariç olmak üzere bu görevin yasal öncelik ve ayrıcalıktan yararlanmasına…” diye bir ibare vardır. Yani bu görevi, şahsınız adına kullanamazsınız. Gönüllülük esaslı bir iştir. Zaten bu görev seçim yapılırken de buna dikkat edilir.</p>

<ul>
	<li><b>Genç bir iş insanısınız. Sizi, hem siyasette hem iş hayatında hem de kamusal alanda bu görevleri üstlenmeye yönelten düşünce nedir?</b></li>
</ul>

<p>Kendimi tanımaya başladığım yaşlardan itibaren kendimi, ailemi, devletimi ve milletimi sorguluyorum. Bu kavramlar için ‘nasıl daha faydalı olabilirim, nasıl daha çok emek verebilirim, nasıl hizmet edebilirim’ diye düşünüyorum. Bu yüzden de bizim için ticarette asıl önemli olan ülkemizin menfaatidir. Siyaset yaparken de sadece siyaset yapmış olmak için değil ‘devletimize, milletimize nasıl fayda sağlarız’ diye düşünerek yapıyoruz. Fahri konsoloslukta da hem kendi ülkemizin hem de temsil ettiğimiz ülkenin menfaatlerini korumayı ve fayda sağlamayı amaçlıyoruz. Ve Bu çerçevede bakıp, hareket ediyoruz. Bir insan; annesiz, babasız, kardeşsiz, çocuksuz yaşayabiliyor ama eğer devletsiz olursanız sahipsiz olursunuz. Bizim, Allah’tan sonra sığındığımız yegâne limanımız devletimiz. Başınız dara girdiğinde devletimizin polisi size hizmet verir, hasta olduğunuzda devletin hastanesinden faydalanırsınız. O yüzden devletimiz çok önemli ve kutsaldır. Türkiye, her zaman beklenen bir ülke olmuştur. Tarih boyunca Türkiye, her zorda olan millete kendi şartları ve imkânları gereğince yardım etmeye çalışmıştır. Bizim kültürümüz bu, kapımız yardım için çalındığında yardım ederiz. Bu vatandaşa, halka ve aileye sirayet etmiştir. Bunu korumak da çok önemlidir.</p>

<ul>
	<li><b>Bir iş insanı, siyasetçi ve fahri konsolos olarak sizinle aynı kuşakta bulunan gençlere bir mesaj ya da tavsiyeniz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yapmak istedikleri ve hedefleri için bir eylem planı hazırlasınlar ve ideallerine göre adım atsınlar. Ben, ülkemiz adına beyin göçünü tasvip etmiyorum ve bu ülke topraklarının yetiştirdiği gençlerin yurtdışında gidip oradaki şirketlerde çok ciddi işler yaptığını görüyorum ve buna üzülüyorum. Gençlerin kendi ülke şirketlerine hizmet etmeleri gerektiğini düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Beyin göçünün sadece ekonomik nedenlerle değil bir takım sosyal kaygılarla da gerçekleştiği görülüyor. Siz bu noktada Türkiye’nin durumunu nasıl değerlendirirsiniz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’de çok fazla yabancı firma var yatırım yapan ve hala binlerce şirket, Türkiye’ye yatırım amaçlı geliyor. Türkiye’de yatırım yapılabilecek şartlar oluşmasa bu şirketler gelmezdi. Şartların beyin göçünü gerçekleştirecek kadar problem olduğunu düşünmüyorum. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, bu ülkede yaşadım ve kaos ortamı olsa da gitmem. Ülkemin yanında durup ülkemi daha ileri taşımam gerekir. Eğer bir problem varsa daha iyisini yapmak için gerekli bilgiye, birikime, donanıma sahip olun ve daha iyisini yapın. Yani bunu şuna benzetiyorum: aile içinde kavga var, siz ailenizi mi terk edeceksiniz? Şirketiniz batıyor, şirketi terk mi edeceksiniz, yoksa şirketi daha ileriye taşımak adına mı uğraşacaksınız? Annenizi babanızı ret mi edeceksiniz? Devletiniz de öyledir. Bu uğurda sonuna kadar savaşmalısınız.</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluk bina açılış töreninizde geniş katılımla gerçekleşti. Birçok önemli isim o gün buradaydı. Bu konuda neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>O gün bizi yalnız bırakmayan isimlerin çoğu ile biz siyasette yol arkadaşlığı yapıyoruz. Hepsi değerli abilerimiz ve tanışıklığımız çok eskiye dayanıyor. Onlar da kardeşlerini yalnız bırakmamak adına o gün yanımızda oldular ve çok olumlu değerlendirmelerde bulundular. Herkese teşekkür ediyorum.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bu-imtiyaz-degil-gonulluluk-isi-h549.html</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Oct 2021 22:04:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/bu_imtiyaz_degil_gonulluluk_isi_h549_a37a9.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uluabat çevresi imara mı açılıyor?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/uluabat-cevresi-imara-mi-aciliyor-h548.html</link>
      <description><![CDATA[Ramsar Alanı olarak uluslararası koruma altında bulunan Uluabat Gölü’nün yeni yönetim planıyla birlikte çevresindeki koruma bandının daraltılarak imara açılacağı iddia edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><span style="font-size:16px;"><strong>N. Nuri Yavuz</strong></span></li>
</ul>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı 2’nci Bölge Müdürlüğü Bursa Şube Müdürlüğü, bu hafta 2021-2026 dönemini kapsayacak ‘Uluabat Gölü Sulak Alanı Yönetim Planının Hazırlanması Projesi Çalıştayı’ düzenleyecek.</p>

<p><strong>GÖLÜN GELECEĞİ</strong></p>

<p>Çalıştayda sulak alanın işlev ve değerlerinin korunmasına yönelik olarak alan ve projeyle ilgili bilgi paylaşımında bulunulacak, taslak revize planı sunulacak ve paydaş kurumların görüşleri alınacak. Çarşamba ve Perşembe günleri gerçekleştirilecek çalıştayda Uluabat’ın geleceği masaya yatırılacak.</p>

<p><strong>5 YILLIK PLAN</strong></p>

<p>Müdürlükçe ilgili kurumlara gönderilen davet metninde “…ilimiz sınırlarındaki tek Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olan ve Ramsar (Sulak Alanların Korunması) Sözleşmesi ile korunan Uluabat Gölü Sulak Alanı için, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin "Yönetim Planlarının hazırlanması ve uygulanması" başlıklı 26. maddesi uyarınca, ilki 27.12.2002 tarihinde yürürlüğe girmiş ve beşer yıllık sürelerle revizyonu yapılmış olan Uluabat Gölü Sulak Alan Yönetim Planı'nın 2021-2026 yılları için gerekli olan revizyon çalışmalarına başlanmıştır” ifadelerine yer verildi.</p>

<p><strong>İMARA AÇILIYOR</strong></p>

<p>Uluabat’ın korunması adına yıllardır mücadele eden bazı yetkili isimler, inceledikleri taslak revize planda Uluabat çevresindeki koruma bandının daraltıldığını tespit ettiklerini belirterek ‘Göl çevresinde imarın önü açılıyor’ değerlendirmesinde bulundu. Söz konusu bölgede yapılaşmanın Uluabat’ın doğal dokusuna zarar vereceğini vurgulayan uzmanlar, yıllardır birçok kez imara açılmak istenen ve çeşitli girişimlere konu olan bölgenin korunmasının, kentin geleceği açısından hayati nitelikte önemli olduğunu söylüyor. ‘Uluabat’ı korumayacaksak nereyi koruyacağız’ diyen uzmanlar, kenti dinamiklerini, Bursa’nın doğal hazinesine sahip çıkmaya davet etti.</p>

<p>---</p>

<p><strong>RAMSAR ALANI NEDİR?</strong></p>

<p>İran’ın Ramsar kentinde 1971 yılında imzalanan ve kentin adıyla anılan Ramsar Sözleşmesi kapsamında uluslararası koruma altında olan alanlara denir. Türkiye, 1994 yılında sözleşmeye taraf oldu. Türkiye sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’ni 2002 yılında uygulamaya aldı.</p>

<p><strong>TARİHSEL SÜREÇ</strong></p>

<p>Sözleşme kapsamında Türkiye’de, 1994 yılında Balıkesir’de Kuş (Manyas) Gölü, İçel’de Göksu Deltası, Burdur’da Burdur Gölü, Kırşehir’de Seyfe Gölü, Kayseri’de Sultan Sazlığı olmak üzere toplam 5 alan Ramsar alanı olarak ilan edildi. 1998 yılında Adana Akyatan Lagünü, Bursa Uluabat Gölü, İzmir Gediz Deltası, Samsun’da Kızılırmak Deltası; 2005 yılında Konya’da Meke Maarı, Adana’da Yumurtalık Lagünleri, 2006 yılında Konya’da Kızören Obruğu ve 2009 yılında da Kars’ta Kuyucuk Gölü Ramsar Alanı listesine eklendi.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/uluabat-cevresi-imara-mi-aciliyor-h548.html</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Oct 2021 22:01:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/uluabat_cevresi_imara_mi_aciliyor_h548_5c053.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kırsal sayfiye alanı olarak görülmemeli]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kirsal-sayfiye-alani-olarak-gorulmemeli-h545.html</link>
      <description><![CDATA[Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nde değişiklik yapıldı. Bu göre büyükşehir sınırı içinde yer alan köylerde yapılaşma sınırı 100 metreden 300 metreye çıkarıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir parselde çok sayıda yapı inşasını engelleyen madde esnetildi ve bin 500 metrekareden büyük parsellerde birden fazla yapılmasının önü açıldı. Taban alanı 75 metrekareyi ve 2 katı geçmemek üzere yapılacak konutlar için ruhsat zorunluluğu kaldırıldı. Daha önce uygulanan köylere yapı yapabilmek için aranan köy nüfusuna kayıtlı olma veya köyde sürekli ikamet şartları kaldırıldı.</p>

<p>Konuyla ilgili açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Prof. Dr. Erkan Yaslıoğlu, “Kovid-19 salgınıyla birlikte kentlilerin köye olan ilgisi arttı. Bu değişikliğin o talepten ortaya çıkıp çıkmadığının sorgulanması gerekiyor. Ziraat Mühendisleri Odası olarak her zaman köy nüfusunun yaşlılardan oluşması, köylerde tarımın yaşlılarca yürütülmesi ve genç kuşakların köyde olmamasından şikâyet ediyor ve kentten köye göçe olumlu bakıyoruz. Ancak bizim istediğimiz bu şekilde bir göç değil. Yani kırsal alanı bir sayfiye yeri gibi değil de bir üretim yeri olarak görülmeli ve göç edenler de üretime katılmak için gelmeli. Kırsalda üretim yapacakların önü açılmalı ve onlar teşvik edilmeli. Tarımla ilgili devrim niteliğinde kararlar alınması gerekiyor. Bursa’da kırsal açısından bir Çevre Düzeni Planı olmaması büyük bir kayıptır” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kirsal-sayfiye-alani-olarak-gorulmemeli-h545.html</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Oct 2021 21:56:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/kirsal_sayfiye_alani_olarak_gorulmemeli_h545_4807e.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖİV Gözden Geçirilmeli]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/oiv-gozden-gecirilmeli-h544.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’de veri hizmetleri ve internet teknolojileri sektöründe faaliyet gösteren PenDC’nin Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ünal, “Ülkemizde bilişim sektörünün gelişmesi için internetten alınan Özel İletişim Vergisi (ÖİV) gözden geçirilmelidir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><strong>N. Nuri Yavuz</strong></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki DSP, ANAP ve MHP hükümeti tarafından 17 Ağustos 1999 depremi sonrası Meclis’e sunulan ek vergiler yasa tasarısıyla gündeme gelen ve 12 Kasım 1999 Düzce depremi sonrası TBMM’den geçen Özel İletişim Vergisi (ÖİV), 2003’ten itibaren kalıcı hale geldi. Ülke kamuoyunda tartışmalara neden olan ÖİV’in özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasını ve bilişim sektörünün gelişimini engellediği düşünülürken Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, geçen mayıs ayında son 20 yılda 72 milyar 996 milyon 502 bin lira Özel İletişim Vergisi (ÖİV) toplandığını açıkladı. Bu verginin bilişim sektörünü nasıl etkilediğini Bursa merkezli olarak hizmet veren ve birçok ülkeye yazılım ihracatı yapan PenDC şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ünal’a sorduk.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>EN BÜYÜK MALİYET</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bilişim sektöründe en önemli maliyetlerin internet ve elektrik olduğunu vurgulayan Murat Ünal, “Elektrikte bir nebze olsun iyi bir durum var. Elektrik şirketleriyle yapılan ikili anlaşmalarla makul bir fiyat yakalanabiliyor. Ancak internette ciddi sıkıntılar var. Özellikle Özel İletişim Vergisi (ÖİV), sektörü olumsuz etkiliyor. Ülkemizde bilişim sektörünün gelişmesi için internetten alınan ‘Özel İletişim Vergisi’ gözden geçirilmelidir. Güney Kore’nin ekonomisini nasıl büyüttüğüne baktığınızda 1 Megabit internetin ücretsiz olduğunu görürsünüz. Güney Kore bunu eve veriyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>PERSONEL SORUNU</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sektörde nitelikli personel sorunu yaşandığını belirten Ünal, “Bu sıkıntı, eğitimden kaynaklanıyor. Eğitim sistemi, özellikle bilgisayar ve yazılım tarafında yeterli değil. Oğlumdan bir örnek vereyim; bilgisayar mühendisliği bölümünde okurken bir yazılım dili olan ‘basic’ten sınava girdi. O yazılım dili bundan tam 25 yıl önce kullanılıyordu. Ve 2-3 yıl içinde uygulama dışında kaldı. Bizim üniversitelerimizde tedavülden kalkmış bir yazılım dilinden sınav yapılıyor. Bizim, bu altyapı ve eğitim süreciyle dünya devlerine kafa tutmamız zor. Ben bunları, üniversitelerde görüştüğümüz akademisyenlere de söyledim. Üniversitelerde piyasanın gerçekliğinden kopuk eğitim sürecinden çıkan gençlerin de işe uyum sağlaması ya mümkün olmuyor, ya da çok uzun sürüyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>HERKES YAZILIMCI OLABİLİR</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kendisinin de 25 yıl önce alaylı olarak yazılımcı olarak bu işe başladığını açıklayan Ünal, “Bütün hayatımı yazılımla kazandım. 25 yıldır bu işi yapıyorum ve son 20 yıldır bilfiil sunucu yönetiyorum. &nbsp;25 yıl önce Erzurum Atatürk Üniversitesi İktisat bölümünü kazandım ve 3 ay sonra bıraktım. Muhasebe alanında yazılım yapan bir firmada bir nevi ofis boy olarak işe başladım ve orada öğrendiğim işi bu noktalara taşıdım. Bugün şirketim, yazılım ihracatı yapıyor. Ciromuzun yüzde 99,75’ini yurtdışı müşterilerimiz oluşturuyor. Benim yazılıma başladığım dönemlerde alaylı olarak bu işi öğrenmek ve yapmak daha zordu. Şimdi daha kolay diye düşünüyorum. Yazılım, çok yetenek gerektiren bir iş değil. Her isteyen ressam, heykeltıraş olamaz. Ama bugün her isteyen insan, yazılımcı olabilir” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>PenDC YURTDIŞI ODAKLI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa merkezli olarak son 10 yılda ağırlıklı yurtdışına yönelik çalıştıklarını söyleyen Murat Ünal, PenDC hakkında şu bilgileri paylaştı: “Arnavutluk, Fas, Portekiz, Malta, Kosova gibi ülkelerde hem yazılım hem de sunucu hizmeti verdiğimiz büyük şirketler var. Çok ciddi projelere imza attık. Örneğin Arnavutluk postanesinin bir modülünü yazdık ve sunucularını verdik.&nbsp; Ve hâlâ çalışıyoruz onlarla yaklaşık 5 sene oldu. Müşteri portföyümüzde farklı ülkelerden mobilya, tekstil, otomotiv, toptan alışveriş gibi birçok sektörden firma var. Ülkemizde ise şirketlerin yanı sıra Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Bergama Ticaret Odası, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası gibi kurumlara da hizmet veriyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><strong>EKİBİMİZ GÜÇLÜ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yazılımda güçlü bir ekibe sahip olduklarını savunan Murat Ünal, “Şuan 45 kişilik bir ekibiz. Bunun 11’i Hindistan’da. Türkiye saatiyle ücretli personelimiz olarak çalışıyorlar. Merkez ofisimizde de 34 kişi çalışıyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">PenDC olarak teknik alanda hizmet verdiklerini vurgulayan Ünal, “Firmanın ihtiyacına göre yazılımı hazırlıyoruz sonra da o yazılım için gerekli olan sunucu ve yedeklemeyi sunuyoruz. Yaptığımız iş en yalın anlatımla şu; biz, bir firmanın kendi işleyişini elektronik ortama taşıyoruz. Teknoloji çağındayız ama hâlâ defter kalem ya da bir tık üstü Excel ile hareketlerini takip eden firmalar var. Stoklarını, maliyetlerini, geleneksel yöntemle takip ediyorlar ve bunlar dağınık yapıda. Bir örnek verelim. Bursa’da dokuma yapan bir tekstil fabrikası düşünün. İplik stokunu takip eden aslında depoculardır. Muhasebe ayağında finans müdürü var, o da gelir-gider hesaplamalarını yapar. Firmalar 3 veya 4 bağımsız noktadan üretim yönetimi yapıyor. Bir nokta hammaddeyi, bir nokta finansı, bir nokta satışı yönetiyor gibi… Bizim oluşturduğumuz sistem; üretim, finans ve stok yöneticisini tek bir panelde birleştiriyor. Firmalara özel butik yazılımlar hazırlıyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İHTİYACA GÖRE YAZILIM</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ürettikleri yazılımların piyasadaki hazır yazılımlardan farkına ilişkin Ünal, şu değerlendirmede bulundu: “Piyasada bu konuda hâlihazırda çok sayıda yazılım var. Bu yazılımların avantajları da dezavantajları da var. Birçok sektörde denenmiş ve oturmuş olmaları bir avantaj. Fakat sizi belli bir kalıba sokmaya çalışması en büyük dezavantajı. Bu yazılımlarda esneklik sıfır düzeyindedir. Ayrıca bu yazılımlar genel geçer yazılım olarak hazırlandı. Bu yazılımlar, farklı sektörlere uyarlanabilir ama gerçekte her sektörün üretim süreçleri ve ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Ki bazen aynı sektördeki firmaların bile üretim süreçleri ve ihtiyaçları farklı olabiliyor. Biz, işte buradan hareketle firmaların ihtiyacına göre yazılım üretiyoruz. Biz, önce firmanın süreçlerini inceliyoruz. Bir firma için bizim yazılıma başlamamız minimum iki ay sürüyor. Ki firmanın yapısına göre bu sürenin daha uzun sürdüğü de oluyor. Yazılıma başlamak için yaptığımız görüşme ve incelemelerin 4 ay sürdüğü firmalar bile var. Süreç şöyle işliyor; ekip arkadaşlarımız firmaya gidiyor ve bütün birimlerle toplantılar yapıyor. Sonra birimlerle tek tek toplantılar yapıyor, üretimin tüm süreçlerini inceliyoruz. Ve insanların kendi alışkanlıklarını bozmadan, defteri yerine tablete geçmelerini sağlıyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><strong>COĞRAFİ YEDEKLEMEDE TEK FİRMAYIZ</strong></p>

<p style="text-align:justify">‘Veri güvenliği konusunda en rahat firma biziz’ iddiasında bulunan Ünal, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bugün operatörler dâhil coğrafi yedeklemeyi tamamlamış tek şirketiz. Coğrafi yedekleme şu demek; buradaki sistemde yer alan verilerin bölge dışında bir yerde yedeklenmesidir. Biz, Erzurum’da Atatürk Üniversitesi ve Sivas’ta da Cumhuriyet Üniversitesi ile sözleşme yaptık. Ve her iki üniversitede de sistem kurduk. Onlara yer, elektrik ve internet için ücret ödüyorum aynı zamanda onlara bu sistemde ücretsiz yedekleme imkânı sunuyorum. Her gün buradaki merkezde bulunan verilerin bir kopyası, her iki üniversitede de kurduğum pasif yedekleme alanında şifreli olarak aktarılıyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><strong>KOVİD-19 SALGINI YATIRIMI ATEŞLEDİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">PenDC Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ünal; açıklamalarını, salgının sektöre etkileri üzerine yaptığı değerlendirme ile tamamladı: “Salgın dönemi, dijitale yönelimi artırdığı için yeni yatırımlar için ateşleyici oldu. Hem nicelik hem de nitelik açısından yazılım sektöründe küresel ve ulusal bazda yatırımlar hayata geçirildi. Salgın, iş yapış şekillerini de değiştirdi doğal olarak. Biz yazılım sektöründe ofis dışında uzaktan çalışmaya da odaklı olduğumuz için adaptasyon süreci yaşamadık. Tüketim alışkanlıklarını da değiştiren salgın nedeniyle çeşitlenen taleplere yetişebilmek için hem insan gücü hem de teknoloji yatırımları artık daha da önemli hale gelmiştir.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/oiv-gozden-gecirilmeli-h544.html</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Oct 2021 21:53:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/oiv_gozden_gecirilmeli_h544_df50f.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göçün bin türlü derdi var en hafifi ölümdür!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gocun-bin-turlu-derdi-var-en-hafifi-olumdur-h450.html</link>
      <description><![CDATA[Göç, ağır dramların yaşandığı bir olay ve Bursa, Türkiye’de göç konusunun en canlı tanıklarından olan kentlerden biridir. Geçmişte Türk soylulara kucak açan Bursa, son yıllarda Suriyelileri ağırlıyor. Konu kimilerince çatışmaya ve bir cereyana dönüştürülse de ortada bir göçmenin dile getirdiği hakikat duruyor: Göçün bin türlü derdi var, en hafifi ölümdür!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><span style="font-size:16px;"><strong>N. Nuri Yavuz</strong></span></li>
</ul>

<p>Türkiye, son yıllarda yoğun bir göç akınına sahne oluyor. Hem tarihi manada Osmanlı bakiyesi olarak görülmesi hem coğrafi olarak Avrupa’ya geçiş güzergâhında bulunması hem de Ortadoğu ülkelerine göre refah ve güvenliğin daha yüksek seviyede bulunması Türkiye’yi bir çekim merkezi haline dönüştürüyor. Öyle ki artık göçmenlerin birçoğunun önceliği Avrupa’ya geçmek değil Türkiye’ye yerleşebilmek olduğu gözleniyor. Göçmenlerin yerleşikliği de giderek alevlenen bir tartışma olarak sıcaklığını koruyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SİYASETİN GÜNDEMİNDE</b></p>

<p style="text-align:justify">Son dönemde Afganistan’dan ve daha öncesinde ise özellikle 2011’de başlayan iç savaş nedeniyle Suriye’den Türkiye’ye yönelen göçmen akımı, ülkede hem sosyo-kültürel hem de sosyo-ekonomik şartları etkiledi. Bölgesel bir sorun olmaktan çıkan ve küresel bir krize dönüşen göç konusu, siyasetin de öncelikli konuları arasına yerleşti. İktidarından muhalefetine birçok siyasi organizasyon, göçe ve göçmenlere ilişkin politika beyanında bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>NE DÜŞÜNÜYORLAR?</b></p>

<p style="text-align:justify">Bilhassa Avrupa’da salgın öncesinde de var olan ırkçı ve göçmen karşıtı tutum, salgın sonrası daha da yaygınlık kazanırken Türkiye’de de göçmenlere kimi kesimler ılımlı, kimi kesimler ise sert yaklaşımlar sergiledi, sergilemeye devam ediyor. Sosyolojik bir araştırmanın konusu olan bu tutumların dışında Bursa Görüş olarak 21’inci yüzyılın en büyük insanlık dramı olarak gösterilen ve milyonlarca insanı evinden koparan Suriye İç Savaşı nedeniyle Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan ve Bursa’da yaşayan Suriyelilerin ne düşündüklerini araştırmaya başladı. Ve İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün güncel rakamları üzerinden Bursa’daki tablo incelendi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÜLKE İSTATİSTİKLERİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de Suriyelilerin sığındığı kamplar, geçici barın merkezi olarak adlandırılıyor. Bu merkezlerden Adana, Kahramanmaraş, Kilis ve Osmaniye’de birer tane; Hatay da ise 3 tane bulunuyor. İstatistiklere göre bu merkezlerde 53 bin 611 bin Suriyeli yaşıyor. Kayıtlı Suriyelilerin 3 milyon 647 bin 973'sinin barınma merkezleri dışında şehirlerde ikamet ettiği görülüyor. En fazla Suriyelinin bulunduğu iller sıralamasında Bursa yedinci konumda bulunuyor. İlk sırada 532 bin 726 Suriyelinin yaşadığı İstanbul var. Sırasına göre Gaziantep’te 457 bin 890; Hatay’da 436 bin 861; Şanlıurfa’da 425 bin 564, Adana’da 254 bin 65, Mersin’de 234 bin 299 Suriyeli ikamet ediyor.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>YAŞLARA GÖRE DAĞILIM</b></p>

<p style="text-align:justify">Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin 1 milyon 998 bin 760’i yani yüzde 54’ü erkeklerden, 1 milyon 717 bin 153’ü yani yüzde 46’sı ise kadınlardan oluşuyor. Yaş dilimi açısından çocuklar ve gençler Suriyelilerin çok büyük bir bölümünü oluşturuyor. Ülke genelinde 0 ile 14 yaş arasındaki Suriyelilerin sayısı, 1 milyon 503 bin 97 olarak görünüyor. 15 ile 18 yaş diliminde 258 bin 87 Suriyeli var. 19-24 yaş arasında 500 bin 628, 25-29 yaş arasında 384 bin 172, 30-34 yaş arasında 289 bin 704, 35-39 yaş arasında 224 bin 602 Suriyeli bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÜLKESİNE DÖNENLERİN SAYISI</b></p>

<p style="text-align:justify">İçişleri Bakanlığı 15 Eylül 2021’de ülkesine dönem Suriyeli sayısını 462 bin 26 olarak açıkladı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Haziran 2021’de yapılan açıklamada 2021-2022 döneminde üniversitelerde okuyan Suriyeli öğrenci sayısının 48 bin 192 olduğu duyurdu. MEB; anaokulunda 35 bin 707, ilkokulda 442 bin 817, ortaokulda 348 bin 638, lisede 110 bin 976 olmak üzere toplam 771 bin 428 Suriyeli öğrenci bulunduğu bildirdi. Eğitim çağında olup okula gitmeyenlerin sayısı ise 432 bin 956.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA 181 BİN SURİYELİ VAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Göç İdaresi verilerine göre Bursa’da ‘Geçici Koruma Statüsü’nde bulunan 181 bin 661 Suriyeli yaşıyor. Uluslararası kanunlar gereği ‘Geçici Koruma’da bulunan göçmenler, gönüllü değilse zorla geri gönderilemez. Göç İdaresi yetkilileri, Türkiye’de bu statüdeki herkesin parmak izinin alındığı ve kayıt altında bulunduğu, devletin de adreslerine kadar kimin nerede yaşadığını bildiğini söylüyor. Yine yetkililerin açıklamasına göre Bursa’nın da aralarında bulunduğu 22 il, şuan mücbir sebepler dışında yeni Suriyeli nakli ve kaydına kapalı durumda bulunuyor. Öte yandan Bursa’da düzenli göçmen sayısı ise 42 bin 888. Bu sayının içinde Ahıskalılar da Suriyeliler de çalışma izniyle gelenler de evlenip gelenler de okumaya gelen öğrenciler de var.</p>

<p style="text-align:justify"><b>5 BİN MÜKELLEF BULUNUYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Yetkililer, Hazine’den hiçbir yabancıya nakdi yardımda bulunulmadığını, Kızılay kartı ya da Avrupa Birliği (AB) fonlarıyla finansa edilen yapılarca destek verildiğini bildiriyor. Bursa’da vergi mükellefi olan 5 bin civarında Suriyeli bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/işci-2_1.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>KAYIT DIŞI ÇALIŞYORLAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 2020 yılında yayınladığı son verilere göre Suriyelilerin yüzde 97’si kayıt dışı çalışıyor. ILO raporuna göre Suriyelilerin yüzde 46'sı İstanbul'da çalışıyor. Bu kenti Adana (Yüzde 9), Bursa (Yüzde 9), Gaziantep (Yüzde 7), Hatay (Yüzde 5), Konya (Yüzde 4), Şanlıurfa (Yüzde 3) ve İzmir (Yüzde 3) takip ediyor. Sigortalı çalışan Suriyeli sayısı ise 13 bin dolaylarında görünüyor. Bursa’da Suriyeliler, Yıldırım ve Gürsu’da yoğunluklu ikamet ediyor ve genelde Yıldırım’da çalışıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ANA TARTIŞMALAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’deki yaşanan işsizliğe rağmen iş dünyası temsilcileri, işgücü piyasasının Suriyelilere ihtiyacı olduğunu savunurken ‘Ülkemizde iş beğenmeme var’, ‘İş var ama çalışacak eleman bulamıyoruz’, ‘Suriyeliler olmasa işler aksar’ şeklide ifadeler kullanıyor. Bu ifadelere karşılık kamuoyunda göçmenlere yönelik tepkisel yaklaşımlar da dikkat çekiyor. Özellikle siyasilerin göç politikaları üzerinden dile getirdiği ‘Geri göndereceğiz’ çıkışları da öne çıkıyor. Tüm bu yaklaşımlar, ırkçı bir tutum olarak tartışmalara konu oluyor. Peki, göçmenler bundan nasıl etkileniyor? Ne düşünüyorlar? Ne istiyorlar? Ne yapıyor ve yapacaklar? Gibi merak ettiğimiz konulardaki soruları Vişne Caddesi’nde şirketi bulunan Suriyeli genç iş insanı Abdulhamid Fardosi’ye sorduk.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Abdulhamid-Fardosi.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>‘SURİYE’YE DÖNMEK İSTEMEM’</b></p>

<p style="text-align:justify">Vişne Caddesi’nde bulunan işyerinde ziyaret ettiğimiz Suriyeli genç iş insanı Abdülhamid Fardosi, akıcı bir şekilde Türkçe koşabiliyor. Fardosi, günün birinde Suriye’de normalleşme yaşanırsa anne ve babasının döneceğini ama kendisinin çocukluğunun Bursa’da geçtiğini ve tüm çevresinin burada olduğunu belirterek dönmek istemeyeceğini söyledi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA EĞİTİM ALDI</b></p>

<p style="text-align:justify">Halep’ten 2013 yılında ailesiyle birlikte 14 yaşında iken Hayat’a sınırdan pasaportlu olarak giriş yapan Abdulhamid Fardosi, bugün 25 yaşında ve Vişne Caddesi’nde ticaretle uğraşıyor, şirketi tüm dünyaya ev tekstili ihraç ediyor. Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra önce Edirne’ye sonra Mersin’e son olarak da 2014 yılında Bursa’ya yerleşen ailesiyle birlikte yaşayan Fardosi, lise eğitimini Bursa’da bir imam hatip lisesinde tamamladı; Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Çalışma Ekonomisi bölümünü kazandı ancak ticari hayatı tercih ederek üniversiteyi 2’nci sınıfta bıraktı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BİR DÜŞMANIMIZ YOK!</b></p>

<p style="text-align:justify">Suriye’de savaşın en son Halep bölgesine geldiğini söyleyen Fardosi, “Halepliler savaşa girmeyi istemiyordu. Çünkü malımız mülkümüz var, fabrikalar çalışıyor, işler iyiydi. Savaş diyorlar ama aslında Suriye’de insanlar birbirini öldürüyor. Yani dışardan gelen bir düşmanımız yok!” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÖLMEKTEN DEĞİL ÖLDÜRMEKTEN KAÇTIK</b></p>

<p style="text-align:justify">Fardosi, “Çatışmalarda Müslüman Müslümanı öldürdü. İki taraf da ‘Allah-u Ekber’ diyordu. Yani aslında biz birbirimizi öldürüyoruz. Biz de baktık ki bizim belli bir düşmanımız yok yani Amerika veya Rusya girse ve ‘size savaş açacağız’ deseydi kimse ülkeyi terk etmezdi. Suriyeliler ölmekten değil öldürmekten kaçtı. Çünkü karşımızdaki de bir Müslüman. Türkiye’de bu konuda çok soruya cevap verdim. Genelde herkes ‘ülkeyi bırakıp kaçtılar, hainler’ diye bakıyor ama bunu anlatınca bize hak veriyorlar” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇOCUKLARI KAÇIRIYORLARDI</b></p>

<p style="text-align:justify">Savaşta kendi ailesinden de kayıplar yaşadıklarını belirten Suriyeli genç Fardosi, “Babamın ve annemin kuzenleri ve onların ailelerini bomba saldırısında kaybettik. Bir de çok fazla kaçırma olayı yaşandı. Fidye almak için çocuk kaçırıyorlardı. Ortada bir devlet kalmadığı için ne kadar kötü insan varsa piyasaya çıktı. Sen ne yapıyorsun diyen olmadığından herkes istediğini yapıyordu. Elinde silah var mı? Var tamam o zaman. Ben, orada yaklaşık 6-7 ay savaşı yaşadım. Bomba sesleri ve tehlikesi altında yaşıyorduk. Elektrik ve su yok. Ben 30’ar litrelik iki bidonlar ile günlerce su taşıdım. Sonra tehlike iyice artınca babam, ülkeyi terk etme kararı aldı. Hatay sınırından pasaportla giriş yaptık. Hiç kamplarda kalmadık. Yani biz, Türkiye'ye mülteci olarak girmedik” dedi.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇOCUKLUĞUM BURADA GEÇTİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Suriye’de demokratikleşme sağlansa ve şartlar normalleşse annesi ve babasının kesinlikle döneceğini söyleyen Fardosi, “Ben dönmek istemem. Çünkü benim çocukluğum burada geçti. Arkadaşlarım yani sosyal çevrem burada. Bursa’da okudum, burada iş yapıyorum ve Suriye’ye gitsem şuan hiçbir şey bilmiyorum. Bu nedenle gitmem. Ama işimiz bozulur bir bağ kalmazsa o zaman burada bulunmanın da bir anlamı kalmaz” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>TÜRKİYE’NİN YAPTIĞI KİMSE YAPMADI</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’nin ve Türklerin, Suriyelilere yaptığı iyiliği, saygıyı ve güzelliği dünyada hiçbir ülkenin yapmadığını vurgulayan Fardosi, düşüncesini şöyle ifade etti: “Biz, Türkiye’de gördüğümüz iyiliği, güzelliği ve saygıyı Arap ülkelerinde görmedik, duymadık. Türkiye, direk kapılarını açarken Arap ülkeleri kapıyı yüzümüze kapattı. Avrupa da hiçbir şey yapmadı. Mülteci kapısına gelince alıyor ama oraya gitmek için 100 kişi yola çıkıyor 20 kişi varıyor. Diğerleri nerede? Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç denizlerde boğulup ölüyor. Yani insanımız yok oluyor. Kimse Türkiye gibi davranmadı. Biz de hiç Avrupa’ya ya da başka bir ülkeye gitmeyi düşünmedik.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇANAKKALE HER ŞEYİ ANLATIR</b></p>

<p style="text-align:justify">Kendisini Türkiye’ye yakın hissettiğini dedesinin de adının Abdülhamid olduğunu ve Osmanlı gibi gördüğünü söyleyen Fardosi, “Aslında Çanakkale Savaşı, her şeyi anlatıyor. Orada 5 binden fazla Suriyeli şehit var. Biz, Türklerle yan yana savaşlara girdik. Tarihsel bir bağımız var. Zaten biz, bu savaş öncesinde de karşılıklı olarak vizesiz girip çıkabiliyorduk. O zamanlar çocuktum ama hatırlıyorum; babam Türkiye’ye arabayla fuara geliyor dönüşte Gaziantep’teki ‘İmam Çağdaş’tan sıcak baklava getiriyordu. Gaziantep’ten bizim Halep’teki evimize mesafe 70 kilometreydi” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HER SURİYELİ AYNI DEĞİL</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de bir kesimdeki Suriyeli karşıtlığını da anladığını belirten Fardosi, “Bakın bir elin parmakları gibi bunun da farklı olabileceğini düşünmeliyiz. 5-10 kişinin yaptığını tüm Suriyelilere mal etmemelerini rica ediyorum. Burada öyle tipler var ki Suriyeli olarak bilinen; biz, onlara Suriyeli demeyiz. Ülkedeyken onlar şehre inemezlerdi. Türkiye’de köyden gelen insanlar ile şehirdekiler arasında bizde olduğu gibi büyük bir fark yok. Bizim köylüler, ülkedeyken de genelde kötü işlerle anılırlardı. Hatta şehirlerde onlara iş bile verilmezdi” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KİMSEYLE KAVGA ETMEDİM</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da lise eğitiminde de üniversitede de hiçbir zaman ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalmadığını vurgulayan Suriyeli genç iş insanı, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü: “Ben, 8 yıldır Türkiye’deyim ve Bursa’da yaşıyorum. Hiç pis biriyle karşılaşmadım. Hiç kimseyle kavga etmedim. İnsanlar gayet iyi. Bir insan nasıl olursa karşısına da öyle insanlar çıkar. Ben, evden işe işten eve çalışıyorum. Arada spor yapıyorum.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>İNANCIMIZI YAŞIYORUZ</b></p>

<p style="text-align:justify">Müslüman oldukları için Türkiye’de inanç noktasında da sıkıntı yaşamadıklarını belirten Fardosi, “Türkiye bu konuda da çok iyi… Bursa ilk geldiğimiz dönem de bir Cuma namazında küçük bir camiye girdim. Cami farklı mezheplilerinmiş. Biz, Sünni’yiz. Önce biraz yadırgadım ama namazı kılıp çıktım. Hiç kimse de bir şey demedi” derken Türkiye’de sağlığa ve eğitime erişim hakkındaki düşüncelerini paylaştı: “Ben, Arap ülkelerini de Avrupa’yı da gezdim. Orada olanlar da görüşüyorum. Türkiye gibi bir ülke yok. Burada sağlıkta da eğitimde de herhangi bir sıkıntı yaşamadım.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>TİCARETTE ZORLUK YOKTU</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de ticaret yaparken başlangıçta hep peşin çalıştıkları ama zamanla işlerin kolaylaştığını belirten Fardosi, “Şuan mal alıp ay sonunda ödemesini yapabiliyoruz. Türkiye’de kurulu bir firmayız, vergi ödüyoruz. Başlangıçta ticaret yaparken insanların temkinli yaklaşmasını da normal karşılıyoruz. Çünkü bu, dünyanın her yerinde böyledir. Yani kapıdan giren adama ‘ben sana bu kadar mal vereyim sonra ödersin’ kimse diyemez. Şuan hiçbir sıkıntı yok hatta mal alma ticarinde bir Türk firmasından farkımız yok. Tabi bunda bizim verdiğimiz güven de etkili oldu. Herkesin şunu anlamasını diliyorum; her halkın iyisi de kötüsü de var. Mesela biz, suça karışanların gönderilmesini destekliyoruz. Çünkü onlar burada gerçekten samimi yaşayanlara zarar veriyor” dedi.&nbsp;&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>ŞEHİT HABERLERİ BİZİ DE ÜZÜYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Suriye’de Türk ordusunun verdiği şehitlere çok üzüldüklerini ancak bunun bir devlet politikası olduğunu, Suriyelilerin bu konuda sorumlu olmadığını da ifade eden Abdülhamid Fardosi, “İnancımız onların şehit olduğunu söylüyor ve biz de buna yürekten inanıyoruz. Mekânlarının cennet olduğuna inanıyoruz ailelerine baş sağlığı diliyorum. Şehit haberleri bizi de üzüyor. Ama bundan bizlerin sorumlu tutulmasını da doğru bulmuyorum. Bu, Türkiye’nin devlet politikasıdır. Kaldı ki vatandaş olan Suriyelilerden oraya savaşa gidenler olduğunu biliyorum” açıklaması yaptı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KARDEŞLERİM DE TÜRKÇE BİLİYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Bekâr olduğu ve kendisinden küçük 3 kardeşinden sorumlu olduğunu söyleyen Fardosi, “Ben okuyamadım. Kardeşim Ömer, liseyi yeni bitirdi. Ali ve Ahmet ismindeki ikiz kardeşlerim de 8’inci sınıfa gidiyor. Hepsi Türkçe biliyor. Arapça da öğreniyorlar. Babam, ticaret içinde Türkçe’yi konuşabiliyor ama günlük hayatta biraz zorlanıyor. Babam, başlarda kardeşlerim Türkçe konuşmayı öğrenince çok sevindi ama baktı ki Arapça konuşamıyorlar, Kur-an okuyamıyorlar evde Arapça konuşma kuralı koydu. Dışarda zaten bütün arkadaşlarımız Türk, işimiz de Türkçe” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SALGINLA PİYASA YAVAŞLADI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da önce 4 sonra 8 makine ile perde üretimine başladıklarını söyleyen Fardosi, “2017 yılında Kestel’de organize sanayi bölgesi içinde bir fabrikaya taşındık. İhracatımız artınca 12 makineye kadar işler büyüdü. Suriye’deki işimiz dokumaydı sonra nakış eklemiştik. Türkiye’ye geldiğimizde dokuma tezgâhının çok olduğunu gördük ve nakış işine yöneldik. İç piyasadan düz perde zemini alıp nakış işleyip yurt dışına satıyoruz. Osmanlı tarzı diyebileceğimiz bir ürün tasarımı yaptığımız için iç piyasaya girmedik. Türkiye’de daha çok modern ürünler satılıyor. Tabi bir de iç piyasada işler daha zor çünkü iş, peşin dönmüyor, mal karşılığı ya da çek senet veriliyor. Bu da bizim işimize uymuyor. Çünkü biz peşin alıyor, peşin satıyoruz. Şuan Türkiye’den işler zayıfladığı için Mısır’a bir fabrika açtık. Halep’teki dokuma tezgâhlarını aktif hale getirdik. Özellikle Mısır ve Halep iç pazarı için çalışıyoruz. Kestel’deki fabrikayı geçen yıl kapatmak zorunda kaldık. Salgından önce Türkiye’de işlerimiz iyiydi. Yılda 2 milyona yakın ciro yapıyorduk ki hepsi ihracattı. Salgınla piyasaya ulaşamamamız işleri etkiledi. Genelde Ortadoğu’ya ihracat yapıyorduk. Lübnan, Ürdün, Kuveyt, Dubai vs. Örneğin bizim çıkan malın yüzde 90’ı Ürdün’e gidiyordu. Son 2 yıldır bu ülkelerden mal çekmemeye başladılar. Piyasa zayıfladı. Yeni piyasa açmamız gerekiyordu. Ama Suriye pasaportu ile hiçbir yere gidemiyoruz. Rusya, İran, Fas hiçbir yere pasaport yüzünden gidemiyoruz. Biz bu nedenle Türkiye’den vatandaşlık istedik. Ama olmadı. Biz, yatırım yapıyoruz, vergi ödüyoruz, istihdam sağlıyoruz, ihracat gerçekleştiriyoruz ama vatandaşlık alamıyoruz. Evimiz arabamız var ama olmuyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/işci.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>VATANDAŞLIK İSTİYORUZ</b></p>

<p style="text-align:justify">Pasaport alıp daha fazla ihracat gerçekleştirmek için vatandaşlık istediklerini belirten Fardosi, “2017’de istisnai vatandaşlık için bizi çağırdılar. Mülakata girdik, evrakları verdik. Süreç başladı. 7 aşama vardı. Biz, 4. Aşamaya geldik ve öylece kaldık. Geçen yıl dosyamızın işlemden kaldırıldığını öğrendik. Şaşırdık. Düşünün ben firma sahibiyim, vatandaşlık alamıyorum ama yanımda çalışan Suriyeli olan bir kişi vatandaş olabiliyor. Birçok yere başvurduk. Neden olmadığını sorduk. Hiçbir sebep yok. Evraklarımız tamam ama takıldık kaldık. Bursa’da vatandaş olamayan çok Suriyeli iş adamı var. Oturma izniyle burada bulunuyoruz onu da her yıl yeniliyoruz. 250 bin dolara konut alanlara vatandaşlık veriliyor ama Suriyeliler hariç. Bizim burada 2 tane dairemiz var. 2017’de 300 bin dolara almıştık” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BİRÇOK İNSAN SURİYE’YE DÖNER</b></p>

<p style="text-align:justify">Halep’teki son durum hakkında bilgi veren Fardosi, şunları söyledi: “Soğuk savaşa girildi. Ölüm azaldı. Ama benzin, mazot yok. Ekmek bulmak bile zor. Fiyatlar çok yüksek. Bir memur 15 dolar maaş alıyor. Orada en kötü şartlarda 200 dolar alması gerekiyor ama 15 dolar alabiliyor. Bu yüzden rüşvet arttı. Kimisi ikinci işlerde çalışıyor. Orada paranın bir değeri kalmamış durumda ve yaşamak çok.&nbsp; Ama yine de ben eskisi gibi olmasa bile oradaki ortam biraz normalleşirse buradaki insanların çoğu döner. Çünkü orada herkesin bir evi vardı. Burada kira ödüyorlar. Orada kendi işleri vardı, burada işçi konumundalar. Bizim için de burada piyasa zorlaştı. Buradan çıkmak istemiyorum ama ne kadar daha böyle dayanabilirim bilmiyorum. Mısır mesela ucuz ama Türkiye ile kıyaslanamaz. Türkiye çok güzel bir ülke ve burada yaşamanın da bir bedeli var elbette. En önemlisi güvenli, kardeşlerimi rahatça okula gönderebiliyorum. Biz de bunun için dayanmaya çalışıyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify">Vatandaşlık konusunun çözülmesini talep eden Fardosi, açıklamasını şu şekilde tamamladı: “Burada Suriyelilerden Kızılay yardımı alanları vatandaşlık için çağırdılar. Mülakata gidiyor ama o kartı kesilmesin diye vatandaşlığı istemiyor. Ben öyle insanlar tanıyorum ki 300 bin dolar verip hemen vatandaşlığı almak ister. Bu vatandaşlık işinin bir düzene girmesi gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><b>SURİYELİLERE İLİŞKİN BAZI SORULAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Suriyelilerle ilgili kamuoyunda birçok konuda bilgi kirliliği yaşanıyor ve doğru sanılan yanlış bilgiler yayılıyor. Bu konuda birçok yayın doğruyu aktarmak için haberler, istatistikler ve bilgiler paylaşıyor. Bu kapsamda Bursa Görüş okuyucusu için bir derleme yaptık.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>Devletten maaş alıyorlar mı?</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de hiçbir Suriyeli devletten maaş almıyor. Ülkemizde Geçici Koruma veya Uluslararası Koruma altında olan ve belirli kriterleri sağlayan kişilere, Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Sosyal Uyum Yardımı (SUY) kapsamında aylık 155 lira destek veriliyor. Bu paranın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasına Türk Kızılay’ı aracılık ediyor. Kızılay Kart verilen Suriyeliler paralarını PTT’lerden çekebiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>Üniversiteye sınavsız mı giriyorlar?</b></p>

<p style="text-align:justify">Her yabancı öğrenci gibi Suriyeliler de bir devlet üniversitesine girebilmek için Yabancı Öğrenci Sınavına (YÖS) giriyor. Her yabancı öğrenci gibi Suriyelilere de hem birinci hem de ikinci öğretim ücretlidir. Her üniversitenin bir yabancı öğrenci kontenjanı var ve Suriyeli bir öğrenci sınava girip yeterlilik sağlasa ve parasını ödese dahi kontenjan sınırı nedeniyle istediği üniversitenin istediği bölümüne giremez.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>Burs alıyorlar mı?</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de eğitim alan yabancı öğrencilerin burslara başvurma hakkı vardır. Suriyelilere özel bir burs uygulaması yoktur. Burs için başarı ve yaş kriteri uygulanır. YÖK’ün 2019 verilerine göre Türkiye’de 148 bin yabancı öğrenci vardır ve bunların 25 bini Suriyelidir. Bunlar içinden burs alan Suriyeli öğrenci oranı yüzde 5,7’dir.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>Çocuklarını istedikleri okula kayıt edebiliyorlar mı?</b></p>

<p style="text-align:justify">Anasınıfı, ilkokul ve ortaokula kayıt olacak öğrencilerin kayıtları e-kayıt sistemi üzerinden adres durumuna göre gerçekleşiyor. Suriyeliler de çocuklarını sistemde kayıtlı oldukları adreslere göre okullara yerleştirebiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>Kovid-19 testi Suriyelilere ücretsiz mi?</b></p>

<p style="text-align:justify">Resmi Gazetede yayınlanan 13 Nisan 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle sosyal sigortası bulunmayan kişilere koruyucu ekipman, tanı kiti, koronavirüs tedavisi ve aşı hizmetinin ücretsiz verilmesi kararlaştırıldı. O günden bu yana sigortası olan ya da olmayan herkes, bu hizmetlerden ücretsiz faydalanabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>Oy kullanabiliyorlar mı?</b></p>

<p style="text-align:justify">İstisnai vatandaşlıktan yararlanan Suriyeliler, vatandaşlığa kabulünden 1 yıl sonra oy kullanma hakkı kazanır. Son verilere göre vatandaşlık verilen Suriyeli sayısı 110 bin. Son yapılan seçimde 53 bin 99 Suriye asıllı Türk vatandaşı oy kullanma hakkı elde etti.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>5 yılda vatandaş oluyorlar mı?</b></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’deki Suriyeliler, Geçici Koruma statüsünde bulunuyor. Bu statü kapsamında olan kişilerin 5 yıl ikamet yoluyla Türk Vatandaşı olma hakları yok. Ayrıca bu statüdeki Suriyeliler, bir Türk vatandaşı ile evlenip evlilik yoluyla Türk vatandaşı olma hakkına da sahip değildir.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gocun-bin-turlu-derdi-var-en-hafifi-olumdur-h450.html</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Oct 2021 21:23:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/gocun_bin_turlu_derdi_var_en_hafifi_olumdur_h450_4991b.png" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Sahalara İhtiyacımız Var]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yeni-sahalara-ihtiyacimiz-var-h449.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (BASKF) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kılıç, kentte 246 kulüpte 25 binden fazla amatör sporcunun olduğunu ve yılda 9 binden fazla müsabaka oynandığını belirterek “Bursa’da yeni sahalara ihtiyacımız var” açıklamasında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><span style="font-size:16px;"><strong>N. Nuri Yavuz</strong></span></li>
</ul>

<p>Federasyon yapısı hakkında bilgi veren Başkan Osman Kılıç, “BASKF, 1980 yılında kuruldu. Aynı yıl konfederasyon kuruldu ve Bursa kurucu iller arasında yer aldı. Bursa’da şuan bize üye olarak bulunan 246 kulüp var. Bunların 235’i futbol, kalanları da diğer branşlarda faaliyet gösteriyor. Büyükşehir, Nilüfer, Yıldırım Belediyelerinin kulüpleri de bizim üyelerimiz arasında bulunuyor. &nbsp;Üye yelpazesini genişletmek ve diğer branşlardaki kulüplere de ulaşmak istiyoruz ancak gelirlerimiz yeterli değil. Türkiye’de 81 ilde örgütlü bir yapıdayız. Bazı iller kendi imkânlarıyla bazıları da Ankara destekli olarak kendi binalarında çalışmalar yapıyor. &nbsp;Türkiye genelinde 120, Bursa’da ise 9 bin amatör müsabaka oynanıyor. &nbsp;Bursa’da amatör futbolda aktif lisanslı sporcu sayısı yaklaşık 25 bin civarında… Bursa, amatör kulüpleriyle Türkiye’nin en güçlü camialarından biridir. Bursa, gerçekten bir spor şehridir. Bu 246 kulüp, yaş gruplarına göre ayrıldığında bin 200 takıma tekabül ediyor. Bursa’da yaklaşık bin 100 antrenör, 350 civarında hakem, 80 saha komiseri var. Bu kulüplerin başkanlarını, yöneticilerini, üyelerini ve sporcuları da düşündüğünüzde yaklaşık 50 bin kişilik çok kuvvetli bir sivil toplum örgütüyüz. Her yıl geleneksel bir iftar programımız oluyor. İddia ediyorum; Bursa’nın en büyük iftar organizasyonudur. Bin 500 civarında kişi katılır. Amatör camiası, bunu ihmal etmez ve her zaman katılır. Birlikte olmak için kentin uzak noktalarından gelirler” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20211008_164138.jpg" /></p>

<p><strong>İMKÂNLARIMIZ KISITLI</strong></p>

<p>Kılıç, “Bundan 30 yıl önce BASKF’nin ne olduğu bilinmiyor, değer görmüyordu. &nbsp;Onursal Başkanımız Sayın Ayhan Barışıcı, bize binayı da kazandıran kişidir ve çok emek verdi. Şimdi her yerde kabul görüyoruz ama yeterli değil. Burada 5 kişi istihdam ediyoruz. Yaklaşık 400 bin lira civarında bir gelirimiz var. O da aktarmalar ve kulüplerin katılım paylarıyla oluşuyor. Şampiyon olanlara plaket ve kupa veriyorsunuz 70-80 bin lira tutuyor.&nbsp; Küçük yaş kategorisinde oynayan çocuklara anı biriktirsin diye karne ve madalya yaptırıyoruz bunlar ciddi rakamlar tutuyor. İmkânlarımız kısıtlı ve bir de buradan para artırıp kulüplere destek olmaya çalışıyoruz. Kimine top, kimine malzeme temin ediyoruz. 246 kulübümüzün yaklaşık 150’si çok iyi ya da iyi durumdadır. Eskiden bu da yoktu. Büyükşehir ve ilçe belediyeleri malzeme yardımı yapıyor. Dönem dönem Bakanlık’tan da yardım geliyor hatta 2015’ten sonra benim başkanlık dönemimde Bakanlık ilk defa ülkedeki bütün amatör kulüplere nakdi destekte bulundu. En son geçen sene bu yardımlar geldi ve devam etmesini de istedik. Rakamlar önemli değil ama özellikle küçük bütçeli kulüplere can suyu oluyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>BİR ÇOCUĞUN DİLİ ÇÖZÜLDÜ</strong></p>

<p>Sporun önemine vurgu yapan Kılıç, “Spor kulüplerimizin sosyal dayanışma rolü de var. Yalnızca spor veya futbol değil, aileler en değerli varlıkları olan çocuklarını kulüplere emanet ediyor ve buralarda onlara bir eğitim, kültür ve değer aktarımında bulunmak gibi bir misyon da var. Bu konuda çok ileriye giden, İngilizce kursları düzenleyen ve sosyal yardımda bulunan kulüplerimiz bulunuyor. Spor derin ve felsefesi olan bir mevzudur. Ben 35 yıldır bu işin içindeyim ve her gün yeni bir şey öğreniyorum. Mesela sporun gücüyle alakalı Şükraniye’de çok güzel bir örnek var; oradaki halı sahaya bir çocuk her gün geliyor ve tel örgülerin ardından yaklaşık 1,5 saat hiç kımıldaman maçları ve antrenmanları izliyor. Sonra herkesle birlikte gelip gidiyor. Bir gün antrenör arkadaşımız sahaya çağırıyor. Çocuk korkuyor, sahaya girmiyor. Antrenör arkadaşımız elinden tutup topa vurması için içeri alıyor. Çocuk yetenekli ama hiç konuşmuyor. Antrenör, ‘yarın yine gel oyuna dâhil ol’ diyor. Çocuğun 1 hafta sonra dili çözülmüş. Sonra ailesi gelmiş antrenöre ‘siz bu çocuğuna ne yaptınız? Bu çocuk konuşamıyordu’ demiş. Ailesi yıllardır çocuğu doktora götürüyormuş ve sıkıntısına çözüm bulunamıyormuş. İşte bu, sporun gücüdür. Bu, yaşanmış ve gerçek bir olaydır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>YENİDEN ADAYIM</strong></p>

<p>BASKF’De 28 Ekim’de seçim yapılacağını açıklayan Kılıç, “İlginç bir camiayız. Bazen çok mutlu oluyoruz. Bazen üzülüyoruz. Üzüldüğümüz konular kişisel değil. Ben 2015 yılından beri başkanlık yapıyorum ve eleştiriye açığım. Çünkü bütün organizasyonun temelini o eleştirilere göre şekillendiriyorum. Oradan fikirler edinip hayata geçiriyorum. Konfederasyonda da başkan yardımcılığı yapıyorum. Federasyonda 2 dönemi tamamladık. 28 Ekim’de seçim var ve yine adayım” duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>NİLÜFER BELEDİYESİ SAHA VERMİYOR</strong></p>

<p>Amatör sporun gelişmesi açısından altyapı ve tesis olanaklarının geliştirilmesi gerektiğini belirten Kılıç, “Bursa bu konuda şanslı çünkü sporu seven belediye başkanları var. Salgın döneminde sahaları yenileme çalışması yaptık. Atıcılar, Merinos, Orhangazi, Gürsu’da sahaları yeniledik. Hatta İnegöl Alanyurt’ta yeni bir saha yaptırdık. Bursa’nın en varlıklı kulüpleri İnegöl’dedir. Hepsinin birer profesyonel kulüp gibi imkânları vardır. Orada bir sahaya daha ihtiyaç var çünkü takım sayısı çok saha az. Bursa’da da 13 sahada zemin değiştirme çalışması için son aşamaya gelindi. Zemin değiştirme ihtiyacı hissedilen sayısı azaldı. Ama yeni sahalara ihtiyacımız var. Ben başkan olarak bir yaptırım gücüm yok ama kulüplere saha sözü veriyorum ve bunun için de koşturuyorum. Bu dönemde de 6-7 tane yeni saha için söz veriyorum. Soğanlı, Erikli, Yunuseli, Hamitler, Panayır, Demirtaş’ta takım yoğunluğu var ve yeni sahalara ihtiyaç var. Özellikle Nilüfer’de olmazsa olmaz kesinlikle 2 ya da 3 tane sahaya ihtiyaç var. Nilüfer’de maalesef saha yok. En üzüldüğümüz noktalardan biri Nilüfer Belediyesi, sahalarını kiraya veriyor ama amatör takımlara kiralamıyor. Büyükşehir, Yıldırım, Osmangazi saha ve tesislerini amatör kulüpler kullanabiliyor ama Nilüfer vermiyor” dedi.</p>

<p><strong>ALT YAPI VE TESİS EKSİK</strong></p>

<p>Dünyadan örnek veren Kılıç, “Mesela Hollanda’da 300 bin müsabaka oynanıyor. Biz, genç milli takımlarla oraya bir maça gittik. Bize bir çalışma alanı tahsis ettiler. ‘Hangi saha’ dedik. ‘28 nolu saha’ dediler. Şaşırdık. 40 tane saha yan yana ve bizim en güzel stat zemininden daha güzel. Böyle ülkelerde 6 yaşından itibaren başlatıyorlar organizasyonu. Ve her yaş kategorisinde spor yapıyor. Biz, Bursa’da 9 bin müsabakayı 50 tane sahada oynatıyoruz. Bir de bu 50 saha bir yerde değil atıyorum biri Harmancık’ta ama orada bir takım var; yoğunluğun olduğu yerlerde bir sahada yılda 600-700 müsabaka oynanıyor. Alt yapı ve tesis eksikliği hissediliyor. Ama yine de Türkiye’ye göre iyi noktadayız. 2000 yılından sonra ciddi bir gelişme oldu. Hem bizler hem de tesislerimiz gelişti” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yeni-sahalara-ihtiyacimiz-var-h449.html</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Oct 2021 21:08:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/yeni_sahalara_ihtiyacimiz_var_h449_e79e3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dış Ticarette Denge Mili: Bursa]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/dis-ticarette-denge-mili-bursa-h448.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştiren ikinci ili olma unvanını Kocaeli’ne kaptıran ve üçüncülük koltuğunda İzmir ile Gaziantep’in soluğunu ensesinde hisseden Bursa, ‘en yüksek dış ticaret fazlası veren kent’ apoletiyle öne çıkıyor. Dış ticaret dengesinde Bursa’nın ağırlığı hissediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><b>N. NURİ YAVUZ</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İhracatçı kent kimliğiyle yıllarca ülke sıralamasında İstanbul’un ardından ikinci olan Bursa, son dönemde koltuğunu Kocaeli’ne kaptırdı. Kocaeli, bu yıl 9 aylık toplamda Bursa’ya 1,5 milyar doların üstünde bir fark attı. Bursa; İzmir ve Gaziantep’in yakın takibi altında üçüncülüğe yerleşti.</p>

<p style="text-align:justify"><b>FAZLA VEREN KENT</b></p>

<p style="text-align:justify">Otomotiv, tekstil ve hazır giyim sektörlerinin ihracatını domine ettiği Bursa, dış satışta pozisyon kaybetse de ülke genelinde ‘en yüksek dış ticaret fazlası veren şehir’ konumunu korudu. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) ihracat ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ithalat verileri, Bursa’nın dış ticaretteki farkını ortaya koydu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>4 MİLYARLIK FARK</b></p>

<p style="text-align:justify">TİM ve TÜİK’in ağustos ayına ilişkin güncel verilerine göre Bursa, bu yıl 8 aylık toplamda 5 milyar 725 milyon 553 bin dolarlık ithalat gerçekleştirirken 9 milyar 622 milyon 446 bin dolarlık ihracata imza attı ve 3 milyar 936 milyon 893 bin dolarlık dış ticaret fazlası verdi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İLK SIRADA BURSA</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa, ülke genelinde ithalat ve ihracat (dış ticaret) dengesinde fazla veren iller arasında ilk sırada bulunuyor. Bursa’yı, 1 milyar 735 milyon 988 bin dolarlık dış ticaret fazlası ile Gaziantep takip ediyor. Üçüncülükte, 1 milyar 708 milyon 494 bin dolar ile Kocaeli bulunuyor. Dördüncü Denizli’nin dış ticaretteki fazlası 1 milyar 417 milyon dolar seviyesinde. Manisa ise 1 milyar 211 milyon 88 bin dolarlık fazla ile beşinci.</p>

<p style="text-align:justify"><b>NEDEN ÖNEMLİ?</b></p>

<p style="text-align:justify">Türk ekonomisinin yumuşak karnı olarak nitelendirilen ‘cari işlemler açığı’ ya da bir başka deyişle ‘ödemeler dengesi’nde dış ticaret verileri önemli bir rol üstleniyor ve ne yazık ki ülkemizde dış ticaret açığı da kronik sorunlar arasında yer alıyor. Dış ticaret açığı, özetle ithalatın ihracattan fazla olması şeklinde tanımlanıyor. Bu nedenle ihracatın ithalattan fazla olması, ülke ekonomisi açısından önem arz ediyor. Bursa da ihracatı ithalatından fazla olan ve en yüksek dış ticaret fazlası veren kent olarak ülke ekonomisine pozitif katkı sunan nadir iller arasında bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’NIN EYLÜL RAKAMI</b></p>

<p style="text-align:justify">Veri takvimine göre ithalat verileri, ihracat verilerinin 1 ay gerisinden geliyor. Eylül ayı ihracat rakamlarının açıklandığı tarihlerde ağustos ayı ithalat verisi duyuruluyor. Bu nedenle geriye dönük bir kıyasla kentin dış ticaretteki yeri belirlenebiliyor. TİM tarafından açıklanan son verilere göre Bursa’nın eylül ayı ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,1’lik artışla 1 milyar 286 milyon 881 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>

<p style="text-align:justify"><b>9 AYLIK TOPLAM </b></p>

<p style="text-align:justify">Ocak-Eylül dönemini kapsayan 9 aylık dilimde Bursa’nın toplam ihracatı, 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 24’lük yükselişle 10 milyar 906 milyon 962 bin dolar seviyesine ulaştı. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’de Mart 2020 itibariyle etkili olduğu düşünülerek 2021 verilerini, 2019 ve 2018 ile de kıyaslamak gerekebilir. Henüz tam anlamıyla bir normalleşme yaşanmasa da 2021 yılında da 2020’de olduğu gibi 2019’un gerisinde olduğumuz söylenebilir. Bursa’nın Ocak-Eylül 2019 toplam ihracatı, 10 milyar 964 milyon 299 bin dolar idi. 2018’in aynı döneminde Bursa’nın toplam ihracatı ise 11 milyar 931 milyon 522 bin dolar seviyesindeydi. Buna göre Bursa’nın ihracatta halen 2018 performansının gerisinde olduğu görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>OTOMOTİV FRENLEDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Günlük hayatı altüst eden Kovid-19 salgını, küresel ölçekte üretim ve tedarik zincirlerini de kırdı. Bilhassa Bursa ve ülke ekonomisi açısından lokomotif konumundaki otomotiv endüstrisinin yaşadığı ‘çip krizi’ ihracat rakamlarına doğrudan yansıdı. Bursa’da ana ve yan sanayilerde yaşanan üretim molalarının da etkisiyle eylülde otomotiv ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28 düşüşle 491 milyon dolara geriledi. Endüstrinin 9 aylık toplam ihracatı ise yüzde 9,8’lik yükselişle 4 milyar 921 milyon 933 bin dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu rakam, 2019’da 6 milyar doların üstünde; 2018’de ise 7 milyar dolara yakındı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇİFT HANELİ DÜŞÜŞ</b></p>

