banner78

22.03.2022, 09:11

Arz Güvenliği Sorunlarımız - 2 - Gıda

Pandemi, Kuraklık, Ekonomik kriz ortamı derken ülke olarak tam bir savaş ekonomisi ortamının içerisindeyiz. Bu tür durumlarda ‘kendi kendine yeterli olabilme’ kavramı doğrudan gündemimize gelebiliyor. Çocukluğumuzdan beri bize anlatılan ‘ülkemiz dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri’ cümlesi ile ‘yerli malı haftaları’ gibi kavramlar aslında savaş yılları tecrübelerinden bugüne yansıyan çok önemli hatırlatmalar. Savaş, kıtlık, kuraklık, salgın, afetler vb. olağanüstü durumlarda insanımızın aç, gıda sanayimizin de hammaddesiz kalmaması ve mümkünse döviz kaynağımız olan ihracatımızın da aksamaması gerekiyor. Bu gerekçelerle Tarım ve Gıda sektörünün çok yönlü politikalarla güvenli ortamlarda yönetilmesi gerekiyor.

***

KOMŞULARA STRATEJİK ÜRÜNLERDE BAĞIMLI OLMAK

Hemen yanı başımızda patlayan Rusya-Ukrayna savaşı bize, ‘enerji ve gıda da güvende değilsiniz yani arz güvenliği sorununuz var.’ gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Savaşın tarafları bu iki komşu devletin ‘önceliği kendi halkımıza vermek zorundayım’ demelerinden daha normal ne olabilir? Bu durumu biraz daha açalım. Bilindiği üzere dünya gıda tedarik zinciri savaş öncesinde pandemi nedeniyle bozulmuştu. Temel stratejik tarım ürünü olarak sayılan Buğday, Arpa, Mısır, Ayçiçeği ve Soya başlıklarında ise dünyada ana üretici ve ihracatçı ülkelerin sayısı maalesef sınırlı. Dünya buğdayının yüzde 60’ını 4 ülke üretiyor. Yine dünya Mısır ve Ayçiçeğinin yüzde 70’ini 3 ülke üretiyor. Ayrıca bu alana yatırım yapan uluslararası fonlar bu temel stratejik tarım ürünlerindeki arz-talep dengesi üzerinde oynayabiliyorlar. Bu tabloya bakıldığında söz konusu tarım ürünlerinde coğrafyası uygun olmayan tüm ülkeler açısından Arz Güvensizliği söz konusudur diyebiliriz.

***

TARIM VE GIDADA İTHALATÇI KONUMU HEDEFLEMEMEK

Gıda arz güvenliği konusu, Enerji arz güvenliği kadar dışa bağımlılığın katı olduğu bir alan değil. Örneğin Rusya 1990 yılında Tahıl, Baklagiller ve Yağlı Tohumlarda ithalatçı iken şimdi piyasa belirleyicisi bir konuma ulaşabildi. Tarım ithalatını son 7 yılda yüzde 32 azaltarak ve de tüm başlıklarda güçlü üretim hamleleri yaparak net tarım ihracatçısı durumuna geldi. Sibirya bölgesinde daha önce tarım yapılmayan 13,6 milyon hektar yeni tarım alanı daha sisteme dâhil edildi. Hollanda örneği ise daha önceki yazılarımızda açıkladığımız üzere tam bir ders konusu. Bu veriler, ülkeleri her türlü iklim ve toprak olumsuzluklarına rağmen tarımda nasıl dünya çapında başarılar gösterebildiklerine dair önemli örnekler. Bu ülkelerin çıkışlarındaki ortak özellik, kararların günübirlik değil asgari 7-8 yıllık üretim ve destekleme planlarına dayanması, belirsizliklerin en aza indirilmesi, ürün kalitesi ve denetiminin öne çıkartılması olarak dikkat çekiyor.

