bursagorus.com.tr
2022-02-22 05:00:00

Ekonomik Özgürlük

Prof. Dr. Bekir Parlak

22 Şubat 2022, 05:00

Ulusların gücünü, en çok ekonomik güçleri belirler. Ekonomik güç, kendi içinde birçok faktörü barındırır. Bunların içinde “ekonomik özgürlük” apayrı bir yere sahiptir.

Ekonomik özgürlük (Economic Freedom) için üzerinde mutabakat sağlanmış bir tanımlama yoktur diyebiliriz. Sosyal bilimlerin birçok kavram ve terimi için bu durum söz konusudur. Ekonomik özgürlük kavramı, sanıldığının aksine iktisat teorisinde çok da yeni bir kavram değildir.

Akademik literatürden bir tanımlama yapmak gerekirse, bir çalışmada (Yenipazarlı, 2009: 4); ekonomik özgürlük, “bireylerin devlet müdahalesi olmadan ekonomik faaliyetleri gerçekleştirebildiği, bireysel çıkarların başkalarının haklarına zarar vermeden korunduğu boyut” olarak anlatılmaktadır.

Günümüzde daha da önem kazanan bu terimi; bir ülkede ekonomik alanda teşebbüs hürriyetinin, finansal özgürlüğün, iş yapma kolaylığının, merkez bankası bağımsızlığının, makro ekonomik politikalarda ulusal mutabakatın, serbest döviz piyasasının, liberal ekonomik uygulamaların, dışa açık bir ekonomik düzenin ve uluslar arası piyasalara uyumlu bir ekonomik işleyişin varlığıyla tanımlamak mümkündür.

Her şeyden önce “ekonomik bünyenin sağlam” ve “piyasalardaki işleyişin sağlıklı olması”, ekonomik özgürlüğün ilk koşuldur diyebiliriz.

Bir ülkede ekonomik örgütlenmenin sağlamlığı, o ülkenin gelişmişliğini belirleyen önemli unsurlardan bir tanesidir. Dolayısıyla, bir ekonominin kullanmakta olduğu kaynak tahsis mekanizmasının niteliği, bu ekonominin dışa açık olup olmaması, yani pazarın hacmi ve mülkiyet hakları ile ekonomik özgürlüklerin derecesi, iktisadi müşevviklerin (teşvik edici unsurların) durumu ve mübadelenin kapsamı gibi konular, bu ekonomik modelin sağlığını belirleyen temel unsurlardır (Yenipazarlı, 2009: 1).

Ekonomik özgürlük, ancak “iktisadi büyümenin” ve “iktisadi gelişmenin” istikrarlı ve sürdürülebilir olduğu bir ülkede hayat bulabilir. Peki, bu iki kavram neyi ifade eder. Önce İktisadi büyümeye göz atalım.

İktisadi büyüme öncelikle gelir artışı kavramıyla özdeşleşir. Gelir artışı ya da iktisadi büyümenin kaynakları şunlardır: İşgücünün kalitesi ve miktarındaki artış, sermaye birikimi, teknolojik ilerleme ve daha iyi bir iktisadi örgütlenme. İktisadi gelişmenin kaynakları ise piyasa ekonomisi kapsamında şu şekilde belirtilebilir: Özel mülkiyet, mübadele özgürlüğü, rekabetçi piyasalar, etkin bir sermaye piyasası, parasal istikrar, düşük vergi oranları ve serbest ticaret. Bu kaynaklardan özel mülkiyetin iktisadi gelişme sürecini hızlandırıcı etkileri vardır. Özel mülkiyet, insanları, mülklerini, onların değerini daha da artıracak ve verimliliğini daha da geliştirecek şekilde kullanmaya sevk eder. Mübadelenin ise, daha fazla üretim ve daha çok gelir yaratma özelliği vardır. Bu sayede taraflar, istedikleri şeyleri giderek daha fazla elde edebilme imkanına kavuşur (Yenipazarlı, 2009: 1).

Tanınmış ilk ekonomistlerden bugünlere kadar ekonomik özgürlük alanında düşünen ve yazan uzmanlara kulak verdiğimizde konunun çok yönlü olduğu ve “iktisat” denildiğinde ilk akla gelen kavram ve olgularından biri olarak kabul edildiği anlaşılır.