<p style="text-align:justify">Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik de son açıklamasında şu ifadelerle durumu özetledi: <i>Küresel çapta etkili olan yarı iletken çip krizi nedeniyle motorlu araç üretiminde yaşanan kesintiler, otomotiv ihracatımıza olumsuz yansımaya devam ediyor. Binek otomobiller ve otobüs-midibüs-minibüs ihracatında çift haneli düşüş yaşadık. Bununla birlikte eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatımız çift haneli arttı.</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>HAZIRGİYİM DİKİŞ TUTTU</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ihracatında en fazla paya sahip olan ikinci sektör konumundaki ‘hazırgiyim’de hızlı toparlanma gözlendi. TİM verilerine göre sektörün ihracatı, eylülde geçen yılın eylülüne göre yüzde 10,1’lik artışla 165 milyon 235 bin dolara çıktı. 9 aylık toplamda ise yüzde 28,7’lik bir büyüme yakalayan sektör ihracatçısı, 1 milyar 273 milyon 336 bin dolarlık performans sergiledi. 2019’da bu rakam, 1 milyar 202 milyon 218 bin dolar idi. 2018’de ise 1 milyar 208,5 milyon dolar seviyesindeydi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>TEKSTİL DE YOLUNDA</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın tekstil ihracatı, eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 19,6 artarak 103,6 milyon dolar seviyesine çıktı. Ocak-Eylül toplamında ise yüzde 35,6’lık bir yükselişle 860 milyon doların üstünde ihracat gerçekleştirildi. Bu rakam, 2019’da 802,4 milyon dolar; 2018’de ise 822,5 milyon dolar idi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇELİK GİBİ!</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın çelik ihracatı, Eylül 2021’de geçen yılın eylül ayına göre yüzde 186,4’lük artışla 121 milyon doları aştı. Ocak-Eylül 2021 toplamı ise 2020’nın aynı dönemine göre yüzde 79,1 oranında artarak 693 milyon doları aştı. Söz konusu dönemde toplam ihracat, 2019’da 417,5 milyon dolar; 2018’de ise 635 milyon dolar seviyesindeydi. Çelik sektörü, geçen ay ülke genelinde ilk kez ihracatta sektörler arasında liderlik koltuğuna oturdu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MOBİLYA HER ŞEYE RAĞMEN</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Mobilya denince İnegöl, İnegöl denince mobilya’ sözü artık bir deyim niteliği kazandı. Bursa’nın hatta Türkiye’nin mobilya üretim üssü İnegöl’de mobilyacılar, ‘MDF’ ve ‘Sunta’ bulamamaktan şikâyetçi. Öyle ki ‘MDF’ ve ‘Sunta’ ihracatına sınırlama talep edenler bile var. TİM’in ihracat rakamları, sektörü ‘Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri’ başlığıyla ele alıyor ve alt kategoride il bazında hangi üründen ne kadar ihracat gerçekleştirildiğini göstermiyor. Haliyle Bursa’dan bu sektör başlığı altında gerçekleştirilen ihracatı ayrıntılı ele alamıyoruz. Bu başlık altında Bursa ihracatını, eylülde yüzde 30,7 büyüterek 78 milyon dolara ulaştırdı. 9 aylık toplam ihracat ise yüzde 37’lık artışla 572,5 milyon dolara erişti. Bu rakam, 2019’da 433 milyon dolar; 2018’de ise 377 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu veriler ışığında sektörün salgından en az etkilenenler arasında yer aldığı görüldü.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KİMYA 2018’İN ÜSTÜNDE</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Kimyevi Maddeler ve Mamulleri’ ihracatı, eylülde yüzde 49,4 arttı ve 65 milyon doları geçti. Ocak-Eylül toplamında ise sektörün ihracatı, yüzde 51 oranında yükselişle 493 milyon doları aştı. Bu rakam, 2019’da 373,8 milyon dolar; 2018’de ise 404 milyon dolar düzeyindeydi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>DEMİRDE DIŞ SATIM ARTTI</b></p>

<p style="text-align:justify">Eylül 2021’de Bursa’nın ‘Demir ve Demir Dışı Metaller’ ihracatı, yüzde 46,2’lik artışla 57,3 milyon dolar oldu. 9 aylık toplamda ise yüzde 47,8’lik yükselişle 450,5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Bu rakam 2019’da 319,7 milyon dolar; 2018’de ise 314 milyon dolar idi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MAKİNA ÇALIŞIYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Makine ve Aksamları’ ihracatı, geçen ay yüzde 21,8’lik artışla 79 milyon doları gördü. Sektörün 9 aylık toplam dış satımı yüzde 44,1 oranında yükselişle 671,7 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, 2019’da 592,2 milyon dolar; 2018’de ise 568 milyon dolardı. Makine ihracatının, 2020 yılında salgın etkisiyle kısmi bir düşüşün dışında, hızla yeniden toparlanarak yükselişe geçtiği görüldü.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İKLİMLENDİRME SANAYİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın iklimlendirme sanayi ihracatı, eylülde yüzde 9,6 arttı ve 38,7 milyon dolar oldu. Ocak-Eylül toplamında ise yüzde 35,7’lik bir yükselişle 277,8 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştirildi. Bu rakam, 2019’da 212,3 milyon dolar; 2018’de ise 244,6 milyon dolar dolaylarındaydı. İklimlendirme sanayisinin de hızla toparlandığı ve ihracatta 2018’in üstüne çıktığı görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ELEKTRİK ELEKTRONİK</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Elektrik Elektronik’ ihracatı, eylülde yüzde 39,3 oranında arttı ve 20 milyon dolara yaklaştı. 9 aylık toplam ihracat ise yüzde 18,8’lik artışla 146,7 milyon dolara çıktı. Bu rakam, 2019’da 136,5 milyon dolar; 2018’de ise 128 milyon dolardı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MADENCİLİK AĞIR KALDI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Madencilik Ürünleri’ ihracatı, eylülde yüzde 24,4 oranında artarak 9,3 milyon dolara çıktı. 9 aylık toplam ihracat ise yüzde 33,6’lık yükselişle 69,2 milyon doları gördü. Bu rakam, 2019’da 74,8 milyon dolar; 2018’de ise 84,8 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Bursa’nın madencilik ihracatında salgından etkilendiği ve toparlanmakta ağır kaldığı ihracat rakamlarında görüldü.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HAYVANSAL MAMULLER</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller’ sektöründe Bursa’nın ihracatı, eylülde yüzde 78,5’luk artışla 10,6 milyon dolara çıktı. 9 aylık dönem dış satımı ise yüzde 30,9’luk artışla 91 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2019’da 74 milyon dolar; 2018’de ise 63 milyon dolar seviyelerindeydi. Salgınla birlikte gıdaya artan talebin ihracata yansıdığı görüldü.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MEYVE SEBZE </b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Meyve Sebze Mamulleri’ ihracatı, eylülde yüzde 7,7 artarak 13,3 milyon dolar oldu. 9 aylık ihracat ise yüzde 20,8’lik artışla 107,2 milyon dolara çıktı. Bu rakam, 2019’da 75 milyon dolar; 2018’de ise 81,8 milyon dolar idi.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>YAŞ MEYVE SEBZE</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Yaş Meyve ve Sebze’ ihracatı, Eylül 2021’de geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,6’lık artışla 16 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ocak-Eylül 2021 toplam ihracatı ise yüzde 17’lik yükselişle 73 milyon dolar seviyelerine erişti. Bu rakam, 2019’da 42,3 milyon dolar; 2018’de ise 41,6 milyon dolar düzeyindeydi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Zeytin ve Zeytinyağı’ ihracatı, eylülde yüzde 20,5 oranında düştü ve 2,1 milyon dolara geriledi. 9 aylık toplam ihracat da yüzde 8,9’luk düşüle 20 milyon dolarda kaldı. Bu rakam, 2019’da 19,9 milyon dolar; 2018’de ise 19,8 milyon dolar seviyelerindeydi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HUBUBAT, BAKLİYAT…</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri’ ihracatı, eylülde yüzde 26,9 düştü ve 1,4 milyon dolar olarak gerçekleşti. 9 aylık toplam ihracat ise yüzde 35,5 oranında artarak 37 milyon dolar dolaylarına ulaştı. Bu rakam, 2019’da 21,7 milyon dolar; 2018’de ise 21,5 milyon dolardı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ENFLASYON NOTU</b></p>

<p style="text-align:justify">Salgınla birlikte dünya genelinde gıdaya artan talep ve özellikle içeride yüksek kur etkisiyle artan ihracat iştahıyla birlikte gıda ürünlerinde dış satım performansının sadece 2020 yılına göre değil 2019 ve 2018 yıllarına göre de yükseldiği görüldü. Gıda ürünleri bir yandan ihracatta zirveyi görürken ülke içinde de yıllık gıda enflasyonu yeni zirvelere ulaştı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇİMENTOYA KISITLAMA</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri’ sektöründe Bursa’nın ihracatı, eylülde yüzde 33,6 oranında geriledi ve 3,4 milyon dolarda kaldı. Bu alanda 9 aylık toplam ihracat ise yüzde 45 artışla 47,1 milyon dolar seviyesine ulaştı. Bu rakam, 2019’da 25,2 milyon dolar; 2018’de ise 10,7 milyon dolar idi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MÜTEAHHİTLERİN PROTESTOSU</b></p>

<p style="text-align:justify">Çimento ihracatında artış yaşanırken eylül ayında ülke genelinde müteahhitlerin çimento fiyatlarını protestosunu da hatırlatmak gerekir. İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) öncülüğünde Anadolu müteahhitleri, 9 Eylül’de 15 gün süreyle inşaatları durdurdu. Hükümet, 5 Eylül’de çimento ihracatına kısıtlama getirdi. Kısıtlamanın etkisi, Bursa’nın eylül ayı ihracatına düşüş olarak yansıdı. 24 Eylül’de inşaatlarda yeniden hareket başladı.</p>

<p style="text-align:justify">Konuyla ilgili Bursa’dan, İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (İMSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Andıç şu açıklamayı yapmıştı: <i>Müteahhitlik sektörünün iş bırakması, üretimi durdurması çağrılarını son derece haklı bulsak da, müteahhitler olarak vicdanımızla aklımız-mantığımız arasında kalmış durumdayız. Ancak kimse müteahhitler nasılsa üretimlerini durdurmaz, tüm bu zamları sineye çeker sanmasın, sabrımızı sınamasın. Döviz artışını bahane ederek zam yapıp, döviz düşünce fiyatları indirmeyen, sadece kendi riskini ortadan kaldırmayı hedefleyip aynı gemide olduğumuzu unutan bazı malzeme üreticisi paydaşlarımıza karşı, fırsatçılık, keyfiyet ve istismar iddialarının açığa kavuşturulması için Rekabet Kurulu’nu göreve davet ediyoruz.</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>SORUŞTURMA AÇILMIŞTI</b></p>

<p style="text-align:justify">Rekabet Kurumu, nisan ayında Baştaş Başkent Sanayi ve Ticaret AŞ, Limak Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ, OYAK Çimento AŞ, Votorantim Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ, As Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ, Göltaş Göller Bölgesi Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ, Konya Çimento Sanayi AŞ, Küpeliler Endüstri AŞ ve Çimsa Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında soruşturma açılmasına karar vermişti. Rekabet Kurulu Başkanı Birol Küle, ağustos ayı sonunda yaptığı açıklamada soruşturmanın sürdüğünü söylemişti.</p>

<p style="text-align:justify"><b>DERİ VE MAMULLERİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Deri ve Deri Mamulleri’ ihracatı, eylülde yüzde 56,3’lük artışla 6,8 milyon dolara çıktı. Ocak-Eylül toplam ihracat ise yüzde 6’lık yükselişle 40,3 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, 2019’da 64,2 milyon dolar; 2018’de 57,8 milyon dolar seviyelerindeydi. Deri sektörünün de salgından etkilendiği ve ihracatında gerileme yaşadığı görüldü.</p>

<p style="text-align:justify"><b>GEMİ VE YAT</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Gemi ve Yat’ ihracatı, eylülde yüzde 23,3 oranında artışla 2,2 milyon dolar oldu. 9 aylık toplamda sektörün ihracatı, yüzde 25,6’lık artışla 32,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2019’da 19,4 milyon dolar; 2018’de ise 17,6 milyon dolar düzeyindeydi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HALI SATIŞI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ‘Halı’ ihracatı, geçen ay yüzde 26,9’luk artışla 1,7 milyon dolar seviyelerini görse de 9 aylık toplamı yüzde 16,1’lik düşüşle 15,7 milyon dolara geriledi. Bu rakam, 2019’da 32,4 milyon dolar; 2018’de 23,2 milyon dolar olarak gerçekleşmişti.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SAVUNMA SANAYİİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da stratejik olarak görülen ‘Savunma ve Havacılık Sanayii’ ihracatı, Ocak-Eylül 2021 toplamında yüzde 52,4'lük gerilemeyle 5,6 milyon dolar seviyesine indi. Bu rakam, 2019’da 1,7 milyon dolar; 2018’de ise 3,7 milyon dolardı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>DİĞER KALEMLER</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa, Ocak-Eylül toplamında 2,5 milyon dolarlık süs bitkisi, 1,5 milyon dolarlık kuru meyve, 1 milyon dolarlık da diğer sanayi ürünleri ihracatı gerçekleştirdi. Bursa’nın mücevher ihracatı, 9 aylık toplamda yüzde 81 geriledi ve yarım milyon doların altına düştü. Bu rakam, 2019’da 1,9 milyon dolar; 2018’de de 2,9 milyon dolardı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İHRACAT SIRALAMASI</b></p>

<p style="text-align:justify">TİM verilerine göre İstanbul, 9 aylık toplamda 63 milyar 464 milyon 265 bin dolarlık ihracatıyla birinci; Kocaeli, 12 milyar 529 milyon 70 bin dolar ile ikinci sırada bulunuyor. Bursa’nın 10 milyar 906 milyon 962 bin dolar ile üçüncü olduğu listede İzmir, 8,8 milyar dolar ile dördüncü; Gaziantep ise 7,3 milyar dolar ile beşinci sırada yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İHRACAT YAPILAN ÜLKELER</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın en fazla ihracat gerçekleştirdiği ilk 10 ülke şu şekilde sıralandı: Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, ABD. Ocak-Eylül 2021 dönemini kapsayan 9 aylık toplamda: Almanya’ya ihracat, yüzde 28,7’lik artışla 1 milyar 597 milyon doları aştı. Fransa’ya ihracat, yüzde 16,1’lik yükselişle 1 milyar 114 milyon dolar olarak gerçekleşti. İspanya’ya ihracat, yüzde 33,3’lük tırmanışla 870 milyon dolar oldu. İtalya’ya ihracat, yüzde 30 arttı ve 856 milyon dolara çıktı. ABD’ye ihracat, yüzde 46,5 oranında yükselerek 588 milyon dolara erişti.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="font-size:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span arial="" style="font-family:">DİKKAT ÇEKEN DÜŞÜŞ</span></span></span></b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ihracatında ülkelere göre en dikkat çeken düşüş Romanya, İsrail ve Slovenya’da yaşandı. Bursa’nın Romanya’ya ihracatı 9 aylık toplamda yüzde 9,8 oranında düşüşle 359 milyon dolara indi. İsrail’e ihracat, yüzde 23,1’lik düşerek 160 milyon dolara geriledi. Slovenya’ya ihracat ise yüzde 23 geriledi ve 124 milyon dolarda kaldı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’NIN İTHALATI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa;&nbsp; bu yılın ocak ayında 626 milyon 932 bin dolar, şubatta 718 milyon 138 bin dolar, martta 808 milyon 687 bin dolar, nisanda 771 milyon 617 bin dolar, mayısta 693 milyon 860 bin dolar, haziranda 779 milyon 283 bin dolar, temmuzda 625 milyon 249 bin dolar ve ağustosta 701 milyon 787 bin dolar şeklinde ithalat gerçekleştirdi. Bursa’nın ilk sekiz aylık toplam ithalatı 5 milyar 725 milyon 553 bin dolar olarak açıklandı. Bu rakam, 2020’nin aynı döneminde 4 milyar 497 milyon 851 bin dolar; 2019’da 5 milyar 174 milyon 584 bin dolar, 2018’de ise 6 milyar 331 milyon 980 bin dolardı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/dis-ticarette-denge-mili-bursa-h448.html</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Oct 2021 21:04:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/dis_ticarette_denge_mili_bursa_h448_c3d87.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müteahhitlere Çıkış Yolu: Bosna Hersek!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/muteahhitlere-cikis-yolu-bosna-hersek-h443.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’de olduğu gibi Bursa’da da inşaat sektörü, maliyetlerdeki artış ve kentsel dönüşüm sürecinin yavaşlamasıyla derin bir kriz yaşarken Bosna Hersek Fahri Konsolosu Muzaffer Çilek, müteahhitlere yeni bir çıkış yolu açtı: Bosna Hersek’te inşaat sektörü için çok önemli fırsatlar var! Acele etmeliyiz!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
</ul>

<p>Bursa’daki fahri konsoloslar araştırmamıza bu hafta, 2010 yılından beri kentte Bosna Hersek Fahri Konsolosluğu görevini yürüten Muzaffer Çilek ile devam ediyoruz. Bursa’da Bosna Hersek ile İlişkileri Geliştirme Merkezi Vakfı’nı (BİGMEV) kuran ve tüm Türkiye’de çalışmalar yapan Çilek, Bosna Hersek’in ölümsüz lideri Aliya İzetbegoviç adına kurulan vakfın da kurucuları ve yönetim kurulu üyeleri arasında yer alıyor. Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi Bakir İzetbegovic'e resmi danışmanlık yapan Çilek, 2015 yılından bu yana Dış Ekonomi İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) Türkiye-Bosna Hersek İş Konseyi Başkanlığı görevini yürütüyor. Çilek, ayrıca DEİK Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunuyor.</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluk göreviniz nasıl başladı?</b></li>
</ul>

<p>Bosna Hersek, Bursa’da bir fahri konsolos atamak istiyor ve kentteki Boşnak camiasına soruyor. Bizim de kökenimiz Bosnalı olduğu için herkes, bizi ve ailemizi öneriyor. Tabi iş adamı olmamız da bunda etkili oldu. Bize, teklifte bulunuldu. Dedelerimizin geldiği ve köklerimizin olduğu ülkeden böyle bir görev gelmesi de bizi memnun etti ve ‘şeref duyacağımızı’ belirterek görevi kabul ettik. Tabi sadece bizim kabul etmemiz yetmiyor; önce her iki ülkenin istihbaratı araştırıyor. Sonra bakanlar kurullarına sunuluyor. Ardından fahri konsoloslara verilen ‘Buyrultu’; Dış İşleri Bakanı, varsa başbakan ve Cumhurbaşkanının imzasından geçiyor. O ıslak imzalı belge ve beraberinde bir de mühür veriliyor. Aslında fahri konsolosların, bir konsolostan hiçbir farkı yok. Sadece protokolde bir adım arkada durur ve maaş almaz. Gönüllülük esaslı bir iştir.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-10-08-at-18.28.42-1.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Sizce bu görev neden önemli? Kendi adınıza da bu görevin önemi nedir? </b></li>
</ul>

<p>Ülkeler için de görevi icra eden kişi açısından da önemi var. Ülkeler bağlamında fahri konsolosluk; ikili dostluk, ekonomik ve kültürel bağın kuvvetlendirilmesi açısından önemlidir. Zaten büyükelçilikler ve başkonsolosluklar üzerinden bu konulara yönelik çalışmalar yapılıyor ama çalışma alanını ve kadroyu genişletmek için bir kişiyi daha ilave ederek çalışmalara güç katılmak isteniyor. Bazen de ulaşamadığı şehirlere bu misyonla erişmeyi deniyor.</p>

<p>Fahri konsolos olan kişi açısından ise bu işin önemi, çocuklarına ve torunlarına miras bırakacağı bir nişanı kariyerine kazandırmasıdır. Genelde hak eden kişi seçilerek bu görevlendirmeler yapıldığı için önemli bir motivasyon oluyor.</p>

<p>Bize bir başka ülkeden mesela İrlanda ya da Jamaika’dan böyle bir teklif gelseydi yine sosyal sorumluluk çerçevesinde bu görevi yapmak isterdik. Ancak dost, kardeş ve hatta kökenimizin dayandığı ülkeden böyle bir teklif gelince iki kere mutlu olduk.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna Hersek’in Türkiye’de kaç fahri konsolosu var?</b></li>
</ul>

<p>Bosna Hersek’in ilk ve en eski fahri konsolosu, İzmir’de bu görevi icra etmiş ve yakın zamanda vefat eden Ahmet Kemal Baysak’tı. O, Adana’ya kadar uzanan bölgede görev yaptı. Sonra Konya, Bursa ve Kocaeli’nde görevlendirmeler yapıldı. Ülke genelinde 4 fahri konsolos var.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’da bir fahri konsolosa neden ihtiyaç duyuldu?</b></li>
</ul>

<p></p>

<p>Mesela İzmir neden seçilmiş? Çünkü o bölgelerde Boşnak nüfus yoğun olduğu için. Bursa da diğer iller de yine aynı nedenle seçildi. Dolayısıyla seçilen şehirlerde ya bir diaspora var ya da o şehirlerle dostluğun geliştirilmesi daha çok isteniyor. Bursa’nın seçilmesinde hem Boşnakların yoğunluğu hem de kültürün birbirine çok benzemesi etkili oldu.</p>

<ul>
	<li><b>Sizin seçilmenizde iş adamı olmanızın etkili olduğunu söylediniz. Bu görev için neden genelde iş adamları tercih ediliyor?</b></li>
</ul>

<p>Ekonomik ilişkileri geliştirme önceliği nedeniyle iş dünyası temsilcileri yoğunlukla tercih ediliyor. Elbette akademisyenler, sanatçılar da olabiliyor. Ama ekonomi önemli olduğu için iş dünyasında saygın bilinen ve belirli bir çevresi olan kişiler tercih ediliyor. Tabi kişinin imkânı olması da önemli çünkü bu gönüllü bir iş ve seçilen kişinin yapılacak etkinlik ve çalışmalara bütçe katkısı sunması da gerekiyor.</p>

<ul>
	<li><b>Ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Biz, bundan 11 yıl önce fahri konsolos olduğumuzda daha önce de söylediğim gibi 2 kere sevindik. Bu da haliyle 2 katı fazla çalışmamız gerektiği hissiyatını ve sorumluluğunu bize yükledi. Etrafa baktığımızda fahri konsoloslukların kendi gayretleriyle çok güzel çalışmalar yaptığını gördük. Ama bizim bu çalışmaların ötesine geçmemiz gerekiyordu hem bizim köksel bağlarımız dolayısıyla hissettiğimiz sorumluluk duygusundan hem de Bosna’nın buna ihtiyacı vardı. Savaştan yeni çıkmış, ekonomik ve kültürel travmaları olan bir ülkeydi. Haliyle 2 değil 3 kat daha fazla çalışmamız gerekir düşüncesindeydik ama çalışmalarımız açısından ‘ya bu fahri konsolos neden bu kadar abartıyor’ sorusu gelebilir diye çekindik. Ama bizim 2 kat çalışmamız gerekiyordu. O nedenle fahri konsolosluğumuzun yanına bir vakıf kurma kararı aldık ve Bosna Hersek ile İlişkileri Geliştirme Merkezi Vakfı’nı (BİGMEV) kurduk. Tüm fahri konsoloslar gibi çalışmalarımızı yaparken ekstra yapılması gerekenleri de BİGMEV üzerinden sürdürüyoruz. Bu iyi de oldu ve geniş bir alan kazanıldı. &nbsp;Bir yandan fahri konsolosluk çalışmaları yapılırken BİGMEV ile de kardeş şehirler, ekonomik ilişkiler ve üniversite iş birliği gibi çalışmalar yapılıyor. Güzel işler yaptığımıza, çok güzel tohumlar ekildiğine, zaten var olan dostluğun geliştiğine ve ticari ilişkilerin güçlendiğine inanarak heyecanla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Çalışmalardan birkaç örnek verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye ile Bosna Hersek arasında 100’den fazla kardeş şehir var. Bunların birçoğu belediye başkanları değiştiği için unutulmuş ya da rafa kaldırılmış durumdaydı. Biz, bu kardeş şehir anlaşmalarını yeniden canlandırdık. Yeni kardeş şehirler de ilave ettik. Türkiye’de lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde okuyan çok sayıda Boşnak öğrenci var. Sadece Bosna Hersek’ten değil Balkanlardan gelen öğrencileri burada bir araya getiriyoruz. Hatta bazen yanlarında Afrikalı ve Uzak Doğulu öğrenci arkadaşları da geliyor. Burada Aliya İzetbegoviç ile ilgili kitaplar okunuyor, bilgi paylaşımı yapılıyor. Bu öğrencileri, özellikle fuar dönemlerinde Bosna’dan gelen ticari heyetlere tercüman olarak görevlendiriyoruz. Hem bir harçlık kazanıyorlar hem de iş tecrübesi kazanıyor ve iyi bir ağ elde etmiş oluyorlar. Türkçe bilgileri güçleniyor. Ülkelerine döndüklerinde de bu tecrübeleri, iş bulma açısından kapı açıyor.</p>

<p>Evlenip kalan birkaç kız öğrencinin dışında çoğunluğu, memleketlerine dönüp ülkesine hizmet etmek istiyor ve öyle de oluyor. Biz de ülkelerine döndüklerinde bağı koparmamak için ‘Türkiye Mezunları Derneği’ni kurduk ve hatta bu oluşum diğer Balkan ülkelerine de örnek oldu.</p>

<p>İş adamları projemiz de var. Fahri konsolos olarak Bursa bölgesinde çalışıyoruz ama BİGMEV ile tüm ülke genelinde çalışma yapıyoruz. Ülkemizin bir ucundan diğer ucuna farklı kentlerden iş adamlarını, yatırım için Bosna’ya götürmek ve Bosna’dan da birçok iş adamını Türkiye’deki fuarlara getirme faaliyetleri icra ediyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’dan Bosna Hersek’e yatırım yapan şirketler var mı?</b></li>
</ul>

<p>Çilek Holding, Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Tarım A.Ş, Kaledonya, Aydınoğlu Gıda, Lignum Makine ve Orhan Holding gibi çok sayıda firma Bosna Hersek ile ticaret yapıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Çilek Holding hangi sektörlerde yatırım yapıyor?</b></li>
</ul>

<p>Turizm, tarım, enerji alanlarında yatırımlarımız var. Çilek Holding, Bosna Hersek’te baraj ve oteller yapıyor, tarımsal üretim gerçekleştiriyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna’dan Bursa’ya yatırım yapan var mı?</b></li>
</ul>

<p>Onlardan da Bursa’ya gelip makine, hammadde, tekstil ürünleri alan çok sayıda firma var. Yatırım yapan İstanbul’a oldu. Bilgi teknolojileri alanında bir firma, hem Türkiye’ye hem de Ortadoğu pazarına iş yapmak için İstanbul’da ofis açtı.</p>

<ul>
	<li><b>Bu yılın ilk 9 ayında Türkiye’nin Bosna Hersek’e toplam ihracatı 452,5 milyon dolar, Bursa’nın ihracatı ise 15,5 milyon dolar seviyesinde bulunuyor. Sizce bu rakam yeterli mi?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’nin toplam ihracatı artıyor. Bursa ihracatı da artıyor ancak yeterli değil. Çünkü 3 milyonluk bir Bursa ve yine 3 milyonluk bir Bosna Hersek var. Biri ülke biri şehir ki Bursa’da aslında bir ülke kadar güçlü… Bilhassa Bursa ile Bosna arasında çok benzer taraflar var; turizm çeşitleri (kış, tarih, inanç vs.), tekstil, otomotiv yan sanayi, tarım gibi birçok sektörde ortak noktalar var. Bunları düşündüğünüzde ekonomik hacmi çok daha fazla ileriye götürebiliriz. Burada özellikle Bursalıların Bosna’ya daha fazla gitmesi, orayı tanıması gerekiyor. Bosnalıların da Bursa’ya gelip kentin gücü ve potansiyelini daha fazla hissetmesi, aynı sektörde olan iş adamlarının buluşması ve işbirliği yapması gerekiyor. Bu noktada biz de bu buluşmalara aracı oluyoruz. Bursalılar, duyarlılar ve her davetimize icabet ediyor. &nbsp;Salgın da etkili oldu ama artık bu, yavaş yavaş aşıldı. Bosna’ya vize yok. Artık normalleşmeyle birlikte daha çok sayıda insan, Bosna’ya gidecektir ve biz de götürmeye devam edeceğiz.</p>

<ul>
	<li><b>Bosnalılar Türkiye’ye, Bursa’ya ve Türklere nasıl bakar ve yaklaşırlar?</b></li>
</ul>

<p>Kendi ülkeleri, şehirleri ve birer kardeşleri gibi bakarlar. Bosnalılar, bizi kendilerinden daha fazla seviyor. Kendilerini Türk, Osmanlı gibi gördükleri, Müslüman oldukları için çok daha yakın olmak istiyorlar. Zaten 400-500 yıl birlikte yaşadık ve yine birlikte olmak istiyorlar. Bir sevgi ve hasretle bakıyorlar. Dolayısıyla Türkiye’yle ilgili bir habere hemen dikkat kesiliyorlar. Duygusal bağ ve sevgi açısından sanki iki ülke, tek bir ülke gibi… Bunu, hem Türkiye’de hem de Bosna’da görüyoruz.</p>

<p>Türkiye ile Bosna ilişkilerini geliştirmek için çalışırken görüyoruz ki Türk, Kürt, Laz, Çerkez ve Gürcü’süyle Türkiye’deki halkın, sanki Bosna Hersek’i burada yaşayan Boşnaklardan daha çok sevdiğini hissediyor ve görüyoruz. Bu duygusal bağ, hem söyleme hem de davranışlarına yansıyor.</p>

<ul>
	<li><b>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bosna Hersek’e her ziyareti sevgi gösterilerine sahne oluyor. Bosnalıların bu ilgisinin organize olduğunu düşünenler oluyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p>Biz, bu programların birçoğunda bulunduk. Cumhurbaşkanımızla Bosna Hersek’te birlikte aynı caddelerde yürüdük ve aynı alanlarda buluştuk. Bosnalıların; seslerindeki titreşim ve heyecan, ‘reis’ diye seslenişleri, yarı Türkçe yarı Boşnakça ifadelerle sorular sorması, gönülden sözler söylemesi, saatlerce onu beklemeleri yani bunlar organize olacak işler değil. Hepsinin doğal olduğunu orada birebir görüyor ve yaşıyoruz. Biz de etkileniyor ve duygulanıyoruz bu sevgiden. Bir başka ülkede bizim cumhurbaşkanımızın o şekilde sevgiyle karşılanması, heyecanlı bir ilgi görmesi bizi de son derece mutlu ediyor.</p>

<ul>
	<li><b>Boşnakların Bursa’da nasıl bir nüfus yoğunluğu var?</b></li>
</ul>

<p>Bursa’da göçlerle nüfus ciddi arttı ve beraberinde Boşnak sayısı da yükseldi. 100-200 binlerden bahsediliyor rakamsal olarak ama kültürel kaynaşma ile kız alıp vermeyi de katarsa Boşnak nüfus bayağı artmış görünüyor. Çünkü Boşnaklar, damatları da kendilerinden sayar. Öte yandan Bosna dostu olan ve kendini Boşnak hissedenleri de kattığınızda yoğunluk daha da güçleniyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna Hersek’te Bursalılar için fırsat niteliğinde olabilecek sektör var mı?</b></li>
</ul>

<p>Turizm açısından otelcilik, kafe ve restoran işleri, Bursalıların da bu alandaki tecrübesi düşünüldüğünde çok uygun görünüyor. Orada yazılım üzerine dernekler, teknoparklar ve bu işte çalışan gençler var. Bursalı yazılım firmaları açısından orada iş birliği fırsatları var. Orman ürünleri zengin bu açından da Bursa’ya özellikle de İnegöl’e çok uygun. İnşaat ki Bosna Hersek’te evler hep iki katlı ve bahçeli, daha yeni yeni bizim buradaki gibi site tarzı yapılar oluşuyor. Bu yapı tarzı, orada moda oldu ve yaygınlaşıyor. Türkiye’de müteahhitlik konusundaki tecrübelerini orada fırsata dönüştürebilir. Ki orada insanlarda, temel aşamasında konut satın alma heyecanı artıyor. Orada İtalyan ve Avusturya malzemeleriyle inşa edildiği için pahalıya mal oluyor ve buna rağmen alıcı buluyor. Ama Türk müteahhitler, oradaki projelerinde malzemeleri buradan götürürse Avrupa kalitesinde çok daha uyguna maliyete inşa edebileceği için hem karlı hem de rekabetçi olacak. Bosna Hersek’te konut edinmek için insanlar, kredi kullanıyor. Yani peşin alıyor kendisi kira gibi bankaya ödeme yapıyor. Bu önemli bir fırsat… Dolayısıyla Bursalı müteahhitlerin orada acilen projelere başlaması lazım.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, Bosna Hersek’te iş yapma kolaylığı ne seviyede bulunuyor?</b></li>
</ul>

<p>Dünyada hiçbir ülkede kolay değil. Türkiye’de bile iş yapmanın belli zorlukları var. Her ülkenin kendine göre zorluğu var. Bosna Hersek’te dünya genelinde ortalardadır. Ne çok kolay ne de çok zordur. &nbsp;Bizim de birçok ülkede kendi yatırımlarımız olduğu için mesela şunu söyleyebilirim: Bosna’da iş yapmak ABD’den kolay.</p>

<ul>
	<li><b>Ulaşım kolay mı?</b></li>
</ul>

<p>Sabiha Gökçen’den 1 saat 20 dakikada Bosna Hersek’e ulaşılıyor. Vize yok. Yemekler helal. Orada hiç bozulmadan bekleyen bir Osmanlı mirası var. İnanç turizmi açısından orada dergâhlar, camiler, tekkeler, türbeler var. Umreye gidilemeyen bugünlerde insanlarımızın, Bosna Hersek’teki o manevi değeri yüksek yerleri ziyaret etmesini öneririm.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna Hersek’in nasıl bir iş gücü yapısı var?</b></li>
</ul>

<p>Bize göre daha Avrupalı ve eski Yugoslavya’dan dolayı eğitim seviyesi yüksek bir toplum olduğu için gençleri çok eğitimli, birkaç dil bilen, kolay öğrenen ve kaliteli iş yapan bir yapıda. Bunu bilen Almanlar, İtalyanlar Bosnalı gençleri kendi ülkelerine çekiyor. Bizim de o gençlerle çalışmamız lazım. İngilizce, Almanca bilen sayısı çok ki Türkçe de giderek yaygınlaşıyor. Yunus Emre Enstitüsü’nün çalışmaları buna çok katkı sağladı ve meyvelerini vermeye başladı. Bir de sadece gençlerde değil yetişkinlerde de Türkçe öğrenme arzusu var. Türkçe öğrenmek için akşam kurslarına giden her kesimden 50-60 yaşlarında insanlar var.</p>

<ul>
	<li><b>Bosna Hersek’te eğitim açısından Türk öğrenciler için alternatif var mı?</b></li>
</ul>

<p>Bosna Hersek’te, cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde kurdurduğu bir Türk Üniversitesi var: IUS (Uluslararası Saraybosna Üniversitesi), bir vakıf üniversitedir. Çok güzel mezunlar verdi. Uluslararası ölçekte saygın bir üniversite oldu. Türkiye’den çok sayıda öğrenci gidiyor, hem eğitimini tamamlıyor hem Bosna’yı tanıyor hem Boşnakça ve İngilizce öğreniyor hem de Avrupalı kültürünü öğreniyor. Biliyorsunuz Bosna Hersek çok dinli bir ülke; kilise, havra ve camilerin bir arada olduğu bir hoşgörü ülkesi. Orada hem Osmanlı var hem de Avusturya var. Oradaki bu Avrupalı kültür atmosferini koklayan gençler, önemli bir tecrübe kazanıyor. Aileleri gidiyor. Birçoğu orada iş yapıyor. Dolayısıyla IUS, dünyanın her yerinden öğrenci çeken güzel ve kaliteli bir üniversite ki Bursalı gençlerin orada okumayı tercih etmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/muteahhitlere-cikis-yolu-bosna-hersek-h443.html</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Oct 2021 20:42:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/muteahhitlere_cikis_yolu_bosna_hersek_h443_223da.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vatandaşın Eli Cebine Gitmeli!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vatandasin-eli-cebine-gitmeli-h442.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa’da kentsel dönüşüm süreci yılan hikâyesi haline gelen ‘1050 Konutlar’da film yine başa sardı. Nice müteahhidin başaramadığı projeye el atan TOKİ’nin de çekilmek üzere olduğu öne sürüldü. Akademik oda başkanları, ‘Vatandaş elini cebine atmadan olmaz’ dedi. Akpınarlı başkan, isyan etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
</ul>

<p>Akpınar Mahallesi’nde uzun süredir konuşulan ve nice firmanın girip çekildiği kentsel dönüşüm projesi, TOKİ’yi de yıldırdı. Deprem kuşağında yer alan Bursa’nın, en riskli yapıları arasında gösterilen ‘1050 Konutlar’da dönüşüm hevesi yine vatandaşın kursağında kaldı.</p>

<p>Geçmişte emsal artışı uygulamalarıyla kat maliklerinin para vermeden hatta bazı bölgelerde üstüne para alarak gerçekleştirdiği kentsel dönüşüm projelerini örnek gösteren bölge sakini, elini cebine atmak istemiyor; kamu idaresi ve akademik odalar, ‘o iş eskide kaldı’ diyor.</p>

<p>Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) yerleşkesinde, ‘Dünya Mimarlık Haftası’ kapsamında düzenlenecek etkinlikler hakkında bilgilendirme yapmak üzere basın karşısına geçen Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Şirin Rodoplu Şimşek, Akpınar’da kentsel dönüşüme ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/MİMARLAR-ODASI-ŞİRİN-RODOPLU-ŞİMŞEK.jpg" /></p>

<p><b>DEVLET İKNA ETMELİ</b></p>

<p>Başkan Şirin Rodoplu Şimşek, devletin artık vatandaşa ‘elini cebine atmadan’ kentsel dönüşüm olmayacağını anlatması ve ikna etmesi gerektiğini vurgularken “Mesela Akpınar’da TOKİ vazgeçmek üzere ve oraya girmeyi istemiyor. Çünkü vatandaşı para vermeye ikna edemiyor” dedi ve devam etti: “Devlet, önce can güvenliği diyerek bu işin başka çaresi olmadığını vurgulamalı ve gerekirse yaptırım uygulamalı.”</p>

<p><b>GEÇMİŞE TAKILAMAYIZ</b></p>

<p>Geçmişteki emsal hataları yapıldığını belirten ve bunların örnek teşkil edemeyeceğini savunan Başkan Şirin Rodoplu Şimşek, “Yapılan bir hata var. Aynı hatayı sırf vatandaş mağdur olmasın diye sürdürmek kenti yok etmeye devam etmek demektir. Mesele şu an geçmişe bakıp aynı emsal istemek, hepimizin düşeceği bir gaflet olur. Geçmişe takılamayız” ifadelerini kullandı.</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/İMO-BURSA-MEHMET-ALBAYRAK.jpeg" /></p>

<p><b>DÖNÜŞÜM ŞART!</b></p>

<p>İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şube Başkanı Mehmet Albayrak, Bursa Görüş’ü hayırlı olsun ziyaretinde Akpınar kentsel dönüşümüne ilişkin açıklama yaptı: “O binalar, eski deprem yönetmeliğine göre yapılmış ve son derece dayanıksız yapılardır. Ekonomik ömrünü çabuk tamamladı. Belki bir anlamda imalatları da kalitesiz yapılmış. Dolayısıyla 1050 Konutların dönüştürülme zorunluluğu var.”</p>

<p><b>İŞ ÇIĞIRINDAN ÇIKTI</b></p>

<p>Belediyenin kamu menfaatini gözeterek kuralları belirleyip aradan çekilmesi ve işi serbest piyasaya bırakması gerektiğini vurgulayan Başkan Mehmet Albayrak, “Belediye; yasal sınırlar içinde emsali belirleyecek, planlar notlarını ve imar durumunu netleştirdikten sonra orası kendiliğinden piyasa şartlarına göre dönüşür. Belediyenin bu yetkisi var. Biz diyoruz ki serbest piyasa koşullarında müteahhitler, kalitede rekabet etsin; imar durumunda yarışmasın. İş çığırından bu yüzden çıktı. Yani yapılacak inşaatın; eni, boyu, çapı belli olsun. TOKİ gelecekse de bir yarışmacı olarak gelip teklifini verebilir” dedi.</p>

<p><b>VATANDAŞLARA ÇAĞRI</b></p>

<p>Planlama yaparken kent çıkarının gözetilmesi gerektiğini belirten Albayrak, bölge sakinlerine seslendi: “Para alma pazarlığı yapılması yanlış. Kaç senedir bu pazarlık sürüyor. En sonunda yapılamayacak orası. Orada vatandaş cebinden ne kadar katkı payı verirse versin mutlak suretle sonuçta karlı çıkacaktır. Çünkü orası dönüştüğünde şuan 200-300 bin lira olan konut milyon liraları bulabilir. Çünkü orası değerli bir yerdir. Bu nedenle vatandaşın 3’ün 5’in hesabını yapmaması gerekir. Oradaki derneğin hiç yapmaması lazım. 1050 Konutlar sakinleri, pazarlığı yanlış noktada yapıyor. Bölge sakinlerinin akıllı davranmalarını bekliyorum.”</p>

<p><b>KAMUNUN HAKKI GÖZETİLMELİ</b></p>

<p>“Biz de bir söz var; kötü örnek emsal teşkil etmez. Orada geçmişte yapılmış yanlış emsal uygulamaları var. O yanlışları burada yapmak da doğru olmaz. Orada bir de kamu yerleri var. Onları göz ardı edip sanki bütün alan oradaki vatandaşınmış gibi bir proje de yapamazsınız. Kamunun da hakkını gözetmeliyiz. Oradaki hazinenin yeri bütün Bursalıların yeridir.”</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/akpınar-mutlu-altın.jpeg" /></p>

<p><b>VATANDAŞ YORULDU</b></p>

<p>Akpınar Mahallesi Kentsel Dönüşüm Sosyal Dayanışma Derneği Başkanı Mutlu Altın, bölge sakinlerinin her gün evlerine deprem korkusuyla girdiği ancak çözümsüzlüğe sürüklenen kentsel dönüşüm sürecinde yorulduğunu söyledi.</p>

<p>TOKİ ile başlayan sürecin de gereğinden fazla uzadığını belirterek “Ne plan ne de proje belli. Bir sessizlik var. İşin açığı kaçak dövüşüyorlar. 2 bin 290 kat malikinin 800’ü para verip dönüşüm yaptırmaya razı geldi. Biz, ‘bari kabul edenlerin binalarını dönüştürün. Ya da gelin ofis açın, projeyi anlatıp ikna ederseniz bu sayı iki katına çıkar’ diyoruz ama yanıt alamıyoruz. TOKİ, bizimle iletişim kurmuyor. TOKİ, armut pişsin ağzına düşsün istiyor. Bir de bölge sakinleri haklı olarak kentin başka bölgelerindeki bir sürü projeyi emsal gösteriyor. Birileri ne çok meraklıymış vatandaşın cebindekine. Bizi anlamak istemiyorlar. Burada hazinenin arazileri var ve onlar şuan arazi görünse de aslında buradaki binaların arasında bulunan yeşil alan ve parklardır. Birileri de oralara binalar dikmek için çalışıyor” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vatandasin-eli-cebine-gitmeli-h442.html</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Oct 2021 20:37:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/vatandasin_eli_cebine_gitmeli_h442_66b1f.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tercümanların bir çatısı yok!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/tercumanlarin-bir-catisi-yok-h441.html</link>
      <description><![CDATA[Tümce Tercüme Kurucusu ve Genel Müdürü Tolga Aydemir, sektörün Bursa’da kurumsallaşma sorunu yaşadığını ve bundan dolayı da bir sivil toplum kuruluşu veya oda gibi bir çatı altında toplanamadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
	<li><strong>Haber-Tümce Tercüme/Tolga Aydemir</strong></li>
</ul>

<p>Türkiye’de bir yabancı dil sorunu olduğu artık neredeyse herkesin ortak kanısı oldu. Özellikle evrenselleşen İngilizce konusunda bile yıllarca verilen eğitime rağmen kitlesel manada bir seviye yakalanamaması ayrı bir tartışma olarak ortada duruyor. Küreselleşmeyle artan ekonomik ve kültürel ilişkilerin sağlıklı yürüyebilmesi açısından da dil, önemli bir faktör olarak görülüyor. Dijital olanaklar, ikili ilişkilerde çeviri açısından palyatif çözümler sunsa da genelin dil problemine kalıcı bir çözüm üretilemiyor. Haliyle daha özel ve teknik alanlarda tercümanlık kurumu önemini koruyor. Ancak bu alanda da bir takım sorun yaşanıyor. Tümce Tercüme Kurucusu ve Genel Müdürü Tolga Aydemir’e sektörün halini Bursa Görüş’e özetledi…</p>

<p>Bursa’da yaklaşık 15 yıldır tercüme sektöründe çalıştığını ve son 13 yılda Tümce Tercüme olarak faaliyette bulunduğu belirten Tolga Aydemir, sektör hakkında açıklamada bulunurken “Bursa’da bu alanda bir sivil toplum kuruluşu veya oda yok. Ve bu büyük bir eksik… Sektöre kurumsal bakılmadığı için başarılamamış. Çeşitli federasyonlar var. Onlardan biri de Türkiye'de Yeminli Çevirmenlik Federasyonu (TURÇEF) ki biz de üyeyiz. Ülke genelinde bütünlük sağlayabilecek bir oda yok” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/tumce.jpg" /></p>

<p><strong>KALİTE DÜŞÜK</strong></p>

<p>Sektörde rekabet kalitesinin düşük olduğunu vurgulayan Aydemir, “Günü kurtarmak isteyen tercümanlar veya bürolar var. Kurumsal çok fazla tercüme bürosu yok. Bursa’da bu alanda büyük bir piyasa yok. Mevcut piyasadan aslında herkes payını alabilir. Ama sadece fiyatlandırmanın temel alındığı bir rekabet sektörü güzel bir yere götürmüyor. Yani daha ucuza iş yapma mantığıyla rekabete girmek kalite getirmiyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>DİLDE ÇEŞİTLİLİK SIKINTISI VAR</strong></p>

<p>Sektörde personel bulma sıkıntısı yaşanmadığının altını çizen Aydemir, “Stajyer kabulü yapıyoruz. Yılda 4-6 stajyer alıyoruz. Salgın döneminde sektörle ilgili tecrübe kazanmak isteyen arkadaşları kabul ettik. Bursa özelinde bir personel sıkıntısı yaşanmıyor ama dil çeşitliliği açısından bir sıkıntı var” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ARAPÇA TERCÜMAN ARTTI</strong></p>

<p>Aydemir, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: Suriyelilerle birlikte Arapça tercümanların sayısı arttı. Haliyle mevcutta Arapça tercümanlığı yapanlar olumsuz etkiledi. Fakat bizi fazla etkilemedi. Arapçanın yaygınlaşmasında Suriyelilerin dışında Kuveyt ve Katarlıların Bursa’da konut satın alması etkili oldu.”</p>

<p><strong>120 DİLDE ÇEVİRİ</strong></p>

<p>Tümce Tercüme olarak 120 dilde hizmet verebildiklerini açıklayan Aydemir, “Bu iş için sadece dil bilmek yetmiyor iyi de bir işletmeci olmanız gerekiyor. Farklı dil gruplarından 4 çalışanımız var. Aralarında yeminli tercüman olanlar var. Arkadaşlarımızın da hukuki, teknik ve tıbbi diye uzmanlık alanları var. Ofisimizde online olarak İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Arapça, Rusça, Çince ve Japonca gibi belli başlı 15 dilde hemen hizmet verebiliyoruz. Daha spesifik dillerde ‘Freelance’ diye adlandırılan serbest isimlerle çalışıyoruz. Sözlü veya yazılı tercümede çok hızlı cevap verebiliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/tercumanlarin-bir-catisi-yok-h441.html</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Oct 2021 20:34:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/tercumanlarin_bir_catisi_yok_h441_8c8f1.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kayıp Litvan Kadın Nerede?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kayip-litvan-kadin-nerede-h356.html</link>
      <description><![CDATA[Litvanya Fahri Konsolosu Berat Tunakan’a yönelttiğimiz ‘Ne gibi görevlerde bulunuyorsunuz?’  sorusuna canlı bir şahitlikle cevap aldık. Röportaj esnasında Tunakan’ın telefonları hiç susmadı. Tunakan, Bursa’da kaybolan bir Litvan kadını bulmak için çok sayıda görüşme yaptı. Çeşitli bağımlılıkları olan genç kadın, uzun uğraşlar sonunda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
	<li><strong>Röportaj</strong></li>
</ul>

<p>Bursa Görüş gazetesi olarak başlattığımız ‘Kentteki Fahri Konsoloslar’ röportaj dizimiz devam ediyor. Fahri konsolosluk nedir, neden önemlidir, ne gibi görevlerde bulunur, ekonomik ve kültürel katkıları nelerdir gibi sorular üzerinden yaptığımız araştırma için bu sayıda Litvanya Fahri Konsolosu Berat Tunakan ile heyecanlı bir röportaj gerçekleştirdik.</p>

<p>Berat Tunakan, hem siyasi hem de sivil toplum çalışmalarıyla Bursa kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. Balkan Rumeli Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BALKANTÜRKSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı olduğu dönemde yaptığı çalışmalarla uzun süre gündemde kalan Tunakan, 15 yıldır da Litvanya Fahri Konsolosluğu görevini sürdürüyor.</p>

<p>Eylül 2017’de Berat Tunakan’ın öncülüğünde meslektaşlarım Hasan Ali Çavuş ve Okan Tuna ile birlikte 4 günlük bir Litvanya ziyareti gerçekleştirmiştik. O ziyarette hem Litvanya’yı hem de Berat Tunakan’ı yakından tanıma fırsatı bulmuştuk. Aslında o günde Berat Tunakan’ın fahri konsolos olarak ne gibi görevler üstlendiğine şahit olmuştuk. Ama bu kez hiç hayal etmediğimiz bir sorumlulukla karşılaştık.</p>

<p>Fahri Konsolos Berat Tunakan ile görevleri üzerine söyleşirken telefonu hiç susmadı. Çeşitli bağımlılıkları olan Litvanya vatandaşı bir kadının Bursa’da kaybolduğunu, ailesinin kendisine ulaşamadığını ve hatta annesinin Bursa’ya gelmek üzere yola çıktığını öğrendik. Tunakan, bir yandan büyükelçilikle bir yandan kadının annesiyle bir yandan da emniyetle görüştü. Boşluklarda da sorularımızı cevaplandırdı. Bu kez fahri konsolosluk görevinin neye yaradığını birebir şahitlikle sizlere aktarıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluk nedir? Neden önemlidir?</b></li>
</ul>

<p>Anlam itibarıyla bir ülkenin, başka ülkenin herhangi bir bölge veya şehrinde resmi olarak temsil edilmesidir. Fahri konsoloslar, ilgili ülkeler arasında ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için köprü vazifesi görür.&nbsp; Ve aslında bu, çift taraflı bir görevdir. Çünkü şehirde o ülkeyi temsil ettiği gibi şehri de o ülkede temsil ediyor. Bu da ikili diyalogun gelişmesinde büyük fayda sağlıyor. Tanıtım ne kadar iyi olur ve insanlar birbirlerini ne kadar iyi tanırsa ilişkiler o kadar sıhhatli oluyor. Biz de bu misyonu üstleniyoruz. Ekonomik, sportif, eğitim ve kültürel anlamda ilişkilerin gelişmesi için çabalıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Fahri konsolosluk maddi bir kazanımı olan bir iş midir?</b></li>
</ul>

<p>Değildir. Tamamen gönüllülük esasına göre yapılır. Maddi hiçbir kazanımı yoktur.</p>

<ul>
	<li><b>Peki, bir fahri konsolos ne gibi görevlerde bulunur? Örneklendirir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Fahri konsolosluğun sınırları, Viyana Sözleşmesi ile çizilmiştir. Bursa özelinde düşünürsek bir fahri konsolos, ilgili ülke vatandaşlarının kentte karşılaştıkları sorunların çözümü için yardımcı olmakla görevlidir. Mesela bugün olan bir olay var. Litvanya vatandaşı olan 29 yaşındaki bir hanımefendi, Bursa’da bir sıkıntı yaşıyor. Şuan onu çözmek için uğraşıyoruz. Büyükelçilikle irtibat halindeyiz ve konuyu çözmeye çalışıyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Tam olarak nedir olay?</b></li>
</ul>

<p>Kadın, şuan kayıp ve sanırım alkol gibi bir takım bağımlılıkları var. Onu bulmamız gerekiyor ve arama yapılıyor. Hatta Annesi yolda geliyor ve az önce telefonda onunla görüştüm. Akşamüzeri terminalden alacağım ve polise kayıp başvurusunda bulunmaya gideceğiz. Sağlık sorunları var sanırım annesi, kızını geri götürebilmek için raporlarını falan getiriyor. Bu tarz sorunlarla da ilgileniyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>İlginç olay. Dilerim başına kötü bir şey gelmemiştir. Bursa’da yaşayan Litvanya vatandaşı var mı? </b></li>
</ul>

<p>Çok fazla yok. Yaklaşık 30 civarında evlenip Bursa’ya yerleşen var. Buradan oraya damat olarak giden de var. Hatta düğünlerinde nikâh şahitliği yaptıklarım oldu. Aslında bu, sosyal bir görevdir. Ayrıca turistik, eğitim ve sporla ilgili gelenler oluyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa dışında hangi illerde Litvanya’nın fahri konsolosu var?</b></li>
</ul>

<p>İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin, Kapadokya ve Alanya.</p>

<ul>
	<li><b>Hem Antalya hem Alanya’da öyle mi?</b></li>
</ul>

<p>Evet. Alanya’ya hem yerleşik hem de turist olarak çok ciddi sayıda Litvan geliyor. Yaklaşık 100 binler civarında diyebiliriz.</p>

<ul>
	<li><b>Sizin fahri konsolosluk süreciniz nasıl başladı? </b></li>
</ul>

<p>Tamamen tesadüfi oldu. Çok sevdiğim bir kardeşim olan Mehmet Emin Tutan, 2002’de AK Parti’den milletvekili seçildi. Sonra parlamentoda Türkiye-Litvanya Dostluk Grubu başkanı oldu. O da Litvanya ile ikili ilişkilerin gelişmesini istediği için bir gün iş ortamını görmek üzere birlikte seyahat gerçekleştirdik. Gerçekten çok güzel bir ülke. Sonra Ankara’da büyükelçiyle tanıştık ve ona Mehmet Emin Tutan ile birlikte bir Bursa programı düzenledik. Ben de bir iş insanı olarak ön ayak oldum bu programa. Kentte valilik ziyaretiyle başlayan programda büyükelçi, o dönemin valisine ‘Biz, berat beyi Bursa fahri konsolosu olarak düşünelim, Bursa çok büyük bir şehir’ dedi.</p>

<ul>
	<li><b>Görevi siz talep etmediniz yani. Peki, sonrasında nasıl bir süreç işliyor?</b></li>
</ul>

<p>Bu görevin karşı taraftan teklif edilmesi daha doğru oluyor. Böyle bir talep gelince süreç başladı. Ama bu kısa bir süreç değil. Fahri konsolos olarak sizin, yaşadığınız şehir veya bölgede belirli seviyede tanınır düzeyde bulunmanız, sosyal ve ticari ağırlığınızın olması gerekiyor. Bununla ilgili ticaret ve sanayi odasından, valilikten, büyükşehir belediyesinden, milletvekillerinden, bakanlıklardan referans yazıları alınıyor ve Özgeçmişle birlikte iletiliyor. 2003 yılında Litvanya hükümeti nezdinde bir çalışma başlatıldı. Yaklaşık 1 veya 1,5 yıl sonra Litvanya Hükümeti Dış İşleri Bakanlığı ‘Berat Tunakan’ı Litvanya Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosluğu’na öneriyoruz’ diyerek bizim Dış İşleri Bakanlığımıza bildirdi.</p>

<p>Sonra bizim Dış İşleri Bakanlığımız da MİT, İç İşleri ve Adalet bakanlıklarına yazılar yazıp görüş istiyor. Oralarda olumlu bildirim geldiğinde Dış İşleri Bakanlığı incelemesini tamamlıyor ve Cumhurbaşkanı’na sunuyor. Cumhurbaşkanı da onayladığında, büyükelçilerde olduğu gibi size de bir buyrultu belgesi veriliyor. Ben, buyrultu belgesini, 2006 yılında aldım. Daha sonra da her 2 yılda bir Dış İşleri Bakanlığımız verdiği kimlik belgesini yeniliyor. Şayet ülkemizde sıkıntılı ve şaibeli bir durumunuz varsa Dış İşleri Bakanlığı görevinize son verebiliyor.</p>

<ul>
	<li><b>Bunun bir örneği var mı?</b></li>
</ul>

<p>Özellikle 15 Temmuz’dan sonra çok sayıda fahri konsolosluk iptal edildi. Bu tamamen Dış İşleri Bakanlığı’nın yetkisindedir. Evet, Litvanya hükümeti bizi seçiyor ve onları temsil ediyoruz ama aynı büyükelçilerde olduğu gibi hükümet, o kişiyi istenmeyen adam ilan edebiliyor. Ve görevine son verebiliyor. Biz de karar merci, Cumhurbaşkanı’dır.</p>

<ul>
	<li><b>Biraz Litvanya hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Litvanya, nüfus ve yüzölçümü olarak küçük ama insani gelişmişlik anlamında büyük bir ülkedir. Her şeyden önce saygının, sevginin, kurallara uymanın, hukukun üstün olduğu bir ülke ki Avrupa Birliği (AB) üyesidir aynı zamanda. Eğitim düzeyi çok yüksek ve ekonomik olarak da AB üyesi olduğu için kişi başı milli gelirleri yüksek. Yaşanılabilecek bir ülke. 2 milyon 700 bin civarında bir nüfusu var. Amerika’da yaklaşık 1,5 milyon gibi ciddi bir nüfusu var. Mesela Litvanya’nın ABD’deki lobi ağı ve gücü, Türkiye’den çok daha iyi. Litvanya, her zaman için ABD’nin Avrupa’daki 1 numaralı müttefikidir. Litvanya nüfusunda 2 dil bilenler yüzde 90’ın üzerinde, 3 dil bilenler yüzde 67. Litvanca, Rusça ve İngilizce. Rusya’dan ayrılan ülkeler genelde Slav gibi addediliyor. Ama Litvanlar Slav değil ayrı bir ırk. Dilleri Litvanca ve alfabeleri, Kiril değil Latin. Ortodoks değil Katolikler.</p>

<ul>
	<li><b>Litvanlar’ın Türkiye’ye bakışı nasıl?</b></li>
</ul>

<p>Türkiye’ye gerçekten çok önem veriyorlar. Çok ciddi sayıda Litvan turist geliyor. Salgın dönemini bilmiyorum ama 2019’da yaklaşık 125 bin turist geldi Litvanya’dan. Nüfusuna oranladığınızda bu çok ciddi bir rakamdır. Türklere ve Bursa’ya çok sıcak bakıyorlar. Litvanya Cumhurbaşkanları, bizim Özdilek’in ürettiği ve isimlerinin yazılı olduğu bornozları kullanıyorlar. Bursa’yı ve sanayisini biliyorlar. Her büyükelçi ve ticari ateşe muhakkak Bursa’yı ziyaret ediyor. Yeni bir büyükelçi göreve başladı. O da Bursa’yı ziyaret edecek.</p>

<p>Türkiye büyük ve güçlü bir ülke, Litvanya nezdinde öyle. AB’de Türkiye’nin en büyük destekçilerinden biri de Litvanya’dır. Örneğin, ‘Avrupa Futbol Şampiyonası ya da Olimpiyatlar nerede olsun?’ diye sorulduğunda ülkemiz adaysa her zaman bizim lehimize oy kullanıyorlar. Gerçek anlamda ilişkilerimiz iyi ve bizi destekliyorlar. 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye destek amaçlı dışardan gelen ilk isim Litvanya Dış işleri bakanı oldu.</p>

<ul>
	<li><b>Ne zaman gelmişti? Fahri konsolos olarak sizlerin bir etkisi oldu mu? </b></li>
</ul>

<p>22 ağustos 2016’da geldi. Avrupa’da o dönemde ilk bakış, ‘Türkiye’de iş adamlarının mallarına el konuluyor’ gibiydi. Öyle bir hava oluşturulmaya çalışıldı o tarihlerde. Ülkemizde böyle bir şey olmadığını büyükelçiye bizzat kendimiz anlattık. Hatta Türkiye’deki tüm fahri konsoloslar hep birlikte Ankara’da bir toplantıyla bilgilendirme yaptık. Tabi Dış İşleri Bakanlığımızın da girişimleri oldu ama bu toplantı da etkili oldu diye düşünüyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Sizinle ziyaret ettiğimizde de görmüştük. Litvanya’da çok uzun yıllardan beri yaşayan Karay Türkleri ve Tatar Türkleri var. Onlarla ilgili de bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p>Karay Türkleri, Trakai bölgesinde bulunuyorlar. Onlarla da kültürel anlamda ilişkileri yürüyor. Onların sayıları biraz az, binin altında. Ama herhangi bir ayrıma maruz kalmıyorlar ki ülkenin en güzel bölgelerinden birinde yaşıyorlar. Litvanya’da ciddi sayıda Tatar Türk’ü var. Öyle ki içlerinde akademilerde görevli profesörler, Meclis’te görevli siyasi isimler var. Onlarla da kültürel temas sürüyor.</p>

<p>***</p>

<p><b>Görüş’ümüz nedir?</b></p>

<p>Birebirde yakından tanıdığım bir isim olduğu için Berat Tunakan hakkında yapacağım tüm yorumlar ‘yanlı’ algılanabilir. Bu nedenle kişisel bir değerlendirmede bulunmayacağım. Bu kez sadece o gün röportaj esnasında yaklaşık 5-6 kez telefonun zilinin çalmasına neden olan olayla ilgili bilgilendirme yapacağım. 29 yaşındaki kayıp Litvan kadın, emniyet güçlerince röportaj anında bulundu. Berat Tunakan, kadının kontrol altında tutulması için birçok kez telefon görüşmesi yaptı. En sonunda kadının yanına gitmesi gerektiği için röportajı kısa tuttuk. Aynı gün Tunakan, Litvanya’dan İstanbul’a oradan da Bursa’ya gelen anneyi, kızıyla kavuşturdu. Litvanya Büyükelçisi Ričardas Degutis, Tunakan’a bir teşekkür mesajı iletti:</p>

<p><i>“Sayın Berat Tunakan,</i></p>

<p><i>Geçen hafta itibariyle, vatandaşımız Loreta ve kızı Laura'ya yaptığınız samimi yardımlarınız için size müteşekkir olduğumu bildirmek isterim. Loreta Hanım, size çaresiz bir şekilde başvurdu; ancak siz hiç tereddüt etmeden değerli yardımlarınızı kendilerinden esirgemeyerek söz konusu talihsiz durumun hızlı bir şekilde çözülmesinde çok önemli bir görev üstlendiniz.</i></p>

<p><i>Loreta Hanım ve kızı Litvanya’ya güvenli bir şekilde ulaşmışlardır.</i></p>

<p><i>Vatandaşlarımızın içinde bulunduğu oldukça zor, tehlikeli ve olağan dışı bu durumda, duyarlı duruşunuzu göstererek değerli zamanınızı onlara ayırdığınız ve gönülden yardımlarınız için size minnettarım.</i></p>