Gıda arz güvenliği konusu giderek öne çıkmaya başladı. Gıda milliyetçiliği, Gıda Oligarşisi ve Gıda Hegemonyası gibi daha önce literatürde bulunmayan cümleler dahi kullanılmaya başladı. Çin ve Hindistan sırayla 1,4 ve 1,3 milyarlık nüfuslarını doyurabilmek için aynen Rusya gibi Gıda arz güvenliği konusunda ciddi adımlar atıyorlar. Örneğin Çin,2019 yılında 4 milyon ton Mısır ithal ediyor ve bu rakam 2020 yılında 8 milyon tona ve 2021 yılında ise 24 milyon tona ulaşıyor. Bu veriler, önemli bir gıda stoku kararının uygulandığının göstergeleri. Çin bu eylemi ile sadece stok yapmakla kalmıyor, oluşturduğu büyük talep ile de dünya fiyatlarının sürekli yükselmesine neden oluyor. Bu ve benzeri operasyonlar nedeniyle ülkemizde de bu temel tarım ürünleri ve hammadde fiyatlarında neredeyse haftalık olarak dahi yüzde 25-30 civarında artışlar söz konusu olabiliyor. Ayrıca bizim iç ekonomik kırılganlığımıza bağlı olarak ürettiğimiz kendi iç enflasyon farkları da ayrı. Evet, sorunları belirttik. Dünyada gıda üretiminde iklim değişikliği, savaş ve aşırı stok eğilimlerine bağlı bir sıkışıklık söz konusu ve birçok ülke gıda arz güvenliği konusunda yerli üretimin ne kadar hayati olduğunun da farkına varmış durumda. TÜİK’in 2019-2020 bitkisel ürün denge tablosuna baktığınızda toplam tahıl ürünlerinde yurt içi üretimin toplam talebi karşılama oranının yüzde 87,8 seviyesinde olduğunu görebilirsiniz. Yani Türkiye iyi bir organizasyonla iç ve dış talebi karşılayacak üretim ve ihracat rakamlarına ulaşabilecek ve gıda sanayinin de hammadde ihtiyacını karşılayacak potansiyele sahip bir ülke.

***

YERLİ ÜRETİM HEDEFLİ BÜYÜK BİR ORGANİZASYONA İHTİYAÇ VAR

Hal böyle iken ülkemiz tarımda ciddi bir bağımlılık tablosu yaşıyor. Türkiye 2021 yılında 8,1 milyon ton Buğday ithal ediyor. İthalatın yüzde 78’i Rusya’dan, yüzde 9,2’si ise Ukrayna’dan. Yine 2021 Ayçiçek yağı ithalatı 1,1 milyon ton, Ayçiçek tohumu ithalatı 784 bin ton. Rusya ve Ukrayna küresel buğday ihracatının yüzde 25’inden fazlasını gerçekleştiriyor. Ayçiçek yağı ihracatında ise bu hâkimiyet yüzde 80’lere yükseliyor. Bu ülkeler savaş halinde ve biz gıda arz haritamızı yeniden konuşmak ve yeni kararlar almak zorundayız. Bu kararların temelinde yerli üretimin tam kapasite ile gerçekleştirilmesi, tarım topraklarımızın korunması ve etkin su yönetimi üzerine yükselmesi gerektiği konusunda konunun tarafları hem fikir Ayrıca, tüm eksikliklerimizle cesaretle yüzleşmemiz gerekiyor. Tarım ve hayvancılıkta ciddi bir ithalat eğiliminden söz ediliyor. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için ise içeride çiftçi için tarımsal üretimin avantajlı olmaktan çıkartılması hedefleniyor. Tarımsal üretimde temel girdiler olan Gübre, Mazot, Tohum, Yem, Elektrik ve İlaç maliyetleri karşılanamayacak pozisyona taşınıyor. Yüksek maliyetlerle üretim yapan çiftçinin ucuz ürün fiyatı oluşturması mümkün olmuyor ve ürün fiyatları doğal olarak yükseliyor. Bu aşamada ithalat alternatifi devreye giriyor ve iç fiyatlar düşürülüyor. Şekil olarak doğru işleyen bir sistem gibi görünen bu operasyon sonunda çiftçinin yüksek maliyetlerle ürettiği ürünü elinde kalıyor ve bir sonraki yıl üretimden çekiliyor. Ülkemizde bu uygulamalar sonucunda avantajını yitiren tarım sektöründen son 15 yılda yüzde 45 oranında çiftçi çekiliyor. Ve tüketiciler sonraki yıllarda sadece farklı ithal ürünler üzerinden tercihler yapmaya başlıyoruz.