Adam Smith’den bu yana, ekonomistler bu bağlamda özellikle “ iktisadi kalkınmanın bileşkeleri “üzerinde durmuşlardır. Ve kaynak arzı ve seçimi, ekonomide rekabet, ticaret ve mülkiyet haklarını koruma özgürlüğünün, ekonomik kalkınmanın bileşkesi olduğuna inanmışlardır. A. Smith’den sonra D. Ricardo “serbest ticareti” savunmuştur ki bu kavram da ekonomik özgürlüğün bileşenleri arasında yer alır. Ekonomik özgürlük, serbest piyasa kurumlarının niteliğini temsil etmektedir. Ekonomik özgürlüğün varlığı özel mülkiyetin korunması, bireysel tercih özgürlüğü ve gönüllü değişimi simgeler. Bu durum, özel mülkiyet hakkının korunması ve sözleşmelerin yapılmasında minimum devlet müdahalesini kapsamaktadır ( Yenipazarlı, 2009:3).

Ekonomik özgürlüğün alt kategorilerini oluşturan değişkenler üzerinden gidildiğinde konu daha açık hale gelecektir.

Ticaret, hükümetin mali yükü, ekonomiye hükümet müdahalesi, para politikası, sermaye hareketleri ve yabancı sermaye yatırımları, banka ve finans, ücretler ve fiyat kontrolleri, mülkiyet hakları, regülasyonlar, kayıt dışı piyasasından oluşan geniş yelpazenin toplam etkisini ortaya koymak zor olduğu için hangi tür ekonomik özgürlüğün sosyo ekonomik büyümeye etkisinin daha fazla olduğunu anlamak için alt kategorilere ayırmak gerekir . Ekonomik özgürlüğün anahtar ölçütleri olarak da, bireysel seçim, ülke içinde ve dışında mübadele özgürlüğü, rekabet özgürlüğü, mülkiyet hakları sahipliği ve korunması sayılmaktadır. Ekonomik özgürlüğün gerçekleşebilmesi için de hükümetin bu özgürlükleri destekleyici politikaları benimsemesi gerekmektedir (Madan, 2002: 10- Yenipazarlı, 2009’dan 3-4).

Ekonomik özgürlükler şu 6 özgürlük alanlarıyla belirlenir: Girişimcilik özgürlüğü, Sözleşme Özgürlüğü, Mülkiyet özgürlüğü, Tercih ve seçme özgürlüğü, Mübadele özgürlüğü, Uluslar arası ticaret ve girişim özgürlüğü. Bu hususta bir de ekonomik hak ve ekonomik özgürlük kavramları karşısında devlet ve bireyin konumlarına bakmak ayrı bir önem arz eder.

Bireylerin sahip oldukları “ekonomik haklar”, bu alanda devletin bu hakları sağlayacak bazı önlemler alınmasını gerektirirken, bireylerin sahip oldukları “ekonomik özgürlükler” ise bu alanlarda devletin müdahalede bulunmamasını gerektirir.

Öncelikle ekonomik özgürlükler, genellikle kişisel özgürlükler arasında değerlendiriliyor olsa da, özellikleri bakımından politik ve medeni özgürlüklerden farklılıklar gösterir. Hukuki yaklaşımlar çerçevesinde negatif ve pozitif haklar ayrımı ile ifade edilen ekonomik özgürlük kavramı, iktisat literatüründe; temelde mülkiyet, tercih ve mübadele serbestisi olarak algılanmaktadır (Taşar, 2007: 143).

Ekonomik özgürlük, dünya üzerinde küresel boyutta yapılan çok sayıda ölçümde olduğu gibi, her yıl ülkeler bazında ölçülüp değerlendirilmektedir. Buna “Ekonomik Özgürlük Endeksi” adı verilmektedir. Bu Endeks aracılığıyla ülkelerin baz alınan yıl içindeki durumu daha önce standart olarak belirlenmiş değişkenler bağlamında bağımsız olarak belirlenmektedir.

Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi; uluslar arası ve ulusal düzeylerdeki iktisadi piyasalar açısından değerli ve önemli bir veri seti olarak kabul edilmektedir.

