bursagorus.com.tr
2022-08-02 11:09:14

Nilüfer Vadisi Dosyası

Erkan Kalafat

02 Ağustos 2022, 11:09

Nilüfer Çayı, Uludağ’ın 850 m yüksekliğindeki güney yamaçlarındaki mağaralardan doğan, çok sayıda derenin bir araya gelmesiyle oluşan, Susurluk Çayı ile birleşerek, Karacabey yakınlarında Kocasu adıyla Marmara denizine dökülen, 103 km uzunluğundaki yolu tüketerek, bir ilçeye de adını veren nehirdir.

Nehre akan zehirli atıklar sebebiyle nehir değil, kimyasal dere denmesi daha doğru olacaktır. Marmara’ya çıkışındaki koyu renkli bölge, müsilaj ve bölüm bölüm yan rögarlardan gelen koyu renkli atık suların hayatımızı günden güne kısalttığı nettir. Yıllardır -cek-cak’lı kelimeler ile verilen sözlerin yerine getirilmediği ve getirilmeyeceği de görünmektedir. Çünkü 40 yıldır aynı sözleri duyuyoruz.

Bugün size bahsetmek istediğim konu bunlarla ilgili değil, ben bugün biraz kendi mesleki disiplinimde kalıp, bir gözlemimden bahsetmek istiyorum sizlere.

Biliyorsunuz çayın, halkın daha çok bilgi alanında kalan bölümü, Mihraplı Parkı civarında yapılan dinlenme alanları ile Acemler-Bölge Adliye kavşağı arasındaki uzun yürüyüş yolları arasıdır. Bu iki bölge halka bir nebze de nefes aldıracak şekilde düzenlenmiş ve özellikle Mihraplı Parkı, yazın yoğun şekilde kullanılmaktadır. Ancak gelin görün ki, Acemlerden sonraki bölüm için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Ben de uzun zamandır kafamdakini gerçekleştirerek, bu uzun mesafeyi yürüyerek, parktakilerle sohbet ederek bu parkımsı alanı gözlemlemeye çalıştım.

Vadinin eski resimleri elimde olmadığı için kısa bir Google turu bana gerekli resimleri sağladı. İlk yapıldığındaki zannederim 2007 yılı, 2 resmi sizlerle paylaşıyorum. Bu 2 resimde de yapılan ahşap binalar muntazam, elektrik direkleri çalışır durumda, banklar pırıl pırıl ve yeşil alanlar düzgün:

Güncel fotoğraflar ise bir facia, elektrik direklerindeki lambaların tamamı ortada yok, parktakilerle biraz konuşunca tamamının çalındığını ilettiler. Böyle bir şey mümkün mü bilemedim ama parkın tüm lambalarının sadece direkleri kalmış. Direklerin içindeki elektrik kabloları bile çalınmış. Saymadım ama herhalde 500 adet direk var. İşin komik yanı güvenlik kamerası var yazan tabelanın lambası da çalınmış. Zaten güvenlik kamerasının da bu kadar önemli bir parkta, olmadığını öğrendim.

Sadece elektrik lambaları ve kablolar değil, basket sahalarındaki potalar ve direkleri de kesilerek çalınmış.

 

Mevcut olanlar da sporcuların sağlığına zarar verecek şekilde paslı ve tehlikeli.

Parkın içinde konuşlanan trafoların, kilitli olması gereken kapakları açık ve her tür tehlikeyi barındırmaktadır. Her an bir vatandaşın, elektrik ile hayatını kaybetmesi veya yanlış kullanımlar mümkündür.

GSM operatörlerinin vericileri gayet güzel emniyet altına alınmış, ne de olsa özel sektör ancak, onların bile panolarının kapaklarında kilit yok.

Yukarıda, çalınan lambalardan ve elektrik kablolarından bahsetmiştim. Bu direkler yerli yerinde dururken, hatlarının ve lambalarını yenileyerek kullanıma sokmak mümkün iken bakınız belediye nasıl bir uygulama yapmış:

Görüldüğü gibi yeni bir hat ve yeni direk ve lambalar takılmakta. Peki, bu da olsun diyelim. Acaba bu hatlar çekilirken daha önce yapılmamış güvenlik kamerası hatları da çekilemez miydi? Peki, yeni lambaların çalınmayacağını kim garanti ediyor? Halkın emniyeti için, niçin kamera sistemi düşünülmüyor?

Bu arada eski direklere ait betonlar, işe yaramadığı ve hattın üzerinde olduğu için, çıkartılarak kenara bırakılıyor, yeşil alan deforme ediliyor. Bazı bölümlerde korunmasız çukurlar oluşmuş durumda. Parkın çocuklar tarafından kullanılacağı düşünülürse, kullanıcılar her an tehlike ile iç içe.