<p><i>Saygılarımla,</i></p>

<p><i>Ričardas Degutis</i></p>

<p><i>Ambassador”</i></p>

<p>Esen kalın…</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kayip-litvan-kadin-nerede-h356.html</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Oct 2021 22:43:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/kayip_litvan_kadin_nerede_h356_fb674.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik!..]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bir-tatli-huzur-almaya-geldik-h354.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’de özellikle sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte değişen günlük yaşam içinde ‘yaşlı bakımı’ hizmet sektöründe giderek büyüyen bir işkolu olarak öne çıkıyor. ‘Huzurevleri’ olarak adlandırılan bu iş kolunda Bursa’da kimler var ve neler yapıyorlar, en önemli sorunları nedir? Bursa Görüş okuyucusu için araştırdık…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sanayileşmeyle hız kazanan kentleşme ve yeni hayat tarzları, geleneksel aile yapısında önemli değişikliklere neden oldu.&nbsp; Bir kesimde ne yazık ki ‘Büyük’ kavramından ‘bü’ düştü ‘yük’ kaldı ve onlar, ‘yük’e ara durak aramaya başladı. Bir de gerçekten yaşlılık kaynaklı çeşitli hastalıkları nedeniyle özel bakıma ihtiyaç duyanlar var ki onlara da profesyonel bir hizmet sağlanması başlı başına bir iş oldu. öte yandan hâlâ geleneksel bakışını koruyanlar da yok…</p>

<p>Huzurevleriyle ilgili olumlu olumsuz bir takım algılar var. ‘İyi midir?’, ‘Kötü müdür?’ tartışmaları bugün bile devam ediyor. Ve yetişkin bireylerin, ebeveynlerini huzurevine bırakma durumu, toplumsal kanıda halen negatif algılanıyor. &nbsp;Belki o bireyler de vicdani bir yük hissiyatı yaşıyor. Biz, işin bu duygusal ve algısal tarafından çok ‘Bursa’da bu konuda kimler, neler yapıyor?’ diye araştırdık.</p>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İl Müdürlüğü verilerine göre Bursa’da ‘yaşlı bakım’ iş kolunda şu kuruluşlar bulunuyor:</p>

<ul>
	<li>Ali Osman Sönmez Huzurevi ve Yaşlı Bakım Rehabilitasyon Merkezi (Yıldırım)</li>
	<li>Yenişehir Huzurevi (Yenişehir)</li>
	<li>Yenice Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon Ve Aile Danışma Merkezi (İnegöl)</li>
	<li>Hasan Öztimur Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi (Nilüfer)</li>
	<li>Celal Sönmez Gündüzlü Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi (Osmangazi)</li>
	<li>Ülker Aktar Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi (İznik)</li>
	<li>Fatma Göztepe Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi (İnegöl)</li>
	<li>Büyükşehir Belediyesi Huzurevi</li>
	<li>İnci Taner Altınmakas Huzurevi (Nilüfer)</li>
	<li>Özel Kalamış Huzurevi ve Yaşlı Bakımevi (Mudanya/Çağrışan)</li>
	<li>Özel Mudanya Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi (Mudanya)</li>
</ul>

<p>Büyükşehir Belediyesi Huzurevi Şube Müdürü İbrahim Karaman ve Özel Kalamış Huzurevi yetkilisi Hayrettin Güven ile görüştük…</p>

<p>***</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/İbrahim-Karaman_1.jpg" /></p>

<p><b>KAPLIKAYA HUZUREVİ</b></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi’nin Kaplıkaya’daki huzurevi yerleşkesi hakkında İbrahim Karaman, şu bilgileri paylaştı: “14 bin 400 metrekarelik bu yerleşkede 2 binada hizmet veriyoruz; biri, 1992’de ‘Dörtçelik Huzurevi’ adıyla kurulan 5 katlı bina ve diğeri de yine aynı bahçe içinde 2011 yılında yapılan 5 katlı yapı... Bahçe içinde yaşlıların rehabilitasyonu açısından çay salonu, hayvan barınakları ve hobi bahçeleri bulunuyor. Ayrıca günlük aktivitelerin dışında deri ve ahşap boyama atölyemiz var. Deri atölyesinde yaşlılarımız, Hayat Boyu Öğrenme Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen öğretmen nezaretinde, deri çanta, cüzdan, yastık vb. ürünler üretiyor. Boyama atölyesinde ise yaşlılarımız ahşabı şekillendirme ve boyama çalışmaları yapıyor. Atölyelerin yanı sıra spor, el sanatları ile boncuk ve örgü gibi işler yaparak boş zamanlarını değerlendiriyorlar. 129 personel var. 3 vardiya çalışıyor. 24 saat burada personel olmak zorunda. Personellerin bir kısmı sabit gündüz çalışan da var. Hemşire ve sağlıkçı var. 7/24 bir ambulans var. Hemşire ve diğer sağlık personeli 7/24 sürekli burada görevde bulunuyor. Personel kadromuzda iki kuaför de var. Erkeklere haftada bir saç sakal bakımı yapılıyor. Kadın misafirler içinde Hayat Boyu Öğrenme Şube Müdürlüğünden bir kuaför geliyor.”</p>

<p><b>İL DIŞINDAN GELENLER</b></p>

<p>İki binalı yerleşkede toplam 183 misafiri konuk ettiklerini belirten İbrahim Karaman, “Misafirlerimizin yaş aralığı 61 ile 102. İl dışından gelenler de oluyor. Ama belediye kurumu olduğu için yönetmelik kentte 6 ay ikamet etme şartı uygulanıyor. Mevcut kapasitemiz 266. Tek, 2 ve 3 kişilik odalarımız bulunuyor” diye konuştu.</p>

<p><b>TEK KİŞİLİK ODA BİN 250 LİRA</b></p>

<p>Yaşlı kabulünde sağlık durumuna bakıldığına, ücretli ya da ücretsiz şeklinde ayrıldığına dikkat çeken Karaman, “Ücretli yaşlı, herhangi bir güvenlik kurumundan maaşı varsa, onu ücretli olarak alıyoruz. Tek kişilik bir odada kalan misafirimiz, aylık bin 250 lira ödüyor. Bu rakam, Belediye Meclisi’nce onaylanıyor. Bunun içinde yeme-içme, çamaşırlarının yıkanması, hastaneye sevki gibi hizmetler bulunuyor. Bunların dışında sadece kendi özel ihtiyaçları için para harcıyor. 2 kişilik oda fiyatı 850, 3 kişilik oda 575 lira” dedi ve ekledi: “Ücretsiz yaşlı, hiçbir sosyal güvencesi olmayanlardır. Onlardan hiçbir ücret alınmadığı gibi aylık 293 lira gibi bir cep harçlığı veriyoruz. Şuanda yerleşkemizde 52 ücretsiz misafirimiz bulunuyor.”</p>

<p><b>TEK KİŞİLİK ODA FARKI NEDİR?</b></p>

<p>“Tek kişilik odaların diğerlerinden bir farkı yok. Bu odalara da belirli bir gözlem süreci sonrası misafirlerimizi geçiriyoruz. Öz bakımını yapabiliyor ve tek başına kalabilecek düzeyde sağlıklıysa…” diyen Karaman, yerleşkede insanlar arasında tartışmalar yaşanabildiğini belirterek “Burada farklı kültürlerden gelen insanlar var. aynı odada kalan bir misafir namaz kılmak isterken öteki ‘hayır ben müzik dinleyeceğim’ diyebiliyor. Bu da ufak tefek tartışmalara dönüşüyor. Yine ortak odalarda temizlik konusu da gündeme geliyor. Mesela biri sarımsak yiyor diğeri yemiyor ve tartışma çıkıyor.</p>

<p><b>CEO BİLE VARDI</b></p>

<p>Misafirler arasında zaman zaman farklı isimlerin de olduğunu söyleyen Karaman, “Mesela biri vardı. İsmini vermek doğru olmaz. 60’lı yaşlarındaydı. Büyük firmalarda CEO olarak çalışmış, etkin ve tanınmış biriydi. Ancak alkolik olduğu için bakıma muhtaç duruma geldiği için ailesi buraya bırakmıştı. Zaman içinde giderek agresif hale geldi ve başka bir yere göndermek zorunda kaldık” dedi.</p>

<p><b>BİR AŞK HİKAYESİ</b></p>

<p>Binalarda kadın ve erkek misafirlerin farklı katlarda ağırlandığı ama yerleşke içinde birlikte zaman geçirdiklerini belirten Karaman, şunları söyledi: “25 yıldır burada yaşayanlar var. Geçmiş dönemlerde burada evlenenler olmuş. Mesela bir aşk hikayesi var. İki misafirimiz, birbirine aşık oluyor. Ancak evlenme olmadığı için ayrılmak zorunda kalıyorlar. Şimdi erkek olan misafirimiz Yenişehir’deki huzurevinde yaşıyor.”</p>

<p><b>SALGIN DÖNEMİ</b></p>

<p>Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında kronik rahatsızlıklar nedeniyle kayıplar olduğu ancak direkt salgın kaynaklı 1 kişi dışında fazla bir kayıp yaşanmadığını belirten Karaman, “Salgın kaynaklı olarak sadece 1 kişi hayatını kaybetti. Bu da kayıtlara geçti. O dönemde kronik hastalıkları nüksettiği için 9 kişiyi kaybettik. Gerekli önlemleri aldık. 1,5 yıl boyunca personelimiz, 14 gün içerde 14 gün dışarda olacak şekilde vardiyalı çalıştı. Yine 1,5 yıl boyunca misafirlerimiz, hastane hariç yerleşke dışına çıkarılmadı” dedi.</p>

<p><b>ÇOCUKLAR İLGİLENMİYOR</b></p>

<p>Misafirlerin genelde kendi isteğiyle geldiği için kaçma gibi bir teşebbüsü olmadığını söyleyen Karaman, “Hepsinin farklı bir hayatı var.&nbsp; Mesela birinin 9 çocuğu var ama bir tanesi bakmıyor. Yine birinin 5 çocuğu var fakat ilgilenmiyorlar… Biri mesela eskiden çok zenginmiş sonra ekonomik durumu bozulmuş. Önce eşi sonra çocukları terk etmiş. Emekliliği yok. Burada ücretsiz kalıyor. Hayata küsmüş ve her gün 2 paket sigara içiyor. Rehabilite etmek için çalışıyoruz. Hayatını dinleseniz hayret edersiniz. Hatta birkaç kez oğluyla da görüştüm” şeklinde konuştu.</p>

<p><b>BOCCE TAKIMI VAR</b></p>

<p>Misafirlerin rehabilitasyonu açısından sosyal etkinliklere de önem verdikleri ve çeşitli programlar düzenlediklerini belirten İbrahim Karaman, açıklamasında şu bilgilere yer verdi: “Salgın öncesinde misafirlerimizin atölyelerde yaptığı ürünlerin satışa sunulduğu bahçemizde düzenlendiğimiz kermes programımız vardı. 3-4 bin kişi katılırdı. Salgında sadece bir haftalığına Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdik. Vatandaş oldukça ilgi gösterdi. Satışlar da oldu. Buradan elde edilen gelir, vakfa aktarılıyor ve bazı ihtiyaçlar da oradan karşılanıyor.&nbsp; Mesela daha önceki kermeslerden elde edilen gelir ve bir hayırseverin de bağışıyla kuruma bir ambulans alınmış. Sosyal etkinliklerimiz salgından etkilendi ama her hafta 8’er kişilik gruplar halinde misafirlerimizi farklı yerlere götürüyoruz. Mesela bir bocce takımımız var. Geçenlerde dedeler ve torunlar karşılaşması yapıldı. Güzel bir etkinlik oldu. Salgından önce farklı şehirlerdeki huzurevlerinde yaşayanlarla da karşılaşmalar yapılıyordu”</p>

<p><b>GÜNDÜZ BAKIM EVİ KURULMALI</b></p>

<p>Yaşlı bakım hizmeti iş koluna ilişkin değerlendirmede bulunan İbrahim Karaman, “Türkiye nüfusu yaşlanıyor. Artık aileler çekirdek aileye dönüyor. Yaşlıyı barındırmak maalesef insanlara zor geliyor. Çünkü ailelerde eşler çalışıyor ve çocuğu kreşe bırakıyor. Peki, yaşlı gün içinde ne yapacak? Böyle bir sıkıntı var. Yaşlılarla ilgili gündüz bakım evleri gibi aktivite yapabilecekleri farklı alanların kurulması gerekiyor. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığımız bu konuda çalışmalarını yapıyor ama baktığımız zaman şuanda bakanlığın huzurevleri dolu ve sıra bekleniyor. Ne yazık ki insanlarımız, yaşlılarına sahip çıkmıyor” derken kurum olarak yaşlı bakım hizmetinde gençlere tecrübe sağlamak adına salgın öncesi dönemlerde stajyer kabul edildiğini söyledi.</p>

<p>Yine Kaplıkaya’da bakanlığa ait olan huzur evinin tamir ve bakım nedeniyle kapalı olduğunu hatırlatan Karaman, Büyükşehir’in 5 yıllığına tahsis edilen Hamdi Sami Gökçen Huzurevi’ni boşalttığını belirterek “Orası eski bir tekkeymiş. Huzurevi yapılmış ama etrafı apartmanlarla kapalı. Bahçesi çok küçüktü. Huzurevlerinde bahçe geniş olmalı. Büyükşehir, şuan sadece bu yerleşkede huzurevi hizmeti veriyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p>***</p>

<p><b>BU İŞİN SEVEREK</b></p>

<p><b>YAPILMASI GEREK</b></p>

<p>Özel Kalamış Huzurevi ve Yaşlı Bakımevi yetkili Hayrettin Güven, “Bu işin severek yapılması en önemli nokta, zira insanlar bizlere annelerini, babalarını, teyzelerini, halalarını emanet ediyorlar” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Hayrettin-Guven_1.jpg" /></p>

<p>Yaşlı bakım iş koluna girişi hakkında bilgi veren Hayrettin Güven, “16 yaşında gönüllü olarak ve ardından kadrolu şekilde bu işe başladım. O tarihte çalıştığım yerde Avni adınca bir hastamız vardı. Kendisi aşırı derece nazik ve beyefendi bir adamdı. Bir şey isterken bile rica eder çok naif bir dille konuşurdu. Aramızdaki iletişim o kadar iyi bir noktaya geldi ki Avni amca her şeyini benden istiyordu. O dönemde huzur evini işleten kişi, ‘benim çok vaktimi alıyor’ diye Avni amcayı çıkartmak istedi ve kızı Deniz hanımı aradı. Deniz hanım da bunun üzerine benim bir huzur evi açmamı istedi. Ben de 16 yaşında olduğumu ve bunu mali olarak yapamayacağımı söyledim. Bunun üzerine benim yer bakmamı gerisini kendisinin ayarlayacağını söyledi. Ardından kendisi Üsküdar’da bir yer bulmuş ve benim gidip görüşmemi söyledi. Ardından da Kalamış’ta olan evine gelmemi istedi. Orada bana o zamanın parası ile elli bin beş yüz lira verdi. Bununla Üsküdar’da o yeri açtık. Kalamış ismi de oradan geliyor” dedi.</p>

<p><b>BU İŞ SADECE PARA KAZANMAK DEĞİL</b></p>

<p>Kalamış’ın 30 yıllık bir işletme olduğunu söyleyen Güven, şu bilgileri paylaştı: “İstanbul’un ardından İzmir’e giderek 1996 yılında İzmir’in ilk özel huzurevini açtım. 3 yıl içerisinde yedinci şubeye ulaştım. Belli bir süre sonra bu iş İzmir’de artınca kalite düştü. Bunun üzerine bu işin sadece para kazanma olmadığını ve belli bir kalitenin olması gerektiğini düşünerek İzmir’den çekilme kararı aldım.&nbsp; Oradaki bütün şubelerimi devrettikten sonra Bursa’da 2004 yılında Kalamış adıyla bir şube açtım. 3 yıl ilk kaldığımız binada devam ettik ardından bina yeterli gelmeyince şu an Kalamış 1 olarak hizmet veren yerimize geçtik. Orada 67 kişilik kapasite ile 14 yıldır hizmet veriyoruz. 6 ay öncede Kalamış 2 olarak 120 kişilik kapasiteli yerimizi açtık. Burada da öz bakımını yerine getiren veya getiremeyen kişilerin tırnağının kesilmesinden, beslenip, bezlenmesine kadar tüm hizmetleri veriyoruz. Bünyemizde çalışan arkadaşlarımız normal hasta bakıcı değil tamamı hemşire olarak yer almaktadır. Onun dışında psikolog, sosyal hizmet uzmanları, part-time doktor ve fizyoterapist da mevcut. Odalarımız tek, çift ve üç kişilik olarak mevcut. Tüm odalarımızda tuvalet, banyo, yemek masası, tv, yatak, komodin gibi bir butik otel gibi içerisinde yer almaktadır. Ortalama 40-45 çalışanımız mevcut ve Kalamış 1 şu an tamamen dolu, Kalamış 2 ise şu an yarı kapasite dolu durumda. 55 ve üstü yaş gruplarını misafir ediyoruz şu anda. En yaşlı misafirimiz 97 yaşında.”</p>

<p><b>TEŞVİK VE DESTEK YOK</b></p>

<p>“Her yıl ocak ayında tavan ve taban olarak fiyat politikamızı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı belirler” diyen Güven, “Yaşlı bakım evleri konusunda bir girişimde bulunmanın en büyük zorluğu hiçbir teşvik veya desteğin bulunmamasıdır. Bağış almamız özel olduğumuzdan dolayı yasak buna ek olarak bir sanayici de olan vergi, elektrik, su veya stopaj gibi konularda da indirim söz konusu değil. Baktığımızda biz ülkemizin önemli açığını kapatıyoruz ama bu ne yazık ki görülmüyor. Bize sürekli daha iyi hizmet sunmamız gerektiği söyleniyor ancak bu konuda devletin maddi destek üzerine durması lazım. Örneğin ben burayı arsa olarak kiralamış olmama rağmen beş buçuk milyon yatırım yaptım ama biraz daha elimizden tutulsaydı şu ankinden çok daha iyisi olabilirdi” dedi.</p>

<p><b>HAKSIZ REKABET VAR</b></p>

<p>Güven, “Otel veya turizmde ki destekler bizde ne yazık ki söz konusu değil. Mesele engelli bakım evlerinde kalan kişilerin parasını devlet ödüyor. Yüzde elli engelli bir vatandaşın konaklaması için 4 bin 500 lira para ödüyor. Öte yandan engelli bakım evleri yaşlı bakım evi gibi misafir alırken bizler engelli misafirleri alamıyoruz. Burada da haksız bir rekabet söz konusudur. Devletin bize yüzde 3’lük ücretsiz bakmakla yükümlü tutuğu bir kontenjanımız da var” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><b>ELEMAN BULAMIYORUZ</b></p>

<p>Güven, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bu işi sadece para kazanmak için yapmak mümkün değil. Bir noktada sevmek gerekiyor öyle ki hasta bakım mevzunu genç arkadaşlar okudukları alanlarda hasta bakım işi yapmak istemiyorlar. Bu konuda da eleman bulmakta güçlük çekiyoruz. Bir de belirli bir saat uzaktan eğitim ile sertifika alan kişi bizde hasta bakıcı olabiliyor ama acil tıp teknisyeni olan kişi çalışamıyor. Mevzuat gereği kişinin sertifika alması gerekiyor. Sağlık meslek lisesi mezunu olan kişi işin içinde olmasına rağmen burada çalışamıyor.”</p>

<p><b>SALGIN YÖNETİMİ</b></p>

<p>Salgın süreci hakkında değerlendirme yapan Güven, “Salgın dolayısıyla bir kaybımız veya hastalıkla ilgili bir sorunumuz olmadı. Türkiye daha sıkı politikalara girmeden biz yeni hasta kabulünü, ziyaretçi girişini durdurduk. Çalışanlarımızı yatılıya çevirip salgın durumunu çok iyi atlattık. Ani ölümler durumunda nöbetçi hekimimizi çağırıyoruz. Şüpheli bir ölüm olmadığı rapor edildikten sonra cenaze işlerine haber verilerek aile ile birlikte defin işlemi gerçekleştiriliyor” dedi.</p>

<p><b>PROSEDÜR AĞIRLAŞTI</b></p>

<p>Yaşlı bakım hizmetinin gelişmesine yönelik kanaatlerini dile getiren Güven, “Bireysel olarak ben getireceğim noktaya bu işi getirdiğimi düşünüyorum. Şu andaki maddi ve manevi şartlarım ile getirebileceğim en iyi yere getirdim. Bizden sonraki kuşaklara kalmış durumda bu işin gelişim ve ilerlemesi. Tabi bu işi severek yapılması en önemli nokta, zira insanlar bizlere annelerini, babalarını, teyzelerini, halalarını emanet ediyorlar. Bu işin prosedürü son dönemde ağırlaştı ve bu ağırlaşmayı ben iyi buluyorum. Önceden bir villa tutarak 20-25 kişilik bir huzurevi açabiliyordunuz. Ancak şimdi binanın metrekaresinden, merdiven sayınlarına kadar birçok detay söz konusu ve villadan bozma bir yerde bu şartları sağlamanız mümkün değil. Bu kalite açısından da önemli, bir oda da tuvaletin, televizyonun standart olması gerekir örneğin biz burada Türk Hamamı’na kadar yaptırdık. Binamızın toplamı 4 bin 600 metrekare ve her katta 500 metrekare ortak alanımız mevcut” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>YAŞLILARA EZİYET EDİLMEMELİ</b></p>

<p>Güven, “İnsanlar yakınlarını bize emanet ederken ister istemez bir vicdan durumu söz konusu oluyor. Buradaki misafirlerimiz birçoğu aslında evlerinde bakımlarının yapılması hususunda bakıcılarla çalışmışlardır. Ancak biz burada huzurevi konumunda değil, hasta bakımı konusunda hizmet veriyoruz. Aslında insanlar evdeki hastaya bilinçsiz bakıcılarla eziyet etmiş oluyorlar. Zira buradaki hastaların birbirleriyle olan iletişimi evde elde edebileceğiniz bir durum değil. Biz hasta kabul etmeden önce onların ailelerine, bizim hakkımızda bilgi almasını, diğer insanlara sormasını ve denetlemesini talep ediyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p><b>NEDEN BURSA’YI SEÇTİ?</b></p>

<p>İzmir’den sonra Bursa’yı seçmesinin nedenine ilişkin Güven, “Bursa’da bu alanda bir açık olmasıydı hatta biz burayı açtığımızda Bursa’da engelli bakım merkezi de yoktu. Engelli bakım merkezi yerine Hasta Bakım Evi açma nedenim ise daha çok işin işleyişi ile alakalı. Engelli bakım merkezinde yatan kişiler ile çalışanlar arasındaki iletişim riskli ve kontrol edilmesi zor bir boyutta. Buradan hareketle vicdani anlamda benim için bunun daha iyi olduğunu düşünüyorum” diyerek açıklamasını tamamladı.</p>

<p>***</p>

<p><b>GÖRÜŞ’ÜMÜZ NEDİR?</b></p>

<p>Yaşlı bakım hizmeti giderek yaygın bir ihtiyaç haline geliyor. Hem kamu hem de özel sektör bunun farkında olacak ki yüksek eğitim kurumlarında dahi bu alana özel bölümler açılıyor. Ancak birçok iş sahasında olduğu gibi bu alanda da personel bulmanın bir sorun olduğu görünüyor ancak bu sorundan daha önemlisi; dede ve nine dediğimizin atalarımızın emin ellere teslim edilmesidir. Öte yandan bir gün hepimizin, hem bu işi sevecek hem de kaliteli hizmet verecek kişi ve kurumlara ihtiyacı olabilir. Bu nedenle sadece eğitim kurumları değil toplum olarak değişen hayat şartlarıyla birlikte gelecekteki ihtiyaçlarımıza en insani yanıtı alabileceğimiz kişi ve kurumları şimdiden inşa etmeliyiz. Mevcut şartları geliştirmeli, kurumlar üzerindeki algıyı değiştirmeli, beşeri sermayeye yatırım yapmalı, toplumsal olarak da geleneksel modelimizi tam manasıyla koruyamasak da aile ilişkilerini güçlendirmek için yeni politikalar geliştirmeliyiz. Kökten kopuk, bireyci bir toplum yapısına sürüklenirken Türk’ün dil ile birlikte en büyük hazinesinden biri olan ‘aile’ kurumunun daha fazla yara almasını önlemeliyiz. Bunun için sadece politika yapıcılara değil, her birimize önemli görevler düşüyor. İlk görevimiz ise kesinlikle mevcuttaki negatif yargı ve algılarımızı değiştirmemiz gerektiğidir…</p>

<p>Esen kalın…</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bir-tatli-huzur-almaya-geldik-h354.html</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Oct 2021 22:25:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/bir_tatli_huzur_almaya_geldik_h354_9589f.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2023 Hedefini Çoktan Aştık!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/2023-hedefini-coktan-astik-h352.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Eczacı Odası Yönetim Kurulu Başkanı Okan Şahin, “Sağlık Bakanlığı’mızın 2023 yılı toplam eczacı ihtiyacı rakamlarına bakıyoruz; 33 bin. Bu rakama kamu, özel tümü dâhildir. Şu anki eczacı sayısına bakıyoruz; 43 bin. Yani eczacı sayısında 2023 hedeflerini 2021 yılında geçmiş haldeyiz” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
	<li><strong>Röportaj </strong></li>
</ul>

<p>Ülke genelinde birçok meslek gibi giderek artan sayılarıyla gündeme gelen mesleklerden biri de eczacılık. Bilhassa eczanelerin birer market gibi çalıştığı, ‘parayı al ilacı ver’ mekanizmasına dönüştüğüne yönelik düşünceler yankı buluyor. Uzmanlığı göz ardı eden ve ticaret odaklı örnekler de bu algı ve düşünceleri pekiştiriyor. &nbsp;Ayrıca ülke genelinde artan eczacılık fakültelerinin bir sonucu olarak her yıl piyasaya giren binlerce mezunu da belirsiz bir gelecek bekliyor.</p>

<p>Mahalle bakkallarını bitiren sistem günün birinde mahalle eczacılığını da bitirir mi bilinmez ama bugün kısa vadede konuşulması ve çözülmesi gereken sorunlar var. Hem eczacılık üzerine yapılan tartışmalar hem de onların sorunlarına ilişkin merak ettiklerimizi, Bursa Eczacı Odası Yönetim Kurulu Başkanı Okan Şahin’e sorduk…</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/OKAN-ŞAHİN.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Eczacılık neden önemlidir? Bu mesleğe neden ihtiyaç vardır?</b></li>
</ul>

<p>Eczaneler halkın en kolay ulaşabileceği, en yakın sağlık kuruluşlarıdır. Çoğu kişi doktora ulaşamadığı yer de dahi eczaneye ulaşarak danışmanlık hizmeti alır. Bugün Türkiye’nin en ücra köşelerinde dahi 7/24 halk sağlığı için hizmet veren bir meslektir ve doktor dahi olmayan bölgelerde eczanelerimiz vardır ve sağlık hizmetini vermeye devam etmektedir. Eczacı, hastanın şikâyetleri ile ilgili karşısındakilere yardımcı olmak için bilgi ve tecrübesini karşısındakiyle paylaşır. Hastalığa doktor tanı koyar, eczacı ise hekimin yazdığı ilacı hastaya en doğru şekilde hastanın durumunu da değerlendirerek tarif ederek tedavi olmasını sağlar. Yurtdışında ilaca bağlı ölümlerin çoğu bilinçsiz ve yanlış ilaç kullanımına bağlıdır. Eczacılar olmazsa bu sayı daha da artacaktır.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/logo.png" /></p>

<ul>
	<li><b>Salgın, Bursa’da eczacıları nasıl etkiledi? </b></li>
</ul>

<p>Salgın her meslek grubunu olduğu gibi eczacılarımızı da etkiledi. Bursa’da kovid-19’a yakalanan birçok eczacımız oldu. Aşılama sonrası bu sayı ciddi anlamda düşmüş durumdadır. Kaybettiğimiz de maalesef bir eczacımız oldu. Oda olarak kovid-19 süreci boyunca eczanelerimize dezenfeksiyon, maske, gözlük gibi desteklerin yanı sıra maddi desteklerde de bulunarak eczacılarımızın bu süreci en rahat şekilde atlatmalarına yardımcı olmaya çalıştık. Tabi ki halkımızın ilk danıştıkları yerler eczaneler olduğu için hâlâ risk sıralamasında en başta gelen meslek grubuyuz. Halkımız semptomları birbirine çok benzeyen Kovid-19 ve grip ile ilgili ilk başta eczanelere geldikleri için ayrıca tanı konmuş kişilerde bazen tanı konulduktan sonra ilaçlarını almak için mecburen eczanelere geleceğinden risk altında çalışmaktayız.&nbsp;</p>

<ul>
	<li><b>İlaç fiyat kararnamesiyle ilgili beklentiniz nedir? Mevcut şartlarda kar-maliyet denklemi hakkında bilgi verir misiniz? </b></li>
</ul>

<p>Eczacı karlılıkları, Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan İlaç Fiyat Kararnamesi’nde, ilaç fiyatı arttıkça düşen bir sistem ile belirleniyor. Bu ilaç fiyat kararnamesi ilk olarak 2004 yılında hazırlandı ve 2010 yılında baremlerde değişiklik olmadan karlılık oranlarında iyileştirmeler yapıldı. Ve bugün 2004 yılında belirlenen baremler ile maalesef işleyiş devam etmekte. Bizim buradaki talebimiz ülkemizde giderek artan gider kalemleri sebebiyle eczanelerimizin birçoğunun gelirleri artık giderlerini dahi zor karşılar bir noktaya geldi. Bu sebeple de 2004 yılında duyurulan baremlerin günümüz koşullarına uygun hale güncellenmesidir. Bunu devletimizin yetkililiklerine açıkladığımızda zaten kendileri de bizlere hak veriyor. Ancak maalesef hâlâ gerekli düzenleme yapılmadı.</p>

<ul>
	<li><b>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) politikalarına bakışınız nedir?</b></li>
</ul>

<p>Biz her zaman şunu savunduk; bizim talebimiz iyileştiren bir tedavi anlayışı değil, tam tersine bu hastalıklar oluşmadan önce koruyucu olan bir sağlık sistemi anlayışının oluşması. Maalesef SGK ile belki de anlaşamadığımız en önemli nokta bu. Bugün koruyucu bir sağlık sistemi anlayışında bizler SGK’nın giderlerinin çok daha verimli kullanılabileceğini ve düşeceğini düşünüyoruz.</p>

<ul>
	<li><b>Eczane sayılarının artması, bir ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor? Maliyetler yüksek ve karlar düşükse neden eczane sayıları artıyor? Eczacılık fakülteleri sayısının ve mezunların artması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p>Eczane sayılarının artması, üniversitelerden mezun olanların artmasıyla doğru orantılıdır maalesef. Ben, Eczacılık Fakültesine girdiğimde 9 eczacılık fakültesi vardı ve yıllık mezun sayısı 600-700 civarıydı, bugün eczacılık fakültesi sayısı 58 oldu ve yıllık mezun sayısı 3 bin 500’ü buldu. Bugün Ülkemizde toplam 28 bin eczane var ve her yıl yeni 3 bin 500 mezun çıkıyor. Tabii bu genç meslektaşlarımız mesleği eskisi gibi sanıp eczane açmaya çalışıyorlar ancak maalesef birçoğu bir süre sonra eczanelerini kapatıp kamu da veya özel şirketlerde başka bir işe başlıyor. Daha geriye gidip Devlet Planlama Teşkilatı’mızın ve Sağlık Bakanlığı’mızın 2023 yılı tüm eczacı ihtiyacı rakamlarına bakıyoruz 33 bin eczacı. Bu rakama kamu, özel tümü dâhildir. Şu anki eczacı sayısına bakıyoruz, 43 bin eczacı zaten ülkemizde var. Yani eczacı sayısında 2023 hedeflerini zaten 2021 yılında geçmiş haldeyiz.</p>

<ul>
	<li><b>Bazı eczanelerde kozmetik ürün ağırlığının her geçen gün artmasını, cilt bakım ve güzellik merkezi gibi hizmet vermesini nasıl yorumlarsınız? </b></li>
</ul>

<p>Kozmetik de eczacılığın bir dalıdır. Bizler üniversiteden okurken kozmetoloji dersini de alarak mezun olmaktayız. Aslında bu konularda ilk danışılması, doğru bilgi edinilmesi gereken yerler eczaneler iken maalesef farklı yerlerden alınan bilgiler ile halkımız istediği sonucu alamamaktadır. Düşen eczacı karlılıklarına ve birçok eczanenin artık gelirlerinin giderlerini karşılamamasına bağlı olarak eczacılarımız eğitimini aldığı dal olan kozmetik ürünlere yönelerek ekonomisine katkı sağlamaya çalışmaktadırlar.</p>

<ul>
	<li><b>Gıda takviyeleri, vitaminler ve besleyici olduğu iddia edilen ürünlerle ilgili bir tespitiniz var mı?</b></li>
</ul>

<p>Aslına bakarsanız bunların hepsi birer ilaçtır. Daha birkaç yıl öncesine kadar ilaç ruhsatı bulunan ürünlerin sırf reklam yapabilmek uğruna Gıda Takviyesi adı altına ruhsat aldığına şahit olduk.&nbsp; Bu ürünlerin kesinlikle Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alması ve yalnızca eczanelerden satılması bence halk sağlığı için olmazsa olmazdır. Bugün piyasada maalesef eczane dışında çok miktarda sahte, miadı geçmiş ancak ambalajı yenilenmiş, doğru saklama koşullarında saklanmamış ürün satılmaktadır. Bu ürünlerin içeriklerine baktırdığımızda halk sağlığı için çok sıkıntılı sonuçlarla karşı karşıya kalmaktayız.</p>

<ul>
	<li><b>Yeni mezunlara ne öneriyorsunuz? Odanıza kayıtlı ya da bildirimde bulunan işsiz eczacı var mı?</b></li>
</ul>

<p>Yeni mezun arkadaşlara ilk başta ‘Eczane eczacılığımı yapacağım ya da farklı bir alanda mı çalışmak istiyorum?’ sorusunu kendilerine sormasını öneririm. Eğer eczane eczacılığı yapacaklar ise yardımcı eczacılık sürecini en iyi şekilde tamamlayıp tek başlarına bir eczaneyi idare edebilecek şekilde kendilerini yetiştirmelerini öneririm. Farklı bir alan düşünürsek ise ilgilerini o alana yönlendirip başarılı olmak için çalışmalarını öneririm.&nbsp; Özellikle ülkemizde ilaç sektöründeki eczacı sayısını yetersiz buluyorum ve daha fazla sayıda meslektaşımın o alanda çalışmasını istiyorum. Genç meslektaşlarıma o alana özellikle ağırlık vermelerini ve üniversite eğitimlerine ek olarak o alanda ihtiyaçlara yönelik kendilerini geliştirmelerini öneririm. Evet, odamıza kayıtlı ve şu anda işsiz meslektaşlarımız maalesef mevcut. Bu işsizlik tabii ki yalnızca bizim mesleğimizin değil, tüm ülkede ve mesleklerde yaşanan bir durum.</p>

<ul>
	<li><b>Bir de salgın ve aşı gündemi var bu konuda neler söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p>Maalesef Aralık 2019’da Çin’de başlayan ardından Mart 2020 gibi de ülkemizde tespit edilen salgınla tüm dünya bir savaş vermeye başladı. Ve bu savaş epey de zorlu bir hale geldi. Birçok vatandaşımızı ve yakınımızı bu salgın sürecinde kaybettik. Tıp dünyası bu virüse karşı ilaç araştırması yaparken bir yandan da bundan koruyucu aşı ile ilgili de çalışmalar yaptı. Farklı birçok firma aşı üretirken, iki Türk’ün başında olduğu bir firma, çok önemli bir aşıyı üretmeyi başardı. Ülkemiz adına hem gurur verici bir durumdu hem de birçok ülke aşı sayısında sıkıntılar yaşarken bizler özellikle iki Türk’ün ürettiği aşı sayısında en az etkilenen ülkelerden olduk. Son dönemlerde paylaşılan çalışmalara da baktığımızda halkımızın mutlaka aşı olması gerektiğini söylemek lazım. Hatta eksik dozu olan var ise onların da mutlaka bu eksiklerini tamamlamalarının çok önemli olduğunu hatırlatırım. Bugün yoğun bakımlarda yatan hasta sayıları üzerinde yapılan araştırmalar da aşıların ne kadar etkili olduğunu net bir şekilde ifade ediyor. Yoğun bakımlarda yatan hastaların maalesef büyük çoğunluğu hiç aşı olmamış vatandaşlar. Aşının kıymetini bilmeli ve mutlaka herkes aşı olmalı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/2023-hedefini-coktan-astik-h352.html</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Oct 2021 22:09:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/2023_hedefini_coktan_astik_h352_932c2.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akıllı Şehircilikte Asıl Konu Güvenlik]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/akilli-sehircilikte-asil-konu-guvenlik-h351.html</link>
      <description><![CDATA[Akıllı şehirciliğin teknoloji çöplüğü değil stratejik bir program olduğunu vurgulayan Aybar Yılmaz, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Akıllı Şehircilik Daire Başkanlığı’nı kuran ilk belediye olarak önemli bir adım attığını belirtirken “Dikkat edilmesi gereken ana husus güvenliktir” dedi.
--]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><strong>N. Nuri Yavuz</strong></li>
	<li><strong>Röportaj</strong></li>
</ul>

<p>Dijitalleşmeyle, gündelik hayatımızda birçok nesne akıllı hale gelirken tüm insanlıkta gözle görünür bir akıl tutulması yaşanıyor. <b>Richard Sennett, ‘Karakter Aşınması’</b> adlı kitabında düşünür <b>Hans-Georg Gadamer</b>’den şu alıntıyı yapıyor:</p>

<p><b><i>‘Benliğimiz kendine hâkim değil’; benliğimizin zaman içindeki tesadüfler ve tarih parçacıkları tarafından belirlenen “bir ‘olay’ olduğunu söylemek mümkün” </i></b><i>diyor. <b>Gadamer</b> buradan, <b>‘insanın kendisinin farkında olma durumu, tarihin kapalı devresinde bir an belirip sönen bir ışık gibidir’</b> sonucuna varıyor. Günümüz kapitalizminde karşılaştığımız karakter sorunu budur işte. Ortada bir tarih var, ama insanlarca paylaşılan bir mücadele anlatısı ve dolayısıyla ortak bir kader yok. Bu koşulları altında karakter aşınır; <b>‘Bana ihtiyaç duyan kim var?’</b> sorusu yanıtsız kalır. </i></p>

<p>Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, aslında bu soruya bir nevi cevap verdi: İnsanın, insana ihtiyacı var!.. Yerkürede ölüm, hastalık, yoksulluk ve adaletsizliğin büyüdüğü günlerde insanlığın ortak dayanışma ruhuna güç katanlar olduğu gibi şartları fırsata çevirenler de oldu: Homo homini lupus. (İnsan insanın kurdudur!) Yine işledi. Fakat sınırlı da kalsa gündelik telaş ve homurtudan rafine düne karşı vefalı, bugüne duyarlı ve en önemlisi de geleceğe karşı sorumlu yaşayanlar var. Bu kentte görebildiğim kadarıyla onlardan biri de Bursalı yazar Aybars Yılmaz. İkinci kitabı ‘Detaydakiler’, satışa çıktı. Şehircilik çalışmalarıyla da dikkat çeken Yılmaz’a merak ettiklerimizi sorduk…</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/AYBARS-YILMAZ.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Aybars Yılmaz kimdir?</b></li>
</ul>

<p style="margin-bottom:.0001pt"><span style="line-height:normal"><span style="text-autospace:none">1982 Bursa Keles doğumlu. Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Evli ve iki kız çocuğu babasıdır. Ulusal ve uluslararası çapta organize olmuş, Üniversiteli Bursasporlular Derneği, Üni-Dağ ve İYSİAD (İdealist Yönetici ve Sanayici İş Adamları Derneği) gibi STK’larda</span></span></p>

<p style="margin-bottom:.0001pt"><span style="line-height:normal"><span style="text-autospace:none">kurucu üyelik; Ülkü-Tek Bursa Şubesi’nde Yönetim Kuruluğu Üyeliği yapmıştır. Bursa’da 2023 Hareketi adıyla, Türkiye’de kurulan ilk yerel think-thank organizasyonunun da kurucusudur.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:.0001pt"><span style="line-height:normal"><span style="text-autospace:none">TUBİTAK organizasyonu ile katıldığı Stratejik Ürün ve Teknoloji Yönetimi Mentörlüğü programı kapsamında, ülke sanayisine yönelik gönüllü bilgi paylaşımında bulunmaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:.0001pt"><span style="line-height:normal"><span style="text-autospace:none">Ulusal sahada, teknik ve teknoloji konularında gerçekleştirdiği yerli ve milli çalışmalardan ötürü, ilgili devlet kurumları tarafından taltif edilmiş şahsi ve paydaş ödülleri mevcuttur. Bursa’da, yerel idare ve yönetim kurumlarıyla paylaştığı, hayata geçen birçok şehircilik projesi mevcuttur. Zaman</span></span></p>

<p style="margin-bottom:.0001pt"><span style="line-height:normal"><span style="text-autospace:none">zaman bu paylaşımlarına ilaveten, bazı STÖ ve STK’ların daveti üzerine Bursa Söylenceleri ve Şehircilik Uygulamaları konularında sunumlar gerçekleştirmektedir. Vatan-Millet-Devlet üçlemesi olarak kurgulanmış kapsamda, Bir Bursa Rüyası ve Detaydakiler isimli kitapları yayınlanmıştır. Çeşitli yayın organlarında Bursa yerel meseleleri ve milli değerler üzerine köşe yazıları mevcuttur ve bu yazılarına devam etmektedir.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:.0001pt"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/2.kitap.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Hangi konularla ilgilenir ve neden kitap yazar? Kitapları hakkında bilgi verir mi? Okuyucuya önerileri nedir?</b></li>
</ul>

<p>Türk Milliyetçiliği fikir ve yaşam tarzını benimsemiş olmam hasebiyle, Türk’ü ilgilendiren veya alakadar olabilecek her konuyla ilgilenirim. Sahip olduğum Mühendislik disiplini ve yaklaşımı sayesinde, fikirsel ve eylemsel olarak sağladığım tüm girdilerin, katma değerli biçimde, çıktıya dönmesi de kitap yazmak için başlıca sebebimdir. Hayata dair elde edilen kazanımların, ömür boyunca sırtta yük olarak taşınmasındansa, yaşamı paylaştığımız tüm paydaşlar ile etkileşime girmesi ve faydaya dönmesi bence insanlığın önemli vazifelerinden bir tanesi. Malumunuz olduğu üzere, var olan veya yaşanılan her şeyin manaya sahip olması hususunu gözden kaçırmamak gerekir.</p>

<p>Yazmaya başlamadan önce, kalemin götürdüğü yerde olmak yerine kelamın olduğu yere kalemin gitmesi gerektiğini düşünerek yola koyuldum desem daha doğru olacaktır. Çünkü her akla düşenin kelama, her kelimenin de kaleme düştüğü bir ortam sakıncalı, istenmeyen sonuçlara neden olabiliyor. O yüzden akıl süzgecinden geçirerek, muhataplarımızı dikkate alarak ürettiğimiz kelamın adresini bulmak için gösterdiğimiz hassasiyetin aynı şekilde yazıya dönmesini önemli görüyorum.</p>

<p>Bu minvalde, Vatan-Millet-Devlet üçlemesi olarak kurguladığım kitaplarımın ilk ikisi olan Bir Bursa Rüyası’nı vatan, Detaydakiler’i ise millet karşılığı olarak okuyucuların beğenisine sunduk.</p>

<p>Bir Bursa Rüyası, aslında daha öncelerinde, Bursa’yı bir çırpıda okuyabileceğim, zaman ve mekândan beni alarak, bulunmak istediğim anda olmayı arzuladığım yere taşıyacak bir kitap bulamayışımın karşılığı oldu. Genel itibariyle akademik veya turistik birçok eserin var olduğu şehrimizde, kendi türünde sahip olduğu dil, akıcılık ve çekiciliği ile Bir Bursa Rüyasının her yaşa, her kesime hitap etmesi benim için çok önemli unsur. Şu an 3. Baskısına hazırlandığımız kitabın hazırlanış aşamasında, gerek kapak tasarımına destek veren ekibimiz gerekse kitabın yayına hazırlanmasında emeği çok olan yayınevimizden tek isteğim, çalışmaya başlamadan önce kitabı okumaları olmuştu. Sonrasında ise benim isteklerimden ziyade, kendilerinin hissettikleri doğrultuda görsellik ve içerik çalışmaları yapmalarını rica etmiştim. Ki bugün ortaya çıkan sonucun istediğimizi tam olarak yansıttığını düşünüyoruz.</p>

<p>Detaydakiler ise tamamen milletimizde eksikliğini, dönüşümünü gördüğümüz, toplum içerisindeki yaşayışta arayış içerisine girildiğini hissettiğimiz mefkurevi değerlerle birlikte, içerisinde girdiğimiz yeniçağa Türk Milliyetçiliği hassasiyeti ile yorum ve çözüm sunan iki bölümden oluştu. İddiasını kendi ortaya koyan bir okuyucu kitlesini hedeflediğimiz kitabımız, çıktığı ilk günden itibaren beklentimizin üzerinde bir ilgi gördü. Bunun sebebi olarak ise, okuyan, düşünen ve üretmeyi arzu eden yorgun, yılgın ve ürkek kesimin tetikleyicilere ne kadar hazır olduğunu gösteren bir işaret olarak yorumluyoruz. Yeşil Mutabakat Sözleşmesi ile giriş yaptığımız Dijital Çağ’ın içerisinde millet olma değerlerine sahip çıkan, milli duruş sahibi kesimlerimizin varlığının korunması ve zamana uygun şekilde geleceğe taşınmasının kıymetini yakın süreçte daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/1.kitap.jpeg" /></p>

<ul>
	<li><b>Bir dijitalleşme ve geleneksel yayın eleştirisi yapması mümkün müdür?</b></li>
</ul>

<p>Geleneksel yaklaşım dediğimiz tasarı ve üretim yaklaşımı aslında özü teşkil eden kısım olduğu için, bundan vazgeçmemek çok ama çok önemli. Eş zamanlı biçimde, yükselen akıma ayak uydurup, özgünlüğünü koruyacak biçimde uyum sağlamak da hayatta kalmak adına çok önemli bir gereklilik. Burada bir tercih yapmak bana göre büyük bir hata olur. Aslında yargılarımızın tümünde de takınmamız gereken GZFT Yaklaşımı bence önemli bir kazanım. Atılacak her adım öncesinde, tarafsız biçimde, güçlü ve zayıf yönlerimizi ortaya çıkararak, fırsatlar ve tehditleri, plan, proje ve programlarımıza doğru şekilde yerleştirecek olursak doğruyu elde etmemiz kaçınılmaz olacaktır.</p>

<p>Dijitalleşme, kalite-zaman-maliyet üçgeni esasını odak noktasını esas almış önemli bir araç geliştirme yöntemi olarak hayatımızın içerisine girmiş bulunuyor. Ve bunu yok saymak, ortadan kaldırmaya kalkışmak gerçekten düşünülemeyecek seviyede bir hatalı, yanlış davranış biçimi olur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, özgünlük kavramıdır. Al-Uygula anlayışı ile gerçekleştirilen çalışmaların hedeflenen sonuçlara ulaşmadığı aşikâr bir durum. Burada, kavramsal tasarımı uygulayıcıların bizatihi kendisi tarafından hazırlanmış, proje aşamalarını atlamadan, esas şekilde, olması gereken sürede tamamlamış ve devreye alma sürecinde geri dönüşleri başarılı şekilde sisteme kazandırılmış her çalışma mutlaka istenen sonuçları elde edecektir.</p>

<p>O halde, geleneksel değerlere sahip, keyif veren hissiyatın sürdürülebilirliğinin sağlandığı, özgün dijital araçlarla zamana başarılı şekilde uyum sağlamış yayıncılık anlayışının teşvik ve teşkil edilmesi zaruri gözükmektedir.</p>

<ul>
	<li><b>Bursa’nın düşün ve edebiyat dünyası var mı? Varsa ne denli başarılı? Yoksa neden yok? Olmalı mı?</b></li>
</ul>

<p>Tarihinde mutasavvıf ve mütefekkirlerin önemli yer edindiği Bursa’da bu soruya yoktur demek abesle iştigal olur. İlaveten tarihsel süreci, sadece Türk-İslam tarihine odaklamak da eksik kalacaktır. Bugün Bursa’ya coğrafi ve tarihsel açıda bakacak olursak, her bölgesinde düşün ve edebiyatın şekillendirdiği birçok asırlar ötesi kazanım mevcuttur. Elbette bu iklim içerisinde eksiklikler veya beklentileri karşılayamama söz konusudur. Burada ana sorunun karşılığı olarak, iletişim sorunu nedeniyle yeterli seviyede etkileşimin sağlanamamasını görüyorum. Bu da bizi organizasyon yönetimi kaynağına götürüyor.</p>

<p>Bir Bursa Rüyası yolculuğuna çıkmadan önceki düşüncelerim ile sonrasında çok büyük değişiklikler oldu. Öncesinde Bursa özelinde şehircilik kavramına sahip çıkan insan kaynağının yetersiz olduğunu düşünüyordum. Şu an bu konuda organizasyonel eksiklik olduğu kanısını taşıyorum. Sivil toplum sahasında başta Bursa tarihi olmak üzere o kadar fazla sayıda kişi ve kurum mevcut ki, tek eksiklikleri bence birbirlerini tamamlayacak eksik tarafları için iletişime geçmek. Toplum yaşayışı içerisinde hala kendi kültürünü savunmaya, korumaya çalışmak aslında çok üzüntü verici bir durum. Kendi şehrimizin içerisinde kendi ilçelerimizin hemşehri derneği kurmak zorunda hissettiği bir yaşam alanındayız. (Ki şehir dışında bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda sivil toplum organizasyonu mevcut iken)</p>

<p>Sorunuza cevaben aktardığım ilk bölümde söylediğim gibi, bence burada odaklanmış çalışmalarla, iletişimin arttırıldığı ve bu sayede etkileşimin, birlikte olma, bulunma, çalışma kültürünün kazandırıldığı bir sistem anlayışı tek eksiklik. Bu olduğunda verimliliğin daha da artacağına inanıyorum.</p>

<ul>
	<li><b>Bursalı biri olarak kentin mevcut şartları ve gidişatı hakkındaki düşüncesi nedir? Şehirle ilgili bir endişesi var mı? Sorun tespit ve önerileri nelerdir?</b></li>
</ul>

<p>Üzerinde yaşadığımız vatan toprağının kıymetini bilmek, tarihsel değerini iyi anlayarak bu minvalde bir yaşam sürmek, &nbsp;birlik, beraberlik içerisinde toplum huzuru ve sükûnetine sahip örnek şehir olma hüviyetimizi geri kazanmak çok değerli olacaktır.</p>

<p>Unutmayalım ki, her problemi yönetsel makamlara yıkmak, çözüm ortamından ziyade baskı ortamı kurarak mevcut durumu kargaşaya sürüklemek, şehir yaşayanları olarak, bizlere hiçbir şey kazandırmaz. Ama aynı şekilde kadercilik anlayışı ile bana ne düşüncesi içerisinde sahiplenme, aidiyet duyma veya sessiz çoğunluk halini almak da bizi çözüme ulaştırmaz.</p>

<p>Akıl, gönül, vicdan hürriyeti ve hüviyetine sahip olmak, Bursa için en büyük arzum. Çünkü iyi biliyorum ki, zaten hâlihazırda daha önceden sahip olduğu bu vasıfları ile birçok zor durumu aşmış bir şehir Bursa. Çoğulcu katılımın sağlandığı, liyakatın öne çıktığı ve sahiplenme heyecanına sahip şehir insiyatifi şu an için ilk etapta gördüğüm eksiklik.</p>

<p>Türk Milleti olarak sahip olduğumuz aşırı idealist hedefler doğrultusunda nesillerimizi yakıştırdığımız yerlere yönlendirmekten daha gerçekçi hedeflere yollarını açmaya geçiş yapmamız gerekiyor. Zira her yaş grubunda gençlerimize yönelik kurduğumuz bürokrat olma hevesi ve söylemi ile farkında olmadan da olsa, aslında yönünü çiziyoruz. Ama unutmayalım ki, şehrimizin de ülkemizin de teknokratlara olan ihtiyacı çok daha fazla. Özellikle kalkınmasını sanayi ve endüstri düzlemine oturtmuş toplumsal yapıların ihtiyaçlarını iyi anlayarak, kendi ihtiyaçlarını kendilerinin karşılayabilmesi anahtar unsur hükmündedir.</p>

<ul>
	<li><b>‘Akıllı Şehircilik’ nedir? Neden önemlidir? Bursa’da ne düzeyde hangi kurumlarca uygulanmaktadır? Tespit ve önerileri nelerdir? </b></li>
</ul>

<p>Akıllı Şehir teriminin ne olduğu, devletimizin hazırladığı 2020-2023 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı raporunda şu şekilde tanımlanmaktadır; ‘Paydaşlar arası işbirliği ile hayata geçirilen, yeni teknolojileri ve yenilikçi yaklaşımları kullanan veri ve veri uzmanlığına dayalı olarak gerekçelendirilen ve gelecekteki problem ve ihtiyaçları öngörerek hayata değer katan çözümler üreten daha yaşanabilir ve sürdürülebilir şehirler.’</p>

<p>Bu akademik tanıma ilaveten, bir de ne veya neler olmadığı tarafına bakacak olursak; ‘Akıllı Şehirler’ sadece bir program veya dijital uygulama değildir. Üzerinde keşifler, denemeler veya başına buyruk bir alan da değildir. Sınırsız, her şeye istediğiniz anda ulaşabileceğiniz ve güvenliği yüzde 100 sağlanmış yapısı yoktur. Kopyala-yapıştır veya satın al-uygula esasına sahip değildir. Velhasıl Akıllı Şehirler, teknoloji çöplüğü değildir, olamazlar. ISO ve IEEE gibi uluslararası kabul görmüş kurum ve kuruluşlar tarafından standartları, seviyeleri oluşturulmuş, belirli kural ve disiplinlere sahip stratejik programdır.</p>

<p>Akıllı Şehirler, 21. Yüzyılın ikinci çeyreği itibariyle yaşamaya başlayacağımız Dijital Çağ’ın ana temalarıdır. Birleşmiş Milletleri Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri odağında, Yeşil Mutabakat ile protokol haline taşınan ve kilometrekareye düşen insan sayısının ana parametre kabul edildiği yaşam alanları için uzun zamandır çalışmalar sürmektedir.</p>

<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Akıllı Şehircilik Daire Başkanlığı’nı kuran ilk belediye oluşu,&nbsp; gelecek adına önceden kazanım sağlanacak önemli, büyük bir adımdır. Ki uygulamaya alınan teknolojik çalışmalar ve kullanılan ileri teknoloji araçlara bakıldığında fayda elde edildiği aşikârdır. Umuyoruz ki, gerçekleştirilen bu öncü çalışmalar, ARUP firması tarafından hazırlanan Bağlam Analizi’nde de belirtildiği üzere, öncelikle tasarlayıcılar ve uygulayıcılar nezdinde gereklilikleri karşılayabilecek teknik kabiliyet seviyesini de yukarıya çıkarsın. Ve ardından şehir yaşayanları nezdinde karşılık bulsun.</p>

<p>Akıllı Şehircilik kavramı sadece bir organizasyonun yönetimine veya kurgusuna bırakılabilecek bir yapıya sahip değildir. Kent Konseyleri ve Türkiye’de henüz devreye girmemiş olan, Şehir Yöneticileri (City Manager)(bkz. <a href="http://www.icma.org)'nin">www.icma.org)’nin</a> başrolünü üstlendiği organizasyon şemalarında, yakın veya uzak belediyelerin tümü ile birlikte, şehir yaşamını oluşturan tüm toplum kesimlerinin paydaş olarak katılımları zaruridir.</p>

<p>Burada tespit ve öneriden daha ziyade önem gösterilmesi gereken, dikkat edilmesi gereken ana husus güvenliktir. Çünkü uluslararası resmi kuruluşların, Akıllı Şehircilik konusunda çektikleri en büyük sıkıntı burada başlıyor. Çalışmalarda kullanılan verilerin tümünün toplumsal veri oluşu ve sosyal toplum hayatını direk etkileyecek bilgiler oluşu çok önemli bir husus. Verilerin güvenliğinin iş akışı ve depolanma aşamalarında yeterli şekilde korunması, doğru biçimde aktarımı hususunda çok büyük açıklar ve zafiyetler hala giderilebilmiş değil. Özellikle Avrupa Birliği’nin Akıllı Şehirler odağında, farklı alt başlıklarda halen Siber Güvenliğin sağlanamaması üzerine ciddi uyarılar yayınladığına şahit oluyoruz. Burada öne çıkan ve çözüm olarak en etkin uygulama ise KRİPTOLAMA olarak gözüküyor. Ülkemizde HAVELSAN gibi stratejik ve bu sahada üstün yeteneklere sahip kurumlarımızdan destek alınması, söz konusu çalışmalarda, özellikle yabancı ortaklı veya danışmanlı iş birlikteliklerde kriptolanmış verilerle çalışmaların sürdürülmesini milli güvenlik ve toplum huzurunun bozulmaması adına önemli bulduğumuzu paylaşmak istiyoruz.</p>

<p>***</p>

<p><b>Görüş’ümüz nedir?</b></p>

<p>Kısa ve net bir görüş: Bursa’nın; Bursa için Bursa’dan, Aybars Yılmaz gibi okuyan, yazan, proje üreten, çalışan ve dinamik isimlere ihtiyacı var…&nbsp;</p>

<p>Esen kalın…</p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/akilli-sehircilikte-asil-konu-guvenlik-h351.html</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Oct 2021 22:06:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/akilli_sehircilikte_asil_konu_guvenlik_h351_4d17c.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tıbbi Cihazda Sorun Kamudan Tahsilat!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/tibbi-cihazda-sorun-kamudan-tahsilat-h344.html</link>
      <description><![CDATA[Tıbbi cihaz sektöründe yaşanan en önemli sorunun, kamudan alacakların tahsilatı olduğunu vurgulayan Nurel Medikal Genel Müdürü Özcan Mertyürek, dövizdeki dalgalanmaların da piyasayı olumsuz etkilediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>N. Nuri Yavuz</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), ‘İlk 250 Büyük Firma Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Nurel Medikal, sağlık sektöründe ilk 250 arasına giren tek firma oldu. Nurel Medikal Genel Müdürü Özcan Mertyürek, firma ve sektör hakkında Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ALTIN İHRACATÇI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) 2005 yılında kurulan ve 7 bin 500 metrekarelik kapalı alanda 157 çalışanla faaliyette bulunan Nurel Medikal, her ameliyata özel tek kullanımlık cerrahi önlük, örtü ve setler üretiyor. Dünya genelinde 65 ülkeye ihracat gerçekleştiren Nurel Medikal, 2020 yılında da Uludağ İhracatçı Birlikleri’nden (UİB) ‘Altın İhracatçı Ödülü’ aldı.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Ozcan-Mertyurek.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><strong>SALGIN ETKİSİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla birlikte Çin’de yaşanan üretim aksamalarının Türkiye’ye ve kendilerine yaradığını vurgulayan Nurel Medikal Genel Müdürü Özcan Mertyürek, “Bu sektörde en büyük üretici Çin. Salgın nedeniyle uygulanan tedbirler dolayısıyla Çin’de üretimin yavaşlamasıyla oluşan boşluklardan Türkiye, payını aldı. Biz de olumlu etkilendik. Hükümet, geçen yıl mart ayında bir ihracat yasağı uygulamıştı. Eğer o olmasaydı daha da ciddi satışlar yapılabilirdi. 2020’de 2019’a göre ciro anlamında büyüdük” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>KALİTE FARKI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu yıl da 2020’deki büyümeyi kısmen koruduklarını belirten Özcan Mertyürek, “Ölçek ekonomisinin Çin’e getirdiği bir fiyat avantajı nedeniyle kayma yaşandı. Ama biz, bugün de 2019’un üstündeyiz. Ve ciromuzun yüzde 70’e yakını ihracat kaynaklıdır. Çin ile fiyat açısından rekabet etmek zor ama biz; kalite, servis ve tasarımda çok öndeyiz. Bu nedenle rekabet edebiliyoruz. Nurel Medikal olarak gerçekten çok hızlı servis veriyoruz. Tasarım ekibimiz çok güçlü” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>SEKTÖR LİDERİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de tek kullanımlık tıbbi cihaz hacminin yaklaşık değerle 2 milyar lira seviyelerinde olduğunu belirten Mertyürek, “Sektörde yabancı oyuncular da var ama çok etkili değiller. Açık net bir istatistik yayınlanmadığı için bilinmiyor ama piyasa gözlemlerine göre kuvvetle muhtemel sektör lideri de biziz” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>EN BÜYÜK SORUN</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sektörlerinde en büyük müşterinin kamu hastaneleri olduğunu söyleyen Mertyürek, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Biz, şirket olarak kamuyu çok fazla tercih etmiyoruz. Çünkü kamuda ödeme performansı düşük. Özel hastanelerin ödeme performansı daha iyi. Kamu hastanelerinde vadeler neredeyse 2 yıla yaklaştığı için bizim için bu, katlanılabilecek bir maliyet değil. Tıbbi cihaz sektörünün en büyük sorunu da bu ödemelerdir zaten. Rekabet ortamında kırımlı ihale alıyorsunuz, sonra 1 yıl teslim ediyorsunuz. Sözleşmede mal tesliminden en geç 8 ay sonra ödemesi yapılır ki bu da uzun bir süredir. Fakat bu durumda bile sektör parasını alamıyor. Sektörle ilgili sivil toplum kuruluşları, bunla ilgili eylem de yaptılar. Tüm Tıbbı Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu (TÜMDEF) var. Biz, Marmara Tıbbi Cihaz Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği’ne MASSİAD üyeyiz. O eyleme de bütün STK’lar katıldı.”</p>