Bu Endeks sayesinde ülkelerin iktisadi kurumları ve politikalarının ekonomik özgürlüğü ne kadar destekleyici ve rehberlik edici rol oynadığı açıkça ortaya konulmaktadır. Ekonomik Özgürlük Endeksinin genelde temel bileşenleri “rekabet özgürlüğü”, “özel mülkiyet haklarının güvenliği”, “bireysel tercihlerin serbestliği”, “gönüllü değişimin derecesidir”.

Her yıl düzenli olarak yapılan bu ölçümlerin 2021 yılı değerlerini içeren 2022 Raporu yayımlanmış durumdadır. Ekonomik Özgürlük Ligi olarak da tanınan bu kritik ölçümde dünya ülkeleri arasında sıralamalarda yıldan yıla değişimler yaşanabilmektedir.

Ekonomik özgürlükler liginde üst sıralarda tanıdık ülkeler yerlerini koruyorlar. Rapora göre 2022 yılında ekonomik özgürlüklerde bayrağı en önde taşıyan 3 ülke; Singapur, İsviçre ve İrlanda. Bu ülkeleri Lüksemburg, Yeni Zelanda, Tayvan, Estonya, Hollanda, Finlandiya, Danimarka izlemektedir. İlk 10’da İskandinav ülkelerinin ve genelde Avrupa ülkelerinin yer tuttuğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Kanada 15., Almanya 16., Japonya 35. , Fransa 52. sıralarda bulunmaktadır.

Bu endeks üç ana başlık altında yer alan alt bileşenlerin ülkeler nezdinde değerlendirilmesiyle oluşturulmaktadır. Bu üç ana başlık “hukuk”, “regülasyonların etkinliği” ve “hükümet”tir.

The Heritage Foundation’un düzenli olarak ölçümleyip yayımladığı bu küresel raporda gelişmiş piyasa ekonomisine sahip, mülkiyet haklarının üst düzeyde tanındığı, yasal hakların güçlü bir şekilde korunduğu, kamunun güvenirliğinin sağlandığı, iş yapma, iş gücü ve parasal özgürlüklerin üst düzeyde bulunduğu, vergi yükü, hükümet harcamaları ve mali yapıların sağlamlığı konusunda ileri aşamada yer alan ülkeler en üst sıralarda konumlanırlar. Bu bileşenlerin zayıf görünümde olduğu ülkeler ise durumlarına göre daha alt sıralarda kendilerine yer bulabilirler.

Ekonomik alandaki hakları, özgürlükleri, serbestlikleri ve korumaları içeren bileşenlerden meydana gelmiş “2022 Index of Economic Freedom” Raporuna göre Türkiye bir önceki yıla göre gerileme göstermiştir. 2020 yılında 76. sırada yer alan ülkemiz 2021 ölçümlerine göre 107. sırada yer alabilmiştir. Bu düşüşte mali sağlıktaki bozulma ve kamunun güvenilirliğinde azalmanın etkili olduğu belirtilmektedir.

Türkiye aslında bu Endekste daha bir üst grubu ifade eden ve İtalya, Fransa, Meksika gibi ülkelerle 3’üncü kategori olan “kısmen özgür” ülkeler arasında yer almaktaydı. 2022’de ise Ruanda, Burkina Faso, Tanzanya, Kuveyt ve Kamboçya örneğindeki ülkelerle aynı kategoride sıralanmaktadır. Raporda en sondaki 3 ülke ize Kuzey Kore, Venezuela ve Küba’dır.

Sonuç olarak, istikrarlı para politikası, hukuki yapı ve mülkiyetin korunması, devlet ve hükümetin işlevleri, uluslar arası ticaret serbestisi, kredi, emek ve iş piyasalarındaki regülasyonların niteliği ve etkileri ile ulusal merkez bankasının politikaları bu konuda belirleyici olmaktadır. Bu bileşenlerde pozitif ilerlemeler sağlandıkça ekonomik özgürlükler güçlenir ve ülke bu alanda daha iyi duruma gelir. Ülkeler bu alandaki yerlerini yükselttikçe yabancı sermayeyi daha çok çekerler. Sermaye güven ister, ekonomik özgürlükler geliştikçe ve sağlam bir zemine oturdukça yerli ve yabancı yatırımcılara güven gelir. Güven, ekonomik istikrarı temin edecek ve iktisadi büyüme ile gelişmeyi tetikleyecektir. Bu ise toplam refahın artışını getirecektir.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.