Benim ahşapçı olduğumu bilenler ve yukarıda da bugün, mesleki yönden bakacağım dememden kaynaklı sabırsızlanıyorlardır. Tabi vadinin ahşap fecaat durumlarından da bahsedeceğim ama önce bir tespit yapmam lazım şu anda:

Zamanında New York’un Belediye Başkanı Giuliani “Suçlarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusuna şöyle cevap verdi;

“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırılsa ve siz o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede oradan geçen herkes bir taş atıp binanın diğer

tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine veya bir binanın köşesine birileri bir çöp bıraktığında o çöpü hemen oradan kaldırmazsanız herkes çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk atılan çöpü kaldırttım.” Kırık cam Teorisi de denen bu kurama göre;

Eğer bir mahallede güvenli ve huzurlu bir ortam için suç oranı düşürülmek

isteniyorsa öncelikle “kırık camlar”ın temizlenmesi gerekmektedir. En küçük bir huzursuzluğa bile müsamaha gösterilmeyen temiz ve düzenli bir çevre ise o bölgenin izlendiği, dolayısıyla ciddi bir suç işlendiği takdirde suçun asla cezasız kalmayacağına işaret etmektedir (Austrup, 2011: 3-4).

Kırık cam teorisinden çıkarılan sonuçlara göre suçla mücadelede, kentlerin düzenli ve “bakımlı” olması, sivil katılımın teşvik edilmesi oldukça önemlidir. Yani, bir kentte yaşayanların, o kentin düzenliliği ölçüsünde toplumsal yaşama uyumlu ve düzgün davranacaklarını ileri sürer. Temiz ve düzenli bir çevre, o bölgenin izlendiğini ve yasa dışı davranışlara izin verilmeyeceğini bildirir. Tersine, bakımsız bir çevre, terkedilmiş binalar, duvar yazıları, çöp yığınları bölgenin izlenmediği ve orada yaşayanların sorumsuz davrandıkları sinyalini vermektedir. Önemli olan kırık camlar değil, ilettikleri mesajdır.

Buradan, tekrar ahşap konusuna dönersek, vadide 20 civarında ahşap veya ahşap kaplı kulübe/bina mevcuttur, ayrıca birkaç adet de ahşap köprü. Kullanılan tüm ahşaplar, bakımsızlıktan ve korunmamaktan bir kış daha çıkaracak durumda değillerdir. Köprülerin korkulukları çürümekte ve dayanılması durumunda aşağıya düşülecek kadar sağlamlığını yitirmiştir. Çiviler-vidalar ağacın kuruması, çürümesi ve çatlaması sebebiyle vasfını yitirmiştir.

Ahşap kaplamalar, güvenlik ve kamera olmaması sebebiyle gece konaklayanların vandallığına uğramaya başlamış. Bir kış daha geçirilme durumunda tüm ahşapların ısınma sebepli kullanılacağı aşikârdır. Kapısı ve pencereleri kırılan kulübeler tamamen kullanılamaz duruma gelmiştir.

Köprü altları büyük tehlike arz etmekte. Özellikle aydınlatma ve güvenlik kamerası olmayan vadide gece kullanım mümkün olmadığı gibi, gece konaklayanların izlerinden neler yaşandığı rahatlıkla görülebilmektedir.

Kırık cam teorisi uyarınca, Büyükşehir Belediyesinin önce kendi harflerini, sonra da tüm parkı hatasız hale getirerek ve ardında da koruyarak, halkın nefes alacağı bir alanın kaybolmasını engelleyecek faaliyet yapmasını bekliyoruz.

Neşteri tam vurmak gerekirse de, kanundaki bir boşluk sebebiyle bu konular ile ilgili mühendislik dalları olan Ağaç işleri Endüstri Mühendisleri ve Orman Endüstri Mühendisleri maalesef Belediye kadrolarında yer almamaktadır. İhaleye çıkıldığında hazırlanan şartnameyi, işin yapımı sırasındaki iş ve işlem yöntemlerini ve iş teslimindeki kabulleri belediyede görevli memurların bilgisizce yapmaları, halkın parasının çar çur olmasına sebep olmaktadır. 5531 sayılı kanun ile ahşap ve türevleri ile ilgili imza yetkileri, bu mühendislik birimlerine verilmiş iken henüz kadrolarda yer verilmemesi veya hizmet satın alınmaması sebebiyle ihale ile alınan ürünlerin 3-5 yıl içinde deforme olduğu yukarıdaki resimlerden açıkça görülmektedir. Muadili ürünler 100 yıl yaşayabilirken resmi ihalelerin bu şekilde karşımıza çıkması, görevi kötüye kullanmadır ve en kısa sürede düzeltilmelidir.


Yorumlar (1)

Erol 2 Yıl Önce

Çok önemli ve doğru noktalara parmak basmışsınız. Benzer örneklerin yüzlercesi var bu memlekette. Bu durum sadece Bursa için geçerli değil. Ne yazık ki bunların düzelmesi imkansız gibi. Önce liyakat.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.