<p style="text-align:justify"><strong>KUR DALGALANMASI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca döviz kurlarındaki dalgalanmanın da sektörü zor duruma düşürdüğünü belirten Mertyürek, “İç piyasada dahi hammadde tedariki döviz endekslidir. Bu dalgalanma da bizi fiyat belirlemede sıkıntıya düşürüyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ÜRETİM DURMADI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Salgın döneminde üretim ve ihracatta aksama yaşamadıklarını belirten Özcan Mertyürek, “İhracatta herhangi bir zorluk yaşamadık. Çünkü biz ülke içi teslim çalışıyoruz. Müşterilerimiz Türkiye’de alıyor ve kendisi götürüyor. Biz sadece süreçlere yardımcı oluyoruz. Üretimimiz de durmadı. Çünkü biz, çok hızlı hareket ettik. Salgın başladığında beyaz yakalı çalışanlarımızın yüzde 80’ini evden çalışma sürecine geçirdik. Ürettiğimiz ürün dolayısıyla da hijyen şartlarını çok hızlı ve güvenilir yöntemlerle sağladık.&nbsp; Yemek molalarımızı 6’ya 7’ye böldük. Maskesiz kimse çalışmadı.&nbsp; Yine de vakalarımız oldu tabi. Burada da Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı tüm süreçlere riayet ettik. Karantinalar uyguladık. O zorlu dönemde 2-3 kez özel hizmet alımı ile çalışanlara PCR testleri yaptırdık. Yine satın alma yaparak testlerimizi kendimiz yaptık” açıklamasında bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ÇALIŞMAK İSTEYEN ÇOK</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kısa çalışma ödeneğinden yararlanmadıklarını söyleyen Mertyürek, firma olarak personel bulma sıkıntısı yaşamadıklarını belirterek “Çalışanlarımızın da şirketin sağladığı büyümeden faydalanmasını her zaman istemişizdir. Bunun içinde her zaman gerekeni yaptık. Çalışanlarımızla 6 ayda bir anket çalışması yaparız ve çalışan memnuniyet oranı yüksek firmalardan biriyiz. Hem beyaz yaka hem de mavi yaka olarak burada çalışmak isteyen çok insan var” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ATIK YÖNETİMİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yeşil dönüşüm bağlamında firmanın durumu hakkında bilgi veren Mertyürek, “Kimyasal bir malzeme kullanmıyoruz. Üretimden çıkan tıbbi bir atığımız yok. Sadece katı atık var, onlar da geri dönüşüme gidiyor. Yurtdışında tedarik sağladığımız firmaların, bu konularda hassasiyetleri olduğu için çevre danışmanlığı gibi hizmetler de alıyoruz. Yeni regülasyonlarda müşterilerimiz artık bunu bizden istiyor. Ki Avrupa Birliği (AB), Tıbbi Cihaz yönetmeliği (MDR) denen süreci 1,5 yıl önce başlattı ve Türkiye son anda dâhil oldu. Biz, buna yönelik çalışmalara zamanında başladık ve sisteme dâhil olduk. Karbon ayak izi ve atık açısından çok zahmetli bir sürecimiz yok. Ama olanları da yönetmeliklere uygun bir şekilde yönetiyoruz. Çatılara Güneş Enerji sistemi (GES) kurmanın da belirli prosedürleri var. Sanırım bununla ilgili de OSB’lerde mevzuatla ilgili tamamlanmamış bir süreç var” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify">DOSAB içinde bulunmaktan ve yönetimden memnun olduklarını belirten Özcan Mertyürek, bu yıl ilk kez yer aldıkları BTSO İlk 250 listesinde kalıcı olabilmek için daha çok çalışma devam edeceklerini söyledi.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/tibbi-cihazda-sorun-kamudan-tahsilat-h344.html</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Oct 2021 21:31:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/10/tibbi_cihazda_sorun_kamudan_tahsilat_h344_dab6a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TEKNOSAB Belçika’nın İlgisini Çekiyor!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/teknosab-belcikanin-ilgisini-cekiyor-h234.html</link>
      <description><![CDATA[Belçika Fahri Konsolosu Prof. Dr. İbrahim Hızalan, “TEKNOSAB, Belçikalıların ilgisini çekiyor. Ama yatırım yapmak için mi bilgi almak için mi ilgileniyorlar bilemiyoruz. Çünkü soranlar genelde diplomatik personeller. Bursa’nın bu değerini orada pazarlaması gerekiyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="font-size:16.0pt"><span style="line-height:115%">N. Nuri Yavuz</span></span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş, kentteki fahri konsolosluklar araştırmasını sürdürüyor. Bu hafta Belçika Fahri Konsolosu Prof. Dr. İbrahim Hızalan ile yaptığımız özel röportajla karşınızdayız. Belçika denince kimilerinin aklına Brüksel lahanası, kimilerinin aklına Ülker’in satın aldığı dünyaca ünlü çikolata markası Godiva, kimilerinin aklına Clup Brugge ve Gent futbol kulüpleri, kimilerinin ise AB’nin kalbi Brüksel kenti geliyor… Prof. Dr. İbrahim Hızalan ile yaptığımız röportajda ise Belçika’nın bilmediğiniz ya da bilip de aklınıza gelmeyen özelliklerini okuyacaksınız. Tabi fahri konsolosluk kurumuna ilişkin yeni bilgilerle karşılaşacaksınız…</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’da az sayıda kalmış Bursa kökenli isimlerdenim herhalde. Herkesin herkesi tanıdığı bir dönemde 1946’da Bursa’da doğdum. Bütün soyum beş kuşak Bursalı ancak babam askeri hekim olduğu için biz, Erzurum’dan Çanakkale’ye her yerde bulunduk. Bütün tahsilimi Galatasaray Lisesi’nde tamamladım. Sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni 1971’de bitirdim. Sonra askerlik hatta 1974’te tekrar çağrıldık bir de Yunan sınırına gittim. Eski adıyla İstanbul Üniversitesi Bursa Tıp Fakültesi, sonra Uludağ Üniversitesi, şimdi de Bursa Uludağ Üniversitesi’nde kurulduğu günden ayrıldığım 2011 yılına kadar görev yaptım. İlk göreve başlamam Kasım 1973 de oldu; sonra 1974’te statü gereği yeni atama yapıldı. Üniversitenin 0023 numaralı kimliğine sahip akademik personeliyim. Orada, Kulak Burun Boğaz hastalıkları dalında sırasıyla uzman, doçent, profesör derken sonra emekli oldum. Öğretim üyesiyken de 1980’lerden itibaren serbest hekim olarak hizmet vermeye başladım. Tıpta bizim anlayışımız hizmet vermek, sağlık hizmetini ihtiyaç sahibinin ayağına götürmektir. Çünkü kamu kurumlarında hekime ulaşmak çok kolay olmuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210922_164143.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Üniversiteden neden ayrıldınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Kendi isteğimle ayrıldım. O dönem Sağlık Bakanlığı’nın öğretim üyeleri üzerinde ‘muayeneleri kapatın hastanelere dönün’ diyerek büyük bir baskısı vardı. Öyle bir şey mümkün olmayınca yaş haddime oranla 2 sene erken ayrıldım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Nasıl fahri konsolos oldunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Fahri konsolosluklar için öncelikle bir ihtiyaç gerekiyor. İlgili ülke belirli şehirlerde bir temsilci bulmak için arayışa çıkıyor. Bazen bunun tersi durumları da oluyor. Duydum mesela İstanbul’da bazı dostlarımız örneğin Saint Martin adasının fahri konsolosluğunu almak için talepte bulunuyor. O da bir şekilde olabiliyor. Bana, Belçika tarafından teklif olarak geldi. Önce bir yoklama yapıyor ve kişi uygunsa başvurun diyorlar. Sonra Belçika için konuşursak bu görev için bizzat Kralın imzasıyla bir kraliyet kararnamesi çıkıyor. Belçika Dış İşleri Bakanlığı da bu kararnameye dayanarak ‘gerekli işlemlerin başlatılması için’ bize tebligatta bulunuyor. En sonunda karar verecek olan tek kişi Sayın Cumhurbaşkanı. O da bir buyrultuyla göreve atama yapıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Buyrultu ne diyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Buyrultu, Türkiye Cumhuriyeti tüm görevlilerinin bu kişiyi Fahri Konsolos olarak tanıyacağını ve görevini özgürce yapabilmesine yardımcı olacağını bildiriyor. Sonra bir de Dış İşleri Bakanlığı’ndan yabancı temsilcilik kimlik kartı geliyor. Fahri konsolosların bir de ‘Corps Consulaire’ (CC) &nbsp;küçük plaka takma hakkı var.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210922_163633-0_1.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Atama tarihiniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Eylül 2016’da Belçika’dan kararname çıktı. Ocak 2017’de de Cumhurbaşkanlığı buyrultusu düzenlendi.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, fahri konsolosluk neden önemli? görevleri nelerdir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Fahri konsolosluk görevi, 24 Nisan 1963 tarihli Viyana Sözleşmesi çerçevesinde yapılıyor. Bu da meslek konsolosları ile fahri konsolosları birbirinden ayrı tanımlıyor ve görevin nasıl başlayıp nasıl tamamlandığına ilişkin bir çerçeve çiziliyor. Ve neden önemli olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Görevleri genel ve ekonomik diye ikiye ayrılabilir. Genel görevler bize aslında Belçika için çok az düştü. Nedir genel görev, bir Belçika vatandaşının Bursa ve Yalova’da başı dara düşer, sağlık, belge kaybı, hukuki gibi sorunlarda bize ulaşmaları halinde destek vermemiz ana görevlerimizden biridir. Ne var ki ben konsolos olduğumdan beri herhangi bir Belçika vatandaşının böyle bir işi olmadı. Bu daha çok turistik bölgelerde oluyor. Bir de burada ikamet eden Belçika vatandaşları olabiliyor. Bunlar da iki tür; biri Türk ve Belçika çift vatandaşlığı olanlar var. Diğerleri de sadece Belçika vatandaşı ve burada bir görevde bulunanlar olabiliyor. ‘Expat’ denen türde. Görev bölgemde benim tanıdığım böyle birisi de yok.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Belçika vatandaşı olan Türklerin kimler olduğunu biliyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türk ve Belçika vatandaşı olanlar var ama bunların kim olduğunu biz bilmiyoruz. Çünkü zorunlu bir takip sistemi yok. Ancak onlar kendi rızalarıyla bizim bağlı olduğumuz İstanbul Başkonsolosluğu’na bildirimde bulunurlarsa kim olduklarından haberdar oluyoruz. Bursa’da 92 kayıtlı çifte vatandaş görünüyor ama KVKK kapsamında.</p>

<p style="text-align:justify">Ekonomi ile ilgili görevlere dönersek, örneğin Belçika’da atıl sanayi bölgeleri var. &nbsp;Fransızca konuşan ve ülkenin doğusunda kalan Valon Bölgesi, eskiden Belçika’nın en zengin bölgesiydi. Valonlar zengin, flamanlar fakirdi. Zengin maden yatakları vardı. Orada kaynaklar tükenince ellerinde arazi ve tesis kaldı. Şimdi onları, ‘gelir burada yatırım yaparsanız, size şu imkânları tanırız’ gibi ifadelerle pazarlamaya çalışıyorlar. Mesela Gebze Ticaret ve Sanayi Odası ile bir online toplantı yaptılar bu konuda. Yine Ankara ile de benzer toplantı yapıldı. ‘Türk-Belçika-Lüksemburg Ticaret Derneği’ adlı bir örgütlenme var ve onlar da BTSO da ellerinden geldiği kadar ikili ilişkilerin artması ve ticari hacmin büyümesi için çalışıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’da Belçikalı yatırımcı var mı? Siz, onlarla temas halinde misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Var. Geçen hafta Sayın Başkonsolosla bir sohbetimiz oldu orada da konuştuk. Alara diye bir tarım firması var. Büyük ve etkin bir Türk firmasıydı, özellikle kiraz üretimi ile ilgili ki yurt dışında araziler satın alıp üretim yapıyordu. Sonra piyasadan çekilir gibi oldu. Günün birinde Başkonsolos geldiğinde ‘Alara’yı ziyaret edelim’ dedi. O zaman Alara’nın yüzde 100 Belçika sermayeli bir firma olduğunu söyledi. Öğrendim ki Belçikalılar satın almış fakat genel merkezi ve sermaye yönetimi Hollanda’da bulunuyormuş. Artık şirketlerin milliyetlerini de takip etmek olanaksız. Şimdi başkonsoloslar değiştiğinde Bursa’ya geliyor ve resmi ziyaretler sonrasında oraya da gidiyoruz. Diğer Belçika kökenli Bursa firmaları için özel gayretimle internetten aradım ve BTSO’dan destek oldular ve 8 tane Belçika firması olduğunu gördük. Fakat sadece ikisine ulaşabildik. Davet ettik sadece birisi tanışma yemeğine gelebildi. Bizim amacımız davet edip tanışarak yapabileceğimiz yardımı sunmak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’dan Belçika’ya yatırım yapanlar var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bunu salgın döneminde vize ihtiyaçlarından öğreniyorum. Bir Bursalı vatandaşımız vardı; Belçika’daki kendi şirketinin genel kurullarına katılmak için gitmek istiyor ve salgın nedeniyle vize alamıyordu. Bunu aktardık. Fakat çok başarılı olamadık. Çünkü uzun bir süre vize alamadığını takip ettik.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’yı takip ediyorlar mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın ülkemizin ikinci büyük ihracatçısı ve dördüncü büyük kenti olması dikkat çekiyor. Ekonomik olarak görevimiz; bir Belçikalı firma burada yatırım yapacaksa ona gerekli temaslar konusunda yardımcı olmak. Bir de tersine Türkiye’den Belçika’ya yatırım bekleniyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belçika’nın Bursa ile ortak bir noktası var aslında; tekstil makineleri… Belçika’nın çok önemli iki markası var; biri Picanol. Bursa’da çok sayıda bu tip tekstil makinesi var. Dolayısıyla Belçikalılar açısından Bursa, hedef alanlardan biri olabilir.</p>

<p style="text-align:justify">TEKNOSAB çok ilgilerini çekiyor. Ama yatırım yapmak için mi bilgi almak için mi ilgileniyorlar bilemiyoruz. Çünkü soranlar genelde diplomatik personeller. Bursa’nın bu değerini orada pazarlaması gerekiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Belçikalıların Türklere bakışı nasıl?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu konuda genel bir tanı ortaya koymak zordur. Belçika, coğrafi olarak küçük ama etkili bir ülke. Belçikalılar, kendilerini Avrupa’nın kalbi olarak görüyor, bütün Avrupa ülkeleri gibi kendilerinin çok dürüst olduklarına inanıyor, ayrımcılık yapmama ve adalet prensibi üzere davrandıklarını düşünüyor. Tabi dışardan bakana göre bu değişiyor. Orada çok önemli bir Türk nüfus var. Bize bakışlarındaki temel unsur, orada yaşayan Türklerin ve turist olarak gidenlerin davranışlarıdır. Bir de kendileri buraya geldiklerinde karşılaştıkları davranış ve ilişkilerdir. En doğru gösterge, kendileri Türkiye’ye geldiklerinde gördükleridir aslında. Misafirperver, yardımsever, doğru ve dürüst bir halk olduğumuzu görüyorlar.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Siz, bireysel manada onları nasıl görüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Fazla katılar. Fikirlerini değiştirmek zor. Arkadaşlık, dostluk, komşuluk yaptığım ve halen görüştüğüm insanlar var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Arkadaşlarınızla veya göreviniz gereği temaslarda Fransızca mı konuşuyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Diplomatik düzeyde en geçerli lisan İngilizce. Adı krallık olsa da orada 3 ayrı yapı var; bir nevi federasyon gibi. Devletin resmi dili de hem Fransızca hem Almanca hem de Flamanca. Dolayısıyla herhangi bir diplomatik misyon, ortak toplantıda bunlardan sadece birini konuştuğunda ayırımcılık yapmış gibi oluyor. Flamanca konuşulsa Valonlar alınabilir, Fransızca konuşsa Flamanlar. O yüzden bütün ortak toplantılar ve ortak yazışmalar İngilizce yapılıyor. Taraf tutmamak için İngilizce tercih ediliyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Politik olarak iki ülke ilişkileri açısından ne söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Siyasi konularda benim fikir yürütmem doğru olmaz. Çünkü bir yandan Belçika’yı temsil ediyorum bir yandan da Türk’üm. İkisi bende çarpışmıyor. Her halkın özgürlük ve siyaset anlayışı farklı olabiliyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Belçika’yı temsil eden biri olarak o ülkenin diplomatik misyonları ile ne sıklıkla görüşüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Şuana kadar 1 kere yapıldı. Büyükelçi, Ankara’da meslek diplomatları ile fahri konsolosları bir araya getirdi ve Türkiye-Belçika ilişkileri değerlendirildi. Bizim fikirlerimiz alındı. Bu çok önemli bir işti. Çünkü kamuoyuna ifade edemeyeceğimiz konuları orada söyleme şansımız oluyor. Niçin vize vermekte zorlanıyorlar, neden seyahat özgürlüğü engelleniyor, terör örgütleri ile ilgili tutumları konusunda halkımızın hassasiyetleri gibi konuları iletiyoruz. Türk halkının haklarını birebir savunma şansımız oluyor. Mesela Kraliyet günleri var. Ankara’da bir resepsiyon düzenlenir ve davet edilirse ben de uygun olursam giderim. 5 yılda 2 kere gittim. İstanbul’da Büyükelçi değiştiğinde bir ayrılıp resepsiyonu olur ona gidilir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Belçika’ya ziyaretleriniz oluyor mu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Turist olarak gidiyorum. Tanıdığım ve sevdiğim bir ülkedir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bize biraz da sizin gözünüzden Belçika’yı anlatır mısınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Belçika, yeni bir kraliyet. Napolyon’un Avrupa’yı istila ettikten sonra ana yenilgisi olan Waterloo savaşı, Brüksel’in hemen doğusunda meydana gelir. O tarihten sonra 1830’da Belçika, Hollanda’dan ‘Birlikten kuvvet doğar’ diye çevrilebilecek bir sloganla bağımsızlığını kazanır.</p>

<p style="text-align:justify">30 bin kilometrekare yüzölçümü ki bizim Trakya kadar diyebiliriz. 11 ile 12 milyon bir nüfusu var ki artmıyor bazen azalıyor. 2004 ile 2021 arasında 300 bin kişi artmış. Brüksel, 2 milyon nüfuslu ve Bursa’dan ufak bir yer.</p>

<p style="text-align:justify">İdari olarak federal bir devlet denebilir; Flandre ve Valon iki asıl bölge var ama Limburg’da Germen ağırlık bir bölge var ve bir de Brüksel ayrı bir bölge. Dörtlü bir sistem oluyor. Kral temsili bir görevdedir ama çok saygındır.</p>

<p style="text-align:justify">Turistik açıdan çok güzel şehirleri var. Gent ve Brugge kanallar üzerinde şehirler. Leuven, hem üniversite hem de Katolik kilisesi açısından zirve bir yer.</p>

<p style="text-align:justify">Bilim ve araştırmada önemli isimleri var. Mesela hücre biliminde Edouard Van Beneden çok önemli. Bugün soda diye bir malzeme kullanıyorsak Ernest Solvay’in buluşu. Adolphe Quetelet, çok önemli bir istatistikçi ve özellikle sosyal istatistiklerin kurucusu. Bugün Albert Einstein’ın geliştirdiğini bildiğimiz big bang teorisinin kökünde bir Belçikalı var: Georges Lemaître. Yine oradan kalkıp kuzey denizi araştırmalarına önemli bir bütçe ayırıyorlar. Antartika’da iklim araştırmalarına katılıyorlar.</p>

<p style="text-align:justify">Çizgi romanları meşhurdur. Tintin, The Smurfs (Şirinler), Red Kit gibi çizgi romanların çizerleri Belçika kökenlidir.</p>

<p style="text-align:justify">Tekstilde bir sürü makine üreticisi vardır. Belçika denince akla patates kızartması ve bira gelir. Ve tabi ki çikolata (Godiva). Ama orada yerel çok önemli ve kaliteli çikolata üreticileri de var. Waffle ve Brüksel Lahanası da ülkenin önde gelen simge ürünleridir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Belçika Avrupa Birliği (AB) açısından önemli bir ülke. Brüksel ki birliğin merkezi konumunda. Sizce neden Belçika merkez ülke seçildi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Avrupa’nın başkenti ve bütün ana kurumların yüzde 90’ı Belçika’da. Adil, bağımsız ve tarafsız olacaklarını düşündüler, yeterli ekonomik ve entelektüel kapasitede gördüler ve coğrafi olarak da tam merkezde ki Belçika Avrupa’nın Başkenti seçildi.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><b>GÖRÜŞ’ÜMÜZ NEDİR?</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş gazetesi olarak başlattığımız fahri konsolosluklar araştırmasıyla neredeyse her röportajda kaydedilmesi, aktarılması ve korunması gereken bir dolu bilgi ile karşılaşıyoruz. Hem daha önceki röportajlarda hem de Prof. Dr. İbrahim Hızalan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide dikkat çeken ortak unsur ise bu görevin özellikle davet üzere verildiği ancak bir takım kişilerin bunu kişisel imtiyaz alanına çevirmek için çok ilgisiz ülkelerden fahri konsolosluk almaya çalıştığı gereceğidir. Aslında bu, hiçbir alanda boşluk bırakmamak gerektiği hakikatinin bir yansımasıdır. Şayet boşluk bırakılırsa bir takım fırsatçı ve çıkarcıların her alanı çok kolayca doldurduğuna hepimiz şahit oluyoruz. Esen kalın…</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/teknosab-belcikanin-ilgisini-cekiyor-h234.html</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Sep 2021 20:52:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/teknosab_belcikanin_ilgisini_cekiyor_h234_50f9b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa İçin Bir Takım Olmalıyız]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-icin-bir-takim-olmaliyiz-h233.html</link>
      <description><![CDATA[TOBB Yönetim Kurulu Üyesi, Bursa TB ve BKSTV Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Bursa Görüş’e yaptığı özel açıklamada “Şehirde kamuyu ve sivil toplum örgütlerini derleyip toplayan, kent için ortak plan yapan ve bununla ilgili de kamuoyu oluşturan siyaseten öncü bir isim olmalı. Bursa için takım olmalıyız. Biz, bu şehirde bir takım olamıyorsak hiçbir sorunu çözemeyiz” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><b>N. Nuri Yavuz</b></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">O, Selanik göçmeni bir Karacabeyli. İlçesinde yakından tanınıyor. Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası’nda önce 1995-99 yıllarında Meclis Başkan yardımcılığı, ardından 1999-2005 arasında Meclis üyeliği, nihayetinde 2005-2013 yılları arasında iki dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundu. Bursa kamuoyunda daha yakından tanınması ise 2013 yılıyla başladı. Bursa Ticaret Borsası’nda (Bursa TB) Rıza Aydın’ın kesintisiz 40 yıl oturduğu başkanlık koltuğunu devralarak şehrin gündemine damga vurdu. Başkan seçildiği gün şunları dedi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Birisinin kalbini kırarak üste çıkmayacağız. Bugüne kadar kucaklayıcı olmaya çalıştık, bundan sonra da bu tutumumuz devam edecek. Bizim bu saatten sonra Bursa'ya borcumuz var.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Aynı gün halefi olduğu Rıza Aydın’a nezaket ziyareti için gittiğinde odaya alınmadığında da şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Çoğunluğu kabul etmeyen Bursa'yı kabul etmemiş olur. Sonuçta Rıza Bey büyüğümüz ve biz ona saygımızı devam ettireceğiz.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Bursa TB başkanlığı görevinin 5’inci yılında kenti, ülke iş dünyasının çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde (TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi olarak temsil etmeye seçildi. Ve halen bu görevi sürdürüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Aile şirketi Matlı Gıda Grup’ta da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini başarıyla yürütüyor öyle ki 2010’da 301’inci sırada yer aldıkları Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde şirketini, 10 yıl içinde 91’inciliğe yükseltti. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) İlk 250 Firma sıralamasında da yine aynı 10 yılda şirketi, 25’incilikten 7’nciliğe tırmandı. Şirketi, 13 Eylül’de Diyarbakır’da fabrika temel atma töreni, 14 Eylül’de de Ankara Polatlı’da fabrika açılışı gerçekleştirdi. Törenlere Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli katıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Şimdilerde yoğun gündemine bir de Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ekledi. Takvimi öylesine doldu ki biz, bu röportaj için neredeyse 1 ay öncesinden randevu aldık. Ve nihayetinde merak ettiklerimizi sorduk.</p>

<p style="text-align:justify">İşte manşet başlığı ve uydudan daha sıcak ve canlı açıklamalarıyla karşınızda TOBB YK Üyesi, Bursa TB Başkanı, BKSTV Başkanı Özer Matlı…</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-09-21-at-18.40.41.jpeg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Salgın, yüksek faiz, enflasyon ve döviz hareketleri iş dünyasını nasıl etkiledi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Salgından sonra iş dünyasını, ihracata çalışanlar ile iç piyasaya çalışanlar şeklinde ikiye ayırmak gerekiyor. Artan döviz kuru ve Türk Lirası faizleri, ihracatçıları çok fazla etkilemedi. İç piyasada ise özellikle küçük esnafta para maliyetleri bağlamında faizler ve ötelenen krediler ciddi bir kambur halini aldı.</p>

<p style="text-align:justify">Salgınla birlikte hiçbirimizin de nedenini tam manasıyla bilmediği bir değişim yaşanıyor. Emtia fiyatlarında ciddi bir artış var. Bunun karşılığında dünyada sıfır para var. Bakışı Türkiye’ye çevirdiğinizde bir de ülkenin politikası var. Dünya açısından sorunun cevabı basit ama Türkiye tarafından ise birkaç tane bilinmeyen denklem bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin bir restoranda salgın nedeniyle yaşanan zarar ve kayıplar, bugün tüketicinin karşısına yüksek bedel olarak çıkıyor. Bu; belki zararı azaltmak için marjların yükseltilmesi, belki girdi maliyetlerinin çok artmasının bir yansıması, belki de bir fırsatçılık.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’de olduğu gibi Bursa’da da gayrimenkulün, arsanın, araç fiyatlarının arttığını görüyoruz. Herhalde toplum yüzde 19,25’in üzerinde bir enflasyon görüyor ki araca, arsaya, tarlaya, daireye, dövize yatırım yapıyor. Sade vatandaş, bizim baktığımız pencereden bakmıyor, Türkiye’deki enflasyonist ortama göre davranıyor ve işverenden daha doğru hareket ediyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Göç dalgasının ekonomiye etkisini nasıl yorumluyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bugün, İngiltere ve Almanya’ya baktığınızda hizmet sektöründe ciddi bir iş açığı olduğunu ve 3’üncü dünya ülkelerinden işgücü temin ettiklerini görürsünüz. Örneğin İngiltere’de şuan bir lojistik sorunu var, kamyon şoförü bulamadıkları için marketlerde insanlar gıdaya ulaşamaz hale geldi.</p>

<p style="text-align:justify">Ülkemize baktığımızda ise Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 4,5 milyon civarında işsiz var. Ben o işsizi göremedim. Bugün bir kuryenin 6 bin lira kazandığı yerde üniversite mezunu 4 bin liraya iş bulamıyor. Mesleki eğitimle yetişmemiş bir kişinin iş bulması zor. Usta bulunmuyor. 6 bin lira maaşa kamyon şoförü bulunamıyor. 5 bin liraya çoban bulunamıyor. Suriyeliler ve Afganlar olmasa Türkiye’de düz işi yaptıracak işçi bulunamıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Vatandaşlık verilmesinde bir risk görüyorum. Örneğin bugün vatandaşlık verildikten belli bir süre sonra Kilis’te ticaret odası seçimleri olsa Suriye kökenliler kazanır.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-09-21-at-18.40.41-6.jpeg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu bir tehdit mi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu nüfusu planlı ve doğru bir şekilde dağıtamazsanız, evet bu bir tehdittir. Ama bugünkü realiteye bakıldığında Suriyeli ve Afganlar olmasa tabandaki işleri yaptıracak adam bulunamıyor. Domatesi toplayacak adam yok. Onlarla ilgili bir ön yargım yok. İnsan olarak görüyorum ve Türkiye’nin onlara ihtiyacı var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Salgınla artan gıda ihtiyacını karşılamada Türkiye başarılı oldu mu? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Gıda tedarik zincirinde kırılma yaşanmadı. Gıda sektörü, salgında iyi bir sınav verdi. Üretim ve tedarikte sıkıntı yaşanmadı.</p>

<p style="text-align:justify">Tarımsal ürünler açısından ise Türk Lirası’ndaki değer kaybı nedeniyle ihracatta ciddi bir artış oldu. Bir ürünün dış satış fiyatı arttı ancak aynı oranda içerdeki insanların gelir seviyesi yükselmedi. Haliyle bu ürünler, paranın olduğu ve daha kolay satılan yere gitti. Sonunda da ihracattan dolayı tüketici olarak bir enflasyon yaşandı. Çünkü siyah inciri, iç pazar yerine yurtdışına sattığında daha fazla gelir elde etti. Haklı olarak da insanlar, ürünlerini pahalı olan pazara sürdü.</p>

<p style="text-align:justify">Bir de ithalat kaynaklı fiyat artışları var. Kendi işimden bir örnek vereyim; 1 yıl önce 180 dolar olan mısır, 330 dolara çıktı ve 300 dolara geldi. Yem sektöründe üretimin yüzde 55’i ithalatla karşılanıyor. Bu da gıdada dolar bazında enflasyon ithal ettiğiniz anlamına geliyor. Bu da tüketiciye raflarda fiyat farkı olarak yansıyor. Gübre maliyeti yüzde 60, yem yüzde 33 arttı. Bunlara diğer maliyetleri de eklediğinizde yüzde 30-60 seviyesinde bir enflasyon yaşandı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’da giderek büyüyen sanayi varlığı tarım arazilerini tehdit ediyor. Bu konudaki düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Evet, Bursa değer yaratıyor. Kalifiye işgücü var. Batı açısından lojistik olarak en doğru yer. Sanayi anlamında da batı kültürüne entegre olmuş bir şehir. Karacabey’de TEKNOSAB daha bitmeden şuanda fabrika inşaatları başladı. Çünkü otomotiv ve otomotiv yan sanayindeki firmalarda ciddi bir artış var. &nbsp;Salgın nedeniyle Çin ile Batı arasındaki ticaretin yer değiştirmesi, tüm talepleri Türkiye gibi ülkelere döndürdü.</p>

<p style="text-align:justify">Tarım ciddi tehdit altında bulunuyor. 13 bin dönüm TEKNOSAB var, daha fabrikalar girmeden yeni yer talep edildi, yer yok. Yine o bölgede TOSAB, KOTİYAK ve Deri OSB var. Nilüfer ile Karacabey arasındaki o alan 20 bin dönüm büyüklüğünde devasa bir sanayi bölgesi olacak. Ben de bir sanayiciyim ve sanayiye karşı değilim ama ben planlı ve dengeli dağıtılan bir sanayiden yanayım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Neden?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Deprem kuşağında yer alan bir şehirdeyiz. Şehrin bir tarafı dağ diğer tarafı deniz. Gidecek 2 yön var; biri İnegöl ötekisi Karacabey. Şehrin genişleme alanı çok yok. Binde 6 deniliyor ama bu rakam nasıl bulunuyor. Benim gördüğüm evler de fabrikalar da ovanın ortasında duruyor. Benim baktığım açıdan binde 6’nın çok üzerinde bir sanayi arazisi var. Dağın tepesindeki araziyi kullanılabilir arazi olarak mı göreceğiz? Bu hesabı, kullanılabilir arazi üzerinden yapmalı ve ona göre bir oran belirlemeliyiz. Ben bunu, bir tehdit olarak görüyorum. Rusya, dış satış vergisi uyguluyor neden çünkü her ülke içerdeki üretimle gıda enflasyonunu korumak zorunda. Benim gördüğüm pencereden gıda enflasyonu minimum yüzde 35 arttı. Bu artışları Cumhurbaşkanı da söylüyor. Kötü niyetli olanı vardır ama hepsi mi kötü niyetli? Yapısal sorunlar da var demektir. Bu da sanayi ve tarımın birlikte planlanması gerektiğini gösterir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Nasıl?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’daki sanayinin gerçekten değişim göstermesi gerekiyor. Tezgâhlarda dokuma yapanların Bursa’ya bir katma değeri yoksa Anadolu’da diğer illere geçsin Bursa’da da tekstil ve otomotivdeki daha teknik kısımlar gelişsin. Kaba iş yapmaktansa katma değerli üretime geçmemiz lazım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, bu fikriniz kent dinamiklerinde karşılık buluyor mu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu şehri seven belediye başkanları ya da sivil toplum başkanlarının benim dediğime inanmalarını değil söylediklerimin nasıl yanlış olduğunu anlatmalarını istiyorum. Yani TEKNOSAB ile birlikte o bölgedeki diğer sanayileri de düşündüğünüzde 800 bin ile 1 milyon arasında yani bir şehir kurulacak. İnegöl tarafı zaten bitti. Yenişehir’de bir küçük ova var bir de Karacabey-Mustafakemalpaşa tarafı var. Peki, orada şehri nereye kuracaksınız? Sanayileşmenin getirdiği ana sorunlar çevre ve şehirleşmedir. &nbsp;TEKNOSAB’da çalışan insan nerede ikamet edecek? Bu da demek ki Karacabey ile TEKNOSAB arasına yeni bir şehir kurulacak. Ne olacak? 20 bin dönüm sanayi alanı oldu. 20 bin de çevresel etkilerle kapatıldı. Bir de konut alanları oluşturdun. Hele bir de yatay mimari yaparsan Karacabey’e kadar tarım arazileri doldu. Şehir yeşilliği arar hale gelecek. Benim korkum bu. Ben bu işten para kazanacağım halde karşı duruyorum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Birilerinin parayı Bursa’dan daha çok sevdiğini mi söylüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Herkes parayı sever. Ama vicdana ve çocuklarının geleceğine bakmaları gerekir. Topraktan geldik ve yine toprağa gideceksek neden toprakla kavga ediyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">Yurtdışındaki hurdaları toplayıp Türkiye’yi dünyanın çöplüğü yaparak sanayi kurmayı bana nasıl anlatacaksınız? Ülkemiz insanının Avrupalıdan nesi eksik? İnsanı öldürme sadece silahla olmuyor. Çarpık sanayileşme nedeniyle toplum sağlığıyla oynamaya ve onları ölüme sürüklemeye hakkımız var mı?</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, Tarım OSB fikrine nasıl bakıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">OSB’nin tarımdaki karşılığı kooperatifleşmedir. Her köy kooperatifleşse aslında o bölgeler tarımsal organizeye dönüşüyor. Köydeki insanın güç birliğini sağlayacak modelleri oluşturamazsanız dönümü beş milyona ulaşan tarlalarda insanları 30 bin liraya tutamazsınız. Balat’ın üst taraflarına bakın. Ne yaptı o insanlar, cebine üç kuruş para girsin bir de servis alıp işletsin diye arazileri sattı. Sonra kendi arazisinde işçi oldu.&nbsp;</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Tarım, hayvancılık ve gıda sektöründe iş gücü sorunu yaşanıyor mu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Her sektörde olduğu gibi burada da yaşanıyor. Bu Türkiye’nin genel sorunu. Algıları değiştirmek lazım. Normalde çobanlık peygamber mesleğidir ama literatüre negatif anlamda yer etmiş. Sanki ikinci sınıf insanmış muamelesi yapılıyor. İnsanı, algı olarak böyle bir noktaya koyuyorsun sonra üretim bekliyorsun. Sonra da Suriyelileri ve Afganları istemiyorsun. Nasıl olacak?</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sektör gelişimi açısından üzerinde bir sanayi baskısı hissediyor mu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu sanayileşmenin birçoğu birinci sınıf tarım arazilerinde oluşuyor. Yani tarım arazisine kurulan her fabrika gıda sektörüne yara veriyor. Bu da gıda fiyatlarına yansıyor. Gelirin artmadığı yerde gıda fiyatları artıyorsa bunun bir sebebi var demektir. Kök neden ekonomik anlamda üretemiyoruz. Gübre, mazot, tohum, hayvan ithal öte yandan mera yok, kaba yem kaynağı yok çoban da yok peki bu iş nasıl olacak? Olmuyor. Biz, bu politikaları değiştirmezsek ilerde daha büyük sorun olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Son dönemde popüler olan Coğrafi İşaret (Cİ) konusu var. Cİ neden önemlidir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Benim, Selanik Göçmeni olmam neden önemliyse Coğrafi İşaret de bu bölgenin has damak tadı olarak sahiplenilmesi gereken bir değerdir. Atamız dedemiz gibi bir şeydir. Ben, çocukluğumu özlüyorum. Rahmetli annem, bayram sabahları için yatağımın başına bayramlıklarımı hazırlardı. Şimdi böyle bir şey kaldı mı? Kalmadı. Bayramı unuttuk. Coğrafi İşaret de benim için aynı şeydir. Ben önce Bursalıyım. Bursa’nın değerleri neyse hepimizin ortak değeridir. Coğrafi işaretlerle kendi değerlerimizden bazılarını yeni yeni keşfetmeye başladık.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Biraz sulandırılmadı mı sizce bu coğrafi işaret?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Sulandırılıyor. Mesela Gemlik Zeytini bir Coğrafi İşaret ise onun korunması için denetleme sistemlerinin kurulması gerekiyor. Bunu sivil toplum örgütünün bütçesine bırakırsanız denetleme yetersiz kalır. Gemlik Zeytini üreten bu Coğrafi İşaret sayesinde farkını kazanmaya başladığında bu iş sulanmaktan çıkacaktır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesi ve toplulaştırma çalışmaları hakkındaki düşünceniz nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ağır gidiyor. Biz, o treni kaçırmışız zaten.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Hamidiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde önemli bir iş başarıldı. Orayla ilgili ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Tek derdim o. Şuanda proje okulu haline geldi. Daha da güzel olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Oradaki misyonu genişletmeyi düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Karacabey’de aile olarak engelliler okulu yapacağız.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa Görüş’ün ilk sayısında yayınlanan Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Naci Güncü’nün ‘kalifiye eleman bulamıyoruz’ açıklamasına binaen Büyükşehir Belediyesi’nin geçmiş dönem başkanlarından Erdem Saker, ilçenin önde gelenlerine uygulamalı tarım ve hayvancılık meslek liseleri kurulması için çağrı yapmıştı. Siz, bu çağrıya nasıl yanıt verirsiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Biz, aile olarak tarımdan para kazanıyoruz. Atalarımızı seviyoruz. Rahmetli babam 1995 yılında vefat etti, biz bugün ne yaparsak anne ve babamızın hayrına yapıyoruz. Hem işimizle ilgili hem de atalarımızı yaşatmak adına babamızın adına bir eğitim merkezi yaptık. Yapmak isteyip de yapamadıklarımın arasında meslek yüksekokulu var. Bir de değiştiremeyecekleriniz var. Mesela üniversite acilinde başka, salgın döneminde bir başka eksik vardı ama diğer yandan 4 minareli cami yapıyoruz. Kime ve neye göre yapacağınız iş değişiyor. Bakın Bursa’ya o camiye belki de bütün sivil toplum örgütlerinden para çıkmıştır ama Borsa’dan çıkmadı. Ben, kendi şirketimden verdim. Çünkü kurumun ki emanettir. Ama Borsa olarak hastanenin aciline, yoğun bakım ünitesine destek verdik. Organ nakli için araç yoktu, almak bize nasip oldu.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yapmak isteyip de yapamamanızın nedeni nedir?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ben bu şehri seviyorum. Ama karar verici değilim. Şehirde kamuyu ve sivil toplum örgütlerini derleyip toplayan, kent için ortak plan yapan ve bununla ilgili de kamuoyu oluşturan siyaseten öncü bir isim olmalı. Anadolu’da sevdiğim bir söz vardır; birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Bursa için takım olmalıyız. Biz, bu şehirde bir takım olamıyorsak hiçbir sorunu çözemeyiz. Sorularınızın cevabını da ben tek başına veremem çünkü bir yetkim de yaptırım gücüm de yok. &nbsp;Neden rahat konuşuyorum çünkü bu şehirle ticari bir bağım yok. Benim müşterilerim köydeki dağdaki insanlar. Müteahhit değilim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Borsa üyelerinin ilettiği en başlıca sorunlar nelerdir? Siz bu konularla ilgili neler yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">En temel sorun hal yasası. Bakanlıklarla görüşüyoruz ama iki bakanlığın ortak çalışmasını sağlayamadığımız sürece bu hal yasasını düzeltmek bugün başlansa 10 yıl sürer. Çünkü oturmuş yerel bir yapı var. Hal’deki tüccarın köylüye avans vermesini, tohumunu ve gübresini almasını nasıl değiştireceksiniz? Köydeki Ahmet ağaya Ziraat Bankası’ndan kaynak veremezseniz ve oradaki insanı kooperatif mantığında oturtturamazsanız bunları çözemezsiniz. Çözemiyoruz da sadece konuşuyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu konuda bir öneriniz var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Tarımı düzeltmenin yolu üretim ve tüketim kooperatiflerinin kurulmasıdır. Topluma ineceksek küçük ölçeklileri büyüklerle rekabet ettirebilmek için birlik ve beraberlik olması lazım. Bu da kooperatifle olur. Münferit olarak kimse bir şey yapamaz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, siz ne yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Siyasiler yapacak. Bunun için benim kanuni yetkim yok. &nbsp;</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Lisanslı depoculuk, bir ara gündemi bayağı meşgul etmişti. Nedir orada durum?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Lisanslı depoculukla ilgili Türkiye’de bir sistem kuruldu ve gayet de güzel gidiyordu. Ama kaynak sıkıntısından dolayı aksamalar yaşanıyor. Çünkü genel olarak günlük çözümlerle gidiyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Firmanız hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Yerel firmalarda Bursa’nın 2’ncisiyiz. İlki de Karacabeyli ikincisi de. İlkinde de kurucu hissedarlardandı rahmetli babam, ikincisi de bizim şirketimiz. Türkiye’de 91’inciyiz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Şirketiniz, son 10 yılda ciddi bir mesafe kat etti. Bunu nasıl başardınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Kardeşim Önder Matlı ile birlikte işimizi severek yapıyoruz. Değişime açığız. Şirket, dijitalleşme yoluna devam ediyor. Teknolojiyi sonuna kadar kullanıyoruz. Bursa’da belki de teknolojiyi en iyi kullanan firma da biziz. İşin her aşamasında teknolojiyi kullanıyoruz. Bu da verilerle yönetmeye, ölçümleme yapmaya, duygusal hareket etmemeye yansıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>AB Yeşil Mutabakatı ile ülkemizde bir farkındalık oluşsa da yeşil üretim dünyanın yıllardır konuştuğu bir konu. Siz bu alanda ne yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Çatılarımızın hepsinde Güneş Enerji Sistemi (GES) kuruldu. Yeşil Mutabakatı, biz istemiyoruz Avrupa Birliği (AB) bizi buna zorluyor. Sorun; AB istemediği sürece biz değişmek istemiyoruz. Yeşil Mutabakat, özellikle bizim de içinde bulunduğumuz hayvancılık sektörü açısından önem arz ediyor çünkü biliyorsunuz en çok karbon salınımı büyükbaş hayvanlarda var. Buna uyulacaksa büyükbaş hayvanları ortadan kaldırmanız lazım çünkü araba egzozundan daha çok salınım yapıyor. Hayvancılık sektörünün de bu sürece hazırlanması gerekiyor. &nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/ankara-Polatlı-daki-Fabrika-acılışına-Sanayi-ve-Teknoloji-Bakanı-Mustafa-Varank-ile-Tarım-ve-Orman-Bakanı-Bekir-Pakdemirli-katıldı_1.jpeg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu ay içinde Diyarbakır’da bir temel atma, Polatlı’da bir açılış gerçekleştirdiniz. Diyarbakır’daki yatırımınız hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">200 milyon liranın üzerinde bir yatırım. İstihdamı 250’ye kadar çıkabilir ama daha önemlisi bölgenin sigortası olacak. Yem üretecek ve aynı zamanda bizim lojistik merkezimiz olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bu iki önemli günde Bursa’dan gazeteciler de dâhil olmak üzere kimseyi çağırmadınız sanırım? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İşimi seviyorum ama bu açılış temel atma gibi organizasyonlarda öne çıkıp haberlerle ego gösterisinde bulunmaktan hoşlanmıyorum. Bir de salgın süreci var ve kimsenin vebaline girmek istemediğim için gazeteci çağırmadım. Şirket ile kurum işlerini ve ilişkilerini birbirinden ayırıyorum. Örneğin, TOBB’da yönetiminde yer aldığım Başkanım Rifat Bey de (Hisarcıklıoğlu) o günlerde bölgedeydi ama onu da aynı salgın endişesiyle davet etmedim.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/fotoğraf-Matlı-Kardeşler-Diyarbakır-daki-temel-atma-torenine-katılan-Sanayi-ve-Teknoloji-Bakanı-Mustafa-Varank-a-Bursa-tablosu-hediye-etti.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yatırım için neden Diyarbakır’ı seçtiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Diyarbakır, şehirleşme olarak Bursa’dan çok ilerde olduğunu gördüm. İkincisi sulamayla birlikte tarım arazilerinin geliştiğini gördüm. Üçüncüsü Özer Matlı olarak PKK terörüne karşı söylediğim sözler bağlamında ‘bunu değiştirmek için ne yaptım?’ diye sordum ve cevabı o gün temeli attıktan sonra buldum. Ülkem için kendi alanımla ilgili bir iş yaptım. Firma olarak orada insanlara tarım yaptırıp parasını almasını sağlayabiliyorsam ve teröre bulaşmasını engelleyebiliyorsam benim için yeter. Orası, benim için Hamidiye gibi sosyal projem.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Son olarak yoğun bir gündeminiz var ve bu yoğunluk içinde neden BKSTV’ye başkan oldunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Şehir konusunda bir şey söyleyebilmek için en önemli ortak nokta kültür ve sanat. 1 ay festival yap ve millete bilet dağıt değil ama. Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, beni aradı ve bu konuyu söyledi. Ben de ‘şehirle ilgili bir değer varsa seve seve’ dedim. Bir sürü görevim var zaten. Bizden önce Fatma (Durmaz Yılbirlik) hanım yapmış. Fatma Hanım her sene ciddi bir destek veriyor ve 10 senedir hizmet etmiş. Benim oraya talip olmamın nedeni, toplumun şuan siyahla beyaz gibi ayrı olmasıdır. Şehri birleştirmek adına bir fırsat olarak gördüm.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ama kamuoyunda ‘Vali Bey’ ve ‘Ses’ konusunda tartışmalara konu oldu. </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">O tartışmaların kaynağı ben değilim. Ki bunlara da üzüldüm. Vali Bey ile ben karşı karşıya kaldım. Vali Bey de bu şehirde bir vatandaş ve gürültü konusunda rahatsız olma hakkı var. Ama ortada böyle bir realite var. Ki ben, Vali Bey’e ‘Sayın Valim eksik olan bir şey varsa beni de arayın, neticede ilk defa bu işi yapacağız’ dedim. Ben, Vali Bey’in evine ne kadar ses gittiğini bilmiyorum ama denetime gelinip ceza yazıldığını biliyorum. Ruhsat konularında orada eksikler olduğunu ve kapatacaklarını da biliyorum. Ben, bunları düzeltmeye çalışıyorum. Bürokrasinin kendi arasında yani Belediye ile Valilik arasında gitmesi gereken işin benim üzerimden yürümesi kusura bakmayın kalbimi kırdı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>O etkinliklerin bir siyasi kapışmaya malzeme edildiğini mi söylüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Siyasi kapışma yok, öyle bir şey görmüyorum. İletişim kopukluğu diye düşünüyorum. Herkes haklı olabilir. Ama ortak menfaatte buluşabilmeliyiz. Ben karar mercii değilim, sadece orada geçici işleticiyim. Hiç bilmediğim, geçmişteki sorunların çözümü için tek adres ben değilim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Özer Matlı olarak kaç para verdiniz o etkinliklere?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ben gönüllülük esaslı olarak verdim ve onu söylemem.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, o festival kaç paraya mal oldu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Biz, bu sene belediye üzerinden hizmet alma metoduyla çalıştık ve giderlerden tasarruf ettik. Minimum masrafla işi yaptık. Sanatçıların avanslarını baştan verirseniz, fiyatını da bağlıyorsunuz. Ben, kuruma kendime göre bağış da yaptım borç da verdim. Son rakamlar belli olmadı ama 6-7 milyonu bulacak herhalde…</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Teşekkürler…</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><b>***</b></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><b>GÖRÜŞ’ÜMÜZ NEDİR?</b></p>

<p style="text-align:justify">Sayın Özer Matlı ile 21 Eylül Salı günü saat 15.30’da İstanbul Caddesi üzerindeki şirket ofisinde görüştük. Bir saat olarak planlanan röportajımız yaklaşık 2 saat sürdü. Sayın Matlı’nın, bir gazeteci karşısında olabildiğince samimi, açık ve net konuştuğuna şahit olduk. Binanın 8’inci katındaki toplantı odasında gerçekleştirdiğimiz görüşmede Bursa TB Genel Sekreter Yardımcısı Hande Ceylan hanımefendi de bulundu. Sayın Matlı’ya yönelttiğimiz ama cevaplamak istemediği için yer vermediğimiz sorularımız da oldu. Tarihe bir not düşmek adına Sayın Matlı’nın 2013’te başkan seçildiğinde kullandığı “<i>Bizim bu saatten sonra Bursa'ya borcumuz var” </i>sözün arkasında olduğunu gördük. Ancak yine de yapması ve hep birlikte yapılması gereken daha çok iş olduğu kanaatini koruyoruz. Öte yandan TOBB’da aldığı görev sonrası Bursa Basını ile yakın ilişki süreci başlatan Sayın Matlı’nın son dönemde kent medyasına bakışının değiştiğine ilişkin düşüncelerimizi kendisine aktardık. Özellikle Diyarbakır ve Polatlı’daki organizasyonlara hiçbir gazetecinin davet edilmemesine dayandırdığımız görüşümüze Sayın Matlı, ‘salgın şartları’ diyerek savunma yaptı. Oysa salgın şartlarında BKSTV konserler düzenlerken kendisi başkandı. Kendisi kabul etmese de tepelerde ‘Bursa Basını’na yönelik bakışın hiç de pozitif olmadığını hissettik. Ne diyelim? Basını itibarsızlaştıranlar utansın…</p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-icin-bir-takim-olmaliyiz-h233.html</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Sep 2021 20:42:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/bursa_icin_bir_takim_olmaliyiz_h233_defa5.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bebe Konfeksiyonunda Fuar Hasreti Bitiyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bebe-konfeksiyonunda-fuar-hasreti-bitiyor-h120.html</link>
      <description><![CDATA[Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle 2020 Ocak ayından bu yana düzenlenemeyen JunioShow, 2 yıllık bir aranın ardından Ocak 2022’de yeniden kapılarını açacak. Fuar hazırlıklarına şimdiden başlayan sektör temsilcileri,  ilkbahar-yaz ürünlerinin tasarımlarını hız kesmeden yapmaya devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Salgın nedeniyle sektör olarak son fuarlarını Türkiye’deki ilk vakanın görüldüğü 2020 Mart ayından önce gerçekleştirdiklerini belirten Bebe-Çocuk Konfeksiyonu Sektörü Sanayici ve İşadamları Derneği (BEKSİAD) Başkanı Ömer Yıldız, “Biz son fuarımızı 2020’nin Ocak ayında, salgından 3 ay kadar önce, Başarılı ve güzel bir fuar yapmıştık. O sezona güzel bir giriş olmuştu. Mart ayında ülkemizde ilk vakanın görülmesiyle birlikte sektörde bir yavaşlama yaşandı. Böyle olunca 2020’nin Temmuz ayındaki fuarı iptal etmek durumunda kaldık” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>SAĞLIK HER ŞEYDEN ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Salgının seyrinde yaşanan artış, uluslararası uçuşlardaki kısıtlama ile karantina zorunluluğu gibi nedenler dolayısıyla 2021’deki Ocak ve Temmuz fuarlarının da iptal edildiğini hatırlatan Ömer Yıldız, “Niçin iptal ettik? Çünkü iş potansiyelimiz olan ülkelerle Türkiye’nin uçuşları düzenli değildi. Bununla birlikte karantina süreçleri vardı.&nbsp; Ülkemize gelen müşterilerimizin ülkemizde karantinaya girmeleri gerekiyordu ve ülkelerine geri döndüklerinde ülkelerinde karantinaya girmeleri gerekiyordu. Bu da seyahati engelleyen bir durumdu. İnsan sağlığı her şeyden önemli ve biz de bu doğrultuda kimseyi riske atmamak için sektördeki firmalarımızla birlikte bu kararları aldık” diye konuştu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Omer-Yıldız.jpg" /></p>

<p><strong>FUAR 12 OCAK’TA</strong></p>

<p>“12-15 Ocak 2022 tarihleri arasında İlkbahar-Yaz fuarımızı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz” diyen BEKSİAD Başkanı Yıldız,&nbsp; “Bu doğrultuda çalışmalara başladık. BEKSİAD tarafında Fuar Komisyonu çalışmaları yürütürken diğer taraftan alım heyetleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor, TÜYAP da bir taraftan yurtdışında tanıtım çalışmalarına başladı. 2022 Ocak fuarının başarılı bir fuar olacağını ümit ediyoruz. Hem katılımcılar olarak firmalar hem de asıl bu fuarlardaki beklentimiz olan yabancı müşterilerimiz, bu fuarı heyecan ve merakla bekliyorlar ve bize de bu manada sık sık sorular gelmekte. Ocak 2022 fuarının başarılı olacağını ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>YAKIN TAKİP</strong></p>

<p>Son 10 yıllık süre zarfında bebe ve çocuk konfeksiyonunda faaliyette bulunan Türk üreticilerinin, dünyada genelindeki üreticiler ve karar vericiler tarafından yakından takip edildiğinin altını çizen Ömer Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: “Bebe sektöründe takip edilen bir ülke konumuna geldik. Artık Türkiye’de de ne var, Türkiye’deki üreticiler neler üretmiş diye bu sektördeki dünyadaki iş insanlarının takip ettiği bir konuma geldik. Meslek liseleri ve üniversitelerle olan ve giderek artan irtibatımız sayesinde inşallah önümüzdeki birkaç sene içerisinde tasarımda daha da öne çıkacağımızı ümit ediyorum.”</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bebe-konfeksiyonunda-fuar-hasreti-bitiyor-h120.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Sep 2021 16:56:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/bebe_konfeksiyonunda_fuar_hasreti_bitiyor_h120_3826d.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Slovaklarda Türk Sempatisi Yüksektir]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/slovaklarda-turk-sempatisi-yuksektir-h115.html</link>
      <description><![CDATA[Slovakya Fahri Konsolosu Hüseyin Özdilek, Slovakların Türkiye’deki tarihi dokuya hayranlık beslediğini belirterek “Onlarda Türk sempatisi yüksektir. Kayıtsız ve şartsız bizi destekliyorlar” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><strong>N. Nuri Yavuz</strong></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><strong>Röportaj</strong></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Slovakya denince aklıma ‘Uyvar Kalesi’ gelir. 17’nci yüzyılda Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordularının o kaleyi almak için verdiği mücadele ve dirayetini hatırlarım. O ordular öyle kararlıydı ki ‘Uyvar önünde bir Türk gibi kararlı’ sözü, deyim haline geldi. Türk tarihi açısından kıymetli gördüğüm ülkeyi, bu kez tarihçilerden değil duayen bir iş adamından dinledim. Hiç şüphesiz, birçoğumuz onu Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özdilek olarak tanıyoruz. Bu kez başka bir kimlik ve üstlendiği misyon ile karşınızda. Bursa’daki fahri konsoloslar araştırmamız kapsamında Slovakya Fahri Konsolosluğu görevi dolayısıyla kapısını çaldığımız Hüseyin Özdilek, Bursa Görüş’e özel açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210909_152720.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Fahri konsoloslara neden ihtiyaç var?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Devletlerarası resmi ilişkilerde büyükelçilikler var. Bu misyonlar da bazı büyükşehirlerde konsolosluklar olarak faaliyette bulunuyor. İki milletin birbirini daha derinlemesine tanıyabilmesi ve tarihten gelen bağların kuvvetlendirilebilmesi için bu yeterli olmuyor. Ve devletler belirli şehirlerde fahri konsolos belirliyor. Örneğin; Slovakya, Türkiye’yi 10 bölge olarak planlayıp her bölgede bir konsolos yetkilendirmiştir. Aynı şekilde Türkiye’nin de Slovakya’da Slovak olan fahri konsolosları bulunmaktadır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bir fahri konsolos nasıl belirleniyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Fahri konsolosluk, iki ülkenin cumhurbaşkanın onayı ile belirleniyor. Ve sonunda bir ‘buyrultu’ veriliyor. Fahri konsolosluk için birinin, sizi önermesi gerekiyor. Burada da kriter, kamuoyunca tanınan, sevilen, dürüst insan niteliği taşınmasıdır. Yani muteber bir kişilik olmalı ve bunun da sürdürülebilir olması lazım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sizin fahri konsolos olma süreciniz nasıl gelişti?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Beni, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin’e sormuş ve o tavsiye etmiş. Sonra büyükelçi geldi, süreci anlattı ve ben de uygun gördüm. Ardından Slovakya’ya gittik ve Dış İşleri Bakanlığı’na kendimizi anlattık. Onlar da uygun gördüler ve aylar sonra yazımız o dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ulaştı ve onayından geçti. 10 yıldır fahri konsolosluğumuz devam ediyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Fahri konsolos olarak ne sıklıkla Slovakya’da bulunuyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Her iki yılda bir de fahri konsoloslar, cumhurbaşkanlığı tarafından Slovakya’ya davet ediliyor. İletişimi güçlendirmek adına düzenlenen organizasyonda fahri konsoloslar arasında dayanışma artırılıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Siz hangi bölgeden sorumlusunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa ve Eskişehir’de Slovak vatandaşların ticari veya turistik açıdan tüm sorunlarıyla ilgilenmekle yükümlüyüz. Mesela diğer yandan Eskişehir’de bir profesörün oğlu Bratislava Üniversitesi’ni kazanmış. Evraklarında bürokratik olarak birkaç sıkıntı varmış. Hemen mektup yazarak durumu düzeltip çocuğun problemini ortadan kaldırdık. Bu konularda da yardımcı oluyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Başka ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bundan yaklaşık 3-4 sene önce, Slovakya’nın bir köyünde Türkiye aleyhine bir kampanya başlatılmıştı. Bundan alındım ve alınganlığımı büyükelçiye izah ettim. “Biz, burada Türk vatandaşı olarak, Slovakya adına fahri konsolosluk yaparken, sizin ülkenizde Türkiye aleyhine bir propaganda yapılmasına karşı çıkarız. Bunun bir şekilde düzeltilmesi ve hata neredeyse tespit edilmesi lazım” dedim. O da şöyle bir görüş ortaya koydu: “Bölgenin valisiyle ilçenin kaymakamı, köyün muhtarını toplayalım ve köye de bir tane bilgisayar dershanesi yapalım.” Ben, ‘yarısını öderim’ dedim. Diğer arkadaşlar da kalan yarısını ödedi ve oraya Türkiye adına bilgisayar dershanesi kurduk. Sonra Ali Fuat Güven, Mustafa Barutçuoğlu, Erdoğan Bilenser, Halil Güleç, Murat Özdilek hep birlikte o köye gittik. Heyette diğer konsoloslar da vardı. Bratislava büyükelçiliğinde de bir yemek organizasyonu yapıldı. Orada ülkemiz aleyhine yapılan kampanyanın iç yüzünü öğrendik. Osmanlı’nın Viyana Kuşatması döneminde 40 yıl yeşil bayrak çekilmiş bir ülke Slovakya. O köyde inanılan ve anlatıla gelen rivayet o ki bu kuşatma sırasında bölgeye gelen yeniçerilerden, 2 kadına tecavüz edenler olmuş. Ve o ilişkiden bir çocuk dünyaya gelmiş. Sonra o çocuk, 7 yaşına gelince yeniçeri ocağına alınmış, paşa olmuş ve o köye annesini bulmaya gelmiş. Köyde o yaşlarda 2 kadın varmış, biri körmüş. Hangisi annesi derken kör kadın, ‘Benim oğlumun kalçasında bir doğum lekesi vardı’ demiş. Ve annesinin kör kadın olduğu anlaşılmış. Paşa, annesini almış saraya götürmüş. Hikâye mutlu bir sonla tamamlanmış. Böyle olmasına rağmen o köyde tecavüz olgusu üzerinden aleyhte yıllar sonra propaganda yapmışlar. O toplantıda söz hakkını bana verdiler. Ben de “Dünyada 4 tane imparatorluk kurulmuş; Roma İmparatorluğu, Rum İmparatorluğu, Helen İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu. Ve bu imparatorluklarda çeşitli dillere ve dinlere bağlı milletler yaşamıştır. Bu imparatorlukların beş yüz yıl bin yıl yaşama imkânı olmuş. Ve bu imparatorlukları tarihe bırakmak zorundayız. Bir kişinin söylemi ile bugünün evlatları cezalandırılamaz, yargılanamaz. Bunları tarihe bırakmak zorundayız…” gibi ifadeler kullandım. Bu açıklamalarım, oradaki gazetelerde geniş yankı buldu. Sonra vali bey de bir mektup yazmış ve demiş ki “Ben, bunca yıllık valilik sürecimde böylesi örnek bir çalışma görmedim. Hüseyin Özdilek’i nezdinizde kutlarım.” Ondan sonra bana Slovakya tarafından devlet nişanı verildi.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Slovaklar, Türkler hakkında ne düşünüyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Slovaklar, Türkiye’yi ortak pazarda kayıtsız ve şartsız bir şekilde destekliyor. Slovakya’da Türk sempatisi yüksektir. Buradaki tarihi dokuya hayranlar. Öyle ki bir önceki büyükelçi Bursa ziyaretinde Ulu Cami’ye hayran kaldı ve neredeyse Müslüman olacaktı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’dan oraya veya Slovakya’dan buraya yatırım yapan var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Orhan Holding’in Slovakya’da fabrikası var. 400-500 kişi çalıştırıyor. Oradan da buraya yatırım geliyor. En son stadyumun etrafını led ekranlarla çevirme projesinde Slovak bir firmadan da teklif alındı ama anlaşma sağlanamadı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Özdilek Holding’in orada yatırımı var mı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Şuanda yapmıyoruz. Almanya’da yatırımımız var. Orada 40-45 Almanın çalıştığı bir yatırımımız var ve yıllık ciromuz 65 milyon avro.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yatırım açısından nasıl bir ülke?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Slovakya’da bir yatırım ajansı var ve yatırımcı açısından birçok imkân sağlanıyor. Öyle ki arsadan krediye birçok teşvik mekanizması uyguluyorlar. Bir yatırımcı, o ajansa gittiğinde hangi iş kolunda ne gibi teşvikler alacağını kolaylıkla öğrenebilir. Yatırımcı dünyanın her yerinde el üstünde tutuluyor. Bir tek bizde tutulmuyor. Bizde yatırımcı dayak yiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Slovakya’da demokrasi ne seviyede?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Slovakya’da demokratikleşme çok üst düzeyde. Okuma yazma, eğitim düzeyi çok yüksek. İş gücü de gayet nitelikli. Slovaklar cana yakın ve bize daha da yakın insanlardır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>ülkede hangi sektörler daha büyük?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Slovakya’da otomotiv ve çelik sanayi çok gelişmiş düzeydedir. Otomobil markalarının bir kısmı oralarda yeni fabrika yatırımları yapıyor. Slovakya Avrupa açısından da merkezi bir konumda ve Berlin’e 60 km mesafede bulunuyor. Ukrayna, Polonya, Çek, Avusturya, Macaristan sınır komşuları.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ulaşım açısından karayolu dışında ne gibi alternatifler var?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Tuna Nehri üzerinden Slovakya’ya ulaşılabiliyor. Karayolundan Tuna Nehri’nde bir gemiye giriyorsun ve tam Bratislava’nın önünde iniyorsun. Hatta Tuna üzerinde turistik gemiler var, herkese tavsiye ederim. Yolcu uçakları Bratislava’ya inebiliyor ancak büyük kargo uçakları Viyana’ya iniyor ve oradan karayolu da yakın olduğu için kolay erişiliyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Türkiye’nin AB yolcuğuna nasıl bakıyorlar?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) katılımı konusunda da her zaman pozitif bir yaklaşımı olmuştur. AB başkanlığı döneminde de Türkiye tezini korumuş ve kollamıştır. Slovak milletinde, kayıtsız ve şartsız Türkiye sempatisi vardır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ülke ve kent ekonomisi için önemli bir isimsiniz ve mevcut atmosferle ilgili düşüncelerinizi de merak ediyoruz. Bize bu noktada bugünkü şartları nasıl yorumlarsınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Biz, ömrümüz yettiğince vergi üreteceğiz. Şuanda Özdilek 7 bin kişinin üzerinde çalışan ile 250 milyon lira geçen sene vergi ödedi. Bu yıl direkt ve endirekt olarak ödediğimiz vergi, 300-350 milyon lirayı bulacak. Vergi ne kadar artarsa refah seviyesi o kadar artar. Bu para Sivas’a aktarılıp bir fabrika kurulsa, bin kişiye istihdam sağlar. O da orada bir vergi üretecek. Türkiye işte böyle kalkınır. Bu açıdan bakmak zorundayız. Özdilek’in bütün çabası Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesi ve büyümesi içindir. Bir şirket para kazanmıyorsa devlete yüktür. Para kazanmıyorsa işçinin ücretini ödeyemez, vergisini ödeyemez ve sözlerini yerine getiremez. Bırakınız kazansınlar, siz yeter ki iyi denetleyin ve kayıt içinde olmasını sağlayın. Serbest piyasa koşullarına inanıp buna uygun kanunlar çıkardıysanız kanuni çizgide hareket eden şirketlere destek olmak zorundasınız. Çiftçiye, hizmet sektörüne destek olmak zorundasınız.</p>

<p style="text-align:justify">Uluslararası yabancı bir marka, dışarıdan gelip burada 110 bin büyük başı kesiyor ve köfte yapıp kendi markası altında satabiliyorsa ve senin markaların bunu yapamıyorsa yazık. Vatandaş olarak biz, onlardan daha fazlasını yapmak için çaba ve mücadele göstermek zorundayız. ‘Dünyanın en önemli mutfaklarından birine sahibiz’ diyoruz ama açtığımız lokantalar bir elin parmağını geçmiyor. Bunların sayılarının artırması ve kurumsallaşması lazımdır. Organizasyon, planlama, optimal üretim ve pazarlamanın ehil ellerde kurum kültürüyle sürdürülebilir kılınması gerekiyor. Önce manevi hazla, dürüstçe hareket eden, egosu yüksek olmayan ve ‘Buğday veren başak eğilir’ misali bilgiyle donatılmış insanlarla bu işler sevk ve idare edilmelidir. Başka türlü olması mümkün değil.</p>