Bu uygulamalar sonucunda ülkemizde son 30 yılda 4 milyon hektar tarım arazisi tarım dışına çıkmış bulunuyor. Bu rakamın bir bölümü tarımsal üretimin cazibesini yitirmesi kaynaklı olmakla birlikte önemli bir bölümü de tarım topraklarının tarım dışı kullanım amaçlı tahsislere konu edildiği içindir. Buğday ekim alanlarımız TÜİK’e göre 2015-2020 dönemi arasında yüzde 13 daraldı. (7,8 milyon hektardan 6,8 milyon hektara) Buğday üretimimiz 22,6 milyon tondan 2021 yılında kuraklığında etkisi ile 17,7 milyon tona kadar geriledi. Stratejik önemdeki hububat ve yağlı tohumlar üretimimizi hızla artırmamız gerekiyor. Son yıllarda yukarıda anlatmaya çalıştığım gerekçeler ile tüm ülkeler gıda konusunda artık ithalat yerine kendi çiftçisine yöneliyor ve yerli üretimi destekliyor. Çünkü kendi çiftçinizden esirgediğiniz destek, ithalat yoluyla yabancı ülke çiftçilerine ödeniyor. İthalatçı karı ve navlun maliyetleri de cabası.

***

DÜNYA PİYASALARINI İZLEYEN, GIDA ARZ YETERLİLİĞİ OLAN BİR YAPI KURULMALI

13 bin yıldır bu topraklar tarım için kullanılıyor. Sürdürülebilir bir tarım yönetimi oluştuğunda bu topraklarda hiçbir zaman gıda açlığı yaşanmayacaktır. Topraklarımıza sahip çıkmalıyız. Ekolojik denge bozulduktan sonra bunu rehabilite eden bir sistem maalesef yok. Bu dengeyi korumak ve gelecek nesillere aktarmak bizlerin insanlık görevimiz. Tüm tarım arazisi envanterimizi değerlendirmeliyiz. Bu konuda başarılı tarım kooperatiflerine yeni roller vermeliyiz. Profesyonelliği ve verimliliği ön plana çıkartıp, disiplinli ve sonuç alıcı planlamalar yapmalıyız. Tarımsal girdilerin yurt içinde üretimi, dış ticareti, kullanımı ve finansmanı konusunda, ürün karşılığı ödeme sistemleri geliştirilmeli ve bu konu ciddi desteklemelerle sorun olmaktan çıkartılmalıdır. Ölçek ekonomisi uygulamaları ile toplu alım ve organizasyonlar ile birim maliyetler düşürülmelidir. Ciddi bir ürün kalite ve izleme sistemi kooperatifler eliyle yapılmalıdır. Tarım Üniversiteleri bizzat üretimin içerisinde olmalılar. Toplam içme suyu kaynaklarımızın yüzde 70’inin tarımsal sulamada kullanıldığı ülkemizde kısa sürede modern sulama tekniklerine hızla geçmeliyiz. Yenilenebilir enerji kullanarak enerji maliyetlerini ortadan kaldırmalıyız. Organik gübre ve kompost üretimi konusunda yerel yönetimlere yasa ile görevlendirme yapılmalı, kentlerin organik atıkları ciddi bir organizasyonla tarımda gübre maliyetlerinin azaltılmasında kullanılmalıdır. Üretim deseni ve az su isteyen ürün ekimine dikkat edilmelidir.

