Tarih geriye dönük seçenek sunmaz. Hiçbir tarihi olgu “şöyle olsaydı böyle olurdu” diye anlatılmaz. Örnekse, insanlara, Homosapiens insan türünün evrildiği Tanzanya’ya dönmesi gerektiği söyleyebilir mi? Tabii ki hayır. Toplumlardan hiçbiri bugün üstünde yaşadıkları toprakların ezelden beri sahibi değiller.
İşin aslını hegemonik ilişkilerde ararsak konuyu anlamak kolaylaşır. Ayakta kalmanın öncelikli gereği, toplumların iç barışı sağlamasından geçiyor. Bunun tanığı, tarihin kaydettiği nice imparatorlukların yok oluşlarıdır.
Savaşlar hiç olmasın, insanlar acı çekmesin. Savaş kötüdür. Tamam ama, şimdi İran’a “Savaşmayın” mı diyeceğiz? İnsanlığın bir gerçeği var: İnsanlık henüz barış içinde yaşama olgunluğuna erişmedi. O yüzden “Yurtta barış, dünyada barış” demiştir Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk.
Haçlı / Terör / Kan Davası
Dün gece bir rüya gördüm ki, Rab düşmanıma göstermesin: Bir zaman makinasındayım; yalnızım. Son hızla yol alıyorum ama direksiyona kumanda edemiyorum. Araç beni tam Vatikan’ın meydana bakan kapısı önüne kadar götürdü. Durdu, motor da çalışmasını durdurdu. (Neredeyse küçük dilimi yutacağım; ben sanırdım ki gladyatör tipli korumalar sadece filmlerde olur, oysa gerçekmiş.)
Oraya kadar gitmişken Papa’yı görmek istedim. O çelik zırh içinde olan korumalardan birisi dedi ki: “Şu sıralar Papa meşgul, malum Haçlı Seferlerinin hazırlığı var.” Yıllardan 1095 mi neymiş? Malazgirt Savaşında doğanların yaşı 24 idi. Zaman makinesine dedim ki:
“Hadi geç kalmayalım, seferleri izleyecek iyi bir nokta keşfedelim”. Zaman yolculuğundaki acemiliğim işte. Nerden bilirdim seferin bir hattan değil tüm satıhtan yapılacağını?
Marmara’dan, Ege’den girdiler Anadolu’ya; yakıp yıkarak geçtiler Hatay üstünden Ortadoğu’ya. O zamanlar da bugünkünü aratmayacak denli vahşet varmış meğer, tanık olmasam inanmam zor olurdu; kadın-erkek, genç-yaşlı demeden, işkence, ırza geçme, öldürme; ne ararsan, her türlü zulüm var.
Bu kadar caniyi nereden topladılar diye aklımdan geçirdiydim; makina düşüncemi okuyabiliyor muş:
“Bak Efendi” dedi. “Sana detayı gezi bitiminde anlatacağım. Ama bundan sonraki duraklarda gerçeği daha iyi kavraman için şu kadarını söyleyeyim: ‘Hristiyanlar’a yan bakanları silip süpüreceğiz yeryüzünden’ demişlerdi ya?”
Gayri ihtiyari “Ne yani?” diye tepki vermişim.
“Efendi, din filan hepsi düzmece. Esas olan İpek Yolu ile sembolize edilen ticaret yollarının kontrolünü ellerinde bulundurma sevdası.”
Derken Portekiz’e geldik; yıl 1452. Portekiz Kralı VI. Afonso'yu gördük. Papa’dan izin almış: Savaşlarda yakalananların köle olarak satılması ya da kullanılabileceği Hristiyanlığa aykırı değilmiş? Bu ne alçaklık ya Rab?
Afrika’nın içini boşaltma startı böylece verilmiş oldu. Yoksul olsa da kendi kendine yeten ekonomisiyle barış içinde yaşayan koca bir Afrika Kıtası.
Ben bunları düşünürken Zaman Makinası dedi ki:
“Biliyor musun, sadece 16. ve 17. Yüzyıllarda Afrika’dan devşirilen köle sayısı 6 milyonun üstünde. Bunların yarısının yollarda telef olması bir yana, ilgili zaman dilimindeki dünya nüfusunu düşünürsen, Afrika Kıtasında üretecek, çoluk çocuğunu besleyecek sağlıklı insan kalmamıştı. Dahası kıtaya bir daha barış gelmedi”.
Bizim Makinenin çenesi düştü:
“Kristof Kolomb 1492 yılında Amerikan Kaşifi oldu.” “Tamam Kızılderili katliamını biliyorum, bilmediğim bir şey anlat!” dedim;
“Avusturalya’daki Aborjinler’in durumuna ilişkin kısa bir not düşeyim izninle.” dedi, devam etti: “1606 yılından sonra istilaya uğrayan bu kıta halkı da köle olarak, sürüleri bekleyen ve otlatan bekçi köpekleri gibi kullanılmış, kadın erkek, çocuk demeden cinsel obje olarak kullanılmış, aynı Hindistan’da Çingene’lere yapıldığı gibi av köpeklerini peşlerine takarak av olarak avlanmaları…”
“Yeterrr!” diye bağırdım.