<p style="text-align:justify">Normalde 15 seneyi doldurana kıdem tazminatı veriliyor. Biz, Özdilek olarak 3 seneyi doldurana kıdem tazminatı veriyoruz. Kazanç, ucuz işçi çalıştırarak olmaz. En iyi ücretle işçiyi en verimli şekilde çalıştırdığın zaman olur. Kayıt dışı yüksek ücret alıp, sigortasını asgari ücret ile gösterenler yanlış yapıyorlar. Kayıtlı olan işçi, verimli çalışır bu da işletmenin verimine yansır.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Başarılı bir iş insanı olarak girişimcilere tavsiye niteliğinde hangi ifadelerle seslenirsiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İtalya Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı, ekonomist Luigi Einaudi’nin ‘Girişimci’yi tanımlayan şu ifadeleriyle seslenmek isterim: <i>“Binlerce milyonlarca insan, onları taciz etmek, engellemek, cesaretlerini kırmak için yaptığımız her şeye rağmen çalışıyorlar, üretiyorlar ve yatırım yapıyorlar. Onları çalışmaya iten kesinlikle para aşkı değil, çalışma tutkularıdır. Kendi firmalarının gelişmesini görmenin gururu, şevki; müşterilerinin devamlı artan saygı ve güvenini kazanmak, tesislerini genişletmek, iş yerlerini güzelleştirmek bir ilerleme hırsı yaratmaktadır ki kazançtan daha güçlüdür. Eğer böyle olmasaydı müteşebbislerin, başka işlerden daha rahat ve emin olarak kazananlardan daha riskli bir şekilde kendi firmalarında bütün enerjilerini ve kapasitelerini daha çok yarar sağlamak için harcamaları izah edilemez.”</i></p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/slovaklarda-turk-sempatisi-yuksektir-h115.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Sep 2021 16:26:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/slovaklarda_turk_sempatisi_yuksektir_h115_14864.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vatandaşın Gündemi Seçim Değil Ekonomi!]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vatandasin-gundemi-secim-degil-ekonomi-h114.html</link>
      <description><![CDATA[Seçim takvimi, Haziran 2023’ü işaret ediyor. Muhalefet, erken seçim çağrısı yapıyor. İktidar kanadı, söz konusu tarihten taviz vermiyor. Ancak saha giderek ısınıyor. Yeni partiler kuruluyor. Siyasi aktörler, vatandaşla buluşma turuna çıkıyor. Peki, saha hangi mesajları veriyor? Bursa’da kamuoyu araştırmasının önde gelen isimleri açıkladı: Vatandaşın gündemi seçim değil ekonomi!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><strong>N. Nuri Yavuz</strong></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><strong>Araştırma</strong></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Onlar, kimilerine göre seçim atmosferinin yıldızı, kimilerine göre ise günah keçileri… Yaptıkları araştırmalar, açıkladıkları anket sonuçları ve paylaştıkları analizler, seçim sathı mahallînin ana gündem maddeleri arasında yer alıyor. Tartışma programlarında anketler günlerce masaya yatırılıyor, gazetelerde çarşaf çarşaf istatistikler yayınlanıyor. Son sandık sayıldığında ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) sonuçları açıkladığında ise yankılar azalıyor ve kamuoyu, onları bir dahaki seçime kadar unutuyor. İşte onlar, kamuoyu araştırma şirketleri…</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/1.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇARPICI İFADELER</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş gazetesi; henüz ortada net bir seçim iklimi yok iken kentte sektörün önde gelen isimleriyle görüştü: Onlara; kim olduklarını, sektör tecrübelerini, hangi yöntemle çalıştıklarını, kimlere hizmet verdiklerini, sektörel sorunlarını, araştırmalarını, düşüncelerini ve tabi ki bugünkü seçmen tablosunu sordu. Bu hafta tek haberde dört ayrı röportajla BETİMAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Duman, POLİTİC’S Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Recep Güven, BUPAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Akaltun ve REFERANS Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Onur Karaduman’ın birbirinden çarpıcı tespit, analiz, sorun ve öneri içeren açıklamalarını paylaşıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><b>***</b></span></p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210829_164853.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>KILIÇDAROĞLU’NUN NİYETİ ADAY OLMAK DEĞİL!</b></p>

<p style="text-align:justify">BETİMAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Duman, cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: Kemal Kılıçdaroğlu, bu süreçte aday olarak öne çıktı ama aslında niyeti aday olmak değil…</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify">Gürkan Duman, sektördeki geçmişine ilişkin şunları söyledi: “Eşim Gülhan Yılmaz Duman ve ben, sektöre 2002’de Türkiye İstatistik Kurumu’nda (TÜİK) başladık.&nbsp; 2006 yılında ‘Bilgi Araştırma’ adıyla şirket kurduk. 2012 yılında ‘TÜSİVAR Araştırma’ şirketini kurduk. 2015 yılında ulusal bazda bir isim olması açısından şirket adını BETİMAR olarak değiştirdik. Şimdi de BETİMAR olarak yolumuza devam ediyoruz. Yerel anlamda bir firma değiliz. Ankara ve Bursa’da ofisimiz var. Merkez ofisimiz Başkentte. 11’e yakın çalışanımız var. Ekibimizin içinde daha önceden belediye başkanlığı yapmış 2 arkadaşımız bulunuyor. Ekipte 2 istatistikçi, 1 sosyolog, 2 proje koordinatörü, şirket müdürü ve basın danışmanlığı sürecini takip eden bir arkadaşımız var. 3 kişilik de yazılım ekibimiz var. Bunun dışında proje bazlı olarak ‘anketör’ olarak adlandırılan kadromuz var. Bunun yanında 70-80 kişilik çağrı merkezimiz var ve telefon anketiyle ulusal çapta ülkenin her yerinde araştırma yapabiliyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>YOL HARİTASI ÇIKARIYORUZ</b></p>

<p style="text-align:justify">BETİMAR olarak daha çok siyasi parti, belediye ve kamu kurumlarına hizmet verdiklerini belirten Duman, “Zonguldak, Mersin, Manisa, İzmir, Bursa gibi çok sayıda ildeki kurumlara şuan hizmet veriyoruz. Çalışmalarımız genellikle veri yönetimi ve iletişim odaklı ilerliyor. Sadece veri toplamıyoruz, sahadan alınan verinin yönetilmesi için yazılım ve basın modellemeleriyle yol haritası çıkarıyoruz. Ekibimizde eski belediye başkanı olan arkadaşlarımız, kamu kurumsal yönetim danışmanlığı yapıyor. Bir belediye içinde aksaklık ya da iyileştirilmesi gereken süreçlere ilişkin veriye dayalı raporlaması ve sunumu yapılıyor. Ayrıca basın danışmanlığı, sosyal medya yönetimi çalışmaları da yapıyoruz. Çalışma yöntemi ve amacımız hizmetleri tek bir çatıda toplayıp verinin yönetimini sağlamak” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>‘SAHADAN GELİYORUM’</b></p>

<p style="text-align:justify">Anket çalışmalarında kullandıkları metotlar hakkında bilgi veren Duman, “Sahada yüz yüze anketle yapıyoruz. Yerel seçim döneminde ülkenin farklı noktalarında çalışmalar yaptık. Bir siyasi partinin danışmanlığını yapıyoruz ve onun tüm Türkiye’deki çalışmalarında bulunuyoruz. Belediyelerin memnuniyet ölçümlerini yapıyoruz. Uluslararası ilişkiler mezunuyum ve ben de sahadan, anketörlükten geliyorum. Sahadan veriyi doğru alabilmek işi temelini oluşturuyor. Ne kadar doğru bilgi alırsanız müşterinizi veya vatandaşı o kadar iyi seviyede bilgilendirme imkânına sahip olursunuz. Ankara ve Bursa haricinde bizim eğittiğimiz ekipler var; İstanbul ve Samsun’da bize bağlı olarak çalışıyor. Lokal çalışmalarda bu ekiplerden destek alıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>PAZAR ARAŞTIRMASINDA</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>VERİ KALİTESİ DÜŞÜK!</b></p>

<p style="text-align:justify">Pazar araştırmaları hakkında konuşan Gürkan Duman, “Büyük şirketler, pazar araştırması yaptırıyor. Bu işi yapan arkadaşlarımız var ama biz 2011’de pazar araştırması yapmayı bıraktık. Çünkü pazar araştırmasında verinin kaliteli olduğunu düşünmüyorum. Örneğin araştırma 10 dakikalık bir anket olarak hazırlanıyor ancak müşteri buna çeşitli konuları da dâhil ettiğinde araştırmanın kalitesi düşüyor. Bu da sapma paylarını yüzde 7’nin üzerine çıkarıyor” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>DETAYCI BİR FİRMAYIZ</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Türkiye’de son genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini en yakın öngören firma biziz’ iddiasında bulunan Duman, şunları söyledi: “1 Kasım’da yine tek başına iktidarı, 15 gün öncesinden öngördük. 7 Haziran’da HDP, Bursa’da 1 vekil çıkaracak dediğimiz zaman herkesin tepkisi olmuştu ama öyle de oldu. Ankara ve İstanbul seçimlerini birebir bildik. Hem müşterilerimize hem de kendi yaptığımız çalışmalardaki olumluluk oranı yüzde 98’dir. Detaycı bir firmayız. Kurumsal yapısını oturtmuş ve hâlâ büyüme endeksli kurumsal adımlar atan bir firmayız. Araştırma, yazılım, basın danışmanlığı, kurumsal yönetim danışmanlığının hepsinin bir arada olduğu bir ikinci firma yok. Veriyi algıya dönüştüren nadir firmayız. Hedefimiz, markalaşmayı bitirmek ve ulusallaşmaktı. Belli bir noktaya da geldik. Ulusal basından da araştırmalarımızı anlatmak üzere davet alıyoruz. BETİMAR ismini bulurken zorlandık ve yaklaşık 4 ay bekledik. BETİMAR, betimselden geliyor. Betimsel, tüm alan araştırmalarını kapsıyor. Çalışmalarımız da BETİMAR ismiyle uyumlu. BETİMAR olarak en büyük özelliğimiz; bizim müşteriden bir talebimiz olmuyor, müşteri bize geliyor. Bizim çalışmalarımız tamamen referans usulü ilerliyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA, İSTANBUL’UN</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>20 YIL GERİSİNDE!</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da sektörün varlığı ve gelişimi açısından değerlendirme yapan Duman, “Bursa, büyük bir şehir ama bir yönüyle de küçük bir şehir. Sektör bazında bakıldığında İstanbul’un 20 yıl Ankara’nın 10 yıl gerisinde. Bursa’nın sanayisi güçlü fakat babadan oğula aktarımla ilerliyor. Yeni neslin evrilmesiyle bizim çalışmalar değer buluyor. Biz rekabetçi bir yaklaşımda değiliz. Çalıştığımız yerleri sektördeki diğer arkadaşlara da öneriyoruz. Ilıman bir yapıyla gidiyoruz ve sektör ne kadar gelişirse Bursa’nın sektördeki pazar payının da o kadar gelişeceğini düşünüyoruz” dedi. &nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>ARAŞTIRMA AÇIK VE ŞEFFAF OLMALI</b></p>

<p style="text-align:justify">Araştırmanın önemi, süreci ve araştırmaya genel yaklaşımlar hakkında yorumda bulunan Duman, şöyle konuştu: “Araştırma, bilimsel bir çalışmadır. Elde edilen verinin birçok modellemede analiz edilmesi gerekir. Örneğin; İstanbul seçim sonuçlarını tahmin ederken biz, aynı veri üzerinde 6 farklı raporlama yaptık. Ki her aldığınız raporun sonucu farklı da çıkabiliyor. Biz, 2016 yılında dedik ki bütün araştırmalar, hem TÜİK’in hem de üniversitelerin denetimi ve kontrolünde olsun. Sektördeki arkadaşlarımız buna güldüler. Topladığınız veriye güvenmeniz lazım. Açık ve şeffaf olması lazım… &nbsp;Ancak bazı firmalar, bu işe sadece ticari olarak bakıyor. Bu bakış da işin değerini düşüyor. Önceki yönetimler araştırmaya sadece sonuç endeksli bakıyorlardı. Şimdiki vekiller ve belediye başkanları artık verinin kalitesine bakıyorlar. Ki Bursa bu konuda şanslı… Siyasiler gençleştikçe araştırmaya eğilim fazlalaşıyor. Belediye başkanlarının araştırmaya bakışının olumlu olduğunu görüyorum. Sel, yangın gibi afetlerin yaşandığı süreçlerde alınan veriler çok sağlıklı değil. Araştırma kendi içinde sağlık ama sonuç sağlıklı değil. Bunun nedeni de sosyal psikolojideki tepkisellik düzeyinden kaynaklanıyor. Siyasi araştırmalar, seçimlere en kısa süre kalan dönemde yapıldığında daha sağlıklı sonuç veriyor. O günlerde kararsız seçmen sayısı yüzde 5’lere kadar düşüyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>SOSYAL MEDYA</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>SEKTÖRE ZARAR VERDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">“Araştırma, aslında bir öngörüdür. Müşterinin, bu öngörüye göre kendini yönetmesi gerekir. Ama araştırmaların, özellikle seçim döneminde sonuca endeksleniyor. Bu, sektör açısından olumsuz bir etkendir. Bir başka olumsuzluk da sosyal medyada araştırmanın bir algı olarak kullanılmasıdır. Mesela hiç araştırma yapmadan ulusal çapta tanınan firmalar var. Ben, o firmaların sektörde araştırma yaptıklarını hiç duymadım. Tabi işini gerçekten iyi yapan arkadaşlarımız da var. Stresli bir iş, çünkü bir denekten aldığınız veriyi doğru kabul ederek, sapma payını da gözeterek bir analiz yapıyorsunuz. Bu analizin sonucunda tutturamazsanız başarısız sayılıyorsunuz. Herkes bu işi yapabilir. Ama bir eğitimi olmalı ya da eğitimi olan bir ekip kurmalı. Bu işin temelinden gelenler her zaman daha başarılı oluyor. Bu işi yapacak kişinin, sahayı bilmesi gerekiyor. Bize, çalışmaya gelen sosyologlara ‘Sahaya çıkacaksınız’ dediğimizde kalakalıyorlar ve ‘Sahaya inmeden sosyolog olamazsınız’ diyoruz. Sektördeki arkadaşlarımızın birçoğu bu işin temelinden geliyor. Bu, bilimsel bir iştir. Sadece sosyal medyada yaptığınız anketle olmuyor. Sosyal medya, sektöre zarar verdi. İşini doğru yapan firmalar; müşteri aramıyor müşteri onlara gidiyor. Biz de onlardan biriyiz. Ama sektör, maalesef biraz kirlendi. Önüne gelen araştırmacıyım diyerek ortaya çıkabiliyor. Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD) var. Orada da sınıflandırma sıkıntısı var. Belirli bir ciro yaparsanız araştırma şirketi olarak tanımlamıyor. Altında kalırsanız saha araştırma şirketi olarak tanımlıyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BAHÇELİ’YE KATILIYORUM</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>YASAYA İHTİYAÇ VAR!</b></p>

<p style="text-align:justify">“Devlet Bahçeli’ye katılıyorum. Bu konuyla ilgili verilen soru önergesi de doğru ve geçerliydi. Bu sektörün kurumsallaşması açısından doğru bir yöntemdi ama şuan muallakta. Sektörün kesinlikle bir yasaya ihtiyacı var. Bu noktada yerel ve ulusal siyasetçilerin de kurumsallaşmayan firmalara ödün vermemesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz, müşterinin istediğini değil verinin istediğini sunuyoruz. Genellikle ilk etapta müşteriler bizi sevmez. Sonrasında bakar ki veri ne derse BETİMAR onu söylüyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>İTTİFAKLARDA </b></p>

<p style="text-align:justify"><b>OY GEÇİŞİ VAR</b></p>

<p style="text-align:justify">Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik izlenim ve kanaatlerini aktaran Gürkan Duman, “Şuan cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yapılan araştırmaları görüyoruz. İkinci tura kalıyor gibi bir algı var ama biz, sürecin daha erken olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Cumhur ittifakı tarafında aday belli fakat Millet İttifakı’nda henüz bir aday yok. Kemal Kılıçdaroğlu, bu süreçte aday olarak öne çıktı ama aslında niyeti aday olmak değil, CHP’li belediye başkanlarını frenlemekti. İYİ Parti’nin yükselmesi söz konusu ama beraberinde CHP düşüyor. Cumhur İttifakı’nda AK Parti’den MHP’ye; Millet İttifakı’nda da CHP’den İYİ Parti’ye oy geçişi var. Bunların dışında Ümit Özdağ’ın, Muharrem İnce’nin, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun partilerinin etkisi de var. Babacan ve Davutoğlu, Cumhur İttifakı’ndan oy alıyor gibi düşünülse de aslında o taraftan oy aldığı görülmüyor. Şuan çalkantılı görünse de cumhurbaşkanı 2023’e iyi hazırlanıyor. &nbsp;Enerji ve savunmada yapılan atılımlar sahadan pozitif sinyaller veriyor. Salgının yorduğu ekonomide atılacak adımlar önemli. Bir de tabi Millet İttifakı adayının ortaya çıkması, hedefleri ve anlatacakları süreci belirleyecek. Bizim araştırmalarımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzde 46-47 oranında bir oy potansiyeli var. Tabi bu yüzde 50+1 için yeterli değil. Ama kararsız da yüzde 8-9’a yakın bir kitle var. Karşı tarafta da bloklaşan bir yüzde 40’lık dilim var” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>Z KUŞAĞI SİYASETLE</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>YAKINDAN İLGİLİ</b></p>

<p style="text-align:justify">BETİMAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Duman, yaklaşan seçimlerin kritik kitlesi olarak görünen Z Kuşağı hakkında değerlendirmeleriyle açıklamasını tamamladı: “Z Kuşağı ile ilgili araştırmalar yapıyoruz. Gördüğümüz şey şu; dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu kuşak arasında milliyetçilik söylemi artıyor ve muhafazakârlık yapısı düşüyor. Bu gençlerde okuma eğiliminin düştüğü görülüyor. Bizim yaptığımız araştırmalarda gençlerin yüzde 55’e yakınının günlük yaşantıda siyasete endeksli olduğu gözüküyor. Çok zekiler ama günlük yaşıyorlar. Z Kuşağı’nın sandık tutumuna ilişkin çeşitli algılar yapılıyor ama bunlar gerçeği yansıtmıyor. Seçimlere katılma eğilimleri yüksek. Şuan için bekleyip göreceğiz.”</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210830_121955.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>‘EN ÖNEMLİ SORUN EKONOMİ’</b></p>

<p style="text-align:justify">POLİTİC’S Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Recep Güven, sahadan alınan mesajlara ilişkin yaptığı değerlendirmede “Son araştırmamıza göre ülkenin en önemli sorunu yüzde 55,76 ile ekonomi” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify">Recep Güven, araştırma sektöründeki tecrübesi ve şirektine ilişkin şu bilgileri verdi: “Bursa’da 2012 yılında Tüsivar adıyla kurduğumuz şirketi, 2014 yılında isim değişikliğine giderek Politic’s olarak sürdürüyoruz. Türkiye, çok önemli 3 seçim atlattı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidar partisinin 9 puana yakış düşüş gösterdiği bir seçimdi ki ‘Bursa’da dengeler değişiyor’ diyerek 30 gün önceden açıklamıştık. 2017 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını birebir verdik. Referandumu ve 2018 seçimlerini birebir verdik. Hatta Bursa’da son seçimde 2 bölgeye ayrılmasına rağmen hem bölgesel hem de totalde birebir sonuç verdik. Yerel seçimlerde de partilerin çalıştığı araştırma şirketleri 8-10 puanlık sapmalarla verdiler. Biz, yine birebir veren tek firmaydık.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>GÜVEN ESASI</b></p>

<p style="text-align:justify">“Biz, yüz yüze anket sistemiyle çalışıyoruz. Telefonla anket sistemini çok fazla kullanmıyoruz. Hele hele siyasi çalışmalarda hiç kullanmıyoruz. Çünkü araştırmada iki etken vardır. Birincisi, denek olarak adlandırılan vatandaşın anketöre ve firmaya güvenmesidir. İkincisi de anketörün deneğe güvenmesidir. Bu noktada bazı ölçümler vardır ve biz bunlara çok dikkat ederiz. Personelimiz de anket sonunda toplanan veriyi sağlıklı, şüpheli ve sağlıksız şeklinde kategorize eder. Anketlerde mantık soruları da vardır ve bunlar da cevabın sağlıklı ya da sağlıksız olduğunu ölçmeye yarıyor. Bir anket mutfaktan zor şartlardan geçtikten sonra veri olarak değerlendirmeye alınır. Bizim yaklaşık 7 yıldır çalışma yöntemimiz bu. Bugüne kadar hem Türkiye hem de Bursa sonuçlarını hiç sapmadan veren tek firmayız.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>SOSYAL PROJELER</b></p>

<p style="text-align:justify">Şirket çalışmaları hakkında konuşan Güven, “Biz, birçok firmaya hizmet veriyoruz. Ticaret odalarıyla çalışıyoruz. Sosyal projeler hazırlıyoruz. Örneğin, şuan Türkiye’de ilk defa Büyükşehir ve Mustafakemalpaşa Belediyesi’nin uyguladığı ‘Okuyan Şehir’ Politic’s Araştırma’nın marka tescilli bir projesidir. Okuma alışkanlığını ve kent aidiyetini artırmak adına hayata geçirilen bir projedir. Büyükşehir’de 5 metro istasyonunda bulunan elektronik cihazdan; şiir, hikaye, roman, şehrin gezilecek yerleri gibi çıktılar alınıyor. Yine Osmangazi Belediyesi’nin uyguladığı ‘Hizmet Evinizde’ bizim projemizdir. Mustafakemalpaşa’nın uyguladığı ‘Biz geldik, hizmet evinizde’ bizim projemizdir. Teknoloji çağındayız ve topluma yarar sağlayacak her işi yapmak zorundasınız. &nbsp;Şuan bir proje için Türkiye’nin tamamında çalışıyoruz. Kadromuz ülkenin genelinde operasyon yapma yeteneğine sahip. 5 kişilik bir çekirdek kadromuz var. Proje bazlı dönemsel olarak bu rakam, 300 kişiye kadar çıkıyor. Ayrıca ulaşım planlama ve trafik koordinasyon noktasında kamuya iş bitirmesi olan tek firmayız. Samsun Büyükşehir Belediyesi, ulaşım plan çalışmalarının saha verilerini yaklaşık 8 aylık bir araştırmayla biz sağladık. 2015’te de Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşım plan çalışmasının saha araştırmasını biz yaptık” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>VATANDAŞ ARAŞTIRMAYI </b></p>

<p style="text-align:justify"><b>ARTIK CİDDİYE ALMIYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Sektörümüzün en önemli sıkıntısı güven problemidir’ diyen Güven, “Araştırma, bilimsel verilere dayanan bir sonuç analizidir. Ancak uzun yıllardır araştırma firmaları siyasi entegrasyona maruz kaldıkları için bir manipülatif söylem ortaya çıktı ve halkta bir güven kaybı yaşandı. Geçmişte biz, saha anketleri yüz yüze olarak vatandaşla çok rahat bir şekilde yapabilir ve sağlıklı sonuç alırdık. Bazı araştırma firmalarının seçimlere yönelik açıkladığı anketler ile sonuçlar arasındaki uçuk düzeydeki sapmalar toplumda bir güven problemi doğurdu. Eskiden bir anketör, 7-8 saatlik bir çalışmada sahadan 40-45 anket sonucu çıkarırken bugün maalesef 15’lere kadar düşüldü. Vatandaş, artık araştırma firmalarını ciddiye almıyor. Vereceği cevapların sağlıklı işlenmeyeceğini düşünerek manipüle edecek açıklamalar yapıyor. Çünkü soruları değerlendirirken TV’lerde çıkan sapmalarla değerlendiriyor. Gerçek düşüncesini çok aktarmıyor. Biz bunu geçmişte şu açıdan yaşıyorduk; mesela vatandaş fişleneceğini düşünüyordu. Ama artık bunun fişleme olmadığı ortaya çıktı. Çünkü bizler, sadece sonucu paylaşabiliriz” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SEÇMENİN KAFASINDA SEÇİM YOK</b></p>

<p style="text-align:justify">Son yaptıkları araştırmadan ayrıntılar paylaşan Recep Güven, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Temmuz ayında bir araştırma sonucu yayınladık. Bursa merkezli olarak 2001 denekle yaptığımız bir çalışmaydı. Hem ülkenin hem de kentin sorunlarını sorduk. Aynı zamanda seçmenin siyasi tutumunu ölçtük. Yeni kurulan partilerin güçlerine baktık. Mevcut durumu analiz ettik. O araştırmaya göre ülkenin en önemli sorunu yüzde 55,76 ile ekonomi. İkinci sırada yüzde 14,55 ile işsizlik var. Adalet, yüzde 9,47 ile üçüncü sırada bulunuyor. Aynı araştırmaya göre karasız yüzde 19-20 düzeyinde görünen seçmen dağıtıldığında AK Parti yüzde 36,78, CHP yüzde 23,14, İYİ Parti yüzde 17,90, MHP yüzde 7,43, HDP yüzde 4,63, Memleket Partisi yüzde 3,17, Deva yüzde 1,95, diğer de yüzde 4,99 olarak görünüyor. O araştırmaya göre Bursa’da Cumhur İttifakı yüzde 44 ile önde. Millet İttifakı, yüzde 41’lerde ve yükselişi İYİ Parti sağlıyor. Araştırmada kararsız seçmenin yoğun görünmesinin nedeni, seçimin düşünülmüyor olmamasıdır. Yani seçmenin kafasında seçim yok. Verilen cevaplar reeli gösterdiği gibi kararsızlığı da sürekli artırır. Seçim atmosferine girildiğinde sonucu etkileyecek etkenler vardır.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BİZ, SADECE SKOR</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>VERMİYORUZ!</b></p>

<p style="text-align:justify">Güven, “Biz bu gündem çalışmalarını hiçbir kişiye ve kuruma bağlı olmadan yapıyoruz. Çünkü bunlar kamuoyu ile paylaştığımız çalışmalardır. Araştırma, bir yol haritası çizilmek için alt yapıdır. Sonuç değil aslında nedenlerdir. Gideceğiniz yola dair size öngörüler sunar. Araştırmadaki en son kriterdir sonuç. O da seçimlerde sandığa yaklaştığınızda ortaya çıkar. Yapılan bütün çalışmalar aslında bir yol göstericidir. Biz, sadece skor vermiyoruz. Anket sonuçlarında çaprazlama verileri de paylaşıyoruz” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SOSYAL MEDYA</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>HER ŞEYİ KİRLETTİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Araştırma sektörünün gelişimi ve yaşanan sorunlara yönelik Güven, “Hiç şüphesiz araştırmayı, ülkemizde pik seviyesine ulaştıran AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’dır. 10 yıl önce araştırma sonuçlarının manipülatif olduğu ve yandaşlar tarafından yapıldığı iddia edilirdi. Ama bugün bütün siyasi partiler araştırma yaptırıyor. Devlet Bahçeli’ye katılıyorum. Sektörde bir yasal düzenleme kesinlikle yapılmalıdır. İnternete girin sosyal doku anketi dediğinizde onlar anket çıkar karşınıza. Yani excel kullanmayı biliyorsanız birkaç üniversiteli bulup siz de anket yaptırabilirsiniz. Ama bunun bilimsel, sosyal, ekonomik tarafı var mı hiç düşünülmez. Ve sonuçları yayınlamak ve algı oluşturmak da çok kolay artık. Merdiven altı araştırma şirketleri türedi. Düşünün artık twitter’da anket yapılıyor. Sosyal medya, her şeyi kirletti. Bugün ‘post truht’ (Hakikat sonrası/Gerçeklik ötesi) çağındayız. Geçmişte yalan habere itibar edip inanlar eğitimsiz kitlelerdi. Post turht kavramı bize şunu gösterdi; yalan habere artık lisans ve lisansüstü eğitim düzeyindeki insanlar da inanıyor. Hatta yalan haber/içerik üretimini eğitimli kitleler de yapıyor. Hem yalan üretimi hem de etki alanı arttı. Yalan haberi yayılım hızı, doğrusunun yayılım hızının 20 katı. Sosyal medyanın toplum üzerindeki etkisi korkutucu boyutlara ulaştı. Mutlaka önüne geçilmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>Z KUŞAĞI’NI KİMSE TANIMIYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">‘Z Kuşağı’nın siyasi davranışlarıyla ilgili en kapsamlı çalışmayı yapan firmayız’ iddiasında bulunan POLİTİC’S Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Recep Güven, “Sonuçlarını çok fazla yayınlamadık çünkü akademik bir çalışma. Z Kuşağı’nı kimse tanımıyor. Herkes onların üzerine popülist söylem üretiyor. Z Kuşağı’nın iktidar karşıtı olduğunu söylemek bir hata. Ciddi bir milliyetçi yapı geliyor. Pragmatik bir kuşak ve ideolojik bakmıyor. ‘Dedemin partisi’ anlayışı yok. Partinin ona ne verdiğine, hangi imkânları sağladığına bakıyor. Bizim, gençlerimizi eğitmemiz lazım. Teknolojiyle büyüyen bu çocukları teknoloji üretimine kanalize etmemiz gerek. Bu çocuklara sadece iktidarı değiştirme misyonu yüklemek doğru değil” diyerek açıklamasını sonlandırdı.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210830_135412.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>AK PARTİ ÇOK BÜYÜK</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>ÇÖKÜŞ YAŞAMIYOR!</b></p>

<p style="text-align:justify">BUPAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Akaltun, kamuoyunda araştırmanın bir algı aracı olarak kullanıldığı vurgularken “AK Parti’nin çok büyük çöküşler yaşadığı söyleniyor. Ben aynı kanaatte değilim” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify">Erdal Akaltun, sektördeki tarihsel süreci ve şirketi hakkında şu bilgileri paylaştı: “BUPAR Araştırma, 1992 yılında Bursa’da kuruldu. Saha şirketi olarak başladık ve 2002’den sonra merkezi, Ankara’ya taşıdık. Yaklaşık 20 yıldır siyasal ve yerel yönetim olmak üzere kamuoyu araştırması yapıyoruz. Pazar araştırması da yapıyoruz. Sütaş ilk ulusallaşma kararı verdiğinde beraber çalışmıştık. Özdilek’in Afyon ve İzmit’teki operasyonlarına yönelik çalışmaları biz yapmıştık. Şaypa vardı, şimdi Onur oldu onun tüm pazar araştırmalarını biz yapıyorduk. Diğer illerde de Pazar araştırması yaptık. Ama siyaset ilgi alanım olduğu için şuan daha çok siyasal araştırmalar yapıyoruz. Türkiye’de pazar araştırması yapan çok firma var ama siyasal bazda araştırma yapan ulusal bazda firma çok az. Ülke genelinde çok sayıda büyükşehir belediyesi, il ve ilçe belediyesi ile çalışıyoruz. Bursa’da da 92’den bu yana bütün büyükşehir belediye başkanlarıyla çalışıyoruz. Araştırma sektörü gelende fason ekip kullanır ama biz, kendi maaşlı kadromuzla çalışıyoruz. Bursa merkezli olarak Pazar araştırması yapmak çok zor bir iştir. Çünkü genellikle büyük şirketlerin genel merkezi İstanbul’dur. Siyasi araştırmalar içinse İstanbul ve Ankara’da olmak gerekir.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>ARAŞTIRMA</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>METALAŞTI</b></p>

<p style="text-align:justify">Araştırma sektörünün handikapları ve araştırmaya bakış hakkında değerlendirmede bulunan Akaltun, “Eskiden araştırma bilgiyi merak edenlerin yaptırdığı bir işti. Şimdi araştırmayı siyasetçiler bir algı yöntemi olarak kullanmak istiyorlar. Bu da araştırmanın metalaştırılması anlamına geliyor. Bunda hem sektör hem de siyaset kurumunun payı vardır. Bugün medyada okunan birçok araştırma var. &nbsp;Araştırma künyesiyle birlikte açıklanması gereken bir iştir. Kim yapmış, kim yaptırmış, hangi finansmanla yapılmış, ne zaman ve hangi örneklemle yapılmış, hangi metot kullanılmış gibi bilgilerin açık olması lazımdır. Yani bir araştırmanın objektif olabilmesi için denetlenebilir ve test edilebilir olması gerekir. Ancak bugün twitter ya da fecabook hesabından birileri araştırma sonucu yayınlıyor. Kim, ne zaman, nasıl, neden yaptı ve niye orayı kullandığı gibi soruları sormak gerekir. Finansmanı belli olmayan tüm işler tartışmalı işlerdir. Kimin finanse ettiği söylenmiyorsa o araştırmaya şüpheyle bakılmalıdır. Bugün fırından bedavaya ekmek alamıyorken bu kadar pahalı bir işin neden bedavaya açıklandığını kimse sorgulamıyor. Bir şey size bedava geliyorsa maliyeti çok ağır demektir. Bu da sektör için ciddi bir sorundur. Sektörde baktığınızda birkaç firmanın araştırmaları döner. Ama Türkiye’deki sektörün yüzde 99’u yabancı ortaklıdır. Ama onların ismini kimse bilmez. Onlar talep edene yapar ve bilgiyi onunla paylaşırlar. O ürün artık talep edenindir. Ücretsiz ve künyesiz bir şekilde araştırma sonucu yayınlanması, sektörün imaj kaybını hızlandırıyor. Ne yazık ki araştırmacı sıfatı da giderek daha niteliksiz ve tartışılır hale geliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SADECE BİR SEKTÖRE DEĞİL</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>HERKESE KURAL KOYULMALI</b></p>

<p style="text-align:justify">Araştırma sektörüyle ilgili kamuoyuna yansıyan yasal düzenleme hakkında konuşan Akaltun, “Devlet Bahçeli’ye çok katılmıyorum. Elbette ki bir düzenleme gerekir ama Sayın Bahçeli’nin söylediği gibi değil. Siyasette etik yasası ne ise araştırmada da aynı etik yasa olmalı. Ülkenin tamamında bir etik kurallar yasası olursa bunun içinde elbette araştırmacılar da olmalı. Ancak araştırmacıları, devletten izin alır hale getirmek, zapturapt altına almak basındaki sansürden farkı yoktur. Hayatın tüm alanları şeffaf, ölçülebilir, hesap verilebilir olması gerekiyor. Siyasetçi de harcadığı paranın hesabını verebilmeli, araştırmacıya da ‘neden bu araştırmayı bedava yayınlıyorsun’ diye sorulmalı. Siyasetçiler kendilerine öyle bir çerçeve çizmezken sadece bir sektöre çizmeleri çok doğru değil. Ana çerçevede bir kural gerektiğinde mutabıkız ancak zapturapt altına alma kaygısıyla hayır diyorum. Kural koymak gerekir mi? Evet. Herkese mi? Evet. Mesela medyaya da kural koymak gerekir” açıklamasında bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ULUSALDA EKONOMİ</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>YERELDE ULAŞIM!</b></p>

<p style="text-align:justify">Sahadan aldıkları mesajlara yönelik ipuçları veren Akaltun, şu bilgileri aktardı: “Araştırmalarımızı açıklarsak müşterilerimize haksızlık etmiş oluruz. Ancak genel durumun; kamuoyunda tartışılan ve yaratılan algıyla çok örtüşüyor kanaatinde değilim. AK Parti’nin çok büyük çöküşler yaşadığı söyleniyor. Ben aynı kanaatte değilim. Bir, yönü negatiftir. Tarihinde ilk defa AK Parti, kendi seçmenini sandığa götürmekle ilgili kaygılar yaşıyor. İlk defa CHP’nin seçmenini sandığa götürme sorunu yok. CHP’nin yönü pozitif ama iddia edildiği gibi çok büyük oy sıçramaları yok. MHP’nin yönü negatiftir. İYİ Parti oyunu artıran tek parti konumundadır. Ulusal ölçekte ekonomi, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olmuştur. 30 yıldır bu işi yapıyorum ve bu süre zarfında ‘ülkenin sorunu ne?’ sorusuna hep ilk üçte bir şekilde ekonomi cevabı verilir. Terör kısmen ilk üçe giriyor. Ülkemiz dolar bazında bakıldığında fakirleşiyor. Gelir dağılımı adaletsizliğinden dolayı uçurumun giderek artığını görüyoruz. Bu hem sosyal hem de psikolojik bir sorundur. Yerelde ise ulaşım ki salgında bunu tetikledi. Salgınla birlikte araç kullanım sayısının artması, toplu taşıma kullanma korkusu, uzun süre içerde kalma nedeniyle dışarı çıkma isteğinin artması trafik sorununu giderek içinden çıkılmaz hale getirdi. Yollar genişlemiyor ama araç sayısı hızla artıyor. Nüfus ve araç sayısı artarken toplu taşıma artmıyorsa trafik sorunu kaçınılmazdır. Ki Bursa’da bunu yaşıyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>Z KUŞAĞI’NI ARAŞTIRIYORUZ</b></p>

<p style="text-align:justify">Z Kuşağı’na yönelik yaptıkları araştırmalardan bahseden ve bu kuşak hakkındaki tespitlerini dile getiren Erdal Akaltun, açıklamasını şu şekilde sürdürdü: “Z Kuşağı ile ilgili 3 yıldır fokus grup toplantıları yapıyoruz. Bursa’da başlattık; İzmir, İstanbul ve Ankara’da da çalışmalar devam ediyor. 15-18 ile 18-20 yaş grubu gençleri, burada topluyor ve kendi moderatörlüklerinde sohbet ettiriyoruz. Ne konuştukları, ne demek istediklerini kendi dillerinden anlamaya çalışıyoruz. Daha sonra buradaki anlatımları psikolog ve psikiyatristin analiziyle kendi bakışımıza alarak siyasetçilere bu kuşakla nasıl bir iletişim kurmaları, nasıl bir dil kullanmaları gerektiğini ve bu kuşağa göre hayatın, dinin, siyasetin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>PANİĞE GEREK YOK</b></p>

<p style="text-align:justify">“Her kuşak bir öncekine göre artan oranda uzaklaşarak geliyor. Yani yüz yıl önce anne/baba ile arasındaki fark 1 birimse zamanla 2, 4, 8, 16 birim şeklinde artıyor. Bize de bizim ebeveynlerimiz şaşırmıştı. Bu nedenle çok büyük panik yaratacak bir durum yok. Sosyolojik olarak kendi dengesini bulacaktır. Ama dünyanın ve ülkenin değer yargıları değişiyor. Her kuşağın kendi paradigması var. Z Kuşağı’nın da kendi paradigması var. Bilgiye çok çabuk erişiyorlar. Eski kuşaklar bilgi için birine muhtaçtı. Oysa onların kimseye ihtiyacı yok. Bilgiyi analiz etme yeteneği tartışılabilir. Ama çok bilgiye ulaşıyor, sorguluyor ve kolay ikna olmuyorlar.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BİZ BOŞUNA KAVGA ETMİŞİZ!</b></p>

<p style="text-align:justify">“Siyasal tutumları belli değil. Çünkü kutsalları yok. Biz eskiden ailemizin fikriyle tarif ediyorduk. Yeni dünya düzeninde sağcı ve solcu olmak gerekmiyor. Ülkenin siyasal sistemi de artık bu noktaya geldi. Biz, 30 yıl önce üniversitede kavga ettiğimiz insanlarla şimdi çok iyi arkadaşız. Ve boşuna kavga ettiğimizi görüyoruz. Aşağıdan gelen çocuklara da solcu ya da sağcı ol diye kimse baskı yapmıyor. Z Kuşağı, ‘benim için ne yapıyor’ diye bakıyor, siyasetçiden bir elektrik almıyorsa ne dediğinin hiçbir önemi kalmıyor. Belki de ilk defa kavramlardan soyutlanmış bir şekilde siyasetçilerin ne dediği önemli olacak. Yani garanti oy kalmıyor. Z Kuşağı siyasetçinin ne dediğine ve neden dediğine bakıyor aynı zamanda yaşantısını takip ediyor. Yeni dönem siyasetçiler için siyaset hem kolay hem de zor. Çünkü bu kuşağı kandırma olasılığı az. Siyasetçiler ‘Z Kuşağı sen şöyle yapmalısın’ gibi ifadelerle onları bir yere kanalize etmeye çalışıyor. Kapitalizm de bunu yapıyor; ‘Z Kuşağı, şöyle yapar şunu giyinir…’ Böyle bir misyon yüklediğinizde o kuşak ister istemez onu yapmaya başlıyor. Dolayısıyla bu, kapitalist ve siyasal sistemin işine gelen bir kavramsallaştırmadır.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>MALİYETLER ARTTI</b></p>

<p style="text-align:justify">BUPAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Akaltun, açıklamasını sektörün yaşadığı sorunları ifade ederek tamamladı: “Eskiden araştırmalar yüz yüze yapılırdı. Şimdi bu yöntemi kullanan firma sayısı çok az. Biz, hâlâ ısrarla yüz yüze yöntemi kullanıyoruz. Çünkü daha detaylı bilgi sahibi olmak istiyoruz. Tabi telefon anketi gibi diğer yöntemleri de kullanıyoruz fakat orada süre kısıtlı veri akışı da kısır oluyor. Yüz yüze de anket yarım saat sürebiliyor. Ne kadar çok veri varsa analiz etme şansınız o oranda artıyor. Salgın koşulları yüz yüze anket yapmayı zorlaştırdı. Ülkenin ekonomik koşulları maliyetleri artırdı. Yani otel fiyatları yüzde 100 arttı. Araç ve benzin fiyatı arttı. Bizim sektörün ana maliyetleri; maaş, konaklama ve ulaşımdır. Burada maliyetler artınca sektörün bir kısmı online anket yapmaya yöneldi. Diğer taraftan sosyal medya da bile anket yapan bir sürü meraklı arkadaş var. Bu bilimsel bir yöntem değil. Ama anket yaptı mı yaptı oluyor. Birisinin 1 milyon takipçisi var ve ‘anket yapıyorum’ diyor. İnsanlar da katılıyor. Ama bilimsel bir çalışmaya katıl dediğinizde çoğu katılmaz. Toplum giderek popülist olduğu sürece her şey popülistleşiyor; bilim de sanat da kültür de…”</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210831_123540.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>MUHAFAZAKÂR SEÇMENDE ÇÖZÜLME VAR</b></p>

<p style="text-align:justify">REFERANS Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Onur Karaduman, sahadan gözlemini aktardı: 40 yaş altı muhafazakâr seçmende hükümet nezdinde çözülme var…</p>

<p style="text-align:justify">---</p>

<p style="text-align:justify">Onur Karaduman; sektöre girişi, çalışmaları ve firması hakkında bilgi verdi: “Bu sektöre 2008 yılında girdik. Siyasi partilerle çalışıyoruz. Bir dönem pazar araştırması yaptık. İstanbul’daki bazı firmalara Pazar araştırması taşeronluğu yapıyorduk sonrasında tamamen siyasi ve sosyal araştırmalara yöneldik. Çok özel müşteriler olmadıkça pazar araştırmasına girmiyoruz. Pazar araştırmasının merkezi İstanbul. Ve genelde işi oradaki firma alıyor buradaki bir firmaya yaptırıyor. Pazar araştırmasının sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Kamuoyu araştırmalarında kontrol mekanizması ve çalışmanın verimliliği daha yüksektir.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>ARAŞTIRMADA YENİ YÖNTEMLER</b></p>

<p style="text-align:justify">“Anket yöntemi olarak yüz yüze görüşme, telefonla ulaşma, son 5 yılda ise dünya da trend panellere doğru ilerliyor. Panellere üyelik sistemi oluşturuluyor sonra online şekilde anket yapılıyor. Panel üyelerine belli ücretler veriliyor. Bu yöntemi İstanbul ve Bursa’da kullanan birkaç firma var. Ama şuan için bunun biraz daha vakti olduğunu düşünüyorum. Mesajla ve online diğer yöntemlerde var ama onlar çok mantıklı gelmiyor. Ben yüz yüze anket yöntemini kullanıyorum. Salgın döneminde bile telefon ve panel kullanmadım. Diğer alanları kullananlara saygı duymakla birlikte yüz yüze anketin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Daha fazla bilgi alındığını ve telefonla arandığında korku faktöründen fikrini beyan etmeme gibi durumların yaşandığını düşünüyorum.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>İNSANLAR BİZİ BİLİYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">“Bursa’da uzun süredir çalıştığımız için insanlar bizi biliyor. Bu nedenle sahada herhangi bir sorun yaşamıyoruz. Her anketimizde firma bilgilerimiz var bir de artık bilinirliğimiz var. Örneğin bir ilçede esnafa ve haneye 4-5 defa gitmişiz. İnsanlar kötü deneyimlerine göre karar veriyor. Bizden herhangi bir kötü deneyim yaşamadıkları için sorun yaşamıyoruz. Anketlerde kontrol sorularımız var. Ayrıca yapılan anketleri, telefonla da doğruluyoruz. İstanbul, Ankara, Bursa ve Balıkesir’de siyasi partiler ve belediyelerle çalışıyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>SALGIN, SÜRECİ</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>ETKİLEDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Karaduman, “Salgın döneminde anketör bulma sıkıntısı yaşandı. Biz, kent dışından gelen üniversite öğrencileriyle çalışıyoruz. Bursa’daki personel bir gün geliyor ikinci gün gelmiyor. Bu nedenle çok zorda kalmadığımız sürece Bursalı personelle çalışmıyoruz. Dönemsel iş olduğu için en önemli konu ödemeler. Biz, bu konuda planlı çalışırız. Bir arkadaş çalışmaya başlarken projenin bitiş gününü ve ödeme tarihi bilir. Geçmiş dönemde bu imaja zarar verenler oldu. Personeli çalıştırıp 3 ay sonra ‘anketinin yarısı iptal oldu’ diyerek ödemeleri kesen ya da zamanında yapmayan firmalar vardı” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA SEKTÖR</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>BÜYÜK DEĞİL!</b></p>

<p style="text-align:justify">Sektörün açmazlarına yönelik açıklama yapan Karaduman, “Sektörde çok fazla firma olmadığı için birbirimizi tanıyoruz. Hatta biz, sektörün büyümesi taraftarıyız. En büyük sıkıntılarımızdan biri, hala bizim itelememizle işin olması. Müşteriye gidiyoruz ve proje teklifi veriyoruz. Sürekli aktif olmamız lazım. Araştırma sektörünün kamu kurumları ve siyasilerce çok fazla anlaşılmış durumda diyemeyiz. Biz, çok detaylı sunumlar hazırlıyoruz ama onlar 1-2 sayfayla ilgileniyorlar. Kendilerine yol haritası çizecek şeylere çok ilgili değiller. Bizim yönlendirmemizle oluyor. Sektör Bursa’da yeteri kadar büyük değil. Bunda kurumların bakışıyla alakalı, İstanbul firmaları baskın durumda ve birçoğu işin içeriğinden çok markaya gidiyor” dedi. &nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><b>SEÇMEN ANKETLERDEN</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>ETKİLENMİYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Dijital medyanın sektöre etkilerine ilişkin izlenim ve düşüncelerini ifade eden Karaduman, şu şekilde konuştu: “Sosyal medyanın önüne geçilebileceğini düşünmüyorum. Ama araştırma için biz, müşterilerimize firmaya bakın diyoruz. Piyasada güvenilir firmalar belli. Sektörümüzdeki en büyük sorunlarından biri de verileri açma üzerinde kontrol mekanizmasının olmaması. Artık seçmenin de açıklanan anketlerden etkilendiğini düşünmüyorum. Sektörde masa başında iş yapan firmalar var. Sektörde zedelenme ve güvensizlik yaşanıyor ama işini düzgün yapanlar da var. Kontrol mekanizması gerekiyor ama bunun olacağını düşünmüyorum. Yasal çerçeve çizilse de sistemin açıkları var. Bence düzgün çalışan firmalar tercih edilerek sektördeki diğerleri ayıklanacak. Bunun başka yöntemi yok. Bizim gibi çalışan firmaların artmasından yanayız. Mesela bizde, 3 yıl önceki çalışmaların bile dosyası tutulur. Müşteri, işin önemini kavrasa kontrol mekanizmasını kendisi de oluşturabilir.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BU BASİT BİR İŞ DEĞİL!</b></p>

<p style="text-align:justify">“Burada ana konu seçim sonuçlarında ne kadar başarılı olduğundur. Siyasi araştırmalarda sunum ve sonuç sonrası sen ne gibi yol haritaları verebiliyorsun ona bakılır. Herkes çalışma yapabilir ve bir rapor çıkarabilir. Ama rapor sonrası nasıl bir yol haritası gösteriyorsun bu önemlidir. Bu basit bir iş değil. Biz, her yıl sunum ve raporu yeniliyoruz. İnsanlar, bazı şeyleri görmek, duymak ve bilmek istemiyor. Sektörümüzdeki handikaplardan biri de bu. Bazı firmalar müşterinin duymak istediklerini veriyor. Biz, sahada ne çıkarsa onu aktarırız ki bana ‘fazla moralimi bozma’ diyenler çoğunluktadır. Bu nedenle iş kaybettiğim de oldu ama işin özünün bu şekilde olması gerekiyor.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>EKONOMİ, MÜLTECİ, İŞSİZLİK!</b></p>

<p style="text-align:justify">Sahadan alınan mesajları paylaşan Karaduman, “Sorunlar dönemsel olarak değişiyor. Şuan öncelikli sorun ekonomi. Mülteci sorunu ve Afganlar mevzusu gündemde önemli yer işgal ediyor. Gıda fiyatları ve enflasyon önemli bir yer tutuyor. Bir de tabi genel güvensizlik ortamı etkiliyor. Yöneticiler bazen tepkiden çekindiği için sahaya inmiyor. Aslında sahaya inmek ve vatandaşın derdini dinlemek gerekiyor. Genelde vatandaşımız, herhangi bir kurumda yetkili olan insana saygılıdır. İstisnai durumlar tabi ki olabilir. Artık yöneticilerin ‘seçim dönemi geliyorsunuz’ lafını duymamaları gerekir. Sürekli sahaya ve sorunlara hâkim olunmalı” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>Z KUŞAĞI ARAYIŞ İÇİNDE</b></p>

<p style="text-align:justify">Z Kuşağı hakkındaki tespitlerini paylaşan Karaduman, “Z Kuşağı; sabırsız, çabuk sıkılıyor, tepkili, hakkını arıyor, geçmişi çok önemsemiyor. Onların gündemi gelecek. Dünyaya çok hâkimler ve kendi yaş grubunda dünyadaki insanlarla iletişim halinde ve onlardan etkileniyorlar. Aynı haklara, ekonomik şartlara ve özgürlüklere sahip olmak istiyorlar. Z Kuşağı da diğer kuşaklar gibi iş kaygısı yaşıyor. Geçmiş dönemde gençler seçime çok fazla rağbet göstermez denirdi. Z Kuşağı’nın seçime çok daha fazla ilgi göstereceği görülüyor. Şuan için herhangi bir siyasi partiye yönelimi de yok. Z Kuşağı, arayış içinde. Ne yazık ki hiçbir siyasi parti bu kuşağa doğru bir şekilde yaklaşamıyor. Şuan gençliğe dokunan ve onların kalbini kazanan bir çalışma yok. Bu gençlik, artık ailelerini de etkiliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KARARSIZ KİTLE ÇOK YÜKSEK </b></p>

<p style="text-align:justify">Seçime dönük araştırmalardan genel değerlendirme yapan REFERANS Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Onur Karaduman, “Sahadan elimizde sadece bir veri var; kimse cumhurbaşkanlığı için 50+1’i bugün için yakalayamıyor. Bunun dışındaki verilerin hepsi günceli gösterir. Seçim dönemi yaklaştıkça ve saflar sıklaştıkça veri değişebilir. 40 yaş altı muhafazakâr seçmende hükümet nezdinde çözülme var. Tepki gösteriyorlar ve AK Parti oy kaybediyor. Cumhur İttifakı oylarında erime var. Kararsız kitle çok yüksek ve seçmenin 5’te birinden fazlasına ulaşıyor. AK Parti ve MHP’li seçmen gri bölgede ve onlardan muhalefete geçiş neredeyse yok. AK Parti ve MHP açısından en kritik konu, seçmenini sandığa ne kadar götürebileceğidir. İstanbul seçimleri bunun bir örneğidir. Tabi tüm bunlar, şu anki durumu gösterir. Birincisi seçim sathı çok farklıdır. İkincisi, şuan Cumhur İttifakı’nın adayı dışında seçimle alakalı hiçbir şey bilmiyoruz. İttifaklar nasıl olacak? Partiler kendi adaylarını mı çıkaracak? Yoksa ortak adaylar mı çıkacak? Belli değil. İYİ Parti’de net olarak bir yükseliş görülüyor. CHP’de bir miktar var. Buraya HDP’li seçmenden de geçiş görülüyor. Muhalefet açısından vatandaş nezdindeki sorun bir reçeteleri olmaması. Muhalefetin öne çıkan argümanı, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ artık vatandaşı sıkıyor. Millet İttifakı’nın adayını açıklamaması doğru bir hamle, çünkü hem yıpranmasını hem de çatlak sesleri kesiyorlar. Yeni partiler, kötü bir dönemde kuruldular. Ve insanlar, onlara karşı biraz daha bekleme durumundalar. Şuan vatandaş gözlem yapıyor. Şu anki tabloda yeni partilerden herhangi biri yüzde 5 alırsa çok büyük bir başarı olur” ifadeleriyle açıklamasını sonlandırdı.</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/3.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa Görüş ne diyor?</b></p>

<p style="text-align:justify">Yaklaşık 5 günlük bir araştırma ve 2 saatten uzun bir ses kaydının deşifresiyle hazırlanan bu haberde kişiler, buluşma tarih ve saatlerine göre sıralandı. Şeffaflık adına paylaşmak gerekirse BETİMAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Duman ile 28 Ağustos’ta, POLİTİC’S Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Recep Güven ile 30 Ağustos’ta öğle saatlerinde, BUPAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Akaltun ile 30 Ağustos’ta öğleden sonra ve REFERANS Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Onur Karaduman ile de 31 Ağustos’ta görüşüldü. Kimiyle ofisinde kimiyle herhangi bir kafede buluştuğumuz birbirinden kıymetli isimlerin sektörel sorumluluk hassasiyeti dikkat çekiciydi…</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/2.jpg" /></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/vatandasin-gundemi-secim-degil-ekonomi-h114.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Sep 2021 16:06:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/vatandasin_gundemi_secim_degil_ekonomi_h114_2d731.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mesleki Eğitime Bakış Değişiyor mu?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/mesleki-egitime-bakis-degisiyor-mu-h24.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Görüş gazetesinin ilk sayısında ‘araştırmaya değer’ başlığıyla vurguladığımız ‘Mesleki Eğitim’ hakkında İl Milli Eğitim Müdürü Bülent Altıntaş ile röportaj yapmıştık ki Altıntaş, cumartesi günü görevini Serkan Gür’e devretti. Bu sürpriz gelişme, kamuoyunda şok etkisi yaptı. Altıntaş, Bursa Görüş’e yaptığı açıklamada ‘mesleki eğitime olumsuz bakışın değiştiğini’ vurgulamıştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Üretim üssü Bursa’da hemen her iş insanının ortak sorunu; nitelikli ara eleman. Peki, nitelikli ara eleman yetiştiği meslek liselerinde Bursa’nın durumu ne? Toplumda meslek liselerine bakış nasıl? Bakanlık, meslek liseleri hakkında ne düşünüyor? İşte bu ve benzeri sorular ışığında Bursa’da mesleki eğitimin dünden bugüne geldiği noktayı, potansiyel gücünü ve en önemlisi de gelecek projeksiyonunu Bülent Altıntaş ile konuştuk.</span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Bursa’da mesleki lise istatistikleri nedir? </span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Bursa’da Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlı 96 okul bulunmakta… Bu okullarımız arasında 2 Spor Lisesi, 1 Güzel Sanatlar Lisesi, 7 bağımsız Mesleki Eğitim Merkezi ve 86 meslek lisemiz yer alıyor. Toplam 2 bin 97 dersliğin yer aldığı bu kurumlarımızda, 4 bin 735 öğretmenimiz görev yapıyor, 62 bin 117 öğrencimiz öğrenim görüyor. Her yıl yaklaşık 12 bin öğrencimizi mezun veriyoruz. Doluluk oranlarımız da, geçmiş yıllara nazaran önemli bir artış gösterdi. Birçok okulumuz yüzde 100 doluluğu yakalamış durumda; ortalama kontenjan doluluk verileri yüzde 75’i göstermekte… Özellikle sektör iş birlikleriyle doğrudan istihdam odaklı çalışmalar yürüttüğümüz bazı proje okullarımızda son 3 yıldaki değişimin yüzde 200’lere yaklaştığını gördük. Mesleki eğitimin ilimizdeki ortaöğretim kurumları içindeki payı, Türkiye ortalamasının 2 puan üstünde olup yüzde 40’lara yaklaşmıştır.</span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Mevcut okulların teknik imkânları ne seviyededir? </span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Okullarımız; özellikle son dönemde Sayın Bakanımızın destekleri, yerel ve ulusal düzeyde yürütülen proje çalışmalarıyla fiziki açıdan yenilenme sürecine girdiler. Atölye ve laboratuvar donatımları, günün ve piyasanın ihtiyaçlarına paralel şekilde teknolojik bir altyapı ile yenilendi ve bu yenileme çalışmaları devam ediyor. Sadece BEBKA desteğiyle yürütülen Mali Destek Programı projeleri kapsamında 16 okulumuza toplam 12 milyon TL’lik yatırım yapıldı. Bunun dışında Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen 4 ARGE Merkezi okulumuz için 2021’de yaklaşık 6 milyon TL’lik bir bütçe tahsis edildi. Geçici Koruma Altındaki Suriyeli öğrencilerin entegrasyonunun hedeflendiği uluslararası projeler yoluyla da ciddi destekler alınmakta... Bu çerçevede yürütülen Mesleki ve Teknik Eğitim Yoluyla Sosyal ve Ekonomik Uyum (SEUP) projesinin büyük kısmı tamamlanan ilk fazının sonunda 7 okulumuzda toplam 144 atölye yenilenmiş olacak. Öğrencilerimiz için sosyal destekleri de içine alan proje kapsamındaki yatırım tutarının yaklaşık 45 milyon TL olduğunu söyleyebilirim. Projenin ikinci fazına 4 okulumuz daha dâhil edildi. Bu çalışmaların yanı sıra Mesleki Eğitimde 1000 Okul Projesi ile proje kapsamındaki tüm okullarımızın kütüphaneleri yenilenerek atölye ve laboratuvar iyileştirmelerine gidildi. Tüm bu süreçlerde sektörün payını da azımsamamak gerek; gerek Bakanlık gerekse Valilik düzeyinde hayata geçirilen iş birlikleri ile ‘okul hamiliği’ modeli hayata geçirildi ve okullarımızın fiziksel ortamları büyük bir dönüşüm sürecine girdiler. Bu model ile uygulamaya konan iş birliği çalışmaları ile işletme ortamları da okula, atölyeye dönüştüler; bu sayede öğrencilerimizin sektörde bulunan güncel donatım araçlarıyla buluşması kolaylaştı, teknoloji de daha etkin ve anlık şekilde takip edilebilir hâle geldi.</span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Mesleki alanda yeni okul ya da bölümlere ihtiyaç var mı? Şu an bu okullarda öğretmen açığı bulunuyor mu? </span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Okullarımızda özellikle meslek öğretmeni sayımızın yeterli olduğunu ifade edebilirim. Öğretmenlerimizin mesleki ve kişisel yetkinliklerinin geliştirilmesi adına güçlü iş birliklerini hayata geçirdik. ‘İş başı gözlem’i kapsayan uygulamalı mesleki eğitimler ile öğretmenlerimizin sektör ile bağlarını canlı tutuyoruz. Okul sayımız yeterli bulunmakta ve okullarımız barındırdıkları alanlar itibarıyla dengeli bir şekilde dağılım göstermekte… Öğrencilerimizin kendi adres bölgelerinde/ilçelerinde veya komşu bölgelerde öğrenim görebilecekleri şekilde bir yapı kurgulandı; bu sebeple yeni okul ihtiyacımızın bulunmadığını ifade edebilirim. Okullarımızdan ve sektörden gelen talepleri dikkate alarak Genel Müdürlüğümüzün koordinasyonunda yeni alanların açılışına ilişkin planlamaları gerçekleştiriyoruz. Örneğin; Elektrikli Araçlar ve Mikromekanik alanları, ülkemiz sanayiine büyük katma değer sağlayan projelerle birlikte şekillendi ve Bakanlığımızın tensipleriyle ilimize özel şekilde açıldı. Yeni alanlar/dallar için de sektörel paydaşlarımızla birlikte durum değerlendirmeleri yaparak doğru ve hedefe uygun adımlar atmayı planlıyoruz.</span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Yıkılıp yapılmayan mesleki lise binası var mı? Bu konudaki yol haritası nedir? Hâlihazırdaki mesleki liselerde deprem açısından riskli olan var mı?</span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Yıkılıp yapımına başlanmayan veya projelendirilmeyen meslek lisemiz kalmadı. Orhangazi Erenler MTAL’nin de TOKİ tarafından inşa edileceği kesinleşti. Son olarak Demirtaşpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisemizin ihale süreci de başladı. Sadece Bursa için değil ülkemiz mesleki eğitimi için de özel bir konuma sahip olan okulumuz, yerinde ve günümüze uygun projelendirilen mimariyle inşa edilecek. Deprem açısından risk teşkil eden okullarımız için tüm incelemeler İnşaat Emlak Birimimizin koordinasyonunda yürütülüyor. Bu okullarımızın güçlendirme programlarına alınmasına yönelik tüm süreçler, sene sonunda tamamlanacak şekilde planlandı. Okullarımız, mevcut konumlarına en yakın olan ve aynı zamanda içerdikleri meslek alanlarının bulunduğu okullara taşınacaklar. Veli ve öğrencilerimize yönelik olarak bu konudaki gerekli bilgilendirmeler yapıldı.</span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Ailelerde mesleki liselere yönelik olumsuz bir algı var mı? Bu algıyı kırmak için siz neler yapıyorsunuz?</span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Daha önceden var olan bu algının, Bakanlığımızın liderliğinde yürütülen güçlü çalışmalarla kırıldığını ifade edebilirim. İlimizde de BTSO ve Bursa Ticaret Borası başta olmak üzere sektör paydaşlarımızın güçlü destekleri, STK’larla gerçekleştirilen etkili iş birlikleri ile mesleki eğitim algısının olumlu yöne evrildiğini ve bu çalışmaların, öğrenci-veli nezdinde karşılık bulduğunu görüyoruz. Okullarımız tarafından tüm yılı kapsayan tanıtım çalışmaları ile tüm ortaokullara ulaşmaya çalışıyor, yerel destekler ile onların lise öncesinde meslekleri tanımaları için tanıtım/fuar/gezi organizasyonları tertipliyoruz. Tüm bu çalışmaların; 9’uncu Sınıf öğrenci kayıt verilerine yansıdığını ifade edebilirim. Sayılardan da öte ‘bilinçli tercih’ ile gelen öğrencilerimizin çokluğu, bizleri ayrıca mutlu ediyor.</span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Öğrenci ve ailelerin mesleki liseleri seçmesinin en önemli nedeni nedir? Ne olmalı? </span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Bursa; tarihî konumu ve günümüze ışık tutan geleneksel zanaat kültürü ile birlikte gerek üretim potansiyeli gerekse mesleki ve teknik eğitim kapasitesi açısından ülkemiz ekonomisinin lokomotif şehirleri arasında yer almakta, aynı zamanda da ‘model’ olarak niteleyeceğimiz bir role sahip... Ülkemizin vizyonunu da teşkil eden ‘sürdürülebilir kalkınma’nın temeli, güçlü ve ihtiyaçlara karşılıklı şekilde cevap veren üretim ile atılabilir; bu da mesleki eğitim ile mümkün… Mesleklerini, etkili iş birlikleri sayesinde okurken ustalarından öğrenen öğrencilerimiz; okul sonrası iş hayatında hızlı bir şekilde yer edinmekte, ‘aranan’ pozisyonda olmaktadırlar. Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğümüz tarafından hazırlanarak bu yıl itibariyle uygulamayan konan Akademik Paket ile yükseköğretime devam etmek isteyen öğrencilerimiz için de alternatif bir yol haritası sunulmaktadır. Kısacası öğrencilerimiz; hem meslek sahibi olup hem de tercihlerine göre yükseköğretim veya iş hayatına yönelebilmekte, ellerinde ‘altın bilezik’ ile mezun olmaktadırlar.</span></p>

