bursagorus.com.tr
2022-03-15 05:00:00

Arz Güvenliği Sorunlarımız-1 - Enerji -

Sedat Yalçın

15 Mart 2022, 05:00

Son aylarda gündemimiz ‘pandemi’den başlayarak döviz kuru krizi ve ona bağlı enflasyon tartışmaları ile geçerken ve de bu sorunların üstesinden henüz gelememişken, yeni krizimiz Rusya-Ukrayna savaşı ile ilgili olarak oluşan enerji ve gıda başlıklarındaki aşırı fiyat artışları oldu. Aslında uzun zamandır ülkemizde akademik ve siyasi platformlarda ciddi olarak gündemde tutulan ve birçok alt başlıkta uygulama örneklerini de gördüğümüz, ancak henüz bir politika bütünlüğüne kavuşturulamayan gıda ve enerji konularındaki “ithalat bağımlılığı” konumumuz giderek büyük bir sorun haline gelmeye devam ediyor.

***

HEM ÜRÜNE HEM DE ÜLKEYE BAĞIMLI OLMAK

Türkiye, genç bir nüfusa sahip ve gelişmekte olan ülke statüsünde değerlendirilen ekonomisi ve stratejik konumu ile her dönemde kritik önemini koruyabilen bir ülke. 84 Milyonluk nüfusu ile ciddi bir pazardır. Türkiye’nin 5 saatlik uçuş mesafesinde 66 ülke ve 143 şehir yer almaktadır. Tarım, Sanayi, Enerji, Sağlık, Turizm alanlarında hep önemli bir oyuncu olarak dikkate alınması gereken bir pozisyondadır. Ülkemizin hem kendi nüfusunun ve sanayisinin ihtiyaçlarını karşılaması, hem de dış ticaretini arz güvenliği ekseninde risk oluşturmadan yönetebilmesi büyük zorluklar içeriyor.

Arz Güvenliği kavramı gıda ve enerjide tam olarak arz-talep dengesinin sağlanmasını ve olağanüstü şartlarda dahi bu pozisyonun sürdürülebilir olmasını gerektirir. Türkiye’nin elektrik üretim kapasitesi 100 bin MW seviyesine ulaşmış bulunuyor. Ancak bu kapasitenin 1/3’ünü doğalgazdan üretilen elektrik oluşturuyor. 11 bin MW elektrikte ithal kömür vasıtası ile üretiliyor. Türkiye’nin bu iki başlıkta da Rusya’dan yaptığı ithalat söz konusu. Ülkemiz doğalgaz ihtiyacının yüzde 99,6’sını ithal etmek zorunda. Çünkü kendi ürettiği gaz maalesef yok. Ayrıca da Rusya dışındaki alternatiflerin sürdürülebilir bir kapasiteleri yok. İran, Türkmenistan’dan gaz alarak Türkiye’ye olan taahhütlerini ancak yerine getirebiliyor.

Görüldüğü üzere ülkemizin doğal gaz, petrol ve kömür başlıklarında ciddi bir arz açığı söz konusu olup, bu açığında ağırlıklı olarak Rusya’dan karşılanması gibi bir zorunluluk söz konusu. Bu durum ülkemiz açısından önemli bir enerji arz güvenliği sorunudur. Cezayir, Katar ve Nijerya’dan zaman zaman yapılan ek ihtiyaç kaynaklı spot piyasa LNG alımları ise genellikle istisnai ve pahalı alımlar olmaktadır. Bilindiği üzere İklim Değişikliği nedeniyle oluşturulan ve bir takvime de bağlanan “Avrupa Yeşil Mutabakatı” çerçevesinde fosil kaynaklı türlerin, yani doğalgaz, kömür ve petrol kullanımlarının da giderek sınırlanacak olması Türkiye için yeni bir Yeşil enerji arz güvenliği gündemine hızla girmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin bu enerji kaynak dağılımının, savaşa girmediği halde savaşan ülkelerde oluşacak herhangi bir ihracat kısıtlamasının ülkemizi çok zor bir duruma sürükleyebileceği açıktır. Dolayısı ile bu bağımlılık ilişkisinin etkisini azaltacak alternatif çözümleri hızlandırmak gerekiyor.

***

YEŞİL-YENİLENEBİLİR ENERJİDE VAR OLAN ADIMLARI BÜYÜTMELİYİZ

Türkiye’nin bu riskli enerji bağımlılığı tablosunu dönüştürmek adına özellikle yenilenebilir enerji alanında yaptığı çalışmaları acil kodu ile hızlandırması gerekiyor. Bu alanda özellikle güneş enerjisi yatırımlarını cazip hale getirecek her türlü adımı, diğer enerji türleri ile koordineli olarak hayata geçirmesi önem arz ediyor. Konutlarda bireysel enerji üretimi ve sanayide veya arazi üzerinde yapılacak GES yatırımlarına dönük bürokrasinin önlenmesine, ayrıca sektördeki aktörler arası çıkar çatışmalarını giderecek çözümlere ihtiyaç var. Ülkemizde kurulu enerji kapasitemizin içinde yenilenebilir enerji payını hızla artırmak durumundayız. Nükleer enerji konusundaki süregelen tartışmalar boyut değiştirmiş durumda.” Zor oyunu bozar” özdeyişine uygun olarak bu tür santrallerini devre dışına alan Almanya’nın bu alanda geri adım attığı, bu kararında nükleer enerji üretiminin karbon salınımına neden olmamasının etkili olduğu belirtiliyor. Fransa’nın enerji ihtiyacının yüzde 40’ının halen nükleer enerjiden karşılanması ve Rusya krizi sonrası Enerji arz güvenliğini sağlama adına Türkiye’nin de enerji arz tablosunda nükleer enerji payının artırılması önemli bulunuyor. Türkiye’nin bu konuda attığı adımlar ileride rahatlatıcı etkiler oluşturacaktır.

EKONOMİMİZ SAVAŞ ÖNCESİ KIRILGAN OLMASAYDI

Rusya-Ukrayna savaşına ve Rusya üzerinde yoğunlaşan yaptırımlara bağlı olarak oluşan enerji fiyatları artışı tüm dünya ülkelerini vurmaya devam ediyor. Özellikle sanayi ülkeleri bu fiyat artışlarından çok yönlü etkileniyorlar. Ulaşım, ısınma ve üretim maliyetlerinde oluşan hızlı artış küresel bir enflasyonun ateşleyicisi konumundalar. Türkiye ve benzeri ülkelerde bu tüm dünyanın katlandığı enerji zamlarının dışında iyi yönetilemeyen kur politikaları kaynaklı ilave bir maliyet daha oluşuyor ki buda günlük asgari yaşam şartlarını dahi zorluyor. Ekonomisi savaş öncesi kırılgan olan ülkeler maalesef savaş maliyetini katlamalı üstlenmek durumunda kalıyorlar.

Arz güvenliği konusunun enerji ayağını çok özet halde sizlerle paylaşmaya çalıştım. Enerji oyununda çok daha detay uzmanlık içeren konu başlıkları var. Ancak ülkemizde günlük yaşamın savaş gibi olağanüstü koşullarda radikal şekilde etkilenmemesi için yapabileceklerimizi ciddiyetle programlamamız gerekiyor. Arz güvenliği konusunun ikinci belki de daha önemli diğer ayağı olan Gıda Arz Güvenliği’ni ise gelecek hafta değerlendireceğim.

Kalın sağlıcakla…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.