Temel tarım ürünlerinde yurt içi ihtiyaç ve stratejik stoklarımızdan her zaman emin olmalıyız. Yurt içi ihtiyaç tamamlanmadan o ürünün ihracatına izin verilmemelidir. Bu uygulama gıda enflasyonunu da bitirecek en temel davranıştır. Arz-Talep dengesine her aşamada dikkat etmek gerekir. Buradan çıkarılacak sonuç ürün dengelerini izleyerek gereksiz ithalata neden olmamak ve muhtemel ithalat kur farklarına da maruz kalmamaktır.

Yukarıda anlatılanlardan vardığımız nokta, ülkemizin gıda arz güvenliğindeki çıkışının ithalatta değil, kendi yerli üretimimizde olduğu ve ülkemizin bu imkân ve potansiyele her zaman sahip olduğunun bilinmesi, ülkemizin pandemi ve savaş gibi olağanüstü durumlarda zor durumda bırakılmamasıdır.

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 05 Temmuz 2026
İmsak 06:47
Güneş 08:18
Öğle 13:10
İkindi 15:31
Akşam 17:52
Yatsı 19:17
6
hafif yağmur
Puan Durumu
Takımlar O P
1.  Galatasaray 33 77
2.  Fenerbahçe 33 73
3.  Trabzonspor 33 69
4.  Beşiktaş 33 59
5.  Göztepe 33 55
6.  Başakşehir FK 33 54
7.  Samsunspor 33 48
8.  Çaykur Rizespor 33 40
9.  Konyaspor 33 40
10.  Alanyaspor 33 37
11.  Kocaelispor 33 37
12.  Gaziantep FK 33 37
13.  Eyüpspor 33 32
14.  Kasımpaşa 33 32
15.  Gençlerbirliği 33 31
16.  Antalyaspor 33 29
17.  Fatih Karagümrük 33 27
18.  Kayserispor 33 27
Takımlar O P
1.  Erzurumspor FK 38 81
2.  Amed SK 38 74
3.  Esenler Erokspor 38 74
4.  Çorum FK 38 71
5.  Bodrum FK 38 64
6.  Pendikspor 38 63
7.  Keçiörengücü 38 60
8.  Bandırmaspor 38 60
9.  Manisa FK 38 55
10.  Sivasspor 38 53
11.  İstanbulspor 38 52
12.  Sarıyer 38 52
13.  Iğdır FK 38 50
14.  Van Spor FK 38 49
15.  Boluspor 38 48
16.  Ümraniyespor 38 46
17.  Serik Belediyespor 38 39
18.  Sakaryaspor 38 34
19.  Hatayspor 38 14
20.  Adana Demirspor 38 6
Takımlar O P
1.  Arsenal 36 79
2.  Manchester City 36 77
3.  Manchester United 36 65
4.  Liverpool 36 59
5.  Aston Villa 36 59
6.  Bournemouth 36 55
7.  Brighton & Hove Albion 36 53
8.  Brentford 36 51
9.  Chelsea 36 49
10.  Everton 36 49
11.  Fulham 36 48
12.  Sunderland 36 48
13.  Newcastle United 36 46
14.  Leeds United 36 44
15.  Crystal Palace 36 44
16.  Nottingham Forest 36 43
17.  Tottenham 36 38
18.  West Ham United 36 36
19.  Burnley 36 21
20.  Wolverhampton 36 18
Takımlar O P
1.  Barcelona 36 91
2.  Real Madrid 35 77
3.  Villarreal 36 69
4.  Atletico Madrid 36 66
5.  Real Betis 36 57
6.  Celta Vigo 36 50
7.  Getafe 36 48
8.  Real Sociedad 35 44
9.  Athletic Bilbao 36 44
10.  Sevilla 36 43
11.  Rayo Vallecano 35 43
12.  Osasuna 36 42
13.  Valencia 35 42
14.  Espanyol 36 42
15.  Deportivo Alaves 36 40
16.  Elche 36 39
17.  Mallorca 36 39
18.  Levante 36 39
19.  Girona 35 39
20.  Real Oviedo 35 29