<ul>
	<li style="border:none; text-align:justify"><b><span style="color:black">Mesleki liseler konusuna Bursa kamuoyu nasıl yaklaşıyor? Bu konuda kime ne tür görevler düşüyor?</span></b></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Bakanlığımızın 2023 Vizyonunda geniş yer ayrılan meslek liseleri; Bakanımız Sayın Mahmut Özer’in koordinasyonunda, Genel Müdürlüğümüz yöneticilerinin destekleriyle yeniden ‘eğitimin üreten yüzü’ olarak anılmaya başladılar. Kısa bir süre içinde etkili bir şekilde yaşanan bu dönüşüm, Bursa’yı da derinden etkiledi ve şehrimizde mesleki eğitime gönül vermiş tüm paydaşlarımızda ciddi bir heyecan oluşturdu. Az önce de ifade ettiğim gibi; sürdürülebilir kalkınmanın temelinin ‘üretim’den geçtiğinin farkındayız. Bu noktada; nitelikli iş gücünün varlığı ve dolayısıyla mesleki eğitim büyük önem arz etmekte… Bizlerin duyduğu hassasiyetin, iş dünyasında da olduğunu görüyoruz ve bu durum bizleri çok memnun ediyor. İş dünyası, beklentilerimizi ziyadesiyle karşılamakta ve desteklerini esirgememekte… Hedefimiz ve beklentimiz; istihdam için nitelikli iş gücünün yetiştirilmesinde ‘birlikte’ yol almak… Bu birlikteliğin de güçlü bir şekilde tesis edildiğini ve her geçen gün daha da güçlendiğini ifade edebilirim. </span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Salgın döneminde mesleki liseler dezenfektan ve maske gibi üretimleriyle gündeme geldi. Bu bağlamda mesleki liselerin, salgın döneminde yaptığı çalışmalardan ve potansiyel gücünden bahseder misiniz?</span></b></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Hayatımız boyunca tecrübe etmediğimiz bir süreci hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz. Bu süreç bize her zamankinden daha fazla yardımlaşma ihtiyacını hatırlattı ve insanı merkeze alan paylaşma algısını oluşturdu. Koronavirüs tedbirleri kapsamında meslek liselerimiz ile pek çok çalışma yürüttük ve bu çalışmalara devam ediyoruz. Meslek liselerimizde şu ana kadar ürettiğimiz maskelerin sayısı 10,5 milyonu; dezenfektan hacmi 1,5 milyon litreyi aştı. Maskelerimiz, yine okullarımızda öğretmen ve öğrencilerimizin Arge çalışmalarıyla vücut bularak üretilen makinelerde hazırlandı. Mesleki eğitim, Bakanlığımızın güçlü destekleriyle ‘karagün dostu’ olduğunu sadece ülkemize değil tüm dünya göstermiş oldu.</span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından; öğrenci ve öğretmenlerimizin yıllardır sürdürdüğü 'Meslek Lisesi Öğrencileri Ailelerimizle Buluşuyor' projesi koronavirüs önlemleri kapsamında yeniden değerlendirildi ve kapsamı genişletildi. Meslek liselerinde üretilen temizlik ve dezenfektan malzemeleri ile cerrahi maskeler; Valiliğimizin koordinasyonunda ihtiyaç sahibi ve bakıma muhtaç ailelere ücretsiz ulaştırıldı. Geleneklerimizi geleceğimizle buluşturmamız açısından çok kıymetli olan bu ruh, mesleki eğitimle ayaklandı.</span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Bursa, uzaktan eğitim kapsamında yürütülen EBA çalışmalarında da büyük ve önemli bir göreve layık görüldü; 6 alanda yürütülen mevcut çekimlerin yanı sıra, 9. Sınıf meslek derslerinin tamamının çekimleri şehrimizde, bizim okullarımızda yapıldı. Öğretmenlerimiz hazırlıktan anlatıma bu çalışmaların tüm aşamalarında yer aldılar; toplamda 4000’e yakın anlatım videosu çekildi.&nbsp; Aslında mesleki eğitim, bu dönemde ‘üretim’ yönüyle belki de her zaman olduğundan çok daha aktifti. Tüm bu uygulamalar kapsamında okul müdürlerimiz, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz fedakârca çalıştılar; gayretleri bizler için çok kıymetli, onlara da özellikle teşekkür ederim.</span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Yürütülmekte olan projelerimiz ve iş birliği temelli diğer çalışmalarımız; şartlara ve ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırıldı. Bazı çalışmalarımız ise tamamen salgın dönemine özgü hâle dönüştü. Örneğin okullarımızda yürütülen Arge çalışmaları, salgın dönemine özel çözümleri içerecek şekilde hayata geçirildi. Bu kapsamda ülkemiz için de ‘model’ olacak örnek uygulamalar/çözümler geliştirildi. Genel itibariyle başarılı bir sınav verildiğini ifade edebilirim.</span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Üreterek ve yeni çalışmaların planlamasıyla geçirdiğimiz geride kalan dönem içinde olduğu gibi yeni dönem içinde de aynı çerçevede ilerleyeceğiz; Bakanlığımızın genel talimatlarına uygun bir doğrultuda, mevcut gerekliliklere göre hareket edeceğiz. </span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="color:black">Ülke geneli ve Bursa özelinde mesleki eğitimin neden önemli olduğunu nasıl açıklarsınız? </span></b></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black">Ülkelerin kalkınmalarında, sanayileşmenin ana unsuru olan bilgi birikimi ve becerilere sahip iş gücünün yetiştirilmesi; bir zorunluluk arz etmekte… Kalifiye bir eleman, bilgi ve yeteneği ile ekonomik başarının ana unsuru olmakta... Cumhurbaşkanlığımız liderliğinde ortaya konan vizyon doğrultusunda odağa alınan ‘sürdürülebilir kalkınma’nın mesleki eğitimle geleceğini ifade edebiliriz. Bursa da bu amaç çerçevesindeki lokomotif şehirler arasında yer alıyor. Buradan başlayacak hareketlilik, tüm ülkemize doğrudan yansıyacaktır. Bu misyonun biz eğitimcilere verdiği sorumluluğun farkındayız ve tüm çalışmalarımızı, mevcut sinerjinin sürekli hâle getirilmesi ve ‘daha iyisi…’ için planlıyoruz.</span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="color:black"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210831_174455_1.jpg" /></span></p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:black">BİTİRİRKEN…</span></b></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">“Önceki hafta mesleki eğitime ilişkin servis edilen haberler üzerine ilk sayıda ‘araştırmaya değer’ diye nitelendirerek ele aldığımız konu hakkında kendisine telefondan ulaştığımız İl Milli Eğitim Müdürü Bülent Altıntaş, yeni görevinin yoğun gündemi arasında bize zaman ayırdı ve röportaj için pazar gününe randevu verdi. Bir kamu görevlisinin hafta sonu tatilinde kamuoyunu bilgilendirmek adına gösterdiği bu görev bilinci, beni çok etkiledi. Emekliliğine çok az kalmış, mesleki eğitimin içinden gelen ve bugüne kadar iyi işler başarmış sayın müdürün yansıttığı sorumluluk duygusu, hepimize örnek olmalı diye düşünüyorum. Bu ülke için makam, koltuk beklemeden ve mesai gözetmeden çalışan insanlara ihtiyacımız var” derken Altıntaş, cumartesi günü görevden alındı. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:black">Yerine </span>Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü Sosyal Ortaklar ve Projeler Daire Başkanı olarak görev yapan Serkan Gür atandı. Sayın Gür’e hayırlı olsun dileklerinde bulunurken ilk defa röportaj anında tanıştığım Sayın Altıntaş’ın bende bıraktığı izlenimle bundan sonra da makam, mevki, koltuk beklentisinde olmadan ülkemiz için çalışacağına inancım tamdır. Bu röportajı da mesleki eğitime yıllarını vermiş bir eğitimcinin tecrübelerinin önemine inanarak yayınladık.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/mesleki-egitime-bakis-degisiyor-mu-h24.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 16:03:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/mesleki_egitime_bakis_degisiyor_mu_h24_cd5a4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Eğitimde Ne Oldu?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/milli-egitimde-ne-oldu-h23.html</link>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki değişim sonrası İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atanan Bülent Altıntaş’ın 25’inci gün görevden alınması kamuoyunda şok etkisi yaptı. Altıntaş, cumartesi günü görevi, yeni müdür Serkan Gür’e devretti. Peki, Altıntaş neden görevden alındı? Eğitim sendikacıları ne dedi?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify"><b>DERS SÜRESİ TARTIŞMASI</b></p>

<p style="text-align:justify">Salgın nedeniyle geçen dönem aksayan yüz yüze eğitim bu yıl başladı. Okullarda yaşanan kalabalık nedeniyle ders süreleri tartışma konusu oldu. Mersin, Hatay, Diyarbakır ve Kırıkkale il müdürleri ders sürelerini 40’dan 30 dakikaya Bursa ile 35 dakikaya çekti.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BAKANLIK İSTEMEDİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Girişi ve çıkışlarda yoğunluğu azaltmak, sosyal mesafeyi korumak, temizlik ve hijyeni sağlamak için İl müdürlüklerinin aldığı bu karar, MEB’den döndü. Bakanlık, il müdürlüklerine karardan vazgeçilmesi ve ders sürelerinin yeniden 40 dakikaya çekilmesi yönünde talimat verdi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>YENİ MÜDÜR SERKAN GÜR</b></p>

<p>Görevden alınan Altıntaş’ın yerine Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü Sosyal Ortaklar ve Projeler Daire Başkanı olarak görev yapan Serkan Gür atandı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/YELİZ-TOY_2.jpg" /></p>

<p><b>ŞAŞIRDIK</b></p>

<p>Eğitim İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, “Görev değişikliği, bizi de şok etti. Sendika Genel Merkezi’mizin salgın nedeniyle ders saati sürelerinin 40’ten 30’a çekilmesi için talebi vardı. Bursa’da müdür bey de bu yönde bir inisiyatif kullandı ve 35 dakikaya çekti. O karar yazısı, bakanlıktan döndü. 25’inci günde görevden alınmasını şaşkınla karşıladık” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/FATİH-GUMUŞ_1.jpg" /></p>

<p><b>SÜRPRİZ OLDU</b></p>

<p>Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube Başkanı Fatih Gümüş, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders sürelerinin kısaltılmaması yönünde bir talimatı vardı. Ülke genelinde 5 il ders sürelerini 30’a çekti. Bursa’da da müdür bey, süreyi 35’e indirdi. Bununla ilgili karar yazısı bakanlıktan döndü. Görevden alınma kararı bizim için de sürpriz oldu” açıklamasında bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/SADİ-AYDIN_1.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>SERVİSÇİLERİN TALEBİ </b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Servisçiler Odası Başkanı Sadi Aydın, “Biz, ders sürelerinin kısaltılmasına değil, ikili öğretim yapılan okullarda giriş çıkış saatlerinde ‘trafik ve ulaşım koşullarının dikkate alınmadan’ değişikliğe gidilmesine itiraz etmiştik. Düzeltilmesini talep ettik. Müdür Bey’in görevden alınmasına üzüldük. Ama devlette süreklilik esastır” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210831_174455.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA GÖRÜŞ’E KONUŞMUŞTU!</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş gazetesi olarak ilk sayıda ‘araştırmaya değer’ başlığıyla vurguladığımız mesleki eğitim konusuna yönelik Bülent Altıntaş ile özel bir röportaj gerçekleştirmiştik. Mesleki eğitimden gelen ve kentte heyecan oluşturan Altıntaş, röportajda ‘meslek liselerine bakış değişiyor’ demişti. Ve biz de bu hafta onun açıklamalarıyla manşete çıkmaya hazırlanıyorduk ki görevden alındı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/milli-egitimde-ne-oldu-h23.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 15:54:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/milli_egitimde_ne_oldu_h23_7e65b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazeteciliğe Düzenleme Şart]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gazetecilige-duzenleme-sart-h20.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa Görüş Gazetesi ilk sayısında ‘araştırmaya değer’ başlığıyla fahri konsolosluk kurumuna vurgu yaptı. ‘Bursa’da bu görevde bulunan isimler kimlerdir ve çalışmaları nelerdir’, ‘fahri konsolosluk neden önemlidir’, ‘kültürel ve ekonomik kazanımları nedir’ gibi sorulara odaklanarak konuyu araştırma gündemine aldı. 
26 FAHRİ KONSOLOS
Yapılan araştırmaya göre Bursa’da 26 ülkenin fahri konsolosu olduğu belirlendi. Söz konusu ülkeleri Bursa’da fahri konsolos olarak temsil eden isimler ise şöyle: 
Almanya/Sibel Sabina Cura Ölçüoğlu, Avusturya/Sedat Diniz, Belarus/Aybar Zekeriya Uluca, Belçika/Mehmet İbrahim Hızalan, Bosna Hersek/Muzaffer Çilek, Brezilya/Silvyo Benbassat, Estonya/Barış Kaya, Etiyopya/İnan Altınbaş, Fildişi Sahili/Vittorio Zagaia, Fransa/Nuri Cem Erbak, İngiltere/Hüseyin Durmaz, İtalya/Oya İzmirli, Kazakistan/Ahmet Çalık, Kırgızistan/Bilal Tutuş, Kosova/Fahrettin Gülener, Letonya/Yavuz İskenderoğlu, Litvanya/Berat Tunakan, Malezya/Cevdet Sefer, Moldova/Serkan Yazıcı, Nijer/Musa Şahin, Özbekistan/Ali Baklan, Polonya/Fatma Durmaz Yılbirlik, Sırbistan/Zarif Alp, Slovakya/Hüseyin Özdilek, Sri Lanka/Ahmet Yıldız, Ukrayna/Görken Şeyhsuvar. 
RÖPORTAJ DİZİSİ
Bursa kamuoyunun yakından tanıdığı bu önemli isimler ile ‘fahri konsolosluk’ üzerine gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz röportajlar dizisine Özbekistan’ın Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan ile başlıyoruz. 
--- 
•	Kendinizden ve yaptığınız işten bahseder misiniz?
Çorum/Alaca doğumluyum. Uzun süre Sungurlu’da dış ticaret alanında yatırımlar yaptık. 1986 yılından bu yana 54 ülkeye gıda ihracatı gerçekleştiriyoruz. Firma olarak yurtdışı pazarına çalışıyoruz ve bu pazarlarda birçok farklı ülkenin firmalarıyla rekabet içindeyiz. Türkiye’de zeytinden baharata, kuru yemişten konserveye, bakliyattan turşuya kadar en geniş ürün yelpazesine sahip firmayız ve 3 bin 200’e yakın barkod ürünümüz var. Baktat Grup olarak Sungurlu, Gemlik ve Manisa’da ikişer toplam 6 fabrikamız var. 35 yıl tüm şirketlerin yönetim kurulu başkanlığını yaptım. Sonra iş yükünü azaltma kararı aldım ve şuan Baktat Zeytin AŞ’nin Yönetim Kurulu Başkanıyım. Evliyim, iki oğlum bir kızım var. 
•	Bursa’ya gelişiniz nasıl oldu?
1988 yılında İzmir Gıda Fuarı’ndan İstanbul’daki bir fuara geçerken Gemlik’e uğradık. Ve bölgenin zeytin üretimi dikkatimizi çekti. Zeytin fabrikalarıyla görüşmek istedik. Tabi o tarihte Gemlik’te hep küçük işletmeler vardı. Çeşitli görüşmeler yaptık ve küçük bir işletmeyle anlaştık. Konserve ve turşu gibi benzer ürünleri ürettirmeye başladık. 1994 yılında o işletme küçük gelmeye başladı.  1963 yılında kurulmuş Gemlik Yağ Sanayi fabrika yerini satın aldık. Orayı yeniden yaptık ve 1995 yılında konserve ve gıda üretim tesisi olarak hizmete açtık. 1988-1994 arası sürekli Gemlik’e gelip gittim. 1994 yılından itibaren Gemlik’te ikamet etmeye başladım.
•	Neden bir başka ülke değil de Özbekistan’ın fahri konsolosu oldunuz? Ve nasıl bir süreç yaşandı?
Artan ihracat hacmiyle birlikte Türkiye’deki üretimden kaynaklanan ürün teminindeki sıkıntı nedeniyle Baktat Gıda olarak 2018 yılında Özbekistan’da yatırım yaptık. Ki Özbekistan gerçekten bir tarım ülkesi. Alihan Organik markası ile aromatik bitki ve kuruyemiş üretmeye başladık. Ve sözleşmeli ekimler yaptırıyoruz. Bunun yanında 49 yıllığına kiraladığımız 20 bin dönüm arazi üzerinde aromatik bitki, çeşitli kuruyemiş ve sebze ile meyve üretimi gerçekleştiriyoruz. Özbekistan’ı Orta Asya’da tarımın merkezi haline getirmeyi hedefledik. Bu kapsamda bizi tanıdılar ve Özbekistan’ın Türkiye’de ilk fahri konsolosluğu görevi teklif edildi. Resmi prosedürün tamamlanması ile geçen sene Eylül ayı itibariyle Bursa’da Fahri Konsolosluk Ofisimiz faaliyete geçti. Ülkeler genellikle fahri konsolosluk için tanınmış ve toplumda sevilen isim yapmış şahıslara teklif götürüyor. 
•	Peki, fahri konsolosluk neden önemlidir?
Fahri konsoloslar; diğer devletler ile Türkiye Cumhuriyeti arasında ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olunması ve ülkelerin tanıtımına en üst düzeyde katkı sağlamanın yanı sıra pasaport, seyahat belgesi ve bu devlete gitmeyi arzu eden kişilere gerekli işlemlerin nasıl yapılacağı konularında yardımcı olunması amacıyla faaliyette bulunmaktadırlar. Ticaret ile başlayan karşılıklı güven, daha yakın ilişkilerin kurulmasını sağlıyor. Taraflar arsında köprü oluyorsunuz.  Mesela önceki yıl yapılan seçimlerde gözlemci olarak görevlendirilmiştim. 
•	Yeni Özbekistan hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Özbekistan bu sene bağımsızlığının 30. yılını kutluyor. Türkiye Özbekistan’ın bağımsızlını tanıyan ilk ülke. Özbekistan, ayağa kalkmış, uluslararası arenada kendi sözüne ve itibarına sahip bir ülke. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev&#039;in liderliğinde ‘Yeni Özbekistan - Üçüncü Rönesans’ vizyonu doğrultusunda büyük bir kararlılıkla hedeflerine ilerliyor. Son beş yıldır ülkelerinde büyük çaplı demokratik değişimler yaşandı. Bölge ülkeleri arasında ekonomik, kültürel ve beşeri ilişkilerimiz hızla gelişmektedir. 
•	Siz ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?
Görev alanımız Bursa olmakla birlikte; tekstilden makinaya, kimyadan otomotive kadar Bursa’nın sektörel çeşitliliği nedeniyle Ticari Ataşelik gibi bir misyon üstlendik. Özbekistan ile ticari bağlantı kurmak isteyen işadamlarımıza veya Türk işadamlarıyla tanışmak isteyen Özbek girişimciler arasında köprü vazifesi yapıyoruz. Bunun yanı sıra elbette bölgemizde yaşayan Özbek vatandaşlar ve Bursa’da öğrenim gören Özbek öğrenciler ile yakın ilişkiler kurduk. Onların değişik konulardaki meseleleri ile ilgileniyoruz. Kamu yöneticileriyle yakın ilişkiler içerisindeyiz. Bu anlamda; Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Özbekistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığını Bursa Milletvekilimiz Sayın Osman Mesten’in yapıyor olması da önemli bir avantaj. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın İbrahim Burkay ve Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı ile de görüşüyoruz. Yakın zamanda Bursa’dan Özbekistan’a bir ticaret heyetinin gitmesini planlıyoruz. Kısacası Biz Fahri Konsolosluk olarak Özbekistan ile Bursa arasında irtibat noktası gibiyiz. Geçenlerde Yıldırım Belediyesi, Özbekistan’ın Ankara Büyükelçiliği ve EkoAvrasya Vakfı iş birliğiyle ‘İpek Yolu’nun Kalbi Özbekistan’ konulu fotoğraf sergisi açtık.
•	Özbekistan ile ülkemiz ve şehrimizin ticari ilişkileri hakkında bilgi verir misiniz?
Özbekistan önemli doğal kaynaklara sahip. Ayrıca yüksek kapasitede pamuk üretimi mevcut. Bursa da tekstil kenti olduğu için geçmişten gelen bir bağlantı söz konusu. Öte yandan Özbekistan-Türkiye toplam ticaret hacmi, 3 milyar dolar seviyesinde. Burada iki ülke de 5 milyar dolarlık ticaret hacmi hedef için çalışmalar yapılıyor. 
Bu yılın ilk 7 ayında Türkiye’den Özbekistan’a 1 milyar dolara yakın ihracat yapılmış. Yüzde 80’lik artış yaşandı. Bursa’da ise 30 milyon dolarlık bir ihracat söz konusu. Özbekistan’ın dış ticaretinde Türkiye, yüzde 5,8’lik pay ile beşinci sırada bulunuyor. Özbekistan’ın ihracatında ülkemiz, yüzde 6,7 oranıyla Çin ve Rusya’nın ardından üçüncü, ithalatında ise yüzde 5,1’lik payla Çin, Rusya, Kazakistan ve Güney Kore&#039;nin ardından beşinci basamakta yer alıyor. Öncelikli hedefimiz bunu artırmak.  Özbekistan Türkiye&#039;ye iplik, bakır, gıda ve tekstil ürünleri, Türkiye ise Özbekistan’a inşaat malzemeleri ve ekipmanları, makine ve teknoloji, tekstil ve gıda ürünleri satıyor. Türk iş adamları, tekstil, mobilya, inşaat, tarım, bahçecilik ve seracılığa yatırım yapabilir. 35 milyon nüfusla bölgenin en önemli ekonomilerinden olan Özbekistan, Türk iş adamları için cazip bir ülke. 
•	Peki, Bursa’nın Özbekistan’a olan 30 milyon dolar seviyesindeki ihracatını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Bu yeterli bir rakam değil. Tabi salgın etkisi olmasaydı bu rakamın 3-4 katı görülebilirdi. Salgından dolayı iki yönlü trafik de etkilendi. O ülkenin bizim ürünlerimize ihtiyacı var bizim de o ülkede yetişen bazı ürünlere gerçek manada ihtiyacımız var. 
•	Türkiye ve Bursa’dan Özbekistan’a ulaşım hakkında bilgi verir misiniz?
Ülkemizden Özbekistan’a tek ulaşım karayoluyla sağlanıyor. Zaten Özbekistan’ın herhangi bir denize kıyısı olmadığı için suyolu ulaşımı yok. Biliyorsunuz Özbekistan, İpek Yolu güzergâhında ve demiryolları da lojistik ihtiyacına katkı sunacak. Hava ulaşımı açısından ise Özbekistan’a THY’nin haftada 4 gün kargo uçağı, özel bir havayolu şirketinin de her gün bir uçağı gidiyor. Bursa olarak havayolu ulaşımında en büyük şansızlığımız İstanbul’a yakın oluşumuz.  Bursa’nın Özbekistan ile olan ticareti arttıkça bu gündeme gelebilir ve biz de üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. 
•	Ülkemiz yatırımcıları, neden Özbekistan’a yatırım yapmalı? 
Türkiye olarak biz, Orta Asya ülkeleriyle ticari ilişkilerde geç kaldık. Türk’ün Türk’ten başka dostu olmaz. Özbekistan yeniliğe açık ve Türklere kucağını açmış bir ülke. Orada en çok yatırımı ülkemiz yatırımcılarının yapmasını isterim. Çünkü şu anda Almanlar, Hollandalılar, Koreliler, Çinliler Özbekistan’a müthiş derecede yatırım yapıyor. Tekstil ağırlıklı gidiyor ama otomotiv de gelişiyor. Şuanda Özbekistan’da 5 otomobil fabrikası var. Savunma sanayii için çalışmalar yapılıyor. Tarım zaten birinci planda ki tarıma elverişli en fazla arazisi ve uygun nüfusu olan ülke Özbekistan.  Özbekistan’ın 5 ülkeyle sınırı var, komşularıyla ilişkileri iyi ve 5 bölgeye de rahatlıkla ürün satabiliyor. Birçok ülkeyle gümrüğü yok. Avrupa Birliği (AB) ile yapılan en son anlaşmada 600’e yakın ürünün gümrüksüz geçişine imza atıldı. İş yapma kolaylığı yüksek. 2 saatte şirketinizi kurabilirsiniz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="border:none; text-align:justify"><strong>Haber: Bursa Görüş</strong></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Küçük Bab-ı Ali olarak bilinen Bursa’da basın sektörünün dünü, bugünü ve geleceğini Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu (TGK) Genel Başkanı, Bursa Gazeteciler Cemiyeti (BGC) Başkanı Nuri Kolaylı’ya sorduk. Kent basın tarihine yönelik bilgilendirme yapan Kolaylı, bugüne ilişkin tespitler ve gelecek öngörüleri ile değerli açıklamalarda bulundu.</span></span></p>

<ul>
	<li style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><b><span style="color:black">Bursa basınında dünden bugüne yaşanmakta olan süreci ve dönüşümü, pozitif ve negatif yönleriyle nasıl özetlersiniz?</span></b></span></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Türkiye’nin basın sektöründe köklü geçmişe sahip kentlerinin ilk sırasında yer alan Bursa’nın 150 yılı bulan bir basın geçmişi ve gazetecilik alanında 75 yılı geride bırakan bir örgütlenme geleneği var. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bursa, Türkiye ölçeğinde, basın-yayın organlarının yoğunluğu bakımından ön sıralarda bulunan bir metropoldür. Bursa, Erzurum'un ardından basımevi kurulan ilk Anadolu kentidir. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı’nın ilânıyla başlayan yenileşme ve batılılaşma girişimleri kapsamında 1864'te çıkarılan Teşkil-i Vilâyet Nizamnamesi ile eyaletler bölünerek vilâyetler (iller) kurulmaya başlandı. Bu süreç içinde, ilk olarak 1866'da uzak il Erzurum'da, iki yıl sonra da (1868 sonları) Bursa'da ilk baskı makineleri çalışmaya başladı. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bursa’nın ilk gazetesi Hüdavendigar, vilâyetin resmi yayın organı olarak 8 Şubat 1869’dan itibaren yayımlanmaya başladı. Bursa'nın bu ilk gazetesi, sonraki dönemlerde gerek biçim, gerekse adını değiştirerek uzun yıllar yaşamını sürdürdü. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">1970’li yıllarda hızla sanayileşme sürecine giren Bursa’da, bu hızlı gelişmeye uyumlu nitelik ve nicelikte bir yerel basının bulunmayışı önemli bir boşluk yaratmaktaydı. Başta Hâkimiyet olmak üzere yayımlanmakta olan gazeteler, teknolojik gelişime ayak uydurabilecek teknik altyapıdan yoksun durumdaydı. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bu süreçte 1974 yılında, İstanbul’da yayımlanan Günaydın gazetesinin sahibi ‘VEB Ofset’ ile Bursa’da gazeteler başbayiliği yapmakta olan Armağan Gerçeksi aralarında anlaşarak ‘Bursa Gazetecilik ve Yayın A. Ş.’yi kurdular. Bu şirket aracılığıyla Bursa’da, dönemin ileri teknolojisine yakın bir yerel gazete çıkarılması planlandı. 1950’den beri yayınını sürdürmekte olan ve 1970’lerde yerel basının tek önemli temsilcisi konumunda bulunan Hâkimiyet gazetesinin sahibi Hayri Terzioğlu ile anlaşmaya varılarak, bu gazetenin isim ve yayın hakkı satın alındı. Gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra, 10 Eylül 1974’te Hâkimiyet’ in son sayısı yayımlandı ve Bursa’nın düşman işgalinden kurtarılışının 52. yıldönümüne denk düşen 11 Eylül 1974 günü Bursa Hâkimiyet yayın yaşamına başladı. Bilgisayarda dizilen, ofset tekniğiyle renkli olarak basılan gazete, hem yerel habercilik yaptı, hem de ülke ve dünya gündemini izlemeye önem verdi. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bu arada Bursa okuyucusunun ‘Hâkimiyet’ alışkanlığını karşılamak amacıyla, eski Hâkimiyet’çiler Mustafa Tayla önderliğinde, 1946’nın Doğru’suyla 1950’nin Hâkimiyet’inin adlarını birleştirerek 1975 yılında ‘Doğru Hâkimiyet’ adıyla siyah-beyaz gazete çıkardılar.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">1983’te merhum iş adamı Mümin Gençoğlu, Doğru Hâkimiyet gazetesini satın alarak Mustafa Tayla’nın başyazarlığında Hâkimiyet adıyla ve ofset tekniğiyle yayımladı. Hemen ardından bir başka iş adamı Nail Yenice de, Bursa’nın Sesi’ni satın alarak yeniledi, ofset baskıyla ve Uludağ adıyla 1986 yılında yayımlamaya başladı. Bir yıl sonra, 1987’de Bursa Hâkimiyet, Sönmez Holding tarafından satın alındı. Birkaç ay sonra da bir başka tanınmış Bursalı iş adamı Cavit Çağlar, Olay gazetesini çıkardı.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bursa basınında, 1985’ten sonra radyoların ve özellikle görüntülü yayın araçlarının devreye girmesiyle ‘medya’ terimi ön plana çıktı. 1990’ların başlarında Bursa’da birbiri ardınca özel radyolar ve televizyonlar seslerini duyurmaya başladılar. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">2000’li yıllarla birlikte de internet haber siteleri bir bir devreye girmeye başladı. Günümüzde Bursa’da, yaygın basınla boy ölçüşecek nitelikte 12 günlük, haftalık gazeteler, sürekli yayın yapan yerel televizyon kanalları, sayısız internet haber sitesi, radyo ve çeşitli dergiler yayımlanmaktadır. Yerel gazetelerin sayısının artışına Basın İlan Kurumu tarafından verilen destek önemli rol oynamıştır. Süreç içinde gazete sayısının artması ise, gazete başına verilen desteğin azalması sonucunu doğurdu. Özellikle son dönemde yaşanan Kovid-19 salgını, yerel gazetelerin tirajlarında ve alınan ilan/reklam sayısında önemli düşüşü beraberinde getirdi. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">İçerik ve nitelik açısından büyük övgü alan günlük yerel gazetelerimiz, gelişen olayları farklı bakış açılarıyla okurlarına sunmaktadır. Yerel televizyonlarımız ve internet haber sitelerimiz de, günlük olayları anında Bursalılara ulaştırarak, habercilik alanında yaygın televizyonlarla aynı kulvarda yer almayı başarmaktadır. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Çağdaş basın teknolojisine sahip gazete ve televizyonların yanında, çok sayıda dergi, değişik aralıklarla (on beş günlük, aylık, üç aylık gibi) piyasaya çıkan süreli yayınlar olarak Bursa’da yaşamlarını sürdürmektedir. Bursa’da çok sayıda kültür, sanat, ekonomi, spor ve edebiyat dergileri yayımlanmaktadır.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bütün bu basın/medya kuruluşlarında çalışan gazeteci arkadaşlarımız ‘Bursa Gazeteciler Cemiyeti’ ile ‘Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi’nde örgütlenmiş bulunmaktadırlar. Her iki kardeş gazeteci kuruluş, meslektaşlarımızın sorunlarını gidermelerine ve mesleklerinde kendilerini geliştirmelerine yardımcı olmak için elbirliğiyle çaba harcamaktadır. Bu iki meslek örgütümüze ek olarak ‘Bursa Gazeteciler Sosyal Hizmetler ve Emeklilik Vakfı’ da senedinde belirtilen konularda üzerine düşen görevleri yapmaktadır.</span></span></p>

<ul>
	<li style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><b><span style="color:black">Gazetecilik mesleğinin geleceği konusundaki öngörüleriniz nelerdir?</span></b></span></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Gazetecilik mesleği, demokratik toplumlar için vazgeçilmez bir denetim aracıdır. Bu nedenle toplumların gelişmesi ve bilinçlenmesi açısından olmazsa olmaz konumdadır.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Teknolojinin gelişmesiyle birlikte gazetecilik çeşitli biçimlere bürünse de, habercilik her zaman var olacaktır. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Salgın dönemi açısından mesleki sorunlarımıza göz atacak olursak, haberciliğin en fazla zorlanan mesleklerden birisi olduğunu görebiliriz. Çünkü haber kaynağına yüz yüze ulaşmak, araştırma yapmak, insanların ve olayın içerisinde olmak sürekli teması gerektiriyor. Salgın döneminde sıcak temas ortadan kalktığı için, meslektaşlarımız habere ulaşma noktasında zorlanıyorlar. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Mesleki çalışma koşulları açısından öne çıkan en belirgin değişim de, uzaktan çalışma ve ücret-izin gibi konularda yaşandı. Evden çalışan bir editör için elektrik, internet, telefon gibi giderler artarken, işverenin giderlerinde düşüş yaşandı.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bu sürecin devam etmesi, gazetecilik alanında istihdamın daralması, gazetecilerin dijital kaynaklara bağımlı kalması, çalışma koşullarının zorlaşması, sahada görev yapan habercilerin azalması gibi olumsuz sonuçlara neden olabilecektir. </span></span></p>

<ul>
	<li style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><b><span style="color:black">Yerel gazeteciliğin önemi nedir? Neden yaşatılmalıdır?</span></b></span></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Yerel basın, gerçek anlamda ‘kamu görevi’ üstlenmektedir. Yerel basın, demokrasi kültürünün ve yerel demokrasinin güçlenmesini, toplumu bir arada tutan değerlerin gündeme getirmesini, zenginlikler ile farklılıkların yaşatılmasını ve yarınlara taşınmasın sağlıyor. Yerel basın aynı zamanda kamu adına denetim işlevine de yardımcı oluyor.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Yerel basının işlediği konular genellikle yayın yaptığı yerel çevreyle ilgilidir. Yerel basın, yerelin sorunlarını gündeme taşıyarak, çözüm bulunması konusunda da önemli bir görevi yerine getirmektedir. Bir yörenin sorunları yaygın medyada yer bulamazken, yerel medya bu sorunları gündeme taşımakta, üzerinde tartışılmasını ve çözüm önerileri getirilmesini sağlamakta, kent yöneticilerine bir anlamda rehberlik etmektedir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Diğer yandan yerel basın, önemli bir istihdam ve gelir kaynağıdır. Yerel basın kuruluşlarında yaklaşık 20 bin meslektaşımız istihdam edilirken, Basın İlan Kurumu mevzuatı çerçevesinde yazılı basına verilmekte olan resmi ilan gelirlerinin önemli bir bölümü KDV, BİK Komisyonu, SGK pirimi, damga, muhtasar, gelir ve kurumlar vergileri yolu ile kamuya dönmektedir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Tüm bu açılardan baktığımızda, yerel basının desteklenmesi ülkemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Bugünün Türkiye’sinde basılı yayıncılık, Basın İlan Kurumu (BİK) aracılığıyla yaklaşık 50 yıldır destekleniyor. Kamu ilan ve reklamları belli kurallara bağlı olarak yerel basına ulaştırılmakta ve yerel basın kuruluşlarının ayakta kalması sağlanmaktadır. </span></span></p>

<ul>
	<li style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><b><span style="color:black">Mesleğin güçlenmesi için kimlere ne gibi görevler düşmektedir. </span></b></span></li>
</ul>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Mesleğimizin güçlenmesi, öncelikle bugün yaşanan sorunlara çözüm bulunmasını gerektirmektedir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Ülkemiz, basın/medya alanında kapsamlı bir değişime, yenilenmeye ihtiyaç duymaktadır. Basın özgürlüğünden çalışma koşullarına, mesleki düzenleme zorunluluğundan internet yasasına kadar bir dizi yenilik, geniş katılımlı çalıştaylar dizisi ile belirlenmeli ve uygulanmaya konulmalıdır.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Bunlara özetle değinecek olursak: Basın, uzun yıllar hep özgür olma mücadelesi vermiştir. Özellikle 12 Eylül döneminde büyük baskılar yaşanmıştır. Günümüzde de, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun bazı maddeleri ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümler içermektedir. Gazeteciler yazdıkları yazılar, yorumlar ve haberler nedeniyle yargılanabilmektedir. Bu durumun sona erdirilmesi ve basın özgürlüğünün gerçek anlamda sağlanması gerekmektedir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">En temel sorunlardan birisi, olumsuz çalışma koşullarıdır. Sendikalaşmanın adeta hiç olmadığı basın sektöründe çalışanlar düşük ücret almakta, uzun çalışma saatlerinde zor koşullar altında görev yapmaktadır. Yıpranma hakkından ise sadece İletişim Başkanlığı Basın Kartı olanlar yararlanabilmektedir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Basın sektörü, avukatlık, doktorluk, mühendislik veya mali müşavirlik gibi mesleki standartlara sahip değildir. Eğitimine, birikimine bakılmaksızın herkes gazeteci olabilmektedir. Sektörde acil olarak mesleki düzenlemeye gidilmelidir.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Günümüzde sıradan dernek statüsünde olan basın meslek örgütlerinin Basın Meslek Odalarına dönüştürülmesi gerekmektedir. 1938 yılında kabul edilen ancak daha sonra yürürlükten kalkan Türk Basın Birliği Yasası günümüz şartlarına uygun olarak yeniden çıkarılmalı, demokratik bir yapıda kurulacak olan Basın Meslek Odaları sektörde söz sahibi olmalıdır.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Özellikle yerel basın için büyük önem taşıyan Basın İlan Kurumu’nda son dönemde olumlu değişimler yaşanmıştır. BİK'in mevzuatından kaynaklı; İstanbul, Ankara, İzmir’in gazetesine, gazetecisine ve meslek örgütüne öncelik veren, Anadolu basınını öteleyen yaklaşım değişmiştir. Genel Kurul kararıyla, BİK yardımlarının hakça dağıtımı sağlanmıştır.&nbsp; Basın İlan Kurumu’ndaki değişiklikler devam etmelidir. BİK Genel Kurul delege yapısında ve Basın Kartları yönetmeliğinde değişiklik yapılarak, temsilde eşitliğin sağlanması gerekmektedir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Türkiye genelinde yerel, bölgesel ve yaygın yayın yapan televizyon kanallarının ortak sıkıntısı Turksat’a ödenen yayın ücretleri, RTÜK’e ödenen ücretler gibi diğer yayın mecralarında olmayan ücretlendirmeler nedeniyle girdi maliyetlerinin artmasıdır. Özellikle yerel ve bölgesel yayın yapan televizyon kanalları büyük bir borç yükü altında kalmıştır. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">RTÜK Yasası günümüz koşullarına göre yeniden ele alınmalıdır.</span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Teknolojinin hızla gelişimi ve internet ağının hemen hemen her noktaya ulaşması ile birlikte, internet haberciliği büyük bir gelişim göstermiştir. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Sektörde istihdam sağlayan ve gazete ve televizyonlarla eşdeğer habercilik yapan kurumsal internet haber sitelerinin yanında, internet deyimiyle ‘kopyala yapıştır’ kolaycılığından öteye gitmeyen haber siteleri yer almaktadır. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Yasal boşluktan kaynaklanan sorunlar, her geçen gün daha da artmaktadır. İnternet medyasının gerek yayıncılık, gerekse BİK yardımları konusunda düzenlemeye ihtiyacı vardır. İstihdam sağlayan, gerçek anlamda habercilik yapan ve kurumsallaşan internet haber siteleri desteklenmelidir. Bu kurumlarda habercilik yapan meslektaşlarımız da yeni düzenleme yapılarak gazeteci sayılmalıdır. </span></span></p>

<p style="border:none; text-align:justify"><span style="line-height:normal"><span style="color:black">Mesleğimizin güçlendirilmesi açısından bir diğer önemli faktör sendikalaşmadır. Basın kuruluşlarında sendikalaşma özendirilmeli ve yaygınlaştırılmalı, meslektaşlarımıza ve kurumlarına katkıda bulunan sendikalar sektörde söz sahibi hale gelmelidir. </span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/gazetecilige-duzenleme-sart-h20.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 15:38:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/gazetecilige_duzenleme_sart_h20_d39d8.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[&#039;Orta Asya İçin Çok Geç Kaldık&#039;]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/orta-asya-icin-cok-gec-kaldik-h19.html</link>
      <description><![CDATA[Özbekistan’ın Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan, yabancı yatırımcıların Özbekistan’da tekstil, otomotiv, savunma sanayi, tarım gibi alanlarda ciddi yatırımlar yaptığını vurgularken “Türkiye olarak biz, Orta Asya ülkeleriyle ticari ilişkilerde geç kaldık” değerlendirmesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Görüş Gazetesi ilk sayısında ‘araştırmaya değer’ başlığıyla fahri konsolosluk kurumuna vurgu yaptı. ‘Bursa’da bu görevde bulunan isimler kimlerdir ve çalışmaları nelerdir’, ‘fahri konsolosluk neden önemlidir’, ‘kültürel ve ekonomik kazanımları nedir’ gibi sorulara odaklanarak konuyu araştırma gündemine aldı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>26 FAHRİ KONSOLOS</b></p>

<p style="text-align:justify">Yapılan araştırmaya göre Bursa’da 26 ülkenin fahri konsolosu olduğu belirlendi. Söz konusu ülkeleri Bursa’da fahri konsolos olarak temsil eden isimler ise şöyle:</p>

<p style="text-align:justify">Almanya/Sibel Sabina Cura Ölçüoğlu, Avusturya/Sedat Diniz, Belarus/Aybar Zekeriya Uluca, Belçika/Mehmet İbrahim Hızalan, Bosna Hersek/Muzaffer Çilek, Brezilya/Silvyo Benbassat, Estonya/Barış Kaya, Etiyopya/İnan Altınbaş, Fildişi Sahili/Vittorio Zagaia, Fransa/Nuri Cem Erbak, İngiltere/Hüseyin Durmaz, İtalya/Oya İzmirli, Kazakistan/Ahmet Çalık, Kırgızistan/Bilal Tutuş, Kosova/Fahrettin Gülener, Letonya/Yavuz İskenderoğlu, Litvanya/Berat Tunakan, Malezya/Cevdet Sefer, Moldova/Serkan Yazıcı, Nijer/Musa Şahin, Özbekistan/Ali Baklan, Polonya/Fatma Durmaz Yılbirlik, Sırbistan/Zarif Alp, Slovakya/Hüseyin Özdilek, Sri Lanka/Ahmet Yıldız, Ukrayna/Görkem Şehsuvar.</p>

<p style="text-align:justify"><b>RÖPORTAJ DİZİSİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa kamuoyunun yakından tanıdığı bu önemli isimler ile ‘fahri konsolosluk’ üzerine gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz röportajlar dizisine Özbekistan’ın Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan ile başlıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/IMG_9417.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kendinizden ve yaptığınız işten bahseder misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Çorum/Alaca doğumluyum. Uzun süre Sungurlu’da dış ticaret alanında yatırımlar yaptık. 1986 yılından bu yana 54 ülkeye gıda ihracatı gerçekleştiriyoruz. Firma olarak yurtdışı pazarına çalışıyoruz ve bu pazarlarda birçok farklı ülkenin firmalarıyla rekabet içindeyiz. Türkiye’de zeytinden baharata, kuru yemişten konserveye, bakliyattan turşuya kadar en geniş ürün yelpazesine sahip firmayız ve 3 bin 200’e yakın barkod ürünümüz var. Baktat Grup olarak Sungurlu, Gemlik ve Manisa’da ikişer toplam 6 fabrikamız var. 35 yıl tüm şirketlerin yönetim kurulu başkanlığını yaptım. Sonra iş yükünü azaltma kararı aldım ve şuan Baktat Zeytin AŞ’nin Yönetim Kurulu Başkanıyım. Evliyim, iki oğlum bir kızım var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bursa’ya gelişiniz nasıl oldu?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">1988 yılında İzmir Gıda Fuarı’ndan İstanbul’daki bir fuara geçerken Gemlik’e uğradık. Ve bölgenin zeytin üretimi dikkatimizi çekti. Zeytin fabrikalarıyla görüşmek istedik. Tabi o tarihte Gemlik’te hep küçük işletmeler vardı. Çeşitli görüşmeler yaptık ve küçük bir işletmeyle anlaştık. Konserve ve turşu gibi benzer ürünleri ürettirmeye başladık. 1994 yılında o işletme küçük gelmeye başladı. &nbsp;1963 yılında kurulmuş Gemlik Yağ Sanayi fabrika yerini satın aldık. Orayı yeniden yaptık ve 1995 yılında konserve ve gıda üretim tesisi olarak hizmete açtık. 1988-1994 arası sürekli Gemlik’e gelip gittim. 1994 yılından itibaren Gemlik’te ikamet etmeye başladım.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Neden bir başka ülke değil de Özbekistan’ın fahri konsolosu oldunuz? Ve nasıl bir süreç yaşandı?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Artan ihracat hacmiyle birlikte Türkiye’deki üretimden kaynaklanan ürün teminindeki sıkıntı nedeniyle Baktat Gıda olarak 2018 yılında Özbekistan’da yatırım yaptık. Ki Özbekistan gerçekten bir tarım ülkesi. Alihan Organik markası ile aromatik bitki ve kuruyemiş üretmeye başladık. Ve sözleşmeli ekimler yaptırıyoruz. Bunun yanında 49 yıllığına kiraladığımız 20 bin dönüm arazi üzerinde aromatik bitki, çeşitli kuruyemiş ve sebze ile meyve üretimi gerçekleştiriyoruz. Özbekistan’ı Orta Asya’da tarımın merkezi haline getirmeyi hedefledik. Bu kapsamda bizi tanıdılar ve Özbekistan’ın Türkiye’de ilk fahri konsolosluğu görevi teklif edildi. Resmi prosedürün tamamlanması ile geçen sene Eylül ayı itibariyle Bursa’da Fahri Konsolosluk Ofisimiz faaliyete geçti. <span style="background:white">Ülkeler genellikle fahri konsolosluk için tanınmış ve toplumda sevilen isim yapmış şahıslara teklif götürüyor. </span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b><span style="background:white">Peki, fahri konsolosluk neden önemlidir?</span></b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="background:white">Fahri konsoloslar; diğer devletler ile Türkiye Cumhuriyeti arasında ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olunması ve ülkelerin tanıtımına en üst düzeyde katkı sağlamanın yanı sıra pasaport, seyahat belgesi ve bu devlete gitmeyi arzu eden kişilere gerekli işlemlerin nasıl yapılacağı konularında yardımcı olunması amacıyla faaliyette bulunmaktadırlar. </span>Ticaret ile başlayan karşılıklı güven, daha yakın ilişkilerin kurulmasını sağlıyor. Taraflar arsında köprü oluyorsunuz. &nbsp;Mesela önceki yıl yapılan seçimlerde gözlemci olarak görevlendirilmiştim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yeni Özbekistan hakkında kısaca bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Özbekistan bu sene bağımsızlığının 30. yılını kutluyor. Türkiye Özbekistan’ın bağımsızlını tanıyan ilk ülke. Özbekistan, ayağa kalkmış, uluslararası arenada kendi sözüne ve itibarına sahip bir ülke. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in liderliğinde ‘Yeni Özbekistan - Üçüncü Rönesans’ vizyonu doğrultusunda büyük bir kararlılıkla hedeflerine ilerliyor. Son beş yıldır ülkelerinde büyük çaplı demokratik değişimler yaşandı. Bölge ülkeleri arasında ekonomik, kültürel ve beşeri ilişkilerimiz hızla gelişmektedir.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Siz ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Görev alanımız Bursa olmakla birlikte; tekstilden makinaya, kimyadan otomotive kadar Bursa’nın sektörel çeşitliliği nedeniyle Ticari Ataşelik gibi bir misyon üstlendik. Özbekistan ile ticari bağlantı kurmak isteyen işadamlarımıza veya Türk işadamlarıyla tanışmak isteyen Özbek girişimciler arasında köprü vazifesi yapıyoruz. Bunun yanı sıra elbette bölgemizde yaşayan Özbek vatandaşlar ve Bursa’da öğrenim gören Özbek öğrenciler ile yakın ilişkiler kurduk. Onların değişik konulardaki meseleleri ile ilgileniyoruz. Kamu yöneticileriyle yakın ilişkiler içerisindeyiz. Bu anlamda; Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Özbekistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığını Bursa Milletvekilimiz Sayın Osman Mesten’in yapıyor olması da önemli bir avantaj. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın İbrahim Burkay ve Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı ile de görüşüyoruz. Yakın zamanda Bursa’dan Özbekistan’a bir ticaret heyetinin gitmesini planlıyoruz. Kısacası Biz Fahri Konsolosluk olarak Özbekistan ile Bursa arasında irtibat noktası gibiyiz. Geçenlerde Yıldırım Belediyesi, Özbekistan’ın Ankara Büyükelçiliği ve EkoAvrasya Vakfı iş birliğiyle ‘İpek Yolu’nun Kalbi Özbekistan’ konulu fotoğraf sergisi açtık.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Özbekistan ile ülkemiz ve şehrimizin ticari ilişkileri hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Özbekistan önemli doğal kaynaklara sahip. Ayrıca yüksek kapasitede pamuk üretimi mevcut. Bursa da tekstil kenti olduğu için geçmişten gelen bir bağlantı söz konusu. Öte yandan Özbekistan-Türkiye toplam ticaret hacmi, 3 milyar dolar seviyesinde. Burada iki ülke de 5 milyar dolarlık ticaret hacmi hedef için çalışmalar yapılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yılın ilk 7 ayında Türkiye’den Özbekistan’a 1 milyar dolara yakın ihracat yapılmış. Yüzde 80’lik artış yaşandı. Bursa’da ise 30 milyon dolarlık bir ihracat söz konusu. Özbekistan’ın dış ticaretinde Türkiye, yüzde 5,8’lik pay ile beşinci sırada bulunuyor. Özbekistan’ın ihracatında ülkemiz, yüzde 6,7 oranıyla Çin ve Rusya’nın ardından üçüncü, ithalatında ise yüzde 5,1’lik payla Çin, Rusya, Kazakistan ve Güney Kore'nin ardından beşinci basamakta yer alıyor. Öncelikli hedefimiz bunu artırmak. &nbsp;Özbekistan Türkiye'ye iplik, bakır, gıda ve tekstil ürünleri, Türkiye ise Özbekistan’a inşaat malzemeleri ve ekipmanları, makine ve teknoloji, tekstil ve gıda ürünleri satıyor. Türk iş adamları, tekstil, mobilya, inşaat, tarım, bahçecilik ve seracılığa yatırım yapabilir. 35 milyon nüfusla bölgenin en önemli ekonomilerinden olan Özbekistan, Türk iş adamları için cazip bir ülke.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, Bursa’nın Özbekistan’a olan 30 milyon dolar seviyesindeki ihracatını nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu yeterli bir rakam değil. Tabi salgın etkisi olmasaydı bu rakamın 3-4 katı görülebilirdi. Salgından dolayı iki yönlü trafik de etkilendi. O ülkenin bizim ürünlerimize ihtiyacı var bizim de o ülkede yetişen bazı ürünlere gerçek manada ihtiyacımız var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Türkiye ve Bursa’dan Özbekistan’a ulaşım hakkında bilgi verir misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ülkemizden Özbekistan’a tek ulaşım karayoluyla sağlanıyor. Zaten Özbekistan’ın herhangi bir denize kıyısı olmadığı için suyolu ulaşımı yok. Biliyorsunuz Özbekistan, İpek Yolu güzergâhında ve demiryolları da lojistik ihtiyacına katkı sunacak. Hava ulaşımı açısından ise Özbekistan’a THY’nin haftada 4 gün kargo uçağı, özel bir havayolu şirketinin de her gün bir uçağı gidiyor. Bursa olarak havayolu ulaşımında en büyük şansızlığımız İstanbul’a yakın oluşumuz. &nbsp;Bursa’nın Özbekistan ile olan ticareti arttıkça bu gündeme gelebilir ve biz de üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ülkemiz yatırımcıları, neden Özbekistan’a yatırım yapmalı? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Türkiye olarak biz, Orta Asya ülkeleriyle ticari ilişkilerde geç kaldık. Türk’ün Türk’ten başka dostu olmaz. Özbekistan yeniliğe açık ve Türklere kucağını açmış bir ülke. Orada en çok yatırımı ülkemiz yatırımcılarının yapmasını isterim. Çünkü şu anda Almanlar, Hollandalılar, Koreliler, Çinliler Özbekistan’a müthiş derecede yatırım yapıyor. Tekstil ağırlıklı gidiyor ama otomotiv de gelişiyor. Şuanda Özbekistan’da 5 otomobil fabrikası var. Savunma sanayii için çalışmalar yapılıyor. Tarım zaten birinci planda ki tarıma elverişli en fazla arazisi ve uygun nüfusu olan ülke Özbekistan. &nbsp;Özbekistan’ın 5 ülkeyle sınırı var, komşularıyla ilişkileri iyi ve 5 bölgeye de rahatlıkla ürün satabiliyor. Birçok ülkeyle gümrüğü yok. Avrupa Birliği (AB) ile yapılan en son anlaşmada 600’e yakın ürünün gümrüksüz geçişine imza atıldı. İş yapma kolaylığı yüksek. 2 saatte şirketinizi kurabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/orta-asya-icin-cok-gec-kaldik-h19.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 15:32:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/orta_asya_icin_cok_gec_kaldik_h19_0ca7c.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metal Kadının Gözyaşları]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/metal-kadinin-gozyaslari-h18.html</link>
      <description><![CDATA[Tarih: 7 Mart 2017… Yer: İnegöl-Mezit 7… Olay: Trafik Kazası… Sonuç: 7 Ölü, 34 yaralı… Katliam gibi kazada ölümden dönen Selda Tekman, o günü gözyaşları içinde anlattı. 22 yılını sendikal mücadeleye veren ve Türk Metal’in ilk kadın şube başkanı olan Tekman, “Sorumluluğumun farkındayım” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ankara’da 8 Mart Dünya Kadınlar günü çerçevesinde düzenlenecek 22’nci Kadın İşçiler Büyük Kurultayı’na katılmak üzere Bursalı emekçi kadınların doldurduğu 7 otobüs, 7 Mart 2017 günü Türk Metal Sendikası önünden yola çıktı. İnegöl’ün Mezit 7 mevkiine varıldığında otobüslerden biri virajı alamadı ve refüje devrildi. Korkunç kazada adeta can pazarı yaşandı. 6 kadın olay yerinde 1 kadın hastanede hayatını kaybetti. 34 kişi yaralandı.</p>

<p style="text-align:justify">Leyla Çiçek, Refika Barışsever, Özlem İnan, Fatma Hacıoğlu, Güleydan Sezer, Elvan Mutlu ve Leyla Yalçın’ın yaşamını yitirdiği kazada onlarla aynı otobüste bulunan ve faciada ölümden dönen bir isim de Türk Metal’in o dönemki Bursa Kadın Kolları Sorumlusu Selda Tekman’dı. Hayatında kazadan derin izler taşıyan Tekman, 22 yıllık sendikal mücadelesinin en unutulmaz gününde yaşadıklarını Bursa Görüş’e anlattı.</p>

<p style="text-align:justify">Acı günü gözleri dolu dolu aktaran Tekman ile ayrıca yeni görevi hakkında da konuştuk. 13 Nisan 2021 tarihinde yeni kurulan Bursa Şubesi başkanlığına atanan Selda Tekman, Türk Metal tarihinde şube başkanlığı koltuğuna oturan ilk kadın olarak sorumluluğunun farkında olduğunun da altını çizdi.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bize o kazayı anlatır mısınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa’dan 7 otobüs yola çıktık. Ki kaza da çok yakın mesafede meydana geldi. Benim için enteresan olan ise şu; o tarihte kadın kolları başkanı olduğum için her otobüsten arkadaşlar ‘illa bizimle gel’ diyerek ısrar ediyordu. Ben de ‘bu otobüse bineceğim’ dedim ve bindim öyle ki eşyalarım bile başka bir otobüste kaldı. Ben, bunu yaşamam gerekiyormuş düşüncesindeyim. Kaza anını ise son anına kadar yaşadım. Çünkü hiç kendimi kaybetmedim. Aracın refüje devrildiği anı ve otobüsün camının yüzümde patladığını çok net hatırlıyorum. En önde sağ tarafta oturuyordum. Sol kol ve bacağım paramparça oldu. Kolumdan kan fışkırdığı hatırlıyorum. Ön camdan çıktım ve refüje uzandım. Ölüm sessizliği ne demek orada hissettim. Otobüsten hiç ses çıkmıyordu. Arkada ne oldu diye bakmak için doğruldum. Otobüs şoförü ile karşı karşıya geldik. O da direksiyon ile koltuk arasına sıkışmış kendine gelince bağırmaya başladı. Ben bir yandan arkada ne oldu diye öğrenmeye çalışırken bir yandan da şoföre ‘Susar mısın? Benim halime bak. Ben bağırmıyorum. Bağırma’ dediğimi hatırlıyorum. Tabi bu çok kısa bir süre. Sonra yavaş yavaş sesler gelmeye başladı. Bu esnada beni görenler çığlık atıp gidiyor. Onlara ‘dua edin bana’ dediğimi hatırlıyorum. Yoldan geçenler yardım etmeye çalıştı. Bir tır şoförünün gömleğini çıkarıp koluma turnike uyguladığını hatırlıyorum. Sonra ambulans geldi. Hâlâ bilincim açıktı. Kimlik numaramı falan söyledim. Hemşirenin ‘merak etmeyin, en yakın hastaneye götüreceğiz’ gibi sözlerle beni teskin etmeye çalıştığını dahi hatırlıyorum. Hastaneye geldiğimizde dahi kendimdeydim. Kolum paramparça olmuş, kimse dokunamıyordu. Bu süreç boyunca hiç bayılmadım. Şok etkisi geçip acıyı hissetmeye başlayınca bayılmak için doktora yalvardığımı hatırlıyorum. ‘Aşırı kan kaybı nedeniyle bayıltamayız’ dediler. İmzamı aldılar. Midemi yıkadılar. İsmini söylemeyeyim hastanenin kolumu kesme kararı almışlar. Bizimkiler, engellemiş. Sonra işte sadece helikopterin sesini hatırlıyorum. Bursa Uludağ Üniversitesi’ne (BUÜ) getirilmişim. 19 saatten uzun bir süre ameliyatta kalmışım. 4 gün yoğun bakımda kalmışım. Sonra kalp-damar cerrahi bölümünde yaklaşık 3 ay yattım. Şuan sol kolumda güç yok.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kazayla ilgili soruşturma ne oldu. </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Dava görüldü. Şoför, hapis cezası aldı ama içeride yatmadı. O da soruşturma sürecinde büyük hatalar yaptı. Birilerinin yönlendirmesiyle ‘biri üzerime çay döktü’ gibi ifadeler kullandı. Kazanın bir anlık dikkatsizlikten meydana geldiğini düşünüyorum. Arkadaşlarım hastanede tesadüfen bir yaşlı adamla karşılaşıyorlar. Adam, ‘İnegöl’de kaza oldu ya orada bir kızın kolu koptu. O kazadan sonra ben kendime gelemedim’ gibi ifadeler kullanmış. Arkadaşlarım, ‘biz o kızı tanıyoruz. İsterseniz verin numaranızı ona iletelim’ demiş hatta ısrar da etmişler ama vermemiş numarasını ama cebinden para vermiş ‘bunu ona götürün belki ihtiyacı vardır’ demiş. İşte o tır şoförü ‘benim şoförüm o gün yoktu. Ben kullanıyordum. Otobüsün şoförü o kadar selektör yaptı ki beni sollarken devrildi’ demiş.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Siz daha sonra o tır şoförüne ulaşabildiniz mi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Normalde peşini bırakmam bana orada gömleğini çıkarıp turnike yapan adamı bulurum ama benim hastanede geçen süremin uzaması, sonra kendimle verdiğim mücadeleden fırsat olmadı. Sonra da ulaşamadım açıkçası. &nbsp;</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Hayatını kaybeden birebir kadınları tanıyor muydunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Hepsini tanıyordum. Çok kötü bir kazaydı. Benim tesellim vefat edenleri görmemiş olmamdı ve hastaneden çıkana kadar de bilmiyordum. Ki psikolojim kaldırmayabilirdi. Halen de o kazanın psikolojik tahribatını yaşayan arkadaşlarımız var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, kazanın boyutlarını ne zaman öğrendiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Hastanenin son gününde temizlik görevlisi ağzından kaçırdı. Bizimkiler araya girerek ‘haberi yok’ falan diye toparlamaya çalıştılar. Ama ben işkillendim. Sonra haberlere baktığımda gördüm. Gerçekten çok üzücüydü ve çok ağladım. Şuan anlatması bile zor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Siz de o kazada bir nevi ölümle yüzleştiniz. O anlarda zihninizdeki hâkim düşünce neydi?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Refüjde yerde yatarken ‘kesin öleceğimi’ düşünüyordum. Hastaneye yetişmem mümkün değil diye kendimi unutmuştum çünkü aşırı kan kaybım vardı. Hatta hastanede ‘kaybedebiliriz’ denilmiş ve birçok yere de ‘öldü’ diye haber gitmiş. O anlarda oğlum aklımdaydı hep o günlerde ortaokula gidiyordu. ‘Allah’ım çok erken, Salih daha çok küçük’ diye ölmemek için dua ettim.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Kaza sonrasında hem yaralılar hem de hayatını kaybedenler açısından Türk Metal’in üstüne düşeni yaptığını düşünüyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bunu teşkilatın içinde olduğum için söylemiyorum. Türk Metal farklı bir teşkilat ve vefası çok yüksektir. Örgütlü olmanın önemi ve ayrıcalığı bu kazada bir kez daha görüldü. Hayatını kaybeden arkadaşlarımızı geri getiremeyiz tabi ki ama sendika üzerine düşeni yaptı. Vefat eden arkadaşlarımızın çocukları üzerine birer ev alındı. Türk Metal, hem maddi hem de manevi varlığını her zaman hissettirdi. Ben bu teşkilatın içinde olduğum için mutlu ve gururluyum. Hayatını kaybeden arkadaşlarımız adına her yıl anma düzenleniyor ve mevlit okutuluyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bugün, Türkiye’nin en büyük örgütlü yapılarından biri olan Türk Metal’in ilk kadın şube başkanı olarak tarihe geçtiniz. Peki, o kazanın size bugünkü göreviniz açısından bir misyon yüklediğini düşünüyor musunuz? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Öyle bir eşikten döndüm ki benim için bu koltuk ve makamdan çok vebal önemli. Burada da hırslı bir kadın olduğum için değil yaptığı işi iyi yapan biri olarak oturuyorum. Sorumluluk hissiyatım zaten yüksekti ama o gün yaşanan acı kaza bu sorumluluk bilincimi daha da yükseltti. Tabi kadın olarak da ayrı bir misyonum olduğunu düşünüyorum. Çünkü arkamdan kadınları bu makamlara getirecek farklılığı ve başarıyı göstermem gerekiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Şube başkanı olma süreciniz nasıl gelişti? Sonrasında nasıl tepkiler aldınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İşin açığı Bursa’da bir şube başkanlığına kadın olacağını düşünmüyordum. Ama sekizinci bir şubeye ihtiyaç doğunca genel başkanımız, tercihini bir kadından yana kullandı. Ki kendisi de kadına değer ve önem veren bir genel başkan. Mesela her şubede birer kadın olma yolunda ilerliyor. Ki diğer sektörler gibi kadın yoğun olmamasına rağmen kadın kolları oluşturulması bu önemin bir yansımasıdır. Şuana kadar da çok iyi bir geri bildirim alıyorum. Hatta ben bu konunun kamuoyunda bu kadar geniş yankı bulacağını da sanmıyordum. Ama çok olumlu bir hava gelişti.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Başkanı olduğunuz şubenin sorumluluk sahasından bahseder misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Aptiv, Tekasa, TKG, Yeşilova Grubu, Erkurt Holding başta olmak üzere 10 fabrikanın sorumluluğu bizim şubemizde. Şubede yaklaşık 4 bin civarında üyemiz var. Bunun da yarısına yakını kadın. Kadın ağırlık bir şubeyiz diyebiliriz. Kadınlar artık her yerde. Fabrikalarda forklift kullanan kadınlar dahi var.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Peki, örgütlenme çalışmalarınız nasıl gidiyor?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Örgütlenme süreçlerimiz hızlı ilerliyor. Bursa sanayisi çok büyük… Örgütlenme açısından da hâlâ ciddi potansiyel var. Fakat henüz toplum olarak örgütlü olma kültüründen uzaktayız. Fransa’da sarı yelekliler eylem yaptı, buradaki Fransız vatandaşları o eyleme destek için çalışmadı. Bizde ise biri eylem yapıyor. Kimse bırakın desteği yanından bile geçmiyor adeta kaçıyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sendikal mücadele içindeki kişisel yolculuğunuzdan bahseder misiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Mudanya’daki Prysmian ve Yazaki eskiden sadece Siemens’ti. 1997’de ben oraya iş başı yaptım. Bir bölümde enerji, ötekisinde otomotiv kablosu üretiyordu. Otomotiv kablo bölümüne de kadın çalışan alacaktı. Ben de birkaç aylığına falan işe başladım. Orada Birleşik-Metal vardı. Otomotiv kablo olunca farklı bir iş kolu olarak örgütlenme çalışması oldu. Sonra Türk Metal orayı aldı. 1999 yılında ilk baş temsilci orada oldum. 2006 yılında da şubede mali sekreter olarak görev aldım. 2014 yılında da kadın kolları kuruldu ve ben Bursa sorumlusu oldum.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sendikaya üye olmak anayasal bir hak ve bugün hâlâ bu hakkın göz ardı edildiği ya da gasp edildiği örneklerle karşılaşıyoruz. Bu tartışma hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ülkemizde bunun tartışılıyor olması trajikomik. Düşünebiliyor musunuz, anayasa vatandaşa bir hak veriyor ama bir başkası bu hakkı gasp ediyor. Patronlar, işçiler sendikaya üye olunca kendilerinin zarar edeceğini falan sanıyorlar. Aslında tam tersi... Sendikaya üye olan firmalar kurumsallaşıyor. Firmalar Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’na (MESS) dâhil olduklarında gerçekten farklı avantajlar elde ediyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Metal sektörü için sözleşme dönemi geldi. Sendikanız taslağını açıkladı. Görüşmeler başladı. Siz açıklanan taslak hakkında ne düşünüyorsunuz? </b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bence çok makul bir taslak... Tamamlayıcı sağlık sigortasına eşin ve çocuğun dâhil edilmesi, yıllık iznin dışında 3 günlük geçerli nedene dayalı izin talebi gibi maddeler ve istenilen rakam da gayet makul bir rakam diye düşünüyorum. Ne olursa olsun en iyi sözleşmeyi yapacağımıza inanıyorum. Sıkıntılı ve zor bir süreç ama yine de güzel bir sözleşmeye imza atacağız.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210901_152525.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bitirirken…</b></p>

