Bursa denince aklımıza ilk olarak tarihi yapılar, yemyeşil doğa, Uludağ geliyor olabilir. Ama Bursa’yı Bursa yapan şeylerden biri de hiç şüphesiz mutfağı. Hatta öyle bir mutfak ki, tek bir tabağın içinde bile koca bir şehir hikâyesi saklı.
Döner kebaptan cantığa, kestane şekerinden tahinli pideye kadar uzanan bu hikâyenin her lezzetinde başka bir iz var. Kimi Osmanlı’dan, kimi ilçelerimizden, kimi de yıllardır aynı tarifi yaşatan ailelerden geliyor.
Şimdi bu hikâyelerin yeniden sofraya oturma zamanı.
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 18-19-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek Uluslararası 5. Bursa Gastronomi Festivali, bu yıl “Fetheden Lezzetler” temasıyla karşımıza çıkacak. Daha festival başlamadan insanın acıkmasına sebep olan bir programdan söz ediyoruz.
Üstelik bu yılki tema öylesine seçilmiş bir tema değil. Bursa’nın fethinin 700. yılına denk gelen festival, şehrin tarihine bu kez mutfak penceresinden bakacak.
“Fetih” denince akla ilk olarak savaşlar, zaferler ve sınırlar geliyor. Oysa mutfağın fetih anlayışı biraz daha farklı. Gönüllere dokunmak, damakta iz bırakmak, yıllardır sofralarda yaşatılan tarifleri bir sonraki kuşağa aktarabilmek...
Bursa’nın hikâyesi de tam olarak burada başlıyor.
Çünkü bir şehrin mutfağını anlamak için sadece önünüze gelen tabağa bakmak yetmiyor. O tabağın arkasındaki toprağa, üreticiye ve emeğe de bakmak gerekiyor.
Keles’te dalından kopan kiraz, Bursa’nın şeftalisi, ahududu, çilek, deveci armudu, Yenişehir biberi, Karacabey soğanı... Bunların her biri aslında Bursa mutfağının görünmeyen kahramanları.
Bu nedenle festival yalnızca “ne yiyeceğiz?” sorusunun cevabını vermeyecek. Bir bakıma “Bu yemek nereden geliyor?” sorusunun da peşine düşecek.
Ve bence işin en güzel taraflarından biri de bu.
Çünkü sofraya gelen yemeğin hikâyesini bildiğinizde, tadı da biraz değişiyor. Dalından yeni kopmuş bir şeftalinin yalnızca şeftali olmadığını; bir bölgenin iklimini, toprağını ve üreticisinin emeğini taşıdığını düşünüyorsunuz.
Bursa’nın sofrası bu kez sınırlarını da biraz genişletecek.
10 ülkeden 12 kardeş şehir festival için Bursa’da buluşacak. Her şehir kendi mutfağından bir parça getirerek bu büyük sofraya bırakacak.
Aslında farklı kültürleri tanımanın bundan daha güzel bir yolu var mı, emin değilim.
Bir şehrin meydanını gezebilirsiniz, müzesine girebilirsiniz, tarihini okuyabilirsiniz. Ama o şehrin mutfağına oturduğunuzda bambaşka bir hikâyeyle karşılaşırsınız. Çünkü yemek, insanın en eski ve en samimi anlatma biçimlerinden biri.
Bir tabak yemek bazen bir şehrin tarihini anlatır, bazen bir ailenin yıllardır sakladığı tarifi, bazen de hiç tanımadığınız bir kültürü size yaklaştırır.
Bu yüzden Merinos Parkı’nda kurulacak sofrayı sadece bir festival alanı olarak görmemek gerekiyor. Bence birkaç günlüğüne Bursa’nın kocaman bir mutfağa dönüşeceği bir hikâyeden söz ediyoruz.
Ve evet...
Bu hikâyenin sonunda muhtemelen en büyük sorun şu olacak:
“Bunca şeyin arasında önce hangisini yiyeceğiz?”