“Tamam, sakin ol, o halde kısa keselim, yakın geçmişe geçelim.” dedi, onayımı beklemeden 20. Yüzyılın 2. Yarısı ve 21. Yüzyılın ilk çeyreğini gözümün önüne getiriverdi. Sanki onlarca yüzlerce büyük televizyon ekranı varmış gibi. Öylesi bir sahne. Aman Tanrım, Afganistan, Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye, Sudan, Nijerya, şimdilerde İran. Ve daha niceleri. Hepsi nedeni ve nasılıyla apaçık ortadaydı. Yani kral çıplaktı. “Tamam, sanırım anladım. Bana en öğretici olan ögeler ‘İpek Yolu’ gibi bir ticaret yolu ve senin ‘besin kaynağın petrol’ ve değerli olan her şey gibi geldi bana” dedim.
İnsanlığımdan utandım. Uyandım. Çıkar uğruna katliamlar ardı sıra aklıma düştü.
Dünyada Katliamların Bazıları
-İspanya Amerika’da: 1492 / Kristof Kolomb'un ayak bastığında nüfusu 8 milyon olan yerlilerin sayısı 22 yıl içerisinde 28 bine indi. -Almanya Namibya’da: Almanya 1891 yılında hammadde ve işgücü sağlamak için Güney Batı Afrika’yı istila etti. Bölge altın ve zümrüt madenleri yönünden zengindi. Katliamlar sonucunda yaklaşık 132 bin yerliden geriye 15 bini sağ kalabildi. -Norveç’in Tatar katliamı: 1920-30'larda çıkardıkları yasalarla etnik grup Tatar kızlarının on binlercesini zorla kısırlaştırdılar. -İngiltere Avustralya’da: İngiltere Krallığı Avustralya'da (1788-1938) yerli halk Aborjin’leri sistematik olarak yok etti. İngiltere’nin devlet terörüyle, 750 bin Aborjin’den geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi. -Yahudi ve Çingenelere zulüm: Hitler Almanya’sı 1933-45 yılları arasında tüm dünyada 21 milyon insanın ölümüne neden olan savaşın baş aktörüydü. En büyük kıyım Yahudi ve Çingenelereydi. -Amerika ve İngiltere’nin Almanlara zulmü: Amerika ve İngiltere Almanya’nın savaşı kaybetmesinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman mültecilere üç gün süreyle havadan bomba yağdırdılar. 3 bin 900 ton bomba ve 200 bin napalm bombası attılar. Bu intikam harekatında çoğunluğu çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü. -Danimarka Alman mültecilere acımasızca kıydı: İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminde Sovyet Ordusu'nun Almanya topraklarına doğru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarka'ya sığındı. Üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu sivil Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alındılar. Ne yazık ki bu 250 bin çocuk ve yetişkin açlıktan ve bulaşıcı hastalıktan öldü. -Amerika’nın zalimliği: Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları sonucu 135 bin masum sivil öldü. -İtalya / B. Mussolini: Etiyopya’da katliam / 1936 / 300 bin ölü. -Sovyetler Birliği / Jozef Stalin’in gaddarlığı, eşini bile ölüme yolladı: (SSCB 1934-39) 13 milyon mülteci, 2 milyonun üstünde ölü. -Fransa / Charles De Gaulle: Devlet terörü Cezayir’i yaktı yıktı (1954-1962). Bir milyonu aşkın Cezayirli katledildi. -Uganda / Idi Amin Faşizmi: 1969-1979 / 300 bin ölü. -Amerika / Richard Nixon: Vietnam, 1969-1974 / 70 bin ölü. -Etyopya / Menghitsu: 1975-1978 / İç savaş / 1 milyon 500 bin ölü. -Doğu Timor / Suharto: 1976-1979 / 600 bin ölü. -Kamboçya / Pol Pot: 1975-1979 / 1 milyon 700 bin ölü. -Angola / Savimbi: 1975-2002 / 400 bin ölü. -Irak: 1980’den bugüne 2 milyon 500 bin ölü. -Afganistan: Rusya ve ABD mezalimi: 1979-1982 / 900 bin ölü. Bitmedi; 1986-2001/ 400 bin ölü. -Sudan / Hassan Turabi: 1989-1999 / 100 bin ölü. -Yugoslavya / S. Milosevic: 1992-96 / 180 bin ölü. -Ruanda / Jean Kambanda: 1994 / 800 bin ölü. -Amerika / El-Kaide: 11 Eylül 2001 / 2996 ölü. -Türkiye / ASALA / PKK: 1975-1983 ASALA ve devamında 1984 ve sonrası PKK terör örgütleri 40 bine yakın insanımızın canına mal olmuştur. (ASALA’nın kurucusu Ermeni kökenli bir Osmanlı paşasıdır ve kuruluş yeri Paris’tir.) -Suriye: Sadece 4 milyon 200 bini ülkemizde olmak üzere 6 milyonun üstünde sivil, mülteci durumuna düşürülmüştür. Ölenlerin sayısı kesin olarak bilinmezken 200-300 bin ila bir milyon arasında dillendiriliyor. -Libya: Kaddafi göçebe toplulukları bir araya getirip Libya Devleti’ni kurma iradesini göstermiş ama Batıya boyun eğmediği için Türkiye’nin de desteğiyle bilinen hazin sonuca götürülmüştür. -Filistin ve İran’a saldırılar: Nereye uzanacağı belli olmayan bir hegemonik saldırı.
1 ve 2. Dünya savaşlarındaki insan kayıplarını saymadık bile.
Ülkemizi İkinci Dünya Savaşına sokmayan İsmet İnönü’yü saygıyla anıyorum.
Ecz. Arif Yayla.