<p style="text-align:justify">Başkan Selda Tekman ile makamında görüştük. Özellikle kazada yaşadıklarını anlatırken gözlerinin dolu dolu olduğuna birebir şahit oldum. O duygu dolu anları bir fotoğraf veya video ile de aktarmak hatta kazadan fotolar kullanmak da mümkün olabilirdi. Ama hem kendisine hem temsil ettiği büyük camiaya en ufak bir zarar vermemek adına haberi bu şekilde yayınlamanın daha doğru olduğuna karar verdik.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/metal-kadinin-gozyaslari-h18.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 15:22:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/metal_kadinin_gozyaslari_h18_e21c5.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüz Sene Önce Karagöz&#039;ün Mezar Taşına Ne oldu?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yuz-sene-once-karagoz-un-mezar-tasina-ne-oldu-h17.html</link>
      <description><![CDATA[Araştırmacı Uğur Ozan Özen&#039;in kaleminden kentin önemli sembollerinden Karagöz&#039;e ilişkin kıymetli bir arşiv taraması...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><strong>Araştırma: Uğur Ozan Özen</strong></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Cumhuriyet döneminin en önemli Karagözcülerinden </span><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hayâli Küçük Ali, Karagöz’ün mezar taşıyla ilgili Enver Behnan Şapolyo’ya şunları söyler: </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><i>“</i>[…] <i>Bu taş Çekirge’ye giderken (Çivici) nin konağı denmekle maruf konağa varmadan sağdadır. Bu kitabeyi Yunanlılar 1921 tarihinde Bursa’yı işgal ettikleri zaman baltalarla kırıp harap etmek, vahşetini göstermişlerdir. Bu taşın parçalarını Hüdavendigâr Camii imamı Mehmet Efendi alarak, Lâmii camii imamı Mehmet Efendiye teslim etmiştir. Bu taşın 1933 de müzeye nakledildiği söyleniyor.”</i> </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><strong><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Enver-Behnan-Şapolyo-nun-Karagoz-un-Tarihi-kitabında-yer-alan-Karagoz-un-Mezarı.jpg" /></strong></p>

<p style="margin-bottom: 10pt; text-align: center;"><strong>Enver Behnan Şapolyo'nun Karagöz'ün Tarihi kitabında yer alan Karagöz'ün Mezarı</strong></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Selim Nüzhet Gerçek, <i>Türk Temaşası </i>adlı kitabında, Karagöz’ün mezar taşının fotoğrafını yayımladıktan sonra şöyle der: </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><i>“Eskidenberi Bursada halk arasında Karagözün mezarının Çekirgeye giden yol üstündeki mezaristanda olduğu rivayeti mevcüt imiş. Hayalî Mustafa Tevfik efendi isminde bir zat ve Bahri dergâhı Şeyhi bu rivayetten başka ellerinde hiçbir delil olmadığı halde 1310 tarihlerinde Karagöz namına bir taş dikmeye teşebbüs etmişler ve teşebbüslerinde de muvaffak olmuşlar. </i>[…]<i>”</i><sup> </sup>Bir sonraki sayfada ise, <i>“Yunanlılar ise kendilerine lâyık bir hatıra bırakmak için olacak bu taşı tahrip etmişler.” </i>der. Birçok kaynakta yer alan Karagöz’ün mezar taşını Yunanlılar’ın kırdığı sözü ilk kez <i>Yeni Mecmua Bursa Özel Sayısı</i>’nda yer almıştır: <i>“Çekirge’ye giderken Çivicinin Konağı adıyla bilinen konağa varmadan sağda Karagöz adına dikilmiş bir mezar taşı vardır. Bursa’nın istilasında Yunanlılar bu taşı kırmışlardır.” </i>İkinci kere Selim Nüzhet Gerçek’in, üçüncü kere Yakob’un, dördüncü kere ise Enver Behnan Şapolyo’nun kitaplarında dile getirilmştir.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Selim-Nuzhet-in-Gercek-Turk-Temaşası-kitabının-1942-tarihli-baskısındaki-Karagoz-un-mezar-taşı.jpg" /></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10pt; text-align: center;"><strong>Selim Nüzhet'in (Gerçek) Türk Temaşası kitabının 1942 tarihli baskısındaki Karagöz'ün mezar taşı.</strong></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Hacıvat-Karagoz-Şeyh-Kuşteri-nin-mezarlarının-gunumuzdeki-Hali.jpg" /></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10pt; text-align: center;"><strong>Hacıvat, Karagöz, Şeyh Küşteri'nin mezarlarının günümüzdeki Hali.</strong></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi başlıktaki konuya dönelim. Karagöz’ün mezar taşına ne oldu? </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Musa Ataş, 22 Ağustos 1932’de Karagöz’ün mezarını kendi ifadesiyle belki on beşinci kere ziyaret eder. Bir gün sonra, 23 Ağustos’ta, <i>Cumhuriyet </i>gazetesine Karagöz’ün mezar taşıyla ilgili haberi yazar. 24 Ağustos’ta gazetenin birinci ve dördüncü sayfada yayımlanır. Haberde önce Karagöz’ün mezarının bakımsız halini eleştirerek <i>“mezardan başka her şeye benziyen vaziyette bulunuyor”</i> der. Ardından <i>“Zavallı mezar, mezar değil sanki harabe…” </i>diyerek sözlerine devam eder. Mezarın halini tarif eder: <i>“Üzerine iki demir telle tutturulmuş bir teneke levha bugün için bir mezar taşı vaizfesi görüyor. Bu levha cephesine yazılan şeyler havanın tesiratile silinmiş… Yalnız, tenekenin arka tarafında godeyra lâstiklerine ait reklâm yazısı durup duruyor. Mezarı ziyaret eden ecnebiler kim bilir bu yazıya ne kadar gülüyorlar. Galibe muzibin biri Karagöz’ün mezarına bile herkes gülsün diye bu levhayı takmış…” </i></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><i><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Karagoz-un-Mezarı.jpg" /></i></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Musa Ataş, Karagöz’ün mezar taşının izini sürer: </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Karagöz’ün mezar taşını Çekirge türbedarlarından İsmail Efendi alıp evine götürmüş dediler. İsmail Efendi’yi Çekirge’de arayıp buldum. Fakat bu taşın, imam efendinin evinde bulunduğunu öğrendim. Beraberce Çekirge imamı Mehmet Efendinin evine gittik. İmam Efendi bizi bodrum katına kabul etti. Karagöz’ün taşını sordum. Bozuk bir şive ile (bu kadar lâzımdı da neden hükûmet bunu benden alıp muhafaza etmedi?) dedi ve evvelâ taşın bir parçasını getirdi. Baktım ki taş natamam… (Mabadi olacak hoca efendi) dedim. İmam efendi cevap verdi. (Kim bilir belki bizim köroğlu onu mutfağa koymuştur) diye tekrar içeri daldı ve bir parçasını daha bulup getirdi. Gene tamamlanmamıştı. Bir büyük parça daha getirdi. Fakat ufak bir kısmı gene eksikti. Hocaefendi artık bunu bulamadı. Arap harflerini pekâlâ bilmesi lâzım gelen bu zat taşın bir parçasını muttasıl ters bir vaziyete diğer taşla bitiştermeğe çabalıyordu. Zavallı mezar gibi zavallı taş ta imam efendinin evinde harap olmuş ve parçalanarak şuraya buraya atılmıştı. Hatta üç parça taşın her parçası bir türlü renk almış. Sarı, kurşunî, beyaz olmuş. Üstünü süpürmeden yazıyı bile okuyamadık.. Taşta hiç bir tarih yoktu. O halde Karagöz’ün ölümü tarihi tesbit edilememiş olduğuna göre onun muhayyel olduğunu iddia edenler doğru söylüyorlar demektir.” </span></i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Devamında mezar taşının üstündeki yazıları yayımlar.</span><i> </i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(<i>Cumhuriyet</i>, 24 Ağustos 1932)</span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Cumhuriyet-24-Ağustos-1932.jpg" /></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10pt; text-align: center;"><strong>Cumhuriyet, 24 Ağustos 1932</strong></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Musa Ataş konuyu araştırmaya devam eder. 25 Ağustos’ta yeni bilgiler ekleyerek kaleme aldığı haber, <i>Cumhuriyet </i>gazetesinin 28 Ağustos 1932 tarihli sayısında yayımlanır:&nbsp; </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Geçen gün; Karagöz’ün kırık mezar taşını Çekirge imamı Mehmet Efendinin evinde bulduğumuzu yazmıştım. Dün Çekige’deki Hüdavendigâr camii imamı Hafız Mehmet Ef. bana geldi, Çekirge’de kendisinden başka bir tane daha imam Hafız Mehmet Ef. olduğunu ve mezar taşının da onun evinde bulunmuş olduğunu söyliyerek isim iltibasına mahal kalmamak üzere bunun tavzihini rica etti. Bana mürecaat eden Hüdavendigâr camii Hafız Mehmet Ef. Karagöz’ün mezar taşını Yunan işgali esnasında tahripten kurtararak evine götürmüş; bilâhare taşı Çekirge’deki (Lâmi) tekkesine vermiştir. Fakat tekkeler lağvedilince bu taş her nasılsa Çekirge’nin Lâmi camii imamı Hafız Mehmet Ef. nin evine götürülmüş ve evvelce de bildirdiğim gibi taş berbat olmuştur.”</span></i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp; <i>&nbsp;&nbsp;</i></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yukarıdaki paragrafta şu ifadeye dikkat ettiniz mi: <i>“Hüdavendigâr camii Hafız Mehmet Ef. Karagöz’ün mezar taşını Yunan işgali esnasında tahripten kurtararak evine götürmüş” </i>Mezar taşı, Yunan işgali sırasında tahrip olmamış, taşınma sırasında kırıldığı söylenebilir. </span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Cumhuriyet </span></i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">gazetesinde 27 Ağustos tarihli gazetede imzasız bir yazı çıkar. Doktor Serdengeçtizade Edip Bey’in babası, eski kitabe meraklısı Yenişehir’li Serdengeçtizade Ali Bey, Birinci Dünya Savaşı’nın başında Karagöz’ün mezarındaki kitabeyi not etmiş, bu sırada Edip Bey de babasının yanındadır. Edip Bey’in babasından kalan bu notlar gazetede yayımlanır. Ayrıca Üsküdar’dan Lülecizade Müyesser Kadri Bey de kitabevinin kopyasını gazeteye gönderir. Gazetede iki kopyanın aynı olduğunu belirtilir. Gazetede yer alan kitabe, bu yazının başında Enver Behnan Şapolyo’nun kitabından aktardığım kitabevinin hemen hemen aynısıdır. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Selim Nüzhet Gerçek, Musa Ataş’ın yazısına atıf yaparak şunları söyler: <i>“</i>[…] <i>Cümhuriyet refikimizin gayyur Bursa muhbiri Musa Bey Karagöz namına dikilen kırık bir halde bir imamın evinde meydana çıkardı. Bin müşkülat ile parçaları bir araya getirerek üzerindeki gazeli neşretti. Bu vesile ile yazdığı yazıda: ‘Taşta hiç bir tarih yoktu. O halde Karagözün ölümü tarihi tesbit edilmemiş olduğuna göre onun muhayyel olduğunu söyleyenler doğru söylüyorlar demektir.’ diyor.”</i></span><i> </i><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(<i>Milliyet,</i> 30 Ağustos 1932)</span><i>&nbsp;&nbsp; </i>&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><b><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">KAYNAKÇA</span></b></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="tab-stops:35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt 212.4pt 247.8pt 283.2pt 318.6pt 360.75pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ataş, Musa, “Karagöz’ün Mezarı, Metruk Mezarın Taşı Çekirge İmamının Mutfağında Bulundu", <i>Cumhuriyet, </i>24 Ağustos 1932.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="tab-stops:35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt 212.4pt 247.8pt 283.2pt 318.6pt 360.75pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ataş, Musa, “Karagöz Münakaşası, Karagöz’ün Mezar Taşı”, <i>Cumhuriyet, </i>28 Ağustos 1932.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="tab-stops:35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt 212.4pt 247.8pt 283.2pt 318.6pt 360.75pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ataş, Musa, “Karagöz Münakaşası”, <i>Cumhuriyet,</i> 14 Eylül 1932.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="tab-stops:35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt 212.4pt 247.8pt 283.2pt 318.6pt 360.75pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ataş, Musa, “Karagöz’ün Mezarı, Mezarın İmarı Mes’elesi Yeniden Canlandı”, <i>Cumhuriyet</i>, 5 Teşrinisani 1932.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="tab-stops:35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt 212.4pt 247.8pt 283.2pt 318.6pt 360.75pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ataş, Musa, “Mezar Yaptıracaklara Bursa’dan Yeni Bir Cevap”, <i>Cumhuriyet,</i> 22 Şubat 1933.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gerçek, Selim Nüzhet, “Hangi Yanlışı Düzetelim”, <i>Milliyet</i>, 30 Ağustos 1932.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gerçek, Selim Nüzhet, “Karagöz Bahsi Anlayana Sivrisinek Saz”, <i>Milliyet</i>, 5 Kânunuevvel 1932.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gerçek, Selim Nüzhet, <i>Türk Temaşası (Meddah, Karagöz, Ortaoyunu),</i> İstanbul: Matbaai Ebüzziya, 1930. Aynı kitabın ikinci baskısı için bkz. Kanaat Kitabevi: İstanbul, 1942, üçüncü baskısı için <i>Türk Temaşası Meddah, Karagöz, Orta Oyunu ve Temaşa Sanatı Üzerine Toplu Yazılar</i>, (Yayına Hazırlayan Oğuzhan Murat Öztürk), Ötüken Yayınları: İstanbul, 2021.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gerçek, Selim Nüzhet, “Tarihte Bursa”, <i>İstanbul, Şehirler ve Mimari,</i> (<i>Yedigün Mecmuası</i>, Cilt: XVIII, Nu. 444, 8 Eylül 1941, s. 10-11), Büyüyen Ay Yayınları: İstanbul, 2018, s. 191-198. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şapolyo, Enver Behnan, “Karagöz Vardır ve Yaşamıştır”, <i>Akşam</i>, 20 Ağustos 1932.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şapolyo, Enver Behnan, “Hacivat, Eski Kumandan Hacı İvaz Paşa mıdı?”, <i>Akşam</i>, 4 Kanunuevvel 1932.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şapolyo, Enver Behnan, <i>Karagözün Tarihi</i>, İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1946.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Şapolyo, Enver Behnan, “Türk Temaşa Sanatında Karagöz ve Hacivat”, <i>Hayâlden Gerçeğe Karagöz</i>, (Hazırlayan Ünver Oral), İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2014, s. 195-199.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><i>Türklerde Karagöz, </i>Yakob’un “Gölge Tiyatrosu Tarihi” kitabında Türklere ait kısmı, (Çeviren Orhan Şaik Gökyay), İstanbul: Bürhaneddin Matbaası,1938.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Şeyh Küşteri ve Karagöz”, <i>Yeni Mecmua Bursa Özel Sayısı</i>, 1 Mayıs 1339/1923, Sayı: 75-9,<i> </i>(Hazırlayan Uygar Umut), 2013, s. 97-101.</span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yuz-sene-once-karagoz-un-mezar-tasina-ne-oldu-h17.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 15:14:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/yuz_sene_once_karagoz_un_mezar_tasina_ne_oldu_h17_22867.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Teknoloji İçin Savaş Gençler]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/milli-teknoloji-icin-savas-gencler-h16.html</link>
      <description><![CDATA[TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali’nin ‘Savaşan İnsansız Hava Araçları (İHA) Yarışması’, 5-9 tarihlerinde Yunuseli Havaalanı’nda düzenlendi. Milli teknoloji hamlesi vizyonuyla organize edilen yarışmalara BTÜ’nün ‘Öztürk Takımı’ damga vurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: Bursa Görüş</strong></p>

<p style="text-align:justify">BAYKAR yürütücülüğünde düzenlenen TEKNOFEST Savaşan İHA yarışmaları sabit kanat ve döner kanat üzere 2 kategoride gerçekleştirildi. Yarışmalara başvuran 391 takımdan 41’i finale kaldı. Final müsabakaları da oldukça çekişmeli geçti. Döner kanat kategorisinde finale kalan ekipler arasında yer alan Bursa Teknik Ünversitesi’nin (BTÜ) ‘Öztürk Takımı’ yarışmada şampiyon oldu. Öztürk Takımı, ödülünü 21-26 Eylül 2021 tarihlerinde Atatürk Havalimanında düzenlenecek TEKNOFEST’te alacak.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/MANŞETE-EK-FOTO.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>ÖZTÜRK TAKIMI</b></p>

<p style="text-align:justify">Öztürk Takımı kaptanı Yasin Çelik, 21 yaşında ve BTÜ’de Elektrik Elektronik Mühendisliği (EEM) bölümünde 4’üncü sınıf öğrencisi. Abdullah Çakıroğlu, 24 yaşında ve EEM’de doktora yapıyor. Furkan Işıkay, 21 yaşında ve Mekatronik Mühendisliği bölümü 2’nci sınıf öğrencisi. Mehmet Kürşat Terzi, 23 yaşında, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği 4’üncü sınıf öğrencisi. 26 yaşındaki Eren Kaytancılar, 23 yaşındaki Eray Karataş ve 22 yaşındaki Cemal Şimşek de EEM 4’üncü sınıf öğrencisi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BÜYÜK BİR AR-GE PROJESİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Öztürk Takım Kaptanı Yasin Çelik, “TEKNOFEST büyük bir Ar-Ge projesi. Çünkü bu yarışmalara 400’den fazla takım başvuruyor. Her bir takıma 7 kişi desek nereden baksanız 2 bin 800 kişi, drone teknolojisi ile uğraşıyor. Yeni fikirler, çözümler, haberleşme teknikleri, yazılımlar, mekanik teknikler burada hem BAYKAR hem de T3 Vakfı öncülüğünde ortaya çıkarılıyor. Bu çok önemli çünkü hem 5 milyon liralık bir yatırım alıyor hem de 40 ekibe bu teknoloji aşılanıyor. Burada sabit kanat da döner kanat da geliştiren ekipler var. ve bunların hepsi birer AKINCI prototipi. Hepsi birer STM Kargo prototipi. İmkân tanındığında daha iyilerini yapabilecek ekipler oluşturuluyor.&nbsp; TEKNOFEST’e evsahipliği yapmak bizi çok heyecanlandırdı. Bursa bunu hak eden bir şehir. Mühendislerin daha öğrencilik aşamasında bu teknolojiyle tanışması ve uğraşması sanayideki sorunların çözümlerine de ön ayak oluyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BTÜ FARKI</b></p>

<p style="text-align:justify">Çelik, “Birinci sınıftayken TEKNOFEST ile başladı drone teknolojilerine ilgim. Benim en büyük hayalim ülkemizin askeri havacılıkta yakaladığı başarıyı sivil havacılığa da getirebilmek. Çünkü şuan maalesef ki ülkemizde daha çok Çin menşeili drone’lar kullanılıyor. Ve bu alanda bir pazar konumundayız. Hatta bu hayalimi standımızı ziyaret eden Selçuk Bayraktar’a da ilettim. Görüşmemiz gayet güzel geçti. Kendimizden bahsetme fırsatı yakaladık. Maalesef ki ülkemizde girişimcilik ekosistemi çok büyük değil. Fakat yavaş yavaş yükseldiğini de görüyoruz. Girişimcilik ekosistemini büyütmemiz gerekiyor ki bizler birer mezun olduğumuzda işveren olarak devletin yükünü hafifletebilelim. Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) uyguladığı Sektörel Eğitim Programı (SEP) ile hem mühendislik bilgileri veriyor hem de üniversite içinde girişimcilik eğitimleri sürekli devam ediyor. Her üniversite bu yarışmalara katılabilir ama her üniversite bunu domine edemez. Biz, BTÜ olarak son 3-4 yıldır ‘Savaşan İHA’ da dâhil olmak üzere bütün yarışmaları domine ediyoruz. BTÜ katıldığı yarışmaların hepsinde birincilik adayıdır. 6 aydır atölye ve laboratuvarlarımızda aralıksız çalışıyoruz ve problemlerimiz rektörlük ve üniversite yönetimi tarafından anında çözüme kavuşturuluyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><b>DOSTÇA REKABET</b></p>

<p style="text-align:justify">Çelik açıklamalarımı şu şekilde sürdürdü: “Takım olarak da yarışmalarda iddialıydık ve şampiyon olduk. Döner kanat kategorisinde 230 takımın başvurduğu 20’sinin finale kaldığı elemelerden geçen ilk takımız. Kritik Tasarım Raporu’nu (KTR) 100 puanla tamamlayıp TEKNOFEST’in en yüksek puanını alan takımız. KTR, finale kalmadan önceki son rapor. Değerlendirmeyi T3 Vakfı ve BAYKAR mühendisleri yapıyor. Biz orada 100 tam puan alarak hem şehrimizi hem de üniversitemizi temsil ettik.&nbsp; TEKNOFEST’in en güzel özelliklerinden biri de burada oluşan sinerjinin dostça bir rekabet şeklinde ilerlemesi ve ortak çözüm için uğraşılması.”</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-09-08-at-11.40.04.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>ŞİRKET KURULDU: MAYFLY</b></p>

<p style="text-align:justify">Yasin Çelik, Öztürk Takımı’ndan 3 arkadaş kurdukları şirket ve aldıkları patent hakkında da bilgi verdi: “Bursa Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nde (Bursatto) üç arkadaş, ‘Girişim 2020’ programında aldığımız girişimcilik eğitimi sonrası ‘MAYFLY Havacılık ve Ar-Ge adını verdiğimiz şirketi kurduk. KOSGEB desteği aldık. Sivil havacılık insansız hava aracı üzerine ‘çekim drone’larında geniş görüş açısı problemini çözmek üzere bir tasarım geliştirdik ve patentini aldık. Bunun PID kontörlünü ve yazılımı tamamıyla yerli olarak üretiyoruz. Bu ürünü seri üretime geçirmeye hazırlanıyoruz. Aynı zamanda ortaokul, lise ve üniversite seviyesindeki öğrencilere temel drone eğitimleri veriyoruz. Ve bu eğitimleri Türkiye’de ilk veren şirket biziz. Asıl iş fikrimiz kişiye özel drone sistemleri geliştirmek. Probleme özgü drone sistemi yani yazılım alt yapımız esnek olduğu için isterseniz bu aracı orman yangınlarını söndürme sistemine entegre edebilirsiniz ya da isterseniz kargo aracı olarak da kullanabilirsiniz. Biz aslında mekaniğinden daha çok drone yazılım üreticisiyiz. Mekanik üzerine aldığımız bir tasarım tescilimiz de var. Bu da dünyanın en geniş görüş açılı kamera drone tescili. Burada en düşük maliyetle pil süresini kısaltmadan geniş görüş açısı sağlıyoruz. Profesyonel çekim yapan drone kullanıcıları için en büyük problemlerden biri iniş takımı ve pervanelerin kamera görüş açısında yer almasıdır. Biz tasarımda yaptığımız değişiklikleri yazılım parametrelerine uydurarak bu problemi ortadan kaldırdık. 2023 yılının sonuna kadar yüzde 100 yerli insansız hava aracını ortaya çıkarabilmeyi hedefliyoruz. Demirci Mahallesi’nde bir atölyemiz ve BURSATTO içinde bir ofisimiz var.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>YARIŞMA MOTİVASYONU</b></p>

<p style="text-align:justify">Öztürk Takımı’na danışmanlık yapan BTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Gökay Bayrak, şu açıklamalarda bulundu: “Öztürk Takımı’nın 3 yıldır danışmanlığını yapıyorum. Son 3 yıldır TEKNOFEST finallerine katılıyoruz. Arkadaşları girişimcilik için de teşvik ettik, şirket kurdular ve 176 derece görüş açısına sahip Camgöz adlı drone’larına patent aldılar. Bu yarışmalar da onları teşvik ediyor ve canlı tutuyor. Onların yanı sıra bölümümüzdeki yeni gelen öğrenciler içinde bir motivasyon oluyor. TEKNOFEST’e bu yıl ev sahibi olmak bizi son derece mutlu etti. Ki Bursa’nın da bu organizasyon için imkânları yeterli. Özellikle Yunuseli Havaalanı bu konuda önemli bir fırsat.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>BTÜ’NÜN ETKİSİ</b></p>

<p style="text-align:justify">“BTÜ Elektrik Elektronik Bölümü olarak öğrencilere projeler veriyoruz. Her dersin teorinin dışında bir laboratuvarı var. Yeni kurulmuş olmamıza rağmen altyapısı bu kadar fazla olan ender bölümlerden biriyiz. Dolayısıyla gençler bu motivasyonu üniversitede alıyorlar. Aynı zamanda İşletmede Mesleki Eğitim Programı (İMEP) ile öğrenciler 4’üncü sınıfın birinci dönemini tamamen sanayide geçiriyorlar. İkinci dönemde de yine sanayi odaklı bir bitirme tezi veriyoruz. Öğrencileri, mezun olduklarında sahada karşılığı olan sorun çözebilecek mühendisler olarak yetiştirmeye gayret ediyoruz. Bölüm olarak üçüncü mezunlarımızı verdik. Ve onların sanayide bir iz bıraktığına ve farkını ortaya koyduğunu görüyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-09-08-at-11.39.26-4.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>TEKNOLOJİ ÜRETEN GENÇLER</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Rektörü Prof. Dr. Arif Karademir, TEKNOFEST hakkında değerlendirme yaptı: “TEKNOFEST, yerli ve milli teknoloji hamlesinin en kritik ayağı olan gençleri, teknoloji üreten nitelikli beşeri kaynağa dönüştürme projesidir. Çoğunluğu ile övündüğümüz gençlerimizi, düşünen, tasarlayan, planlayan, somut çözüm odaklı ürünler ortaya çıkartan ve eserleri ile sayısız takımla yarıştıran bir organizasyondur. Gençleri teknoloji okur-yazarlığının ötesinde, teknoloji tasarlayıp üreten bireyler seviyesine çıkarmayı hedefleyen bir festivaldir. Aslında gençlerle de sınırlı olmayıp, bu kıvılcımı tüm topluma yaymayı hedefleyen bir projedir.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>UÇAN ARAÇ YARIŞLARI YUNUSELİ’NDE</b></p>

<p style="text-align:justify">BTÜ’nün ilk yıldan beri TEKNOFEST’te paydaş ve aktif katılımcı olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Arif Karademir, “Bu sene 4. organizasyonu yapılan TEKNOFEST’te 35 farklı alanda sayısız takım yarışıyor. Şu anda katılımcı sayısı itibari ile dünyada en fazla yarışmacı takımı ve izleyiciyi çeken birinci teknoloji temalı festival. Bilindiği gibi ilk 2 yıl İstanbul’da yapılan program 2020 yılında Gaziantep’te yapıldı. Artık bir sene İstanbul, bir sene Anadolu’da yapılmasına karar verildi. TEKNOFEST’te Roket ve Uydu yarışları Tuz Gölünde, Elektrikli Araç yarışları İzmit TÜBİTAK Pistinde, Otonom Taksi yarışları İzmit Bilişim Vadisinde ve artık Uçan Araçlar Yarışları da Bursa’da Yunuseli Havaalanında yapılacak. Yüksek teknoloji gerektiren uçan araç yarışları, yani drone, sabit kanat, döner kanat, İHA, SİHA ve TİHA sınıfı araç yarışlarının Bursa’da yapılacak olması gerçekten Bursa’mız için önemli bir kazanç. Programın açılışında Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcımız Sayın Mehmet Fatih Kacır Beyinde ifade ettiği gibi bu konuda yarışmalara yoğun katılım yapan üniversitemizin sevgili gençlerine ve danışman hocalarımıza çok teşekkür ediyoruz” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ELEKTRİKLİ ARAÇ</b></p>

<p style="text-align:justify">Rektör Prof. Dr. Arif Karademir, “BTÜ 6 bin öğrencisi olan henüz 10 yaşında genç bir üniversite olarak 100 takımla başvuru yaptı ve 52 finalist takım yoğun mücadele veriyor. Geçen hafta 4-5 Eylülde İzmit Yarış pistinde 3 tane elektrikli araçla gençlerimiz çok güzel yarıştı. Finale kalan toplam 68 elektrikli araçtan sadece 24 tanesi pistlere çıkacak teknik testleri geçebildi ve bunların içerisinde 2 tane de BTÜ aracı ‘Sancar’ ve ‘C-Arf’ yer aldı” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’YA TEŞEKKÜR</b></p>

<p style="text-align:justify">Rektör Karademir, açıklamasına şu ifadelerle devam etti: “Yunuseli’nde düzenlenen yarışta ‘Öztürk’ takımımız kıyasıya bir mücadeleyle şampiyon oldu. Bunun yanı sıra 6 tane daha uçan aracımız yarıştı. BTÜ genç olmasına rağmen, kıymetli danışman akademisyenleri, sevgili öğrencileri ile yarışlara inanarak ve severek katılım sağlıyor. Elbette hem üst yönetim, hem çok kıymetli, vefakâr idari personelimiz hem de çok değerli paydaşlarımızın destekleri ile bunlar gerçekleşiyor. Her geçen gün çok kıymetli sanayicilerimizin destekleri artarak devam etmektedir ve bundan son derece memnunuz. Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, Yıldırım ve Osmangazi Belediyemiz, Bursa Ticaret ve Sanayi Odamız başta olmak üzere maddi, ayni ve manevi destek veren tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz.”</p>

<p style="text-align:justify"><b>YA TEKNOLOJİ YA ÖLÜM</b></p>

<p style="text-align:justify">Karademir, “TEKNOFEST yarışmalarına şartları uyan tüm vatandaşlarımızın mümkünse eş, dost ve ailece katılım yapmasını öneriyorum. Zira bu program gerçekten toplumda teknoloji ateşini yakmayı hedeflediği için kıvılcımın kimden başlayacağı belli olmaz. Ailemizin küçük afacan oğlanı ya da bücür kızı belki de TEKNOFEST ziyaretinde kalbine, kim bilir, bir aşk düşecek ve yakında ülkemizin gurur duyacağı teknoloji guruları olacaktır. TEKNOFEST, geleceğimizi inşa edecek sevgili öğrencilerimize özgüven kazandırma, “bende yapabilirim, daha iyisini yaparım” diyecek bir bilgi ve cesaret verme projesidir. O nedenle Osmanlının beşiği ve modern Türkiye’nin en dinamik sanayi kenti Bursa bu konuda eminim üzerine düşeni yapacaktır. Ya teknolojiyi üreteceğiz, ya da üretenlerin resmen kölesi olacağız. “Ya teknoloji ya ölüm” gibi bir durumla karşı karşıyayız sanki” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/milli-teknoloji-icin-savas-gencler-h16.html</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 15:10:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/milli_teknoloji_icin_savas_gencler_h16_0a5ac.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolunu kes, kasaba minnet etme]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kolunu-kes-kasaba-minnet-etme-h6.html</link>
      <description><![CDATA[Bursa&#039;nın Yunan işgali altında olduğu günlerde çarpıcı bir hayat hikayesi: Matbaacı ve gazeteci Ahmet Refik Kutlay...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><strong>Araştırma: Uğur Ozan Özen</strong></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">“Kolunu kes, kasaba minnet etme.” </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Kutlay’ın dilinden düşürmediği bu söz, hayatının özeti gibidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey 1870 yılında, Bulgaristan’ın güney batısındaki Samokop’da (Samako-Samaku) doğar. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Seyide’dir. Kâmil adında bilinen bir kardeşi vardır. Hem babasının, hem de annesinin ailesi 93 Harbi’nden sonra (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) Bulgaristan’dan Bursa’ya göç etmiştir. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey’in eşi Safiye Hanım, 1882 yılında Bursa’da doğar. Onun da ailesi 93 Harbi’nden sonra Bulgaristan’dan göç etmiştir. Ailesi Filibe/Bala Çiftliği (Bani-Bana-Banya) sahibidir. Safiye Hanım’ın anne tarafından dedesinin adı (Hacı) Hamid, anneannesinin adı (Hacı) Şükriye, babasının adı Ahmet, annesinin adı ise Ayşe’dir. Ailenin ilginç bir hikâyesi vardır. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Hacı Hamid ve Hacı Şükriye’nin iki kızı olur, Şevkiye Hanım ve Ayşe Hanım. Ayşe Hanım Ahmet Bey ile evlenir. Üç kızı, biri erkek olmak üzere dört çocuğu olur. Bulgaristan’da doğmuş, adı artık unutulan bir kız, Hafız Mehmet Bey, Rukiye Hanım, Safiye Hanım’dır. Aile önce Bulgaristan’dan Anadolu’ya, sonrasında develerle Arabistan’a gider. Ahmet Bey gidiş yolculuğunda devenin üzerinde Arap eşkıyalarla çatışır. Aile Medine’ye yerleşir ve kısa bir süre Medine’de yaşar. Bu sırada bir Arap genci, adı artık unutulan, kızla evlenmek ister. Kızı ağlaya sızlaya gelin ederler. Aile Arabistan sıcağında duramayınca Bursa’ya göç eder. Kız kardeşlerden Rukiye Hanım yirmili yaşlarında Bursa’da ovadaki Çukurca Köyü’ne gelin olarak gider. Arabistan’da gelin olarak bırakılan kızın torunu 1950’li yıllarda Bursa Maksem’deki evde aileyi ziyarete gelir fakat daha sonra irtibatları kesilir.&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey ve Safiye Hanım’ın ailelerinin Bursa’ya ne zaman geldikleri ve hangi işle geçimlerini sağladıklarıyla ilgili maalesef elde bilgi yoktur. Eldeki tek bilgi Ahmet Refik Bey ve ailesinin Maksem’deki eski Bursa evinde uzun yıllar boyunca ikamet ettiğidir. Ailedeki mevcut bilgiye göre burası Safiye Hanım’ın ailesinin Bursa’ya gelerek yerleştikleri evdir. Safiye Hanım bu evde doğmuştur.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:"><img alt="Ahmet Refik Kutlay 1908 yılındaki portresi" class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Ahmet-Refik-Kutlay-1908-yılındaki-portresi.jpg" /></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 5pt; text-align: center;"><strong>Ahmet Refik Kutlay 1908 yılındaki portresi</strong></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey ve Safiye Hanım’ın oğlu Behçet Bey 1319’da (1903), kızı Nazmiye Hanım ise 1911’de doğar. Ahmet Refik Bey 1908 yılında kurulan Muin-i Hilal Matbaası’nın ortakları arasındadır. Matbaa dışında başka bir işle geçimini sağladığı konusunda elde bilgi yoktur. 1908 yılından önce Bursa’da üç matbaa mevcuttur. Valiliğe bağlı Vilayet Matbaası, Ferâizcizâde Mehmet Şâkir Bey’in sahibi olduğu Ferâizcizâde Matbaası ve Murat Emri’nin sahibi olduğu Emri Matbaası. 38 yaşına kadar bu matbaaların birinde çalışmış olabilir. Ailenin sahip olduğu bilgiye göre Vilayet Matbaası Müdürlüğü yapmıştır. Aile içinde matbaacılık ve gazetecilik dışında başka bir işle geçimini sağladığıyla ilgili bilgi mevcut değildir. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey’in sağ gözü yoktur. Maksem’deki evde takma porselen gözler vardır. Gözünü nasıl kaybettiği bilinmemektedir. Sağ el serçe parmağına tek taş elmas yüzük takar. Ayrıca müziği çok sever. Kızına özel cümbüş dersi aldırmış. Evde akşamları kızının cümbüş çalmasını ve dinlemeyi çok severmiş. O kadar ki <i>“Öldüğümde beni bando ile mezarlığa götürün”</i> dermiş. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Ahmet-Refik-Kutlay-1921-yılında-Selanik-Yeni-Hapishanede.jpg" /></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 5pt; text-align: center;"><strong>Ahmet Refik Kutlay, 1921 yılında Selanik Yeni Hapishanede</strong></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Mümtaz Şükrü Eğilmez’in anlattığına göre, Bursalı elli yedi yaşında matbaacı Hacı Mehmet oğlu Refik ve sekiz kişi kalır (İstinaf Ceza Mahkemesi Başkanı elli beş yaşlarında Süleyman Vehbi, Bursa İstinaf Mahkemesi üyelerinden otuz yaşında Selânikli Hakkı oğlu Edib, Göçmen İşleri Müdürlüğü memurlarından İstanbul’lu kırk yaşında Mustafa oğlu İlhami, emekli Teğmen otuz beş yaşında Bursalı İsmail Hakkı, otelci Bursalı elli yedi yaşında Mustafa oğlu Hancı Sadık, Eczacı Bursalı otuz yedi yaşında Mehmet Şükrü, Bursa Belediye Kimyageri Afyonkarahisarlı kırk yaşlarında Mustafa Hakkı, Bursa’da oturmakta olan İstanbullu yirmi altı yaşında bulunan Mümtaz Şükrü Efendiler) <i>“4 Ocak 1921’de 14/2 numara, 100 ve 104 Askerî Ceza Kanunu hükümleri” </i>gereği “hıyanet ve casusluk” ile suçlanır. Tavukpazarı Medresesi’nin iki odasında (Bir odada, İstinaf Reisi Süleyman Vehbi, Sadık Bey, Edip Bey ve Mümtaz Şükrü, diğerinde Mustafa Hakkı, Refik [Ahmet Refik Bey], Mehmet Şükrü, İlhami Hakkı Beyler kalır, s. 75. Aynı sayfada gece yaşananlar da anlatılır). 1920 yılının “<i>ekim-kasım-aralık başlarında toplumun çıkarlarını göz önüne almayarak, Bursa’da gizlice birleşerek Yunan Ordusunun harekâtını şifre ve diğer aracılarla düşmana bildirmek ve aynı zamanda geride bulunan ordunun güvenliğini tehlikeye sokmakla suçlu bulunduklarından Yunan Askerî Ceza Kanununun 50, 257, 123, 124, 109, 57’nci maddeleri gereğince cezalandırılmaları istenir.” </i>Eğilmez’in belirttiğine göre Yunan kanunlarında bu maddelerin sonucu idamdır. Kurşuna dizilecekleri söylenir. Haber kısa sürede Bursa’da yayılır. Avukatları Kemal Ziya Bey, umut verici sözler ile teselli etmeye çalışır. 20 Ocak 1921 Perşembe günü, Yunan askerleri dokuz kişiyi sabahın alacakaranlığında medreseden çıkarıp ikişerli sıra halinde Ulu Cami’nin yakınındaki Polis Müdürlüğü’ne (Esediye Medresesi sonradan Zevk ve İstanbul Sineması oldu) götürürler. Polis Müdürlüğü’nü önünde geldiklerinde silah çatmış bir kıta askeri görürler. Eğilmez şöyle der: <i>“Bu birliği görünce yanımda bulunan Refik Bey’in dizleri çözüldü, yürüyemez oldu. Koltuğundan sürükleyerek şehir içinde kurşuna dizilemeyeceğimizi, metin olmasını söyledik. Kendisine, milliyet hislerini ve gururunu okşayıcı, metanet verici sözler fısıldadım.” </i>Polis Müdürlüğü’nden Setbaşı Karakolu’nun önüne gelirler. Yavaş yavaş şehir uyanır. Yarım saat sonra Hapishane’nin önüne gelirler (Günümüzde burada Bursa Kent Müzesi’nin ek binası vardır)&nbsp; . Öğleye doğru yeniden medreseye dönerler. Ertesi gün, 21 Ocak Cuma günü Ticaret Odası’nda harp divanı kurulur. Medreseden buraya getirilip, muhasebe odasına konulurlar. Mahkeme heyeti gelince suçlular bölümüne alınırlar. Haklarında daha önce verilmiş yazılı ifadeler, mahkeme heyetinin karşısında sözlü olarak alınır. Mahkeme 22 Ocak Pazar günü gecesi saat on buçuğa kadar sürer. Altı kişi ayrılır; Sadık, Şükrü, Refik, İsmail Hakkı, Edip ve İlhami Beylere önce idam cezası verilir. Sonrasında kürek cezasına çevrilir. Mümtaz Şükrü Eğilmez’in de içinde olduğu üç kişiye ceza verilmez, serbest kalırlar.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <i>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</i>&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey tutuklanınca, oğlu Behçet Bey, annesi Safiye Hanım ile birlikte bir süre matbaayı çalıştırmaya devam eder. Ahmet Refik Bey Atina’ya sürgün edilir. Oradan da Selânik Yeni Hapishane’ye gönderilir. Selânik’ten ailesine birçok fotoğraf gönderir. Bu fotoğrafların ekseriyetinde hep ortada ve merkezde bulunması Ahmet Refik Bey’e hem yaşı hem de yayımcı kimliği itibarıyla saygı gösterildiği izlenimini uyandırmaktadır. Sürgün edilen tek matbaacı ve gazetecidir. Bu gerçek onun Yunan İşgal Kuvvetleri tarafından ne kadar dikkatle izlendiğinin ve işgal atmosferi içinde bir yayımcı olarak faaliyetlerinden korkulduğunun göstergesidir. Sürgün hayatı devam ederken bir gün Hapishanenin avlusuna darağaçları kurulur. Mahkûmları koğuşlardan çıkarıp darağaçlarının önüne getirirler. Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) imzalanıp, esir değişimi yapılmasına karar verildiği haberi hapishaneye gelince, mahkûmlar tekrar koğuşlarına götürülür. Darağaçlarının kurulduğu akşamüstünden ertesi günün sabahına kadar Ahmet Refik Bey’in sıkıntıdan saçları beyazlar. Kızı Nazmiye (Kutlay) Becerir’in anılarına göre, şehirde sokak aydınlatması bulunmadığı için işgal günlerinde akşamları devriye gezen Yunan askerleri her evin kapısının yanında kandil asılarak yakılmasını zorunlu tutmuşlardır. Her akşam evin önündeki kandili yakmak Nazmiye Hanım’ın göreviymiş.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">1922 yılında Bursa’ya döner. Yeniden Mümtaz Şükrü Bey ile <i>Ertuğrul</i> gazetesini yayımlamaya başlar. Gazete 1926 yılına kadar devam eder. Ahmet Refik Bey, CHP’nin Bursa teşkilatının örgütlenmesine öncülük eder. Vefatına kadar Bursa Kaza Başkanlığı yapar. Kurtuluş’tan sonra istiklâl madalyasını kabul etmez. Çevresindekilere <i>“Biz o işleri madalya almak için yapmadık”</i> der. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Ahmet Refik Bey, 1934 yılında Kutlay soyadını alır, aynı zamanda Umumi Vilayet Meclisi’ne seçilir. Dağcılık Kulübü (gazetede Dağ Kulübü denir) üyeleriyle, 22 Nisan 1935’te, Uludağ’da bir gece kalır. Basınç farkı sağlığını olumsuz etkiler. Rahatsızlığı giderek artar ve oğlunun nikâhından bir ay sonra, 16 Temmuz 1935’te vefat eder. Pınarbaşı Mezarlığı’nda toprağa verilir. Vefatından sonra eşi ve kızı, kitaplarını muhtemelen Ulu Cami’nin yakınındaki Sahaflar Çarşısı’ndaki bir sahafa satar. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Son söz; Ahmet Refik Bey’in adı birçok araştırmada geçmesine rağmen, hâlâ bilinmeyen birçok mevzu vardır. Çocukluğu, gençliği, matbaacılığa nasıl başladığı, <i>Ertuğrul </i>gazetesi, Milli Mücadele döneminde yaşadıkları, Atina’ya sürgün edilmesi, Selânik Yeni Hapishane’de geçirdiği yıllar, Bursa’ya dönüşte yaşadıklarıyla ilgili ne yazmış, ne de birilerine detaylı anlatmıştır. 1920’li ve 1930’lu yıllardaki toz duman arasında unutulmuş kıymetlerden biridir. Elde mevcut bulunan fotoğraflardan, gazete haberlerinden, kızı Nazmiye (Kutlay) Becerir ve torunu Refik Becerir tarafından günümüze miras bırakılan az sayıdaki sözlü hatıradan anlaşıldığı kadarıyla Ahmet Refik Kutlay, yaşadığı dönem içinde, yüzyılın başından 1935 yılındaki vefatına kadar Bursa’da mesleği itibarıyla tanınan, bilinen, sayılan ve o günlerin şartları altında vatanın kurtuluşu, bağımsızlığı ve cumhuriyet için üstüne sorumluluk alıp bunları da layıkıyla yerine getirerek hayatını tamamlamış bir Bursa aydınıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:"><b>KAYNAKÇA </b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:5.0pt; text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span style="text-autospace:none"><span arial="" style="font-family:">Abdülkadir Kadri Bey, <i>Bursa Tarihi Kılavuzu,</i><b> </b>(Hazırlayanlar Mehmet Fatih Birgül-Dr. Levent Ali Çanaklı), Bursa İl Özel İdaresi, 2008.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Ataman, Sedad, <i>Bursa 1934 İl Yıllığı (Mali Yıl), </i>Bursa Belediyesi Neşriyatı, 1934.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Eğilmez, Mümtaz Şükrü, <i>Millî Mücadele’de Bursa,</i> (Yayına Hazırlayan İhsan Ilgar), 1. Baskı, İstanbul: Tercüman Yayınları, 1980.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Kaplanoğlu, Raif, </span><span arial="" style="font-family:">“Bursalı Hain Gazeteciler Kim?”, <i>Bursa Hakimiyet</i>, 24 Temmuz 2005.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Kaplanoğlu, Raif, <i>Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Bursa (1876-1926),</i> Bursa: Avrasya Etnografya Vakfı Yayınları, 2006.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Kaplanoğlu, Raif, “Adsız Bir Kahraman Gazeteci Ahmet Refik Kutlay”, <i>Bursa Hakimiyet</i>, 17 Eylül 2007.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Kaplanoğlu, Raif, “Bursa Basınında İz Bırakanlar Gazeteci Ahmet Refik Kutlay”, <i>BGC</i>, Aralık 2008, Sayı: 4, s. 4-12.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Kaplanoğlu, Raif - Kaplanoğlu, Ozan, <i>Tipodan Ofsete Bursa Basın Tarihi (1866-1974),</i> Bursa: Nilüfer Belediyesi Akkılıç Kütüphanesi Yayınları, 2019. <b>&nbsp;</b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><span arial="" style="font-family:">Kepecioğlu, Kâmil, “Matbaalar”, <i>Bursa Kütüğü,</i> (Hazırlayanlar Hüseyin Algül-Osman Çetin-Mefail Hızlı-Mustafa Kara-M. Asım Yediyıldız), 3. Cilt, Bursa: Bursa Kültür A. Ş, 2009, s. 111-112. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><i><span arial="" style="font-family:">Bursa’da İşgal Günlüğü, Bursa Vilayetinde Yunan Fecayii</span></i><span arial="" style="font-family:">, 1920-1922, (Derleyen Canip Bey, Yayına Hazırlayan Turgay Gündüz, Sadeleştirenler Turgay Gündüz-Ali İhsan Karataş-Adem Apak), İstanbul: Düşünce Kitabevi, 2004.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="line-height:150%"><b><span arial="" style="font-family:">Fotoğraflar ve kaynak kişi: Behçet Becerir Arşivi</span></b></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/kolunu-kes-kasaba-minnet-etme-h6.html</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Sep 2021 21:33:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/kolunu_kes_kasaba_minnet_etme_h6_62f50.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karacabey kalifiye eleman bulamıyor]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/karacabey-kalifiye-eleman-bulamiyor-h5.html</link>
      <description><![CDATA[Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası (Karacabey TSO) Yönetim Kurulu Başkanı Naci Güncü, gelişen ilçe ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken kentte tüm sektörlerde kalifiye ara eleman sıkıntısı yaşandığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da her geçen gün artan sanayi baskısını en fazla hisseden ilçelerin başında Karacabey geliyor. Verimli arazilerinin yüzde 70’ine yakınında tarımsal üretim gerçekleştirilen ve Sütaş, Matlı, Nestle, Tat, Tamek, Akfa, Burdan Yumurta, Tarfaş gibi markalara ev sahipliği yapan ilçede sanayi dilemması yaşanıyor. İstanbul-Bursa-İzmir Otoyolu ve 1915 Çanakkale Köprüsü ile ulaşım ve lojistik anlamında cazibesi artan Karacabey’e gıda ve tarımsal üretime dayalı sanayinin dışındaki endüstrilerin de ilgisi dikkat çekiyor. İlçenin hemen doğusunda giderek büyüyen Bursa Tekstil Boyahaneleri Organize Sanayi Bölgesi (TOSAB), Bursa Deri İhtisas ve Karma OSB ile TEKNOSAB, sanayinin yeni yayılım yönü hakkında önemli sinyaller veriyor. Büyükşehir Yasası ile köy kimliğinin yara aldığı ilçede köylü nüfusun azaldığı, köylerde yaşayanların yaş ortalamasının yükseldiği gözleniyor. Yasayla mahalleye dönüşen köylerde daha önce köylünün ekip biçtiği ve hayvan otlattığı mera arazilerinin yerel idareye geçmesi ve ilçe belediyesinin de söz konusu arazileri ihale yöntemi ile satışa çıkarması bölge tarımı açısından sanayi dışında tehditlerin doğmasına neden oluyor. Özellikle yeni tip koronavirüs (Kovid-19) döneminde doğaya artan ilgiyle eskiden mera olarak işlenen topraklara küçük bağımsız hobi amaçlı yapıların inşa edilebilmesinin önü açılıyor. Merkezi hükümet bir yandan verimli arazilerde hobi bahçesi yapımını yasaklarken ilçe belediyesi; ‘doğaseverlere’ diyerek eski mera arazilerini, hem sosyo-ekonomik hem de sosyo-kültürel manada köye ve köylüye zarar verecek bir uygulamayla pazarladı, pazarlıyor. Özetle 2021’de Karacabey, leylek köyü Eskikaraağaç’ın ünlüsü ‘Yaren’in gökyüzünden böyle görünüyor. Peki, yeryüzündekiler ne diyor?</p>

<p style="text-align:justify">SEMPOZYUM VİZYONU</p>

<p style="text-align:justify">Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ile 1-3 Ekim 2015 tarihinde Karacabey Sempozyumu düzenleyen ve akademisyenler başta olmak üzere alanında uzman isimlerin konuştuğu panelleri kitaplaştırarak ilçe belleğine önemli bir eser kazandıran Karacabey Sanayi ve Ticaret Odası (KTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Naci Güncü ile ilçe hakkında sohbet ettik.</p>

<p style="text-align:justify">Başkan Güncü, tarımdan yana net bir tavır sergilerken sanayinin gelişmesinin de önemli olduğuna vurgu yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>Karacabey’in verimli arazilerinde dört mevsim tarım yapılabiliyor. Bu, bölgemiz için önemli bir nimet. Bir taraftan her daim başımızın tacı olacak tarım arazilerimize sahip çıkarken diğer taraftan da gurur duyduğumuz tarımsal üretimimizi tehlikeye atmayacak şekilde sanayimizi geliştirmeye çalışıyoruz. </i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Karacabey’de 1 milyon 160 bin dekar alanın 638 bin dekarı tarım yapılan kültür arazisinden oluşuyor. İlçemizde iklim şartlarına göre her türlü tarım ürünü yetiştirilebiliyor. Bursa’da yetiştirilen tarla ürünlerinin yüzde 35’i, sebze üretiminin yüzde 46’sı, su ürünleri üretiminin yüzde 32’si, hayvansal üretimin yüzde 13’ü, kanatlı ve arıcılık üretiminin yüzde 26’sı ilçemizde gerçekleştiriliyor. Yine Bursa’nın toplam tarımsal gelirinin yüzde 28’inde Karacabey imzası bulunuyor. Karacabey, tarımdaki gücünü hiçbir zaman kaybetmeyecek. Var olan değerlerimizle ülkemizi doyurmaya, güvenli gıdanın merkezi olmaya devam edeceğiz. </i></p>

<p style="text-align:justify">HAYVANCILIK ARTIYOR</p>

<p style="text-align:justify"><i>Öte yandan salgın süreci, tarımın vazgeçilmez olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdi. Ülkemizin de bu konuda eski günlerine dönmesi ve kendi kendine yetebilir seviyesine yeniden ulaşması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle toplum olarak çiftçiliği asla terk etmememiz gerektiğini anlamış olduğumuzu umuyorum. Bu çerçevede bölgemiz, çiftçilik yatırımlarının yanı sıra hayvancılık sektöründe de yeniden gündeme gelecektir ki bu alandaki yatırımlar da artıyor. Hâlihazırda yüksek düzeyde kapasiteye sahip işletmelerimizde, 40 binin üzerinde büyükbaş hayvan bulunuyor. </i></p>

<p style="text-align:justify">DAYANIŞMA RUHU</p>

<p style="text-align:justify"><i>Tabi otoyol, köprü ve bağlantı yolları Karacabey’i stratejik bir konuma taşıyor ve sanayinin cazibe merkezi kılıyor. Kent dinamikleri olarak bu gelişmelerden ilçemizi daha fazla faydalandırabilmek ve çevreci yatırımlarla üretim ve istihdamı artırmak için planlamalar yapıyoruz. Örneğin, ilçemizde ciddi manada kalifiye ara eleman ihtiyacı yaşanıyor. Üniversite mezunu çok fakat ilçede nitelikli işgücü açığında makas her geçen gün açılıyor. Bundan tam 6 yıl önce BUÜ ile gerçekleştirdiğimiz ‘Karacabey Sempozyumu’nda ortaya konulan olguları bugün yaşıyoruz. KTSO olarak o günkü tespitler doğrultusunda 2 yıl gibi kısa bir sürede, üyelerimizin de desteğiyle Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’ni ilçemize kazandırdık. Neredeyse yarı maliyetine ve tam bir dayanışma ile açılan bu merkez, 7 gün 24 saat faaliyette olacak. Milli Eğitim müfredatında yer alan 200’e yakın programın yanında oda üyelerimizin ve ilçe esnafımızın hizmet içi eğitimlerine, mesleki yeterlilik belgesi sınavlarına ve Bursa’nın dördüncü e-sınav merkezi olarak elektronik sınavlara ev sahipliği yapacak.&nbsp; </i></p>

<p style="text-align:justify">Makamında ziyaret ettiğim Başkan Güncü’nün söz konusu merkezi anlatırken yaşadığı heyecan eyleme dönüştü. ‘Hadi kalk gidiyoruz’ dedi ve birkaç dakikalık mesafedeki merkeze ulaştık. Mimari bir estetiği dışarı vuran binanın içerisinde de her şey düşünülmüş. Özellikle çatı katındaki büyük konferans salonunun akustiği fena değildi. Hatta Başkan Güncü’ye ‘burada tiyatro bile sahnelenir’ dedim, ‘neden olmasın’ diye yanıtladı. Karacabey’e oyun götürecek sanatçıların ‘sahne yok’ şikâyetinde bulunma hakkı yok. &nbsp;Ziyaretim esnasında bazı atölyeler kurulma aşamasındaydı.</p>

<p style="text-align:justify">Bina girişinde bulunan destekçiler panosunun doluluğu, ilçe insanının karakterine ilişkin de mesajlar içeriyordu ki Başkan Güncü, şunları söyledi: <i>Bu merkez inşa edilirken öyle anlar oldu ki gerçekten gözlerim dolu dolu oldu. Tüm halkımız çok değerli tabi ama Karacabey insanı biraz daha farklı. Toplumsal karakteri güçlü ve dayanışma gücü yüksek. İşte bu merkez, o gücün bir yansımasıdır. </i></p>

<p style="text-align:justify">EKŞİLİ SULU KÖFTE</p>

<p style="text-align:justify">Başkan Naci Güncü ile görüşme öncesi ilçe merkezinde kısa bir tur attım. Bursa’daki gibi Karacabey caddelerinde de park etmeye yer yok. Tesadüfen belediyenin yaptığı bir katlı otoparka rastladım. Belki güzel bir esnaf lokantası bulurum ümidiyle biraz tura çıktım. Sonra bulamayınca cadde üstünde kapıda bekleyen bir kuyumcuya ‘burada esnaf yemeğini nerede yer?’ diye sordum. Gösterdi. Kibrit kutusu gibi derler ya hani öyle bir lokanta. Girişte 3-4 masa vardı hepsi dolu. Dar bir merdivenden yukarı çıkmadan önce sipariş verdim ekşili sulu köfte ve az pilav. Ne lezzet ama… Reklama girmesin diye adını vermeyeceğim ama eminim ki gidin bir esnafa ‘nerede yemek yenir?’ diye sorun orayı gösterir. 1955’ten beri…</p>

<p style="text-align:justify">BİTİRİRKEN…</p>

<p style="text-align:justify">Yazıyı sonlandırırken bazı okuyucu ‘acaba neden Karacabey’i belediye başkanıyla değil de KTSO Başkanı ile görüştü?’ diye sorabilir. O merakı da yanıtlayalım. İlçe Belediye Başkanı Ali Özkan’dan ısrarla randevu istedik ama ne kendisi ne de danışmanı oralı oldu. Ne diyelim bir daha ki sefere artık… Son olarak Karacabey Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bertan ile de görüşecektik ama kendisi şehir dışında olduğu için nasip olmadı. Kalın sağlıcakla…</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/karacabey-kalifiye-eleman-bulamiyor-h5.html</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Sep 2021 21:14:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/karacabey_kalifiye_eleman_bulamiyor_h5_87e64.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nerede o anayasa?]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nerede-o-anayasa-h4.html</link>
      <description><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi’nde 1994-1999 yıllarında başkanlık koltuğunda oturan Erdem Saker, döneminde hazırlanan ve sanayiciler tarafından ‘Bursa’nın Anayasası’ diye tanımlanan 1/100 binlik planın yine sanayicilerce delindiğini vurguladı: Nerede o anayasa!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Röportaj: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yıkıcı etkilerinin sürdüğü bugünlerde küresel kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri de iklim krizi; özellikle Avrupa Birliği’nin (AB) Kasım 2019’da duyurduğu AB Yeşil Mutabakatı, ülkemizde de çevre hassasiyeti ve yankısını artırdı. Hem ulusal çapta hem de yerel bazda kamu ve sivil yapılar; iklim, çevre, yeşil ekonomi gibi başlıklara odaklandı. Çevre kirliliğinin gözle görülür boyutlara ulaştığı sanayi kenti Bursa’da da yerel idareler ve bağımsız/gönüllü platformlar, bu konularda kamuoyu oluşturma ve politika yapıcılarda ön açıcı bir etki yaratma adına önemli çalışmalar yapıyor. Bu yapılardan biri de Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) himayesinde kurulan Yeşil Bursa Çalışma Grubu. Bu grubun başkanlığını üstlenen geçmiş dönem (1994-1999) Büyükşehir Belediye Başkanı Erdem Saker’in iklim değişikliği bağlamında Bursa’ya ilişkin görüşlerini aldık.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Son dönemde özellikle iş dünyası başta olmak üzere kamuoyunda geniş yankı bulunan iklim değişikliği gündemi ve duyarlılığını nasıl yorumluyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">İklim değişikliği konusunu dünya, uzun yıllardır konuşuyor. 1972 Stockholm Konferansıyla hukuksal çerçevesi çizilen çevre konusunda ilk somut adım, 1979 yılında Birinci Dünya İklim Konferansı ile atıldı. 1988’de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kuruldu. 1990’da İkinci Dünya İklim Konferansı gerçekleştirildi. 1992’de Rio’da düzenlenen Yeryüzü Zirvesi’nde ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ (İDÇS) imzaya açıldı. Bu sözleşme 94’te yürürlüğe girdi. Sonra 1995 Berlin Buyruğu, 1997 Kyoto Protokolü kabul edildi. Ana amaç, insan kaynaklı sera gazı salınımlarını azaltmak. Bu çalışmalar 2015 Paris Anlaşması’na kadar geldi. Türkiye de bu anlaşmayı imzaladı ama henüz yürürlüğe koymadı. Bu konferans kararları doğrultusunda AB ülkeleri, Yeşil Mutabakat oluşturdu. Bu mutabakat ile AB ‘Ben senden bir mal alacaksam, üretiminde çevre kirliliğine neden olmayacaksın’ diyor. Dolayısıyla sanayici, şuanda bu konuyu gündemine almak zorunda. Şuanda da sanayici, bu konuda ciddi adımlar atıyor. Fabrika çatılarına Güneş Enerji Santrali (GES) kurulmaya başlandı. Ayrıca ‘Türk Sanayii’nin bir özelliği de yeni bir konuya giriştiğinde hemen ileri adımlar atma becerisi var. Mesela bu dönemde GES sistemlerini üreten sanayi gelişmeye başladı. Öyle ki ihracat yapma düzeyine ulaşıldı. Yani bizim sanayimiz bu konuya çok çabuk adapte olacak durumda görünüyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Yeşil Bursa Çalışma Grubu olarak siz neler yapıyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Ana gündem, AB Yeşil Mutabakat. Çevreyle ilgili atılacak adımlara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Grup içinde bilim insanı ve sanayici olan var. Toplumda doğanın korunmasıyla ilgili bir duyarlılık oluşturmak için ne tür adımlar atılabilir bunlar tartışıp araştırıyoruz.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Konunun küresel ölçekte ısındığı dönemde siz de belediye başkanıydınız. O günlerde siz neler yaptınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">O yıllarda ülkelerde ‘Yerel Gündem 21’ diye çalışma grupları oluştu. Bunu Türkiye’de ilk defa ben oluşturdum. O dönemde Dünya Yerel Yönetimler Birliği’nin yönetim kurulundaydım. Biz, o tarihte Bursa’da evsel atıklarda geri dönüşüm odaklı ayrıştırma hareketi başlattık. Mahalle mahalle, kapı kapı dolaşarak muhtar, ev hanımı, gençlere bu konuda bilgilendirme yapıldı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Çalışma grubu olarak Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ı ziyaret ettiniz. Başkan Aktaş’ın bu konuya yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bu konuya çok sıcak baktı. Hatta bu beni de cesaretlendirdi ve imar yönetmeliğinde yeni binalar için GES sistemi zorunlu olmalı önerisinde bulundum. Başkan da bu alanda çalışıyor. Mesela BursaRay istasyonlarına ve binalara Güneş Enerji Santrali (GES) kuruyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa’nın geleceğinin resmi</b></p>

<ul>
	<li><b>Peki, Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlığı süren yeni 1/100 binlik planı hakkında ne düşünüyorsunuz? Size kanaatiniz soruldu mu?</b></li>
</ul>

