Bugünün savaşları artık yalnızca tanklarla, toplarla yürütülmüyor. Kültür, hafıza ve kimlik de hedef tahtasına konuluyor. Kütüphaneler yakılıyor, müzeler yağmalanıyor, şehirlerin tarihi dokusu sistematik biçimde yok ediliyor. Bu, yalnızca taş ve kâğıt parçalarının değil; toplumların ruhunun imhasıdır.
Saraybosna’da kitapların kül olması, Bağdat’ta binlerce arkeolojik eserin kaybolması, Halep’in taş sokaklarının harabeye dönmesi… Bunlar tesadüf değil, stratejidir. Kültürü yok etmek, bir halkın geleceğini yok etmektir. Bu yüzden günümüz savaşlarının en tehlikeli cephesi, görünmeyen ama en derin darbeyi vuran kültür cephesidir.
İşte burada “umutsuzluk eşiği” kavramı belirir. İnsan, kendi hafızasının yok edildiğini gördüğünde, geleceğe dair bağını kaybeder. Bu eşik, toplumsal ruh hâlinde bir kırılma noktasıdır. Ve tam da bu noktada benim literatüre kazandırdığım metafor devreye girer: “Yılkıya düşmek.” Kültürel mirasın yok edilmesi, toplumları yılkıya bırakılmış atlar gibi sahipsiz, yönsüz ve umutsuz hale getirir.
Ama biz bu eşikte durup kalamayız; kalmamalıyız. Umutsuzluk, yok oluşa giden yoldur. Çıkış kapısı, kültürü yeniden üretmekten, belleği yeniden kurmaktan geçer. Yıkılan şehirleri yeniden inşa etmek, kaybolan hafızayı yeniden yazmak, kültürü yeniden üretmek… İşte bu, umutsuzluk eşiğini aşmanın tek yoludur.
Trump’ın İran’ın kültürel değerlerini yok etme tehdidi, İran halkını hiç olmadığı kadar birleştirdi. İran Halkı’nın yılkıya düşmeyen bilinç düzeyi tüm dünya halklarında saygı uyandırdı.
Çağrımız şudur:
* Kültürü korumak, barışı korumaktır.
* Hafızayı yaşatmak, geleceği yaşatmaktır.
* Umutsuzluk eşiğini aşmak, yılkıya düşmüş toplumları yeniden ayağa kaldırmaktır.
Ve unutmayalım:
* Her kitap yeniden yazıldığında;
* Her taş yerine konduğunda;
* Aşk şarkıları yeniden söylendiğinde, toplumlar yeniden doğar.
Umutsuzluk eşiğini aşmak, yalnızca bir direniş değil; aynı zamanda bir yeniden doğuşun vaadidir. Yılkıya düşmüş toplumlar, kültürün ışığıyla yeniden yollarını bulurlar. Aksi durumda Atlantis halkı gibi söylencelerle anılırlar.
Ecz. Arif Yayla