<p>Burada en önemlisi sivil toplum kuruluşlarına danışmaları oldu. Yeşil Bursa Çalışma Grubu olarak bize hazırlığı yolladılar. Gurubumuzdaki uzmanlarla birlikte inceledik, rapor yazdık ve teslim ettik. Yine akademik odalardan görüş alıyorlar. Bu önemli bir tutumdur ama tabi daha önemli olan alınan görüşleri değerlendirmeleridir. Bu plan, Bursa’nın geleceğinin resmidir. Dolayısıyla orada alınacak kararların hiç kimse tarafından delinmemesi lazım. &nbsp;Ki biz bunu yaşadık.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Nasıl?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bugün halen bizim yaptığımız 1/100 binlik plan uygulamada. Yeni dönemde hazırlığı süren plan henüz belediye meclisine gelmedi. Biz, o dönemde planı yaparken 3 ilçeydik ama etkileşim alanımız Kestel’den başlayıp Hasanağa’ya kadar gidiyordu. İmar İskân Bakanlığı ile kol kola girdik ve bütün bu alanı kapsayan planı, il genelinde detaylı bir incelemeyle yaptık. O zaman Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nin (BOSB) yarısı bile dolu değildi. Bizim uzmanlarımız ‘bu bölge zaman içinde dolacak. Yeni bir sanayi bölgesi lazım’ dedi. Nilüfer OSB’yi (NOSAB) plana yerleştirdik. Bu plan onaya girmeden gittik Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) anlattık. Sanayiciler, ‘yeni bir sanayi bölgesi açıldı’ diyerek çok sevindi ve bu plana kendileri ‘Bursa Anayasası’ adını koydular. Ama o anayasayı kendileri deldi. Nerede o anayasa! Şuanda resmi ve gayri resmi olarak 23 tane sanayi bölgesi var. Bursa’nın yeni bir sanayi bölgesine ihtiyacı yok artık. O planı hazırlamak 2 yıl sürdü ve 1998’de onaylandı.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Ve sanayiyle birlikte göç alan, sürekli artan bir nüfus durumu da var. Bu konuda ne söylersiniz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Devlet Su İşleri (DSİ) Bölge Müdürlüğüm döneminde Bursa İçme Suyu Projesi’ni yaparken biz, uluslararası yöntemler kullanarak kentin nüfus etütlerini yapmıştık. Bursa’nın içme suyu hatları bu etütlere göre yapıldı. O etütlere göre Bursa’nın 2030 nüfusunun 2 milyon 300 bin olması öngörüldü. Mesela 2000 nüfusu 1 milyon 50 bin idi, bu tuttu. Ama şuan 3 milyonun üzerindeyiz. Neden o öngörü tutmadı çünkü o imar planında 2 tane sanayi bölgesi vardı.<b> </b></p>

<p style="text-align:justify"><b>Şükrü Şankaya ile bir anı: “Sen deli misin?”</b></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Sizce sanayi kaynaklı kirliliğin önüne nasıl geçebiliriz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Kirletici sanayinin bir arada toplanması ve arıtma tesislerinin 7/24 çalışıyor ve denetleniyor olması lazım. Rahmetli Şükrü Şankaya ile bir anım var. Bir gün Şükrü beyle birlikte onun fabrikasının karşısındaki boyahane olan bir fabrikayı inceledik. Boyahane sahibi kaçak kuyu açmış yeraltı suyunu çekiyor ve kullanıyor. Kirli suyu için de yine kuyu açmış yeraltına salıyor. Şükrü bey, boyahane sahibine dedi ki ‘Sen deli misin? Kendi kendini zehirliyorsun yetmiyor beni de zehirliyorsun’ dedi. Bunun üzerine Şükrü beyin sayesinde oradaki bütün sanayiciler bir araya geldi ve arıtma tesisi kurdu. Ve halen çalışıyor o tesis. Sanayinin birçoğunda artırma tesisi var ama çalıştırmıyorlar ve Nilüfer simsiyah akıyor. Bu konu ‘Çevre Kanunu’ kapsamına giriyor ve Çevre İl Müdürlüğü’nün bu kirliliği önleyecek denetimler yapması lazım. Ama tabi ki işin içine siyaset girmemeli. Hata yapan cezasını ödeyecek ve cezayı uygulayanı da kimsenin cezalandırmaması gerek. Bu düzen kurulmalı.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/20210823_115033.jpg" /></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>Bir de Bursa sanayi mi yoksa tarım kenti mi tartışması var. Burada hangi taraftasınız?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa sanayi kenti olduğu kadar tarım kentidir de aynı zamanda. Bursa çok değerli tarım ürünlerine sahip. Bunun çok güzel bir örneği vardır: Ağaköy. DSİ Bölge Müdürü olarak Bursa Ovası sulaması yaparken Ağaköylüler meyvecilik yapıyordu ve kooperatifleri vardı. Akıllı insanlardı ve ‘biz hangi meyveyi yetiştirelim ki Avrupa’ya satalım’ diye araştırdılar ve ‘Deveci Armudu’nu bulup getirdiler. Ağaköy’de bugün bütün tarlalar Deveci Armudu ile doludur. O yıllardan beri üretiminin yüzde 65-70’ini ihraç ediyorlar. Sadece Türkiye’ye değil dünyaya örnek bir köy kooperatifidir. İşte bunu yapmalıyız. Öyle ürünlerimiz var ki Avrupa pazarının nadide ürünlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">DSİ’li olarak biz, Karacabey ve Mustafakemalpaşa ovalarının sulamalarını yaptık. Çok verimli topraklar ve dört mevsim ürün alınabilecek yerler. Orada tarımdan çok zengin olunabilir. İşte bugün o çok değerli alanlar yok oluyor. Sadece sanayi de değil onunla birlikte göç etkisi ve yeni yerleşimlerle o topraklar tahrip olacak.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><b>İlk sayıda ana manşetimiz, kentteki üniversite sayısı ve ihtiyacına yönelik. Siz Bursa’daki üniversite sayısını yeterli buluyor musunuz?</b></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) nüfusu çok büyüdü. Böyle bir yapıyı tek noktadan yönetmek çok zor. Bana göre hakikaten üniversite sayısının artması lazım. BUÜ benim başkanlık döneminde gelişme dönemindeydi. Ama bunun patlarcasına büyümesi yanlış, hemen yeni bir üniversite adımının atılması gerekiyor. Ki bana göre yeni ağırlığı meslek yüksekokullarına vermek lazım. Ve hatta üniversite ihtiyacını azaltmak için çok sayıda uygulamalı meslek lisesi açılmalı. Çünkü bizim ara elaman sorunumuz var. Sanayiye gittiğinizde sanayicinin kalifiye adam aradığını görüyorsunuz. Bunlar da alanlarına göre yerleştirilmeli sanayide ise sanayide köyde ise köyde.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/nerede-o-anayasa-h4.html</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Sep 2021 19:13:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/nerede_o_anayasa_h4_b426b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa&#039;ya yeni üniversite şart]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-ya-yeni-universite-sart-h3.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin dördüncü büyük kenti Bursa, ülke genelinde üniversite sayısı düşük iller arasında yer alıyor. Şehrin kapasitesi ve potansiyel gücüne vurgu yapan uzmanlar ortak kanaatte birleşiyor: Bursa’ya yeni üniversiteler lazım!..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify">İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa; ülkenin nüfus bakımından en büyük ilk 4 kenti. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) en çok sayıda milletvekili ile temsil edilen ve ‘Türk Siyasi Tarihi’nin 4 büyük kalesinden biri Bursa.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İHRACATÇI KENT</b></p>

<p style="text-align:justify">Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) verilerine göre ülke genelinde en fazla OSB’nin bulunduğu il Bursa. Yine Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan rakamlara göre en fazla ihracat gerçekleştiren ikinci kent Bursa.</p>

<p style="text-align:justify"><b>İSTİHDAM DEPOSU</b></p>

<p style="text-align:justify">Sosyal Güvelik Kurumu’nun (SGK) güncel istatistiklerine göre 742 bin 500 sigortalı çalışan ile Bursa, emek ve üretim üssü olarak ülke sıralamasında dördüncü konumda. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) raporlarına göre, 53 bin 946 açık iş pozisyonuyla Bursa, üçüncü sırada.</p>

<p style="text-align:justify"><b>BÜYÜYEN KENT</b></p>

<p style="text-align:justify">Tarihi başkent, kış turizminin gözbebeği Uludağ’ın kaynaklarıyla beslediği şehir, tarımsal üretimin merkezi ve benzeri kimlikleriyle Bursa, birçok alanda gelişim ve büyüme gösterirken ne yazık ki akademik varlığı yerinde sayıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÜNİVERSİTE SAYISI</b></p>

<p style="text-align:justify">Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kayıtlarına göre Bursa, 2 üniversite ile ülke sıralamasında hak ettiği yerin çok uzağında bulunuyor. YÖK’ün güncel verileri ülkede 208 adet üniversite bulunduğuna işaret ediyor. Bunlardan 130’u devlet, 74’ü vakıf üniversitesi ve 4’ü de vakıf Meslek Yüksek Okulu (MYO) olarak kayıtlarda yer alıyor. Polis Akademisi ve Milli Savunma Üniversitesi’ni de değerlendirmeye aldığınızda toplam 210 akademik yapı olduğu görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify">İstanbul 60, Ankara 22, İzmir 10, Antalya ve Konya 5, Gaziantep, Kayseri ve Mersin 4, Kocaeli, Eskişehir ve Trabzon 3 üniversiteye ev sahipliği yapıyor. Bursa gibi 2 üniversite bulunan iller arasında Adana, Afyon, Balıkesir, Erzurum, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Kütahya, Malatya, Nevşehir, Sakarya, Samsun ve Sivas yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>AKADEMİSYEN VARLIĞI</b></p>

<p style="text-align:justify">YÖK verilerine göre 2 üniversite 1 Vakıf MYO’nun bulunduğu Bursa’da profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, öğretim ve araştırma görevlisi olmak üzere 3 bin 59 akademisyen bulunuyor. Bunun 2 bin 584’ünün Bursa Uludağ Üniversitesi’nde (BUÜ) 475’inin ise Bursa Teknik Üniversitesi’nde (BTÜ) olduğu görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer illere üniversite sayısının çokluğuna göre sıralama yapılarak bakıldığında ise İstanbul’da 38 bin 424, Ankara’da 21 bin 264, İzmir’de 9 bin 993, Antalya’da 3 bin 770, Konya’da 5 bin 686,&nbsp; Gaziantep’de 2 bin 326, Kayseri’de 2 bin 851, Mersin’de 2 bin 363, Kocaeli’nde 2 bin 970, Eskişehir’de 3 bin 974 ve Trabzon’da 3 bin 19 akademisyen bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>ÖĞRENCİ NÜFUSU</b></p>

<p style="text-align:justify">YÖK’ün geçen eğitim dönemine ilişkin verilerine öğrenci varlığı açısından bakıldığında ise BUÜ’de 67 bin 37, BTÜ’de ise 7 bin 594 öğrenci olduğu görülüyor. Vakıf MYO olarak Bursa bulunan Faruk Saraç Tasarım MYO’da ise 538 öğrenci öğretime katılıyor. Buna göre Bursa’da toplamda 75 binin üzerinde üniversite öğrencisi bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer iller incelendiğinde ise İstanbul’da 1 milyon 288 bin 707, Ankara’da 319 bin 406, İzmir’de 176 bin 67, Antalya’da 85 bin 862, Konya’da 121 bin 642, Gaziantep’te 53 bin 286, Kayseri’de 74 bin 762, Mersin’de 49 bin 773, Kocaeli’nde 78 bin 331, Eskişehir’de 62 bin 481 ve Trabzon’da ise 49 bin 348 öğrenci öğretim görüyor.<b> </b></p>

<p style="text-align:justify"><b>16. YÜZYILDA 50 ÜNİVERSİTE VARDI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bu veriler ışında değerlendirildiğinde Bursa’daki akademisyen ve öğrenci varlığının üniversite sayısı fazla olan illere yakın ve hatta bazılarından fazla olduğu ortaya çıkıyor. Kentin mevcut ve potansiyel gücü düşünüldüğünde hem ekonomik hem de toplumsal talebin karşılanmasına yönelik yeni üniversitelere ihtiyaç olduğu çıkarımında bulunmak zor değil. Özellikle tarihi birikimi göz önüne alındığında 16’ncı yüzyılda 50’ye yakın bugünkü anlamıyla üniversitenin faaliyet gösterdiği Bursa’da 21’inci yüzyılda 2 üniversitenin bulunması tartışılması gereken konular arasında yer alıyor. Bursalıyı temsil eden siyasiler başta olmak üzere kent ekonomisine yön veren iş dünyasının ve özellikle sivil toplum yapılarının şehrin bu ihtiyacına yönelik duyarlılık gösterip çalışma yapmaları da büyük önem arz ediyor. İşte bir örnek:</p>

<p style="text-align:justify"><b>BTSO ÜNİVERSİTESİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) vizyon projelerinden biri de ‘BTSO Üniversitesi’ydi. Proje, kentin yeni üniversitelere ihtiyacını ortaya koyan şu ifadelerle kamuoyuna duyuruldu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bursa’mız ekonomik kalkınmasıyla dünyanın sayılı şehirlerinden bir olacaksa, yüksek teknolojili sanayi üretimine ağırlık vermelidir. Bu hedefe ulaşmak için de üniversiteler büyük önem taşımaktadır. Üniversiteleşme hamlesinde Bursalı girişimci ve müteşebbisler adına BTSO olarak ‘biz de varız’ diyoruz. Bursa’yı 2023 hedeflerine taşımak adına BTSO Yönetim Kurulu, Bursa Ticaret ve Sanayi Üniversitesi’ni kurma hedefini önüne koydu. Kurulacak üniversite, bir ihtisas üniversitesi olarak planlanacaktır. Bursa Ticaret ve Sanayi Üniversitesi, kentimizdeki üniversiteleri rakip değil ortak olarak görerek hareket edecek ve Bursa’nın gelecek vizyonuna hizmet edecek yapıda bir üniversite olacaktır.”</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>İTO ÖRNEĞİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Ne yazık ki bu proje, çeşitli nedenlerden rafa kaldırıldı. Yeniden gündeme gelir mi bilinmez ama önümüzde bir İstanbul Ticaret Üniversitesi örneği bulunuyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO), tarafından tam 20 yıl önce kurulan üniversite geride kalan sürede 20 bine yakın mezun verdi. 9 bin öğrenci sayısına ulaşan üniversite, 300 kişilik akademik kadrosuyla yükseköğretim yolculuğuna devam ediyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KİM NE DEDİ?</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da akademinin tepesindeki iki isim BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz ve BTÜ Rektörü Prof. Dr. Arif Karademir ile eğitimci isimler Gıyasettin Bingöl ve Oğuzhan Şahinkaya’ya konuyla ilgili düşüncelerini sorduk.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/DSC_6181.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>BUÜ BÖLÜNMEMELİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Cumhurbaşkanımız, 6 Ağustos 2019’da Bursa’ya geldiğinde kendisine bir rapor sundum. Bu rapordaki konulardan biri de kentimizde kurulması öngörülen üniversiteler hakkındaydı. Bu rapor; bir akademisyen, bir entelektüel, 45 yıldır Bursa’da yaşayan ve Yükseköğretime hizmet etmiş bir kişi olarak tamamen bireysel görüş ve kanaatlerimi içeriyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Üniversite sayısının artırılmasının mevcutların bölünmesi yoluyla sağlanmasını çok sağlıklı bulmuyorum. Daha önceki bilinen üniversite bölünmeleri çok sağlıklı olmadı. Keşke bölünmeler tematik ve lokal olsaydı. Aynı akıbete biz de maruz kalmayalım düşüncesindeyiz. Çünkü Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) bir bütünlük arz ediyor. Yani sağlık bilimlerden sosyal bilimlere, fen ve teknoloji bilimlerinden eğitim bilimlerine kadar dört alanı da kapsayan ve birbiriyle entegre bir üniversite niteliğinde. Her biri bir diğerini destekliyor.&nbsp; Bu bakımdan bölünme değil de üniversiteden yenilerinin ortaya çıkması olabilir.</p>

<p style="text-align:justify">O raporda 4 teklifim vardı. Birincisi İnegöl, Yenişehir ve İznik kümesinde İnegöl merkezli 4 fakülteli birkaç MYO’lu, 5-6 bin öğrenci nüfuslu bir üniversite. İkincisi Gemlik-Orhangazi hattında yine en az 3 fakülteli teknoloji bilimler üniversitesi. Üçüncü olarak da Karacabey ve Mustafakemalpaşa’da bir gıda ve tarım teknolojisi üniversitesi. Bir de bizim takriben 7 bin civarında yabancı öğrencimiz var. Bunun 5 bini de İslam dünyasından gelen gençler. Bu ülkelerde söz sahibi olmak adına bu öğrenciler sosyal bilimler açısından yetkinleştirilmesi gerekiyor. Bunlara yönelik İslam sosyal bilimler üniversitesi önerdim. Bu, Bursa kamuoyunun tartışabileceği, müzakere edebileceği verimli bir konu olabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Cumhurbaşkanımız, bu yeni üniversitelerin fiziki imkânlarının nasıl planladığı sordu. Ben de mevcut binalar olduğunu ve en hazırlıklı İnegöl’ün gözüktüğünü ifade ettim. Ayrıca öğretim üyesi kapasitesi açısından bizde artık norm fazlası kadrolar oluşmaya başladı, bu akademisyenler bir başka yere gideceğine kentte kalması sağlanabilir diye belirttim. ‘Değerlendirelim’ dedi fakat ‘YÖK’ten ses çıkmadı. Bu bir ham fikirdir, geliştirilerek kentin yapısına uygun neler çıkar değerlendirilmesi lazım. Üniversite sayısı fazla olan illerle kıyasladığınızda Bursa çok daha fazlasını hak ediyor. Şimdi Mudanya’da bir vakıf üniversitesi hazırlığı var. Rekabet eğitim öğretim düzeyini artırır ve öğrenci beklentilerinin daha yüksek düzeyde karşılanmasına fırsat verir.</p>

<p style="text-align:justify">Tüm bunların dışında tamamen bağımsız bir üçüncü devlet üniversitesi de oluşturulabilir. Çünkü bize çeşitli sektörlerden ‘hocam şu bölümü de açsanız’ diye çağrılar geliyor. İnanın ki o bölümlerin varlığı Bursa için olmazsa olmaz. Ama biz artık doygunluğa ulaşmış ve tabiri caizse yükümüzü almış durumdayız. Daha fazla yük almak bu işin döndürülebilirliğini ortadan kaldırıyor. Bu işi verimli kılmak için Bursa’ya ihtiyaç duyulan alanlarda bir üniversite kurulmasıdır. Mesela ihtiyaç duyulan alanlardan birisi iletişim fakültesi. Teknik üniversitenin kanununda var, açar-açmaz onu bilmiyorum ama yerel medyanın en güçlü olduğu şehirlerden birisi Bursa. İletişimin içinde radyo-televizyon, gazetecilik, halkla ilişkiler gibi bölümler var. İkinci turizm fakültesi; Bursa için elzem. Yani dağı, denizi, kültürü, tarihi, altyapısı var. Bu fakülte de Bursa için gereklidir. İnsan ve toplum bilimleri fakültesi, açılabilir. MYO’lar için çok ciddi teklifler alıyoruz. Diş hekimliği fakültesi açıktık ama bunun altında iki yıllık bir protez bölümünün olması gerekiyor. Yani diş hekimi yetiştirirken yanında teknik elemanı da yetiştirmelisiniz. Mikro mekanik, saatçilik, uzay ve havacılık bunların olması gerekiyor. Yine sağlık bilimleri fakültemiz, yıllarca hemşirelikle gitmiş. Başka hangi bölümü açalım dedik? Emeklileri ve uzun yaşamı dikkate aldık. Yaşlılık ağrı ve sızılarına yönelik fizyoterapi bölümünü açtık. Obezite önemli bir sorun diyetisyenlik bölümüne, sosyal bakımla ilgili 2 ve 4 yıllık bölümlere ihtiyaç var. Dolayısıyla bir üçüncü devlet üniversitesi de bu bölümleri, her iki üniversitede de olmayan ve ihtiyaç alanlarını önceleyen programların bulunduğu fakülteler ve MYO’ların açılması ile bir üniversite çok rahat oluşturulabilir. Kaldı ki vakıf üniversiteleri de bu alanlara yatırım yapmalıdır. Bursa’nın üniversite ihtiyacı günden güne artıyor, eksilmiyor. Bursa kimliğine hizmet eden herkesin, kamudan yerel yönetimine, sivil toplumundan aydınlarına kadar herkesin bu konu üzerinde kafa yorması, fikir üretmesi ve sonuç alıcı işler yapması gerekiyor. Biz de üniversite olarak üzerimize ne düşüyorsa yaparız.&nbsp;&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Salgın döneminde Kredi Yurtlar Kurumu, üniversitemizde iyi bir yatırım yaptı. 1 Eylül’de öğrenci alımına başlayacaklar. 10 bin kapasiteli ilave yurt oluştu kampüs içinde. Şimdi 2 binlik bir yurt daha başlıyor. Kampüs içinde sosyal donatı noktasında eksiğimiz vardı bu alanda yeni alanlar oluşturduk. Salgın öncesi öğrencinin bıraktığı üniversite ile şimdiki arasında sosyal imkânları biraz da gelişmiş bir üniversite görecek.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/WhatsApp-Image-2021-08-17-at-11.42.58-1.jpeg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Rektörü Prof. Dr. Arif Karademir</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>BİR KAÇ YENİ ÜNİVERSİTE ŞART</b></p>

<p style="text-align:justify">Dünya genelinde ülkelerin üniversite sayılarına bakıldığında Türkiye’deki sayının az olduğu görülür. Mesela ABD’de 5 bin 750, Japonya’da bin 200, Fransa’da binin üzerinde üniversite var. Tabi bunlar, 100-200 bin öğrencili yapılar değil. Mesela Harvard 6 bin öğrencili; Cambridge, Oxford, MIT gibi üniversitelerin 20-25 bin civarında öğrencisi var ve bunların istisnasız yarısı yüksek lisans ve doktora yapıyor. Yani araştırma yapan ve bilim üreten öğrenciler. Bunlar klasik lise gibi çalışan üniversiteler değil. Dolayısıyla Türkiye’deki üniversite sayısının gelişmiş ülkelerde olduğu gibi planlı bir şekilde artması gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">İstatistiki rakamlar var; kaliteli üniversite sayısı artan ülkelerdeki milyoner sayısı da artıyor. ‘Üniversitelerden dolayı mı toplum kuvvetleniyor yoksa kuvvetli toplumda mı üniversiteler artıyor?’ tartışmasında benim kanaatim üniversitelerin toplumları kuvvetlendirdiğinden yanadır. Çünkü önce bilgiyi üretmen ve bunu paraya dönüştürmen gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">Ülkenin farklı noktalarında açılan üniversiteler ile ilgili eleştiri yapılıyor olabilir ama kimse bugün Bursa’da neden 2 tane üniversite olduğunun savunmasını yapamaz. Bunun izahı mümkün değil. Neden? 3 milyon nüfusumuz var. İlk organize sanayi bu kentte kurulmuş, bugün 24 sanayi bölgesi var, ilk 500’de yer alan firmaları var, 4 otomobil fabrikası var, 3 tane otobüs fabrikası var, savunma sanayine parça üreten onlarca firma var ama üniversite sayısı 2. Bu durumun İstanbul’a yakınlıktan kaynaklandığına katılmıyorum. Ormanda gölge ağacı, ışık ağacı diye bir tabir vardır; bir ağaç çok büyür dallarını yayar ve diğer ağaçların büyümesini engeller. İstanbul bunun gibi. Ama Bursa’nın İstanbul veya başka bir kente ihtiyacı yok çünkü kendi başına bir marka kent. Dolayısıyla Bursa’da yeni üniversiteler açılması lazım. Neden açılmalı? Ülkedeki parlak zekâlı çocukları Bursa’ya çekebilmek için. Kültürel gelişim için toplum içindeki üniversitede okuyan sayısını artırmalıyız. Bir başka neden de Bursalıların çocuklarını başka şehirlere okumaya göndermek zorunda kalmamaları için yeni üniversiteler açmalıyız. Üçüncü neden; bilimsel çalışma yapan nitelikli insan kaynağını Bursa’ya çekmeliyiz hem yurt dışından hem de yurt içinden. Türkiye’de Bursalı olan, Bursa’yı seven nitelikli akademisyenlerin gelebileceği yeni bir platform gerekli. Dördüncü ve en önemlisi bence kentsel dönüşüm için yeni üniversite hayati önemde. Çünkü üniversite yani devletin yaptığı yatırımlar şehirlerde kronik sorun haline gelmiş yerlerdeki dönüşüm için tetikleyici rol üstleniyor. Dolayısıyla Bursa’da planlama yapıp birkaç üniversite daha kesinlikle olması lazım. Ve bunların da tematik üniversiteler olması gerek.</p>

<p style="text-align:justify">Özel sektörün üniversite açabilmesi için önce devletin üniversite açması lazım. Çünkü devlet üniversite açmaz, akademisyen sayısını artırmaz ve yurt imkânlarını sağlamazsa özel üniversite gelmiyor. Özel sektör de bir şekilde devletin kurduğu eğitim piyasasından faydalanarak çalışıyor. Mesela devlet üniversitelerindeki hocalara ders görevlendirmesi yapıyor. Veya devlet üniversitesinin sosyal tesis imkânlarını kullanıyor. Özel sektörden önce devletin gelip güven vermesi gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">‘<b>YURT KONUSUNDA KARNEMİZ ZAYIF’</b></p>

<p style="text-align:justify">Biz, yurt konusunda ilgili mercilere konuyu ilettik ve bu bir çalıştay yaptık. Bunun raporunu da yazdık ama manipüle edilmesini önlemek adına yayınlamadık. Rapor şu; ülke genelinde üniversite öğrencilerinin yurtlara yerleşme oranı ortalama yüzde 22. Bursa’daki oran yüzde 7,8. Bursa’ya öğrencilerin yüzde 60-70’i dışarıdan geliyor. Bu öğrencilerin çoğu yurtlara yerleşemiyor. Bu önemli bir sıkıntıdır. Yurtlara yerleşim oranı 2-3 kat artmalı. Bir başka sıkıntı da şu ki yurtlar dengesiz olarak öbeklenmiş durumda. Hemen hepsi Görükle’de. Yani öğrencilerin konsantre olduğu gettolar oluşmuş. Bundan dolayı öğrencinin sanayiyle, şehirle, halkla birleşmesi mümkün değil. Kendi aralarında kapalı devre bir sistem kuruyorlar. Bunun için şehrin doğusunda batısında yurtlar kurulmalı. Yeni yurtların da 3-4 bin öğrencinin yaşayabileceği öğrenci adacıkları haline gelmesi lazım ki o bölgelerdeki kafeler, spor tesisleri, parklar da çalışabilsin ve oradaki çarşının kültürel dönüşümü sağlansın. Yurt konusunda Bursa’nın karnesi çok iyi değil. Öğrencinin barınma ile ilgili Bursa’da 3 alternatifi var; devlet yurdu, özel yurt ya da ev tutma. Oysa yurt dışında başka alternatifler de var. Ve yabancı öğrenci konusunda kuvvetli bir ekonomi oluşturulmuş. Bunlardan biri aile yanına yerleşme. Eğer yabancı öğrenciyse bunlar için daha da faydalı ama yurt içinden gelen öğrenciler açısından da yararlı bu. Neden? Çocuğun başıboş kalmaması, kültür teması olması için. Örneğin yaşlı bir teyze veya amca var, yalnız yaşıyor. Evi de müsait. Evinde 2 öğrencinin kaldığını düşünün. Hem yaşlı amcanın hayat kalitesini hem de gençlerin bir yaşlı üzerinden hayatla ilgili tecrübe kazanımını sağlar. Eğer yabancı öğrenciyse dil öğrenimini kolaylaştırır. Tabi suiistimaller de olabilir bunda. Devletimizin, valiliğimizin, gençlik spor il müdürlüğümüzün öğrencinin konaklayabileceği evler konusunda da ayrı bir dosya açması lazım.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Gıyasettin-Bingol.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Bursa Sınav Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı/BTSO Eğitim Konseyi Başkanı Gıyasettin Bingöl</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>BUÜ’YÜ YÖNETMEK ZOR, BTÜ’NÜN İSE YERİ YANLIŞ</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) çok büyük bir üniversite. Nüfusu çalışanlarla birlikte 100 bine dayandı. Bu hantal yapıyı kimse kaldıramaz. Bunu yönetmek çok zordur. Bursa Teknik Üniversitesi’nin de (BTÜ) yeri yanlıştır. Kesinlikle Kestel tarafından büyük bir kampüste olması gerekliydi. &nbsp;40 bin BUÜ, 40 bin doğuda kurulacak devlet üniversitesi, 20 bin de Gemlik-Orhangazi-İznik hattında kurulacak üniversiteyle devlette 100 bin öğrenci olur. &nbsp;Artı 2 tanede vakıf üniversitesi gerekiyor. &nbsp;Bunlar da 10’ar bin. Toplamda 120 bin öğrenci ile 2070’e kadar yeter. Bu, bir eğitimci olarak yaptığım analizler neticesinde yaptığım çıkarımdır. Batı, doğu ve kuzeyde 3 devlet üniversitesi, 2 de vakıf üniversitesi toplam 5 üniversite Bursa’ya 50 yıl yeter. Ne yazık ki bunlar yapılmadı ve bu konuda bir eğitimci olarak üzgünüm, çok rahat yapılabilirdi. Bir de şuanda üniversitenin Bursa’ya faydası yok. Görükle’de getto olmuş durumda. Şehirle alakası yok. Bursa merkeze hiç uğramayan öğrenciler var. Örneğin İzmir’den öğrenci geliyor, Görükle’de okuyor ve Bursa’ya hiç uğramadan gidiyor. Kent ekonomisine, kent turizmine, kent kültürüne hiçbir katkısı yok. Mesela Heykel civarında bazı fakülteler olması lazım. Bugün benim dediğimi kabul etmiyorlarsa 10 yıl sonra mecbur yapacaklar. Kuzey tarafında bir üniversite şart.</p>

<p style="text-align:justify">BTSO üniversite projesi rafa kalktı. Üniversite içi çok zor. Herkesin yapabileceği bir iş değil. Biz de çok zorlanıyoruz. Bir insanın ömrü de yetmez üniversite kurmaya. 2-3 ayağı var. Birincisi ekonomi çok güçlü olacak. İkincisi siyasi ayağında devletin de buna müsaade etmesi ve müsamaha ile bakması lazım. Üçüncüsü iyi bir akademik kurul lazım. Bunları bir araya getirmek kolay bir iş değil. Netice itibarıyla BTSO’nun da bütçesi sınırlıdır yani. Bu konuda başarılı olanlar var olamayanlar var. Mesela TOBB başarılı oldu ama İTO’nun açtığı üniversite istedikleri gibi olmadı. BTSO da şimdilik bu projeyi rafa kaldırmış ama ilerde olur onu bilemem.</p>

<p style="text-align:justify">Üniversite kurmak ayrı bir vizyon gerektiriyor. Siyasilerin de bu konuda düşünceleri olmuştur mutlaka ama bana sorarsanız Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ikiye bölünmeliydi. Birçok üniversite bölündü ama burası bölünmedi. Bölünmeliydi. Siyaset kurumu çalışmadı demiyorum ama ağırlığını koyabilirdi ve halen daha da koyabilir. &nbsp;Mesela sağlık bilimleri fakültesi de orada kuruldu. Biri de doğuya ya da kuzeye kurulsaydı. Yeni kurulacak üniversiteler de ihtisas üniversiteleri olmalı. Mesela Sabancı, Koç, Bilkent gibi üniversiteler geneldir. Ama öğrenci nüfusunu az tutuyor. 5 bini geçmiyorlar ve böylelikle bir kalite kazanıyorlar. Biz de bu şekilde düşünüyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">Biz mesela 3 fakülte kurmayı düşünüyoruz. Burada mühendislik, sosyal bilimler ve sağlık var. Zaten bir üniversitenin temeli 3 unsur üzerine oturuyor; sosyal bilimler, teknik ve sağlık. Sosyal bilimler, hepsini içeriyor. Teknik bütün mühendislikleri alabiliyor. Sağlık da bütün sağlık bilimlerini kapsıyor. &nbsp;Bu 3 ayak sağlanır ama üniversite butik olur. 3-5 binlik nüfusu olur. 500 kişilik üniversite var mesela sadece bilim adamı yetiştiriyor.</p>

<p style="text-align:justify">10 yıldır söylüyorum Bursa’ya 5 üniversite lazım diye. Bursa vizyonu için şart. Şehrin her tarafını üniversitelerle donatmak lazım. Şehrin bir tarafına yığınak yapmamak lazım. Türkiye’nin nüfusunun büyük bir bölümü Bursa’nın doğusunda ama üniversite batıda. O bölgeden Bursa’ya gelecek öğrenci sayısı bellidir. Şehrin doğusunda havaalanına yakın çok güzel bir üniversite olabilir. İnegöl’de bir üniversite mutlaka olması lazım.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/oğuzhan-şahinkaya.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>Şahinkaya Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi Oğuzhan Şahinkaya</b></p>

<p style="text-align:justify"><b>İKİ ÜNİVERSİTE </b><b>YETERSİZ KALDI</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa Türkiye’nin modernleşme ve sanayileşme alanında en gelişmiş şehirlerinden biri. Bununla birlikte çok geniş ve zengin bir sosyal çevreyi barındırıyor. Ve bu noktada üniversiteler, bulunduğu kentin kalkınmasında ve ileriye taşınmasında en önemli rolü üstlenen kuruluşların başında geliyor. Şuan Bursa’da bulunan iki devlet üniversitesinin ülke ve değerler ekonomisine katkısının maalesef yetersiz kaldığını görüyoruz. Şehrimiz sahip olduğu kaynaklar, zenginlikler ve nüfus popülasyonuyla ülkemize daha da fazla katkı sağlayabilir. Bursa ciddi anlamda bilimsel desteğe ihtiyaç duyan bir şehir ve sahip olduğu kaynakların bilimsel araştırmalarla desteklenmesi ve zenginleştirilmesi gerekiyor.&nbsp; Bu nedenle Bursa’nın daha fazla nitelikli üniversiteye ihtiyacı var. İstanbul’daki üniversite sayısını dikkate aldığımızda ise bu sayının doygunluğu aştığını görüyoruz. Dünyadaki örneklere bakacak olursak; en tepedeki okulların; finans ve ticaret merkezlerinden yaklaşık 100 km uzakta olduğunu görüyoruz. Yani yeni açılacak üniversitelerin Türkiye’nin finans ve ticaret merkezi olan İstanbul’da değil, İstanbul’a 1,5 saat yakınlıkta ve gelişmiş sanayisi bulunan Bursa’da kurulması gerekiyor. O nedenle üstün nitelikli akademik kadroya sahip ve yeni nesil teknoloji ve bölümlerin yer aldığı üniversitelerin kurulmasına her zaman ihtiyacımız var. Dünyayı yakalamak değil, dünyaya yön vermek için saygın üniversitelerin varlığı çok değerli.</p>

<p style="text-align:justify"><b>HEDEF: YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Şahinkaya Eğitim Vakfı olarak Şahinkaya Yüksek Teknoloji Üniversitesi projemizle Türkiye’nin ilk vakıf yüksek teknoloji üniversitesini kurmak istiyoruz. Üniversite kurmak hep hayalimizdi. Yıllardır üzerinde çalışıyoruz. Ağabeyim Ali Serhan Şahinkaya ile ben eğitimci bir anne-babanın, eğitim ve finans teknolojileri üzerine sürekli algoritma geliştiren iki mühendis çocuğuyuz. Bu nedenle Şahinkaya Ailesi kurum kültürümüzle uyumlu, Türkiye’nin gelişmesine katkı sağlayacak bir üniversite kurmak için büyük ve güçlü bir ekip kurduk. Bu ekiple beraber özellikle bilişim, teknoloji, ekonomi, finans ve sosyal bilimler alanlarında dünyada adını duyuracak bir Yüksek Teknoloji Üniversitesi kurmak adına çalışmalar yürütüyoruz. Bursa’ya ve Türkiye’ye değer katacak bu üniversite projemizle teknolojiyi üretme, geliştirme, uygulama gibi alanlarda lider üniversite olmayı hedefliyoruz. Türkiye'de “teknolojide öncü üniversite" kurma vizyonuyla bu yola çıktık. Aynı zamanda üniversitede yapılacak çalışmalarla teknolojinin hayata geçirilmesinde görev alacak teknik personelin yetiştirilmesini de amaçlıyoruz. Ve Şahinkaya Eğitim Vakfı olarak Türkiye'nin kalkınmasına öncülük edecek araştırma merkezleri kurarak, bu konuda sanayi ile işbirliği de geliştirmek istiyoruz. Şahinkaya Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlenen Ali Serhan Şahinkaya, Türkiye’de üniversiteler, öğrenci istekleri ve bakış açıları, akademik performansları ve kimliklerinin analizi konularında 25 yıllık bilgi birikimiyle bu alanda Türkiye’deki en donanımlı birkaç kişiden biridir. Onun yönlendirmeleriyle ekibimiz mikro alanında dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olmanın yanında San Francisco-Silikon Vadisi hattında da olan ekosistemi Bursa-İstanbul ekseninde oluşturmak istiyoruz. Sadece Bursa’da olduğumuz için değil, Bursa’nın üniversite kurmak açısından en doğru stratejik konuma sahip şehir olmasından dolayı Şahinkaya Yüksek Teknoloji Üniversitesi burada kurulacak.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/bursa-ya-yeni-universite-sart-h3.html</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Sep 2021 18:59:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/bursa_ya_yeni_universite_sart_h3_5aad7.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Belirsiz: Z Kuşağı]]></title>
      <link>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yeni-belirsiz-z-kusagi-h2.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’de 20 milyonun üzerinde olduğu varsayılan ‘Z Kuşağı’ hakkında henüz net bir konumlandırma yapılamıyor. Özellikle siyasal seçimler bağlamında önem atfedilen ‘Z Kuşağı’ kimdir? Akademik çalışmalar ne diyor? Bursa’da Z Kuşağı için neler yapılıyor? Sizin için araştırdık…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Haber: N. Nuri Yavuz</strong></p>

<p style="text-align:justify"><i>‘Milletin bağrından temiz bir kuşak yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak!’ </i></p>

<p style="text-align:justify">Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe ilişkin bu ve benzeri sözleri, hep umut aşılar. İçimizde birileri, bu ifadeleri siyaseten farklı çıkarımlarla yorumlayabilir fakat ilk manasıyla ele alındığında, Ulu Ata’nın gençliğe güven duygusu, net şekilde hissedilir. Ki bu hissiyat, en acı günlerin tecrübelerine dayanır.</p>

<p style="text-align:justify">‘Sivas Kongresi’ kitabında Mehmet Goloğlu şunları aktarıyor:</p>

<p style="text-align:justify">Kongrede ‘manda meselesi’ görüşülüyor. Mustafa Kemal’in odasında tıbbiyeli bir genç, birden bire ateş ve heyecan kesilmiş şekilde <i>“Paşam, murahhası bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle ret ve takbih ederiz. Farz-ı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i ‘vatan kurtarıcısı değil; vatan batırıcısı’ olarak adlandırır ve tel’in ederiz”</i> diye bağırır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu gencin ifadeleriyle duygulanan Atatürk, şöyle yanıt verir: <i>Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum. Biz ekalliyette kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!..</i></p>

<p style="text-align:justify"><b>KAYIP KUŞAK</b></p>

<p style="text-align:justify">İşte Atatürk’ün ifadelerinde gençliğe dair güveni ve umudu yeşerten ‘Tıbbiyeli Hikmet’ gibi gençlerdi. O gençlerin, bugünkü kuşak sınıflandırmasında elle tutulur bir yeri yok. ‘Kayıp Kuşak’ (1883-1900), ‘En Büyük Kuşak’ (1901-27), ‘Sessiz Kuşak’ (1928-45), ‘Baby boomers (Bebek patlaması- 1946-64)’ gibi başlıklara rastlanabilir ancak bunların tanımsal manada eksik kaldığı görülür. Akademik kaynak taramalarında kuşaklar hakkında yapılan ‘yüksek lisans’ ve ‘doktora’ çalışmalarına bakıldığında büyük bir çoğunluğunun son 5 yılda kaleme alındığı, x ve y kuşaklarının da genellikle z kuşağı bağlamında değerlendirildiği görülür. Bilhassa bu konulardaki literatür eksikliği, birçok tezde ifade edilir.</p>

<p style="text-align:justify"><b>MİLENYUM ÇOCUKLARI</b></p>

<p style="text-align:justify">İçinde bulunduğumuz günlerde hem akademik hem de politik araştırmalara konu olan ‘Z Kuşağı’, en önemli gündem maddelerinden biri olarak yükseliyor. Birçok kaynakta Z Kuşağı, 1999 yılı sonrası doğanları kapsıyor. Bazı kaynaklar ise 1997 ve 2012 yılları arasında doğanları Z Kuşağı olarak adlandırıyor. 2010-2020 doğumlular için alfa kuşağı tanımlaması yapılıyor. Haklarında hâlâ belirgin bir kanaat getirilemeyen (Z Kuşağı) milenyum çocukları, değişim ve dönüşümün öncüleri olarak konumlandırılsa da onlarla ilgili belirsizlik sürüyor. Özellikle de oy kullanma ehliyetine erişen bu kuşak bireylerinin, seçmen davranışının ne olacağı önemli merak konusu olarak önümüzde duruyor. Henüz bu konuda somut bir akademik çalışma göze çarpmıyor. Kamuoyu araştırma şirketlerinin bu konudaki çalışmaları ise net bir sonuç sunmuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>AKADEMİK ARAŞTIRMALAR</b></p>

<p style="text-align:justify">YÖK verilerinde Z Kuşağı’nı da içeren akademik araştırmalara bakıldığında 2016 yılında 1 doktora ve 5 yüksek lisans tezi, 2017’de 5 yüksek lisans tezi, 2018’de 2 yüksek lisans tezi, 2019’da 1 doktora ve 23 yüksek lisans tezi, 2020’de 1 doktora ve 24 yüksek lisan tezi, bu yıl ise şuana kadar 2 doktora ve 12 yüksek lisans tezi yazıldığı görülüyor. Akademik çalışmalar incelendiğinde Z Kuşağı’nın farklı konularla araştırıldığı ancak siyasal tutumlarıyla ilgili araştırmalara ihtiyaç olduğu da anlaşılıyor. Bu çalışmalar içinde 2020 yılında Osman Öztürk tarafından yapılan ‘Aile Kurumunun Z Kuşağının Siyasal Katılım Davranışına Etkisi’ başlıklı yüksek lisans tezi dikkat çekiyor. Aile olgusuna vurgu yapılan çalışmanın sonuç bölümü şu ifadeyle tamamlanıyor: “(Z Kuşağında) Siyasal katılıma ilişkin tutum ve davranışlar üzerinde aile kurumunun etkisinin; cinsiyet, eğitim, gelir düzeyi, anne mesleği, yerleşim yeri ve aile türüne göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık olmadığı, ailenin yakın olduğu ideoloji, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, baba mesleği ve ailenin nasıl tanımlandığına göre istatiksel açıdan anlamlı derecede farklılık olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda demografik özellikler içerisinde ailenin yakın olduğu ideoloji, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, baba mesleği ve ailenin nasıl tanımlandığına göre siyasal ilişkin tutum ve davranışlar üzerinde aile kurumunun etkisinin farklılık gösterdiği söylenebilmektedir… <span style="font-size:11.5pt"><span style="line-height:115%">Siyasal katılım ile ilgili tutum ve davranışlar üzerinde aile kurumu etkilidir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="font-size:11.5pt"><span style="line-height:115%">BOŞANMALAR ARTIYOR</span></span></b></p>

<p style="text-align:justify">Tabi söz konusu tezdeki bu ve benzer kanılar, kesinlik arz etmiyor. Ama yine de Türk toplum yapısının dil ile birlikte en önemli hazinelerinden biri olan aile kurumunun özellikle son yıllarda yara aldığı konuşuluyor. Ki bu istatistiklere de yansıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son 20 yılda Bursa’da yaşanan boşanma sayılarına bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: 2001’de 2 bin 754, 2002’de 2 bin 748, 2003’te 2 bin 891, 2004’te 2 bin 664, 2005’te 3 bin 47, 2006’da 3bin 49, 2007’de 3 bin 200, 2008’de 3 bin 298, 2009’da 3 bin 679, 2010’da 4 bin 236, 2011’de 4 bin 660, 2012’de 4 bin 993, 2013’te 4 bin 835, 2014’te 5 bin 141, 2015’te 5 bin 216, 2016’da 5 bin 356, 2017’de 5 bin 242, 2018’de 5 bin 755, 2019’da 5 bin 977, 2020’de 5 bin 290. Ne yazık ki istatistik veriler, bu boşanmaların kaçta kaçının çocuklu aileler olduğuna ilişkin bir bilgi içermiyor. Ancak yine de aile kurumunun önemi ve ebeveynlerin çocuklar üzerindeki etkisi düşünüldüğünde boşanma tehdidini göz ardı etmemek gerektiği görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>KUŞAK KAVRAMI</b></p>

<p style="text-align:justify">Kuşak kavramının farklı tanım ve kullanım biçimleri bulunuyor. Türk Dil Kurumu (TDK), Bu kavramı, ‘Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu’ şeklinde tanımlıyor. Sosyolojide ise ‘Yaklaşık yirmi beş, otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği, göbek, nesil, batın, jenerasyon’ ifadeleri öne çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>Z KUŞAĞI </b><b>EZBERLERİ</b></p>

<p style="text-align:justify">iGeneration, Gen Tech, Gen Wii, Net Gen, Dijital Yerliler, Çoğullar ve Zoomers gibi farklı isimler verilen Z Kuşağı’nın özelliklerine ilişkin giderek genelleşen bazı ifadeler de dikkat çekiyor.</p>

<ul>
	<li style="text-align:justify">Teknolojiyle küçük yaşta tanışmış olmalarından dolayı bu konuda usta görülür ancak dijital olarak okuryazar olmadıkları kanısı yaygındır.</li>
	<li style="text-align:justify">Hızlı ve analitik düşünme yetisine sahiptirler ancak ekip çalışmasına yanaşmaz yetilerini kullanma becerileri bireycidir.</li>
	<li style="text-align:justify">Ebeveynlerinin ve özellikle kamuoyunun kendilerine ilişkin artan beklentileri nedeniyle farklı baktıklarını düşünürler ve yüksek özgüvenlidirler.</li>
	<li style="text-align:justify">Diğer kuşaklara kıyasla daha az kuralcıdırlar ve özgürlüklerine düşkündür ve otoriteye bağlanma düzeyi düşüktür.</li>
	<li style="text-align:justify">Çaba, özveri Z Kuşağı’na göre değildir. Bilgiye çabuk ulaşır, hızlı yaşar, anında tüketir ve çabuk sıkılırlar.</li>
	<li style="text-align:justify">Gelişkin hayal dünyaları, birden fazla işi aynı anda yürütebilmelerini sağlar. Herhangi bir işle ilgili başarılı olma inançları yüksektir.</li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><b>BURSA’DA Z KUŞAĞI</b></p>

<p style="text-align:justify">Z Kuşağı’nın 1997-2012 doğumlular olarak kabul ederek araştırıldığında Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2020 yılı itibarıyla 9-24 yaş aralığında Bursa’da 696 bin 681 kişi olduğu görülüyor. Bugün Bursa’da Z Kuşağı’nda yer alan 18-24 yaş aralığında ise 304 bin 512 genç bulunuyor. 2022’de bu rakamın 350 binin üzerinde, 2023’te ise 400 bine ulaşacağı öngörülüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><b>SANDIKTA GÜÇLENİYOR</b></p>

<p style="text-align:justify">Z Kuşağı, ilk kez 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde sandık başına gitti. ADNKS verilerine göre o seçimde Bursa’da 1997 doğumlu yani 18 yaşında olan 41 bin 132 genç vardı. 16 Nisan 2017 referandumunda Bursa’da 18 yaş üstü Z Kuşağı seçmen sayısı 119 bin 68 idi. 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimleri’nde Bursa’da Z Kuşağı seçmen sayısı, 159 bin 803’e çıktı. 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nde Bursa’da Z Kuşağı seçmen sayısı, 206 bin 862 idi.</p>

<p style="text-align:justify">Böylesine önemli bir insan kaynağının kazanılması hem toplumsal hem ekonomik gelişim açısından hem de politik anlamda büyük önem arz ediyor. Peki, Bursa’daki belediyeler gençlere yönelik ne tür çalışmalar yapıyor ve hangi projeler öne çıkıyor?</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto " src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Buyukşehir-Belediyesi.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>GENÇ DOSTU BÜYÜKŞEHİR</b></p>

<p style="text-align:justify">Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Alinur Aktaş, kentteki Z Kuşağı nüfusunun farkında olacak ki bu yılın başında gençlere özel yeni bir proje başlattı. 17 Mart günü Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda Başkan Aktaş, ‘Hayat Bursalı Gençlere Güzel’ sloganıyla kurdukları ‘Bursa Büyükşehir Gençlik Kulübü’nü tanıttı.</p>

<p style="text-align:justify">Büyükşehir, gençlere yönelik düzenlediği eğitim, spor, sosyal, kültürel ve sanatsal tüm faaliyetleri bu kulüp çatısı altında topladı.</p>

<p style="text-align:justify">Bursa’da ikamet eden ve kulübe üye olan 15-29 yaş arası gençlere 4 GB ücretsiz internet, işyeri ve mağazalardan indirimli alışveriş imkânı sağlandı. Uygulamayı indiren gençlere, teleferikten 1 bilet alınca 1 bilet bedava, BUDO’dan 3 bilet alınca 1 bilet ücretsiz, ayda bir kez otopark ücretsiz, BURFAŞ tesislerinde kasada yüzde 15 indirim gibi avantajlar sunuldu. Ayrıca gençlere, telefonlarına indirdikleri uygulama üzerinden görüş ve önerilerini bildirerek kent yönetimine ortak olma fırsatı verildi.</p>

<p style="text-align:justify">Başkan Aktaş, kişisel sosyal medya hesabından 29 Ağustos’ta bu konuyla ilgili şu mesajı yayınladı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bursa’da 15-29 yaş arası 53 bin gencin bir bildiği var. Genç arkadaşım; Bursa Büyükşehir Gençlik Kulübü’ne hala katılmadıysan, yeni katılacak ilk 3 bin kişiden biri olup 4 GB ücretsiz internet kazanma fırsatı ve birçok sürpriz seni bekliyor. İndir cebe, başlasın eğlence…”</i></p>

<p style="text-align:justify">Büyükşehir Belediyesi’nin bu projesi, Türkiye Belediyeler Birliği tarafından ‘Genç Dostu Şehirler Kongresi’nde ödüle değer görüldü. Başkan Alinur Aktaş, ödülü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı.</p>

<p style="text-align:justify">Her fırsatta gençlerle bir araya gelen Başkan Aktaş, onlara yönelik yapılan çalışmalar hakkında şu açıklamada bulundu: <i>Gençlik merkezlerimiz başta olmak üzere farklı merkezlerde gençlere yönelik sosyal ve kültürel etkinliklerden kurslara kadar birçok alanda etkinlikler düzenliyoruz. Görükle Gençlik Merkezimizi, ardından Hüsnü Züber Evi Muradiye Gençlik Merkezi’ni hizmete açtık. Önümüzdeki günlerde merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ismini verdiğimiz bir Gençlik Merkezi’nin açılışını daha gerçekleştireceğiz. Gençlik merkezlerimizin yanı sıra Yıldırım ve Görükle Millet Kıraathanelerimiz de gençlerimizin hizmetinde.&nbsp; Gençlik merkezleri ve millet kıraathanelerimizde gençlerimiz derslerini çalışabiliyor, ücretsiz internet imkânı ve kütüphanelerimizden faydalanabiliyorlar.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Osmangazi-Belediyesi.jpg" /></i></p>

<p style="text-align:justify"><b>OSMANGAZİ’DE HEYECAN VAR!</b></p>

<p style="text-align:justify">Bursa’nın nüfus bakımdan en büyük ilçesi olan Osmangazi’de belediyenin gençlere yönelik eğitim ve spor odaklı çalışmaları öne çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Osmangazi Belediyesi, Türkiye’nin tek çatı altında inşa edilen en büyük okulu olan Uluslararası Murad Hüdavendigar Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni açtı. Bu okulla 70 ülkeden yüzlerce öğrenciye eğitim imkanı sunuldu.</p>

<p style="text-align:justify">Mehmet Akif Mahallesi’nde 24 derslikli Hacı Akkadın Tarman Okulu’nu inşa eden belediye, ilçedeki mevcut okulların neredeyse tamamında bakım ve onarım çalışması yürütüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Öğrencilere çanta, kırtasiye malzemesi ve kitap dağıtan belediye, salgın döneminde uzak eğitime katılabilmeleri için 8 ve 12’nci sınıf öğrencilerine tablet hediye etti.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, ‘Geleceği Şansa Bırakmıyoruz’ söylemiyle Demirkapı, Emek, Demirtaş ve Mehmet Akif Bilgi Evleri’ni hayata geçirdi. Bu evlerde, uzmanlarca çocuklara araştırma yapma, soru sorma, merak etme ve okuma arzularına yönelik destek veriliyor. Kütüphanesi bulunan Bilgi Evleri’nde öğrenci ve vatandaşlara yönelik ney, gitar, satranç ve drama kursları düzenleniyor.</p>

<p style="text-align:justify">Kablolu Su Kayağı Merkezi, Kaykay Pisti ve Su Oyunları Parkı’ndan oluşan Sukaypark’ın yanı sıra belediye, Hamitler Mahallesi’nde toplam 50 bin metrekare alan üzerine Macera Parkı, inşa etti.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’nin en büyük ve en modern atletizm salonu olma özelliğini taşıyan Osmangazi Atletizm Salonu, Küçükbalıklı Mahallesi’nde toplam 15 bin metrekare alan üzerine inşa edildi. Uluslararası kriterlere uygun şekilde hayata geçirilen dev tesis, 72 metre çatı açıklığına sahip. Salon, sırıkla atlama, gülle atma, yüksek atlama, koşu pisti ve ısınma alanları ile atletizm dalında sporcuların yetişmesini sağlayacak. Tesiste, 6 koşu ve 4 ısınma kulvarı yer alacak. Pist uzunluğu ise 120 metre olacak. 1000 kişi seyirci kapasitesine sahip salon, Türk sporuna birbirinden başarılı atletlerin kazandırılmasına aracılık edecek.</p>

<p style="text-align:justify">Osmangazi Belediyesi, her yıl geleneksel olarak Bursa Liseler Arası Müzik Yarışması, düzenliyor. Gençler sahneye çıkarak, Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ve Pop Müziği olmak üzere 3 dalda hünerlerini sergiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, liseli öğrencilere yönelik 11 yıldır düzenlediği Liseler Arası Mevlana Şiir Yarışması ile gençlere hem Mevlana’nın dünyaya yayılan felsefesini aşılıyor, hem de edebiyat dünyasına yeni eserler kazandırılmasını sağlıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Nilufer-Belediyesi.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify">GENÇLERE KAPI AÇIK</p>

<p style="text-align:justify">Kentin batısında eğitim sektörünün yoğunlaştığı Nilüfer’de ilçe belediyesi, kapılarını gençlere açtı. Yeni neslin dijital becerilerini geliştirmesine yönelik belediye, ilk kod atölyesini Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde kurdu. Salgın döneminde internet üzerinden çevrimiçi kodlama ve temel elektronik eğitimleri veren belediye, ikinci Kodlama Atölyesi’ni Fethiye Sosyal Yaşam Alanı’nda açtı.</p>

<p style="text-align:justify">Kırsal mahallelerde çocuklara internet erişimi sağlamak amacıyla belediye tarafından Çalı ve Kültür Mahallesi’nde bulunan Kadın ve Çocuk Akademileri’nde bilgisayar sınıfları oluşturuldu.</p>

<p style="text-align:justify">Salgın döneminde eğitimini uzaktan sürdüren ancak bilgisayar ve tableti olmayan öğrenciler için ‘Eğitime Destek Olun! Eksik Olmayın’ sloganıyla kampanya başlatan belediye, toplanan kulaklık ve tabletleri ihtiyaç sahibi öğrencilere ulaştırdı.</p>

<p style="text-align:justify">Kırsalda yaşayan öğrencilere ücretsiz internet olanağı sağlamak için belediye 12 mahallede projenin alt yapısını tamamladı. Belediye bu hizmeti, 17 kırsal mahallede yayınlaştırma hedefi belirledi.</p>

<p style="text-align:justify">Çalışan kadınların çocuk bakımıyla ilgili sıkıntısına çözüm üretmek amacıyla belediye, iki kreşi faaliyete geçirdi. Kreşlerden ilki 23 Nisan Mahallesi’nde açıldı. Hayırsever desteğiyle yapılan Nilüfer Belediyesi Burak Berk Kreşi, 120 çocuğa eğitim veriyor. Nilüfer Belediyesi ikinci kreşi de Çamlıca Mahallesi’nde hayata geçirdi. Açılışı yapılan İzzet Şadi Sayarel Huzurevi’nin alt katında bulunan kreş, 50 çocuğa hizmet verecek.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, Konak Mahallesi’nde Ekim 2019’da 89 öğrenci kapasiteli bir kız öğrenci yurdunu hizmete açtı. Ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim alan kız öğrencilerin yararlandığı 5 katlı yurt binasında, 19 adet tek kişilik, 23 adet 3 kişilik oda ile çamaşırhane, mescit, yemekhane, etüt odası ve kütüphane ile bir adet de engelli odası bulunuyor. Güvenli, rahat, huzurlu ve ekonomik koşullarda barınma hizmeti veren yurtta öğrencilere, ücretsiz internet hizmeti de veriliyor.</p>

<p style="text-align:justify">İlçede çocuklar tarafından tasarlanan ‘Oyun Engel Tanımaz Parkı’ndan sonra belediye, yine çocuklarca tasarlanan ‘Çocuk Sokağı’ projesini, Çamlıca Mahallesi Lale Sokak, Begonya Sokak, Öğün Sokak ve Övgü Sokak ile Çamlık Ormanın doğusunda yer alan park parselini kapsayan alanda hayata geçirmeye hazırlanıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Yaklaşık 6 bin 500 metrekarelik alanı kapsayan Çocuk Sokağı’nda tanıtım duvarı, boyama duvarı, bisiklet park elemanı, evcilik alanı, müzik alanı, kütük oyun ve dinlenme alanı, ahşap kayık, sulu kum alanı, korsan gemisi gözlem tepesi, tünel geçişler, doğal kayma-tırmanma alanı, aktif oyun alanı, denge elemanı, salıncak, trambolin, açık hava derslik alanı, çim amfi gibi alanlara yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Kültür, Çalı, Hasanağa, Büyükbalıklı ve Konaklı Mahallesi’nde faaliyetlerde bulunan kadın ve çocuk akademilerinde çocuklar için; kitap ayracı yapımı, renkli mum yapımı, bayram kartı yapımı, Karagöz-Hacivat yapımı atölye çalışmaları ile Çocuk Hakları Günü etkinlikleri, mesleki tanıtım günleri ve eğitici oyun çalışmaları yapılıyor. Akademilerde ayrıca öğrencilerin derslerine destek olmak için matematik, fen bilgisi, Türkçe, sosyal bilgiler, İngilizce ek ders ve atölye çalışmaları ile el becerileri atölyeleri ile akıl ve zekâ oyunları etkinlikleri yapılıyor. Çocukların sanatın farklı dallarıyla tanışması için ritim atölyesi, resim atölyesi gibi çalışmaların da yapıldığı akademilerde çocuklara yönelik ağaç işleme atölyesi, matematik dağı oyun atölyesi, satranç atölyesi, yılbaşı kurabiyesi yapım atölyesi de gerçekleştiriliyor. Aynı akademilerde kadınlar için de farklı konularda eğitimler ve atölyeler de düzenleniyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, genç müzisyenlere yönelik 23 Nisan Mahallesi’nde hayata geçirmeyi planladığı iki ses kayıt stüdyosu ile müziğe gönül veren gençlerin ihtiyacını karşılayacak. ‘Yeni Nesil Nilüfer’ anlayışıyla hayata geçirilecek kayıt stüdyoları, Nilüfer’de müziğe gönül veren herkes için, çalışmalarını kayıt altına alabilecekleri olanakları sunacak. 300 metrekareyi aşkın bir alanda kurulacak iki kayıt stüdyosunda kayıt yaptırmak isteyenlere rehberlik edecek profesyonel çalışanlar da olacak.</p>

<p style="text-align:justify"><img class="detayFoto" src="http://www.bursagorus.com.tr/images/upload/Yıldırım-Belediyesi.jpg" /></p>

<p style="text-align:justify"><b>YILDIRIM’DA Z SOHBETİ</b></p>

<p style="text-align:justify">Şehrin doğusunda dış göçün en yoğun hissedildiği ilçelerin başında gelen Yıldırım’da belediyenin gençlere okuma alışkanlığı kazandırmaya yönelik faaliyetleri öne çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, Mümine Şeremet Uyumayan Kütüphanesi, Naim Süleymanoğlu Spor Kompleksi, İncirli Kültür Merkezi, İsabey Kültür Merkezi, Derebahçe, Zümrütevler, Yavuzselim Aşıklar Otağı ve Kültür Merkezi’nde oluşturulan okuma salonları ile gençlere hizmet sunuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye düzenlediği kurslar, online deneme sınavları ve motivasyon seminerleri ile öğrencilere ücretsiz danışmanlık ve rehberlik desteği veriliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, 7 gün 24 saat çalışma ve araştırma imkânı sunacağı, ‘Mümine Şeremet Uyumayan Kütüphanesi’nde Bursa’nın farklı ilçelerinden gelen öğrencileri ağırlıyor. Kütüphanede 20 bin eser, 300 kişilik kütüphane alanı, özel okuma alanları, 100 kişilik seminer salonu, bilgisayar eğitim laboratuvarı, grup ders çalışma alanları, kafeterya ve dinlenme alanları bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, İncirli Kültür Merkezi ve Kütüphanesi'ni de hizmete açtı. kütüphane, zengin kitap içeriği, 48 kişilik ders çalışma alanı, grup çalışma odaları, serbest okuma alanı ve bilgisayar odası ile amacına uygun şekilde öğrencilerin yararlanabileceği bir mekân sahip. Ayrıca kişisel gelişim ve sanat kurslarının düzenlendiği İncirli Kültür Merkezi’nde mahalle sakinleri, kendilerini geliştirebilme imkânı buldu. Hafta içi saat 08.30-18.00, hafta sonu 09.00-17.00 saatleri arasında hizmet veren kütüphanede belli saatlerde çay ve simit ikramları da oluyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye bünyesindeki Cezeri Robotik Kodlama Atölyesi’nde uzman eğitmenler tarafından öğrencilere, arduinonun dil yapısı, scarp yazılım dil bilgisi, temel elektronik bilgisi, mikro motor bilgileri gibi robotik temel bilgiler ve kodlama bilgileri veriliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye tarafından düzenlenen ‘Z Sohbeti’ etkinliğinde Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, gençlerle buluşuyor. Başkan Yılmaz, en son Bursa Teknik Üniversitesi’nde mühendislik bölümü okuyan ve mühendis olmak isteyen gençlerle bir araya geldi. Mühendis adayları ile sohbet eden Başkan Yılmaz, gençlere kendi tecrübelerini aktardı ve onlardan gelen soruları cevapladı.</p>

<p style="text-align:justify">Belediye, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte Değirmenönü ve Karapınar mahallelerinde, 5 bin 246 metrekarelik bir alanda Karapınar Gençlik Merkezi’ni hayata geçirmeye çalışıyor. Bünyesinde çok amaçlı salon, bireysel salonlar, derslikler, kütüphane, spor salonu, soyunma odaları, abdesthane, mescit ve kafeterya bulunduracak olan modern tesis gençlerin sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacak.</p>

<p style="text-align:justify">Yıldırım’da, ‘İnsan Odaklı Belediyecilik’ anlayışıyla yola çıktıklarını belirten Başkan Oktay Yılmaz, “Amacımız gençlerimizin donanımlı şekilde yetişmesidir. Mekânları yapması bizden, amacına uygun şekilde yaşatılması gençlerimizden. Bu konuda gençlerimize olan güven ve inancım tam” dedi.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.bursagorus.com.tr/ozel-haber/yeni-belirsiz-z-kusagi-h2.html</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Sep 2021 18:33:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.bursagorus.com.tr/images/haberler/2021/09/yeni-belirsiz-z-kusagi_86330.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>bursagorus.com.tr</author>
    </item>
  </channel>
</rss>
